YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
6a82357995e2c
0
0
171,117,28,27,170,6401,6356,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 1 0 2 0 6
Bugün : 1399
Dün : 58676
Son 30 gün : 1787347
Toplam : 60102388
IP Adresiniz : 216.73.216.214

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

MİLLİ GÖRÜŞ, GÖMLEĞİMİZ Mİ;
YOKSA KİMLİĞİMİZ Mİ?

Samimi inancımız şudur; farklı kültür ve kökenden bütün MÜSLÜMAN’lar kardeşlerimizdir. Ayrı Din ve düşünceden bütün insanlar ise, “Yaratılışta eşitimizdir!” Zulme kaymamak ve başkalarının insan haklarına saygılı olmak şartıyla, tüm insanların hayrını ve huzurunu gözetmek vazifemizdir. “İnsanların hayırlısı; (sadece Müslümanlara değil, bütün) insanlara yararı dokunandır. (En azından zarar vermekten sakınandır.)” Hadis-i şerifi prensibimizdir.

Ancak MİLLİ GÖRÜŞÇÜ olmak, Aziz Milletimizin ve tüm insanlık âleminin barış ve bereket içinde yaşamasını bir sorumluluk sayarak çalışıp çabalamak ise, elbette ayrı bir feraset ve fazilet alâmetidir. Bu nedenle onlara daha bir muhabbet ve meveddet (manevi destek) duygusu taşımamız tabiidir. Bu samimi sevgi ve ilginin icabı olarak, bu kardeşlerimizin, daha şuurlu, daha huzurlu ve daha onurlu davranmalarını istemek ve bu yönde dua etmek ise, imanın ve vicdanın gereğidir. Ve yine Milli Görüş davasına ve Erbakan sevdasına layık ve yakışık düşmeyen tavırları tenkit edip uyarıvermek de, hem İslami hem de insani bir görevdir.

Asla unutmayalım ki, Allah zaferi; çoğunluklar, kalabalıklar, zahiren imkân ve iktidar sahibi olanlar eliyle değil, sayıca çok ama çok az da olsa, tam inanmış ve sağlam bağlanmış bir avuç müstakim ve mücahit mü’min eliyle verecektir. Başta Kur’an-ı Kerim, Asr-ı Saadet ve insanlık tarihi bu gerçeğin şahitleridir.

Yani, Hak davasını, bir elbise gibi, bir aksesuar gibi yıllarca üzerinde taşıyanlar, ama o inancı ve ahlâkı, ruhuna ve vicdanına aşılayamamış olanlar değil; davasını sevdası yapanlar, iddialarını imanına ve ihlasına sindirip kalbini ve ruhunu doyuranlar zafere erişeceklerdir. “Biz Milli Görüş gömleğini çıkarıp attık!” diyenler, bu davayı yıllarca bir gömlek gibi üzerlerinde taşıdıklarını, Dinlerini dünyalarına basamak yaptıklarını, açıkça ve biraz da küstahça itiraf etmişlerdir. İşte, geri kalanların da bu duruma düşmemelerini temenni ettiğimiz için, bazı gerçekler dile getirilmektedir. Çünkü Milli Görüş’ü hayat kriterleri ve karakterleri haline getiremeyip sadece gömlekleri ve kıyafetleri gibi üzerlerinde gezdirenler, önünde sonunda ondan bezmek ve maalesef terk etmek zilletine kayıvereceklerdir.

Milli Görüş’ü bir “gömlek” gibi ve aksesuar şeklinde kullanıp, onu dava şuuru ve imtihan sorumluluğu yani “öz kimliği” yapamayanlar, isterse bu teşkilatın en yetkili ve yüksek görev basamaklarında, hatta isterse en başında rol alsınlar=rol yapsınlar, fark etmez, sonunda mutlaka aslına yani gömlek edebiyatına geri döneceklerdir!

10 Soruda; Yüksek Dava Şuuru
ve
Vicdan Uyumu Testi:

1- Adil Düzen’le ilgili 100 ana başlıktan 10 tanesini sayabilir misiniz?

Bunca yıldır bu davada ve teşkilat saflarında samimiyetle koşturduğunuz halde, size “ADİL DÜZEN” gerçeğini ve neden mutlaka “gerektiğini” anlatmayan, hatta kasıtlı bir örtme ile gündem dışı tutan yönetici ve yetkililerin bu tavrını sorgulamaya girişecek misiniz?

Cevap seçenekleri:

a) Adil Düzen’i bilmiyoruz ve bize öğretmiyorlar.

b) “Adil Düzen İslam’dır” gibi yuvarlak laflarla bizi geçiştiriyorlar.

c) Adil Düzen’in hayali ve hamasi bir proje olduğunu söylüyorlar.

d) “Bunlar Erbakan’ın uydurması ve temelsiz iddialarıdır!” diyorlar.

 

2- Adil Düzen’i ve evrensel projelerini, bilimsel dayanaklarla aktaran bir kitap sunabilir misiniz?

Ekonomiyi takip ve tahlil edebilen, Kapitalist ve Sosyalist sistemleri bilen kimseleri tatmin edecek ve Milli Görüş’e yönlendirecek; hem de bilgi ve belgelerle ve günümüz gerçekleriyle desteklenmiş bir kaynak kitabınız yoksa, yarın iktidar olduğumuzda apışıp kalacağımızı hiç düşünmediniz mi?

Cevap seçenekleri:

a) Böyle değerli ve dengeli bir kitap var: (Tek İlmi ve Evrensel Proje) ADİL DÜZEN ve YENİ BİR DÜNYA, Ahmet Akgül, Mi’raç yy. 10. Baskı.

b)

c)

d)

 

3- Madem Milli Görüş ve Adil Düzen Kur’an kaynaklıdır ve tüm insanlığı kucaklayıcıdır; öyle ise bu gerçeği daha net anlayacağım bir Meal-i Kerim tavsiye edebilir misiniz?

Cevap seçenekleri:

a) (Rabbani Yaklaşım ve Anlayışımızla) YÜCE KUR’AN’IN MANASI VE MESAJI, Yorumlayan: Üstad Ahmet Akgül, Yayına Hazırlayan: Ezher Üniversitesi Mezunu Abdullah Akgül. (Furkan Neşriyat 13. Baskı)

b)

c)

d)

 

4- Milli Görüş’ün; silahlı değil, ama siyasi ve fikrî bir cihad olduğunu söylüyorsunuz. O halde bu siyasi ve fikrî cihadın; esaslarını, kurallarını ve amaçlarını okuyacağım bir “CİHAD İLMİHALİ” gösterebilir misiniz, ki cihadın farzlarını, vaciplerini, sünnetlerini, mekruhlarını, müfsitlerini öğrenmiş olalım.

Cevap seçenekleri:

a) Barış ve Bereket Nizamı İSLAM DAVASI ve Yozlaştırılan CİHAT KAVRAMI kitabındaki CİHAT İLMİHALİ (s. 265-354), Ahmet Akgül, Adil Dünya yy. 14. Baskı. Not: Bu Cihad İlmihali, Avrupa Milli Görüş Teşkilatlarında Osman Yumakoğulları döneminde ders kitabı olarak okutulmuştur.

b)

c)

d)

 

5- Hep örnek gösterdiğiniz ve rehber edindiğiniz Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca’yı, hayatını, hizmet aşamalarını, tarihi programlarını ve mücadele tarzını takip ve takdir edeceğimiz bir eser söyleyebilir misiniz?

Cevap seçenekleri:

a) Dünyanın Değişimi ve ERBAKAN DEVRİMİ, Ahmet Akgül, Adil Dünya yy. 16. Baskı.

b)

c)

d)

 

6- “Atatürk yaşasaydı Milli Görüşçü olacaktı”, “Milli Görüş; Mustafa Kemal’in öncülüğünde İstiklal Savaşı’nı yapan görüştür!” anlamında ifadeler kullanan Erbakan Hoca’nın bu iddiasını doğrulayacak ve Milli Görüş’ün, Türkiye’deki tüm kesimleri kucaklayan bir hareket olduğunu kanıtlayacak şekilde, bize bir kitap önerebilir misiniz?

Cevap seçenekleri:

a) BİZİM ATATÜRK, Ahmet Akgül, Adil Dünya yy. 25. Baskı.

b)

c)

d)

 

7- Rahmetli Erbakan Hoca’nın hatırasına, olumlu ve onurlu icraatlarına, manevi mirasına, siyasi ve stratejik dehasına hakaret ve iftira edenleri anında yanıtlayan, belgelerle bu iddiaların haksızlığını ve dayanaksızlığını kanıtlayan… Ve bu korkuyla, sağdan-soldan Erbakan’a çamur atmaya kalkışanlara geri adım attıran bir ekip ve dergi var mıdır, varsa kimlerdir?

Cevap seçenekleri:

a) MİLLİ ÇÖZÜM DERGİSİ (2004’ten günümüze.)

b)

c)

d)

 

8- Okuyup incelemek ve irdelemek için; Milli Görüş ruhuna uygun hazırlanmış ve toplumun barış ve bereketini amaçlamış… Hem insan haklarına hem inanç esaslarına, hem de Milletimizin ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarına cevap verecek olgunlukta ve bütün ülkelere örnek gösterilecek bir tarzda, yani çağdaş kurum ve kurallara bağdaşık bir tavırla kaleme alınmış bir ANAYASA TASLAĞI yapıldı mı, istesem lütfeder misiniz?

Cevap seçenekleri:

a) “Yeni Anayasa Hazırlıkları ve Gerçek Değişimin Temel Kuralları”, AHMET AKGÜL (Cumhurbaşkanlığına, TBMM Başkanlığına, Bütün Parti Genel Başkanlarına, Anayasa Mahkemesi Başkanlığına, T.C. Yargıtay Başkanlığına, T.C. Danıştay Başkanlığına, T.C. Sayıştay Başkanlığına , T.C. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Başkanlığına, Diyanet İşleri Başkanlığına…) takdim edilmiştir.

b)

c)

d)

 

9- Milli Görüşçüler olarak; Teşkilat Mensuplarınızı eğitip yetiştirecek… Onlara insani, ahlâki ve imani prensipleri öğretecek… Siyasi hizmetlerde ve stratejik hedeflerinizde başvuru kaynağı olarak istifade edeceğiniz kitaplar var mıdır, bana da verebilir misiniz?

Cevap seçenekleri:

a) • Teşkilatçılık (İletişim ve İş Birliği Sanatı) MESAJ VE METOT Ahmet Akgül, Adil Dünya yy. 14. Baskı.

• İNSANIN YOZLAŞMASI, Ahmet Akgül, Adil Dünya yy. 10. Baskı

b)

c)

d)

Bizim tutarlı cevaplarımız dışında bu sorulara verecek; akla, vicdana, Kur’an’a ve dava duyarlılığına uygun yanıtlarınız yoksa, yakında gerçekleşecek tarihi ve talihli değişim sonrasında, hangi yüzle sokağa çıkacaksınız?!..

 

10- Dünya Siyonizm’ini deşifre eden, bugünkü zulüm ve sömürü sistemine karşı; ilmi, insani ve İslami ADİL DÜZEN projelerini üreten ERBAKAN HOCA’yı ve Milli Görüş Teşkilatlarını, öyle kendi başına ve rahat bırakmayacak olan Küresel Yahudi Lobilerinin, içimize bizden bilinen adamlarını sokmamaları düşünülemeyeceğine göre, bu çok sinsi hıyanet girişimlerinde kimler ve nasıl kullanılmış olabilir? Aksini iddia etmek; Siyonistlerin Milli Görüş hareketini ciddiye almadıklarını söylemektir.

Cevap Seçenekleri:

a) Osmanlı’dan Cumhuriyet’e KRİPTO YAHUDİLER ve PAKRADUNİLER, Ahmet Akgül, Adil Dünya yy.

b)

c)

d)

 

Bu testi değerlendirme sonuçları:

Allah’ın rızasına ve Kur’an’ın kurallarına, davamızın ve camiamızın başarısı hatırına ve vicdan terazimize uygun olarak:

a) Şıkkına 10 puan,

b) Şıkkına 9 puan,

c) Şıkkına 8 puan,

d) Şıkkına 7 puan yazalım. Böylece 10 soruyu doğru ve doyurucu yanıtlayan 100 (yüz-tam) puan kazanacaktır. Diğer sıralamalar yanıtlarla doğru orantılıdır.

 

Gelelim; “Efendim MİLLİ ÇÖZÜM EKİBİ kaç kişidir, bu köklü ve kutlu dönüşümleri nasıl gerçekleştirecektir?” sorusunun yanıtına:

Tarihin gidişini değiştiren ve çok önemli girişimler gerçekleştiren olayları, öyle sayıca çok kabarık kalabalıklar değil, özgül ağırlığı yüksek, şuurlu ve sorumlu azınlık oluşumlar gerçekleştirmiştir. Ve zaten siyaset sahnesinde Milli Görüş projelerini tebliğ ve temsil etmek üzere Saadet Partisi görevlidir. Ama hem Partiyi temel misyonuna bağlı kalmaya, hem de etkin ve yetkin kesimlere Milli Görüş’ün Milli Çözümlerini aktarmaya yönelik bir ekip de gereklidir.

Bakınız; atom bombasını kullanmak için öyle yüz binlerce askerlik ordulara gerek yoktur; koca Amerikan Ordusunda, konunun uzmanı olan sadakat ve liyakatini ispatlayan 100 kişi bu iş için yeterlidir. Bu nedenle, haklı ve hayırlı davamızı sadece DİL’imizle değil, halimizle, amellerimizle ve daha da önemlisi ilmimizle-bilgimizle tebliğ ve temsil etmelidir.

Kur’an-ı Kerim; insanların pek azının inanacağı… Zahiren inanmış olanların pek azının şirk koşmadan inanacağını… Şirk koşmadan inananların pek azının dışındakiler ise, uzun ve zor şartlardaki cihad ve sabır sınavından usanıp kaçacağını; Yusuf Suresi: 103-106 ve 110. ayetlerinde şöyle haber buyurmaktadır:

“(Ey Nebim ve davetçim!) Sen ne kadar üstüne düşsen (ve hırs göstersen de yeryüzündeki) insanların çoğu (gerçekten) iman edecek değillerdir.”

“Onların (gafil ve cahil insanlardan mü’min sanılanların) çoğu da ancak ortak koşarak (ve bir yönden mutlaka şirk katarak) Allah’a iman etmektedirler.”

“Hatta ki (sonunda görevli) resuller (halktan) umutlarını kestikleri, (şeksiz ve şeriksiz iman eden çok az kimselerin bile cihaddan ve davadan yan çizdikleri,) artık kesinlikle tekzip edilip benimsenmedikleri (kavimlerinin asla gerçek imana gelmeyecekleri ve Hakk çağrıya-davaya destek vermeyecekleri zan ve) kanaatinin (iyice yerleştiği ve tek başına yoluna devam ettiği) bir sırada, (zahiri bütün çarelerin tükendiği bir ortamda aniden ve beklenmedik şekilde İlahi nusret ve) yardımımız onlara yetişip gelmiş (zafer kapıları açılıvermişti. Böylece) Bizim dilediğimiz (ve desteklediğimiz) kimseler kurtuluvermişti. Azgın mücrimler takımından ise zorlu azabımız (ve intikamımız) asla geri çevrilmeyecektir. (Yani; bir avuç mücahit ve müstakim mü’minin, sayıca ve imkân bakımından en zaif ve en çaresiz göründükleri bir süreçte, onlar zafere eriştirilecektir.)”

Kendisine; sadece bir, iki veya üç kişinin iman ettiği Peygamberlerin varlığı bazı hadis-i şeriflerde haber verilmektedir. Hatta Nahl: 120. ayetinde “tek başına bir ümmet” özelliği taşıyan Nebilere işaret edilir.

Meşhur Tarih ve Hadis kitabı Taberi, c.23, s.126’da ve Kenzül Ummal, 5682 no’da kayıtlı bir hadis-i şerifte:

“Bana Peygamberler ve ümmetleri gösterildi. Bazılarının yanında ancak 10 kişi, bazılarının yanında birkaç kişi, bazılarının yanında sadece bir kişi vardı. Hatta tek başına olan ve hiç ümmeti bulunmayan da vardı…” bilgisi nakledilmektedir. Evet Kur’an’dan açık örneği, Hz. Lut’a sadece iki kızının iman etmesiydi…

İmam-ı Rabbani ve Bediüzzaman gibi Zat’lar da bu gerçeğe dikkat çekmişlerdir. (Bak: Said Nursi Mektubât, s.386 – İmam-ı Rabbani, El Mektubât, s.259, Mektup 1. cilt)

Yani zafer (nusret ve galibiyet) Allah’ın elindedir; onu da sayıca çok az da olsa, sadık ve sabırlı kullarına verecektir. İnşaallah!..

4.8 22 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Ali ÇAĞIL - İHL ve Kamu Yönetimi Mezunu

Ali ÇAĞIL - İHL ve Kamu Yönetimi Mezunu

Subscribe
Bildir
13 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler

Merhum Erbakan Hocamızın Kutlu Davası ve hedefleri için Makalede a- şıklarında geçen icraatları sadece Üstad Ahmet Akgül yapmış ve yanıtlamıştı. Eğer ki b, c, ve d şıklarını yanıtlayan yoksa o taktirde ya bu Kutlu Davaya inanılmıyordu, yada Milli Görüş sadece gömleğimizdi. Gömlek ise insanın süsüydü.

Milli Çözüm’ün hazırladığı “Yüksek Dava Şuuru ve Vicdan Uyumu” testindeki sorular karşısında bile, hala Milli Çözüm’ü tebrik ve takdir edemeyenlerin dava şuuru da, vicdan uyumu da sıkıntılıdır!

Milli Görüş’ün Milli Çözümleri!
Milli Görüş projelerini tebliğ ve temsil etmek üzere Saadet Partisi görevlidir.
Ama hem Partiyi temel misyonuna bağlı kalmaya, hem de etkin ve yetkin kesimlere Milli Görüş’ün Milli Çözümlerini aktarmaya yönelik bir ekip de gereklidir, işte o ekip “MİLLİ ÇÖZÜM” ekibidir.
Milli Çözüm’ün hazırladığı “Yüksek Dava Şuuru ve Vicdan Uyumu” testindeki soruların cevapları bunun ispatıdır!

“Efendim MİLLİ ÇÖZÜM EKİBİ kaç kişidir, bu köklü ve kutlu dönüşümleri nasıl gerçekleştirecektir?”

 “… Allah’(ın va’adine, nusretine ve rahmetine) kavuşacaklarına kesinlikle iman ve itimatları (ve Rablerine hüsnüzanları tam ve sağlam) olanlar ise dediler ki: “Allah’ın izniyle, nice az (ama itaatkâr ve sebatkâr) topluluk, çok daha kalabalık (ve güçlü sanılan) topluluklara galip gelmiştir. (Çünkü) Allah sabreden (mü’minlerle) beraberdir.” (Bakara 249) https://www.mealikerim.com/2/bakara/249

MİLLİ GÖRÜŞÇÜ olmak, Aziz Milletimizin ve tüm insanlık âleminin barış ve bereket içinde yaşamasını bir sorumluluk sayarak çalışıp çabalamak ise, elbette ayrı bir feraset ve fazilet alâmetidir.
Bu nedenle onlara daha bir muhabbet ve meveddet (manevi destek) duygusu taşımamız tabiidir. Bu samimi sevgi ve ilginin icabı olarak, bu kardeşlerimizin, daha şuurlu, daha huzurlu ve daha onurlu davranmalarını istemek ve bu yönde dua etmek ise, imanın ve vicdanın gereğidir.
Ve yine Milli Görüş davasına ve Erbakan sevdasına layık ve yakışık düşmeyen tavırları tenkit edip uyarıvermek de, hem İslami hem de insani bir görevdir.

Siyonist sistem içerisinde yaşamayı kabul edip, Siyonistlerin ve işbirlikçilerinin müsaade ettiği kadar dindarlık rolü yapmayı Müslümanlık zannedenler için Milli Görüş, sadece GÖMLEK zannedilmektedir. 
Milli Görüş’ü gömlek zannedenler, davasını bir elbise gibi, bir aksesuar gibi yıllarca üzerinde taşımakta, ama o inancı ve ahlâkı, ruhuna ve vicdanına aşılayamamaktadırlar.
Milli Görüş kimliği değil de sadece gömleği olanlar, Milli Görüş teşkilatının en yetkili ve yüksek görev basamaklarında, hatta isterse en başında rol alsınlar=rol yapsınlar, fark etmez, sonunda mutlaka aslına yani gömlek edebiyatına geri döneceklerdir!
“Biz Milli Görüş gömleğini çıkarıp attık!” diyenler, bu davayı yıllarca bir gömlek gibi üzerlerinde taşıdıklarını, Dinlerini dünyalarına basamak yaptıklarını, açıkça ve biraz da küstahça itiraf etmişlerdir.
İşte, geri kalanların da bu duruma düşmemelerini temenni ettiğimiz için, bazı gerçekler dile getirilmektedir. Çünkü Milli Görüş’ü hayat kriterleri ve karakterleri haline getiremeyip sadece gömlekleri ve kıyafetleri gibi üzerlerinde gezdirenler, önünde sonunda ondan bezmek ve maalesef terk etmek zilletine kayıvereceklerdir.

Last edited 19 gün önce by Necati Akgül

“Hak davasını, bir elbise gibi, bir aksesuar gibi yıllarca üzerinde taşıyanlar, ama o inancı ve ahlâkı, ruhuna ve vicdanına aşılayamamış olanlar değil; davasını sevdası yapanlar, iddialarını imanına ve ihlasına sindirip kalbini ve ruhunu doyuranlar zafere erişeceklerdir.”

“Çünkü Milli Görüş’ü hayat kriterleri ve karakterleri haline getiremeyip sadece gömlekleri ve kıyafetleri gibi üzerlerinde gezdirenler, önünde sonunda ondan bezmek ve maalesef terk etmek zilletine kayıvereceklerdir.”

Erbakan Hocamız; “Başımıza şu üç çiviyi çakacağız” buyurmuşlardı.

1- İslamsız Saadet olmaz!
2- Şuursuz Müslüman olmaz!
3- Cihad’sız İslam olmaz!

Milli Görüş’ü; dava şuuru ve imtihan sorumluluğu yani “öz kimliğimiz”, hayat kriterlerimiz ve karakterlerimiz haline getirebilmemiz için izleyeceğimiz yolu bizlere öğreten Üstad Ahmet Akgül ve Milli Çözüm yayınlarıdır. (Ki bu yayınların Membaı da aynıdır).

Özellikle Milli Çözüm Ekibi; bahşedilen bu sorumluluğun farkında olmalı, şeytani ve nefsani kışkırtmalarla dünya ve ahiretini heba etmemelidir.

Eskiden çalıştığımız işyerinde çalışanlara; iş kazaları yaşanmasın diye eğitimler verilirdi. Bu eğitimlerde; iş yerinde oluşan kazaların sebeplerini açıklamak amacıyla geliştirilmiş bir kuram olan, Heinrich Kaza Piramidi Kuramı örnek gösterilirdi.

https://isgtalimatlar.blogspot.com/2019/02/heinrich-kaza-piramidi.html

Yani ölüm, uzuv kaybı veya ciddi yaralanmalar hemen olmazdı. Piramidin aşağısından başlayarak; önce çok sayıda riskli davranışlar, yine epey bir sayıda kazaya ramak kala durumlar, önlemler alınmazsa kaydedilen kaza olayları, devamında iş günü kayıplı kaza olayları ve bunları takiben de piramidin en tepesindeki ölümlü kazalar meydana gelmekteydi.

Milli Çözüm’de bazı hadiseler yaşanınca bu piramit aklıma gelirdi. Bazı kişilerin Milli Çözüm Ekibinden bağının kesilmesi birdenbire olmadı.

Şeytanın kışkırtmasıyla ve nefsi davranışlarla bazı hadiseler yaşandı yaşanmaktadır. Belli mertebelere gelmiş kişilere; yaptıkları hatalardan dönmeleri için defalarca çeşitli ikaz ve uyarılarla hatırlatıldı. Bu uyarı ve ikazlara rağmen hatalarından dönmeyenlerin durumları malum.

Milli Çözüm Ekibi olarak; niçin yaratıldığımızın ve Allah’ın inayetiyle-hidayetiyle bu Ekibin içerisinde bulunduğumuzun farkındayız Elhamdülillah.

Bizim yapacağımız şey; Milli Çözüm Dergisi Site yazılarını takip ve yorum, Meal-i Kerim okumak, görev ve sorumluluk verildiyse layıkıyla yerine getirmek.

Bunları yaparken de ibadet niyetiyle yapmak, onun için de şartlarını yerine getirmek.

Herhangi bir hizmet ve hareketin kabul edilmesi, “âdet” olmaktan çıkıp “ibadet” haline gelmesi için şu beş şart gereklidir:

1- O hareket “ibadet” niyetiyle ve “Allah emrettiği için” yapılmalıdır.
2- Allah’ın (CC) emrettiği ve Hz. Peygamberin öğrettiği “şekil”de yapılmalıdır.
3- İslam’ın “emrettiği miktar ve ölçü”de yapılmalıdır.
4- Emredilen “zaman ve zemin”de yapılmalıdır.
5- Kur’an’ın önem verdiği oranda öne alınmalı ve öncelik tanınmalıdır.

Üstadımızın uyarı ve ikazlarını dikkate alalım, aynı hatalarımızı tekrar etmeyelim. Hocamızı üzmeyelim!

“Ey iman edenler, (hiçbir meselede ve hiçbir şekilde, sakın) Allah’ın ve O’nun Resulü’nün önüne geçmeyin (Onların sözlerine kendi keyfinizce yorumlar getirmeyin ve kendi tahmin ve temennilerinizi onların üstünde tutuvermeyin) ve Allah’tan (gereği gibi korkup) sakının. Şüphesiz Allah, (her şeyi ayrıntılarıyla) İşitendir, Bilendir.
Ey iman edenler, sakın seslerinizi de (Hz.) Peygamberin sesinin üstünde yükseltmeyin (kendi görüşlerinizi, Allah elçisinin sağlam hadis ve hükümlerine tercih etmeyin) ve birbirinize bağırıp çağırdığınız gibi, (kabalık yapıp) Ona da yüksek sesle (ve edepsizce) konuşmayın! Çünkü (aksi halde) siz farkında ve şuurunda değilken, amelleriniz boşa çıkıverir.” (Ahmet-Abdullah Akgül Meal-i Kerimi / Hucurât Suresi: 1-2. ayetler)

Milli Çözüm’ü, Milli Görüş’ün alternatifi gibi göstermeye çalışanlar ya meseleyi bilmiyor ya da bilerek farklı göstermeye çalışıyor.

Milli Çözüm, Milli Görüş’ün dışında yeni bir yol değil; onun fikrî istikametini, dava şuurunu ve Adil Düzen anlayışını tavizsiz şekilde muhafaza etme gayretidir. Çünkü davalar sadece siyasetle değil; fikirle, ilimle, ahlakla ve sağlam bir şahsiyetle ayakta kalır.

“Gömlek” benzetmesi de tam bu gerçeği anlatmaktadır. Bir davayı sadece taşınan bir unvan, bulunulan bir teşkilat veya söylenen birkaç slogan olarak görenler, onu gerektiğinde çıkarılabilecek bir elbise gibi değerlendirmişlerdir. Oysa gerçek dava şuuru, insanın üzerine giydiği bir kıyafet değil; karakterine ve vicdanına işleyen bir kimliktir. Kimliği haline gelen bir değer terk edilmez; terk edilen şey, ancak menfaatlere ve şartlara bağlı bir aidiyet olabilir.

Nitekim geçmişte “Milli Görüş gömleğini çıkardık” diyenler, aslında davayı ruhlarında değil, sırtlarında bir gömlek gibi taşıdıklarını, sinelerine hiç işlemediğini kendi ifadeleriyle ortaya koymuş oldular. Bu yüzden “gömlek” sözü sadece geçmişe ait bir benzetme değil, her dönem için geçerli bir ölçüdür. Aynı imtihan bugün Milli Çözüm için de geçerlidir. Eğer Milli Çözüm sadece bir çevrenin, bir grubun veya bir ismin yanında bulunmaktan ibaret görülürse, o da bir gün gömleğe dönüşür.

Asıl mesele davanın kalbimize ne kadar yerleştiğidir. Milli Çözüm’ün ortaya koyduğu hassasiyet de budur; Milli Görüş’ün ruhunu, Erbakan Hocamızın emanet ettiği Adil Düzen anlayışını korumak, doğruyu cesaretle savunmak ve yanlışı kim yaparsa yapsın hakkaniyetle dile getirmektir.

İsimler değişebilir, makamlar değişebilir, şartlar değişebilir. Ama hak dava şuuru değişmez. Değişiyorsa ortada kimlik değil, sadece zamanı gelince çıkarılacak bir gömlek vardır.

“Milli Çözüm’ün yaklaşımı bana uygun gelmiyor. Ben Erbakan Hocamızın ‘Milli Görüş’ün tek siyasi temsilcisi Saadet Partisi’dir.’ sözünü esas alıyor ve yoluma Saadet Partisi’nde devam ediyorum.” diyenlere elbette şu soru yöneltilmelidir: Mesele gerçekten Milli Görüş’e hizmet etmek midir, yoksa Milli Görüş’ün fikri omurgasını oluşturan esaslarla yüzleşmekten kaçmak mıdır?

Milli Görüş, sadece bir siyasi partiye üyelikten ibaret değildir. Öyle olsaydı Aziz Erbakan Hocamız “AKP mi gelsin, CHP mi gelsin, Saadet mi gelsin? Biz bunun derdindemiyiz? Biz batıl bir sistemin kökünü kazımak ve Adil bir sistem kurmak için mücadele ediyoruz” demezdi.

Eğer Milli Çözüm, kendisini Milli Görüş’ün fikri ve ilmi yönünü yaşatma iddiasıyla tanımlıyorsa, ve bu fikirlere katılmıyorsanız bunları ilmen tartışmanız gerekir. Sadece “Ben partide kalıyorum.” demek, fikri itirazın yerine geçmez.

Asıl soru şudur: Milli Görüş denildiğinde sadece siyasi teşkilat mı anlaşılıyor, yoksa Adil Düzen’iyle, fikri eserleriyle, dava ahlakıyla ve ilmi birikimiyle bütün bir dünya görüşü mü?

Sonuçta herkes kendi tercihinden sorumludur. Ancak bir davaya bağlılığın ölçüsü, sadece hangi tabelanın altında bulunduğu değil; o davanın fikirlerine, ilkelerine ve ahlakına ne kadar sadık kaldığıdır. Kimlik ile gömlek arasındaki fark da tam olarak burada ortaya çıkar.

Sadıklara selam olsun…

Üstadımızın yorumlarını ve izahlarını dikkate alalım!
 
“Milli Görüş”, “Milli Çözüm” onların “kimliği” değil de “gömleği” olanlar, Milli şuur; ruhlarına ve gönül dünyalarına yerleşmemiş, bunları bir elbise, bir aksesuar gibi yıllarca sırtında gezdirmiş olanlar, önünde sonunda bu gömlekleri=süslü ve gösterişli elbiseleri çıkarıp atmaktan sakınmamışlardır. Bu “gömlek” konusunu Üstadımız çok mükemmel izah buyurmuşlardı. Keşke Yalçın Bey kardeşimiz, bir de Üstadımızın öğütleri ve öğretileri açısından bu konuyu yorumlasalardı… O zaman güzel yaklaşımları daha bir anlamlı olacaktı. Anlaşılan Üstadımızın bu açıklamalarını gözden kaçırmış…

Özetle, “Milli Çözüm” kimliğini bırakıp kayanlar, “Milli Görüş” gömleğini çıkarıp kaytaranlardan daha az pişman ve perişan olmayacaklardır!..
 
Osman Eraydın

Zamansız Bir Hakikat…

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) insanlığı davet ettiği mesajın özü son derece netti: “Lâ ilâhe illallah” Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. Bu çağrı, sadece soyut bir inanç beyanı değil; mutlak otoriteyi yalnızca Allah’a vererek kıyamete kadar güç odaklarının insanlar üzerinde kurduğu sahte egemenliği kökten reddeden bir duruştu. İnsanların kula kulluk etmesini engelleyen bu Tevhid mesajı; güçlünün zayıfı ezdiği sömürü düzenini doğrudan karşısına alıyordu.

Mekke’nin önde gelen liderleri bu davetin kendi kurulu düzenlerini tehdit ettiğini gördüler. İlk zamanlar Müslümanlara işkence yaptılar, ambargolar uyguladılar ve şiddetle bu sesi kısmaya çalıştılar. Ancak baskı arttıkça Tevhid inancının kalplerde daha da kök saldığını, Müslümanların geri adım atmadığını fark ettiler.
Sertliğin işe yaramadığını anlayınca strateji değiştirip diplomasi ve pazarlık masası kurmaya karar verdiler. Peygamber efendimizin yanına giderek, dünyevi akılla bakıldığında son derece “makul” görünen şu teklifi sundular.

“Ey Muhammed “(sav)”! Gel seninle bir kural koyalım, bu kavgayı bitirelim. Bir yıl biz senin ilahına ibadet edelim, bir yıl da sen bizim ilahlarımıza ibadet et. Böylece ortak bir noktada buluşalım.”

Hatta O’na Mekke’nin en zengin insanı olmayı, kentin tek lideri sayılmayı vede dilediği makamı vermeyi vaat ettiler. Tek şartları; kendi putlarını ve ilahlık iddialarını tamamen reddetmemesi, hakikati esnetmesiydi. Mekkeli müşriklerin bu teklifi; konjonktüre, güce ve masadaki dengelere göre şekil alan tipik bir “gömlekçi” zihniyetin ürünüydü. İnancı ve ilkeleri; şartlara göre giyilip çıkarılabilen, çıkar uğruna pazarlık masasına sürülebilen geçici bir giysi gibi görüyorlardı.

Siyasi çıkarlar açısından bakıldığında bu teklif; Mekke’de Müslümanların üzerindeki baskıyı kaldıracak, onlara alan açacak ve kan dökülmesini engelleyecek bir “diplomasi başarısı” olarak görülebilirdi. Ancak Peygamberimiz (s.a.v.) en küçük bir tavize veya pazarlığa kapı aralayacak bir duruşta değildi. Efendimiz’in (s.a.v.) verdiği o meşhur cevap zaten tutumunu açıkça özetliyordu. “Güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseniz, ben yine de bu davamdan vazgeçmem!”.

Eğer bu cevap sadece Efendimiz’in (s.a.v) kendi sözü olarak kalsaydı, o günkü Müşrikler veya bugünkü “gömlek çıkaranlar” bunu “Efendimiz’in (s.a.v) kişisel inadı” veya “Siyasi bir taktik” olarak görebilirlerdi. Allah (cc) Kâfirun Suresi ile, Efendimiz’in bu tavizsiz duruşunu ilahi bir mühürle tescilledi ve konuyu kıyamete kadar tartışmaya kapattı. Kâfirun Suresi, Hak ile Batıl arasındaki çizginin pazarlık konusu edilemeyeceğini, imanın ve ilkesel duruşun konjonktürel maslahatlara feda edilemeyeceğini ilan eden en sert ihtardı.

(Ey Resulüm!) De ki: “Ey kâfirler (kesinlikle bilin!)
“Ben sizin taptıklarınıza (asla) tapacak değilim.”

(Zaten) Siz de Benim taptığıma tapacak değilsiniz.”

“Ben sizin (sahte) ma’budlarınıza asla ibadet (ve itibar) etmeyeceğim. (Allah’tan başkasının hükmüne boyun eğmeyeceğim.)

(Hem) Siz de Benim kulluk ettiğime (Rabbime iman ve) ibadet etmeyeceksiniz.”

(Öyleyse) Sizin (bâtıl) dininiz (ve düzeniniz) size, Benim (Hakk) dinim (ve Adil Düzenim) Bana” (aittir) (Kâfirûn Suresi / 1-6)

Bu net cevap, pazarlık masasını kökten devirdi. Hak ile batılın yarı yarıya dahi paylaşılamayacağını, Tevhid inancının dönemsel taktiklere kurban edilemeyeceğini ilan etti. 

Kâfirun Suresi; inancın, konfor veya iktidar uğruna feda edilecek bir “gömlek” değil; her ne pahasına olursa olsun korunan sarsılmaz bir “kimlik” olduğunu tüm insanlık tarihine tescilledi.

Mekke’de kurulan o pazarlık masası, tarih boyunca farklı isimler, aktörler ve sistemler altında yeniden kurulmuştur. Bugün küresel ölçekte siyonizmin ve emperyalizmin inşa ettiği uluslararası düzen; tıpkı Mekke liderleri gibi, kendi çarklarına entegre olacak, sistemle uyumlu çalışacak ve kırmızı çizgilerini esnetebilecek aktörler aramaktadır. Bu küresel masanın mantığı nettir: “Sistemle çatışma, küresel güç dengelerine uyum sağla, gerekirse ilkelerinden taviz ver ama masada kal.”

Tam da bu noktada, Kâfirun Suresi’nin reddettiği zihniyet ile onayladığı duruş arasındaki makas açılmaktadır. Küresel sistemin ve siyasal çıkarların baskısı karşısında, “Milli Görüş gömleğini çıkardık” söylemiyle ortaya çıkan anlayış; Hakkı değil, gücü ve konjonktürü merkeze alan bir makas değişimini temsil ederler. Bu yaklaşım; küresel güçlerle, siyonist akılla veya uluslararası sermaye odaklarıyla çatışmak yerine onlarla uzlaşmayı, iktidarı korumak veya elde etmek için ilkeleri şartlara göre esnetmeyi bir “siyasi deha” veya “diplomatik başarı” olarak görürler.

Ancak bu duruş, Mekkeli Müşriklerin “Bir yıl biz senin ilahına, bir yıl sen bizim ilahımıza…” teklifindeki mantığın modern bir tezahürüdür. Masaya oturup küresel güçlerin kurallarını kabul etmek; İsrail ile ticari, siyasi ve stratejik ilişkileri “reel-politik” bahanesiyle sürdürmek, inancı ve davayı konjonktüre göre giyilip çıkarılan bir “gömlek” seviyesine indirmektir. Gücü üstün tutan bu zihniyet, zamanla güç odaklarının dilini konuşmaya ve onların çizdiği sınırlar içinde hareket etmeye mahkûm olurlar.

Buna karşılık, Milli Görüş’ün tarihsel ve fikri omurgası; Kâfirun Suresi’nin haykırdığı o net tavır üzerine kuruludur. Hakkı üstün tutmak.

Hakkı üstün tutan anlayış için siyaset, ne pahasına olursa olsun iktidarda kalma sanatı değil; ilahi hakikatleri, adaleti ve zulme karşı duruşu her şartta savunma sorumluluğudur. Bu çizgi; küresel siyonizmin masasında teklif edilen iktidar vaatlerine, ekonomik imkânlara veya diplomatik meşruiyetlere kanmaz. Erbakan Hocamızın; Milli Görüş’ün ve Milli Çözüm çizgisinin tarihsel vurgusu tam olarak buradadır. “Mesele iradeyi küresel güçlere değil, Mutlak Hak’ka teslim etmektir.”

Eğer ilke ve inanç bir “kimlik” ise, o kimlik hiçbir konjonktürde, hiçbir seçim hesabında ve hiçbir uluslararası baskı karşısında terkedilemez. Kâfirun Suresi’nin öğrettiği üzere; siyonizmin ve küresel sömürü düzeninin kurduğu masalarda “kazan-kazan” görünümlü tavizler vermek, aslında hakikati batıla meze etmektir. Milli Görüş duruşu, gücün büyüklüğüne değil, Hakkın üstünlüğüne inandığı için o masaları reddetme cesaretidir.

“Milli Görüş gömleğini çıkardık” demek; basit bir siyasi makas değişimi ya da masum bir üslup farkı değildir. Kur’an-ı Kerim’in aynasına baktığımızda bu eylem; Hakk’ı bildikten sonra batılın masasına oturmanın, güce tapmanın ve bile bile hidayeti dalalete satmanın adıdır. Kur’an, bu savrulmayı süslü diplomasi kılıflarıyla örtenleri vaazla değil, İlahi gazap ve cehennem müjdesiyle karşılar.

“Onlar doğru yola karşılık sapıklığı, bağışlanmaya karşılık azabı satın almışlardır. Ateşe karşı ne kadar da dayanıklıdırlar!” (Bakara, 175) 
Gömleği çıkarmak demek; Hakk’ın açık delillerinden sonra konjonktürün ve gücün peşine takılmaktır. Kur’an’ın hükmü nettir. Bilerek sapana Allah hidayet etmez, aksine onları döndükleri o eğri yolda sabit kılar ve kalplerini mühürler.

“Onlara cehennemi müjdele! Onlar ki müminleri bırakıp kâfirleri dost ediniyorlar. İzzeti onların yanında mı arıyorlar? Şüphesiz bütün izzet Allah’ındır.” (Nisâ, 138-139) 
Küresel siyonist akılla, emperyalist odaklarla “reel-politik” adı altında uzlaşanlara Kur’an meclislerinde verilecek pay; diplomatik saygınlık değil, ancak cehennem müjdesidir.

“Biz onları döndükleri yönde bırakırız ve kendilerini cehenneme sokarız. Ne kötü bir varış yeridir orası!” (Nisâ, 115)
“Sistemle çatışmayalım, masada kalalım” diyerek gömlek çıkaranlar, Allah tarafından kendi seçtikleri o kokuşmuş sistemin çarkları arasında mahkûm edilirler.

“Zulmedenlere sakın meyletmeyin; yoksa size de ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka dostunuz yoktur, sonra yardım da göremezsiniz.” (Hûd, 113)
Siyonist katillerle ticareti, diplomatik çarkları “devlet aklı” kılıfıyla sürdürenler; Gazze’deki bombadan düşen payı kendi sırtlarına yükleyenlerdir. O ateş, zulme göz yumanı da yakacaktır.

“Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir pahaya satanlar var ya; işte onların ahirette hiçbir nasibi yoktur. Allah onlarla konuşmayacak, kıyamet günü onlara bakmayacak ve onları arındırmayacaktır. Onlar için elem dolu bir azap vardır.” (Âl-i İmrân, 77)
O gömlek; verilen bir yemin, tutulan bir nöbet, Hakkı hâkim kılma sözüydü. Onu iktidar konforuna satanlar için ahirette pay yoktur.

“Yoksa siz Kitab’ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden kim bunu yaparsa, dünyada rezillikten başka bir cezası yoktur; kıyamet gününde ise azabın en şiddetlisine uğratılırlar.” (Bakara, 85)
İslam’ın ibadetini alıp cihadını, tavizsiz adaletini ve anti-emperyalist omurgasını “eski siyaset” diyerek rafa kaldıranların nasibi; dünyada aşağılanma, ahirette ise şiddetli azaptır.

Tarih, gücün ve konjonktürün önünde eğilenlerin, iktidar uğruna ilkelerinden vazgeçenlerin geçici başarılarıyla doludur. Ancak aynı tarih, bu geçici başarıların nasıl büyük bir hüsranla ve unutuluşla sonuçlandığının da en canlı şahididir. Siyonizmin ve küresel küfrün masalarında yer kapmak adına “gömlek çıkaranlar”, günün sonunda kendi dillerini, kendi hafızalarını ve en nihayetinde kendi ruhlarını kaybetmeye mahkûmdurlar.

Kâfirun Suresi’nin Mekke sokaklarında yankılanan o net ve tavizsiz mesajı, sadece bir dönemin değil, kıyamete kadar gelecek tüm zamanların pusulasıdır: “Sizin dininiz size, benim dinim banadır.”

Bu haykırış;

Gücü değil, Hakkı üstün tutmanın,

Konjonktüre göre şekil alan bir gömlek değil, sarsılmaz bir Tevhid kimliği taşımanın,

Siyonist ve emperyalist odakların icazetine değil, sadece ve sadece Allah’ın rızasına dayanmanın ifadesidir.

Milli Görüş’ün tarihsel misyonu ve ilkesel duruşu, işte bu Kur’anî omurga üzerine inşa edilmiştir. Ne siyonizmin vaat ettiği sahte iktidar konforu ne de küresel sistemin dayattığı “reel-politik” kılıflar, bu omurgayı sakatlamaya yetmemiştir.

Bugün Gazze’den Doğu Türkistan’a, küresel sömürü düzeninden ahlaki yozlaşmaya kadar insanlığın canını yakan her krizde görülen yalın hakikat şudur; Çözüm, sistemin çarklarına entegre olanlarda değil; o çarkları reddetme cesaretini gösterenlerdedir.

Gömlek değiştirenler, küresel efendilerin çizdiği sınırlar içinde ancak onların izin verdiği kadar rol oynayabilirler. Hakkı üstün tutanlar ise; ne pahasına olursa olsun batılın masasını devirip, adil bir dünyayı kurma iradesini taşırlar.

Nihai hüküm nettir: Geçici iktidarlar, süslü saraylar ve güce tapan kalabalıklar gelip geçer. Geride kalacak olan; gömleksiz uzlaşmaların hüsranı değil, Hak yolda tavizsiz duranların izzetli mirasıdır.

Gelecek; güç odaklarına ram olanların değil, Kâfirun Suresi’nin izinde kimliğine, davasına ve Liderine sadık kalan Hakkı üstün tutanların olacaktır.

Selam ve dua ile…

Last edited 21 gün önce by Yalçın GZBYK

Evet Rabbimiz zaferi çok az da olsa sadakat ve itaatla ilgili bir çok denemeden başarıyla geçmiş topluluklara veriyor. Bu konuda en güzel örneklerden biri de Kur’an’ı Kerim’de Bakara suresi 246. ve 251. ayetlerde geçen Talut ve Calut olayıdır. Rabbimiz sonunda bir kişinin (henüz orduda genç bir subay olan Davut a.s.) eliyle vermiştir. Ama tabii o günün şartlarında yeni bir teknolojinin kullanıldığını da unutmamak gerekir. Yeni teknolojiler bir ilme sahip olmanın ve onu uygulamanın neticesidir. Ahmet AKGÜL Hocamızın Türkiye merkezli barış medeniyetinin temelini oluşturan eserlerinde bu ilmi apaçık görmekteyiz. Eserler; hem büyük dönüşümü gerçekleştirecek ve dönüşümden sonra bu dönüşümü sürdürecek kadroların yetiştirilmesini, hem Milli Görüş mensuplarının sürekli uyanık ve diri kalmasını sağlayacak, hem de büyük dönüşümde kullanılacak uygulama esaslarını en ince detayına kadar ele alan başucu eserleridir.

MİLLİ GÖRÜŞ’ÜN GERÇEK VE TEK TEMSİLCİSİ MİLLİ ÇÖZÜMDÜR. YUKARIDAKİ TESTİN SONUCU DA BU GERÇEĞE HERKESİ GÖTÜRMEKTEDİR. AZİZ ERBAKAN HOCAMIZ DA YILLAR ÖNCESİNDEN BU GÜNLERİ GÖRÜP TÜRKİYE VE İNSANLIĞIN SAADETİNİN MİLLİ ÇÖZÜM ÖNCÜLÜĞÜNDE GERÇEŞECEĞİNİ TRT EKRANLARINDA YAZARLAR SORUYOR PROGRAMINDA BU GERÇEĞİ ŞU SÖZLERLE İFADE ETMİŞLERDİ;

“Bakın size kesinlikle ifade ediyorum ki: 
 TÜRKİYE’NİN KURTULUŞU; 
Milli Çözüm’e inanan bir Cumhurbaşkanı’nın o makama oturması, 
Milli Çözüm’e inanan bir Hükümet’in kurulması
ve yeni bir devrin başlamasıyla mümkündür!”

Prof. Dr. Necmettin Erbakan
(TRT Basın Toplantısı, Yazarlar soruyor – Nisan 1980)
AZİZ ERBAKAN HOCAMIZIN “Bakın size kesinlikle ifade ediyorum ki” DİYE VURGULAYARAK CÜMLELERİNE BAŞLAMASI AYRI BİR DİKKAT ÇEKİLMESİ GEREKEN NOKTA.

Allah’ın iradesi, mümkün olmayanı mümkün kılar!.. Sayınıza bakıp gülenlere aldırmayın. Gücünüzü hafife alanlara takılmayın. Nemrut mu güçlüydü, İbrahim mi? Nemrut! Peki, Nemrut mu kazandı, İbrahim mi? İbrahim! Firavun mu güçlüydü, Musa mı? Firavun! Peki, Firavun mu kazandı, Musa mı? Musa! Ebu Cehil mi güçlüydü Aleyhisselatü Vesselam Efendimiz mi? Ebu Cehil! Peki, Ebu Cehil mi kazandı, Efendimiz mi? Efendimiz!.. O devire şahit olanlardan kime sorsanız, güçlü olan kimse onun kazanacağını söyler ve savunurdu! Fakat hepsi şaşırarak görüp şahit oldular ki; zahiren güçlü görünen değil, samimi bir iman ve gevşememiş bir gayretle davasında sabit olan, insanlığın kurtuluşu ve Allah’ın rızası için çalışıp çabalayan kim ise o kazandı! Şimdi kime hikâye gibi gelirse gelsin. Kime inanılmaz gelirse gelsin, yine Allah’ın yardımı ile güçlü olan değil Allah’a yürekten bağlananlar kazanacaklar inşaallah!.. O halde, gevşemeyin, üzülmeyin; inanıyorsanız üstün gelecek olanlar sizlersiniz!..”

BAKARA SURESİ 246 İLE 252. AYETLER ARASINDA ANLATILAN TALUT VE CALUT KISSASI BİZLERE AZ BİR SADIKLAR TOLULUĞU İLE NİCE ÇOK VE GÜÇLÜ SANILAN TOPLULUKLARA GALİP GELECEĞİNİ BİLDİRMİŞTİR.

…Allah’(ın va’adine, nusretine ve rahmetine) kavuşacaklarına kesinlikle iman ve itimatları (ve Rablerine hüsnüzanları tam ve sağlam) olanlar ise dediler ki: “Allah’ın izniyle, nice az (ama itaatkâr ve sebatkâr) topluluk, çok daha kalabalık (ve güçlü sanılan) topluluklara galip gelmiştir. (Çünkü) Allah sabreden (mü’minlerle) beraberdir.”

https://www.mealikerim.com/2/bakara/246:247:248:249:250:251:252

Last edited 21 gün önce by Hasan Çelik

HAKK DAVAYA GİRİP DE KALAMAYANLARIN , İYİYE DOĞRUYA GÜZELE FAYDALIYA VE ADİL OLANA TUTUNAMAYANLARIN NİYE TUTUNAMADIKLARINI NİYE AYRILIP GİTTİKLERİNİ, NİYE İHANET ETTİKLERİNİ, NİYE TESLİMİYET GÖSTEREMEDİKLERİNİN, NİYE NANKÖRLÜK ETTİKLERİNİN NEDENİ :
“…
Hak davasını, bir elbise gibi, bir aksesuar gibi yıllarca üzerinde taşıyanlar, ama o inancı ve ahlâkı, ruhuna ve vicdanına aşılayamamış olanlar değil; davasını sevdası yapanlar, iddialarını imanına ve ihlasına sindirip kalbini ve ruhunu doyuranlar zafere erişeceklerdir. “Biz Milli Görüş gömleğini çıkarıp attık!” diyenler, bu davayı yıllarca bir gömlek gibi üzerlerinde taşıdıklarını, Dinlerini dünyalarına basamak yaptıklarını, açıkça ve biraz da küstahça itiraf etmişlerdir. İşte, geri kalanların da bu duruma düşmemelerini temenni ettiğimiz için, bazı gerçekler dile getirilmektedir. Çünkü Milli Görüş’ü hayat kriterleri ve karakterleri haline getiremeyip sadece gömlekleri ve kıyafetleri gibi üzerlerinde gezdirenler, önünde sonunda ondan bezmek ve maalesef terk etmek zilletine kayıvereceklerdir.

Milli Görüş’ü bir “gömlek” gibi ve aksesuar şeklinde kullanıp, onu dava şuuru ve imtihan sorumluluğu yani “öz kimliği” yapamayanlar, isterse bu teşkilatın en yetkili ve yüksek görev basamaklarında, hatta isterse en başında rol alsınlar=rol yapsınlar, fark etmez, sonunda mutlaka aslına yani gömlek edebiyatına geri döneceklerdir! “

ŞEKLİNDE MAKALEMİZ GERÇEKTEN ÇOK VURUCU , MUHTEŞEM İFADELERLE BİZLERİ UYANDIRICI BİR ÜSLUP İLE KUR’AN’A TERCÜMAN OLUNMUŞ BİR MAKALE… GEREĞİNİ YERİNE GETİRME GAYRETİ VE ÇABASINI BİZLERE RABBİM LÜTFEYLESİN.

HAKK’TAN KOPAN-TESLİMİYET GÖSTEREMEYEN-İFTİRA ATANLARA VE AKLI SELİM SAHİPLERİNE HATIRLATALIM Kİ: Millî Görüş gömlek değil nurdur, ruhtur, milli onurdur… Yani beden yok olsa da o cevher ukbaya taşınır, onun için de çıkartılıp atılmaz. Yani dünyalık hesaplarla bir müddet istismar için nasipsizlerin üzerinde taşıdıkları sadece aksesuardır. Önünde sonunda o kutlu yük taşınamayarak çıkartılacaktır.

MEVLAM BİZİ KAT AZ’LARA… SELAM OLSUN SADIKLARA!..

Kur’an’daki şu ayet malumunuzdur: “Şayet (Hakka ve hayra değil de kalabalıklara) yeryüzündekilerin (veya bulunduğunuz ülkedekilerin şuursuz) çoğunluğuna uyacak olursan, Seni Allah’ın yolundan şaşırtıp saptırırlar. (Çünkü kalabalıklar) Onlar ancak (nefsi hevâlarına,) zan ve kuruntularına uymaktadırlar; ve (Kur’an’ı ölçü almayan kalabalıklar) sadece zan ve tahminle yalan uydurmaktadırlar.” (BAK: http://www.mealikerim.com, EN’AM SURESİ 116. AYET)

Öyleyse bu ayetten çıkaracağımız sonuç olarak, hem tüm dünyada, hem İslam Ülkelerinde ve hem de Hakk davanın içerisinde haksız ve hayırsız kalabalık ve çok görünümlülerin değil, pek az da bulunsa sağlam ve sadık olanların yanında yer almak, imanımızın ve insanlığımızın gereği olduğu anlaşılıyor… Bakara Suresi 249. ayette de ifade edildiği üzere: “Allah’ın izniyle, nice az (ama itaatkâr ve sebatkâr) topluluk, çok daha kalabalık (ve güçlü sanılan) topluluklara galip gelmiştir” gelecektir.

Mutlaka bu azın azı sadık ve sağlam mü’minlerin hatta yeryüzünde sayı ve silah yönünden de az görünen mü’minler zalimlere Siyonist zihniyete ve işbirlikçilerine karşı galip gelecekleri Bakara 251 de devam eden ayette ; düşman tarafın henüz bilmedikleri ve şaşkınlıkla izleyip panikledikleri, yeni bir teknolojik silah hükmündeki attığı sapan taşıyla, zırhlar içinde ve fil üzerinde gururla meydan okuyan kâfir komutanı Calut’un gözlerini kör edip, beynini akıtarak devirince; başsız kalan düşman birlikleri dağıldılar ve bozulup kaçtılar; böylece) Davud Calut’u katletti (ve zalimlerin üstünlük dönemi bitti). Bu ayetle bizlere Hz. Davut misali birinin zalimlerin önüne geçirecek teknoloji üstünlüğü hazırlayıp sağlayarak zalimlerin zalimliğine son verdirecek olduğunu da anlıyoruz. Hz. Davut misali sapan teknolojisi misali günümüzde de Aziz Erbakan Hocamızın Üstün Savaş ve Silah Teknolojileri akla gelmekte… (https://www.millicozum.com/mc/2024/mart-2024/erbakanin-teknoloji-harikalari-bilimsel-dayanaklari-ve-siyonizm-nasil-hizaya-sokulacakti-2/ )

Makaledeki şu Hadisi Şerif derinden ürpertici olmasından ötürü yinelemek hatırlatmak istiyorum:

Meşhur Tarih ve Hadis kitabı Taberi, c.23, s.126’da ve Kenzül Ummal, 5682 no’da kayıtlı bir hadis-i şerifte:

“Bana Peygamberler ve ümmetleri gösterildi. Bazılarının yanında ancak 10 kişi, bazılarının yanında birkaç kişi, bazılarının yanında sadece bir kişi vardı. Hatta tek başına olan ve hiç ümmeti bulunmayan da vardı…” bilgisi nakledilmektedir. Evet Kur’an’dan açık örneği, Hz. Lut’a sadece iki kızının iman etmesiydi…

Rabbim sonumuzu hayretsin… Rabbim bizi kat az’lara, selam olsun sadıklara.

Bir şeyin edebiyatını yapmakla, hakikatine adanmak arasında fark vardır. 
Ve eninde sonunda herkes aslına dönecektir. Allah’ın davasını ciddiye alıp hazırlık görenlerle, davayı ganimet bilip istismar edenler bir olabilir mi?

Makalede geçen sorularda olduğu gibi hazırlık gören baska kimse var mı?

Hafife alanlar, önemsiz görenler; asıl Allah tarafından hafife alınıp, değersiz kabul edildiklerini anlayamıyorlar.

Ancak haktan ayrılanların bir kayıp olmadığını,hatta kalanların celiklesmesi ve zafere bir adım daha yaklaşması için kazanım oldukları şu ayetlerle açıkça ilan edilmektedir.

Aslında (o münafıklar) eğer (cihad için yola) çıkmak isteselerdi (herhalde) bu maksatla bir hazırlık görür (ve gayret gösterirlerdi). Ancak Allah, onların harekete geçip (aranıza katılmalarını) kerih bulup (münasip görmemiştir) de (bu yüzden) ayaklarını dolayıp oyalayıvermiş ve (onlara); “siz de (cihaddan ve sorumluluktan kaytarıp evlerinde) oturanlarla birlikte oturun (da Allah’ın rahmetinden mahrum olun!..)” denilmiştir.
 (Sizden ayrıldıklarına üzüldükleriniz,) Eğer sizinle (kalıp) birlikte (yola) çıksalardı, size kötülük ve zarardan başka (faydaları dokunmaz, zannettiğiniz gibi gücünüzü de) artırmazlardı ve kesinlikle aranıza fitne-fesat sokmaya uğraşırlardı. (Hâlâ) İçinizde onlara (kulak asanlar, casusluk yapanlar ve) haber taşıyanlar (bile) vardır. Allah zalimleri (ve hainleri) Bilendir (ve oyunlarını bozuverecektir).
(Tevbe suresi 46-47)

Müddessir Müzemmil Sureleri ile örtü ve elbise üzerinden ikazları bir nevi Hz Peygamber üzerinden iman ehline Kimlik kazandırmanın adıdır.
Kazanılan bu kimliği ;önce içselleştirip karakterimiz haline getirmek, tebliğ vazifemizi en güzel bir yöntemle gerçekleştirerek kimliğimizin maddi ve manevi pisliklerden korunarak temiz kalmasını sağlamak en temel vazifemizdir…

Millî Çözüm, Milli Görüş kimliğine sahip olan kurumları ve kişileri de her türlü pislikten kaçındırmak, korumak, ve uyarmaktadır.
Yani kimliğin bizzat sahibi olan Millî Çözümdür.

Bir satırlık cümle ile kimlik analizi ve biz kimiz,kimin safındayız öğretisi

Öncelikle makalenin başlığı olan ve işbirlikçilerin ihanet sebeplerini ve bunun doğurduğu süreçleri tek cümleyle açıklayan ” Milli Görüş, Gömleğimiz mi; Yoksa Kimliğimiz mi ? sorusu için Milli Çözüm dergisine ve üstadımıza teşekkürlerimi arz ediyorum. Ek olarak kendini Milli Görüşçü olarak tanımlayan herkesin, tüm teşkilatların acilen kendine makalede geçen soruları sorması gerektiğini düşünüyorum. Zaten bu soruların cevapları, ağzının kenarı ile orada burada vicdan rahatlatmak için ” Bizde Milli Görüşçüyüz yav” diyenlere kendilerinin cevap vermesine vesile olacaktır.

Allah bizleri Milli Görüşten, Milli Çözümden ayırmasın.

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
13
0
Görüşlerinizi duymak isteriz, lütfen yorum yazın.x
Paylaş...