ÇOK HİKMETLİ VE MÜJDELİ BİR RÜYA
Ufuk EFE / İZMİT / 22.06.2019
Rüyamı birçok defa uykum bölünerek gördüm, her gözümü açtığımda bir anlık odanın içini seçmeme rağmen, rüyam hâlâ sanki hayal kuruyorum gibi aklımda devam etti. Sonunda; uykum bölünmesine rağmen rüyamda bir bölünme olmamış gibiydi.
Rüyamda; Barnabas İncili olduğunu tahmin ettiğim bir İncil’i tercüme etmem için bir yere çağrılıyorum veya kendi irademle gidiyorum. Orada tercüme ile ilgili-görevli olduğunu sandığım bir akademisyenin odasının kapısını çalıp durumu anlatıyorum. Kendisi beni görmekten hiç memnun olmamış gibi, gözlerini ve yüzünü sakınıyor, yüzüme bakmadan arkasını dönerek kaçar gibi kaçamak soru ve cevaplarla: “Sen Aramice’yi nasıl biliyorsun, nereden öğrendin?” diye soruyor. Ben ise umursamaz ve biraz da azarlar bir tavırla: “Nereden öğrendi isem, öğrendim. Bir gecede, rüyamda öğrettiler, sana ne!” diye akademisyenin arkasından odasına doğru ilerliyorum. (Aramice Hz. İsa’nın ve Havarilerinin konuştuğu ve İncil’in orijinalinin yazıldığı bilinen dil.) Daha sonra sanırım Aramice’yi bilip bilmediğimi bir şekilde test ediyorlar ve deniyorlar. İkna olduktan sonra bir rahip olduğunu sandığım bir kişi elinde eski, sarı ve yıpranmış bir sayfa getiriyor ve bana bunun (Barnabas) İncil’inin ilk sayfası olduğunu ve önce bunu tercüme etmemi söylüyor. Ben sayfayı onun elinden alıp kağıda bakıyorum, üç-beş saniye içinde sayfadaki yazılar değişiyor ve gayet nurani ve okunaklı bir şekilde Arapça bir metin beliriyor. (Bunu sadece ben görebiliyorum.) Bu metnin Kur’an-ı Kerim’in ilk sayfasındaki Fatiha Sûresi olduğunu görüyorum ve Arapçasını okuyunca daha da emin oluyorum. Ve hemen o an, bana tercüme etmem için verilen (Barnabas) İncil’inin ilk sayfasının tercümesi olarak Ahmet Akgül Hocamızın hazırlamış olduğu Meal-i Kerim’deki Fatiha Sûresinin mealini tercüme olarak gelen kişiye veriyorum. O kişi gittikten çok kısa bir süre sonra (bir ekiple incelemiş ve üzerinde tartışmışlar olsalar gerek) daha kalabalık bir ekiple bana doğru heyecan içinde ve gürültülü bir şekilde tartışarak geliyorlar. Bu gelen kalabalık ekibin içinde yüksek yetkili rahipler, papazlar olduğu gibi birçok haham da bulunuyor. Birçoğunun gözlerinde, kitabın kalanının tercümesi için, çok büyük bir ihtiyaç ve iştiyakla bana bakarlarken heyecanlandıklarını görüyorum. Kalabalığa baktığımda bu insanların sanki üç gruba ayrıldığı hissi içime malum oluyor. Birinci grup “inanmış ve razı olmuşlar”, ikinci grup “sadece razı olmuşlar” ve son üçüncü olarak ise hâlâ inatla “inanmamış ve isyanına devam eden” grup. Beni; ellerimden, kollarımdan, sırtımdan tutarak, iterek, çekiştirerek zorbaca değil ama çok büyük bir acele ve heyecanla, (Barnabas) İncili’nin saklandığını, özel muhafaza altına alındığını sandığım, taştan ve demirden örülü bir mahzene götürüyorlar. Kapılar açılıyor ve mahzenin sonunda, taştan bir musalla taşı gibi bir kaidenin üzerinde, yine bir taştan, kayadan oyularak yapılmış bir rahle gibi bir şeyin üzerinde, sayfaları açık bir şekilde, çok büyük bir kitap duruyor. Sayfaları eskimiş, sararmış ve yer yer kararmış bir şekilde orijinal İncil karşımızda duruyor. Mahzene giriş yapıp İncil’e yaklaşırken, bir anda İncil alev topuna dönüşüyor ve çok büyük bir hızla yanıp, yok oluyor. O kadar hızlı bir şekilde yanıyor ki, nerede ise geriye külleri bile kalmıyor. Ortalık bir anda karışıyor, bağrışmalar, çağrışmalar oluyor. Ben de dâhil herkes cep telefonlarına açarak: “Fotoğraflarını çekmiştik, cep telefonlarımızda ve bilgisayarlarımızda bir nüshası olacaktı!” diyerek herkes telefon ve bilgisayarlarına bakıyor, fakat hayret ki ne telefonlarda, ne de bilgisayarlarda da hiçbir nüshası bulunmuyor, oralardan da silinmiş oluyor. Ben kalabalığı sakinleştirmek için sesleniyorum ve: “Sakin olun ben okumuştum, hafızamda ve ezberimde bütün sayfaları var, size ezberimden tercüme ederim.” diyorum. Ortam biraz sakinleşiyor. Bunu dedikten sonra, üçüncü isyankâr grup biraz homurdanarak geride kalıyorlar, fakat diğer ilk iki grup yine kolumdan, elimden iterek, çekiştirerek beni bir yere götürüyorlar. Her yeri kapkaranlık ve sessiz bir odanın içinde oluyorum, sanki bir uzay boşluğu gibi… Odanın içinde, eski okul yıllarındaki arkalıksız derslik sıralarından bulunuyor, odaya biri giriyor, ben yukarıdan dikkatle seyrediyorum, ama hayret odaya girenin kendim olduğunu görüyorum. Çok ağır ve sakin hareketlerle odaya giriyor, sıraya yanaşıyor ve arkasından yanaşarak oturuyorum. Ellerimi kavuşturarak sıraya oturuyorum ve oturmamla beraber tekrardan kendi bedenimde oluyorum. Düşünüyor gibi duruyorum fakat düşünmeden aklımdan, sanki ilham şeklinde, şunlar geçiyor. “Madem İncil’in ilk sayfasını elime aldığımda Kur’an-ı Kerim’in ilk sayfası olan Fatiha Sûresi oldu ve ben Ahmet Akgül Hocamızın Meal-i Kerim’deki Fatiha Sûresinin tercümesini-mealini verdim ve oldukça memnun olundu ve makbul görüldü; öyleyse, herhalde İncil’in bundan sonraki sayfalarının da Kur’an-ı Kerim’in sayfalarının sırası ile olması lazım, o halde ben de Bakara Suresinden itibaren Meal-i Kerim’imizdeki şekli ve sırası ile tercüme edilmiş halini yazıp vereyim.” diyorum. Madem bu şekilde ilham edilmiş, bu ilhamla tatmin olmuş ve karar vermiş bir halde iken rüyam bitiyor veya uyanıyorum.
Te’vili:
• İnşallah, Milli Çözüm’ün hazırladığı Meal-i Kerim Yahudi ve Hristiyanlar dâhil farklı din ve kültürden bütün insanlara huzur, hürriyet ve emniyet kazandıracağına ve çok çeşitli dillerde yayınlanıp okunacağına işarettir.
• Yahudi ve Hristiyanların insaflı ve insancıl takımıyla, bütün dünyanın Adil Düzen Medeniyetiyle yönetilmesinin barışçıl ve kalıcı sonuçlar doğuracağına beşarettir.
En doğrusunu Allah bilir.
Bu makaleyi sesli olarak dinleyebilirsiniz:
{mp3}cokhikmetlibirruya{/mp3}

Gönlümüze derman
“Nebilerle velilerle
İşarettir, has rüyalar!
Ayet hadis, delillerle
Beşarettir, has rüyalar!”
Üstad Ahmet Akgül
Mü’minin ruyası nübüvvetten bir parçadır!..
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘Zaman yaklaştığında mü’minin rüyası yalan çıkmaz! Mü’minin rüyası nübüvvetin kırk altı cüzünden biridir!’ buyurdu.”
İbni Ebi Hamza (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:
“Ahir zamanda mü’minin rüyasının yalan çıkmaması; yani tabire gerek duymayacak şekilde doğru çıkmasıdır. Daha önceki rüyaların tevili gizli oluyordu, kişi onu tabir ettiğinde söylediği gibi çıkmıyordu. Bu tabirle rüyaya yalan karışmış oluyordu. Bu olayın ahir zamana özel kılınmasında ki hikmet, o zamanlarda mü’minin yalnız olmasıdır. İmam Müslim’in rivayet ettiği hadiste olduğu gibi.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
‘İslam garip başladı ve garip hale geri dönecektir!’ Dolayısıyla o zamanda mü’minin dostu ve yardımcısı az olacak ve doğru rüya ile ikram olunacaktır.
Mü’minlerin sayıları azalınca ve var olan kimseler üzerine küfür, fısk ve isyan galip gelince, mü’min kimseye, bir ikram ve teselli olarak sadık rüya ile yardım edilir diye görüşlerde bulunmakta.
Din işlerine dair ilimler, onun ehli âlimlerin vefatı ile kaybolunca ve bu ümmette yeni bir Nebi mümkün olmayınca, mü’minlere eskiyip kaybolan ilmin yerine tazelensin diye doğru rüya verilmiştir diyenler olmuştur. *[b]Bu olay İsa (Aleyhisselam)’ın zamanına has bir durumdur denmiştir.*[/b]
Saygılarımla
İnşallah Milli Çözüm hile ve hıyaneti, Hakkı ortaya koyarak darman duman edecek
Üstad Ahmet Akgül Hocamızın yorumladığı meali kerimi okuyup bitirdiğimizde; Tv’lerdeki hocaların, cemaat hocalarının, Prof. geçinen ilahiyatçıların, şeyh geçinenlerin, şerefli Kuran-ı Kerim’in ısrarla, devamlı üzerinde durduğu konulardan hiç bahsetmediklerine ve yine Şerefli Kitabımızın hiç üzerinde durmadığı konuları sanki en mühim konularmış gibi ısrarla anlatmış olduklarını anlıyor hayretler içerisinde kalıyoruz.
Bir millet ancak bu kadar ve profesyonel Kuran-ı Kerim’in mana ve mesajından uzaklaştırıla bilirdi.
Ahir Zaman Hadislerinin Gerçekleşmesi İnşallah…
Rüyayı okuyunca Ahir zaman hadisi şerifleri akla gelmektedir….
Milli Çözüm, Meali Kerim ve bunların mefhumu; halkın terk ettiği Şeriat hükümlerini ihya etmek için, dinin hor ve hakir görüldüğü, itildiği bir zamanda adil bir hakim olarak vazife üslenmiştir. Hakiki tevhid inancını tüm insanlık için bir sistem içerisinde şuurla sunarak tarihi misyonunu yerine getirmektedir ve inşallah hedefine ulaşacaktır.
MEALİ KERİM, DİNSİZLERİN TAHRİFATLARINI TEMİZLEMEKTEDİR!
BARNABAS İNCİLİNDE HAZRETİ İSA: [i]“Allah’ın elçisi geleceği zaman, dinsizlerin benim kitabımda yaptıkları tahrifatın tümünü temizlemek için gelecektir”[/i] buyurmakta ve iki ayrı yerde [i]“ancak otuz kadar mü’minin kalacağı bir zamanda geleceği” [/i]bildirilmektedir.
Milli Çözüm’ün hazırladığı Meal-i Kerim, dinsizlerin yaptıkları tahrifatın tümünü temizlemeye vesile olacak ve Barnabas incilinde belirtildiği gibi “şeytan’dan
insanlar üzerindeki egemenliği alacak, yanında, kendisine inanacak olanların
kurtuluşu için Allah’ın merhametini getirecektir” “Onun sözlerine inanacak olanlara ne mutlu.” (Barnabas İncili)
YEPYENİ UFUKLAR!..
“Kitap Ehlinden olan kâfirler ve müşrikler (ve içimizdeki münafık ve marazlı kişiler), Rabbinizden üzerinize bir hayrın indirilmesini arzu etmezler. (Yararınıza olan girişimleri desteklemezler.) Allah ise, dilediğine rahmetini tahsis eder. Allah büyük fazl sahibidir”BAKARA 105
Onlardan (Müslümanlara ve mazlum insanlara) -zulmedenleri hariç olmak üzere- Ehl-i kitapla (kabalık ve zorbalıktan uzak) sadece en güzel yaklaşımla (Ahsen ahlakıyla fikri) mücadele yapın ve onlara deyin ki: “Bize indirilene de, size indirilene de inandık. İlahımız ve ilahınız birdir. Biz O’na teslim olanlardanız.” [Not: “Kitap Ehli”: Sadece kendi yazdıkları ve yozlaştırdıkları kitaplar üzerinde yoğunlaşıp, Tevrat ve İncil’in aslını unutan Yahudi ve Hristiyanları değil, kendi Mezhep ve Meşreplerinin te’vil ve tefsir kitaplarıyla meşgul olan ve Kur’an’ı Azimüşşan’ı terkedilmiş bırakan Müslümanları da kapsayan ve uyaran bir kavramdır.]”ANKEBUT 46
“(Gerçi) Onların hepsi bir değildir. Kitap Ehlinden (Yahudi ve Hristiyan kesimlerden) gece vakti kıyama durup, Allah’ın ayetlerini okuyarak secdeye kapananlar vardır.”AL-İ İMRAN 113
“Şu da bir gerçektir ki; (bazı) Kitap Ehlinden (az da olsa) Allah’a; size indirilene ve kendilerine indirilene -Allah’a derin saygı gösterenler olarak- inananlar da vardır. Onlar, Allah’ın ayetlerine karşılık olarak az bir değeri satın almazlar. İşte bunların Rableri katında ecirleri vardır. Şüphesiz Allah, hesabı çok çabuk Görendir (en adil ve kâmil Hâkim-i Mutlak’tır).”
“AL-İ İMRAN 199
“De ki: “Ey Ehli Kitap! Bizimle sizin aranızda müsavi (eşit ve müşterek) olan bir kelimeye gelin: (Ki) Yalnız Allah’a ibadet yapalım, O’na hiçbir şeyi (ve hiçbir şekilde) ortak koşmayalım; birbirimizi de Allah’tan başka Rab’ler (kullarını hukuken ve ahlaken terbiye etmek üzere, Hakk Dine aykırı kanun ve kural koyucular) edinip (sapmayalım).” Eğer (halâ) yine yüz çevirirlerse, deyin ki: “Şahid olun, biz gerçekten Müslüman kimseleriz.”AL-İ İMRAN 64
“Siz (sadece Müslümanlar için değil, bütün) insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmet oldunuz. (Çünkü siz, ülkenizde ve yeryüzünde) ma’rufu (Hakkı ve hayrı) yürütecek, münkeri (zulmü ve kötülükleri) önleyecek (bir Adil Düzen kurmaya) çalışırsınız. Ve Allah’a (tam) iman edip (bağlanırsınız). Kitap Ehli de inanmış olsaydı, elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onların içlerinden de (bazı) iman edenler vardır, fakat çoğunluğu fıska sapanlardır.”AL-İ İMRAN 110
Yukarıdaki hikmetli rüyada belirtilen yaklaşımlar, paylaşılan Ayet-i Kerimelerden de görüleceği gibi, yüce Kuran’ın esaslarına uygunluk arz ettiği şekilde Ehli Kitap sınıf sınıftır!..
Vicdan sahibi Ehli Kitabın aradıkları tüm hakikatler elbette ki Kuran da mevcuttur.Kuran da mevcut bulunan bu gerçeklerin “Meali Kerim” le apaçık ve kuşatıcı bir şekilde ortaya konulması!..Ve, pek yakında evrensel düzeyde hakim olacak “Adil Düzen Medeniyeti”nin yayılıp uygulanmasında;sağduyulu Ehli Kitabın önemli sorumluluklar üstlenecekleri bilgisi,tüm insanlık için büyük bir müjdedir!..
Ayrıca Ehli Kitap tanımlamasına Ankebut Suresi 46 Ayetine getirilen açıklamada;…”Kitap Ehl
Kitap: Sadece kendi yazdıkları ve yozlaştırdıkları kitaplar üzerinde yoğunlaşıp, Tevrat ve İncil’in aslını unutan Yahudi ve Hristiyanları değil, kendi Mezhep ve Meşreplerinin te’vil ve tefsir kitaplarıyla meşgul olan ve Kur’an’ı Azimüşşan’ı terkedilmiş bırakan Müslümanları da kapsayan ve uyaran bir kavramdır.]”… izahi-yaklaşımı fevkalede yeni ufuklar açmakta ve Ayetlerde kastedilen “Ehli Kitap” kavramının gerçekte neleride kapsadığını büyük bir bilgelikle ortaya koymaktadır!..
Meal okuma gayretine erişelim inş
Kuran mealini aslını en uygun şekilde yeniden düzenleyip İnsanlıgın hizmetine sunan
Yakın gelecekte tüm insanlıgın barış ve huzur içinde taşayacagı asrı saadat iklimi adil düzenin kurucularına büyük müjde ve beşarettir inş
Meali kerime daha sıkı sarılıp her an okuyup anlamak ve uygulamak gayretine erişelim amin
Meali Kerim ve İnsanlık
Meali Kerim, Kuran’ı Kerimi en açık ve veciz şekilde her gruptan insanın anlayacağı biçimde izah eden bir özelliğe sahiptir. Bu özelliğiyle zulüm altında inleyen insanlığa İslamı en saf haliyle tanıtabilme, insanlığı zulüm karanlıklarından iman aydınlığına çıkarabilme potansiyeline sahiptir. Bu durum bize “dünyanın çeşitli yerlerine, özellikle bozulmuş ve sömürü aracı olarak kullanılan dinlere inançları kalmamış insanlara Meali Kerim’i götürerek onların da İslamla tanışmalarına vesile olmak” gibi büyük sorumluluk yüklemektedir. İnşaallah farklı dillere tercüme ederek tüm insanlığa ulaştırabilme şerefini Cenabı Hakk bizlere nasib eder.
Maide Suresinin de anlatılan vicdan ehli hiristiyanlar
Hiristiyan aleminin vicdan ehli olanların orjinal metni bozulmamış incilin ortaya çıkacağı yakın gelecekte Kur ‘an nin Hak kitap olduğu gerçeğini kabul edeceklerdir.incil’in ise değiştirilip tahrip edildiği gercegi Haklılık kazanacatir.Tabiki bu kolay olmayacak bir takım hainler ve zalimler buna karsi cikacaktir.
Andolsun, insanlar içinde, mü’minlere en şiddetli (ve tehlikeli) düşman olarak Yahudileri ve müşrikleri (ve Protestan, Evanjelik gibi Siyonistleşmiş Hristiyan kesimleri ve sözde Müslüman geçinen işbirlikçileri) bulursun. Onlardan, iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da: “Biz Nasarayız. (Hakka ve hayra yardımcılarız)” diyenleri bulursun. Bu, onlardan (birtakım iyi niyetli ve istikamet ehli) papaz ve rahiplerin olması ve onların gerçekte büyüklük taslamamaları (Kur’an’a ve İslam’a saygılı davranmaları) nedeniyledir.
Maide Süresi 82.