Mehter‘in Kızılordu’yla dansı, tarihi bir değişim işareti veriyordu…
Türkiye ile Rusya arasında, yaklaşık 500 yıllık ilişkiler sürecinde, tarihi bir değişim sayılacak önemli bir sanatsal etkinlik gerçekleştirildi. Mehter Takımı ile Kızılordu Korosu, aynı sahnede sanatseverlere unutamayacakları müzik ziyafetleri verdi.
Türkiye Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Rusya Kültür Bakanlığı arasında yapılan anlaşmayla, 2007 yılı Türkiye’de ”Rusya Kültür Yılı”, 2008 yılı ise Rusya’da ”Türk Kültür Yılı” olarak ilan edildi. Rusya, geçen yıl Türkiye’de kültür ve sanat etkinlikleri düzenlerken, bu yıl da Türkiye, başta Moskova olmak üzere Rusya’da kültür ve sanat etkinlikleri düzenledi.
”2008 Rusya’da Türk Kültür Yılı” etkinlikleri çerçevesinde düzenlenen konserin programı, şöyle belirlendi: Kremlin Sarayı’nın 6 bin kişilik salonunda gerçekleşecek konserin, iki ülkenin milli marşlarının söylenmesiyle başlanmasına karar verildi. Mehter Takımı ve Kızılordu Korosu, ”Suzinak Peşrev, Nihavent Longa, Hicaz Hümayun Peşrev, Kutlama, Ceyranım Gel Gel, Genç Osman, Yine Bir Gülnihal, Ceddin Deden ve Kalinka” adlı eserleri birlikte seslendirdi.
Mehter Topluluğu, ”Mehter Vuruyor Marşı, Estergon Kal’ası, Tavas Zeybeği, Ney Taksim – Salat-ı Ümmiye (Sema Grubu ile birlikte) ve Katushya” şarkılarını tek başına dillendirdi. Kızılordu Korosu ise Türkçe solo ”Hekimoğlu”nu dinleyicilere sunuverdi. Kızılordu Kafkas Oyuncuları ve bale ekibi, Karadeniz Halk Oyunları Ekibi’nin de sahne alacağı program, Mehter Takımı ve Kızılordu Korosu’nun ”Kahve Yemenden Gelir” şarkısına yaptığı düet ile sona erdi. Türk Mehter Takımıyla, Rus Kızılordu Korosunun ortak konserleri; sembolik ve psikolojik bir girişim gibi görünse de, aslında bu iki önemli komşu ülkenin, dünya dengelerini etkileyecek stratejik bir değişim ve işbirliği hamlesi olarak okunması gerekirdi.
ABD Senatosu Dış Politika Komitesi Başkan Yardımcısı Richard Lugar itiraf ediyordu:
Putin, Orta Asya’da Batı’yı yeniyordu!
ABD Senatosu Dış Politika Komitesi Başkan Yardımcısı Richard Lugar, Rusya Başbakanı Vladimir Putin’in kişisel diplomatik çabaları ile Avrupa Birliği, NATO ve ABD’yi Orta Asya’da yendiğini söylemişti. Amerikalı senatör yaptığı açıklamada, “Putin bölgeye onlarca kez gitti. Rusya’nın başarısında kendisinin kişisel katkısı büyük. NATO ve AB liderleri bölge ile ilişkilerin gelişiminde hızlı hareket edemedi” diyerek şeytani endişelerini dile getirmişti.
Rusya’nın Orta Asya enerji kaynakları üzerinde yeniden etkili olmasında konjonktürü iyi değerlendirdiği bir gerçekti. ABD’nin Gürcistan savaşında Rusya’ya karşı önemli bir yaptırım uygulayamaması, Irak ve Afganistan işgali ve bölgede istikrarın sağlanamaması, son aylarda tüm dünyayı sarsan ABD kaynaklı finansal krize çare bulamaması nedeniyle Orta Asya ülkelerinin Moskova’nın yanında yer almaya başladığı kaydedilmişti. Nitekim ABD Başkan yardımcısı Dick Cheney Azerbaycan ziyaretinde çok soğuk karşılandığı, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice da Kazakistan’da Amerikalı şirketler için talep ettiği yeni enerji havzaları konusunda olumsuz cevaplar aldığı bilinmekteydi.
Siyonist senatör Lugar; dev enerji kaynaklarına sahip olan Türkmenistan ve Kazakistan’ın Rusya ile bağlarını yeniden kuvvetlendirdiğine dikkat çekerek, “Avrupa’nın ihtiyacı olan enerji kaynaklarının çeşitlenmesi önemli. Türkmen ve Kazak liderlerle gerçekleştirdiğim görüşmelerde Batı ile ilişkileri geliştirmek istediklerini kaydettiler. Ancak bunun gerçekleşmesi için yeterli adım atılmadı. Şimdi de bu iki ülke Moskova ile uzun vadeli enerji anlaşmaları imzaladı.” eleştirisi getirmişti.
Rusya’nın doğalgazda tekel oluşturduğunu, bunu Afrika bölgesi ile de geliştirdiğini ifade eden Lugar: “Almanya Kuzey Akım’la, Yunanistan, Bulgaristan ve Güney Avrupa da Güney Akım’la Rusya’ya daha fazla bağımlı hale geliyor. Çünkü, bu ülkeler enerji sıkıntısı olduğunda Batılı diğer ülkelerin kendilerine destek vermeyeceğini düşünüyor. Rusya ile ilişkileri her zaman iyi tutmak istiyorlar. Bu da önümüzdeki dönemde Rusya’ya bağımlılığın daha da artmasına neden olacak.” Uyarısını yinelemişti.
Orta Asya enerji kaynaklarının alternatif yollarla batı ülkelerine ulaştırılmasını öngören Nabucco doğalgaz boru hattı projesinin başarı şansının giderek zayıfladığına değinen senatör, Avrupa ülkelerini bu konuda birlikte hareket edememekle suçladı. Lugar, “NATO ve AB ülkeleri Nabucco konusunda çabalarını yavaşlattı. NATO’nun ve AB’nin ortak bir enerji politikası olmaması bu ülkelerin çıkarlarına zarar veriyor. Ekonominin can damarı olan enerji kaynakları ile ilgili politikalar dış politikanın birinci önceliği olmalı” demişti.
ABD Başkanının Orta Asya ülkelerine kişisel ziyaret gerçekleştirmesi ve bölge ile daha yakın ilgilenmesi gerektiğine işaret eden senatör, “Jeo-stratejik önemi olan bölge ABD başkanı tarafından ziyaret edilmeli. Başkan Bush koltuğundan ayrılmadan önce bölgeye gitmeli. Yeni başkan da bölge ile temasları sıkı tutmalı” tavsiyelerini önemsemişti. ABD’li Siyonist siyasilerin açıkça söylemediği, ama gizli toplantılarda ısrarla seslendirdiği konu şuydu: “Orta Asya Cumhuriyetlerinde en etkili olabilecek ülke Türkiye’dir. Türkiye ile Rusya’nın işbirliğine gitmesi ise, Batı medeniyetinin ve ABD hakimiyetinin sonu demekti.”
İbrahim Karagül çarpıcı bir başlık atıyordu:’Dünyaya diz çöktürecek’ olay!
“Dünya genelinde birçok liderler, ülke temsilcileri, sanki sözleşmiş gibi, “birkaç ay içinde dünyayı sarsacak bir gelişme olacağı”nı söylerse ne düşünürüz? Hem de bu açıklamalar üç gün içinde ardı ardına yapılıyorsa..
Sözü edilen tehlike, kendi ifadelerine göre, o kadar büyük ki, 11 Eylül saldırılarını gölgede bırakacak. Dünyası sarsacak. Dünya düzenini kökten değiştirecek kadar etkili olacak. Ve bu büyük ihtimalle nükleer bir saldırı olacak.
Avustralya Başbakanı böyle diyor. Aynı şekilde dünya başkentlerinden ardı ardına benzer açıklamalar geliyor. Bazıları bunu “yeni bir 11 Eylül saldırısı” olarak nitelerken, açıklamaların çoğunda kullanılan cümleler çok daha ürkütücü. Bizzat Obama’nın kendisi, McCain, Cheney, Bush, emekli Donald Rumsfeld ve daha niceleri böyle bir saldırı beklediklerine ilişkin açıklamalar zaten yapmışlardı. “Amerika’nın yeni bir 11 Eylül’e ihtiyacı var. Çünkü düşmanı unuttular. Amerikan halkını birleştirmek için bu gerekli” kanaatini açıkça ifade edenler vardı. Ama biz bunları, gelenek haline gelen abartılı paranoyanın sonucu olarak gördük.
Bu seferkiler biraz başka. Şöyle:
İngiltere Başbakanı Gordon Brown’un Güvenlik danışmanı Lord West, “Yeni ve büyük bir hazırlık yapılıyor. Tehdit çok büyük. Önlem amacıyla yapabildiğimiz her şeyi yaptık. Ama tehdit büyümeye devam ediyor” diyor.
Avustralya Başbakanı Kevin Rud: “Nükleer felaketten” söz ediyor ve tehlikenin büyüklüğünün yanında diğer tehditlerin “önemsiz” kalacağını söylüyor.
ABD Dışişleri eski Bakanı Colin Powell: Aynı tehdide işaret eden sözler söylüyor: 21-22 Ocak tarihini işaret ediyor, ama yine de tehdidin niteliği hakkında çok şey bilmediklerini söylüyor.
Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner: Bu açıklamalardan önce, “İran nükleer silah yapma aşamasına gelmeden önce İsrail’in bu ülkeyi vuracağı”nı söylediği hatırlanıyor.
ABD Dışişleri eski Bakanı Madeline Albright: Obama’nın Beyaz Saray’a oturmasıyla yani önümüzdeki aylarda çok ciddi bir uluslararası krizin çıkacağını belirtiyor.
Obama’nın Başkan Yardımcısı Joseph Biden’ın o ünlü sözlerini buraya özellikle eklemek gerekiyor. Çünkü sözü edilen tehditle ilgili en sarih ifadeleri o sarfetti.
“Hazırlıkları yapılan krizin önümüzdeki altı ay içinde ortaya çıkacağını” iddia eden Biden, “işte o zaman Obama’nın toplumsal liderlere ihtiyacı olacağını, ve mecburen Amerikan halkının kabullenemeyeceği kararlar almak zorunda kalacağını, toplum önderlerinin kitleleri yatıştırmasına ihtiyaç duyulacağını” vurguluyor.
Zbigniew Brzezinsky de aynı iddiaları içeren sözleri tekrarlıyor.
Açıklamalar sanki bir koordinasyon çerçevesinde yapıldı izlenimini uyandırıyor. Acaba neden hepsi aynı zamanda benzer açıklamalar yapıyor? Nükleer içerikli olacağı öne sürülen bu büyük tehdit neyi içeriyor? Yoksa kitleler, hükümetler tarafından endişe verici gelişmeler için mi hazırlanıyor?
Başka iddialar da var. Şöyle:
En tehlikeli dönem Obama’nın ilk yılı olacak. Tıpkı Bush gibi. Bush, ilk yılında 11 Eylül saldırısıyla karşılaştı. Ardından İşgaller ve savaşlar patladı. Önleyici saldırı adı altında küresel düzeyde askeri müdahaleler başladı.
Elitler, Obama’nın ilk yılında ekonomik krizi belki de bu amaçla kullanacağını, yani ABD Başkanı’nın Beyaz Saray’a yerleşmesinden sonraki üç ay içinde sözü edilen tehdidin ortaya çıkacağını söylüyor.
Evet, Terör saldırısı ya da nükleer saldırı bekleniyor. Ancak dünya düzenini sarsacak gelişmenin sadece bu saldırı ile sınırlı kalmayacağı düşünülüyor. Sözü edilen büyük tehdit, elitlerin yeni dünya devleti kurmak için en önemli gerekçeleri olacak. Bu yüzden “büyük olay”ın bir plan olabileceği akla geliyor.
Siyonist merkezler daha şimdiden “tek para”, “tek merkez bankası” ve “tek dünya devleti” ifadelerini kullanıyor. ABD ‘de yapılan G-20 toplantısının bu sürecin kapılarını açacağı biliniyor. Bazıları yeni dönemde ABD’nin “egemenliğinin” sorgulanacağını söylüyor.
Yeni Para Sistemi kurulacak: Dünyayı para ile kontrol edenler askeri olarak da kontrol etmeye başlayacak.
Dünya Merkez Bankası kurulacak. Bütün ekonomik sistem bu merkezle kontrol altına alınacak. Sadece para değil, bütün kaynakları da belli bir merkezden yönetmeye başlayacak.
Ve derken: Tek Devlet! Yeni ekonomik düzene bağlı olarak küresel iktidar da tek merkezden oluşacak.
İsrail güdümlü ABD ve Batı krize çözüm bulmak yerine, krizi küresel hegemonya için gerekçe olarak kullanmaya çalışıyor. Dünya çok başkentli bir düzene doğru ilerlerken, siyasi ve ekonomik merkezlerin sayısı çoğalırken Siyonist Batı’nın bu arayışı hiç de iyiye işaret sayılmıyor.
Rüzgarı tersine çevirmek için tek yol var: Dünyayı sarsacak bir ani gelişme bekleniyor. Terör saldırısı mı olur, nükleer saldırı mı olur, bilmiyoruz. Yukarıya aldığım uyarılar işte bu gelişmenin habercisi olabilir.
Ben, gerçekten, “olağan dışı bir dönem”de olduğumuzu hissediyorum…”[1]
İşte Büyük İslam Mutasavvıfı Muhyiddini Arabiden etkilenen Nostradamus’un internet sayfasında yer alan yorumları da aynı gelişmelere işaret ediyordu:
Dünya Ticaret Merkezinin yıkılması, insanlığı felakete sürükleyecek ve 25 yıl sürecek savaşının başlangıcıdır. İlk kurban, tamamen haritadan silinecek olan İsrail olacaktır.
Savaş hemen başlamayacak. Batı, 2003’e kadar barışı koruyacak. Bu arada Arap (İslam) alemi Hıristiyanlık karşıtı bir Mesih’in (Hz. Mehdinin M.Ç.) çağrısı ile toplanmaya başlayacaktır.
Bir peygamber olduğunu iddia eden Mesih, (Peygamberin temsilcisi ve takipçisi olan Mehdi. M.Ç.) diğer İslam liderlerinin yapamadığını yapacak. Tüm Arapları (İslam Dünyasını) birleştirecek (adımlar atacak). Aynı zamanda, Rusya’yı batıya karşı mücadelesine katılmaya ikna edecek. Bunu başarabilmek için Rusya’nın büyük ekonomik sorunlarını Araplar finanse edecek.
2008 ve sonrasında Ruslar ani bir saldırı ile Akdeniz’deki batı kuvvetlerini etkisiz hale getirecekler. Nükleer bir füze, White House’u (Beyaz Sarayı) yok edecek ve Amerikan başkanını öldürecek. Bu 3. Dünya Savaşı’nın başlangıcı olacak.
2011 geldiğinde İngiltere dahil, Avrupa’nın büyük bir bölümü istila edilmiş olacak.
Bu sırada, ahlaksız ve kötü niyetli papaların iktidarı ile altı oyulmuş olan Katolik Kilisesi çökecek. Bu olayla birlikte, batı güçleri toparlanmaya ve karşı saldırıya geçmeye başlayacak. Buna karşın Arap Mesih, (Müslüman Lider! Mehdi M.Ç) bu sefer de Çin ile anlaşarak, 4 yıllık bir ateşkesten sonra, yeniden savaşı başlatacak.
İslam kuvvetleri yine Avrupa’yı işgal edecek. Bu sefer, Batı daha kararlı karşılık verecek.
“Dünyanın normale dönmesi yavaş ve acılı olacak”
Putin: “İslam Barış Dinidir.” Diyor ve İslam Konferansına katılıyordu:
Çeçenistan’ın kalbi olarak tarif edilen ve eski devlet başkanı Ahmet Kadirov’un adı verilen 10 bin kişilik caminin başkent Grozni’deki açılışına Putin de iştirak etmişti. Açılıştan önceki akşam camiyi ziyaret eden Rusya Başbakanı Vladimir Putin, “bu camii ile sadece Çeçenistan vatandaşları değil, bütün Rusya Müslümanları gurur duymalı. Ülkenin Müslümanları için güzel bir hediye” “Dinler arası iletişim ve işbirliği büyük önem taşıyor. Özellikle de içinde birçok dinleri ve milletleri barındıran bizim ülke için” demişti.
Cami açılışı ile birlikte yapılan ‘İslam Barış Dini’ adlı konferans hakkında da açıklamalarda bulunan Putin, “bu güzel bir çalışma olmuş. Cami açılışı ile birlikte böyle bir konferans yapılması yerinde bir girişimdir. İslam barış dinidir. Bu konferansla tüm dünyaya iletilen güzel bir mesaj vardır: Artık İslam dünyasıyla dayanışmak, birlikte kalkınarak barış ve huzura ulaşmak, tarihi bir görevdir.
Venezuela, Rusya’dan yeni silahlar alıyor ve ortak nükleer çalışmalar başlatıyordu:
Bu arada, Venezuela, Rusya’dan yeni silahlar alacağını bildirmişti. Bu silahlar arasında zırhlı personel taşıyıcılar, tanklar da vardı. Venezuela, bu silahlarla ordusunda eskimiş askeri araçları yenilemeyi ve savunma kapasitesini arttırmayı hedeflemişti.
Stratejik Operasyonlar Komutanlığı’nın başındaki General Jesus Gonzalez, 100’le 500 arasında tank alabileceklerini, bunun görüşmelere göre netlik kazanacağını söylemişti. General, Rusya silah ihracat kurumunun başkan yardımcısı İgor Sevastyanov’un ülkeye çok sayıda BMP-3 zırhlı peersonel taşıyıcı ihraç edecekleri açıklamasını da teyit etmişti.
Rusya’yla Venezuela arasında ilişkiler hızla gelişmişti. 2005’te iki ülke 4,4 milyar dolarlık silah satış anlaşması imzaladığı bilinmekteydi. ABD, Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez’in cesur Amerikan karşıtı tutumundan dolayı bu anlaşmalar onlara tedirginlik vermekteydi. Gonzales ise iki ülke arasında dostluğun pekişmesinden kimsenin rahatsız olmaması gerektiğini söyleyerek: “Güvenlik ve savunmamız uçak, helikopter ve tank almamızı gerektiriyor. Fransız AMX tanklarını biz 30 sene önce almıştık. Bunlar oldukça yaşlandı.
Keza İngiltere’den aldığımız Scorpio tankları da çok yaşlı. Rusya’dan T-62 tankları ve diğer tanklar alacağız” demekteydi. Venezuela’nın daha önce de Rusya’dan 24 Sukhoi savaş uçağı, 50 helikopter ve 100 bin kalaşnikof aldığı belirtilmişti. İki ülke nükleer iş birliğine de girişmişti. Rusya ve Venezuela Karayipler’de ortak deniz tatbikatı da gerçekleşmişti.
Venezuela ve Çin yeni işbirliği anlaşmaları imzalıyordu!
Çin Cumhurbaşkanı Hu Jintao’nun davetlisi olarak 23-25 Eylül günlerinde Çin’i ziyaret eden Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez, bir dizi enerji anlaşması imzalıyordu. Hu Jintao, Venezuela’yla birlikte Güney İşbirliği’ni geliştireceklerini, kalkınmakta olan ülkelerin meşru hak ve çıkarlarını koruyacaklarını ifade ediyordu. Chavez de Venezuela’nın Çin’le siyasi ilişkileri güçlendirerek ve işbirliğini genişleterek, ikili ilişkileri yeni bir düzeye taşımaya hazır olduğunu belirtti. Çin’e yapacakları petrol ihracatının 2012 yılına kadar üç kat artarak, günde bir milyon varil düzeyine ulaşabileceğini söyleyen Chavez, “Dünya bir enerji krizine girerken, biz yatırım yapmaya devam ediyoruz” diyordu.
Dünyanın en büyük petrol ihracatçılarından Venezuela, petrol ihracatında ABD’ye bağımlılığını azaltmak için yeni pazarlar arıyordu. Chavez, ülkesindeki ham petrolü işlemek için üç yeni petrol rafinerisi inşa etmeyi de planlıyordu. Özetle Türkiye-Rusya, Venezuela-Rusya, Çin-Venezuela, Türkiye-Pakistan, Çin ve İran yakınlaşması ve tarihi işbirliği anlaşmaları, artık emperyalizmin yıkılışını ve yeni bir dünyanın yaklaştığını müjdeliyordu. Bu arada Libya Lideri Kaddafi’nin tarihi Rusya ziyaretinin; petrol, doğalgaz ve nükleer santral işbirliği sözleşmesinin oldukça önemsenmesi gerekiyordu. Ve yine Rusya’nın inisiyatifiyle Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev ile Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan Moskova’da bir araya gelip, Yukarı Karabağ sorununun barışçıl çözümü için bir deklarasyon imzalamaları, artık Kafkasya’nın ABD ve İsrail güdümünden çıktığını gösteriyordu.
Pakistan’dan Amerika’ya uyarı geliyordu!
Gilani, yeni ABD başkanının Pakistan’ın Afgan sınırı yakınına füze saldırılarını durdurması, yoksa ülkedeki gerillalarla mücadele çabalarında başarısız olma riskini göze alması gerektiğini belirtti.
Pakistan Başbakanı Yusuf Rıza Gilani, yeni ABD başkanının Pakistan’ın Afgan sınırı yakınına füze saldırılarını durdurması, yoksa ülkedeki gerillalarla mücadele çabalarında başarısız olma riskini göze alması gerektiğini belirtti. Gilani, yaptığı açıklamada, saldırıların, Pakistan’ın gerillalarla mücadele çabalarını boşa çıkarabileceğini kaydederek, ‘’Amerika’nın yeni başkanının kim olacağı önemli değil. Eğer Pakistan’ın bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne saygı göstermezse Amerikan ve Batı karşıtı görüşlere neden olacaktır” dedi.
ABD’nin, ülkesinin ordusu ile istihbarat paylaşması ve işbirliği yapması gerektiğini söyleyen Gilani, ‘’Hem bize güvenmeliler, hem de bizimle çalışmalılar” diye konuştu. Ülkeyi ziyaret eden Amerikalı General David Petraeus’u saldırıların olumsuz sonuçları konusunda uyardığında generalin ‘’ikna olmuş” göründüğünü anlatan Gilani, ancak saldırıların yakın zamanda sona ereceğine dair güvence almadığını ifade etti.
ABD, son iki ay içinde Pakistan’ın Afganistan sınırı yakınında en az 17 saldırı düzenledi.
ABD: “Pakistan’ın uyarısını dikkate alacağız” diyerek geri adım atıyordu!
ABD Merkez Kuvvetler Komutanı Orgeneral David Petraeus, Pakistan’ın füze saldırılarının durdurulması konusundaki eleştirilerini dikkate alacağını söyledi.
Yeni görevinin ardından çıktığı ilk dış gezi kapsamında, aralarında Savunma Bakanı Ahmet Muhtar ve Genelkurmay Başkanı Eşref Pervez Kayani’nin de bulunduğu bazı üst düzey Pakistanlı yetkililerle görüşen Orgeneral Petraeus, ilk günkü görüşmelerini CNN’e değerlendirdi.
Petraeus, “Konuştuğumuz yetkililerin her birinden, bazıları oldukça net olan mesajlar aldık. Bu mesajları değerlendirmeye alacağız” diye konuştu. Petraeus, görüşmelerde “olması gerektiği gibi açık sözlü ve dobra bir tavrın” hakim olduğunu da belirtti. Pakistan Petraeus’u, Amerikan karşıtı düşünceleri alevlendireceğini belirterek saldırıların durdurulması konusunda uyarı vermişti.
Tayvan ile Çin arasında tarihi anlaşma yapılıyordu
Tayvan ve Çin, aralarında onlarca yıldır devam eden husumeti bir kenara bırakarak anlaşma imzalamıştı. İki ülke, son zamanlarda başlatılan karşılıklı uçak seferlerinin yaygınlaştırılması ve deniz ticaretinin kolaylaştırılması konularında anlaşmıştı.
İki taraf arasında ilişkilerde son zamanlarda büyük düzelmeler yaşanmıştı. Taraflar, her 6 ayda bir üst düzey görüşmeler yapılmasını da kararlaştırmıştı. Sonraki görüşmede iki taraf arasında yakın mali bağlar kurulması üzerinde anlaşmaya varılmıştı.
Anlaşma Çinli başmüzakereci Chen Yunlin ve Tayvanlı muhatabı Chiang Pin-kung tarafından imzalanmıştı. Yunlin’in Tayvan ziyareti, 60 senedir Çin’den Tayvan’a yapılan en üst düzey ziyaret olmaktaydı.
Oysa ABD, Çin ve Tayvanı kapıştırmak için ne senaryolar hazırlamıştı. Şimdi hepsi boşa çıkmıştı.
Çin’le ilişkiler, Tayvan’da Ma Ying-jeou’nun devlet başkanlığına gelişi sonrasında hız kazanmıştı. Bağımsızlık yolunda adım atmayı durduran fakat Çin’le birleşmeye de karşı olan Ma, Çin’le yakın ilişkiler kurulmasını savunmaktaydı.
Tayvan, iç savaş sonrasında 1949 senesinde Çin’den ayrılmıştı. Çin, Tayvan’ı ülke topraklarının bir parçası olarak kabul ediyor ve bağımsızlık teşebbüslerine karşı savaş tehdidinde bulunuyordu.
ABD ve Rusya Nükleer Konusunda Uzlaşamıyordu
ABD ile Rusya arasında nükleer silahlar konusunda yeni bir anlaşmaya varılması amacıyla Cenevre’de Amerikan heyetinin açıklamasında, tarafların uzlaşmaya varamadan görüşmeden ayrıldıkları belirtildi. Görüşmelere Belarus, Ukrayna ve Kazakistan da katılmıştı.
Açıklamada, Nükleer Silahların Azaltılması Anlaşması (START) uyarınca Cenevre’deki görüşmede karar alınmasının zorunlu olmadığı ve 5 ülkenin konuyu incelemeyi sürdürdüğü vurgulandı.
ABD ve Rusya’nın kıtalar arası füzeleri başta olmak üzere nükleer silahlarını sınırlayan 1991 tarihli START anlaşmasının süresi 2009 yılının sonunda dolacaktı.
Silahların kontrolü ve uluslar arası güvenlik işlerinden sorumlu ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Vekili John Rood, Cenevre’deki toplantıdan önce START‘dan sonraki süreç için yeni bir öneri metnini Moskova’ya gönderdiklerini açıklamıştı.
Moskova, ABD’nin doğu Avrupa’daki füze kalkanı planından büyük endişe duyuyor ve bunun kendisine karşı olduğunu savunuyordu. Washington da füze kalkanının Rusya’ya karşı değil, “şer ekseni” diye adlandırdıkları İran ve Kuzey Kore gibi ülkelere karşı olduğunu öne sürüyor.
İşte bütün bu tarihi gelişmeler sürecinde, Türkiye ile Rusya’nın sessiz ve derinden ilişkileri, Siyonist cephede tedirginlik izleniyor, ama engel olunamıyordu.
[1] http://yenisafak.com.tr

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
Allah (CC) Kur'an-ı Kerimde şöyle buyurmaktadır! “Şeytan'ın sizin gerçekten apaçık bir düşmanınız olduğunu söylememiş miydim?"…
Bu reçeteleri bizlerin anlayabileceği şekilde şiir haline getiren muhterem Üstadımızdan Allah razı olsun.. Katmanlarını kavrayabilmeyi,…
Milletimizin artık bu Suriye yalanlarına kanmaması gerekiyordu. Şara'nın gelişinin ilk gününden bu yana sürekli olarak…
ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYA MUTLAKA KURULACAKTIR. "Feth-i Mübin gerçekleşecek!.. Eğer sana, ‘bunlar hayal,…
Hakk; değişmeyen, dönüşmeyen, özelliğini ve güzelliğini yitirmeyen doğrular ve değerler anlamını taşır. Bunlar, her zaman…
Şara yönetimindeki Suriye’nin Erdoğan Türkiyesi’nin değil, İsrail ve ABD’nin güdümünde yol alması ve elimizden kaymasını, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gazze’ye konteyner…
ÜLKEMİZİN ACİLEN MİLLİ MÜTABAKATA İHTİYACI VARDI! Erbakan Hocamız iktidar ortağıyken 11 ay boyunca bir Filistinli…
Zafer sırrı inançta, sanma ki tankta imiş!.. "Bizim inancımızın ve davamızın %90'ı ahiret hazırlığı ve…
Yıkılışı görenler altında kalmamak için ben demiştim demeye getiriyorlar. Gerçi ne derlerse desinler o yıkıntının…
Kendi yapacakları melanetlere, Aziz Erbakan Hocamızın ismini kullanarak millet nezdinde meşruiyet kazandırma çabasına girişmeleri; asıl…