“Biz, her taşın altında bir Yahudi aramıyoruz. Ama maalesef, kirli ve insanlık adına tehlikeli her taşın altından bir Siyonist Yahudinin çıktığını görüyoruz. Bu durum karşısında hem milletimizi, hem insanlık âlemini, hem de iyi niyetli Yahudileri uyarmak ihtiyacını duyuyoruz.” (Prof. Dr. Necmettin Erbakan)
Abdulhamid’i yıkmak ve Osmanlı’yı Birinci Dünya Savaşı’na sokmakla görevli Yahudi asıllı Sosyalist ajan!
Büyük Larousse Ansiklopedisi’nde Parvus, “Rus sosyalist ve sanayici” olarak tanımlanmıştır. Gerçek adı ise İzrail Lazareviç Guelfand olan kişi Parvus ve Alexander Helphland olarak tanınmıştır. Parvus ise yazılarında kullandığı takma adıdır. 1867’de Beyaz Rusya’da doğan Parvus, 1886’da eğitim için gittiği İsviçre’de, sürgünde bulunan Rus Marksistlerle tanışmış, daha sonra Alman Sosyal Demokrat Partisi’ne katılmıştır. Parti yayınlarında yazmış, Lenin ve Alman sosyal demokratlar arasında bağlantı sağlamıştır. 1905’te Rusya’ya dönen Parvus, kurduğu yayın organları nedeniyle Çarlık yönetiminin baskısına uğramış ve tekrar Almanya’ya kaçmıştır. Almanya’da Milli Sosyalistlerin tepkisiyle karşılaşan Parvus, önce Viyana’ya sonra İstanbul’a gelmiş ve 5 yılı aşkın süre burada kalarak, Cennet Mekân Sultan Abdülhamid Han aleyhinde sinsi ve Siyonist faaliyetlere başlamıştır.
Sultan Abdulhamid, imani kararlılığı ve siyasi dehasıyla bu Parvus Yahudisinin, Theodor Herzl ve Emanuel Karaso gibi Siyonistlerin güdümündeki İttihat ve Terakki çetesinin pek çok tuzaklarını boşa çıkarmış ve bu yüzden çok sinsi bir darbe ile tahttan uzaklaştırılmıştır. Zaten Parvus Efendi denen ajan-provokatör, aslında küresel Siyonizm’in başı olan Rothschildlerin bir adamı, ama güya Kapitalizm’e karşı Sosyalizm’i savunma rolü oynayan bir elemanlarıdır. Çünkü Rusya’daki güya Komünist-Sosyalist devrimi destekleyen bu adam toplumları acımasızca zehirleyen ve iç savaşları körükleyen silah ve eroin kaçakçısı bir haram para babasıdır.
İttihatçıları etkilemeyi başarmıştı
İstanbul’da Mason İttihatçılarla irtibat kuran Parvus, kirli düşünceleriyle onları etkileyip yönlendirmeyi başarmıştır. Bu süre içinde “vagon ticareti yolsuzluğu” ile “silah kaçakçılığı” ve “Eroin pazarlaması” gibi işlere bulaşmış ve ciddi bir servet yığmıştır.
“Osmanlı’nın Almanya’nın yanında savaşa girmesi gerektiği” düşüncesini yayan ve Mason İttihatçı Enver Paşa’yı bu yönde ayartıp kışkırtan insandır. O Çarlık Rusyası’nın Almanya tarafından yıkılabileceğine ve Rusya’ya Komünizm’in bu şekilde geleceğine inandığı için böyle davranmıştır. 1915’te İstanbul’dan ayrılan Parvus, Stockholm’e geçmiş, demir-çelik, kömür ticaretiyle büyük servetler kazanmıştır. Sürgündeki Lenin’in Almanya üzerinden trenle Rusya’ya dönmesini sağlayarak, 1917 Devrimi’ne önemli katkılar sağlamıştır. Ancak fesatçı ve fırsatçı tavrı yüzünden Devrim sonrası Rusya’ya dönme isteği kabul edilmemiş, 1924’te Almanya’da ölmüştür.
Yahudi asıllı, Rus tebalı, Alman vatandaşı Alexander Parvus’un Türkçülük damarı!
Gerçek adı İzrail Lazareviç Gelfand olan Alexander Parvus, 8 Eylül 1867 tarihinde Yahudi bir ailenin çocuğu olarak, şu anda Belarus sınırları içinde olan ve çoğunluğu Yahudilerden oluşan Berazino’da doğmuş bir cıfıttı. Bugün Ukrayna sınırları içinde olan Odessa’da büyümüş, burada, Rusya-Polonya-Litvanya Genel Yahudi İşçi Birliği’ne katılmıştı. Parvus, Rusya’nın çökmesi için içeride milliyetçi ye sosyalist devrimci zümrelerinin ihtilâl çıkarması gerektiği düşüncesi ile İstanbul’da Alman Elçiliği’nde çalışan Dr. Zimmer aracılığı ile 9 Ocak 1915’te büyükelçi Wangemhein ile yaptığı bir görüşmede Alman Dışişleri Bakanlığı’nın isteği üzerine Berlin’e gönderilmiş ve orada 9 Mart 1915 tarihinde Rusya içinde ihtilâl çıkarma konusunda bir muhtıra hazırlamıştı. Ardından Osmanlı Devleti’nin mali tıkanıklığını, sosyal ve siyasal sorunlarını ve güya çözüm yollarını inceleyen Anti-European kitabını yazmıştı.
Hayret işte bu Parvus cıfıtı; yayın hayatının başında bütün Türklerin iyiliği için çalışacağını vurgulayan, 32 sayfalık iki forma halinde yayınlanan Osmanlı’da millîyetçi duyguların ve Türkçülük akımının sesi olarak 1911’de Yusuf Akçura’nın başı çektiği bir grup tarafından çıkartılan ünlü Türk Yurdu dergisinde, Mehmet Emin Bey, Celal Sahir Bey, Halide Edip, Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, Ali Canip Yöntem gibi Türk milliyetçisi yazarlarla birlikte çalışmıştı. 1911-1914 yılları arasında bu dergide “iktisat” sütununun hazırlanmasının sorumluluğunu üstlenerek, güya köylülerin kalkınması, devletin, emperyalizmin kıskacından kurtarılması konularında makaleler kaleme almıştı. Mali ve ekonomik konularda tartışmalar başlatmış ve yazılarıyla o dönemin Masonik aydınları üzerinde azımsanmayacak etkiler bırakmıştı.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Türkiyenin ‘Kültür Mozaiği’ içerisinde gösterdiği Parvus Efendi aslında Yahudi kökenli sosyalist bir ajandı!
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın AKP kongresinde Said-i Nursi’den Nâzım Hikmet’e uzanan 14 ismi telaffuz etmesine tepki gösteren Kemal Kılıçdaroğlu Erdoğan’ın listesine alternatif bir liste oluşturmuşlardı. Yaşar Kemal, Necip Fazıl Kısakürek, Aziz Nesin, Yılmaz Güney, Mimar Sinan, Sabahattin Ali, Ziya Gökalp, Âşık Mahzuni Şerif, Parvus Efendi, Agop Dilaçar, Kul Himmet, Cemil Meriç, İdris-i Bitlisi ve Mustafa Suphi isimlerini sayan Kemal Kılıçdaroğlu çok kötü bir pot kırmış ve Yahudi ajan Parvus’u “Türk Kültür Mozaiğine” katmıştı. Oysa bu kirli fikirli ve fitne karakterli Parvus Efendi, Rus ve Osmanlı ihtilallerinde rol alan bir provakatör ajandı. Bu adamın asıl adı, İzrael Lazareviç olup, pasaportta Alexander Helphand ismini kullanmaktaydı. Türk olmadığı gibi, Osmanlı tebaına da alınmamıştı. Kendisi Siyonist sermaye güdümlü bir Alman ajanıydı. Aynı zamanda silah ve uyuşturucu tüccarıydı. O dönemde resmiyette Alman gizli servisi, gerçekte Rothschild şebekesi tarafından “sosyalist rolü oynamakla” görevlendirilmiş bir adamdı.
1917 yılında Rusya’nın daha da karıştırılması, büsbütün çökertilip Komünizm kılıfıyla Yahudi güdümüne sokulması için Lenin ve arkadaşlarını Zürih’ten “mühürlü trenle” Almanya’yı dikine geçerek İskandinavya üzerinden Petersburg’a gönderen de bu şahıstı. Bütün pazarlıkları o yapmıştı. Düşman topraklarından düşmanla anlaşarak rahatça geçen, “Alman smokiniyle devrim gerdeğine giren” Lenin’in aslını ve amacını araştırmak, her nedense doksan yıldır hiçbir Komünistin aklına takılmamıştı.
İşte bu Parvus “namıyla maruf” İzrael Guelfand, İstanbul’da da uzun süre kalmıştı. Asıl görevi Siyonizm’in Alman ekolüne bağımlı İttihat ve Terakki Masonlarını Abdülhamid’e karşı kışkırtmak ve Osmanlı’yı 1. Dünya Savaşı’na sokmak ve savaşı kazanırsak küresel sermayenin Alman şubesi sömürgesi haline gelecek olan Türkiye’yi buna hazırlamaktı. Özellikle, İttihatçılar’ın “Turancılık” ideolojisini kışkırtmıştı. Böylece Rus İmparatorluğu parçalanıp Enver Kafkasya’ya dalsın ki Bakû petrolleri Rothschildlerin Alman ekolüne kalsındı. İttihatçılar bu Parvus Yahudisine “izzet ve itibar” edip el üstünde taşımışlardı. Ağzının içine bakarlardı. Şimdi de, İttihat ve Terakki’nin mirasçısı olan Cumhuriyet Halk Partisi sahip çıkmaktaydı.” diyen iktidar yalakası Engin Ardıç, acaba AKP’lilerin İttihatçı Enver Paşa aşkını, hatta TRT’nin Kut’ül Amare dizisindeki sürekli Enver Paşa reklamını neye yoracaklardı? Oysa AKP İttihat ve Terakki’nin İslamcı kılıfı sarılmış yeni versiyonu gibi davranmaktaydı. Bu Yahudi Parvus ajanı, Kemal Tahir‘in romanlarında, özellikle Yorgun Savaşçı’da da “Carlos Çorbacı” olarak yer almıştı.
Komünist Parvus’un Masonik ittihatçılarla irtibatları!
Gerçek adı “Helphand” veya onun Rusça şekli ile “Gel fand” olan bu sinsi ve esrarengiz ajanın takma adı “Parvus” olmaktadır. Lâtince’de “küçük” manâsına gelen Parvus’un Avrupa’da bilinen adı Alexander Helphand’dir. Rusya’da doğmuş, Almanya’da doktora yapmış, 1905 Rus devrimine katılmış, Sibirya’ya sürgüne yollanmış, oradan kaçarak Almanya’da ve İsviçre’de sosyalistlere katılmıştır. 1910-1915 arasında Osmanlı Türkiye’sine gelerek, çeşitli gazete ve dergilerde Türkiye’nin iktisadi durumu hakkında yazılar yayınlayan ve yazıları yankılar uyandıran Yahudi Parvus’un bu kirli ve cin fikirli yazılarının güya milliyetçi ve Türklük düşünceli “Türk Yurdu”nda çıkması enteresandır.
Kendisini çok iyi yetiştirmiş olduğu ve şeytani bir enerjiye sahip bulunduğu anlaşılan Parvus, bir zamanlar Rus Yahudisi ve Bolşevik ihtilalcisi Trotsky’nin (Troçki’nin) arkadaşıydı. Troçki’nin, Ocak 1905’te hazırladığı ve onun “sürekli ihtilâl” görüşünü yansıttığı ilk broşürlerinin birine, Parvus önsöz bile yazmıştı. Burada, sosyalist ihtilâlde, köylünün durumunun ve rolünün ne olacağı üzerinde durulmaktaydı. Ona göre Rusya’daki köylüler “sadece siyasi anarşiyi azdırmak ve böylece hükümeti zayıflatmak amacıyla kullanılmalıydı. Yoksa onlardan tutarlı bir ihtilâlci ordu kurulamazdı.” Troçki çok sonraları, 1905’teki fikirlerinin, Parvus’unkilerle aynı olmamakla birlikte, kendi fikirlerinin onun fikirlerine çok yakın olduğunu vurgulamıştı.
Parvus Almanya’ya gittiğinde Sosyal Demokratlar arasında nüfuz kazanmış ve onların en sol ucunda yer almıştı. Bolşevikler ve diğer Rus sosyalistleri ile Alman Sosyal Demokratları arasında, köprü kurarak irtibat sağlamıştı. 1909’da Selânik’te Benaroi’nin başkanlığında, çoğunluğu Rum, Yahudi ve Bulgarlardan oluşan bir grup, sosyalist bir parti kurmuşlardı. Bunlar, 1908 seçimlerinde Osmanlı Meclisine üye de sokmuşlardı. Ayrıca ikinci Enternasyonel’e bağlanan bu partinin yaptığı kongrelere, ülke dışından sosyalist parti temsilcileri de katılmıştı. Bunlar arasında, ünlü Alman sosyalist Parvus yani Yahudi asıllı Alexander Israel Helpland da vardı. “Parvus, 1912’den sonra İstanbul’da Tasvir-i Efkâr, Tanin gazetelerinde ve bilhassa Bilgi ve Türk Yurdu Dergilerinde İktisadî yazılar yazmıştı. Bunlar, güya Batı Emperyalizmi’nin ve Kapitalizm’in İktisadî sahada yaptığı ve yapacağı zararları ve bunlardan korunma yollarını ortaya koymaktaydı.
1910 Kasım’ında Türkiye’ye gelen Parvus, o süreçte barut fıçısı gibi olan Balkanlar’ı karıştırmaya çalışmıştı. Sonradan Tito hareketine katılacak ve onun Prezidyum’unda yer alacak olan, Osmanlı Meclisi’ndeki Selânik Mebusu Vlaho Efendi ve Romen sosyalisti Hrısto Rakovsky’nin aracılığı ile İttihat ve Terakki Fırkası’nın ileri gelenlerine sokulup etkilemeye başlamıştı. Bu Yahudi ajanı Parvus, Türkiye’de yazdığı yazılarda, “sosyalizm” ve “sosyalist ihtilâl” sözlerinden özenle kaçınmıştı. O Türk’lerin yapacağı işleri şöyle sıralamaktaydı: 1- Avrupa sömürgeciliğinin boyunduruğundan, Kapitülâsyonlardan ve Osmanlı borçlarından kurtulmalıydı, 2- Demokratik, millî bir devlet kurmalıydı, 3- İngiltere ile Almanya arasında çıkacak bir savaşta Almanya safında yer almalıydı. Parvus’a göre, “Sosyalist devrimin şansı, emperyalist devletler arasında büyük bir dünya savaşının patlamasıydı.”
1901’de Rosa Luxemburg, İkinci Enternasyonel’in bir kongresinde, Güney Afrika’daki emperyalizmin militarist ve şöven karakterini kınayarak, Marx’ta görülmeyen sömürgecilik meselesini ilk defa ele almıştı. Daha sonraki yıllarda bu fikir Parvus’un sömürgecilikle ilgili eserinde Hilferding’in “Finans-Kapital”inde ve Lenin’in “emperyalizm ve sömürgecilik” hakkındaki tezlerinde esas alınacaktı. Rusya’da bir sosyalist ihtilâlin gerçekleştirilmesini kutsal bir iman gibi benimsemiş olan Yahudi Parvus’a göre bunun tek çaresi, bir dünya savaşı çıkarmaktı. Sonunda harp patlayıp da emellerine yaklaştığını görünce, derhal Siyonist girişimlere başlamıştı. Parvus’un, Sultan Abdülhamid’in tahttan uzaklaştırılmasında, Osmanlı’nın Almanya safında ve Enver’in kışkırtılmasıyla savaşa sokulmasında, Çarlık rejiminin yıkılmasında, İstanbul’dan başlayarak Almanya’da devam eden gizli çalışmalarında 1958 yılına kadar yazılıp konuşulanların tamamı bu tarihte çıkan bir kitapta [Zeman, Z.A.B. ve Scharlau W. B., The Merchant of Revolution: The Life of Alexander Israel Helphand (Parvus) (Oxford, 1965)] Alman Dışişleri Bakanlığı arşivlerindeki vesikaların yayınlanması ile doğrulanmıştır.”[1]
Bu konuyu Erbakan Hocamızın şu tarihi tespitleriyle bağlayalım: “Biz, her taşın altında bir Yahudi aramıyoruz. Ama maalesef, kirli ve insanlık adına tehlikeli her taşın altından bir Siyonist Yahudinin çıktığını görüyoruz. Bu durum karşısında hem milletimizi, hem insanlık âlemini, hem de iyi niyetli Yahudileri uyarmak ihtiyacını duyuyoruz.”
[1] Bak: Parvus’un Türkiye Hakkındaki Yazıları. Prof. Dr. Mehmet Eröz

İnsanlık Asla Masum Değil
“Biz Dünya’ya Kapitalizmi tez; Komünizmi ise antitez olarak getirdik. İkisinin çatışmasından elde ettiğimiz sentez ise bizim Yeni Dünya Düzenimizdir.”
Üst Düzey Siyonist David ROCKEFELLER, Federal Rezerv Ortağı ve Onursal Başkanı
unlara ek olarak ne kadar “mutlak yanlış yani batıl” -izm varsa son çağlarda üreticileri Siyonistlerdir. Ve bu izmlerin ortak özelliği ise;
a) Kutsal düşmanlığı/önemsememe
b) Kutsalı irrite edecek şekilde sözde savunma
Racism (Irkçılık), feminizm, hümanizm, kapitalizm, komünizm…
Ama piramidi asıl yükselten, bu -izmleri yaşayan-yaşatan işbirlikçileri destekleyen toplumların, yani “insanın” ta kendisidir.
“Irkçılık yanlış” deyiver kardeşim, “Tanrı varsa mutlak adildir suç dinin değil; sahte dindarlarındır” deyiver kardeşim. Çok mu zor gerçeği savunmak?
Bu piramit sadece Siyonistlerin değil, güce tapınıp kötülüğü seven, iyilere destek yerine nankörlük eden “herkesin” ortak eseri.
Yazınız içi bin teşekkür.
Siyonizm Dünyanın Nefsi Emmaresidir…
Siyonizm tarih boyunca insanlığı ifsat eden, şahsi çıkarları ve sapık idealleri uğruna toplumları yozlaştırmaktan, ahlaksızlaştırmaktan, adalet nizamını bozmaktan, cana koymaktan, sömürmekten, açlıktan ölüme bırakmaktan vs vs çekinmediği bir karakter olduğu için Allah lanet etmiştir. Bu özelliğiyle insanlığın nefsi emmaresi Siyonizm’dir. Bu makalede, Pavlos’un özgeçmişini bu yorumlamayla okumak siyonizmin karakterini anlamak adına daha doğru bir okumadır. Pakraduni Chp lideri Kılıçdaroğlu aynı soy ve ideolojiye sahip olduğu için Pavlos Efendi’yi referansları arasında sayması normal gelmektedir artık.
Diğer taraftan, Müslüman Türk Milleti tarih boyunca insanlığı ve adaleti ihya ettiği, hoşgörü ve aklıselim temelli medeniyetler inşa etmiş olduğu için insanlığın Nefsi Mutmainne’sidir. Ve inşallah yakın zamanda siyonizmin ne kadar Pavlos’u varsa, ne kadar teknolojil yığmaları varsa ve her ne güçleri varsa Allah’ın inayetiyle hepsi Müslümanların son kalesi Aziz Türk Milletinin merkezi Türkiyemiz öncülüğünde başlarına geçirilecek ve tekrar ihya hareketi başlaycaktır.
ŞEYTANIN ŞAHESERİ
Yok olması,dağıtılıp paramparça edilmesi, mukadder olan bir batıl inanca.bir sapkın dünya görüşüne, sağlam bir inançla inanıp,temelden çöküntülü olan, zulme ve sömürüye dayalı sistem,i inşa etmek için sadece Rusya da değil,Almaya ve İstanbul da tabiri caizze muhteşem bir “lobi ekolü” kurarak çalışma yapmış adam…!
Sahip olduğu inancın, küresel bazda etkin hale gelmesi için, zamanın etkin olan tüm devletlerinin,hem yönetim içeriğini, hem coğrafi
yapısı ve yeraltı zenginliklerini,hem akademik ve entellektüellik birikimini,hemde toplum yapılarını en ince detayına kadar öğrenmesi ,bu ugurda çok ciddi bir gayret içinde olması;bugünkü Siyonist yapının, tüm dünyayı başarıyla nasıl yönetme gücüne sahip olduğunun en büyük sebeplerindendir sanki!!!
Sadece dünyaya değil,alemlere Rahmet olarak gönderilen bir eşsiz Elçiye (sav) sahibiz…
İnsanlık tarihi boyunca emsali görülmemiş,noksansız, her konuda ve herkes hakkında söz ve hüküm sahibi olan bir Kitabı Kerime sahibiz…
Şüphesiz ki,asrımızın karanlığına bir rahmet gibi inen,ve on dört asır da belkide benzer bir örneğine rastlanılmayan muhteşem bir Siyasi dehaya,bir müçtehide,iman,sebat,sabır,fedakarlık,kararlılık, ilim ve çalışma disiplininde benzersiz bir örnek olan Erbakan Hocamıza sahibiz…
Ve belkide farkına hala hakkıyla varamadığımız bir büyük İman ve ilim ehli, sadık ve müttaki öncü olan, Ahmet Akgül hocamıza sahibiz…
Ne var ki tüm bu emsalsiz imkanların içindeki bizlerin, İslami hareket ve toplulukların hali ortada…!!!
Bir sapkın siyonistin, kendi nefsine ve şeytanın dürtüsüne verdiği değer ,gösterdiği gayretin binde biri kadar, şuurlu ve imanlı insanlar şu ellerindeki imkanlar ve nimetlerle gayret ve sadakatle inanmış olsak; Allahın yardımı hiç kuşkusuz tecelli ediverecektir….
Herşeye rağmen Allah, din ve davasının izzet ve şerefini, zillete mahkum etmeyecek,bir avuç sadığın duası ve gayreti ile İnsanlığı bu “Şeytani şaheser olan siyonizm”den kurtacaktır inşallah..
Hangi taşın altında bulunurlarsa bulunsunlar…Her taş, Adil Düzenin Rahmet sarayının inşaası için Allahın adıyla yerinden kalkıp “Onun emri gereği yuvarlanıp” gelecektir..
Günümüzün Parvus’unu Tanımak
Siyonist Yahudiler her dönem ayrımcı milliyetçilik üzerinden kendisine yer bulmuş, hedefi doğrultusunda büyük fitnelerin, savaşların fitilini ateşleyip asli görevleri olan şeytanlık vazifelerini yapmışlardır.
İşte bu gün bile sorgulanmayan bu tür şahıs ve odaklar problemlerin merkezi konumdadır.
Bulundukları ortamların rengine bürünerek kendisini kamufle eden bu yapı ve şahıslar, zamanla en iyi Türk, en iyi Kürt, en iyi Çerkez vs. postlara bürünen bu şeytanlar; günümüzde Siyasi Partilerin kilit noktalarını ellerinde tutmuş cemaat ve tarikatler de şeyh ve en iyi derviş rollerini ustaca oynamışlardı. Aziz Erbakan Hocamız bu mikrobun özelliklerini defaatle paylaşmış “tüm partilerin kilit noktaları Siyonizm tarafından işkal edilmiştir” uyarısıyla Özellikle Milli Görüş camiasının da dikkatini çekmiş malesef camiası bu uyarıları pek de dikkate almamış Durmuş Durduyan’lar partinin en üst makamlarını işkal etmişlerdi.
Medeniyetlerin Hesaplaşması yaklaşırken ülkemizde, bölgemizde ve dünyada bu yapıların bozgunculuk, silah ticari ve asıl Arzı Mevud hesapları için yapamayacakları kalleşlikler yoktu.
ERKEN VEYA BASKIN SEÇİM KARARININ YANSIMALARI!
Türkiye ekonomideki sıkıntılar, eğitimdeki aksaklıklar, tarım ve hayvancılıktaki çöküntü, işsizliğin artışı, üretememenin sancıları, adaletteki boşluklar, iç ve dış siyasetteki tutarsızlıklar, yerel ve genel yönetimlerdeki zaafiyetler ve başarısızlıklar, yoksulluk ve yolsuzlukla mücadeleye yönelmeme, ahlak ve maneviyatı bitme noktasına gelmiş bir durumdayken, gerek iktidar, gerekse seçim baraj sıkıntısı ve korkusuyla MHP, fitili Devlet Bahçeliyle, stardı R.Tayyip Erdoğan’la vererek bir baskın seçim dönemine girmiştir. Belki de, Afrin harekatının, taşerona göstermelik kadronun, esnafa bir yıl sonra õdemeli kredinin, yine vatan, millet edebiyatı ile beka sorununu gündeme getirmenin karşılığında son bir şans denemesi ve çekirge sıçraması yapma hesabının dışa yansıma olayıdır bu seçim kararı. Muhalefetin hazırlıksız yakalanması, İyi Parti’nin seçime girmesi yollarının kapanmış olması ve Ohal sürecinin uzatılması da elbetteki şu an itibariyle kendilerince kazanım ve şans faktörleriydi. Yani bu karar hesaplı ve programlı olarak alınmış bir karardı. Ama yine hesap edemedikleri bir hakikat vardı. Onların bir hesabı varsa Cenab-ı Hakkında bir hesabı vardı. Ve unutulmasın ki, Anap, Dsp, Mhp koalisyonunda yine Bahçeli seçim istemiş ve seçim neticesinde Akp iktidara taşınmıştı. Şimdi yine aynı Bahçeli seçim istedi, galiba bu seferde Akp’nin sonunun hazırlanması için böyle bir yol denemiş olabilir mi, diye düşünülebilir. İzleyip göreceğiz.