RUH’UN HAKİKATİ VE GİZLİ HAZİNESİ
“Kur’an’da ruh kavramı hiçbir ayette insan ile ilgili olarak geçmez. Ruh kavramı vahyin diğer bir adıdır. Dolayısıyla Kur’an’da ruh; vahiy ve vahyi taşıyan Cibril hakkındadır” iddiaları mesnetsiz ve geçersizdir. “(İnsana) Ona bir biçim verdiğimde ve ona Ruhumdan üflediğimde…” (Hicr: 29 – Secde: 9 ve Sad: 72) ayetleri açık ve kesindir. “Biz her insanın kuşunu boynuna doladık” (İsra: 13) ayetindeki “taire-kuş” ruh anlamına gelir. Ve tabi bu ayetlerde geçen “nefhetmek, üfürmek” tabiri bir teşbihtir. Yoksa Cenabı Hak hâşâ bir balona veya zurnaya üfürür gibi nefes vermiş değildir. Buradaki “nefhetme” insana can verme, hayat sırrını bahşetme anlamına gelen bir benzetmedir.
Cibril’e isnaden ruh kavramının geçtiği ayetler
Bakara 87: “Celâlim hakkı için Musa’ya o kitabı verdik, arkasından birtakım peygamberler de gönderdik, hele Meryem oğlu İsa’ya apaçık mucizeler verdik, onu Rûhu’l-Kudüs ile de destekledik. Size nefislerinizin hoşlanmayacağı bir emirle gelen her peygambere kafa mı tutacaksınız? Kibrinize dokunduğu için onların bir kısmına yalan diyecek, bir kısmını da öldürecek misiniz?”
Bakara 253: “O işaret olunan resuller yok mu, Biz onların bazısını, bazısından üstün kıldık. İçlerinden kimi var ki Allah, kendisiyle konuştu, bazısını da derecelerle daha yükseklere çıkardı. Biz Meryem oğlu İsa’ya da o delilleri verdik ve kendisini Rûhu’l-Kudüs (Cebrail) ile kuvvetlendirdik. Eğer Allah dileseydi, bunların arkasındaki ümmetler, kendilerine o deliller geldikten sonra birbirlerinin kanına girmezlerdi. Fakat ihtilâfa düştüler, kimi iman etti, kimi inkâr etti. Yine Allah dileseydi, birbirlerinin kanına girmezlerdi. Fakat Allah dilediğini yapar.”
Meryem 17: “Sonra ailesiyle kendisi arasına bir perde koymuştu. Biz ona ruhumuzu gönderdik de ona tam bir insan şeklinde göründü.”
Bu ayetlerde vahyi taşıyan meleğe yani Cibril’e RÛHU’L KUDÜS =KUTSAL RUH ifadesi kullanılmıştır. Bizler de aynı ifadeleri kullanırız. Mesela bir tarih profesörüne, AYAKLI TARİH ifadesini kullanırız. Aynı şekilde Son Peygamber Hz. Muhammed’e (SAV) de: CANLI KUR’AN, AYAKLI KUR’AN dediğimiz gibi.
VAHYİ TAŞIYAN CİBRİL’E İSNADEN SADECE RUH KAVRAMI GEÇEN AYETLER
Nebe 38: “O gün Ruh ve melekler sıra sıra dururlar. Rahman’ın izin verdikleri dışında hiç kimse konuşamaz. İzin verilen de doğruyu söyler.”
Kadir 4: “Melekler ve Ruh o gece Rablerinin izniyle, her iş için inerler.”
Mearic 3: “O, derece ve makamlar Allah’tandır.”
Mearic 4: “Melekler ve Ruh miktarı elli bin yıl süren bir gün içinde O’na çıkar.”
Bu ayetteki “İleyi=ona” zamiri dil bilim ve gramer kurallarına göre bir önceki kelimeye atfetmek gerekir ki o da, önceki ayetteki son kelime olan “meariç”tir. Dolayısıyla buradaki ona zamirini kalkıp da Allah’a atfetmenin O’na mekân isnadı anlamına gelir ki, böyle bir düşünce tevhide uygun değildir.
Meariç; miraç kelimesinin çoğuludur. Miraç’ın ise gerçek anlamda ne olduğu kesin olarak bilinmemekle beraber “Manevi yüksek makamlara çıkmak ve asansör misali insanı yükseklere taşıyan araç” anlamı uygun düşmektedir. Biz mahiyetini sadece Allah’ın bildiği, meleklere ve yüksek ruhaniyet sahiplerine ait derece veya makamlar olduğunu söylemekle yetinmeyi uygun görüyoruz. En doğrusunu Allah bilir.
Ruh kavramının, vahiy anlamında olduğu ile ilgili ayetler:
İsra 82: “Biz Kur’an’dan, iman edenler için bir şifa ve rahmet kaynağı olan ayetler indiriyoruz. Zalimlerin de ancak zararını artırır.”
İsra 83: Biz insana nimet verdiğimiz zaman, Allah’ı anmaktan yüz çevirip uzaklaşır. Ona fenalık dokununca da ümitsizliğe kapılır.
İsra 84: “De ki: Herkes bulunduğu hal ve niyetine göre iş yapar. Bu durumda kimin en doğru yolda olduğunu Rabbiniz daha iyi bilir.”
İsra 85: “Sana Ruh’tan soruyorlar. De ki: ‘Ruh Rabbimin emrindendir ve size ilimden ancak az bir şey verilmiştir.’”
İsra 86: “Yemin olsun ki, dilersek Sana vahyettiğimizi ortadan kaldırırız; sonra Bize karşı kendine bir vekil (koruyucu) bulamazsın.”
İsra 88: “(Ey Muhammed!) De ki: ‘Yemin olsun, eğer insanlar ve cinler bu Kur’an’ın benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine yardımcı olsalar bile, yine Onun bir benzerini meydana getiremeyeceklerdir.”’
“Ayetler grubu dikkate alındığında görüldüğü gibi İsra 85’teki ruhtan maksat vahiydir. Bulunduğu toplumda insanlara Allah’ın elçisi olduğunu ve Allah’tan vahiy aldığını söyleyen peygambere birtakım insanlar vahyin mahiyeti hakkında sorular sordukları görülmektedir. Onların bu sorusuna ise Allah cevap vermiştir” kanaatinde doğruluk payı bulunsa bile, bunlar, insanın ruh sahibi bulunduğu gerçeğini ve insanda asıl bakan, duyan, konuşan, koklayan, anlayan hakikatin RUH olduğu hakikatini değiştirmeyecektir.
“ANAHTAR KELİME; “ALLAH’IN EMRİ”. ALLAH’IN EMRİ İSE ŞÜPHESİZ VAHİYDİR” iddiası da temelsizdir. Çünkü ayetle geçen “emr”, bizim kullandığımız talimat ve emir anlamına değil “Allah’ın vahdet, kudret ve hikmet işlerinden” manasına gelmektedir.
Kendi içlerinde 40 yıl yaşamış ve onlara göre sıradan bir insan olan Hz. Muhammed günün birinde aniden Allah’ın Resulü olduğunu ve Allah’tan vahiyler aldığını ve bunlara uymazlarsa onları ahiret azabıyla korkutuyordu. Dolayısıyla bu insanlar Hz. Muhammed’in bu konuda güvenilir olduğunu tespit amacıyla vahyin mahiyeti hakkında (ruhtan) sorular soruyorlardı. Yoksa bu kişilerin insanın ruhu var mıdır yok mudur gibi bir dertleri ve sıkıntıları yoktu.
Ruh kavramının vahiy anlamında kullanıldığı ile ilgili diğer ayetler:
Mü’min 15: “O dereceleri yükselten Arş’ın sahibi Allah, o buluşma gününün (kıyametin) dehşetini haber vermek için kullarından dilediği kimseye emrinden Ruh indiriyor.”
Nahl 2: “Kendi emrinden Ruh ile melekleri, kullarından dilediği peygamberlere indirip şu gerçeği insanlara bildirin, buyuruyor: Benden başka hiçbir İlah yoktur. Ancak Benden korkun.”
Nahl 102: “De ki: İman edenleri (Hakk’ta sebatlı kılıp) sağlamlaştırmak, Müslümanlara bir müjde ve hidayet olmak üzere, Onu (Kur’an’ı) Hakk olarak Rabbinden Ruhu’l-Kudüs (Hz. Cebrail) indirmiştir.”
Mücadele 22: “Allah’a ve ahiret gününe inanan bir milletin, babaları, oğulları, kardeşleri, yahut akrabaları da olsa Allah’a ve Resulüne düşman olanlarla dostluk ettiğini görmezsiniz. Onlar o kimselerdir ki Allah kalplerine iman yazmış ve onları Kendinden bir Ruh ile desteklemiştir. Onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacak, orada ebedî kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte onlar Allah’ın hizbi (dininin yardımcıları)dır. İyi bil ki, kurtuluşa ulaşacak olanlar, Allah’ın hizbidir.”
“RUHTAN ÜFLEME” HİKMETİ VE HAKİKATİ
Enbiya 91: “Irzını koruyan Meryem’e Ruhumuzdan üflemiş, onu ve oğlunu, âlemler için bir mucize kılmıştık.”
Hicr 28: “Rabbinin meleklere şöyle dediğini hatırla: ‘Ben, kuru balçıktan, şekil verilmiş kokuşmuş çamurdan bir insan yaratacağım.’”
Hicr 29: “Ben, onun yaratılışını tamamladığım ve ona Ruhumdan üflediğim zaman, siz hemen onun için secdeye kapanın.”
Secde 7: “Yarattığı her şeyi güzel yaratan ve insanı yaratmaya bir çamurdan başlayan O’dur.”
Secde 8: “Sonra da onun soyunu süzülmüş bir özden, değersiz bir sudan yaratmıştır.”
Secde 9: “Sonra onu düzenli bir şekle sokup, Ruhundan üfledi. Ve sizin için kulaklar, gözler ve gönüller var etti. Siz pek az şükrediyorsunuz!”
Sad 71: “Hani Rabbin meleklere demişti ki: ‘Ben çamurdan bir insan yaratmaktayım.’”
Sad 72: “Onu tesviye edip, düzeltip de Ruhumdan ona üfledim mi derhal ona secdeye kapanın.”
Tahrim 12: “Irzını korumuş olan, İmrân kızı Meryem’i de Allah örnek gösterdi. Biz, ona Ruhumuzdan üfledik ve O da (ondan doğan Hz. İsa da) Rabbinin sözlerini ve kitaplarını tasdik etti. O, gönülden itaat edenlerdendi.”
Ruhtan üfleme ne anlama gelir?
Suda boğulmuş bir insana canlılık kazandırmak için, suni teneffüs yapılıp hava üflenir. Aynı şeklide sıcakların etkisinde bunalan insanlar serin yeller estiğinde, üflediğinde oh be hayat varmış denir. Yüce Allah’ın ise yarattığı bir varlığa canlılık kazandırması, hayat vermesi için bizim anladığımız biçimde bir üflemeye, püflemeye ihtiyacı yoktur. Dolayısıyla üfleme ifadesi tamamen mecazidir. Ama bu ayetler ruhun olmadığına ve insanların ruh taşımadığına değil, tam aksine ruhun varlığına ve her insanın Allah’ın emrinden (sırlı hakikatinden) bir ruh taşıdığına delildir.
Yasin 81: “Gökleri ve yeri (böylesine muhteşem ve mükemmel) yaratan Allah, onların benzerini yaratmaya Kâdir değil midir? Elbette (güç yetirir). Çünkü O her şeyi (kolayca, kusursuzca ve bolca) Yaratan ve (her şeyin gerçeğini) Bilendir.”
Yasin 82: “O’nun emri, bir şeyi (yaratmak) dileyince ona sadece ‘OL!’ demektir. O da hemen oluverir.”
En’am 73: “O (Allah), gökleri ve yeri Hakk ile (ölçü, denge ve kader projesiyle) yaratandır. “OL!” dediği gün (an) her şey (birden) olur (ve hemen vücut bulur). O’nun sözü Hakk’tır, doğrudur. Sur’a üflendiği gün de mülk ve hükümranlık (yalnız) O’nundur. Gizliyi ve açığı Bilendir ve O, Hikmet sahibidir, her şeyden Haberdardır.”
Gerçeği Çarpıtma ve Sapkınlık:
“Allah ol der, olur” yani vahyeder. İşte Allah’ın Ruhundan üfürmesi demek, yarattığı varlığa vahyederek CANLANDIRMASI anlamındadır ki şu ayet açıkça buna delalet etmektedir
Al-i İmran 59: “Doğrusu Allah katında İsa’nın (yaratılışındaki) durumu, Âdem’in durumu gibidir; onu topraktan yarattı, sonra ona ‘OL!’ dedi, o da oluverdi.”
Buraya kadar gördük ki Kur’an’da insanın ruhu olduğuna dair tek bir ayet yoktur. İnsan ölünce ruhu çıkar diyorlar. Peki olmayan bir ruh nasıl çıkıyor. Kur’an insanı NEFS olarak tanıtır. İnsan hayata gelmeden nasıl mutlak bir yokluk idi ise ölüm olayında da bir bütün olarak yok olmaktadır. İnsandan çıkan herhangi bir şey yoktur. İnsan bir bütündür. Bir bütün olarak dünyaya gelmekte ve bir bütün olarak ölüm olayı ile yok olmaktadır. Dolayısıyla insanlar yaratılmadan önce ruhlarını yaratıldığı ve Allah’ın bu bedensiz hayaletlere ruhlar âleminde soru sorduğu kalu bela ile ilgili ayetin tamamen Yunan patentli ruh anlayışına göre yorumlanmasından kaynaklanmaktadır. Allah insanları taksit taksit yaratmadığı gibi taksit taksit öldürmesi düşünülemez. Eski Yunan mitolojisine göre insan; beden ve ruhtan meydana gelen bir varlıktır. Ölüm olayında ise beden yok olmakta ruh ise ölümsüz olduğundan başka âlemlerde hayatını sürdürmektedir. Hatta başka bir insanın bedenine girip bu şekilde de yaşamına devam edebilmektedir. Reenkarnasyon bu demektir.
Bakara 28: “Allah’ı nasıl inkâr edersiniz ki, ölü idiniz sizleri diriltti. Sonra sizleri yine öldürecek, sonra yine diriltecek, sonra da döndürülüp O’na götürüleceksiniz.”
Bu ayeti kerimede Allahu Teâlâ yaratılış öncesini ölüm olarak tarif etmektedir (ve küntüm emvaten) işte ölüm olayı da aynen bunun gibi salt bir yokluktur.”
İddiaları bütünüyle çarpıklık ve sapıklık alametidir. Ahireti, kıyameti, hesap vermeyi, cennet ve cehennemi inkâra yönelik ifadelerdir. Tam bir maddeci ve materyalist zihniyeti aksettirmektedir. Bu bâtıl düşünce İslam’ın temeline dinamit yerleştirmektir. Öyle ya, madem insanda ruh yoksa ve hayat bu dünyadan ve vücudumuzdan ibaretse, insanlar ruhları ve enerji bedenleriyle yeniden dirilmeyecek ve hesaba çekilip hak ettiği karşılığı görmeyecekse; o zaman Dinin, ahlaki prensiplerin, hak ve adalet ölçülerinin, ulvi ve manevi hedeflerin hiçbir anlamı ve önemi kalmıyor demektir.
Yaratılış ve dirilişle ilgili diğer ayetler:
Yasin 78: “Yaratılışını unutarak Bize bir de mesel fırlattı: ‘Kim diriltecekmiş o çürümüş kemikleri?’ dedi.”
Yasin 79: “De ki: ‘Onları ilk defa yaratan diriltecek ve O her yaratmayı bilir.’”
Hacc 66: “Size (ilk defa) hayat veren, sonra öldürecek olan, sonra da yeniden diriltecek olan O’dur. İnsan gerçekten pek nankördür.”
A’raf 172: “Kıyamet gününde, biz bundan habersizdik demeyesiniz diye Rabbin Ademoğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki: Ben sizin Rabbiniz değil miyim? (Onlar da), Evet (buna) şahit olduk, dediler.” ayetleri, açık, net ve kesindir.
Hacc 5: “…Ey insanlar, eğer, tekrar diriltileceğinizden bir şüpheniz varsa size açıkça gösterelim diye sizi topraktan yarattık, sonra spermden, sonra embriyodan, sonra da yaratılışı belli belirsiz bir çiğnem etten yarattık. Dilediğimizi adı konmuş bir süreye kadar rahimlerde tutar ve sizi bebek olarak çıkarırız. Sonra siz yetişip, erginlik çağına gelirsiniz. Kiminizin canı alınır, kiminiz de bildiği şeyleri bilmez olsun diye ömrünün en düşkün dönemine ulaştırılır. Yeryüzünü kupkuru görürsün de Biz ona su indirince harekete geçer, kabarır ve her çeşit güzel bitkiyi çift çift bitirir ya… “
Allah’a verdiğimiz bu misak ise, yani “galu bela” insan doğduktan sonra ve iyiyi ve kötüyü ayır edebilme çağına ulaştığında gerçekleşmektedir. Her insan yanlışı ve doğruyu anlayabilecek bir özellikte var edilmiştir.
Şems 8: “Fe elhemeha fucuraha ve takvaha” “…(Nefse) İsyankârlığını ve iyiliğini ilham edenin hakkı için”
Zariyat 56: “Ben cinleri ve insanları ancak Bana ibadet etsinler diye yarattım.”
Rum 30: “…Öyleyse Sen yüzünü bir hanif olarak dine, Allah’ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah’ın yaratışında hiçbir değişme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler.”
Her insan belli bir yaşa geldiğinde çevresini ve etrafındaki kültürü Allah’ın kendine vermiş olduğu bu özellikten esinlenerek sorgular. Kâinattaki bu muhteşem düzeni, yaratılış harikasını idrak ettiğinde, yaratıcısı Allah’ı sanki görüyormuş gibi, bütün benliğiyle GALU BELA; EVET DER. Evet “ya Rabbi her şeyi sonsuz kudretinle yaratan SENSİN SEN” der. İyi de bu yorum ve yaklaşımlarda haklılık payı bulunsa bile, bunlar insan Ruh’unu inkâr etmeyi gerektirmemektedir. Ruh’un inkârı; ahiretin, yeniden dirilip hesaba çekilmenin, cennet ve cehennem gibi iki sonsuz hayata erişmenin yalan olduğu kanaatini yerleştirmektedir.
Bir insanın çevresindeki iman ve İslam birikimi ve evrendeki Allah’ın ayetlerini tefekkür ederek dünya hayatında “galu bela”ya ulaşmasını Hz İbrahim’le ilgili şu ayetlerde daha da net görebilmekteyiz
En’am 75: “Böylece biz İbrahim’e göklerin ve yerin melekûtunu (muhteşem varlıklarını) gösteriyorduk ki, kesin inananlardan olsun.”
76: “Üzerine gece bastırınca, bir yıldız gördü: ‘Rabb’im budur’ dedi. Yıldız batınca da: ‘Ben batanları sevmem’ dedi.”
77: “Ay’ı doğarken gördü: ‘Rabbim budur’ dedi. O da batınca: ‘Yemin ederim ki, Rabbim bana doğru yolu göstermeseydi, elbette sapkınlığa düşen topluluktan olurdum’ dedi.”
78: “Güneş’i doğarken görünce: ‘Rabbim budur, bu hepsinden büyük’ dedi. O da batınca dedi ki: ‘Ey kavmim! Ben sizin (Allah’a) ortak koştuğunuz şeylerden uzağım.’”
79: “Ben yüzümü tamamen, gökleri ve yeri yoktan var edene çevirdim ve artık ben asla Allah’a ortak koşanlardan değilim“.
İşte dünya hayatında gerçekleşen “galu bela” ve Hz. İbrahim’in çevresindeki taklitçi ve gelenekçi kültürü sorgulaması; bize aklımızı ve vicdanımızı kullanarak, Kur’an’ın haberlerini ve Resulüllah’ın hadislerini rehber tutarak, kâinattaki Allah’ın ayetlerini okuyup anlamamız ve Rabbimizin rızasını kazanmak için çalışmamış gerektiğini öğretmektedir.

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
GEREKLİ DERSLERİ ALMAYI, AZİZ ERBAKAN HOCAMIZA VE ÜSTAD AHMET AKGÜL HOCAMIZA LAYIK TALEBE OLABİLMEYİ, ADİL…
Bir doğrunun istismarı, inkârından daha çok tehlikelidir. Münafık o yüzden kafirden eşeddir!.. SİYONİST ŞEYTANLARDAN VE…
YA RABBİ AFFEYLE BAĞIŞLA MERHAMET EYLE, BİZLERİ AZİZ ERBAKAN HOCAMIZA VE ÜSTAD AHMET AKGÜL HOCAMIZA…
İKTİDARI VE MUHALEFETİ İLE TÜKENMİŞLİĞİN RESMİ!. Toplumda özellikle son dönemlerde insanların ağzında tek ve doğru…
Ameller niyetlerle tartılır. İnsanın gayreti hangi yönde ise, alacağı karşılık da ona göredir. Yani insan,…
HAYRA HİZMETKÂR , KUR'AN'A TERCÜMAN!.. Kur’an’ın tercümanısın, İsa’nın mucizesi Sen Erbakan uzmanısın, ahir zaman müjdesi!..…
Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuşatan tehdit unsurlarından ; İran'a saldırı! Körfezin Sünni devletçiklerine, Abd üstlerinin kurulması!…
Hem edebi olarak hem de içerik ve mana olarak muazzam bir sanata haiz ve hakikate…
ER DOĞAN DEĞİL, ER BAKAN LAZIM! Şiirinden: Ne zor imtihanmış, ahir zamanda Selamet Saadet, Milli…
Yahya CANDAŞ beyden Allah razı olsun. Dizeleri ile bizlere de tercüman olmuşlar. Bu dizelere verdiği…