“Terörsüz Türkiye” Masalıyla
ÜLKE PARÇALANACAK MIYDI;
YOKSA PARLAYACAK MIYDI?
“Terörsüz Türkiye” Masalı ve Kuşkularımız!..
PKK’nın sözde silah bırakma senaryolarına ve ülkemizde barış ve bereket ortamının hazırlanması umutlarına; hissiyatım, arzularım ve vicdanım “Oh, keşke!” diyerek sevinmek, Siyonist odakların ve Batı’nın kışkırttığı kanlı ve karanlık bir sürecin bitmesini desteklemek istiyordu… Ama aklım, iz’anım ve mantığım bu gelişmelere tedbirli ve temkinli yaklaşılması, görünüşe değil gerçeklere yoğunlaşılması gerektiğini söylüyordu. Bu nedenle, cıvık cıvık yapmacıklık sırıtan sürece yürekten sevinip sahiplenemiyordum; kuşkularım duygularımı bastırıyordu. Acaba bu şarlatanlığın arkasında hangi şeytanlıklar yatıyordu?..
Amerika ve Avrupa basınının bu silah bırakma seremonisini manşetlere taşımaları ve Erdoğan’a övgüler yağdırmaları bizim şüphelerimizi ve endişelerimizi daha da artırıyordu. Çünkü PKK’ya ve yan kuruluşlarına 50 yıldır her türlü desteği bunlar sağlıyordu!?. ABD Ankara Büyükelçisi Barrack’ın: “SDG, YPG’dir; YPG, PKK’dır. Biz onlara devlet sözü vermedik. PKK’nın silah bırakmasını da destekliyoruz!” sözlerini de: “Aslında bu süreci; ABD, AB ve İsrail olarak biz ayarlıyoruz!” şeklinde okumak gerekiyordu… Çünkü Yahudi ve Hristiyanların İslam ve Türk düşmanlıklarını hesaba katmadan bu gibi olayları yorumlamak, ya ahmaklıktı veya kiralık ajanlıktı!
İmanı, iz’anı ve vicdanı olanlar şu ayetleri dikkatle ve defaatle okumalıydı:
“Ey iman edenler! Sizden olmayanları (Yahudi ve Hristiyanların hain takımını ve işbirlikçi münafıkları) sırdaş (müttefik) edinmeyin. (Çünkü) Onlar size (her fırsatta) kötülüğe ve zarar vermeye uğraşırlar, size zorlu bir sıkıntı verecek şeylerden de hoşlanırlar. Onların buğz (ve düşmanlıkları) ağızlarından dışa vurmuştur, göğüslerinde (gönüllerinde) gizli tuttukları (nefret ve hıyanetleri) ise, daha büyüktür. (Böylece) Size ayetlerimizi (imanın ve inkârın alâmetlerini) kesinlikle açıkladık; belki akıl erdirip (Haçlı Siyonistlerden ve işbirlikçi hainlerden uzak kalırsınız diye, size bu gerçekler tebliğ ve tavsiye edilmektedir).” (Âl-i İmrân: 118)
“(Ey sadık mü’minler!) Size bir iyilik dokununca (kâfirler ve münafıklar) kıskanıp tasalanırlar, size bir kötülük isabet ettiğindeyse buna sevinip ferahlanırlar. Eğer siz sabreder ve sakınırsanız, onların ‘hileli düzenleri’ (ve hıyanet girişimleri) size hiçbir zarar veremez. Şüphesiz Allah, onların amellerini (ve kötü niyetlerini) kuşatıvermiştir.” (Âl-i İmrân: 120)
Sn. Erdoğan’ın: “AKP, MHP ve DEM Parti olarak birlikte yürüme kararı aldık!” sözleri, acaba “Suni ve sinsi farklılık edebiyatını ve münafıklığı bıraktık” itirafı mı oluyordu? Ve yine “Şam, Diyarbakır ve Ankara bizim ortak şehirlerimizdir!” sözleri “Diyarbakır’ı Kürdistan’ın başkenti yapma” hayali kuran Siyonistlere, özel bir mesaj mı taşıyordu? Özetle; “Terörsüz Türkiye” kılıfıyla, PKK artık KCK’ya çevriliyor ve toplum oyalanıyordu!..
Hâlâ Hak’tan cayanları ve işbirlikçi münafıkları savunanlara, Kur’an’ın şu uyarılarını hatırlatmamız gerekiyordu:
“İşte siz böylesiniz; (haydi marazlı münafıkları sahiplenip) dünya hayatında onları savunmak için mücadele ettiniz (diyelim…) Peki, kıyamet günü onları Allah’a karşı kim savunabilecektir? Ya da onlara vekil (ve kefil) olacak kimdir?” (Nisa: 109)
“Öyle ise size ne oluyor ve (Hakk davaya sızan gizli gâvurlar ile şeytani odaklara uşaklık yapan dindar görünümlü) münafıklar konusunda ne diye ikiye ayrılıyor (ve birçoğunuz hâlâ onları sahiplenip savunuyorsunuz?) Allah, kazandıkları (günahları ve sadık mü’minlere kazdıkları tuzakları) yüzünden onları tersine çevirip tepetaklak ettiği halde, siz Allah’ın saptırdığını hâlâ hidayete erdirmek (ve bu marazlı münafıkları masum ve mazur göstermek mi) istiyorsunuz?! (Bu tavrınız bir nifak hastalığıdır!) Allah kimi saptırırsa, artık Sen kesin olarak (hidayet bulması ve kurtulması konusunda) onun için asla bir yol bulamazsın.” (Nisa: 88)
Bir mana âleminde Aziz Erbakan Hocam bize şunu hatırlatmıştı:
“Bir ara, gazeteciler Siyonist Şimon Perez’e; “Kur’an-ı Kerim sizin millet olarak yok edileceğinizi ve sonunuzun Müslümanların elleri ile geleceğini haber veriyor!” diye hatırlattıklarında, Perez: “Kur’an’ın bahsettiği Müslümanlar gelsinler, bunu o zaman düşünürüz!” demişti. Bak, Kur’an’da bahsedilen Müslümanlar var ya, Allah’a yemin ederim ki, onların günümüzdeki en önemli temsilcilerinden birisi de Milli Çözüm Ekibidir!.. İşte kardeş, gün gelir elinle büyüttüğünden bildiğini öğrettiğine… “Vatan, Devlet, Türklük” diyen istismarcı kesimlerden her bir milli-manevi değere ters düşene; inancını ve vicdanını yitirenlere Milli Çözüm uyarıları ters gelecektir! “Bunlara neyi daha nasıl anlatalım?” diye çırpınırken onlar dünyevi ve nefsi arzuların peşine düşecektir! Ama maalesef, çiçeğin çöpten daha güzel olduğuna sinekleri ikna edebilir misin?”
APO Teröristinin Çağrısı ve Hıyanetin Perde Arkası
İmralı Adası’nda yatan müebbet mahkûmu Abdullah Öcalan’a “PKK’ya silah bırakma çağrısı yaptırılması”; karanlık ve kiralık adamlardan Abdurrahim Semavi’nin itiraflarıyla, İsrail Yahudi Lobileri ve ABD Derin Devleti planıydı. Bu tezgâh; artık görevini tamamlayan ve feshedilmesi kararı alınan PKK yerine, Suriye’deki PYD’yi meşrulaştırma ve SDG’yi (Özerk Suriye Kürt Bölgesi Projesini) amacına ulaştırma hazırlığıydı. Evet, Öcalan’ın çağrısı özetle: “Türkiye’de silahlı mücadele dönemi kapandı; artık siyasi ve demokratik yöntemlerle hedefimize ulaşacağız… Yani; PKK yerine Türkiye’de Dem Parti, Suriye’de YPG ile Siyonist projelere hizmetkârlık yapacağız” mesajıydı. Zaten PYD başı Salih Müslim: “Gerekli şartlar oluşursa, yani TSK operasyonlarını durdurursa, biz de ona göre tavır alırız!..” küstahlığında bulunmuşlardı.
APO Teröristinin Çağrısı; Cumhur İttifakı’nın Büyük Kürdistan Hizmetkârlığı mıydı?
Abdurrahim Semavi’nin: “Türkiye; Doğu, Batı, Güney ve Kuzey Kürtleriyle İttifak Kuracak ve Onları Tanıyacak.” İtirafları!
Güya “Temel Strateji Araştırma Merkezi Başkanı” Abdurrahim Semavi, Türkiye’de sözde Kürt sorununun çözümüne yönelik son dönemde atılan adımları ve yürütülen tartışmaları -nereden biliyorsa- aylar öncesinden yorumlamıştı. 2013-2015 yıllarındaki Çözüm Süreci döneminde de Akil İnsanlar Heyetinde yer alan Semavi, gelinen mevcut durumda, PKK lideri Abdullah Öcalan ile Kandil arasında anlaşmazlık olduğunu vurgulamıştı. Kuzey Irak’taki (Barzani Kürdistanı’nda) Rûdaw’da Hevidar Zana’nın sunduğu, “Kuzey Bülteni”ne konuk olan Semavi, “Kandil ile İmralı arasında anlaşmazlık var. Sadece Öcalan ile Kandil arasında değil, Öcalan ile Rojava ve Öcalan ile Avrupa arasında da anlaşmazlık var. Bahsettiğim proje çerçevesinde sadece PKK meselesi çözülmüş olmayacak, PKK dışındaki Kürtler de muhatap alınacak” şeklinde açıklamalar yapmıştı.
Bundan tam 6 ay önce, yani Şubat (2025) içerisinde: “Türkiye’nin tüm Kürtlerle ittifak yapacağını” da hatırlatan Semavi, “Türk hükümetinin 15-16 aydır (AKP ve MHP iktidarıyla hazırladığı) bu proje sadece Türkiye’deki Kürt sorununun çözümüne yönelik sanılmamalıdır. Projeye göre Ortadoğu Kürtleriyle büyük bir ittifak kurulacak; Doğu, Batı ve Güney, Kuzey Kürtleriyle irtibat sağlanacaktır. Yapılanlar işte bu projenin hazırlığıdır. Bunu ifade etmem lazımdır!..” şeklinde çarpıcı ifadeler kullanmıştı. (Cumhur İttifakı’nca) Bir proje hazırlandığı fikrini aktaran Semavi, “Proje 5 yıl içinde tamamlanacak. Proje adım adım uygulanacak. Türkiye halkı ve Kürtler projeye hazır olana kadar proje dikkatle inşa edilip kurgulanacak. Kürtlerin barış istediği doğrudur. İnsanların aklında birçok soru var. Türklerin de birçok sorusu var. Bu sorunlar çözülmeden Kandil’i Ankara’ya getiremezsiniz, kimseyi başka bir yere taşıyamazsınız. Çok uzun zaman alır. Bahsettiğim proje kapsamında 5 yıllık bir program yapılmıştır. 5 yıl içerisinde sadece Kandil’de olanlar değil, diasporada yaşayanlar da geri dönmeye başlayacak ve onlara da geri dönüş yolu açılacaktır” şeklinde konuşmuşlardı. Bütün bu itiraflar, Öcalan’a çağrı yaptırma sürecinin dış güçlerce planlanıp dayatıldığını, yerli aktörlere ise sadece figüranlık yaptırıldığını ortaya koymaktaydı…
Barzanistan-Erbil merkezli; Kürtçe, Türkçe, İngilizce ve Arapça yayın yapan Rûdaw Medya’ya konuşan Abdurrahim Semavi, ardından özetle şunları aktarmıştı:
Rûdaw: Süreç 2023 yılının mayıs ayında başladı. Kim başlattı ve nasıl başladı?
A. Semavi: “Bu projenin bütün hazırlıkları (ABD ve AB’deki merkezlerin katkısıyla) yapıldı, ayrıntıları tartışıldı. Proje ve süreç yazıldı. Yani Sayın Bahçeli bu sözleri tek başına gündeme taşımadı. Bu sürecin hazırlıkları 7 Ekim 2023 öncesinde yapıldı. Ben iki ay önce Avrupa’daki bazı televizyon röportajlarında bu projeyi ve süreci anlatmıştım. Sayın Bahçeli’nin de Sayın Erdoğan’ın da bu süreci gündeme getireceğini 2 ay önce açıklamıştım… Bu projede Kürtlerin istediği her şey vardır. Kürtler ‘kardeş ve eşit bir millet’ olarak anayasaya yazılacaktır. Adım adım okullarda Kürtçe eğitim başlayacaktır. Türk hükümeti adım atarken pazarlığa girişmeyecek, (tavizler için) kendisi adımlar atacaktır.” diyerek, hem Devlet Bahçeli’nin hem de AKP’nin bu süreçte, Emperyalist ve Siyonist projelere sadece figüranlık yaptıklarını açığa vurmuşlardı…
Öcalan’ın “Silah Amacına Ulaştı, Şimdi Siyaset Zamanı!” Çağrısı!..
Bundan 13 sene öncesi Açılım Sürecinde 21 Mart 2013 tarihini taşıyan açıklamasında, “Ben, bu çağrıma kulak veren milyonların şahitliğinde diyorum ki; artık yeni bir dönem başlıyor, silah değil, siyaset öne çıkıyor. Artık silahlı unsurlarımızın sınır ötesine çekilmesi aşamasına gelinmiştir” diyen Abdullah Öcalan, şimdi yaptığı açıklamada ise: “Varlığı zorla sona erdirilmemiş her çağdaş cemiyet ve partinin gönüllü olarak yapacağı gibi, devlet ve toplumla bütünleşme için kongrenizi toplayın ve karar alın; tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir.” ifadelerini kullanmıştı.
Anlaşılan o ki bu metin, Öcalan’ın (kendisine öğretildiği şekilde) aşamalı önerilerde bulunmaktaydı ve ‘çözüm süreci’ diye adlandırılan önceki sürece kıyasla, iktidar cenahı tarafından baskılanmış ve sınırlanmış bir çağrının motivasyonuyla çerçevelenmiş bir çağrı yapıldığı sırıtmaktaydı. Heyette bulunan Sırrı Süreyya Önder’in, metin Kürtçe ve Türkçe olarak okunup noktalandıktan sonra eklediği şu cümle DEM Parti’ye dokunulmazlık zırhının gizli bir şart olarak dayatıldığının kanıtıydı: “Sn. Öcalan: ‘Bu perspektifi ortaya koyarken, şüphesiz silahların bırakılması ve PKK’nın kendini feshi, demokratik siyaset ve hukuki boyutun tanınmasını gerektirir’ notunu da bizlere iletti. Onu da sizinle paylaşmış olalım.” Yani bu hatırlatmaya dayalı olarak PKK’dan “Biz, bize yapılan çağrının gereğini yerine getirmeye yönelik süreci başlatıyoruz, ancak muhatabımızdan da demokratik siyasetin hukuki boyutuna uygun adımlar bekliyoruz” anlamında açıklamalar yapacağı anlaşılmaktadır.
Acaba Öcalan, S. Süreyya Önder’in açıkladığı o sözlü mesajı göndererek, “Israrla sadece örgüte çağrı yapmam üzerine bir iklim söz konusu olduğu için resmi metni, sürecin hassasiyetini dikkate alarak bu biçimde hazırladım, ama ek olarak ifade ettiğim metin dışı mesajım da önemlidir” demeye mi çalışmıştı?
Müstafi Tümamiral’in Haklı Kuşkuları!
Müstafi Tümamiral, PKK’nın fesih tartışmaları hakkında yaptığı açıklamada, “Kongresi var, yasaması var, yürütmesi var, yargısı var. Âdeta bir devlet gibi yapı oluşturmuşlar. PKK diyerek tüm yapı gizleniyor! Bu bir aldatmadır!” uyarısında bulunmuşlardı. Cihat Yaycı, PKK’nın fesih tartışmaları hakkında ve Türkiye’nin barış süreci olarak adlandırılan süreç ile ilgili önemli açıklamalar yapmıştı. Terör örgütü PKK’nın 55.600 kişinin katili ve uyuşturucu kaçakçısı bir yapı olduğunu hatırlatan Yaycı, “Meşru bir siyasi yapıymış, hatta devletmiş gibi topladığı ‘kongreyi’ ve açıklamalarının tartışılması züldür! Bu, devletin düşürüldüğü en utanç verici manzaradır!” ifadelerini kullanmıştı.
Kiralık Medya Bu Sinsi Oyunun Parçasıdır!
Televizyonlarda PKK kongresi ile ilgili tartışmalar yapılmasına büyük tepki gösteren Yaycı, “Malum medya, sinsi oyunun içinde hedef saptırıyorlar. PKK’yı meşru bir aktör gibi gösteriyorlar… Bildiride yer alan; ‘şehit’, ‘Kürdistan’, ‘52 yıllık tarihi mücadele’, ‘yurtsever halkı şehitleri anmaya çağırma’ ‘Önder Apo’ ifadelerini sansürleyip, kamuoyunu kandırıyorlar!” bilgisini paylaşmıştı.
Evet, PKK fesholsa bile, KCK altındaki birçok yapı yerinde duracaktı! “PKK ‘fesholdum’ diyor ama KCK altındaki PYD, YPG, HPG, PJAK, PCDK gibi yapılar yerinde duruyor! Bu bir kelime oyunudur! Kongre PKK’yı feshedecekmiş, peki kongreyi kim feshedecek? Bunu kimse sormuyor! Sadece ‘PKK’ adını kâğıttan silip KCK yapısı aynen bırakılıyor! Evet, KCK hâlâ duruyor. PKK’nın gerçek çatısı KCK’dır! Kongresi var, yasaması var, yürütmesi var, yargısı var. Âdeta bir devlet gibi yapı oluşturmuşlar. ‘PKK fesholdu’ palavrasıyla tüm yapı gizleniyor! Bu bir aldatmadır! İşte bu KCK yapısında sadece PKK, uluslararası terör örgütü sayılıyor. Biz operasyonları bu zeminde yapıyoruz. ‘PKK feshedildi’ dersek, PKK ile aynı yapı olduğunu bildiğimiz ama farklı isimlendirilen ve sınırlarımızda ve hatta İstanbul’da dahi birçok kanlı saldırı gerçekleştiren Suriye’deki YPG’yi ne yapacağız? Nasıl mücadele edeceğiz? Türkiye’nin meşru operasyon hakkını elimizle baltalıyoruz!” uyarılarına kulak kabartmalıydı.
Hesap Sorulmayacak mı Sandınız!?
Şu anda Almanya’da yaşayan, seçkin ve bilgin Milliyetçi dostum Prof. Dr. Yavuz Sezen Bey’in bize ilettiği, meşhur Siyonist Henry Kissinger’in şu itirafıyla başlayalım:
“Biz Amerika olarak neden güçlüyüz, biliyor musunuz? Bizler, Amerika olarak, içimizdeki vatan hainlerini (Daha doğrusu, Siyonist ve emperyalist odaklara ters düşenleri. A.A.) hemen öldürüveririz. Ama dünyanın diğer birçok ülkesindeki vatan hainlerini ise, kahramana dönüştürerek, ülkelerinde önemli yerlere, etkin ve yetkin görevlere yükseltiriz!”
Hatırlayınız; Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan, 2025 Mayıs’ın ilk haftasında Roma’da Türkiye-İtalya İş Forumu’na katılarak yaptığı konuşmada; “İş dünyamızın vize konusunda yaşadıkları güçlüklerin ekonomik ilişkilerimize ket vurduğunu görüyoruz. İtalyan iş çevrelerinin Avrupa Birliği kurumları nezdinde bu konuyu gündeme getirmelerinin iki tarafın da yararına olacağını düşünüyorum.” diyerek bir nevi AB’yi şikâyete kalkışmıştı.
Ayrıca, “Kıymetli katılımcılar, ticari ve ekonomik ilişkilerimizin potansiyeline ulaşmasında Avrupa Birliği ile Gümrük Birliğimizin değişen küresel ekonomik koşullara uygun şekilde güncellenmesi ihtiyacını hissediyoruz. Kazan-kazan yaklaşımıyla her iki taraf için de fayda sağlayacak bir güncellemeye İtalyan hükümetinin ve iş çevrelerinin desteğini bekliyoruz. Öte yandan iş dünyamızın vize konusunda yaşadıkları güçlüklerin ekonomik ilişkilerimize ket vurduğunu görüyoruz. İtalyan iş çevrelerinin Avrupa Birliği kurumları nezdinde bu konuyu gündeme getirmelerinin iki tarafın da yararına olacağını düşünüyorum.” buyurmuşlardı.
Gümrük Birliği; AB ile Türkiye (ve benzeri taraflar) arasındaki ticarette; yürürlükteki gümrük vergileri, benzer diğer vergiler ve miktar kısıtlamalarıyla ilgili tüm tedbirlerin kaldırılmasına ilişkin ortak ve geçici gümrük muafiyeti tarifesi olup bir nevi ekonomik entegrasyon hazırlığıdır. 1995 yılında DYP Genel Başkanı Tansu Çiller ile CHP koalisyonu iktidarınca AB üyesi yapılmadan imzalanan Gümrük Birliği’nin 10 yıl sonra Türkiye’ye zararı 57 milyar dolara ulaşmıştı. Şimdi bu zarar bazı uzmanlara göre 250 milyar doları aşmıştır. AB’ye alınma yalanı-tuzağı ile bu Gümrük Birliği sayesinde Türkiye soyulmaktadır ve öz haklarımız Haçlı Batı’ya rüşvet sunulmaktadır.
Özetle Gümrük Birliği, anlaşmaya ortak ülkelerin kendi aralarında gümrüklerin kaldırıldığı serbest ticaret alanıdır. Tüm sanayi ürünlerini ve işlenmiş tarım ürünlerini kapsamaktadır. Bu malları taşıyan her gün yüzlerce tır ve gemi dolusu sanayi ve tarım ürünü, Avrupa ülkelerinden çıkıp Türkiye üzerinden vergisiz geçerek Ortadoğu ve Asya-Afrika ülkelerine taşınmaktadır.
Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan, Türkiye-İtalya 4. Hükümetler Arası Zirvesi’nin ardından, İtalya Başbakanı Bayan Giorgia Meloni ile ortak basın toplantısında açıklama yapmıştı. “İki önemli NATO müttefiki ve stratejik ortak olarak, ilkini 2008’de gerçekleştirdikleri zirveden bu yana aralarındaki münasebetlerin her geçen gün daha ileriye gittiğini” vurgulayan Erdoğan, şunları hatırlatmıştı:
“Akdeniz’in güvenliği, Ortadoğu’daki durum, Avrupa’nın istikrarı ve transatlantik bağın muhafazası gibi önemli meselelerde aramızda değerli bir uyum bulunmaktadır. Bunda İtalya ile tarihten gelen yoğun ilişkilerimize ilave olarak Sayın Meloni’nin birçok konuya cesur ve kararlı yaklaşımının önemli etkisi vardır. İtalya ile düzensiz göçle mücadele alanındaki iş birliğimizi önümüzdeki dönemde de sürdürmeye kararlıyız!”
Meloni’den Erdoğan’a ‘sığınmacı’ teşekkürü anlamlıydı.
Zirve, Türkiye ile İtalya’nın özellikle savunma alanında iş birliğini artırdığı bir döneme denk gelirken; İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, Türkiye ile göç konusunda yürütülen ortak çalışmaların sonucunda, Türkiye’den gelen sığınmacı sayısının sıfırlandığını açıklamış ve Avrupa’yı rahatlandıran Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan’a övgüler ve teşekkürler yağdırmıştı. İtalya ve tüm Avrupa ise Türkiye’yi göç yönetimi ve bölgesel istikrar açısından önemli bir kalkan olarak görüyorlardı. Basın toplantısında konuşan Meloni, “Türkiye ile birlikte attığımız adımlar sayesinde, Türkiye üzerinden gelen sığınmacı sayısı sıfırlandı.” açıklamasıyla memnuniyetini aktarmıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise, “Önümüzdeki dönemde düzensiz göçle mücadele alanında İtalya ile iş birliğimizi sürdüreceğiz,” açıklamalarında bulunmuş ve Batı’yı rahatlandırmıştı.[1]
Erdoğan’ın: “AB’yi düştüğü çıkmazdan sadece Türkiye kurtarabilir!” çıkışı!
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Avrupa demokrasilerinde ortaya çıkan boşluğu son seçimlerde görüldüğü üzere aşırı sağcı demagoglar dolduruyor. Avrupa Birliği’ni ekonomiden savunmaya, siyasetten uluslararası itibara, içine düştüğü çıkmazdan sadece Türkiye, Türkiye’nin tam üyeliği kurtarabilir” açıklamasını yapmıştı.[2]
“Avrupa başta olmak üzere Batılı ülkelerde göçmen karşıtı ve İslam düşmanı aşırı sağ hareketlerin yükselişine bir süredir dikkat çektiğini” anımsatan Erdoğan, buralarda yapılan son dönemdeki birçok seçimde endişelerinin haklılığının ortaya çıktığını söyleyerek, aşırı sağ hareketlerin Avrupa’da siyasetin belirleyici aktörleri haline geldiğini vurgulamıştı.
Bu sözler, Siyonist ve emperyalist merkezlere “Bizi iktidarda tutarsanız, sizin zulüm ve sömürü saltanatınızın devamına katkı sunarız!” mesajı mıydı, yoksa kuru kahramanlık palavraları mıydı? Artık batma ve tıkanma noktasına gelip dayanmış Haçlı-Siyonist zulüm çarkının devamını sağlamak Erdoğan’a mı kalmıştı?
Bu kadar kahramansa, Türkiye’nin himayesindeki Suriye’nin; Şam, Hama, Humus, hatta Türkiye yakınındaki Lazkiye şehirlerine yönelik hava saldırılarını artıran… Ve “Suriye, Şam’ın güneyinde ve İsrail sınırına yakın yerlerde askeri birlik konuşlandıramaz!” diye tehditler savuran, şu kuduz İsrail’e karşı niye cesur ve caydırıcı bir tavır takınamazdı? Oysa himayemizdeki birine sataşmak bizzat bize kafa tutmak ve onurumuzla oynamak anlamını taşırdı!.. Bu sorular aynı zamanda kiralık yandaş yazar ve yorumcu takımınaydı… Bu konularda boğazına kılçık kaçmış karga gibi davranmayı artık bıraksınlardı…
Avrupa’da Bilinmeyen Nedenlerle Işıklar Sönmüş, Elektrik Kesintileri Ekonomiyi Sarsmıştı!?
İspanya ve Portekiz, büyük elektrik kesintisinin etkileriyle sarsılmıştı. Analist Kyle Chapman, uzun vadede İspanya ekonomisinin çok olumsuz etkileneceğini açıklamıştı. İspanya ve Portekiz’de Nisan 2025 sonu pazartesi günü yaşanan büyük elektrik kesintileri, her iki ülkedeki birçok şehri ve bölgeyi etkileyerek hayatı durma noktasına taşımıştı. Kesintinin nedeni henüz netlik kazanmazken, elektrik tedariki yavaşça yeniden sağlanmaya başlanmıştı.
Elektrik kesintisi; telefon hatları, internet erişimi ve kart ödemeleri gibi günlük hayatın vazgeçilmez unsurlarını olumsuz etkileyip hayatı karartmıştı. Bu durum, işyerlerinde üretimin durmasına ve çok sayıda işçinin işlerini bırakmak zorunda kalmasına yol açmıştı. Portekizli elektrik operatörü REN, kesintinin İspanya’daki aşırı sıcaklık değişiklikleri nedeniyle meydana geldiğini ve bunun “nadir görülen bir atmosferik olay” olabileceğini aktarırken, AB Konseyi Başkanı António Costa ise, kesintinin siber saldırıdan kaynaklandığına dair söylentileri yalanlamak zorunda kalmıştı.[3]
İspanyol ekonomisi geçici olarak kapanmıştı!
Ballinger Group’un döviz piyasaları analisti Kyle Chapman, Euronews’e yaptığı açıklamada, “İspanyol ekonomisi gün boyu kapalı kaldı ve bu, kısa vadede işletmeleri olumsuz etkileyecek. Ancak elektrik hızlı bir şekilde geri gelirse, genel kesintinin etkisi sınırlı olacaktır” uyarısında bulunmuşlardı.
Enerji Bakanı Bayraktar da Endişelendiren Açıklamalar Yapmıştı!
İspanya ve Portekiz’in büyük bölümünü kapsayan geniş çaplı elektrik kesintisi yaşamı olumsuz etkilerken, hayatı felç eden bu elektrik kesintisi hakkında Kabine Toplantısı sonrası Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar, yaşanan kesinti ve sonuçlarına ilişkin Kabine Üyelerine de bilgilendirme yapmıştı. Kabine Toplantısı sonrasında da gazetecilerin sorularını yanıtlayan Enerji Bakanı Bayraktar, Türkiye’nin Avrupa ile aynı dağıtım ağı içerisinde yer aldığını hatırlatarak “Şu anda bu sıkıntıdan Türkiye etkilenmedi. Ama bizi etkileyebilecek boyutta bir sıkıntı. Çünkü biz de Avrupa’nın sistemine bağlıyız.” ifadelerini kullanmıştı.[4]
Dindar iktidarın Merkez Bankası 2025 Nisan ayı %46’lık faiz kararını açıklamıştı.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası yılın üçüncü faiz kararını açıklamıştı. TCMB, nisan ayında politika faizini %46 seviyesine çıkarmıştı. Banka aynı zamanda, gecelik vadede borç verme faiz oranını %46’dan %49’a, gecelik vadede borçlanma faiz oranını ise %41’den %44,5’e çıkarmıştı. Para Politikası Kurulu (PPK), politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının %42,5’ten %46’ya yükseltilmesi kararı almıştı. Ve hâlâ dindar kahraman Erdoğan ve yandaşları “Kalkınmış Türkiye” palavraları sıkmaktalardı!?
- Euronews / 29.04.2025
- TRT Haber / 24.02.2025
- https://www.ntv.com.tr/ntvpara / 29.04.2025
- https://www.haberler.com / 29.04.2025

Yıllardır ‘terörü bitiriyoruz, barış getiriyoruz’ ambalajıyla önümüze konan her sürecin aslında BOP tezgahına ve siyonist planlara hizmet ettiği ortadadır. Batı’nın elindeki terör maşasını, yine batı’nın dayattığı masallarla ve anayasal tavizlerle yok edeceğini sanmak büyük bir gaflet ve açık bir teslimiyettir. Vatanımızı eyaletleştirilerek adım adım parçalanmaya götürmek isteyenlere rabbim fırsat vermesin.
Küresel kumpasları dağıtmanın yolu, batılı merkezlerin icazetiyle müzakere yürütmek değil; ERBAKAN Hocamızın işaret ettiği ‘Adil Düzen’ ve ‘Şahsiyetli Dış Politika’ esaslarına dönmektir.
İçeride faizci-kapitalist sömürüye son verip adil paylaşımı ve tam bağımsız milli savunmayı kurmadan, dışarıda ise D-8 meşalesini yeniden yakıp küresel hegemonyaya karşı caydırıcı bir güç olmadan tüm dünya ülkelerine ve vatanımıza huzur gelmez.
Kumpasları kıracak tek güç; küresel şeytani akla ezber bozduran tam bağımsız, MİLLİ ÇÖZÜM şuurundaki bir devlet aklıdır.
ALLAH-RESUL-MUHAMMET
Aziz Erbakan Hocamız’ın “çoluk çocuk devlet idare edemez” ve “Yahudi adam kullanmakta öyle ustadır ki; kim ben mi yahudiye hizmet edecekmişim şarkısını söylete söylete seni kendisine hizmet ettirir” sözleri her sözü gibi yine haklı çıkıyor ve kendini bilenler için kıymetine değer biçilemeyecek kıymette sözler. Yahudi kendi sınırlarını genişletmek (nil ile fırat arası imparatorluğunu kurmak) için en sinsi hamleleri bu toprakların insanlarına “bir iş yaptıklarını zannettirerek” yaptırıyor. Ama yine Erbakan Hocamız ne buyuruyorlardı; “Akıl işin sonunu düşünmektir”. Bu özelliğe sahip olmayanlar güce sahip olurlarsa siyonizm tarafından kullanılmaları ve vatanı tehlikeye atmaları mukadderdir.
HER ŞEY BÜYÜK İSRAİL – ARZ-I MEV’UD İÇİN!..
” … Bakınız plan şudur: Şimdi önce Kuzey Irak’ta bir otorite boşluğu meydana getirilecek, burada batının yönetiminde oradaki halkı değil batının arzularını gözetecek bir bölge meydana getirecek. Ondan sonra Türkiye’nin Güneydoğusu bu bölgeye ilhak edilecek ve bunun için Türkiye Irak Suriye ve İran’la Müslümanlar birbirini ezsin diye bölgedeki Müslüman Kürt kökenli Müslümanlarla birbirlerine Vietnam’a dönüştürülecek. Bu Vietnam’a dönüşürken sözde kurtarıcı gibi İsrail lübnan’ı alacak ve böylece ta Akdeniz’de geniş bir kapısı bulunan İsrail Lübnan boşluğundan Kuzey Irak Ermenistan Bakü’ye kadar uzanan bir koridor kurulacak bu koridor içerisinde Kuzey Irak ve Güneydoğu Anadolu bir araya getirilip önce Ermenistan’ın yönetimine verilecek burada oturan Müslüman halk Ermeni değirmeninde öğütülecek ve İsrail’e yumuşak yutulacak bir lokma haline getirilerek teslim edilecek. İşte Plan budur, bu planın tatbikatını görüyoruz…”
(BAK: Prof. Dr. NECMETTİN ERBAKAN, TBMM Terör ve Şırnak olayları Konusu, RP 23.9.1992 – İzlemek İçin: https://www.youtube.com/watch?v=3WR_Xa2Ye2o ) (13:43.dk.)
Peki bir soru: Siyonistler ve İşbirlikçileri bu başarıyı sağlayabilecekler mi?!!
El-cevap : HAYIR… Bunun nedenini de Üstadımızın Ahmet AKGÜL Hocamızın şu elmas sözüyle cevaplandıralım:
“Düşmanın stratejisini, Siyonizm’in hilesini ve hedefini savaştan önce öğrenen bilge ve cesur bir Lider için zafer, bulutlarla kararan gökyüzünden beklenen yağmur kadar yakındır.”
Geçmiş olsun ey Siyonizm… Son demlerinizi yaşıyorsunuz…
BAŞARAMAYACAKSINIZ!… EY İŞBİRLİKÇİLER; TERÖRSÜZ TÜRKİYE başlıklarıyla BÜYÜK İSRAİL’İN KURULMASINA TAŞERON OLUP GERÇEK ZAFER NARALARI ATAMAYACAKSINIZ VE BAŞARAMAYACAKSINIZ!…
Siyonist Zihniyet ve İşbirlikçilerinin, ülke yönetimlerinden ellerini çektirmediğimiz sürece, ne terör sonlanır, ne ekonomi düzelir, ne ahlaksızlıklar yok olur, ne de adalet hükümran olur bu ülkede ve tüm dünyada…!
Çok şükür MİLLİ DERUNİ DEVLET veya MİLLİ GÜÇLER diyebileceğimiz bir gücün varlığından eminiz … Ha bunlar kimdir neyin nesidir o kadarını bilmeyiz ama böylesi bir Milli Yapılanma olmasaydı ülkemizi etkisiz çaresiz çökmüş vaziyete getirmeleri sürpriz olmazdı. Bilakis ülkemiz, İslam Ülkelerine ve mazlum devletlere karşı el kol kanat açmakta destek olmakta, hatta Siyonizm’in tüm düşüncelerini fikriyatını boşa çıkartmakta…
Sadece bu Terörsüz Türkiye masalından ötürü bile, bu siyasi iktidarın ve Cumhur İttifakı’nın yerine MİLLİ ÇÖZÜMLÜ MİLLİ MUTABAKAT İKTİDARININ kurulması ülkemizin en öncelikli meselesi ve tek çıkış kapısı olduğu gerçeğini tescil etmektedir!..
Yalan da, Yalancı da çok Tanıdık…
Çözüm Süreci yalanlarını atanların, Terörsüz Türkiye Palavrası atması çok normaldi. Çünkü vazifeleri; Siyonist ABD, İsrail ve Emperyalist AB nin menfaatleri doğrultusunda ülkemizi dizayn etmekti. Asıl acı olan, hâlâ bu yalanlara kulak aslanların var olmasıydı…
ERBAKAN HOCA YILLARCA ÜLKEMİZ ÜZERİNDE OYNANAN OYUNLARI ANLATTI. SEVRİ GERÇEKLEŞTİRMEYE ÇALIŞTIKLARINI ÜLKEMİZİN DOĞU VE GÜNEYDOĞUSUNU İÇERİSİNE ALAN BÜYÜK KÜRDİSTAN VE ORADAN DA BÜYÜK İSRAİL KURMA HEDEFLERİNİ ANLATTI. GEÇEN SÜRE ZARFINDA ANLATTIKLARI BİR BİR GERÇEKLEŞDİ. ŞİMDİ Kİ AŞAMA DA BÜYÜK KÜRDİSTANI KURMA PLANLARINI İŞLETİYORLAR. IRAKTA BARZANİSTAN,SURİYEDE ROJAVA AYAKLARI HAZIR ŞİMDİ TÜRKİYE AYAĞINI GERÇEKLEŞTİRME PEŞİNDELER. BU MESELE ÜLKEMİZİN BEKASI MESELESİ DOLAYISIYLA BU MESELE BÜTÜN İNSNALIĞIN SAADETİ MESELESİ. ACİL OLARAK MİLLİ ÇÖZÜM MİLLİ MUTABAKAT HÜKÜKETİ KURULMALI VE BU PLANLAR DEVERE DIŞI BIRAKILARAK, ÜLKEMİZ VE BÜTÜN İNSNALIĞIN SAADETİNİN TEK ÇARESİ ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYA KURULMALIDIR. AZİZ ERBAKAN HOCAMIZIN 1980 YILINDA TRT EKRANALRIN DA İFADE BUYURDUKLARI;
“Bakın size kesinlikle ifade ediyorum ki:
TÜRKİYE’NİN KURTULUŞU;
Milli Çözüm’e inanan bir Cumhurbaşkanı’nın o makama oturması,
Milli Çözüm’e inanan bir Hükümet’in kurulması
ve yeni bir devrin başlamasıyla mümkündür!”
Prof. Dr. Necmettin Erbakan
(TRT Basın Toplantısı, Yazarlar soruyor – Nisan 1980)
YENİ BİR DEVRİN BAŞLAMASI İLE ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYA KURULACAKTIR İNŞALLAH RABBİM BİZLERİ BU UĞURDA CANLA BAŞLA ÇALIŞANLARDAN EYLESİN AMİN.
Emperyalist odakların taşeronluğunu yapan bu terör aygıtına “muhatap” statüsü kazandırma gayretleri, milli vicdanı derinden yaralamaktadır. Terörle mücadele müzakereyle değil, kesin ve tavizsiz bir kararlılıkla sürdürülmelidir. Devletimizin ulvi makamlarının ve milli kurumlarımızın bu tür aldatmacalara alet edilmemesi, aksine oyunun asıl boyutunu görerek adımlar atması hayati önem taşımaktadır.Bu nedenle makalenin çok iyi okunup takip edilmesi hatta defalarca okunup, önemine binaen iyi anlaşılması gerekmektedir. Cenabı mevladan isteğimiz odur ki:Bu olayların içyüzünü milletimizin en kısa zamanda anlayıp; ona göre karar vermesi ve en kısa zamanda bir milli mutabakat hükümetinin kurulup, Türkiye’nin selamete çıkarılmasıdır.
İlk iki Güya çözüm sürecinde olduğu gibi şu anki silah bırakma olayı da düpedüz toplumumuzun aldatılmasıydı. PKK adeta bir devlet gibi yapılanmış durumdayken sadece bir kolunun feshedildiğini söylemek ve bununla silah bıraktığı iddiasında bulunmak aldatmacadan öte büyük bir ihanetin kanıtıydı. Cumhur ittifakı bir dönem daha büyük ortadoğu projesine hizmet etmek ve belki de ustalık eserini yerine getirmek için toplumumuzu terörsüz Türkiye Avrupa Birliği vize süreçleri gibi farklı Farklı boyutlarda kandırmakta adeta bölümü geçmek için tüm tuşlara basmaktaydı.
Büyük Kuşatmaya ve Sivil Anayasa Maskeli Küresel Tezgâha Karşı Milli Uyanış Şart!
Bugün “Terörsüz Türkiye” ya da “Barış Süreci” gibi oyalayıcı ve aldatıcı sloganlar ve Demokrasinin gereği ambalajıyla sunulan, iktidarından muhalefetine kadar birçok partinin meclisten ortaklaşa geçirmeye çalıştığı ÇERÇEVE YASA girişimleri, milletimizi uyutmaya yönelik en tehlikeli küresel tezgâhlardan biridir. Üstelik bu senaryo, Anayasamızın temel ilkelerini ve devletin bölünmez bütünlüğünü hiçe sayan bir tavizler zinciridir. Ülkemizdeki işbirlikçiler eliyle Siyonist-emperyalist odakların ve ABD-İsrail eksenli derin planların asıl hedefi; Milli Çözüm’ün defaatle deşifre ettiği, PKK’yı hukuki kılıflar altında meşrulaştırarak bölgemizde Büyük İsrail projesinin basamağı olan yeni bir özerk yapı oluşturmaktır.
İktidar; geniş halk kitlelerini ve dar gelirli milyonları; ekonomik sıkıntılar, yozlaşma ve yapay gündemlerle oyalaya dururken, arka planda Kürdistan dayatmasına zemin hazırlanmaktadır. Anayasaya aykırı bu adımların atılması kabul edilemez bir gaflet ve hıyanettir. Batılı merkezlerin ve NATO’nun sırtımızı sıvazlayarak övgüler düzdüğü bu süreç, ülkemizi terörden ve teröristten arındıracak bir durum değil, tam aksine telafisi imkânsız bir parçalanmaya ve kargaşaya sürükleyecektir.
İşte tam da bu kritik eşikte, Âl-i İmran 138-139. ayetlerinin işaret ettiği gibi Hakkı ve hakikati üstün tutma şuuruna sahipken; ne iktidarın bu sinsi tavizkârlığına ne de uyuşuk muhalefetin vizyonsuzluğuna mahkûmuz. Çözüm; Âl-i İmran 103. ayetindeki “(Eğer gerçekten iman ediyorsanız) Allah’ın ipine (Kur’an hükümlerine) hepiniz birden (el birliği içinde) sımsıkı sarılın…” İlahi emri gereğince “Türkiye’nin en acil ihtiyacı olan bir Milli Mutabakat İktidarı” etrafında kenetlenerek, Erbakan Hocamızın gösterdiği imani feraset ve Milli Görüş şuuruyla ADİL DÜZEN projelerine sarılmaktır. Ve yine Âl-i İmran 118 ve 120. ayetlerinde de bildirildiği üzere, dış güçlerin ve içimizdeki işbirlikçilerin hileli düzenlerine ve devletimizin bölünmez bütünlüğünü hedef alan bu Çerçeve Yasa masallarına karşı milletimizin uyanık olması, nihayetinde hakikati haykıran Milli Çözüm’ün sesine kulak verilmesi ve Kuvay-ı Milliye ruhuyla Milli Mutabakat Hükümeti’nin bir an önce kurulması ve gerekli tedbirlerle önlemlerin acilen alınması hayati bir mecburiyettir.
“Terörsüz Türkiye” masalı, ırkçı emperyalizmin bir aksiyonuydu!
Irkçı emperyalistler;
“Türkiye’yi bölüp İsrail’e vilayet yapma projesi” kapsamında “Terörsüz Türkiye” masalını uydurmuşlardı…
Irkçı emperyalistler;
Türkiye üzerindeki stratejik hedeflerini gerçekleştirmek adına “Terörsüz Türkiye” masalını birer araç olarak kullanmaktaydılar…
“Terörsüz Türkiye” kılıfıyla saklanan sinsi ve Siyonist proje, BOP’un yani Büyük İsrail Projesi’nin son aşamasıydı!
“Terörsüz Türkiye” masalıyla, Türkiye’de Özerk Kürdistan’a hukuki zemin hazırlanmaktaydı.
“Terörsüz Türkiye” masalında ismen ve resmen dillendirilmese de fikren ve fiilen Özerk Kürdistan’a hukuki zemin hazırlama amaçları belliydi.
Sorulması gereken soru şuydu:
“Terörsüz Türkiye” projesinde rol üstlenen işbirlikçiler, başrol mü oynamaktaydı, yoksa ırkçı emperyalizmin figüranlığını mı yapmaktaydı?
ACİL MİLLİCİLERİN GELMESİ İŞBİRLİKÇİLERİN GİTMESİ LAZIMDI
Rahmetli Erbakan Hocamız son dönemlerde miting ve konferanslarında sık sık ” sağcı-solcu, liberal-demokrat vs. yoktur. Ya Millicisin ( Ülkemiz Bölgemiz ve Tüm İnsanlığın Saadetini tesis edecek Adil Düzen Medeniyeti kurulsun diye çalışırsın), yada iş birlikçisin ( siyonist şebekenin direk yada dolaylı iş birlikçileriyle beraber şeytana askerlik yapar ülkemizi ve insanlığı perişan edersin).” mealinde uyarılarına şahit olduk.
Milli Çözüm Dergisi de aylar öncesinden bu tehlikelere dikkat çekmiş Halkımızı ve ilgilileri defaatle uyarmıştı. Peki hiç mi vicdan ehli kalmamıştı?
Adım adım bölünüp parçalanmanın eşiğine getirilen ülkemizi bu işbirlikçilerin elinden acil kurtarmamız ve halk olarak özümüze dönmemiz için neyi bekliyoruz?
Bir ülkenin gerçek gücü, kendi iradesini, ekonomisini ve stratejik kararlarını ne ölçüde bağımsız verebildiğinde ortaya çıkar.
Millî çıkarlar, günübirlik hesapların değil, uzun vadeli bir devlet aklının rehberi olmalıdır.
Güçlü devlet; ne tamamen kapıları kapatan, ne de başkalarının rüzgârıyla yön değiştiren devlettir. Kendi üretimini artıran, ekonomisini sağlamlaştıran, adalet ve liyakati güçlendiren; dostlarıyla onurlu, rakipleriyle kararlı ilişki kurabilen devlettir. Çünkü bağımsızlık, sadece sınırları korumak değil; iradeyi, ekonomiyi ve geleceği de koruyabilmektir.
Gerçek beka, sloganlarda değil; bağımsız akılda, güçlü ekonomide ve millet iradesine dayalı kararlı politikalarda saklıdır.
Suriye’de yaşananlar, Gazze’de yaşananlar, İran-ABD/İsrail savaşı, PKK ve uzantıları, “terörsüz Türkiye” gibi bir güzel lafın arkasına saklanan icraatlar, Türk ekonomisinin bozulması, ahlaki dejenerasyon, planlı hazırlanan diziler/filmler, yapılan müzikler, kurulan örgütler, kullanılan partiler, cemaatler, tonlarca uğraş…
Binlerce örnek verilebilir; hepsi açık açık Türkiye’nin de parçalanıp işgal edilmesini içeren “Büyük İsrail” projesi için yapılan çalışmalardır.
Bu bereketsiz niyet onlarca yıldır, yüz binlerce insanla, trilyonlarca parayla, birçok savaşla, binbir uğraşla hâlâ başarılamamıştır ve asla başarılamayacaktır.
Zalimlerin bunca emeğine karşın çok daha az çaba ve bir avuç inanmış insanın emeği, bereket bulmuş; onların geçemediği yollar, yenemediği hakikatler olarak zalimin yenileceği güne çoktan yaklaşmıştır.