ERBAKAN’IN ŞANLI KIBRIS ÇIKARMASI VE KARARLILIĞI!
20 Temmuz 1974 tarihinde, Rahmetli Bülent Ecevit’in Başbakanlığı döneminde ve özellikle Koalisyon ortağı ve Başbakan Yardımcısı Aziz Erbakan Hocamızın yüksek cesaret ve dirayetiyle başlatılan… Ve Kahraman Ordumuzun destansı mücadelesiyle başarıya ulaştırılan şanlı Kıbrıs Çıkarma Harekâtı’mızın yıldönümü münasebetiyle yapılan anma törenlerinde, Prof. Dr. Necmettin Erbakan’a şükranlarını bile sunamayan nankör yetkililere rağmen tarih bu hakikatlere şahitlik yapacak ve gizlenen bütün sırlar elbette açığa çıkacaktır…
Çünkü sayesinde nice makam ve imkânlara kavuşan zavallı zevat, Erbakan’ı hayır ve hürmetle yad ederlerse, Yahudi lobilerinin ve Haçlı merkezlerin gözünden düşeceklerinin farkındalardı…
Bazı küçük beyinlerin, büyük olayları idrak etmesini beklemek boşunadır. Kindar ve kıskanç kimselere, Lider şahsiyetlerin birtakım üstün başarılarını kabul ettirmek gerçekten kolay olmamaktadır. Bu bakımdan, Erbakan Hoca’nın, 74 Kıbrıs Zaferini hafife alanların ve asıl kahramanlığı Ecevit’e yamamaya çalışanların bu tavırları da, ya bu olayın boyutlarını kavrayamadıklarından veya kıskançlık damarlarındandır. Demirel, Ecevit ve Özal dönemleri Masonik Medya’nın, hem Kıbrıs konusunda hem diğer tarihi ve talihli atılımlarında, Erbakan’ı yok sayma veya O’nun başarılarını başkalarına yamama nankörlüğünü, maalesef 23 yıllık iktidarları boyunca AKP’li kurmayları ve yandaşları da sürdürmeye çalışmışlardır.
Şimdi Kıbrıs Barış Harekâtı’nın hem stratejik, hem psikolojik, hem de siyasi ve askeri sahadaki üstün başarılarının ve mutlu sonuçlarının bir kısmını hatırlatalım:
Her şeyden önce bilinmesi ve kabul edilmesi gereken gerçek şudur ki, 74 Kıbrıs Harekâtı’nın asıl mimarı ve kahramanı Erbakan’dır. Sadece muhalefetteki Demirel’in Adalet Partisi değil, koalisyon ortağı Ecevit’in Halk Partisi de böyle bir harekâta karşıydı. Çünkü korkuyorlardı ve Amerika ve Avrupa’nın baskısı nedeniyle çıkarma yapmaya cesaret edemiyorlardı. Hükümetin CHP kanadının bu harekâta razı edilmesi için, Erbakan’ın ilk mücadelesini koalisyon içerisinde ve Büyük Millet Meclisi’nde kazandığını belirtmemiz lazımdır. Umuyorum ki pek yakın bir gelecekte, bütün bu gerçekler, belgeleriyle ortaya konulacak ve milletimiz olup bitenleri o zaman daha iyi anlayacaktır.
Bilindiği gibi 15 Temmuz 1974’te Sampson adlı EOKA’cı, Kıbrıs’ta Makaryos’u devirip darbe yapmış ve adayı Yunanistan’a katacağını ilan etmiş bulunmaktaydı. Artık Kıbrıs’a müdahale etmemiz kaçınılmazdı. Ama maalesef hem Ecevit, hem de başta Demirel olmak üzere bütün muhalefet, askeri çıkarmayı çılgınlık olarak nitelemekte ve karşı çıkmaktaydı.
Sonunda İngiliz Başkanı Callaghan’la konuyu görüşmek üzere Ecevit, Oğuzhan Asiltürk’le birlikte Londra’ya gönderiliyor, böylece Erbakan, artık tam yetkili başbakan vekili oluyordu. Erbakan Hoca, CHP ile koalisyon protokolüne, “Başbakan’ın (Ecevit’in) yurt dışına çıkması durumunda, Başbakan Yardımcısının “Her konuda ve tam yetkili sayılması” şartını yazdırıyor ve bu maddenin ne işe yarayacağının ve ne maksatla kullanılacağının farkına kimse varmıyordu!? Havaalanında Ecevit uğurlandıktan hemen sonra, Genelkurmay Başkanı Semih Sancar ve Kuvvet Komutanları; Erbakan’la birlikte özel bir odaya geçiyor ve orada bulunan Süleyman Arif Emre Bey bile içeri alınmıyordu. Bu uzun ve tarihi toplantıda, Kıbrıs’a derhal çıkarma kararı üzerinde anlaşmaya varılıyordu. Kuvvet Komutanları: “Yıllardır böylesine onurlu ve olumlu bir karara hasret çektiklerini… Düşmanların dikkatini çekmesin diye, dağıtılarak Dörtyol, İskenderun ve Mersin’de konuşlandırılan birliklerimizin çıkarmaya hazır hale gelmesi için 2–3 gün gerekeceğini” bildiriyordu. Bu arada daha önce İnönü ve Demirel’in yaptığı gibi verilen karardan geri dönülmemesi için, Erbakan’dan özellikle ricada bulunuyorlardı. Ve artık Ecevit, Türkiye’ye döndüğünde alınan bu karar gereği, hazırlıkları tamamlanan ve Kıbrıs’a doğru yola çıkan kahraman Ordu’muza mani olmaya kalkışamıyordu.
Ecevit, Kıbrıs çıkarması ve sonrasında:
1- Önce çıkarmaya çekingen ve ürkek davranmak, kararın alınmasını uzatmak ve Rumlara vakit kazandırmak,
2- Batı’nın baskısıyla, daha çıkarmanın ilk gününde Bakanlar Kurulu’nu toplayarak “ateşkes kararı” için çırpınmak,
3- Bu ateşkes kararını saat 17.00’yi bile beklemeden gündüz 11.00’de açıklamak,
4- “Kanton Çözüm” gibi yanlış ve milli çıkarlarımıza aykırı bir öneriyi karşı tarafa acelecilikle sunmak,
5- 2’nci Harekâta şiddetle karşı çıkmak ve harekâtın durdurulması için koalisyon ortağından habersiz gizli talimatlar yağdırmak,
6- Kıbrıs’ta Ordu’muzun rahatlıkla alabileceği stratejik ve ekonomik bölgelerin ele geçmesine engel olmak,
7- Maraş’ı boş bırakıp pazarlık gücümüzü zayıflatmak,
8- “Federe Devlet” sözünü ağzına sakız yapıp Kıbrıs’ta kesin ve kalıcı bir çözümü zora sokmak gibi; 8 tane tarihi ve talihsiz hata yapmıştır. Ama buna rağmen Kıbrıs Fatihi rolü oynamaktan da geri durmamıştır.
Kıbrıs üzerinde, her ne kadar Yunanistan’ın heves ve hesapları bulunduğu ve orayı bütünüyle bir Rum adası yapmayı planladığı biliniyorsa da, Kıbrıs asıl İsrail için önemlidir. Birleşmiş Milletler’in, ABD ve İngiltere’nin Kıbrıs’ı karıştırmak ve Türk Cumhuriyeti’ni ortadan kaldırmak için çırpınmaları işte bu yüzdendir. Bir dünya haritasını önünüze alıp baktığınızda görülecektir ki, İsrail’in çevresi hep İslam ülkeleriyle çevrilidir. Bu ülkelerdeki kabuk yönetimler ve kiralık beyinler de, eninde sonunda devrilip gidecektir. İsrail ise, sonunun geldiğini hissetmekte ve bunca yıldır Müslümanlara ve İslam dünyasına yaptığı hıyanet ve hakaretlerin, mutlaka hesabının sorulacağını düşünmekte ve psikolojik bir suçluluk korkusu ve kompleksi içinde debelenmektedir. Akdeniz dışında, İsrail’in bütün yardım kapıları ve kaçış yolları kapalı vaziyettedir. Çünkü Müslüman ülkelerin kontrolündedir. Akdeniz yollarının kalesi ve kapısı ise Kıbrıs olduğu için, terör şebekesi İsrail Siyonist stratejileri açısından Ada’nın kendi güdümünde olmasını istemektedir. İşte bu yüzden; “Kıbrıs’ın Müslüman Türklerden arındırılması, İsrail’in güvenliği ve geleceği açısından hayati bir önem” arz etmektedir.
Kıbrıs, İslam âlemine yeniden lider ve lokomotif olacak bir potansiyeli bulunan, ve bu nedenle tarihi ve tabii bir sorumluluğu üzerinde taşıyan Türkiye açısından da oldukça önemlidir. Ege ve Akdeniz’de, burnumuzun dibindeki adalar bile maalesef tamamen Yunanlıların ve düşmanların elindedir. Akdeniz’de batmayan bir donanma konumundaki Kıbrıs’ın da bütünüyle elimizden çıkması, Türkiye’nin kolunun kanadının kırılması demektir. Zaten vaktiyle Sokullu Mehmet Paşa’nın Kıbrıs’ın Fethi’nden sonra İnebahtı’da Osmanlı Donanması’nı yakan Haçlı elçilerine, “Siz bizim gemilerimizi yakmakla sadece sakalımızı tıraş etmiş oldunuz. Ama biz sizden Kıbrıs’ı almakla kolunuzu kırmış olduk” demesi de bu yüzdendir.
Bu durumu çok iyi bilen ve ortaya çıkan fırsatı yerinde değerlendiren Erbakan, “Daha yakın temaslarda bulunmak(!)” üzere Ecevit’i Londra’ya uğurluyor ve resmen bütün yetkileri üstlenmiş Başbakan Yardımcısı sıfatıyla; “Ordular ilk hedefiniz Kıbrıs’tır!” komutunu veriyordu. Nice yıllardır böylesine onurlu ve olumlu bir karara hasret çeken kahraman Ordu’muz, hem geçmişte bu Peygamber ocağında şehadet rütbesine ulaşmış evliya makamındaki mücahitlerin manevi duası ve himmeti, hem de yakın bir gelecekte yeniden Hak ve adaletin bekçileri olmanın peşin bereketiyle, bir nevi imkânsızı başarıyor, Amerika ve Avrupa’sıyla bütün Batılıları ve bâtıl kafalıları hayret ve dehşete düşüren bir cesaret ve hareketle, ismini Peygamberlerinden alan Mehmetçikler Kıbrıs’a çıkıyordu.
Kıbrıs Zaferinin mutlu sonuçlarına gelince:
a- İslam dünyasındaki, pek çoğu danışıklı dövüş, şüpheli ve şaibeli bulunan ve maalesef sonunda Müslümanları kültüründen ve kimliğinden uzaklaştırıp emperyalistlerin yarı sömürgesi durumuna sokan, bazı kurtuluş hareketlerini hesaba katmazsanız; Kıbrıs Barış Harekâtı, yakın tarihte Haçlılara karşı yüzde yüz milli amaçlar ve yerli imkânlarla kazanılan en önemli zaferlerden biri olma özelliğini ve önemini taşımaktadır. Kıbrıs’ta; Amerika’sı, Avrupa’sı, Rusya’sı, İngiliz’i, Fransız’ı, Yunan’ı, İsrail’i, kısaca Yahudi ve Hristiyan dünyası yeni bir Haçlı İttifakı kurup karşımıza çıktıkları… Sözde müttefikimiz olan NATO ülkeleri bile aleyhimize tavır aldıkları… Parasını peşin verdiğimiz silahlara, gemi ve uçaklara el koydukları ve her türlü ambargoyu uyguladıkları halde, Türkiye’nin Kıbrıs’a çıkması ve yarısını kurtarması, yeni bir Kosova’dır, Niğbolu’dur, Mohaç’tır…
b- Şanlı Kurtuluş Mücadelemizden sonraki, en milli ve cesaretli girişim olan Kıbrıs Zaferi; Afgan direnişi, Bosna mücadelesi ve Çeçenistan zaferi gibi destanlara, dolaylı şekilde zemin hazırlamıştır. Zira Kıbrıs’taki bu beklenmedik başarının bereketli ve cesaretli sonuçları, her tarafa yansımıştır. Yeryüzündeki İslami diriliş ve direniş hareketleri Kıbrıs Zaferiyle yeni bir hız ve heyecan kazanmıştır. Böylece; “Batı yenilmez, Haçlılara karşı gelinmez” korkusu ve kompleksi yıkılmıştır.
c- Kıbrıs çıkarması yüzünden ülkemize uygulanan ambargolar sebebiyle, Türkiye kendi ihtiyaç duyduğu başta savunma sanayiini kurup geliştirmeye, bütün harp silah ve gereçlerini üretmeye yönelmiş ve bu sahada başarılı olabileceğini kanıtlamıştır.
Velhâsıl 74 Kıbrıs Harekâtı; Cumhuriyet tarihinde çok önemli bir dönüm noktasıdır. Kıbrıs’ın sadece alınmasının değil, o günden bugüne elimizde kalmasının da kahramanı, yine Erbakan’dır. Erbakan Türkiye’de yıllarca ikinci ve üçüncü sınıf insan muamelesi gören, her vesileyle horlanan ve ezilen dindar insanlarımızın, yeniden kendilerine güven duygusu ve girişimcilik ruhu kazanmalarını sağlamıştır. İnancını yaşayan ve bunu en büyük şeref sayan ve Hakk’ı savunan insanlar, Meclis’e taşınmış… Bunlara Bakanlık yaptırılmış ve yönetim kademelerinde en üst görevlere atanmıştır. Bunun üzerine, Nurculuk ve Süleymancılık gibi kesimlere, tarikat ve İslami hizmet ehli kimselere; sırf Erbakan’a kaymasınlar diye, düzenin partileri ve hükümetleri tarafından müsaade ve müsamaha edilmeye başlanmıştır… Bu da onların daha rahat hizmet vermelerini ve İslami düşünce ve davranışların daha bir gelişmesini ve yerleşmesini sağladığı sanılsa da, aslında Fetullahçılar gibi işbirlikçi hainlerin ve din istismarcısı kesimlerin önünü açmıştır. Yani Selamet ve Refah Partisi dışındaki, manevi hizmetlerin ve İslami gelişmelerin şerefine ve sevabına da, dolaylı olarak Erbakan yine ortaktır; ama Dini yozlaştırmak, dindarları yobazlaştırmak ve Dış Güçlerin maşalığını yapmak gibi tahribatların büyük vebali AKP iktidarının sırtındadır.
Özetle: “Önce ahlâk ve maneviyat” diyerek yola çıkan, manevi kalkınma hamlesini başlatan ve başaran Erbakan, hemen ardından ve özellikle Kıbrıs Zaferinin arkasından tarihi “Ağır Sanayi” hamlesini başlatmış ve bütün iç ve dış mihrakların karşısına dikilmesine rağmen, temelini attığı 200 fabrikanın 68 tanesini tamamlamıştır. Geri kalanları da hizmete sokmak ve sadece yeni bir Türkiye değil, yepyeni bir dünya kurmak üzere, Selamet gemisi, Refah birikimi ve Fazilet kadrosuyla, Saadet burcunda zafer limanına yaklaşmışken; makam ve çıkar uğruna Siyonist odaklarca irtibat ve ittifak kuran Erdoğan ve arkadaşlarının gaflet ve hıyanetiyle, bu tarihi adımlar ve planlar, geçici olarak akamete uğratılmıştır. Erbakan Hoca’mızın ölümü ise bu kutlu gidişatı aksatmayacak, bilakis hızlandıracaktır. Çünkü O’nun sadık talebeleri ve takipçileri Milli Çözüm projelerini uygulayacak inkılap ve iktidarın yolunu açacaktır!

BATMAYAN UÇAK GEMİSİ; KIBRIS…
Kıbrıs; “Denizin ortasında, sürekli var olan doğal askerî üs.” gibi; Türkiye, Lübnan, İsrail ve Mısır’a yani Süveyş Kanalı’na giden Doğu Akdeniz deniz yollarına hâkim bir konumdadır. Bu nedenle buradan; Doğu Akdeniz, Ortadoğu, Kuzey Afrika yakından izlenebilir. İşte bu sebeple batmayan uçak gemisi tanımı; önemine binaen bir ada olarak sadece Kıbrıs için yapılmaktadır.
Başlığı neden “ERBAKAN’IN ŞANLI KIBRIS ÇIKARMASI VE KARARLILIĞI!” yapılmıştır?
Çünkü; 1964’te İsmet İnönü hükümeti Kıbrıs’a müdahaleyi değerlendirdi. Ancak ABD Başkanı Lyndon B.Johnson’ın gönderdiği meşhur “Johnson Mektubu”, Türkiye üzerinde diplomatik baskı oluştur ve sonuçta askerî çıkarma yapılamamıştı.
1967’de Süleyman Demirel döneminde de Kıbrıs’ta krizler yaşanmıştı. Ancak çeşitli uluslararası ve askerî nedenlerle kapsamlı bir çıkarma maalesef gerçekleştirilmemişti.
Ancak 1974’te kurulan koalisyon hükümetinde: Başbakan: Bülent Ecevit, Başbakan Yardımcısı: Necmettin Erbakan’dı. İşte harekât bu hükümet döneminde Garanti (Garantörlük) Antlaşması’nın sağladığı hukuki zemin kullanılarak gerçekleştirilmişti.
Bu dönem Başbakan yardımcısı olan Erbakan Hocamız Ecevit’i İngiltere’ye gönderir göndermez, Başbakan olarak harekat planını havaalanında başlatmıştı ve Ecevit İngiltere’den geri döndüğünde artık harekatı geri döndürecek durumda değildi!.. Mecburen kabul etmişlerdi.
Erbakan Hocamız stratejik planını adanın tamamını almak üzerine kurmuştu ve “Biz tamamını alalım istediğimiz kadarını Rumlara veririz” niyetindeydi… (Yani böylece adanın şimdi olduğu gibi Rumlarla yarı yarıya hakimiyetini değil, Tamamının idaresini Türkiye’de olmasını sağlamak içindi. Ama buna hareket sonrası aldığı bir dizi kararlarla Ecevit engel olmuştu.) Hatta bu durumu o zaman Yüzbaşı olan eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ 2 sene önce YouTube’deki bir videoda “Erbakan Neredeyse Adanın Tümünü Alacaktı” diye bahsedip Hocamızın bu kararını teyit etmiştir… İşte bu planın önüne geçmek için yazıda Ecevit’in 8 tane tarihi ve talihsiz hataları sayılmıştır.
Bu sebeple bu yazıya; “ERBAKAN’IN ŞANLI KIBRIS ÇIKARMASI VE KARARLILIĞI!” başlığı cuk oturmuştur ve Erbakan Hocamızın Kıbrıs Çıkarması üzerindeki hakkını vermek üzere bu yazı kaleme alıp yayımlamak da yine Milli Çözüm’e nasip olmuş Elhamdülillah.
Peki; Kıbrıs’ın, İsrail için önemi nedir?..
Yazıda değinilmiş olan; İsrail Müslüman coğrafyasında kurulmuş bulunan tek devlettir ve şu an için İslam devletlerinin başındaki kabuk yönetimler sayesinde kendini güvende hissetmektedir. Ancak bir gün bu kabuk yönetimler değişir ve İsrail’in güvenliği tehlikeye girerse ilk kaçacağı ve kendini güvence altına alacağı yer Kıbrıs’tır bu yüzden Kıbrıs İsrail için her zaman stratejik bir önem dolasıyla sürekli ve hâlâ ada üzerinde hakimiyet kurmak istemiştir. Bu sebeple Rum kesiminde, Rumlardan çok İsrail’in ve yine sözde Tampon bölgede İngilizler de; Irak, Suriye, Doğu Akdeniz gibi bölgelere yönelik operasyonlarda zaman zaman bu bölgeden müdahale etmişlerdir. Yani Kıbrıs’a sahip olmak demek, Doğu Akdeniz’e ve Kuzey Afrika’ya hâkim olmak demektir.
Aslında İsrail’in Kıbrıs üzerindeki emelleri çok daha eskiye dayanır. Mesela; Siyonizm denildiğinde akla ilk gelen Theodor Herzl’dir. Hâlbuki ondan yıllar önce Osmanlı döneminde 1554 yılında İstanbul’a gelen Yasef Nassi adlı Yahudi şahıs, II. Selim üzerindeki nüfuzunu kullanarak Osmanlı’nın Venedik kontrolündeki Kıbrıs’a sefer düzenlemesini teşvik etmiştir. Amacı, adanın fethinden sonra II. Selim tarafından “Kıbrıs Kralı” olarak atanmak ve adaya yüz binlerce Yahudiyi yerleştirerek özerk/bağımsız bir idare kurmaktı. Ancak, Kıbrıs 1571’de fethedilmesine rağmen Sadrazam Sokullu Mehmed Paşa, adanın yönetimini Nassi’ye vermemiş ve planını akamete uğratmıştı. Nassi’ye teselli olsun diye de sadece Ege’deki Nakşa (Naxos) ve çevresindeki birkaç adanın dükalığı verilmiş ve bu planı sekteye uğratılmıştı.
İşte bu Kıbrıs Türkiye için bu kadar önemliydi ve Erbakan Hocamız; 1071’den bugüne ülkemize 19 haçlı savaşı düzenlendiğini varsayarsak, bu Kıbrıs Çıkarmamız 20. Haçlı seferi sayılır. Yine mimarı Erbakan Hocamız olan 1974’te yapılan Kıbrıs Barış Harekâtı’nda ülkemize uygulanan silah ambargosuyla başlayan süreç, Türkiye’nin “Milli ve yerli savunma sanayini kurmasının zorunluluğunu” ortaya çıkarmıştır. Türkiye; başta TUSAŞ, ASELSAN, HAVELSAN ve ROKETSAN gibi kurumlarını hemen kurarak Türk Savunma Sanayi yapılanmasını ve şekillendirilmesini Erbakan Hocamız sayesinde başlatmış ve bugün bu seviyelere gelmiştir.
Yetmez, yine harekat sonrası Kıbrıs’ın bayrağı; beyaz zemin üzerine iki kırmızı çizgi arasına, kırmızı renk hilal ve yıldız yapılarak; İsrail bayrağındaki iki çizgi arası (Nil ile Fırat arasında kalan topraklar İsrail olarak) Arz-ı Mev’ud olacak mesajına cevap olarak, Kıbrıs bayrağı ile iki çizgi arası Arz-ı Mev’ud değil, Türkiye’nin kontrolünde olacak cevabı da Siyonist İsrail’e tam da anlayacağı dilden verilmiş olmaktaydı.
Eğer Türkiye; bugün Akdeniz ve Ege’de Mavi Vatan diye cirit atabiliyorsa bu Erbakan sayesindedir.
Türkiye, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nı gerçekleştirmeseydi (ve dolayısıyla Yunan cuntası destekli Sampson darbesiyle adanın Yunanistan’a bağlanması -ENOSİS- engellenmeseydi), jeopolitik, hukuki ve askeri açılardan son derece ağır ve telafi edilmesi güç şu kayıplarla karşı karşıya kalacaktık;
Kıbrıs tamamen Yunan kontrolüne geçeceğinden, Yunanistan ve Rum kesimi Girit-Rodos-Meis-Kıbrıs hattını birleştirerek kesintisiz bir deniz yetki alanı ilan edecekti. Bu durum, Türkiye’yi Akdeniz’de sadece Antalya Körfezi açıklarına hapseden sözde Sevr Denizi haritasını fiilen gerçeğe dönüşmüş hali demekti…
Doğu Akdeniz’deki Doğal Kaynaklar; KKTC’nin varlığı sayesinde Türkiye’nin bugün ruhsatlandırıp hak iddia ettiği ve sondaj/arama faaliyetleri yürüttüğü yüz binlerce kilometrekarelik Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) alanı tamamen Rum/Yunan kontrolüne geçecekti. Günümüzdeki zengin hidrokarbon (doğalgaz) yatakları üzerinde Türkiye’nin hiçbir hukuki söz hakkı kalmayacaktı.
Adanın kuzeyi ve Türkiye anakarası arasındaki kıta sahanlığı rejimi tamamen Türkiye lehine
şekillenmiştir. Harekât olmasaydı, Türkiye’nin güney kıyılarının hemen bittiği noktada “Yunan deniz yetki alanı” başlayacaktı.
Kıbrıs’ın Yunanistan’a katılmasıyla Türkiye, batıdan Ege adalarıyla, güneyden ise Kıbrıs üzerinden Yunanistan tarafından çifte jeopolitik kıskaca alınacaktı.
Kıbrıs’ta pasif kalan bir Türkiye karşısında cesaretlenen Yunanistan, Ege’de karasularını 6 milin üzerine (12 mile) çıkarma baskısını çok daha erken ve rahat bir şekilde uygulayabilecek ve Ege’yi de bir “Yunan gölü” haline getirecekti.
Kıbrıs, Doğu Akdeniz’in kalbinde batmayan bir uçak gemisi gibidir. Bu adanın tamamen düşman bir unsurun kontrolüne geçmesi; Mersin, Adana, İskenderun ve Göksu Havzası gibi Türkiye’nin en kritik sanayi ve lojistik merkezlerini doğrudan bir askeri tehdit altına sokacaktı.
Türkiye, 1959-1960 Londra ve Zürih Anlaşmaları ile elde ettiği “Garantör Ülke” statüsünü ve müdahale hakkını kullanmayarak uluslararası alanda caydırıcılığını büyük ölçüde yitirmiş bir devlet olarak görülmesin yol açacaktı.
Kendi yanı başındaki soydaşlarını ve uluslararası hukuktan doğan haklarını koruyamayan bir Türkiye imajı, ilerleyen yıllarda terörle mücadele ve bölgesel diplomaside Türkiye’nin elini son derece zayıflatacaktı.
Toparlarsak; 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı, sadece adadaki Türklerin can güvenliğini sağlamakla kalmamış; Türkiye’nin Akdeniz’deki deniz jeopolitiğinin, “Mavi Vatan” sınırlarının ve güney sınır güvenliğine sahip çıkılmasını ve en önemlisi Milli ve yerli Savunma sanayisinin kurulmasına vesile olup bugünlere gelmesine ve geliştirilmesini sağlamıştır. Harekât olmasaydı, Türkiye bugün Akdeniz’e kıyısı olan ama kendi kıyısından birkaç mil sonra uluslararası veya yabancı sulara takılan karaya sıkışmış bir devlet konumuna düşerdi.
İşte bizi (yani Türkiye’mizi) tüm bu saydığımız durumlara düşmekten koruyan Erbakan Hocamızdan Allah razı olsun…
Erbakan Hocamızın vizyonunu ve cesaretini anlayabilmek herkese nasip olmuyor. Aslında Kıbrıs Barış Harekatı ülkemizdeki diğer partilerinin ve liderlerinin cesaretsizliğini, vizyon sahibi olmamalarını ortaya koyması açısından değerlendirilmelidir. Sahte kahramanlar ve gerçek liderler ve kahramanlar arasındaki farkın gösterilmesi açısından değerlendirilmelidir. Bugün sadece konuşanların (bol bol kınayanlar) kof kahramanlıklarının hiç bir anlam ifade etmediğini bu millete göstermek açısından değerlendirilmelidir. Bir Hocamızın Kudüs’e asker göndermesine ve Hocamızın iktidarda olduğu sürece İsrail’in bir tek kurşun atamamasına bakı bir bu kadar kuru gürültü yapanların olduğu dönemde İsrail’in yaptıklarına bakın. Bu durum şunu gösteriyor; gerçek lideri görenler adımını hesaplı atacağını bilir. Adımları geri geri gider.
Silahlı Kuvvetlerimiz böyle onurlu bir sesi, aklı, zekayı, dehayı, sarsılmaz iradeyi ve lideri bulmuş olmanın sevinciyle harekatı gerçekleştirmiş ve Rabbimiz muvaffakiyet vermiştir. Öyle bir lider ki; karşı tarafın neyden anladığını ve hangi dilden anladığını çok iyi bilen bir lider. Bir toplantıda bir soruyla 6. filoyu olduğu yere etkisiz bir şekilde demirletmiştir. ABD ve sahibi siyonizm; bir sokak kabadayısının ilk kez bir yumruk yiyip te ne olduğunu anlayamaması gibi olmuştur. O yumruğun acısını ambargoyla falan çıkartmaya çalışmış daha da ileri gidememiştir.
Meali kerim ve Milli Çözüm, Kur’an hakikatlerinin birer anahtarı ve o hakikatleri inkâr etmeye çalışanların başlarına inen birer manevi elmas kılıçtır.
Aziz Erbakan Hocamızın yüksek cesaret ve dirayetiyle “Ordular ilk hedefiniz Kıbrıs’tır!” komutuyla başlatılan…
Kahraman Ordumuzun destansı mücadelesiyle başarıya ulaştırılan…
Şanlı Kıbrıs Çıkarma Harekatı’mızın yıldönümü münasebetiyle yapılan anma törenlerinde…
Erbakan Hocamız sayesinde nice makam ve imkânlara kavuşan zavallı zevat…
Yahudi lobilerinin ve Haçlı merkezlerin gözünden düşecekleri korkusuyla…
ERBAKAN HOCAMIZI HAYIR VE HÜRMETLE YADEDEMEMİŞLERDİ!
Prof. Dr. Necmettin Erbakan’a şükranlarını bile sunamayan nankör yetkililere rağmen tarih bu hakikatlere şahitlik yapacak ve gizlenen bütün sırlar elbette açığa çıkacaktır…
Küçük beyinler, büyük olayları idrak edemezler…
Kıbrıs Barış Harekâtı, Erbakan hocamızın Siyonist ve emperyalistlerin sinsi ve şeytani planlarına Milli Görüş ile vurduğu elmas bir kılıçtır!
Şimdi Erbakan Hocamızın sadık talebeleri ve takipçileri, O’nun Milli Çözüm projelerini uygulayacak inkılap ve iktidarın yolunu açacaktır!
Kıbrıs asıl İsrail için önemlidir.
Birleşmiş Milletler’in, ABD ve İngiltere’nin Kıbrıs’ı karıştırmak ve Türk Cumhuriyeti’ni ortadan kaldırmak için çırpınmaları işte bu yüzdendir…
Bir dünya haritasını önünüze alıp baktığınızda görülecektir ki, İsrail’in çevresi hep İslam ülkeleriyle çevrilidir…
Bu ülkelerdeki kabuk yönetimler ve kiralık beyinler de, eninde sonunda devrilip gidecektir…
İsrail, sonunun geldiğini hissetmekte ve bunca yıldır Müslümanlara ve İslam dünyasına yaptığı hıyanet ve hakaretlerin, mutlaka hesabının sorulacağını düşünmekte ve psikolojik bir suçluluk korkusu ve kompleksi içinde debelenmektedir.
Akdeniz dışında, İsrail’in bütün yardım kapıları ve kaçış yolları kapalı vaziyettedir. Çünkü Müslüman ülkelerin kontrolündedir…
Akdeniz yollarının kalesi ve kapısı ise Kıbrıs olduğu için, terör şebekesi İsrail Siyonist stratejileri açısından Ada’nın kendi güdümünde olmasını istemektedir…
İşte bu yüzden; “Kıbrıs’ın Müslüman Türklerden arındırılması, İsrail’in güvenliği ve geleceği açısından hayati bir önem” arz etmektedir.
Siyonist ve emperyalist şeytanlar İslam’ın nurunu söndürmek niyetiyle sinsi ve şeytani planlar kurmuşlar, işbirlikçi hainler ve yandaşları ise, Siyonist şeytanlar adına;
“(Zavallılar) Allah’ın nurunu, ağızlarıyla söndürmek istiyorlar, (ama Allah buna asla fırsat vermeyecektir. Ahmaklar, üfürmekle Güneş’i karartmaya çalışıyorlar;) halbuki kâfirler hoşlanmasa da, Allah mutlaka nurunu tamamlayıverecektir. (Çünkü Allah, dinini ve düzenini hâkim kılmayı murad etmiştir ve takdiri kesinleşmiştir. Bundan asla vazgeçmeyecek, Kur’an’ın hidayeti ve İslam’ın hakikatleri kıyamete kadar devam edecektir.)” Tevbe 32
https://www.mealikerim.com/9/tevbe/32
Yaşa Erbakan, bir sen varsın zaten…
“Yaşa Erbakan, bir sen varsın zaten” ifadesi, Türk siyasi tarihinde özellikle 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı dönemi ve sonrasında Kıbrıs Türkleri arasında hafızalara kazınmış, Necmettin Erbakan’a duyulan sevgi ve minneti gösteren tarihi bir sözdür.
O gün Ecevit yüzünden Kıbrıs’ın sadece yarısı kurtarılabilmiştir. Kıbrıs fatihi Erbakan hocamız operasyona devam edebilseydi ve Kıbrıs’ın tamamı alınsaydı bugün Filistin’de böyle zulümler yaşanmayacaktı. İsrail’in garantisi durumunda olan Güney Kıbrıs Rum yönetimi İsrail’in bu denli pervasızca hareket etmesine fırsat tanımaktaydı. O gün BOP işbirlikçileri makalede geçtiği gibi hızlıca Ateşkes karar vermek için çırpınmıştır. Bugün ise aynı BOP işbirlikçileri İsrail’e karşı hiçbir adım atmayarak aksine gemiler dolusu Petrol Gıda Sanayi ve silah malzemesi göndererek İsrail’in böylesine azgınlaşmasına fırsat tanımaktaydı.
Ama Allah’ın izniyle Erbakan hocamızın projeleri o gün Kıbrıs’ı kurtardığı gibi bugün de Adil düzeni kuracak Mazlum tüm coğrafyaları zulümden kurtaracaktır İnşallah.
AH BE SAYIN ECEVİT, NE OLURDU; “BAŞBAKAN VEKİLİMİZİN ALDIĞI KARARIN SONUNA KADAR ARKASINDAYIZ” DEYİVERSEYDİN, O TARİHİ HATAYI YAPMASAYDIN. BUGÜN KIBRISIN TAMAMI BİZİM OLACAKTI. İSRAİL, SİYONİZM BUGÜN KIBRISA ASKER VE MÜHİMMAT YIĞAMAYACAKTI. BİZİM ÜLKEMİZİN GÜVENLİĞİ DEĞİL ONLAR BÜYÜK TEHLİKE ALTINDA OLACAKLARDI, BUGÜN BU ZULUMLERİ YAPMAYA CESARET EDEMEYECEKLERDİ. KBRISIN ÖNEMİNİ BİLEN ERBAKANIN ARKASINDA ÜLKEMİZ VE İNSANLIĞIN SAADETİ İÇİN DURUVERSEYDİN KEŞKE..
BAK KIBRISIN ÖNEMİ İÇİN AZİZ HOCAMIZ NE DİYOR;
Kıbrıs’ın Önemi?!
“Kıbrıs bizim güvencemizdir. Birçok İslam ülkesinin de güvencesidir. İsrail, ancak Kıbrıs elimizde olursa dizginlenebilir. Kıbrıs’ın elimizden çıkması halinde ise İsrail güçlenir. Şunu bilin ki; İsrail sadece Kıbrıs’tan korunabilir ve yine ancak Kıbrıs’tan vurulabilir. Biz bunu çok iyi bildiğimiz için tüm Haçlı ve Siyonist güçlere rağmen, Kahraman Ordumuzun yüksek cesaret ve marifetiyle Kıbrıs’ı alıverdik. Onlar da bunu bildikleri için geri almaya çalışıyorlar.”
Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN
KIBRISIN ÖNEMİNİ BİLEN VE KIBRISIN FATİHİ NECMETTİN ERBAKAN DIR. RAUF DENKTAŞ TA BU GERÇEĞİ ERBAKAN HOCAMIZIN BAŞBAKAN OLARAK GİTTİĞİ YILDÖNÜMÜNÜ ETKİNLİĞİNDE DİLE GETİRMİŞTİR. https://www.facebook.com/MilliGazete/videos/bir-de-denkta%C5%9F%C4%B1n-a%C4%9Fz%C4%B1ndan-dinleyelim-22-y%C4%B1l-%C3%B6nce-k%C4%B1br%C4%B1s%C4%B1-zul%C3%BCmden-kurtarma-karar/601541319344211/
Kıbrıs’ın sadece alınmasının değil, o günden bugüne elimizde kalmasının da kahramanı, yine Erbakan’dır. TÜRKİYE VE İNSANLIĞIN KURTULUŞU AZİZ ERBAKAN HOCAMIZIN PLAN PROGRAM VE PROJELERİNE SAHİP ÇIKAN MİLLİ ÇÖZÜM ÜSTAD AHMET AKGÜL HOCAMIZ ÖNCÜLÜĞÜNDE GERÇEKLEŞECEKTİR İNŞALLAH. Kİ AZİZ ERBAKAN HOCAMIZ BÖYLE OLACAĞINI DA 1980 YILINDA TRT EKRANLARINDA ŞÖYLE HAYKIRMIŞLARDI:
“Bakın size kesinlikle ifade ediyorum ki:
TÜRKİYE’NİN KURTULUŞU;
Milli Çözüm’e inanan bir Cumhurbaşkanı’nın o makama oturması,
Milli Çözüm’e inanan bir Hükümet’in kurulması
ve yeni bir devrin başlamasıyla mümkündür!”
Prof. Dr. Necmettin Erbakan
(TRT Basın Toplantısı, Yazarlar soruyor – Nisan 1980)
HOCAMIZ “KESİNLİKLE İFADE EDİYORUM Kİ” DİYE VURGULAYARAK SÖYLÜYOR. AZİZ ERBAKAN HOCAMIZ SÖYLEDİKLERİ NASIL BİR BİR GERÇEKLEŞİYORSA BU SÖZÜ DE GERÇEK OLACAK VE YENİ BİR DEVRİN BAŞLAMASI İLE ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYA KURULACAKTIR İNŞALLAH.
Erbakan hocamızın, yüksek cesaret ve dirayetiyle, kısıtlı imkanlarla ve koalisyon ortaklarının karşı çıkmasına rağmen başarılan şanlı Kıbrıs Zaferinin yıl dönümünde, başta Erbakan Hocamız olmak üzere tüm şehit ve gazilerimizi rahmetle ve minnetle anıyoruz.
Kıbrıs, her açıdan çok kritik ve hayati bir öneme sahiptir. Etrafında barındırdığı doğal gaz rezervleri ile iştah kabartmaktadır. Maalesef batılı şirketler, Rum kesimi ile yaptığı anlaşmalar ile çalışmalara başlamıştır. Başta İngiltere’nin olmak üzere pek çok askeri üs ve çok ciddi bir askeri yığınak bulunmaktadır.
Kıbrıs her çatışma döneminde İsrail için bir kaçış rampası görevi görmüş, İsrail uçaklarının saklandığı bir sığınak olmuştur.
PKK elebaşı Duran Kalkan’ın “Dananın kuyruğu Kıbrıs’ta kopacak, o zaman göreceğiz kimlerin başına neler gelecek” diye zırvaladıgı hadsiz tehditleri, Akdeniz’in güvenliğinin kırılma noktası, Orta Doğu’ya hakim yüzen bir gemi olan Kıbrıs’ta Erbakan Hocamıza ait yarım kalan mucadelenin tamamlanacağı günlerin çok yaklaştığını göstermektedir.