NEFSİME NASİHAT
“Lime tekulune, ma-la tef’alün”[1]
Kendin yapmadığın, niçin yazarsın…
Münafık sahtekâr, Kur’an’da mel’un
Amelin riyayla, için bozarsın…
İbadet ve ihlâs, taat yok ise
Gayret ve haysiyet, cihat yok ise
Yalan haram hile, bid’at çok ise
Sen beden kabrinde, ruha mezarsın…
Güzel ahlak edin, tersliği bırak
Mazluma yakın dur, zalime ırak
Üstatlık taslarsın, olmadan çırak
Boş gurur havayla, şişer azarsın…
Dürüst ol, doğruluk: iman tohumu
Her hayırlı hizmet, hikmet doğumu
Vücut mu beslersin, yoksa ruhu mu
Niye sen hayra kör, şerre nazarsın…
Daim Hak’kı gör, halk; fani görüntü
Temiz kal, aziz dur; olma süprüntü
Gelse de nefsinden, Şeytani dürtü
Uyma sabreyle ki, manen uzarsın…
İsrafta hayır yok, hayırda israf
Şeytan sevindirir, boşuna masraf
Her yerde adil ol, herkese insaf
Gerekliyken tutup, kuyu kazarsın…
Hayra düşmanlıktır, şerre yandaşlık
Haksızlığa susmak, dilsiz şeytanlık
Güçlüye yaranmak, pis şarlatanlık
Zayıfa bağırıp, parlar kızarsın…
Hakkı tebliğ; Milli Çözüm Dergisi
İlim amel makam, Rabbin vergisi
Gurur değil şükür, ahlak nergisi
Küçük tümsek iken, sanma Hazar’sın[2]…
[1] “Siz yapmadığınız (ve yapmayacağınız) şeyleri niçin konuşup (yazarsınız?)” (Saff: 2. Ayet)
[2] Hazar: Elazığ civarında bir dağ

UTANIYORUM RABBIM
Ah şu nefs putunu herdaım boynunu kırabılsek..Allah herşeyı görüyor düşüncelerimizi hayallermizi nıyetlerımızı herşeyımizi okuyor. Kimi kandırıyorsunuz ey zavallı nefsım.Kendını kandırmaktan başka, kendıne zarar vermekten başka, kendını baltalamaktan başka kıme zarar verıyorsun ki!…Yaptıgın ıkı uc ıyı guzel faydalı calımayıda ıfırlayacak hale getırerek neden kendımıze zumederız ki.. Ne olur sankı toplum benı nekadar az şey bılıyor sansa…tolum benı hor görse ne olurki…önemli olan benı yaratan rabbımın nasıl gördüğü değil midir?
Rabbım, bizleri hoşnut olacağın kimeler gibi yaşamamızı sağla, bizlerden razı oldugun kulların lıstesıne kat, bizleri senin aşkından senın cemaline ulamak için yanan koşan bu uğurda vakıt harcayan bu ugurda düşüncesini harcayan bu ugurda ömrünü harcayan kimselerden olma gayretıyle ömrünü sürdürenlerle birlikte olanların yanında omayı ve enerjısını o yolda harcayan kımselerden eyle…Amin.
Bu Nasihatleri Nefsimize Anlaya Bilsek
Net kâfir göründüğü gibi olmaya dosttan Müslümandan(!) evladır. Öyleyse seni bildikleri gibi ol, beceremiyorsan için gibi ol. Yaptığımız amelide; sadece O bilsin razı olsun yeter şuurundan uzak, birileri görsün-övsün-geride kalmış olmayalım şuursuzluğu ve gafletiyle boşa çıkarma.
Bende ibadet-cihad-gayret ediyorum diyorsun. Tart o zaman kendini günümüze en güzel örneği ERBAKAN hocamızla ve Ahmet Akgül gayretiyle, o zaman ağırlığımız ve gerçek boyumuz ortaya çıkar. Nasıl bir gaflet içerisinde kendimizi avuttuğumuzu görürüz. Dosta karşı, kendimize ve Rabbimize yalanımız varsa Allah aşkına, “ben” ruhu bedene hapsetmişim.
Ahlakımıza bir güzellik katmaya çalışma şuurda olmak ve bunu başarmak ne güzel. Ahlaken tersliklerden, kadere teslimiyetsizliğin verdiği huzursuzluklardan kurtulabilmek. Çırak olamıyoruz; olmuşuz bir anda her şeyi bilen, boş gururla havayla şişen bilgiç.
Camide imam nasihat verirken ön saf arkadaki safa söyleniyor der, arka saf bir arkadaki safa söyleniyor derken cemaatin alması gereken nasihat-ders caminin kapısından çıkar gidermiş. Yazarımız Ali Çağıl’ında bahsettiği; dürüst, doğru olmak. Hayırlı hizmetlere koşturmak, vücudu değil ruhu doyurmak. Gözümüz şerde değil hayırda olması gibi öğütleri başkasına değil en çok kendimize lazım olduğunu bilemiyorsak daha çok boşa yoruluruz.
Her olayda her işte Hakkı görebilmek, mesajını alabilmek. Bedenen ve ruhen temiz olmak. Nefis ve şeytan bin bir türlü vesveselerine uymadan aziz durabilirsek manen mesafe kat edebiliriz.
Yapılan harcamalarımızda israfa meyletmemek hayır adı altında da olsa. İktisadı cimrilik boyutuna varmadan öğrenebilmek. Yoksa hem zahmet çekeriz hem de şeytanı sevindiririz. Her yerde ve herkese adil olmalıyken bir mazeretle bir cevazla kuyu kazıyorsak yazık bize.
İnsanlık, Ülkemiz, ailemiz, arkadaşlık gibi her konuda meydana gelen olaylar karşısında haklının yanında, hakkın yanında olabilmek. Haksızlığı görmeme basiretsizliğinden, görüp de sessiz kalma şeytanlığından kurtula bilmek. Güçlüye yaranırız kibar ve dikkatli davranırız ya mazluma, gücünün yettiğine…
Kendi hata ve kusurlarımızı göre bilme ve tedavi edebilme adına, batılın karşısında sessiz kalmama adına Milli Çözüm dergisi Hakkı tebliğ etmede hiçbir zaman geri durmamıştır.
BİTTİ SANILAN…
Aziz Erbakan Hocamızın ,son hastane günlerinde ,kulağım seste ,her an hastaneden taburcu olacağı haberini beklerken ,
o acı pazar gününde ,acı haberle yüreklerimiz dağlanmıştı…
Vefatının ardından ; yaklaşık iki üç gün sonra, ağlamaktan bitkin düşmüş ve öylesine uzanmıştım …
Rüyamda ;
Muhterem Hocamı , siyah takım elbiseli adamlar apar topar bir araca bindirip götürüyorlardı…ben ise durumdan bir şey anlamamış öylece şaşkın şaşkın bakıyordum…
Hocam da bana baktı ve sesini sertleştirdi :
“SEN BÖYLE AĞLARSAN ,BEN İŞİMİ YAPAMAM.”
Takip eden günlerde ,yine bir rüya …
Erbakan Hocam ile Ahmet Hocam meydan gibi bir yerde ,ayakta yan yana duruyorlar …
Birileri var ve sırayla önce Erbakan Hocamla sonra Ahmet Hocamla musâfaha edip kucaklaşıyorlar…
Ben de onlarla kucaklaşıp ellerini öptükten sonra ,her ikisi de sırtımı sıvazladılar …
Ardından Erbakan Hocam bir konuşma yaptı …
Erbakan Hocamın konuşması bitti ….
Ahmet Hocam konuşmaya başladı …
ama çok ilginç ki ….
AHMET HOCAM KONUŞUYORDU …AMA ERBAKAN HOCAMIN SESİYLE …
EVET..KİM DERSE Kİ ERBAKAN ÖLDÜ ;YALAN SÖYLER!
ERBAKAN ÖLMEDİ …
MUHTEREM AHMET AKGÜL VE MİLLİ ÇÖZÜM ;
AZİZ ERBAKAN’NIN SESİ VE RUHUDUR…
Milli Çözüm dergisi hepimizin nefsine bir nasihat ve örnek olmaktadır.
Rivayet edilen bir hadis-i şerifte “ Ahir zamanda yaşları küçük, akılca kıt bir takım gençler zuhur edecek. Kur’an(dan) okuyacak ve yaratılmışların en hayırlısının (a.s.m.) sözünü söyleyecek, ama okun yaydan çıkıp fırtladığı gibi dinden çıkarlar. İman gırtlaklarından öteye geçmez.” şeklinde de ifade edildiği gibi ya insanlar yapmadıkları ya da yapamayacakları sözler söyleyerek münafıklık sergilemeketedirler. Ve yahut amelini yapan ise bunu farzı açık, nafile ibadetleri ise gizli yap düsturunun tam tersi 5 vakit kılarken görülmeyenlerin, gece teheccüd namazları dillere destan olmaktadır…
İnsan ancak yaşam enerjisini ruhuna harcadıkça yaşar, yaşam enerjini bedenine harcarsan o neden şişer ve ayağına bağlı bir pranga gibi seni tutsak edildiğin bu yalancı vatanda tutar ve asla asıl vatanına uçamazsın… Zengin, yağlı ve parlak bir beden ancak kişiye süslü ve cilalı mermerlerden yapılmış bir mezar taşıdır… Allah’ın (C.C:) hoşnut olacağı şekilde ibadet; gayretli ve şerefli bir şekilde mücadele; ne eksiltmeden ne de arttırmadan yapılan ameller ile insan ancak hayat bulur ki aksi ancak horlaklıktır…
İnsanlarımız şimdilerde “google” akademisinden mezun olmuşlar, okumadan, okuyanda anlamadan, anlayan ise içine riya katmadan konuşmaz, tartışamaz hale gelmişlerdir… Dobralığın herkesi terslemek, güçlü, imtiyazlı olmak için mazlumdan uzak durmak ve seni alkışlayanları duydukça, kurbağa misali şişip şişip durmak normal hale gelmiştir…
Yalanla iman asla bir arada olmaz demiş yaratılmışların en hayırlısı, ve iman ise canlıdır ve her canlı gibi ve her canlı gibi beslenmesi, korunması ve gerekirse kara günler için tohumları saklanmalı, hayat tarlasına ekilmelidir. Nasıl ki her şey zıddı ile daha anlaşılır ise, doğrulukta imanın nuru ve tohumudur. Doğru ve yanlış ilim ve akıl ile anlaşılır ve hesap edilir olsada; hayırlı işler ise ancak hikmet ile anlaşılır ve bilinir. Hz. Allah(C.C:); “.. hayrı biz kullarının bilemeyeceğini ancak kendinin bilebileceğini söylemiştir.” Hayır hikmet ile bilineceği gibi , her hayırlı işe atılmamız ise bizde bu hikmetin tecelli etmesine vesile olacaktır… Hz. Allah’a kör ve sağır olan hali ile hikmet nazarından yoksun olacak ve şerre bakar hayra şaşar bir halde gezecektir…
Daima Hakk’ı bilmeli ve ona hürmet etmeli ama Hakk’ın rızasının da Halk’In rızasından geçtiğini bilmeli, Yaradana hürmet, yardılmışlara ise şefkat noktasından yaklaşacağız ama Halkın bir amaç değil Hakka bir vasıta olduğunu unutmayacağız. Yoksa halkla hallenir isek pislenir ve her pislenen gibi bir gün halkın sapını tuttuğu bir süpürge ile deliklere süpürülme ihtimalini unutmamalıyız…
İsraf olunan hiç bir işte hayır yoktur, hayırlı olan bir işte ise israf yoktur, çizgi riya çizgisidir, riyaya kaçmadıkça, başlara kakmadıkça, hayır terazisinin tartamayacağı yük yoktur….
Erkeklik güçlünün arkasında kasılarak durmak değil, dünya başına kalksa bile haklının yanında durup, kırılacağını bilsen bile kol kalan germektir… Unutma ki güçlünün yanında kasılarak duran kolları yarın ilahi adalet kırıp atacağı gibi, hakkın yanında kırılan, kesilen kolların yerine ilahi adalet iki adet kanat takar ve Hz. Cafer-i Tayyar misali uçar gidersin.
Gerçekleri lazım olduğu vakit söylemek erdemdir, onlarca, yüzlerce yıl sonra söylemek erdem değildir. Halka rağmen Hakk için söylemek ve bu söyleminde 11 seneyi deviren ve sayısızca iftiradan Hakk’ın desteği ile alnının akı ile çıkan, halka rağmen, yakınlarına rağmen ve hatta her bir bireyin içlerindeki nefislerine rağmen yılmadan ve usanmadan, Hakk yolda sebat eden bu dergi ve çalışanları için yaptıkları bir gurur vesilesi değil, ancak karların içinden fışkıran bir nergis çiçeği gibi, buz kesen ahlak tarlalarından bir güzelliktir… Asla bir tümsek olup ayaklara takılmak için değil, bir dağ olup kayan dünyanın bir kazığı,çivisi olmak için yazmakta ve bu dünyanın sarsılmaması ve buna mani olan dağlar misalidirler….
Ve Milli Çözüm dergisi zamanın, ahir zamanın tebliğ dendiği vakit ilk akla gelen ismi ve şekli olmuştur…. Ve geçen bu onlarca senenin yanında, 11 seneyi deviren neşriyat hayatları ise bu hizmetlerindeki sebat, gayret ve devamlılıklarının bir nişanesi olmuş ve olmaya da devam etmektedir…
Milli Çözüm dergisi hepimizin nefsine bir nasihat ve örnek olmaktadır. Yapılamaz sanılanı yapmanın, durulamaz denilenin önünde durmanın, söylenemez denileni söylemenin, ve hepsinden ötesi ise [b]BİTTİ SANILANIN ASLINDA YENİ BAŞLADIĞININ[/b] ifadesi olmuştur.