ERDOĞAN İKTİDARININ;
ZARARI MI ÇOKTU, YARARI MI?
PKK’dan ‘Lozan’ Adımı ve Sevr’i Hortlatma Hazırlığı
PKK-KCK’nın Avrupa’daki elebaşlarından Zübeyir Aydar, “Ortadoğu’da değişen dengelerle birlikte Lozan Antlaşması’nın artık anlamını yitirdiğini” ileri sürerek, “Yeni bir anlaşma, yeni bir sözleşme istiyoruz” küstahlığına kalkışmıştı. 26 Temmuz 2025’te Lozan’da düzenleyecekleri yürüyüş ve mitinge çağrı yapan Aydar, gelinen süreçle beraber bu yıl dönümünün diğerlerinden farklı bir nitelik taşıdığını belirterek, “Muhtemelen haritalar değişebilir, Ortadoğu’da sistem ve statüler dönüşebilir” ifadelerini kullanmıştı. Uluslararası güçlerin de tâbi olduğu bir anlaşmaya olumlu yaklaşan Aydar, “Kürtlerin de içinde yer aldığı yeni bir statüko istiyoruz ve Lozan’ın kapandığını ilan ediyoruz!” diyerek Sevr hazırlığına ve Türkiye’de özerk Kürdistan kurulmasına başlamışlardı.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Ulusal Kurtuluş Savaşı’ndan sonra “varoluş” belgesi olan Lozan Antlaşması; 103 yıl önce 24 Temmuz 1923’te İsviçre’nin Lozan kentinde imzalanmıştı. Şimdi sözde Terörsüz Türkiye kılıfıyla, terör örgütü PKK ile yeni açılım süreci sürerken, örgüt Lozan Antlaşması’nın yıl dönümü nedeniyle Lozan’da bir yürüyüş ve miting yapma hazırlığındaydı.
DSG’nin: “Silahlarımızı Teslim Etmeyi Reddediyoruz!” Açıklaması
Demokratik Suriye Güçleri (DSG), silah bırakacaklarına dair çıkan haberleri yalanlamıştı. Sözcü Ebcer Davud, Suriye ordusuna katılmaları için 30 günlük bir takvim belirlendiği ve silahlarını teslim edecekleri yönündeki iddiaları reddedip yalanlamıştı. DSG Sözcüsü Ebcer Davud, Şarku’l Avsat gazetesine yaptığı açıklamada, bölgede artan şiddet ve IŞİD tehdidi nedeniyle silahlarını teslim etmenin şu aşamada mümkün olmadığını hatırlatmıştı.
Barrack’ın: “Güçlü Ulus Devletler, İsrail’e Tehdittir” Küstahlığı!
ABD Ankara Büyükelçisi ve Suriye Temsilcisi Barrack, “Güçlü ulus devletler İsrail için tehdittir. Özellikle Arap devletleri, İsrail’e bir tehdit olarak görülür” diyerek İsrail’in parçalanmış bir Suriye’yi tercih edeceğini vurgulamıştı. Tom Barrack, Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta ABD merkezli Associated Press (AP) haber ajansına verdiği özel mülakatta, Suriye’deki çatışmalar ve İsrail’in saldırılarına dair açıklamalar yapmıştı.
‘İsrail’in saldırısında ABD’nin sorumluluğu yok’ iddiası
İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırılarına ABD’nin müdahil olmadığını savunan Barrack, “ABD’ye sorulmadı, o kararda ABD’nin katılımı yok, İsrail’in kendi meşru müdafaası için olduğunu düşündüğü meselelerde ABD’nin sorumluluğu yok” diyerek ABD münafıklığını ortaya koymuşlardı.
Oysa bölgedeki tek ulus devlet Türkiye olmaktaydı. Yani Barrack “İsrail için asıl tehdit Türkiye’dir!” demeye çalışmıştı.
İsrail’in Necis Meclisinde Batı Şeria’nın İlhakı Onaylanmıştı!
İsrail meclisi, Batı Şeria’nın ilhakını öngören tasarıyı oylamış; 71 Milletvekili ‘evet’, 13 Milletvekili ise ‘hayır’ oyu kullanmıştı. Filistin yetkilileri ise, oylamanın ülkenin geleceği için tehdit olduğunu hatırlatmıştı.
İsrail meclisinde Batı Şeria’nın ilhakını öngören tasarının oylandığı oturumda; 120 Milletvekilinden 71’i “evet” derken, 13’ü “hayır” oyu kullanmıştı. 37 Milletvekili ise çekimser kalmıştı. Yani Siyonist İsrail Meclisi’nin (daha doğrusu Terör Şebekesinin) sadece %10’u bu vahşet ve dehşete karşı çıkarken %90’ı Kuduz Netanyahu’nun çılgınlık ve barbarlıklarına destek oluyorlardı!..
İsrail’in Gözü 4 Trilyon Dolarlık Gazze Gazındaydı
Gazze Denizi’nin 30 trilyon metreküp doğal gaz barındırdığı ve getirisinin 4 trilyon dolar olacağı tahminleri konuşulmaktaydı. Filistin halkının kendi hakları olan Gazze Denizi sahasını kullanabilmesi, Filistinlileri dış yardıma bağımlı olmaktan kurtaracaktı. Uzmanlara göre İsrail’in burada hiçbir yasal hakkı bulunmamaktaydı.
Projede yer alan bir uzman ve Filistin’in kullanılmayan gaz rezervleri üzerine yeni bir kitabın yazarı olan Michael Barron‘a göre, Filistin’in egemen bir devlet olarak uluslararası alanda tanınması, Gazze Denizi doğal gaz sahasını geliştirme hakkını çevreleyen yasal belirsizlikleri de çözmüş olacaktı. İngiliz The Guardian gazetesine konuşan Barron, bölgenin yaklaşık 30 trilyon metreküp doğal gaz barındırdığını ve bunun getirisinin 4 trilyon dolar olacağını vurgulamıştı.
Irak Petrol Boru Hattı Anlaşması İptal Edildi: Türkiye’ye 1 Milyar Dolarlık Fatura Çıkarıldı!
Türkiye ile Irak arasındaki 50 yıllık petrol boru hattı anlaşması Cumhurbaşkanlığı kararıyla sona erdirilip askıya alınmıştı. Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz, bu kararın ardında yatan milyar dolarlık ceza krizine ilişkin, “1 milyar dolarlık cezayı, cezaya sebep olan AKP’li beceriksiz yöneticiler ödesin” ifadelerini kullanmıştı.
Deniz Yavuzyılmaz, AKP’nin; 1973 yılında Irak ile yapılan 50 yıllık ham petrol boru hattı anlaşmasından çekilme kararına karşı çıkarak, Uluslararası Tahkim Mahkemesi’nin Türkiye’ye verdiği 1 milyar dolarlık cezanın siyasi sorumluluğunun AKP yönetiminde olduğunu vurgulamıştı.
Daha önce “Irak’ı asla parçalatmayız!” havaları atan, sonra İsrail Güdümlü Barzanistan’ı tanıyıp Irak’ı fiilen parçalatan Erdoğan iktidarı, şimdi Irak Merkezi yönetimle Kürt yönetimi arasında sıkışıp kalmıştı.
Çelik Kubbe’ye Güç Katacak 5 Yeni Ürün İlk Kez Tanıtılmıştı.
İstanbul IDEF 2025 Fuarı’nda ASELSAN’ın 5 yeni ürünü ilk kez tanıtılmıştı. Türkiye’nin Çelik Kubbe Sistemine güç katacak ürünlerin isimleri Göktan, Ejderha, Koral 200, Gürz ve Turan olmaktaydı. “Oyun değiştirici harp sistemleri” lansmanında ASELSAN’ın 5 yeni ürünü elbette göğsümüzü kabartmıştı. ASELSAN Genel Müdürü Ahmet Akyol; Göktan, Ejderha, Koral 200, Gürz ve Turan’ın %100 yerli ve milli olduğunu vurgulamıştı. Akyol, Ejderha sisteminin elektromanyetik tehditleri, kamikaze dronları geleneksel yöntemlerle değil, yeni bir anlayışla bertaraf ettiğini hatırlatmıştı.
Yeni sistemler hakkında konuşan Ahmet Akyol 5 yeni sistemi kısaca şöyle tanıtmıştı:
GÖKTAN
Karadan karaya atılan, yüksek hassasiyete sahip güdümlü mühimmat sistemidir. Hedefleri nokta atışıyla vurmak üzere geliştirilmiştir.
EJDERHA
Yüksek teknolojiye sahip elektromanyetik dron önleyicidir. Özellikle mini ve mikro dron tehditlerine karşı etkili bir savunma sistemidir.
KORAL 200
Elektronik harp sistemidir. Düşman radarlarını kör ederek, hava araçlarının güvenli biçimde görev yapmasını sağlayıp, Türkiye’nin elektronik savaş kabiliyetini ileri seviyeye yükseltmiştir. Ayrıca düşman hava savunma sistemlerinin radarlarını kör etmektedir. Yaşanan saha deneyimleri sonrası geliştirilmiş bir yeni sistemdir.
GÜRZ
İnsansız hava savunma sistemidir. Otonom yapısıyla hava tehditlerine karşı hızlı ve etkin müdahale imkânı vermektedir.
TURAN
Yüksek hızlı ve kesintisiz iletişim sağlayan gelişmiş bir haberleşme omurgası yerindedir. “Çelik Kubbe” konseptinin temel yapı taşlarından birisidir.
Ve asıl “Tayfun Blok 4” Füzesi umutlarımızı artırmıştı!
Erbakan Hoca’nın kurduğu ROKETSAN tarafından, yerli ve Milli imkânlarla hazırlanan ve Hipersonik Füze olarak tanıtılan Tayfun Blok 4 balistik füzesi ise, hepimizi gururlandırmıştı. Ancak Erbakan Hocamızın hiçbir ilgili ve yetkili tarafından bir kez olsun minnet ve şükranla anılmaması ise nankörlüğün daniskasıydı!..
İşte Erbakan Hocamızın Kurduğu Savunma Sanayii Fabrikaları
TUSAŞ (Türk Uçak Sanayi Anonim Şirketi)
TÜMOSAN (Türk Motor Sanayi)
TAKSAN (Takım Tezgâhları Sanayi)
TEMSAN (Türkiye Elektromekanik Sanayi)
ASELSAN (Askeri Elektronik Sanayi)
ROKETSAN (Elmadağı Roket Üretim Sanayi)
MKE (Makine Kimya Endüstrisine bağlı)
– Kırıkkale Mühimmat Fabrikası
– Ankara Gazi Fişek Fabrikası
– Kırıkkale (Namlu, Düğme) Çelik Fabrikası
– Silah ve Tüfek Fabrikası
– Kırıkkale Top ve Otomobil Parçaları Fabrikası
TESTAŞ (Türkiye Elektronik Sanayi)
TESTAŞ TESİSLERİ;
– Elektronik Sanayi Üretimi
– Aydın Tesisleri
– Erzurum Tesisleri
– Pasinler Tesisleri
– Kondansatör Tesisleri
– Elektromekanik Devre Elementleri
– Numerik Kontrollü Tezgâh Tesisleri
– Askeri Telsiz Üretimleri
– Otomatik Telefon Santral Üretimleri[1]
Maalesef Siyonist İsrail’e silah sağlayan firmalar da çağrılmıştı!
Gazze’deki Siyonist soykırıma destek sunan firmaların IDEF 2025’e katılımı için Filistin eylem komitesi “Bu tavır, soykırımı pazarlama ve meşrulaştırma amaçlıdır!” uyarısı yapmıştı. Zaten Baykar’ın ortaklık kurduğu İtalyan savunma şirketi LEONARDO İsrail’le silah ticareti yapıyordu. Hatta Siyonistlerle gizli ortaklığı tartışılıyordu.
“Katil İsrail, İşbirlikçi Erdoğan” Sloganına 16 Gözaltı
Filistin Eylem Komitesi, İstanbul’daki IDEF 2025 Savunma Sanayi Fuarı’nda İsrail’e silah sağlayan şirketlere yer verilmesini protesto etmekte haklıydı. Eylemin ardından polis 16 kişiyi “yoldan, metrobüsten ve evlere yapılan baskınlarla” gözaltına almışlardı. Gerekçe, Cumhurbaşkanına hakaret sayılmıştı. Eylemde, “Nehirden denize özgür Filistin”, “Filistin halkı yalnız değildir”, “Filistin’e özgürlük, İsrail’e boykot”, “Soykırımcı sermaye İstanbul’dan defol”, “Katil İsrail, işbirlikçi AKP” sloganları atılmıştı. Polis, bazı sloganlar için eylemcilere uyarı anonsu yapmıştı.
Baykar’ın Azerbaycan’la Ortak Savunma Ağı
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki savunma iş birliği, IDEF-2025 Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı kapsamında atılan stratejik imzayla yeni bir boyuta taşınmıştı. Azerbaycan Savunma Bakanlığı ile Türk savunma teknolojileri firması Baykar, “Lojistik Destek ve Satış Anlaşması” imzalayarak, iki ülke arasındaki askeri teknoloji ortaklığını daha ileri taşımışlardı. Anlaşma, Milli Savunma Bakanlığı himayesinde İstanbul’da düzenlenen IDEF-2025 Fuarı’nın en dikkat çeken gelişmelerinden biri sayılmıştı.
İyi de İlham Aliyev’in, Azerbaycan’ın petrolü dahil, tüm imkânlarını Kuduz İsrail’in emrine verdiğini bilmeyen kalmış mıydı?
Baykar’ın ortak girişim kurduğu Leonardo’nun İsrail bağlantıları
Hatırlayınız; Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan’ın 29 Nisan 2025’te Roma’da İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’ye gerçekleştirdiği ziyarette, Baykar Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar ve Leonardo CEO’su Roberto Cingolani bir protokol imzalamıştı. İtalya’da çok sayıda sendikanın katıldığı ve ağırlıkla ulaşım sektöründe etkisi hissedilen ulusal grev sırasında, işçi sendikaları konfederasyonu USB, Roma, Floransa, Napoli gibi birçok kentte Leonardo binalarının önünde eylem yapmışlardı. Sendika; Leonardo şirketini, “Gazze’deki soykırıma suç ortaklığıyla” suçlamıştı.
İşte Baykar ile Leonardo, Paris’teki havacılık fuarında bir ortak girişime imza atmışlardı. 16 Haziran 2025’te imzası atılan ortak girişim sonrası Türkiye’de sosyal medyada, basında ve muhalefet kanadında tepkiler yoğunlaşmıştı. Hatta Gelecek Partisi Genel Başkanı, “Her zaman gururla desteklediğimiz Baykar’ın, İsrail’in ölüm makinelerinin tedarikçisi Leonardo ile bu ortamda bir anlaşma imzalaması, hamaset ile işbirlikçilik arasında gidip gelen riyakâr politikanın bir yansımasıdır” ifadelerini kullanmıştı.
Çin de dolaylı şekilde Gazze katliamına katılmıştı!
İsrail gazetesi Globes, İsrail ordusunun Çin yapımı binlerce İHA siparişi verdiğini ve bu araçların başta keşif amaçlı kullanılsa da zamanla ölümcül silahlara dönüştürüldüğünü yazmıştı. İsrail merkezli +972 dergisi ile Local Call tarafından yayımlanan kapsamlı soruşturmada ise, Çin yapımı ticari İHA’ların sivilleri hedef almak amacıyla silahlandırıldığını vurgulamışlardı.
Çin Dronuyla Bisikletli Çocuğa Saldırı İtirafı
İddialar, Gazze’de görev yapan yedi asker ve subayla yapılan görüşmelere dayanmaktaydı. Çin yapımı EVO model dronların manuel olarak kullanıldığı ve çocuklar dahil sivillerin kasıtlı olarak hedef alındığı hatırlatılmıştı.
Soykırımdaki Çin Katkısı Görüntüyle Kanıtlanmıştı!
Ayrıca Filistinli gazeteci Yunus Tairavi, Çin’e ait EVO modeli bir dronun el bombası attığına dair görüntüler yayımlamıştı. Saldırı, Gazze’nin kuzeyindeki Netzarim Koridoru’nda yapılmıştı. Görüntülerde, kumanda ekranında “Demir Top Atıcı Cihazı” ibaresi yer almıştı.[2]
Evet, küfür tek milletti… ÇİN de Kuduz İsrail’in tarafındaydı!
Şimdi soruyoruz: AKP Türkiyesi, İsrail’e Karşı Eylem Planını Neden İmzalamamıştı?
Türkiye, Temmuz 2025’te Lahey Grubu’nun İsrail’e karşı uygulanacak yaptırımları içeren altı maddelik Eylem Planı’nı imzalamamıştı.
Lahey Grubu Ne Amaçlıydı?
Güney Afrika, İsrail’e karşı Aralık 2023’te Uluslararası Adalet Divanı’nda “soykırım” davası açmıştı. Lahey Grubu, 31 Ocak 2025’te Uluslararası Adalet Divanı’nın İsrail’e karşı aldığı kararların uygulanması amacıyla yola çıkmıştı. Grubun kurucu üyeleri; Güney Afrika, Malezya, Namibya, Kolombiya, Bolivya, Şili, Senegal, Honduras ve Belize’ydi.
Lahey Grubu, 15-16 Temmuz 2025’te Kolombiya’nın başkenti Bogota’da olağanüstü gündemle toplanmıştı.
Bogota Acil Durum Konferansı’na, kurucu üyelerin daveti üzerine Türkiye dahil 30 ülkenin temsilcileri de katılmıştı. Türkiye’den konferansa, Dışişleri Bakan Yardımcısı Levent Gümrükçü katılmıştı.
Eylem Planı’nda kimler vardı?
Konferans sonrası yayımlanan ortak bildiride İsrail kınanmış, altı maddelik somut bir eylem planı da imzaya açılmıştı. Otuz ülkeden sadece 12’si (Bolivya, Kolombiya, Küba, Endonezya, Irak, Libya, Malezya, Namibya, Nikaragua, Umman, Saint Vincent ve Grenadinler ve Güney Afrika) eylem planını imzalamıştı.
Eylem Planı’nda İsrail’e karşı şu önlemler yer almıştı:
• İsrail’e silah, mühimmat, askeri alanda kullanılacak yakıt ve çift kullanımlı ürünlerin gönderilmesinin tümüyle engellenmesi,
• İsrail’e silah ya da mühimmat taşıyan gemiler, bandırası ne olursa olsun limanlara sokulmaması, yakıt ya da herhangi bir hizmet verilmemesi,
• İmzacı ülkelerin bandırasındaki yük gemilerinin İsrail’e hiçbir şekilde askeri malzeme, yakıt ya da çift kullanımlı malzeme taşımaması; taşıyan gemilerin bandıralarının iptal edilmesi,
• İmzacı tüm ülkelerin İsrail’le halihazırda yürürlükte olan tüm kamu anlaşmalarını gözden geçirmesi, gerektiğinde iptal etmesi,
• İmzacı ülkelerin, uluslararası hukuk kuruluşlarının İsrail hakkında aldığı ceza ve yaptırım kararlarının tam olarak yerine getirilmesi,
• İmzacı ülkelerin, işgal altındaki Filistin topraklarında suç işleyenlerin kendi mahkemelerinde de ceza alabilmelerini sağlamak için hukuk sistemlerinde gerekli değişiklikleri yapması gerektiği…
İsrail’in bölgedeki en önemli müttefiki Azerbaycan’ın, Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı üzerinden İsrail’e petrol satışına devam ettiği bilinmekteydi. Ankara’nın reddettiği bir diğer iddia da bazı üçüncü taraflar üzerinden İsrail’e çelik satışının devam ettiği meselesiydi.
Zengezur Koridoru’nun ABD Şirketine Devredilmesini Teklif Eden Hain Kim Olaydı?
Erivan yönetimi, Nahçıvan’a uzanacak Zengezur hattının işletmesini bir Amerikan firmasına bırakmayı prensipte kabul ettiğini açıklamıştı. Koridorun “Trump Köprüsü” adıyla hayata geçmesi tasarlanmıştı. Türkiye’nin (AKP hükümetinin) önerdiği model resmen masadaydı!? İspanyol haber sitesi Periodista Digital ve Operative Media’nın geçtiği bilgilere göre, Ermenistan hükümeti, Azerbaycan’ın ana kara parçasını Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti’ne bağlayacak Zengezur Koridoru’nu bir Amerikan şirketine devretmeyi kabul ettiğini duyurmuşlardı.
“Trump Köprüsü” adıyla 42 kilometrelik hat planlanmıştı!
Gizli mutabakata dayandırılan bilgilere göre, koridorun uzunluğu 42 kilometre olacak ve “Trump Köprüsü” adıyla anılacaktı. Söz konusu koridor, Sünik (Zengezur) bölgesi üzerinden geçerek Azerbaycan’ın batı topraklarını Nahçıvan’a bağlayacak şekilde tasarlanmıştı. Turkiyegazetesi.com.tr ulaştığı gizli mutabakat metnine göre, Azerbaycan’ın ana karası ile Nahçıvan’ı birbirine bağlayacak Zengezur Koridoru’nun işletmesinin, yaklaşık 1000 kişilik özel bir Amerikan askeri şirketine devredilmesi planlanmıştı. Şirket, sahada güç kullanma yetkisine de sahip olacaktı.
Ermenistan, Azerbaycan ve Amerika Birleşik Devletleri arasında imzalanan mutabakat zaptı, üç ülkede de resmen onaylanmıştı. Ermenistan, koridor üzerinden elde edilen gelirin yalnızca %30’unu alacaktı. Geriye kalan %70’lik payın nasıl dağıtılacağı kamuoyuna açıklanmamıştı. Mutabakata göre, Ermenistan topraklarında Amerikan askeri varlığı konuşlanacaktı. Ancak bu güçler, resmi Amerikan ordusu değil, özel askeri şirket mensupları olacaktı.[3]
İran sınırında ABD etkisi artacaktı!
Mutabakat metninde, Zengezur Koridoru güzergâhında faaliyet gösterecek özel Amerikan askeri şirketinin, Ermenistan topraklarında ve İran sınırına yakın bölgelerde konuşlanacağı hatırlatılmıştı. ABD’nin 100 yıllık koridor planı, Türkiye’yi devre dışı bırakmıştı! ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, New York’ta bir grup gazeteciye yaptığı açıklamada, Zengezur Koridoru’nun kontrolünün tarafsız kalması için “32 kilometrelik güzergâhın 100 yıllığına ABD merkezli bir şirkete devredilmesini teklif ettiklerini” açıklamıştı. Barrack, bu teklifi Trump yönetiminin resmi önerisi olarak aktarmıştı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın: “Diğer ülkelere de fayda sağlayacaktır!” kof çıkışları…
Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ziyaretinden dönüşte uçakta gazetecilerin sorularını cevaplarken, Zengezur Koridoru’nun Amerika Birleşik Devletleri’ne kiralanması yönünde gündeme gelen tekliflere ilişkin değerlendirmeler yapmıştı. Erdoğan, koridorun yalnızca Azerbaycan, Ermenistan ve Türkiye için değil, bölgedeki tüm ülkeler için stratejik öneme sahip olduğunu vurgulamıştı.
Şimdi soruyoruz:
Hayati öneminden dolayı, bizzat Atatürk tarafından hayali kurulan ve bu maksatla Nahçıvan’la sınırımız olsun diye İran’la toprak değişimi sağlanan… Ve Türkiye’mizi Orta Asya’ya ve tüm Uzak Doğu’ya bağlayacak olan bu tarihi ve stratejik projenin Amerika’ya peşkeş çekilmesi teklifini sunan ve bu “Vatana ihanete” göz yuman hainler kimler olmaktaydı?
Milli Görüş Lideri, Refah-Yol Başbakanı Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan ile Merhum KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş arasında geçen tarihi konuşmanın ana hatları!
1990’lı yıllardır. Refah Partisi’nin bir etkinliği yapılmaktadır. Ankara, Yükseliş Koleji’nin salonu hazırlanmıştır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da bu toplantıya davetli olarak katılmıştır.
Merhum Denktaş, Refah Partisi Genel Başkanı Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan ile görüşme esnasında Erbakan Hocamıza hitaben, “İslam ülkeleri bizim KKTC’mizi devlet olarak neden tanımıyor?” diye kritik bir soruyu hatırlatmıştır.
Erbakan Hocamızın, Rauf Denktaş’ın bu çıkışına yönelik yanıtı çarpıcıdır:
“Rauf Bey, sen kendini tanıyor musun ki! Amerika çağırıyor, İngiltere çağırıyor hemen koşa koşa gidiyorsun! Sen Rauf Bey, Devlet Başkanısın! Her çağrılan yere gidilmez, gitmemelisin! Onlar senin ayağına gelsin!”
Rauf Denktaş, “Hocam, ben de gitmek istemiyorum, ama Ankara’daki iktidar olan Masonlar bana git diyor, onlar beni gönderiyor!”
Erbakan Hocamız, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’a soruyor;
“Siz, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin devlet olarak tanınması için İslam ülkelerine, KKTC’nin Meclis kararı olarak resmi bir yazı gönderdiniz mi, aldınız mı böyle bir karar? Böyle bir çalışmanız var mı? Zira siz talep etmeden neyi, kimi tanıyacak İslam ülkeleri?”
(Peki şu dindar Kahraman Erdoğan iktidarının 24 yılından sonra soralım:)
• KKTC’yi halen tanıyan İslam ülkeleri var mı?
• KKTC’yi halen tanıyan Türk Cumhuriyetleri var mı?
• Bırakın tanımayı, hatta bazı Türk Cumhuriyetleri KKTC’yi ‘işgalci’ konumda gösteren anlaşmaya bile maalesef imza atmadılar mı?
• Bu Türk Cumhuriyetleri, maalesef ve de ne yazık ki Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nde temsilcilik açmaktan dahi sakındılar mı?
Cennetmekân Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamızın çelik iradesi ile 20 Temmuz 1974 tarihinde gerçekleşen Kıbrıs Barış Harekâtı’nın yıl dönümünde bu önemli toplantıyı ve de konuşmayı siz değerli okurlarımıza özellikle hatırlattık…[4]

AKP’nin Zarar Hanesi – Kâr Hanesi
AKP’nin ülkemize ve İslam âlemine açtığı 24 yıllık zararı toplamayalım desek, tek tek yazmaya bu satırlar yetmezdi zaten… Cümle âlem de gördü ki, tarihin en büyük ahlâki yozlaşması ve ekonomik yıkımı bunlar zamanında oldu. Akıl ve vicdan sahibi herkes de görüyor ki; lanetli İsrail bunların zamanında ve sayesinde altın çağını yaşıyordu.
Ne buyurmuşlardı Aziz Hocamız: “Irak’ta öldürülen bir tek çocuğun vebalini yedi sülaleniz alnını secdeden kaldırmasa da ödeyemeyecektir.”
Irak işgalinden yani 2003’ten sonra da, Libya yerle bir edildi, Mısır’da, Suriye’de, Libya’da, Lübnan’da, ve nihayet tarihin gördüğü en büyük vahşet Gazze’de yaşanan soykırım, işgal, vahşetin haddi hesabı yoktu… Tarihte yeryüzü böylesi zulümlere şahit olmamıştı.
Bir de bunların kâr hanesine bakalım dedik…
Aziz Erbakan Hocamızın Milli Savunma Sanayii projelerini kendilerine mal ederek, işi algı ile götürüyorlardı ki şeytan dürttü yine tabii, duramadılar… Hocamızın projesi ve teşviki ile kurdurulan Baykar’ı da sonunda Yahudi Leonardo ile ortak edip onu da yüzlerine bulaştırdılar… Yani başarı hanelerinde hiçbir şey bulamadık. Bu Baykar dışındaki diğer Milli Savunma Sanayi kuruluşlarımız ise Erbakan Hocamızın kurdurduğu TSK Vakfı bünyesinde devletle ortak yürütülen projelerdir.
Yani zarar haneleri ne kadar doluysa kâr haneleri de bir o kadar boş görünüyordu. Zaten akıl ve vicdan sahipleri de anlayacaktır ki, bu kadar büyük yıkım getiren bir AKP, bu Milli Savunma Sanayiindeki olağanüstü gelişmeleri nasıl başaracaktı?
Velhasıl; 24 yılda ülkemizin ve İslam âleminin altını oydular ama haklarını verelim, satılmış medya trollerinin algı makyajıyla durumu iyi idare ediyorlardı…
Ki…
7 Ekim Aksa Tufanı başladı…
Ahh, işte şu Gazze meselesi olmayaydı, Türkiye’de ve dünyada hiç kimse uyanmayacaktı… Ve zalimlerin maskeleri düşmeyecekti.
O gün sabah uyandığımızda, sosyal medyada “Aksa Tufanı Başladı” başlıklı haberleri görünce heyecandan yerimizde duramamıştık ve ilk yorumumuz şu olmuştu:
“Artık, dünyada hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.”
Evet; Aksa Tufanı, İsrail’in ve yeryüzündeki tüm işbirlikçilerinin sonu gelene kadar devam edecekti… Ve sonunda muhakkak Hak bâtıla galebe çalacak ve yeryüzünde bir ADİL DÜZEN kurulacaktı.
Aksa Tufanı ile ilgili de önemli bir not düşelim.
O günlerde sosyal medyada bir ordu mensubumuz Aksa Tufanı hakkında şunu söylemişti:
“Aksa Tufanını başlatacak ve başaracak teknolojiye sahip yeryüzünde tek bir ordu var.
O da Türk Ordusu…”
E peki, Milli Çözüm yıllardır ne yazıyordu?!
“İsrail’i yerle bir edecek ve tüm zalimleri hizaya getirecek teknolojiyi Erbakan Hoca yaptı ve TSK’ya teslim etti…”
Lozan’ı, Misak-ı Milli’yi tartışmaya açan AKP, bunların yerine yeni bir doktrin oturtmaya çalışıyor. Şimdiye kadar içini doldurabilmiş olmasalar da, doktrin, ilgi çekici isimlere sahip birden fazla “vatan” tanımına dayanıyor.
Son örneğini, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un, “direktiflerini almak” üzere yazın ülkeye dönen büyükelçilere yaptığı konuşmada gördük. Kurtulmuş şöyle dedi:
“Bir asır evvel nasıl Misak-ı Milli Erzurum Kongresi’nin, Sivas Kongresi’nin, Türkiye Cumhuriyetimizin kuruluşunun temel umdelerinden biriydiyse hiç abartısız söylüyorum ki mavi vatan, siber vatan, yeşil vatan, uzay vatan gibi kavramlar, yeni Misak-ı Milli’nin çerçevesi olarak görülmek mecburiyetindedir.”(Sol Gazetesi)
Tüm kar eden büyük kamu şirketler özelleştirme adı altında son 20 yılda satılmıştı.Şimdi bu ihanet değilde ya neydi.
Şimdilerde ise satacak bir şey bulamayan iktidar vatan topraklarını köprü ve otoyolları satmaya daha doğrusu peşkeş çekmeye çalışmaktadır
“İsrail’i durdurmak için önce işbirlikçilerden kurtulmak lazımdı.”
ÜSTAD AHMET AKGÜL
TÜRKİYE VE BÜTÜN İNSANLIĞIN KURTULUŞ REÇETESİNİ YILLAR EVVELİNDEN AZİZ ERBAKAN HOCAMIZ TRT DE ŞÖYLE İFADE ETMİŞLERDİ;
“Bakın size kesinlikle ifade ediyorum ki:
TÜRKİYE’NİN KURTULUŞU;
Milli Çözüm’e inanan bir Cumhurbaşkanı’nın o makama oturması,
Milli Çözüm’e inanan bir Hükümet’in kurulması
ve yeni bir devrin başlamasıyla mümkündür!”
Prof. Dr. Necmettin Erbakan
(TRT Basın Toplantısı, Yazarlar soruyor – Nisan 1980)
YEN BİR DEVRİN BAŞLAMASI İLE İNŞALLAH, BÜTÜN İNSANLIĞIN UMUTLA BEKLEDİĞİ GÖZLEDİĞİ ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYA KURULACAKTIR İNŞALLAH.
Eski Abd Dışişleri Bakanı Condolezza Rice bop kapsamında 22 İslam Ülkesinin haritaları değişecek açıklaması yaparken iktidar bop eş başkanı olduğunu söylemekte düşük bir rütbede kabul etmemekteydi…!
1 Mart Tezkeresi Meclisten geçmediği halde Ülkemizdeki bazı üs ve limanlarımız kardeş ve komşu ülke Irak’ın işgali için Abd’ye Bakanlar Kurulu kararıyla emrine amade kılınmıştı.
Libya’da Abd’nin ne işi var diye efelenmenin ardından çark edilerek İzmir Nato’ya teslim edilmiş ve haçlı birliği Libya’yı yerle bir etmişti.
Suriye’de esed’le sabah kahvaltılarının yerini bombalar almaya başlamıştı.
Ekonomide ise en büyük banknotumuzla 6 adet fotoğraf çektiremez hale gelmiştik.
Sosyal ve ahlaki açıdan ise zina suç olmaktan çıkarılmış, her türlü rezilliğin önü açılmış boşanmalar bunalım, cinnet ve madde bağımlılığı ilkokullara kadar yayılmıştı.
Eğitimdeki karneleri ise ösym sınavlarında sıfır çeken öğrenci sayısından anlaşılırdı.
Satılmayan neredeyse hiç birşey kalmamıştı.
Gerçekten bu iktidarın yaptığı hiç iyi birşey yokmuydu? Vardı da biz mi göremedik?
Modern kapitalizmin nimetlerini, İktidarı aracı yaparak, tıka basa sindirme sürecine giren sözde muhafazakar – İslami kesim, törpülenen islami ve milli hassasiyetleriyle, mevcut ifsat düzenine uygar bir kitle haline getirilmiştir..
Böylesi bir toplum idrakinin her türlü siyasi, ekonomik, askeri ve ahlaki sahadaki yıkım, satım, ihanet, tahribat ve yozlaşma fiillerine karşı kör, sağır ve duyarsız kalması kaçınılmaz hal alacaktır..
Her türlü kirlenmişlikten, yozlaşma ve taassuptan uzak bir hayat anlayışını ve iman ruhunu, kendisine şiar edinmiş Millî Çözüm anlayışının, devletin kurumsal ve zihinsel rotasına yön verme, milleti ve devleti sahili selamete ulaştırma zamanın geldiğini umuyor ve hissediyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin içeride üniter yapısını, dışarıda ise beka gayesini sağlam zemine oturtmak, güçlü bir devlet ve millet bilincine sahip olmakla mümkün olacaktır.Milletlerin en kötülerini, en şerlilerini (Siyonist ve evenjalist inanç sahipleri) diğer milletlerden ayırarak ve İslam Birliği projelerinin yanında,
“….. Onlardan, iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da: “Biz Nasarayız (Kudüs-Nasıra kasabasında doğan Hz. İsa’ya tâbi olan, Hakka ve hayra yardımcı Hristiyanlarız.)” diyenleri bulursun…..
(Maide 82)ayetinde de işaret edildiği üzere, artık mevcut haliyle çökme, dağılma ve yeni arayışlara girme sürecine giren Avrupanın katolik, ılımlı, insancıl olan ve Akdeniz hattı üzerinden de Türkiyemize coğrafi, tarihi, ve kültürel olarak en yakın milletler konumunda duranlarını, Prof Erbakan Hocamızın tabiriyle “tıpkı hastasına şefkatle yaklaşan bir doktor gibi”, stratejik bağlar kurarak, siyonist etkiden kurtarma zamanı gelmiştir..
İç bünyemizde, karşıt kutuplar arası sağlam köprüler kurma, dış hattımızda ise Siyonist, protestan ve evenjalist bir anlayışın dışındaki bütün topluluklarla her türlü, İnsani, Vicdani, Ahlâki, İlmi, Siyasi,İktisadi, Hukuki münasebetleri geliştirme bilincinin tek kaçınılmaz yolu ise, mevcut Akp İktidarının artık ömrünü tamamlaması ve yepyeni bir dönemin… Millî Çözüm devranın başlamasından geçecektir…
Türkiye’miz kurulduğu günden bugüne bu dönem kadar hiç bir dönemde zor dönemden geçmemiştir. Bu hale gelmemizinde birinci sebebi AKP iktidarıdır. Siyonizmin şaheseri 25 yıllık bu işbirlikçi iktidar dönemidir çünkü bu AKP eliyle bütün enleri yaşamışızdır. Bunları tektek saymaya satırlar yetmeyecek bilenler bilecektir. ülkem parçalanma dönemine bu kadar yaklaşamamıştır ama bunlar sayesinde çözüm süreci diye diye ülkemizi çözmüşlerdir. Siyonizm bu son 25 yılda yaptığı zulmü geçmiş dönemlerde bu kadar yıkıcı olmamıştır. Siyonizm karşısındaki en büyük güç olan islam ülkeleri bizdeki dindar! iktidar eliyle etkisizleştirmişler, laytlaştırmışlardır. Çünkü Aziz Erbakan Hocamız yeryüzünde ölen 150 milyon çocukta AKP vebali olduğunu belirtmişlerdi. Bu işbirlikçi iktidar İsrail’le normalleşmesini sürdürürken ve yahudiye hiç bir müeyyide uygulamayıp tam tersine zulümlerine ortak olurken, İsrail’de dünya üzerindeki bu düzenini sürdürmekte ve en basit bir ilacı dahi bulamayışlarından, en temel gıda malzemelerini bulamadıklarından dolayı milyonlarca çocuk açlıktan ve bunlar gibi sebeplerden ölürken tabiki bunlara sebep olanlarında bu çocuklar üzerinde vebali vardı, en sonunda da Allah bütün mazlumların ahını sadık Milli Çözüm’cüler eliye intikamını zalimlerden alacaktı ve çok yakındı.
Yapılan anlaşmaların iptali ile ülkemizin zararları
abd nin okyanus ötesinden gelip zengizor yolunu tutması
ülkelerin yeraltı yer üstü zenginliklerinin sömürülmesi
ülkeleri parçalamaları,parçalıyamadıkları ülkelere terörü sokmaları
Makalenin Buna benzer bir çok konuda bizleri bilgilendirmesi
Diğer bir önemli konu ise Erbakan hocamızın sn Denktaş’a verdiği cvb ve bizlerinde uluslar arası ikililerde nasıl bir yol izlememiz gerektiğini ders niteliğinde anlatmış olması.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Ulusal Kurtuluş Savaşı’ndan sonra “varoluş” belgesi olan Lozan Antlaşması yerine Sevr hazırlığı yapılmasının hikayesi!
Fakir bir adam, nice zahmetlerden sonra bir ev yapar, içine girer. Adam eve hitap ederek şöyle seslenir: “Ey ev, bak, bu kadar sıkıntıdan sonra nihâyet bir evim oldu… Zaten yoksul biriyim. Yıkılacağın zaman bana haber ver de, ona göre tedbir alayım.” der. Aradan günler, aylar geçer; adam eve bakım yapmaz. Kırıkları, çürükleri görmez. Bir gün ev yıkılıverir. Adam hayretler içerisinde şaşırıp kalır şöyle hayıflanır: “Ya hu, ben sana demedim mi? Yıkılacağın zaman haber ver diye!” Bunun üzerine ev ona şöyle seslenir: “Bre gâfil adam! Ben sana duvardaki çatlakları ne zaman haber verdimse bir avuç çamurla tıkayıverdin. Direklerimi güve yerken sen sağır kesildin. Damdaki çatlaklardan düşen damlalar seni bir türlü gaflet uykusundan uyandırmadı. Feryatlarımı duymadın. Dermanım kesildi, ben de çöktüm. Şimdi sızlanma sırası sende.”
Milli Çözüm, Siyonist ve emperyalistlerin talimatıyla PKK terör örgütünün talepleri doğrultusunda, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Ulusal Kurtuluş Savaşı’ndan sonra “varoluş” belgesi olan Lozan Antlaşması yerine Sevr hazırlığı yapıldığını ve Türkiye’de özerk Kürdistan kurulması hıyanetini haber veriyor, duymuyorsunuz!
Milli Çözüm;
Siyonist Barrack’ın: “Güçlü ulus devletler, İsrail’e tehdittir” deme küstahlığının “İsrail için asıl tehdit Türkiye’dir!” demek olduğunu haber veriyor, duymuyorsunuz!
PKK-KCK’nın Avrupa’daki elebaşlarından Zübeyir Aydar’ın: “Ortadoğu’da değişen dengelerle birlikte Lozan Antlaşması’nın artık anlamını yitirdiğini”, “Muhtemelen haritalar değişebilir, Ortadoğu’da sistem ve statüler dönüşebilir”, “Yeni bir anlaşma, yeni bir sözleşme istiyoruz” “Kürtlerin de içinde yer aldığı yeni bir statüko istiyoruz ve Lozan’ın kapandığını ilan ediyoruz!” deme küstahlığını haber veriyor, duymuyorsunuz!
Sözde Terörsüz Türkiye kılıfıyla, terör örgütü PKK ile yeni açılım süreci sürerken, örgüt Lozan Antlaşması’nın yıl dönümü nedeniyle Lozan’da bir yürüyüş ve miting yapma hazırlığı yaptığını haber veriyor, duymuyorsunuz!
DSG’nin: “Silahlarımızı teslim etmeyi reddediyoruz!” açıklamasını haber veriyor, duymuyorsunuz!
Daha önce “Irak’ı asla parçalatmayız!” havaları atan, sonra İsrail Güdümlü Barzanistan’ı tanıyıp Irak’ı fiilen parçalatan Erdoğan iktidarının, şimdi Irak Merkezi yönetimle Kürt yönetimi arasında sıkışıp kaldığını haber veriyor, duymuyorsunuz!
Zengezur Koridoru’nun ABD Şirketine devredilmesi hıyanetini haber veriyor, duymuyorsunuz!
AKP Türkiyesi’nin, İsrail’e karşı Eylem Planını imzalamadığını haber veriyor, duymuyorsunuz!
Dindar Kahraman Erdoğan iktidarının 24 yılından sonra bile;
• KKTC’yi halen tanıyan İslam ülkesinin bulunmadığını…
• KKTC’yi halen tanıyan Türk Cumhuriyetinin olmadığını…
• Bırakın tanımayı, hatta bazı Türk Cumhuriyetleri KKTC’yi ‘işgalci’ konumda gösteren anlaşmaya bile maalesef imza attıklarını…
• Bu Türk Cumhuriyetleri, maalesef ve de ne yazık ki Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nde temsilcilik açmaktan dahi sakınmadıklarını haber veriyor, duymuyorsunuz!
Özetle Milli Çözüm, Siyonist ve emperyalist işbirlikçilerinin “ZARARLI” girişimlerini haber veriyor, duymuyorsunuz!
Milli Çözüm;
Erbakan Hocamızın kurduğu Savunma Sanayii Fabrikalarını ve ROKETSAN tarafından, yerli ve Milli imkânlarla hazırlanan ve Hipersonik Füze olarak tanıtılan Tayfun Blok 4 balistik füzesi ise, hepimizi gururlandırdığını, ancak Erbakan Hocamızın hiçbir ilgili ve yetkili tarafından bir kez olsun minnet ve şükranla anılmaması nankörlüğünü hatırlatıyordu, görmüyorsunuz!
Zaten bunlar Suriye de ne yaptıklarını kendileri de bilmiyorlardı, son 5 yıllık gelişmeleri ufak bir şekilde özetleyecek olursak ;
yani aslında bölgede herkes ABD ve Israil’in dediğini yaptılar ve sonra bunu kendi ülkelerine strateji diye yutturdular. Teraziyi koyduğunda ise kefe hep ABD ve İsrail lehine ağır bastı. Allah milletizin yardımcısı olsun.. Bu siyonist tezgahı tez zamanda yerle bir etmeyi nasip etsin İnşallah..
Bir yönetimin gerçek değeri, yalnızca yaptığı hizmetlerle değil; adalet, ehliyet, liyakat, ekonomik denge ve toplumsal huzur gibi temel ölçülerde bıraktığı kalıcı neticelerle anlaşılır. Eğer bir ülkede üretim zayıflıyor, gelir dağılımı bozuluyor, kurumlara güven sarsılıyor ve toplumda kutuplaşma artıyorsa; görünen bazı kazanımlar, uzun vadeli kayıpların gölgesinde anlamını yitirir.
Bu açıdan makale, dolaylı olarak şu hakikati de hatırlatmaktadır: Siyasi iktidarların başarısı, propaganda gücüyle değil; milletin refahına, adalet duygusuna ve gelecek ümidine yaptığı gerçek katkıyla ölçülür. Aksi halde, kısa vadede fayda gibi görünen uygulamalar, uzun vadede daha ağır bedeller doğurabilir.
Bu yüzden bir dönemi değerlendirirken, sadece yapılanları değil, yapılmayanları ve kaybettirilen fırsatları da hesaba katmak gerekir.
Neticede bir iktidarın en büyük başarısı, kendi gücünü koruması değil; milletin huzurunu, hukukunu ve ekonomik istikrarını kalıcı biçimde güçlendirmesidir. Bunlar zayıflıyorsa, elde edilen diğer kazanımlar ne kadar büyük görünürse görünsün, tartının ağır basan kefesi yine zararın olduğu taraf olacaktır.
Nankörlüğün Daniskası!..
“Cihad İlmihali”nin kaleme alınması, “Adil Anayasa”nın temel esaslarının belirlenmesi, çağın yeni meselelerine yönelik “Kaide-i Külliyeler” hazırlanması, asrın idrakine uygun bir Meal-i Kerim ortaya konulması ve Aziz Erbakan Hocamızın teknolojik hazırlıklarının yıllar öncesinden müjdelenmesi; milli birlik ve dirliği güçlendiren eserler yazılması ve iman–vicdan ehli arasında köprüler kurulması gibi eşsiz hizmetlerinizin yanı sıra makaleleriniz de hem iktidara hem muhalefete hem de Saadet camiasının yöneticilerine yön vermektedir.
Nitekim dile getirdiğiniz fikirlerin tesirini, hem devlet kurumlarının hem de SP yetkililerinin söylem ve açıklamalarında net biçimde okumak mümkündür.
Ülkemiz ve Milli Görüş camiası için her biri birbirinden kıymetli bu hizmetlerin, ilgili ve yetkili kişiler tarafından bir kez olsun minnet ve şükranla anılmaması ise nankörlüğün daniskasıydı!..
TÜRKİYE’NİN BEKA SORUNU…
Evet Güçlü Ulus Devletler;
Türkiye Cumhuriyeti, İsrail için tehdittir.
Bu yüzden Anayasa değişikliği ve Terörsüz Türkiye planı ile ülkemizi bölmek istemektedirler. Türk ordusu ile savaşmadan, işbirlikçi piyonlarını kullanarak, 2. Sevr planını hayata geçirmek istemektedir.
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin beka sorunu ise Cumhur İttifakı ve Erdoğan iktidarıdır.
İşbirlikçilerden kurtulduğumuz ve
Milli Çözüm öncülüğünde Milli Mütabakat Hükümeti kurulduğu zaman;
Sadece İsrail için tehdit olmayacağız.
Kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri
Kıbrıs Fatihi Erbakan Hocamızın üstün teknolojik silahları ile zalimlerin dünyalarını başlarına yıkacaktır. Ve Yeni Adil Bir Dünya, çok yakında mutlaka kurulacaktır!
Çok uzatmadan makalenin manşeti olan, Erdoğan İktidarının ZARARI mı çoktu, YARARI mı? sorusuna bir er örnekle yorumlamak istiyorum:
Hadi halk tabiri ve anlayışına uyacak şekilde YARARLARI üzerine 1 örnek vereyim:
Mesela, Avrasya Tüneli – Osman Gazi Köprüsü – Marmaray – Yeni Havalimanları – Otoyollar – Şehir Hastaneleri gibi projeler hem devlet garantisi verilip dışarıya ihaleler verilerek 10-20 misli fazla para karşılığı yaptırılıyor halkın faydasına yarıyor gibi görünüyor evet yarıyor belki ancak örneğin Osman Gazi Köprüsünün maliyeti 1milyar 100 milyon dolar iken hem dışarı ülkeden birilerine hem de o zaman toplamda 15 milyar 500 milyon dolara tekabül edecek şekilde günlük 40 bin araç garantisi vererek ihaleye çıkarılması sizce halkımızın yararına mıdır zararına mıdır?!!! 15 köprü yapılabilecek bir paraya bu halkın borçlandırılması geleceğiyle oynanması.. Hem de sadece bir köprüden bu kadar zarara uğratılmamız akla ziyan değil midir? Düşünün diğer zararları… Yetmez bu hizmetleri o bölgeye görüntüde ülke insanlığına yapılan hava vererek ama ileriki hesapları olan Marmara Bölgesini GEÇİCİ AVRUPA BİRLİĞİ STATÜSÜNE katma amaçlı ve çok daha büyük GİZLİ PLANIN uğruna olduğu da cabası… (“Evet bütün bu köprülerin, tüp geçitlerin, oto yolların ve hava limanlarının İstanbul ve çevresine yapılmasının çok gizemli ve tehlikeli bir nedeni daha vardı. Ta Ecevit döneminde AB dayatması olarak kararlaştırılan, AKP eliyle de alt yapısı tamamlanan sinsi bir projeye göre; Başta İstanbul, Trakya, Marmara ve Ege Bölgeleri, sözde “Uyum Süreci’nin denenmesi ve sorunların giderilmesi” bahanesiyle ve özel bir statüyle AB’ye alınacak ve güya böylece Türkiye’nin tamamının Avrupa’ya katılması özendirilip hızlandırılacaktı.”)
Yani yararmış gibi görünen projelerin bir çoğunu ve perde gerisindeki bozuk niyeti görebilmek ve okuyabilmek önemli… Yukardaki örnekte olduğu gibi İKTİDARIN YARARLARI VARDIR diyen bir aklı evvel çıkar mı acaba?!!
Hal böyleyken İktidarın ZARARLARINI yazalım desek bir kitap dolusu tahrifat tahribat zararlı fiilleri kaleme almak sürpriz olmaz…
Ancak hiç endişe etmeyelim çünkü şükür ki MİLLİ ÇÖZÜM var… İnşaallah çok yakın bir gelecekte Milli Çözümlü Milli Mutabakat Hükümetinin kuruluşuna doğru hızla yol aldığımız günlere doğru koşar adım gidilmekte.. Çünkü bu böyle gitmez… Toprak kayıyor… İnsanlık büyük bir çirkefe ahlaksızlığa sürüklenmekte… Hepsinin hesabının sorulduğu ilgililerin hesap verdiği ve ehillerin de ülkeyi ve insanlığı düzlüğe çıkaracağı günlerin hızlanması temennisi ve duasıyla.
Milli Çözüm’ün yıllar öncesi yazdığı şu makaleyi hatırlamamız iyi olacaktı:
“Bedava Köprü ve Havaalanı” Yalanı ve GÂVURLARIN GİZLİ PLANI
https://www.millicozum.com/mc/2016/haziran-2016/bedava-kopru-ve-havaalani-yalani-ve-gavurlarin-gizli-plani/