Siyasi Münafıklığa Kılıf:
DİNDAR KAHRAMANLIK
VE GERİ ADIM ATMA UTANMAZLIĞI!
İsveç’in NATO’ya alınması konusunda Sn. Erdoğan’ın ve yandaş takımının çok sert ve net (!) laflarının: “Taviz verme ve teslimiyet gösterme öncesi takınılan sızlanma çıkışları…” olduğunu söylediğimizde bize kızanlar, iki gün sonra Erdoğan’ın geri adımları ve uyumlu tavırları karşısında şaşırmışlar, ama bize de “Hocam yine haklı çıktın!..” demeye yanaşmamışlardı. Maalesef bunların en başında da, yandaşında da, Erbakan Hocamızın tabiriyle; “Bir hidayet kararması ve basiret bağlanması” yaşanmaktaydı. “Eğer utanmazsanız, istediğiniz tavrı takınınız ve arzu ettiğiniz şekilde davranınız!” hadisi bunlara tıpa tıp uymaktaydı…
İşte Hak’tan kopmak ve Kur’an’ın sadece istismarını yapmak, insanları bu noktaya taşırdı.
Allah’ın ayetlerinin yazılı olduğu sahifeler topluluğu olan KİTAP, “MUSHAF”tır. Mushaf-ı Şerif; inanarak ve anlamaya çalışarak, meali manası ve mesajıyla okunursa, “KUR’AN” olur. Okunan Kur’an; insanı hidayet ve istikamet yoluna, ibadet ve hizmet huzuruna ulaştırır, artık Hak ile bâtılı, doğru ile yanlışı, helal ile haramı, dost ile düşmanı, yararlı ile zararlıyı fark edip ayırma şuuruna kavuşturursa “FURKAN” olur. Furkan feraseti ve kulluk mes’uliyetiyle sürekli okunan ve hayat rehberi yapılan, yani fiilen yaşanan Kur’an, Müslümana ve İslam toplumuna “ŞİFA” ve “DERMAN” olur. Kur’ani emir ve hükümlerin yasalara ve kurallara esas alınması, tüm insanların temel haklarının ve refahının sağlanması ve devlet eliyle uygulanması durumunda ise “İLAHİ FERMAN” olur.
Kur’an’ın hükümlerine uymak ve devlet adına uygulamak gayesi ve gayreti gütmeden, sadece manevi kıraat zevki için Mushaf okuyanların hüsranda olduklarını İsrâ Suresi 82. ayeti haber verip uyarmaktadır;
“Biz Kur’an’dan mü’minler için şifa ve rahmet (vesilesi) olan şeyleri (gerekli hüküm ve haberleri) indiriyoruz. Oysa O (Kur’an; sadece istismar için okuyan ama hükmünü uygulamayan) zalimlerin ise ancak zararını (hüsran ve hırçınlığını) artırır.” (İsrâ: 82)
Evet, Kur’an’ın sadece “SATIR”larının okunup tekrarlanmasıyla Hakka ve hayra varamayacağımız, yani; manası, mesajı ve ahkâmıyla “SADIR”larımıza taşıyıp uygulamadıkça “KUR’AN EHLİ” sayılmayacağımız hatırlatılmıştır. “SADIR”; göğüsler, gönüller, beyin ve bilinçler anlamındadır.
Yirmi iki yıllık iktidarları döneminde tek bir sefer olsun, herhangi bir konuda; “Acaba bu sorunun çözümünde esas olmak üzere Kur’an ne buyuruyor? Bu kararım ve icraatım Kur’an’ın açık ve kesin emirlerine ne kadar uygun bulunuyor?” diye düşünmeyen ve bunu dert edinmeyen bir insan, imana mı yoksa inkâra ve nifaka mı daha yakındır?
Bu Nasıl Dindar Kahramanlıktı?
T.C. Merkez Bankası Başkanlığına, Bayan Hafize Gaye Erkan’ın, Amerika’dan atandığı konuşulmaktaydı. Üstelik bu iddialara yönelik hiçbir yalanlamaya ve yanıtlamaya rastlanmaması da oldukça enteresandı. Yoksa bu tavır, “Sükût, ikrardan sayılır.” (Yani; bir iddia karşısında susmak, onu kabullenmek anlamı taşır) şeklinde mi anlaşılmalıydı?
Sn. Erdoğan’ın; ABD’deki Siyonist kodamanlarla ve İsrailli ajan diplomatlarla, özel münasebetlerini ve tavizlerini; Turhan Çömez TBM Meclisi’nde açıklamaya başlamıştı!
22. Dönem AKP Balıkesir Milletvekili olan ve Sn. R. T. Erdoğan’ın özel doktoru ve danışmanı olarak tanınan… AKP’de Genel Başkan Özel Kalem Müdürlüğü de yapan Turhan Çömez, E. Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’a yönelttiği eleştirileri ve Erdoğan’a yakın Atasay Kuyumculuk sahibi Cihan Kamer’e sağlanan özel vergi indirimlerini gündeme getirmesi üzerine, 28 Şubat 2008’de Disiplin Kuruluna sevk edilip partiden uzaklaştırılmıştı. Uzun bir süre gittiği Londra’da yaşayıp, sonunda yurda dönerek 2023 Seçimleri’nde Meral Akşener’in İYİ Partisi’nden Milletvekili yapılan Turhan Çömez’in şimdi TBMM’de, Sn. Erdoğan’ın hangi Siyonist merkezlerce irtibatları sonucu iktidara taşındığı konusundaki iddiaları Meclis’i karıştırmıştı.
Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın Erdoğan’a yazdığı mektupta: “Aptallık yapma!.. Senin şahsi sorunlarınla nasıl ilgilendiğimi biliyorsun… Sabrımı taşırma!..” gibi aşağılayıcı ifadeler kullandığını belirten Turhan Çömez: “Bu mektubu çöpe atmak değil, onurlu ve milli sorumlu bir yanıtla, ABD Büyükelçisi aracılığıyla, Trump’a iadesi, yani yüzüne fırlatılması lazımdı, ama maalesef iç kamuoyuna yönelik ucuz kahramanlık edebiyatlarıyla geçiştirilmeye çalışılmıştı!..” yorumunu yapmıştı.
T. Çömez ayrıca Meclis konuşmasında şu iddiaları gündeme taşımıştı:
“AKP kurulurken Karanlıklar Prensi olarak bilinen Richard Perle ile, hangi pazarlıklar sonucu hangi makam ve iktidara kavuşturulduklarını yakinen ve çok iyi bilenlerdenim. O süreçteki bir ABD seyahatinde Türk heyetini otelde bırakıp, hangi İsrailli ajan diplomatlarla hangi gizli görüşmeler gerçekleştiğini ve hangi tavizlerin verildiğinin en yakın canlı şahidiyim!..” diyen Turhan Çömez’e hakaretler yağdırmak yerine, varsa belgelerle bu iddialarını yanıtlamak lazımdı. İddialarını yanıtlayamadıkları aydınları, yazarları ve muhalefet yorumcularını adres ve hedef gösterip, tutuklanmaları ve cezalandırılmaları yönünde, hem de açık Anayasa hükmüne rağmen, Yargı’ya “telkin”lerde bulunup etkilemek, Sn. Erdoğan’ın ve Kurmaylarının en geçerli silahı halini almıştı.
Oysa Anayasa’nın 138. maddesi gayet açıktı:
“Hâkimler görevlerinde bağımsızdırlar… Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz”dı… Yoksa anayasalar, Baba Başkanları bağlamaz mıydı?
Borç Alan, Buyruk da Alırdı!?
19. yüzyılın başına kadar Osmanlı Devleti’nin dış borç almaya başvurmadığı tespiti yapılmaktadır. Eğer Devlet’in bütçesi açık veriyorsa, en çok Galata’daki Rum ve Ermeni bankerlere başvurulmaktaydı. Ancak olağanüstü yükler getiren Kırım Savaşı (1854-56) nedeniyle dış borçlanmaya mecbur kalınmıştı. 1854 yılında Londra ve Paris borsalarında tahvil çıkartmak suretiyle, bu iki ülkenin sermaye çevrelerinden “iki buçuk milyon Osmanlı altını” tutarında borç alınmış, arkası hızlanarak gelmeye başlamıştı. 1854-1875 yılları arasında “250 milyon Osmanlı altını” tutarında bir borç yükü altına daha sokulmuşlardı. Bu sırada Fransa’dan alınan borç ile bugünkü Dolmabahçe Sarayı da yapılmıştı. Fakat alınan borcun neredeyse yarıya yakını emisyon ve komisyon karşılığı olduğu için ele geçen para sadece 130 milyon kadardı. Alınan borçlar ise, ya savaş giderlerini karşılamak, ya bütçe açığını kapatmak ya da bir önceki borcu veya faizini ödemede kullanılmak üzere harcanırdı. Çok geçmeden borcun ana parası değil, ancak faizleri bile ödenemez bir hale gelip tıkanmıştı. Sonunda, 1876 yılında, borç ödemeyi durdurmak zorunda kalınmış, yani Osmanlı iflasını açıklamıştı. Nitekim 1875 yılı bütçesi 17-18 milyon altın iken, ödenecek borç 14 milyon altın seviyesine çıkmıştı. 1881 Kasım ayında “Muharrem Kararnamesi” adını alacak bir belge yayımlanmıştı. Alacaklılar elbette bu kararnameyi sıcak karşılamışlardı ve bu belgeyle borçların ancak bir kısmının (116 milyon) ödenebileceği vurgulanmıştı.
Aynı kararnameyle, borçların ödenmesi için bazı devlet gelirleri ayrılmıştı. Bunlar, özellikle tuz, tütün, ispirto tekelleriyle balık ve ipekten alınan vergiler, pul ve damga resimlerinin gelirlerinden oluşmaktaydı. Bunları toplamak ve alacaklılar arasında paylaştırmak üzere bir düzenleme yapılmıştı ki adını “Düyun-u Umumiye İdaresi”, yani (Genel Borçlar Yönetimi) koymuşlardı. Fakat bu Yönetim doğrudan doğruya yabancıların denetimindeydi ve onlara karşı da sorumluydu. Böylece, milli gelirin geniş bir bölümünü denetim altında tutan, bazı vergileri toplayan ve dağıtan ikinci ve bağımsız bir Maliye Bakanlığı oluşturmuşlardı. Bu uygulamanın geldiği düzeyi göstermesi bakımından şu karşılaştırma, durumun vahametini ortaya koymaktaydı: 1911 yılı itibarıyla Osmanlı Maliye Bakanlığında 5472 görevliye karşılık, Düyun-u Umumiye’de dokuz bine yakın insan çalışmaktaydı. (Daha geniş bilgi için bkz: Haluk Ülman, Birinci Dünya Savaşı’na Giden Yol (ve Savaş), AÜ Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, Ankara 1973, s. 65 vd.; İsmail Kıllıoğlu, Zaman İçinde Maraş, Edebiyat Ortamı Yayınları, Ankara 2020, s. 235 vd.)
Düyun-u Umumiye borçlarının tamamı ancak 1954 yılında ödenip kapatılmıştı.
Bir de, 1856 yılında Londra bankacılarından bir grup tarafından kurulan, 1863 yılında da bazı Fransız bankacılarının katıldığı Osmanlı Bankası adlı başka bir kuruluş vardır. Tarihi; uyarıcı, ders çıkartıcı bir bilim dalı niteliğiyle kavramadığımız sürece, aynı tuzaklara, aynı çukurlara ve kör kuyulara düşmekten kurtulamayız. Tarihten biraz doğru bilgi sağlanmış olsaydı, Devlet’in taraf olduğu herhangi bir ticari sözleşmede, Londra mahkemelerinin yetkili olduğu hükmü konulmazdı. Hem de Devlet’in hükümranlık hakkı pahasına!”[1] Ve işte şimdi Dindar Kahraman R. T. Erdoğan iktidarında MB başına ABD’den atanma yapılmış, Hafize Gaye Erkan yollanmıştı. Mehmet Şimşek’in Maliye Bakanı yapılması da bize Düyun-u Umumiye’yi hatırlatmıştı.
Sn. Erdoğan ve Dış Bakanı Fidan “Mangal Tozu Palavraları” Sıkarken, ABD İsveç’i NATO’ya almış mıydı?
İsveç’in NATO’ya üye olabilmek için Türkiye’nin onayının gerektiği şartı, ayrıca ABD’nin tek başına istediği bir ülkeyi NATO’ya üye olarak alamayacağı kaydı kâğıt üzerinde kalmıştı. Özellikle de arka arkaya yaşanan Kutsal Kitabımıza saldırıların merkezinde İsveç’in bulunması, bunun yanında aynı zamanda Kutsal Kitabımıza saldırıların İsveç polisinin koruması altında yapılmış olması, ülkemizden onay almasını iyice zorlaştırmıştı. Çünkü Türkiye’den yapılan açıklamalarda terör ve teröristlere karşı İsveç’ten somut adım atmasının istenmesini; öyle anlaşılıyor ki, İsveç ders de almamıştı. Yani ülkemiz, İsveç’in; başta PKK teröristleri olmak üzere iadesi yönünde somut adım beklerken, ülkesinde dinimize saldırı ve terör olaylarının faillerini koruma hususundaki inadı ve küstahlığı elbette kasıtlıydı.
Ancak, İsveç NATO üyeliği için Türkiye’nin onayını beklerken, ABD üye olmamış bir ülkeye bombardıman uçağı verme kararı almıştı. Medyaya yansıyan haberlere göre 19 Haziran’da iki Amerikan Lancer bombardıman uçağı güya İsveç Ordusu ve Hava Kuvvetleri ile eğitim için Lulea Üssü’nde konuşlandırılmıştı. Aynı ABD’nin; ülkemizin parasını ödediği uçakları yıllardan beri teslim etmemesi, ister istemez insanın aklına “ABD tek başına karar vererek İsveç’i NATO’ya aldı mı?” sorusunu taşımıştı. Elbette ABD’nin böyle bir yetkisi yoktu ama gücüne dayanarak her türlü yetkiyi kendisinde görüyor gibi davranmaktaydı.
Bu arada; ABD’nin her fırsatta İsveç’in NATO üyeliğine onay vermemiz için birtakım baskılar uyguladığı da hatırlandığında, ister istemez NATO üyeliğimizi gözden geçirmemiz gerektiği açıktı. Çünkü uzun yıllardan beri üyesi olmamıza ve dünyanın çeşitli bölgelerinde NATO’da görev almamıza rağmen, üyeliği netleşmemiş bir ülkeye bombardıman uçağı gönderen ABD’nin niyetini anlamak için fazlaca düşünmeye gerek olmadığı ortadadır. Bu arada sıkça dikkat çekmeye çalıştığım, bölgemizin ABD tarafından teröristlerin barınağı haline getirildiği, bir başka ifadeyle bir yandan PKK, terör örgütü olarak kabul edilirken; öbür yandan aynı PKK’nın bir militanının, Kur’an-ı Kerim yakan hainin PKK’lı olmasının bir tesadüf olmadığını söylemek yanlış olmayacaktır. Çünkü İsveç, NATO üyesi olmadığı halde bombardıman uçağı gönderilirken, ABD’nin; ülkemizin parasını ödediği uçakları teslim etmiyor oluşu, küstahlığın da ötesinde açıkça düşmanlıktır. Kısacası görünen o ki, ortada NATO isimli bir Haçlı ittifakı bulunduğu gerçeğini, bu ittifakın her fırsatta dindaşlık dayanışması sergilediğini belirtmek yanlış olmayacaktır. Aslında bundan sonra İsveç ile aynı masa etrafında toplanıp üyelik müzakerelerinin sürdürülmesinin doğru olmadığını, artık bundan sonrasını İsveç’in düşünmesi gerektiğini açıkça vurgulamak lazımdır. Çünkü Türkiye’nin vereceği karar doğrultusunda NATO üyesi olabileceği gerçeği ortada iken hâlâ birtakım özgürlük palavralarına sığınarak, benim inancıma yönelik saldırıları korumaya almış bir İsveç ile aynı uluslararası askeri örgüt içinde birlikte olmanın da İsveç’e ödül anlamına gelebileceği unutulmamalıdır.”[2] Ancak Sn. Erdoğan’dan ve AKP iktidarından bu onurlu ve sorumlu tavrı beklemek ise boşunadır! Sahi ABD ve diğer AB ülkeleri PKK ve PYD’ye destek çıkmıyorlar mıydı? Ey AKP iktidarı! Girmek için can attığınız ve her türlü hakaretlerine katlandığınız bu AB ülkelerinin, 1992-1995 yılları arasında sırf Müslüman oldukları için Bosna soykırımını yapan ve en az 200.000 (iki yüz bin) masum insanı katleden Haçlı zalimleri olduklarını unutmanız bile ayarınızı ortaya koymaktaydı!
Ve hele Sn. R. T. Erdoğan’ın: “Siz önce AB’ye (Avrupa Birliği’ne) giriş için önümüzü açın, biz de (NATO için) İSVEÇ’in önünü açalım” teklifi, bunların Haçlı AB’ye girmek ve o ahlâksızlık kazanında eritilmek için, hangi kutsallarımızın pazarlık konusu yapıldığının ve Milli çıkarlarımızı nasıl rüşvet sunduklarının kahredici bir fotoğrafıydı. Yani İsveç (ve diğer AB ülkeleri) tarafından Kur’an-ı Kerimlerin yakılması ve PKK’ya arka çıkılması bunların umurunda bile olmamaktaydı. Yeter ki Haçlı ve ahlâksız AB bataklığına bunları katsınlardı!?
Şimdi soruyoruz… Güya; “Kur’an-ı Kerim yakıldı… PKK’ya arka çıkıldı…” diye İsveç’in NATO üyeliğine yönelik bunca havadan, tafradan ve kurusıkı palavradan sonra Sn. Erdoğan’ın 10 Temmuz 2023’te Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta bunların hepsinden geri adım atıp mutabakata razı olması ve İsveç’in NATO üyeliğine yeşil ışık yakılması, Dindar Kahraman(!)lığın hangi kuralına uydurulacaktı? İsrail’in ve Siyonist mahfillerin adamları oldukları konuşulan Hakan Fidan’la, İbrahim Kalın, Sn. Erdoğan’ın kulağına ne fısıldamışlardı ki, onun İsveç’le ilgili çok sert ve net (!) tavrından, geri adım attırmışlardı?
Ve ey Sn. Erdoğan’ın çok bilgiç danışmanı ve müzmin yandaşı!.. Biz sana, “Bekle gör, Erdoğan’a tükürdüğünü yalatacaklar ve İsveç’in NATO üyeliğine tıpış tıpış razı kılacaklar!..” dediğimizde; “Yahu, insaf be Ahmet (Akgül) Hocam… Bir insan ve hele Sn. Erdoğan, İsveç’in Kur’an’a saygısızlığı ve PKK’ya yardımları ortada iken ve üstelik bunca kesin ve keskin tavrına rağmen, hiç geri adım atar mı?” diye karşı çıkmış ve bizi ön yargılı olmakla suçlamıştınız… Hatırlayın biz ise cevaben: “Biz sizi de, Reisinizi de… O malum ve mel’un merkezlere sizi mahkûm ve mecbur bırakan gizli ve kirli ilişkilerinizi de çok iyi bildiğimizden bunları konuşmaktayız, yarın da hatırlatırız!..” diye uyarmıştık.
Şimdi ey AKİT’çiler, nakitçiler!.. Ey Cübbeliler, rütbeliler!.. Ey bekâ ve bağımsızlık edebiyatıyla Erdoğan’ın bütün bu tahribatlarına kılıf uyduran Sn. Bahçeli ve MHP’liler!.. Ey Fatih Erbakan ve YRP’liler!.. Ey Hüda-Par’lı günübirlik söylem değiştirenler!.. Ey ilim ve irfan ehli geçinenler!.. Ve ey, “Bu AKP Erbakan’ın özel projesi, bu Erdoğan ise Hoca’nın danışıklı dövüş içindeki seçkin talebesi ve takipçisidir” zırvalarıyla ve Rahmetli Erbakan’dan intikam alırcasına Erdoğan’ın bütün talan ve tahribatlarına hikmet ve keramet uyduran Elaziz’ci sefihler!.. Ve ey bütün AKP’liler, Dindar Kahramanınızın bu kararlı, bu tutarlı ve bu duyarlı tavrından dolayı şeref duymalısınız!.. Ve hâlâ, gerçekte Türkiye’yi kimlerin yönlendirip yönettiğini anlamayacak mısınız!?
Dindar Kahraman ve dünya lideri sayılan Erdoğan’ın bütün ağırlığına ve saygınlığına (!) rağmen İsrail küstahça katliamlarına devam ediyordu.
İsrail’in, Cenin mülteci kampına yönelik saldırısının oluşturduğu gerginlik ve İsrail tarafından yapılan açıklamada “saldırıların devam edeceği” ifadeleri, gerginliğin daha da artmasına yol açıyordu. Öbür yandan Fransa’da yaşanan olayların dozajı biraz düşmüş olsa da nasıl sonuçlanacağı belirsizliğini koruyordu. Bu arada, Fransa’da eski bir siyasetçi tarafından 17 yaşındaki genci katleden polise yardım kampanyası başlatılıyor ve ilk gün kısa zamanda toplanan yardımın bir buçuk milyon avroyu bulduğu konuşuluyordu. Oysa hiç yere öldürülen Cezayir ve Fas kökenli gence yardım kampanyasında sadece 130 bin avro toplanıyordu. Böyle bir kampanya ile “cinayet işlemiş bir polise yardım toplanarak, işlediği cinayet ödüllendiriliyor mu?” sorusunu gündeme taşıyordu.
Kısacası, dünyada gerilim her gün biraz daha artıyordu. Ne yazık ki İsrail, devlet terörü estirerek Filistinlileri katlediyor ama dünyadan ciddi tepki gelmiyor, Fransa’da 17 yaşında bir çocuğu öldüren polis memurunu ödüllendirmek için yardım kampanyası bile başlatılıyordu. Bunun da ötesinde başlatılan böyle bir yardım kampanyası Fransızlar tarafından ilgi ve destek görüyordu.
Böylece dünya üzerinde bir gizli el sürekli olarak yeryüzünde kan akmasını sağlıyor, dünyanın maddi nimetleri hep bir avuç gizli dünya devleti mensuplarına akıtılıyordu. Özetle, artık yeryüzündeki bu zalimlerin hâkimiyetine son vermek gerekiyordu.[3] Ancak, bunun için önce Türkiye’nin özüne ve Milli Çözüme dönmesi gerekiyordu. Haçlı Batı’nın ve onları güden Siyonist odakların kuyruğuna takılıp AB uyum yasaları diye ailevi ve ahlâki yapımızı tahrip eden, ülkemizi borç batağına saplatıp rehin konumuna getiren Erdoğan iktidarıyla bu kutlu değişimlerin asla yaşanamayacağı ise artık herkesçe biliniyordu.
Tekrar başa dönelim;
Biz; MUSHAF seviyesinde mi, KUR’AN meziyetinde mi, FURKAN marifetinde mi, DERMAN derecesinde mi, yoksa FERMAN fazilet ve mes’uliyetinde mi Kur’an’la irtibatlıyız? sorusunun doğru yanıtı, gerçek ayarımızı ortaya koyacaktır. Olgun ve sorumlu mü’min bunların hepsine sahip olandır.
İtikadi ve en tehlikeli münafık; Kur’an’ın lafzını okuyup, ahlâkını ve ahkâmını lüzumsuz sayandır:
“(Ey Resulüm!) Sana indirilen (Kur’an’a) ve Senden önce gönderilen (Kitaplara), sözde inandıklarını öne süren (sahtekâr münafıkları) görmez misin? Ki bunlar, (hak ve adalet ölçüleriyle değil) tağutun önünde (zalim ve bâtıl düzenlerin kurum ve kurallarıyla) muhakeme olunmak (şeytan fikirli Yahudi ve Hristiyanların hükmü altında yaşamak) istemektedirler! Oysa (mü’min ve Müslüman sayılmak için) onu (tağutu ve süper güç putunu) red ve inkâr etmekle emrolunmuşlardır. Şeytan onları derin ve dönüşü olmayan bir sapkınlığa sürüklemek istemektedir.
Ne vakit onlara: (Bu temelsiz ve geçersiz yorumları bırakıp) ‘Allah’ın indirdiği (Kur’an’ın açık ve kesin hükümlerine) ve Resulün (bildirdiklerine ve sünnetine) gelin (bunları ölçü edinelim)’ denildiğinde, o münafıkların Senden süratle uzaklaşıp kaçtıklarını (ve Kur’an’ın hükümlerinden kaytardıklarını) görürsün. (İşte bunlar asıl itikadi münafıkların ta kendileridir.) (Nisa: 60-61)
[Not: Bir Müslümanın şu soruları kendisine yöneltmesi ve samimi yanıtlarına göre iman durumunu değerlendirmesi gerekir. Benim istisnasız her konudaki tercihim ve hedefim: 1- İman ve itaat mı, İtiraz ve inkâr mı? 2- İslam’a (Hakka) teslim olmak mı, Fırsatçılık ve isyan mı? 3- Kur’an’ın Rahmani esasları mı, Batı’nın şeytani yasaları mı? 4- Faizsiz bir nizam mı, Faizli sömürü çarkı mı? 5- İslam ülkeleri ittifakı mı, Haçlı ortaklığı mı? 6- Farz-helâl kuralları mı, Haramların mübahlığı mı? 7- Hidayet aydınlığı mı, Dalâlet karanlığı mı? 8- Hakk ve hayır mı, Şer ve bâtıl mı? 9- Nübüvvet ve Sünnet bağlayıcılığı mı, Nefsaniyet ve şehvet bataklığı mı? 10- Ahiret ve adalet amaçlı mı, Dünya ve menfaat ağırlıklı mı? Evet, bu 10 şıktan sadece 1 tanesinde bile ikinci maddeyi tercih ve tensip edenlerin, iman ve İslam şuuru yara almaya ve hidayeti kararmaya başlamış demektir. Baskıcı ve zorlayıcı durumlarda aciz ve çaresiz fertlere ve müstaz’af kesimlere İkrâh-ı Mülci=Ölüm ve sakatlama cinsinden ağır tehditler gibi bazı mecburiyetler bir mazeret sayılsa bile, imkân ve iktidar sahipleri için bu tür mazeretlere sığınmak geçersizdir.]”
Ve hele, Hakk ve hayır yolunu bulup bildikten sonra, bâtıla kayanlar ve Batı’ya uşaklık yapanlar, en tehlikeli siyasi münafıklardır!
“Her kim kendisine ‘dosdoğru yol’ apaçık belli olduktan (hidayet ve hakikati bilip tanıdıktan, Hakk ile Bâtıl’ın farkına ve şuuruna vardıktan) sonra, (dünyalık makam ve menfaat hırsıyla) Elçiye (Peygambere ve Hakk dava rehberine) muhalefet edip (haklı ve hayırlı hareketten ayrılırsa) ve mü’minlerin yolundan başka bir yola (Siyonist ve Haçlı İttifakına ve şeytani kurallarına) uyarsa, onu dönüp gittiği yanda (şerli ortam ve ortaklıkta) bırakırız (bu hıyanet ve hakaretinden dolayı tekrar Hakka ve hidayet yoluna dönmesine fırsat tanımayız ve hidayetini karartırız) ve (ahirette de) cehenneme sokarız. O ne kötü ve sürekli bir (zindan) karargâhıdır!” (Nisa: 115)
En aşırı “Erbakancı” takınan ve Aziz Hocamızı AKP iktidarının ve Erdoğan’ın bütün tahribat ve talanlarına ortak yapmaktan sakınmayan NİFAK TAKIMI, nedense Kur’an’ın meali manası ve mesajından özellikle Milli Çözüm’ün, 40 yıllık bir ilmi gayret, özel marifet ve mes’uliyetle hazırladığı meal ve mesajdan oldukça rahatsızlardır.
Fussilet Suresi 26. ayeti bu nasipsiz ve edepsiz kimseleri haber buyurmaktadır:
“Kâfirler (müşrikler ve münafık kesimler) birbirlerine: ‘Bu Kur’an’ı dinlemeyin ve Ona (karşı; ayetleri okunurken ve açıklanırken) yaygaralar koparın. (Siz Allah’ın emirlerini Kur’an’dan öğrenmeye çalışmayın; Onu en iyi anlayıp açıkladıkları sanılan bel’am kılıklı Siyonist kuklalarına ve başka kitap ve yayınlara kulak kabartın.) Umulur ki, böylece (belki) üstün gelirsiniz’ (diyerek aldatmışlardı).” (Fussilet: 26)
Çünkü Kur’an’ın manası ve mesajı bu tıynetsiz tiplerin, akılsızlığını ve ahlâksızlığını ortaya koymaktadır. Kendi kof kafalarında kurguladıkları, nefsani ve şeytani kuruntularını “Erbakan’ın buyrukları” gibi sunmaktan sakınmayan… Her konuda ve defalarca yanıldıkları halde hâlâ utanmayan ve yeni hezeyanlar uyduran bu insanlar, yanlarında ve yuvalarında asla Kur’an Meali bulundurmazlar, Kur’an’a başvurma ihtiyacı duymazlar, çünkü nefislerini ilahlaştırmış bir SÜFYAN takımıdırlar.
Münâfikun Suresi 4. ayeti bunları anlatmaktadır:
“(Ey Nebim!) Sen onları (münafıkları) gördüğün zaman, (düzgün ve bakımlı) endamları (zahiri kalıpları ve tavırları) Senin hoşuna gidip beğenini kazanmaktadır. Konuştukları zaman da onları dinlemeye (değer sanırsın. Oysa bunlar sözlerine, kıyafetlerine ve zahir görünüşlerine aşırı dikkat gösterip, suni ve sahte davranışlarla takva ve tarafsızlık numarası yapmakta ustalaşmışlardır. Aslında) Onlar sanki (sütun misali) dayandırılmış düzgün ahşap-kütükler gibi (şuursuz ve vicdansızdırlar. Bu kofluklarından ve korkularından dolayı da) Her çıkışı ve çağrıyı (her yaygarayı ve konuşulanı) kendileri aleyhlerine sanırlar. Onlar (sinsi ve tehlikeli) düşmandırlar, bu yüzden onlardan kaçınıp-sakının (münafıkları tanımaya çalışın ve onlara karşı tedbirli ve dikkatli olun). Allah onları kahretsin; nasıl da (Hakk’tan) çevriliyorlar ve dönekleşip duruyorlar. [Bakara: 204, 205 ve 206 bu ayetin izahıdır.]” (Münâfikun: 4)
Ayetin sonunda geçen:
“Onlar (sinsi ve tehlikeli) düşmandırlar, bu yüzden onlardan kaçınıp sakının!” uyarısı üzerinde durmak ve gereğini yapmak lazımdır.
Evet Bakara Suresi 204. ayetinin son kısmına göre, bu münafıklar İslam davası için: “(En gizli ve tehlikeli) azılı bir düşman” sayılmaktadır.
“(Ey Resulüm!) İnsanlardan öylesi vardır ki, (aslında İslam’a hasım ve Sana hain oldukları halde) dünya hayatına ilişkin sözleri (kahramanlık gösterileri, başarılı girişimleri, kolaycı ve çıkarcı projeleri) Senin hoşuna gidecektir ve (böyleleri) kalbindekine (münafıklık ve menfaatçilik düşüncesine) rağmen Allah’ı şahit getirir (yeminler ederek dine ve davaya sadık ve samimi olduğunu belirtir); oysa o (gizli ve tehlikeli) azılı bir düşman (yerindedir).
(Çünkü bu tipler, Hakk davadan döneklik ederek) Sırtını çevirip gittiği ve işbaşına (iktidara) geçtiği zaman; (ülkesinde ve) yeryüzünde (barış kılıflı) bozgunculuğa girişmeye, ekini ve nesli (bozup) helak etmeye çaba gösterir. (Genleri bozulmuş İsrail tohumları ile bitki ve hayvan türlerini ve bebeklerin-gençlerin geleceğini tahribe yönelir.) Allah ise, (fitne ve fesadı) bozgunculuğu sevmemektedir. [Not: 8 Kasım 2006’da çıkarılan 5553 sayılı Hibrit Tohum Kanunu’yla, yerli tohumlarımıza yasak getirilmiş ve uzmanlara göre bu uygulamadan sonra hastalık ve ölüm oranlarında tam üç kat artış gözlenmiştir.]
Bunlara: ‘Allah’tan kork!’ (Bu hıyanet ve tahribatlarından vazgeç) denildiğinde ise, büyüklük gururu (ve sapkınlık durumu) onu (daha da kuşatıp isyana ve) günaha sürüklemektedir. Böylelerine cehennem yeterlidir; ne kötü bir yataktır o, (girince göreceklerdir.)” (Bakara: 204-205-206)
Asla unutmayalım; Kur’an-ı Kerim’in sarih (açık ve net) ayetlerini ve Peygamber Efendimizin sahih (doğru) hadislerini esas alarak yapılan yorumlar, bir nevi içtihat sayılır, isabet edip doğruyu tutturan iki sevap, yanılan ise bir sevap kazanır. Ama Kur’an ve Sünneti esas ölçü almadan, sadece kendi kurgu ve kuruntularına göre rastgele yorum yapanlar, hatta tuttursalar bile bir günah yazılır… Yanılmaları ve başkalarını yanıltmaları karşılığı da iki kat günah yazılır ve Allah bunların hidayetlerini karartır.

Döneklik ve tutarsızlık
Tevbe 76
(Oysa Allah) Onlara Kendi bol ihsanından verince de, onunla cimrilik yaptılar ve (Hakk’tan ve hayırdan) yüz çevirdiler; onlar böyle dönek kimselerdir. (Bunlar devlet imkânlarından sonuna kadar yararlandıkları halde, çeşitli hile ve bahanelerle vergilerini ödemeyenlerdir.)
Tevbe 77
İşte, Allah’a verdikleri sözden döndükleri (dünyalık makam ve menfaat hatırına, Hakk davadan yüz çevirdikleri) ve (kendilerini mazur ve makul göstermek üzere de hâlâ) yalan söyledikleri içindir ki, O (Allah) da kendisiyle karşılaşacakları (hesap) gününe kadar onların kalbine nifak (döneklik ve tedirginlik hastalığı) sokuverdi. (Bu nedenle hep kararsız, tutarsız ve huzursuz kimselerdir.)
https://www.mealikerim.com/9/tevbe/77
https://www.mealikerim.com/9/tevbe/76
Gerçek İlim, Dirayet İşidir!
Hidayet ve Feraset ehli olunca, gerçek ilmi tespitler yapmak kaçınılmaz oluyor elhamdülillah.
Peygamber Efendimizin şu hadisi ne kadar anlamlı ve açıklayıcıdır:
“(Anlamını ve ahkâmını bilip uygulamadan) Sadece tilavetle (okuyup tekrarlamakla) Kur’an olmaz. Sadece rivayetle (geçmişteki zevatın yazdıkları ve yaşadıkları şeyleri ezberleyip nakletmekle) de ilim olmaz. Kur’an, ancak, hidayetle (insanların maddi ve manevi ihtiyaçlarına çözüm üretmek ve yol göstermekle amacına ulaşmış) olur. İlim ise, ancak dirayet (feraset, hikmet, marifet ve cesaretle) olur.” (Ramuz – el – El-Ehadis Deylemiden
Üstadımız, Kur’an’ın hakikatini ne güzel özetlemişler:
Allah’ın ayetlerinin yazılı olduğu sahifeler topluluğu olan KİTAP, “MUSHAF”tır. Mushaf-ı Şerif; inanarak ve anlamaya çalışarak, meali manası ve mesajıyla okunursa, “KUR’AN” olur. Okunan Kur’an; insanı hidayet ve istikamet yoluna, ibadet ve hizmet huzuruna ulaştırır, artık Hak ile bâtılı, doğru ile yanlışı, helal ile haramı, dost ile düşmanı, yararlı ile zararlıyı fark edip ayırma şuuruna kavuşturursa “FURKAN” olur. Furkan feraseti ve kulluk mes’uliyetiyle sürekli okunan ve hayat rehberi yapılan, yani fiilen yaşanan Kur’an, Müslümana ve İslam toplumuna “ŞİFA” ve “DERMAN” olur. Kur’ani emir ve hükümlerin yasalara ve kurallara esas alınması, tüm insanların temel haklarının ve refahının sağlanması ve devlet eliyle uygulanması durumunda ise “İLAHİ FERMAN” olur.
Kuranın bütün yeryüzüne hakkım kılındığı Adil Düzen Medeniyetine bir an önce kavuşmak ve bu uğurda samimiyet ve sadakatle hizmet edebilmek duasıyla…
Dindar, kof kahramanlara
FASİT ADAMLAR
Karıları küstür, inat yarışır
Kıskançlık yüzünden, hasit adamlar!..
Sağnakta ağlayan, gülen karışır
Ülke yönetiyor, basit adamlar!.
Ne eşe söz geçer, ne ordusuna
Hiçbiri katılmaz, resepsiyona
Buda mı ders olmaz, Recep-siyona
Bak hala şen şakrak, naşit* adamlar!.
Din satıp dünyayı, almak hüner mi?
Sadaka hırsızı, Deniz Fener mi?
Hain döneklerin, yüzü güler mi?
Hep fesat çıkarır, fasit adamlar!…
BOP’un eş kâhyası, copla döğülmez
Beddua yapışmış, gayrı dökülmez
Zalime yamanmış, asla sökülmez
Coni duacısı, faşist adamlar!…
İcraat yapmıyor, sade çenedir
Türbanı çözmüyor, sekiz senedir
Patronlar sömürür, sanki kenedir
Zulümden zevk alır, sadist adamlar!
Irak, Afganistan; Kerbela olmuş
Mahremimiz gâvura, karyola olmuş
PKK halkıma, gör bela olmuş
Açılım yapıyor, Yezit adamlar!..
Türbana hırlayan, sütü bozuklar
Size fırsat sunar, yuhlar yazıklar
Yetti attığınız, bunca kazıklar
Ey zemzem sanılan, asit adamlar!..
Rabbın intikamı, yavaş yavaştır
“Melheme-i Kübra”, Büyük Savaştır
Ey Siyonist Şeytan, bu ne telaştır
Bak geliyor Hakk’a, şahit adamlar!
* Naşit: Sevinçli, ferah, umursamaz
Alıntı; 21 Kasım 2010 Milli Çözüm Dergisi
Yaptıkların İmanının aynası , ayna ise kişinin ayarı!..
AB’den, ABD’den ve işbirlikçi partilerden hayır beklemek; akrepten hayır beklemekten daha akılsızcadır. Bin kere denenmişi, bir kere daha denemeye kalkışmak, vurdumduymazlıktan da öte, ahmaklıktır. İşbirlikçiliği, “işbilir”lik sanmak ise en yaygın, ama maalesef saygın bir saflıktır.
Düşman gibi dine sataşanlar, şeytan gibi din istismarı yapanlar ve dünyalık hesapları için kutsalını ve davalarını satanlar; hepsi aynı ayardadır.
Duvarda asılı bulunan ve belirli aralıklarla çalıp bizi uyaran saati duymamak ve hatta görmemek; gaflettir. O saatin, sadece rakamlarını, akrep ve yelkovanını görmek ve kendi kendine hareket ettiğini zannetmek; cehalettir. O saatin perde arkasındaki onlarca dişliyi, çarkı ve mekanik yapıyı akla getirmek ve hayalen görmek; basiret ve ferasettir. Ama asıl, o saati kurgulayan ve kuran zatı düşünmek ve bilmek ise, marifettir.
Üstat Ahmet Akgül
İtikadi ve en tehlikeli münafık; Kur’an’ın lafzını okuyup, ahlâkını ve ahkâmını lüzumsuz sayandır
“(Ey Resulüm!) Sana indirilen (Kur’an’a) ve Senden önce gönderilen (Kitaplara), sözde inandıklarını öne süren (sahtekâr münafıkları) görmez misin? Ki bunlar, (hak ve adalet ölçüleriyle değil) tağutun önünde (zalim ve bâtıl düzenlerin kurum ve kurallarıyla) muhakeme olunmak (şeytan fikirli Yahudi ve Hristiyanların hükmü altında yaşamak) istemektedirler! Oysa (mü’min ve Müslüman sayılmak için) onu (tağutu ve süper güç putunu) red ve inkâr etmekle emrolunmuşlardır. Şeytan onları derin ve dönüşü olmayan bir sapkınlığa sürüklemek istemektedir.
Ne vakit onlara: (Bu temelsiz ve geçersiz yorumları bırakıp) ‘Allah’ın indirdiği (Kur’an’ın açık ve kesin hükümlerine) ve Resulün (bildirdiklerine ve sünnetine) gelin (bunları ölçü edinelim)’ denildiğinde, o münafıkların Senden süratle uzaklaşıp kaçtıklarını (ve Kur’an’ın hükümlerinden kaytardıklarını) görürsün. (İşte bunlar asıl itikadi münafıkların ta kendileridir.) (Nisa: 60-61)
Milli Çözüm’ün Yüksek Feraseti..!
[b]TAYYİB BEY’İN TABİATI: Her Sözünden Geri Adım Attı![/b]
[url]www.millicozum.com/mc/kasim-2004/tayyib-beyin-tabiati-her-sozunden-geri-adim-atti[/url]
Üste konusunu ve linkini verdiğim makaleyi okuyunca görülüyor ki;
Milli Çözüm’ün KASIM 2004 yılında YÜKSEK BİR FERASETLE kaleme aldığı makalesi 20 yıl sonrasında da geçerliliğini korumakta olduğuna hep birlikte şahit olmaktayız…
Kurtuluşumuz için önce Türkiye’nin özüne ve Milli Çözüme dönmesi gerekiyordu. Haçlı Batı’nın ve onları güden Siyonist odakların kuyruğuna takılıp AB uyum yasaları diye ailevi ve ahlâki yapımızı tahrip eden, ülkemizi borç batağına saplatıp rehin konumuna getiren Erdoğan iktidarıyla bu kutlu değişimlerin asla yaşanamayacağı ise artık herkesçe biliniyordu.
evet
Geçmişte Peygamberimiz’e (sav) hakaret edenleri “özgürlükleridir” diyen adamın NATO genel sekreteri olmasına da evet denmişti. Oysa uluslararası kuruluşlarda bizim sadece NATO’da veto hakkımız var. Şimdi de aynısı oldu. Bir gün önce tam tersi açıklamalar varken bir gün sonra evet oyu vermek nasıl izah edilir?
Bağımsız bir ruha sahip olmayan, bu da yetmez karşı tarafın planlarını alt üst edecek plan ve projelere sahip olmayan, stratejik hamleleri önceden hazırlayamayanlar dış güçler karşısında yenilmeye ve hatta elindekileri koruyamayarak kaybetmeye mahkumdur. Aziz Erbakan Hocamız haşa boşuna söylemedi “Çoluk çocuk devlet yönetemez” diye.
”NATO bir savunma paktı olduğu halde, artık Fas’tan Endonezya’ya kadar bütün Müslüman ülkeleri hedef alan bir saldırı kuruluşu haline dönüştürülmüştür.” Prof. Dr. Necmettin Erbakan
Ey AB kapısında ve ABD kampında sürünenler!
D-8’ler ‘yeni bir saadet dünyası’ kurulmasının adımı ve adil bir dünyanın çekirdeği konumundadır.
ABD’den ve AB’den ve özellikle Siyonist Yahudi Lobilerinin izin ve icazetiyle iktidara gelen ve onların talimatlarıyla hareket eden şahsiyet ve hükümetler; stratejik konumdaki yüksek devlet görevlileri, acaba ne ölçüde Milli ve haysiyetli bir tavır sergileyebilirdi ki?
Şaşırdıkmı Hayır
Bir uçak dolusu eyyamcı çanak yalayıcısı ile NATO toplantısına gideceksin, daha Türkiye’ye dönmeden bu eyyamcılar eliyle bütün kusurlara höykünmelere atıp tutmalara keramet uyduracaksın. Böyle devlet adamı olunmaz. İktidarın yanaşmalarından bir Aslan miyav dedi mesamesinde yürek tüpürtüsüyle bir kaç kelimecik, eee sonra yaşasın büyük Reis. Şaşırdık mı hayır, neden mi yıllar önce Üstad Ahmet hocam, bu dava kaçkını, fakir fukara silindiri ile ilgili, kiminle ilgili atıp tutuyor ise kime kafa tutuyor ise muhakkak bir taviz verecek demektir diye söylemişti. Yani bununla ilgili söylenecek o kadar çok şey varki ne edep müsait, nede kutlu sabahların müjdecisi Milli çözüm derigisini sayfalarına yakışmaz. Anlıyacağımız biz taa baştan beri Ülke yönetiminde ve uluslararası politikalarında hiç güvenmedik ve güvenmiyoruz. Ama inkar edilemez bir gerçek var o da BOP’un eş başkanlığını eksiksiz yapıyor asla inkar edilemez. Şaşılacak bir şey yok işini verdiği sözlerini harfiyen hatta fazlası ile yapıyor. Yani bildiğiz adam bildiğimiz dava kaçkını, gömlek dar geldi,pantolon kısa geldi ne diyelim Allah dünyadaki dostları ile ahiretini de daim etsin.
SİZİN AYARINIZ, BİZİM UYARIMIZ! .
“Hak’tan değil, güçten taraf”, olanlarda hayır yoktur
Ey BOP’un eşbaşkanları, palavraya karnım toktur
Gizli kirli işleri çok, münafıklar kunduzlanır!
.
Allahvarsa, Kur’anhaksa; ki amenna, sonuz berbat
Ne günahlar işlediniz, hıyanetiniz kat bekat
Zahirde Sultanolsan da, gerçekte SİYON’a ırgat
Onyedide filo alır, otuzunda SOROS’lanır!
.
Akreplerbahanesiyle, Dine imanasataşan
Ulusalcıarsızlar bu, değirmene su taşıyan
Cemaathainleriyse, Erbakan’a ilk taş atan
Hak dostuna ayak takan, sonunda hep boynuzlanır!
.
Her yazdığı doğru amma, dokunurmuş marazlıya
Milli Çözümçok sert gelir, sütü bozuk garazlıya
“Ayet hadis hikaye”ymiş, bak şu kahpecik tarzlıya
Ankara’da türban takar, Amerka’da topuzlanır!
.
Ahmak odur hainlere, saygı duyup hayran ola
Şurasında bir yıl kaldı, sadıklara bayram ola
Münafıkın bal sandığı, kokmuş ekşi ayran ola
O gün çağın fatihleri, hürmet ile omuzlanır!
Din İstismarcısı Siyasi Münafıkların Şeyhleri… Ve/Veya; Kılavuzu Karga Olanlar…
[b]Menzil şeyhinin vefat ettiği haberi dün ajanslara düştü. Bakalım internette hakkında ne haberler varmış dedik. 26 Kasım Salı 2019 tarihli bir ODATV haberi gördük.
“Gazeteci – yazar Saygı Öztürk, “Menzil / Bir tarikatın iki yüzü” adlı kitabı için (Doğan Kitap, 7. Baskı Kasım 2019) Eskişehir’in Sivrihisar ilçesi Buhara köyünde Şeyh Feyzeddin Erol ve Adıyaman Kahta ilçesinin Menzil köyünde Şeyh Abdülbaki Erol’un oğlu ve halifesi Şeyh Saki Erol ile konuştu.
Feyzeddin Erol, Muhammed Raşit Erol’un 12 Eylül’den sonra Ankara’da zorunlu ikamete tâbi tutulduğunda, “Bazen on tane bakanın evimize geldiği günler de oldu… Biz daima devletle iç içeydik, askerle iç içeydik”… Dönemin Sağlık Bakanı Recep Akdağ ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız için de, “Bizim evimizde büyüdüler” diyor. (s. 36)
Menzil Şeyhi Abdülbaki Erol’un oğlu ve halifesi Şeyh Saki Erol, “Hangi siyasi liderleri desteklediniz” sorusuna şöyle yanıt veriyor: “Adnan Menderes’i, Süleyman Demirel’i, Turgut Özal’ı, Mesut Yılmaz’ı sonra da Recep Tayyip Erdoğan’ı destekledik.” (s. 146)
“Hâlâ AK Parti’yi destekliyorum…” (s. 147)
Şimdi…
Bu sözde Kur’an ehli şeyh zevatın destekledikleri siyasileri okuyunca, şaşırmadık tabii. Esasen, tek tek saymasa kısaca şöyle dese olurdu:
“Necmettin ERBAKAN dışında tüm siyasileri destekledik.”
Aziz Erbakan Hocamız, dünya Siyonizm’inin kökünü kurutmaya çalışırken; içeride -Fetö’cüsünden tarikatıçısına- bu sözde Kur’an ehli de, Cumhuriyet tarihi boyunca hep bâtıl partilerin peşinde -bilerek veya bilmeyerek-
(ama bilmemek bir mazeret sayılmayacaktır elbet) Siyonizm’in sağ kolu gibi çalışmışlardı. Ve Erbakan Hocamızı hiçbir zaman sevmediler ve desteklemediler. Dolayısıyla, bu sözde tarikat ehli, Milli Görüş davasına Siyonizm’den daha çok zarar vermişlerdi. Ama engin merhametli Aziz Hocamız, esasen aynı odakların hizmetkârı olan Siyonizm’in sol kolu sözde -laik Kemalist- güruhun, Hocamızın iktidarını yıpratmak için bunu bir fırsat bilip kullanacaklarını ve kıyameti koparacaklarını bildiği halde, bu tarikat ehli zevatı, Başbakanlık’ta iftara davet etmiş ve bu şeyh- hacı-hoca takımını onore etmişti.
Peki neden?
-Bir kere şunun altını çizmemiz gerekirdi. Erbakan Hocamız; sırf “Benim partimi desteklesinler, partimin oyları artsın, iktidarım perçinlensin” gibi düşünceler içerisinde asla olmamıştı, çünkü ancak ucuz ve uyuz ayaktakımı zerzevat böyle basit dünyalık hesaplar güderlerdi.
-Ki Sabahattin Önkibar bir süre önce; RTE ve A. GÜL partiyi böldüklerinde Hocamızın hüngür hüngür ağladığını ve: “Biz, bunların partiyi bölüp gittiklerine değil, bile bile ahiretlerini yıktıkları için ağlıyoruz” buyurduğunu aktarmıştı.
-İşte bu davetin bizce en önemli sebebi; bu sözde Kur’an ehlini, Siyonizm’in güdümünden çıkarmak, bunları ve bunların peşinden safça giden müridlerin de ebedi hayatlarını da kurtarmak amacıylaydı.
-Ve o güne kadar ülkeye, devlete ve dine yapılan sinsi tahribatları tersine çevirmek maksadıylaydı.
-Erbakan Hocamızın 11 aylık iktidarı döneminde, ve sonrasında bu ucuz ve uyuz takımı, Milli Görüş’ün iktidar nimetlerinden faydalanmak amacıyla, teslim olmuş gözükseler de, 28 Şubat sürecinin hemen sonrasında Mesut Yılmazcı ve ardında Tayyip Erdoğancı olduklarını zaten ilan etmişler ve hemen asıllarına rucû etmişlerdi.
Asıllarına rucû etmişlerdi demişken, Muhterem Ahmet Hocamızdan bir dörtlük yazmadan olmaz!
HER ŞEY ASLINA DÖNER!
Hayırda, Hak davada; sebat etmektir hüner
Ne yapılsa nafile, herkes aslına döner!
Hısımlar hasımlaştı, akraba akrepleşti
Din dava… Davultozu; dostlar AKP’leşti
Adalet paralelci, asalet kahpeleşti
Kıbleler farklılaştı, terse dönüyor teker
Toz boya tez dökülür, her şey aslına çeker!
Velhasıl;
Mushaf ehli, ısrarla Kur’an ehli olmak istemiyorsa… Ne diyelim!..
Bizden söylemesi…
[/b]
Ey, Akitçiler, Cübbeliler, YRPliler, MHPliler….
Şimdi ey AKİT’çiler, nakitçiler!.. Ey Cübbeliler, rütbeliler!.. Ey Beka ve bağımsızlık edebiyatıyla Erdoğan’ın bütün bu tahribatlarına kılıf uyduran Sn. Bahçeli ve MHP’liler!.. Ey Fatih Erbakan ve YRP’liler!.. Ey Hüda-Par’lı günü birlik söylem değiştirenler!.. Ey ilim ve irfan ehli geçinenler!.. Ve ey, “Bu AKP Erbakan’ın özel projesi, bu Erdoğan ise Hocanın danışıklı dövüş içindeki seçkin talebesi ve takipçisidir” zırvalarıyla ve Rahmetli Erbakan’dan intikam alırcasına Erdoğan’ın bütün talan ve tahribatlarına hikmet ve keramet uyduran Elaziz’ci sefihler!.. Ve ey bütün AKP’liler, Dindar Kahramanınızın bu kararlı, bu tutarlı ve bu duyarlı tavrından dolayı şeref duymalısınız!.. Ve hâlâ, gerçekte Türkiye’yi kimlerin yönlendirip yönettiğini anlamayacak mısınız?
Onurlu Biri Gelsin
“Ve hele Sn. R. T. Erdoğan’ın: “Siz önce AB’ye (Avrupa Birliğine) giriş için önümüzü açın, biz de (NATO için) İSVEÇ’in önünü açalım” teklifi, bunların Haçlı AB’ye girmek ve o ahlâksızlık kazanında eritilmek için, hangi kutsallarımızın pazarlık konusu yapıldığının ve Milli çıkarlarımızı nasıl rüşvet sunduklarının kahredici bir fotoğrafıydı. Yani İsveç (ve diğer AB ülkeleri) tarafından Kur’an-ı Kerimlerin yakılması ve PKK’ya arka çıkılması bunların umurunda bile olmamaktaydı. Yeter ki Haçlı ve ahlâksız AB bataklığına bunları katsınlardı!?”
Hani nerde adalet, nerededir kalkınma
Tükürdüğün yalarsın; ne utanma, sıkılma
AB’yi Kabe ettin, Allah yakar unutma
Devrilsin şu kof kütük, çıkalım rezaletten
Onurlu biri gelsin, gül derelim cennetten..
DÜNYA SİYONİZMİ ÇÖKÜŞ DÖNEMİNE GİRDİ
Dünyanın çıbanbaşı İsrail Siyonizmi ile Abd siyonizmi arasında büyük bir ayrışma ve kavga olduğu gerçeği bugün bir kez daha ortaya çıkmıştır ve İsrail’de hükümet aleyhine yürüyüşler meclis binasına kadar yoğunlaşmış durumdadır. Yani artık dünyanın tüm güç dengelerini elinde tutamayan siyonizm çareyi dünyayı kana bulayacak 3.Dünya savaşına doğru sürüklemeye buluyor. Başta İsveç, arkasından Ukrayna’yı NATO’ya alma girişimleri ve çabaları bunun en belirgin göstergesidir. Tabi tüm bunları yaparken de, Türkiye gibi ülkelerin yöneticilerini, kendi kararlarını uygulama noktasında da kullanmaktan ve kendilerine bağlayıp, mecbur ve mahkum etmekten de geri durmuyorlar. Çünkü tüm dünyaya şu şu ülkelerin başkanlarının yuları benim elimde mesajı vermenin en belirgin mesaj metodu budur..
Kur’an’a ve Sünnete dayanan yarı yolda kalmaz
Prf. Dr. Erbakan Hocamızın bir ömür uyarılarının, çözüm yollarının ve onun en sadık talebesi Üstad Ahmet Akgül Hocamızın uyarı ve tekliflerinin ciddiye alınmaması malesef ülkemize ve tüm insanlığa derin yaraların açılmasına sebep olmuş durumdadır. Diğer taraftan böylesine derin sorunların yaşanması Milli Çözümü bir kez daha en haklı ve hakikatli yol olduğunun tekrardan anlaşılmasına sebep olmuştur. İnşallah daha derin uçurumlara yuvarlanma dan Milli Çözüme inanan bir Cumhurbaşkanının görevi devralmasından başka çare zaten kalmamıştır.
Akp yi iş başında tutmak,siyonizmin ana vazifesidir. Prof.Dr.Necmettin Erbakan
“Her kim kendisine ‘dosdoğru yol’ apaçık belli olduktan (hidayet ve hakikati bilip tanıdıktan, Hakk ile Bâtıl’ın farkına ve şuuruna vardıktan) sonra, (dünyalık makam ve menfaat hırsıyla) Elçiye (Peygambere ve Hakk dava rehberine) muhalefet edip (haklı ve hayırlı hareketten ayrılırsa) ve mü’minlerin yolundan başka bir yola (Siyonist ve Haçlı İttifakına ve şeytani kurallarına) uyarsa, onu dönüp gittiği yanda (şerli ortam ve ortaklıkta) bırakırız (bu hıyanet ve hakaretinden dolayı tekrar Hakka ve hidayet yoluna dönmesine fırsat tanımayız ve hidayetini karartırız) ve (ahirette de) cehenneme sokarız. O ne kötü ve sürekli bir (zindan) karargâhıdır!” (Nisa: 115)
TÜRKİYENİN VE İNSANLIĞIN GÜNÜMÜZDEKİ EN BÜYÜK ŞANSI!..I
Ülkemiz,İslam Alemi ve insanlığın yaşadığı sorunları; gerçek sebeplerini,figüranlarını ve perde arkasında asıl yönlendiricilerini…En isabetli bir şekilde teşhis ve tespit eden…İlmi ,vicdani,insani ve İslami ölçülere uygun;doğru ve doyurucu,uygulanabilir çözüm önerileri ortaya koyan Milli Çözüm-Üstad Ahmet AKGÜL, ülkemiz ve insanlık açısından yaşanan buhranlardan kurtulabilmek için EN BÜYÜK ŞANSTIR!..
İlhamını değişmeyen doğrulardan alan!…Kesin ve güçlü bir iman,yüksek bir bilgelik ve içtihat kapasitesine…Özgün,olgun ve sağlam bir karaktere…Hidayet, feraset,dirayet ve üstün bir cesarete sahip bulunan…Doğuyu-batıyı iyi tanıyan ve insani ölçülerle meczederek;tüm insanlığın barış ve bereket içinde yaşayacakları “ADİL BİR DÜZEN ve YENİ BİR DÜNYA”ideallerini hayata hakim kılma idrakinin sahibi olan bu MİLLİ BİRİKİM’e sahip çıkmak,artık bir ZARURET halini almıştır!.
Dünya ve ahiret saadetimizin kaynağı Kur’an’ın emirlerini öncelemek..!
[u][b]İSRA SURESİ 82. AYET MAKALEMİZİN ÖZETİ ŞEKLİNDE:[/b][/u]
“Biz Kur’an’dan mü’minler için şifa ve rahmet (vesilesi) olan şeyleri (gerekli hüküm ve haberleri) indiriyoruz. Oysa O (Kur’an; sadece istismar için okuyan ama hükmünü uygulamayan) zalimlerin ise ancak zararını (hüsran ve hırçınlığını) artırır.” (İsrâ: 82)
Makale başlı başına ÜLTİMATOM diyebileceğimiz bir manifesto niteliğinde KUR’AN’I OKUMA ANLAMAK YAŞAMAK ÜZERİNE – KUR’AN’a DÖNMEMİZİ – KUR’AN’A UYMAMIZI -HATIRLATAN İKAZ DOLU bir yazı..
Makaledeki şu hatırlatma da akılları başa almaya vesile olabilecek ifadelerden bir başkası:
“…Biz, MUSHAF seviyesinde mi, KUR’AN meziyetinde mi, FURKAN marifetinde mi, DERMAN derecesinde mi, yoksa FERMAN fazilet ve mes’uliyetinde mi Kur’an’la irtibatlıyız? sorusunun doğru yanıtı, gerçek ayarımızı ortaya koyacaktır. Olgun ve sorumlu mü’min bunların hepsine sahip olandır. ( BU İFADELER MAKALEDE NE OLDUĞU ANLATILDIĞI İÇİN UZATMAMAK ADINA BURADA TEKRARLAMADIM)
Muhterem Ahmet Hocamızın kalemine yüreğine sağlık… Doğru düşünmemizi doğru anlamamızı doğru yaşamamızı doğru anlatmamızı sağlayacak muhteşem bir makale kaleme alınmış… İşin özü ; Haktan yana olmak Hakça ve insanca bir yaşam sürmek için Milli Çözüm’e kulak kabartılmalı… Çünkü Milli Çözüm harici hareketler dernekler vakıflar sivil toplum kuruluşları vb. lerinde şu haksızlık ahlaksızlık düzeni Kapitalizm yıkılsın yerine Hakka ve adalete dayalı bir düzen kurulsun gayesi – amacı – dirayeti güden ikinci bir topluluk malesef yok… İyi ki varsın Milli Çözüm… Var olduğu için başımıza taş yağmıyor desek yeridir… Böyle bir ekip hareket olmasa başımıza taş yağmaması için hiçbir sebeb yok malesef..
Milli Çözüm ve Üstad Ahmet AKGÜL’ün takipçisi olmak hem dünyevi hem uhrevi yanlışa zararlıya kötüye zulme taraf olmamakta , HAKKTAN YANA TAVIR ve yaşam sergilemeye lütfolunmaktadır.
Milli Çözüm ve Şahsi Manevisi Üstad Ahmet AKGÜL Hocamız; Kur’an’ı – Sünneti – Aziz Erbakan Hocamızın öğretilerini öğütlerini Kendisine Rehber ettiği ve Asrımızda Kur’an’ın tercümanı olmasıyla ; İslamcılık rolüyle ve din ve devlet istismarı ile din tahribatı yapanı yani SÜFYANI ve MARAZLILARI – ÇİFTE STANDARTÇILARI tanıması ve icraatlarını doğru okuması isabet tutturmasıyla sonuç bulmakta…
Bir insan bu Haçlı Zihniyetine – Irkçı Emperyalistlere – Siyonizme, neden bu kadar bağlı ve isteklerini yerine getirmede gayret ve çaba gösterir diye sorsak kendimize, cevap olarak şu sonuca varıyoruz: Ya o kişi onların dini üzeredir ya da hayatında işlediği olmadık zaafları vardır bu şer güçler kirli zihniyettekiler o zaaflarının ortaya çıkmasından korkan kişiyi tehditleriyle planlarını programlarını uygulatıyor sonucuna varıyoruz… İnsana bu kadar da olmaz dedirten onca icraatlara imza attırıyorlar ki ….Ve ülke insanımızın da Kur’an’dan Allah’tan öz değerlerimizden de nasıl profesyonelce uzaklaştırıldığımızı da görüyoruz çünkü bunca tahribat ve yanlışlara sessiz kalmakta yetmez destek vermekte… Heyhatt…
Buradan şu tehlikeyi de kendimize ders çıkarmamız da büyük yarar olduğunu tekraren anlıyoruz ki; samimiyetimizi teslimiyetimizi gayretimizi HAKKA değil de BATILDAN YANA kullanır isek yani üzüm iken şarab olmayı tercih edersek hepimizin geleceği nokta hidayet kararması olacaktır.
Milli Çözüm’den yana tavır ve yaşam sergileyenler , Allah’ın dilemesiyle , her daim doğrudan – iyiden – faydalıdan – güzelden ve adil olandan yana tercihte ve icraatta bulunmakta olduğunu; Milli Çözüm’ü takip etmeyen söylediklerini yazdıklarını tercih etmeyenler ise kötüden – zararlıdan – çirkinden – yanlıştan ve zulümden yana tercih ve yaşam sürmekten kendilerini alıkoyamayanlar sınıfında yer almaktan kaçamamaktadırlar… Bu hakikat her geçen gün tescillenmektedir…
Kıymet bilenlerden olabilmek duası ve temennisiyle…Milli Çözüm’e ve Hassaten Üstad Ahmet AKGÜL hocama Şükranlarımı minnettarlığımı arzederim …
Bu makaleyi(Milli Çözüm’ü) okumadan sorumluklarını kuşanmadan şeytanın şaheseri Siyonizm’in ve işbirlikçilerinin elinde oyuncak olmaktan kurtulamazsın!
Bu makaleyi (Milli Çözüm’ü) okumadan sorumluklarını kuşanmadan şeytanın şaheseri Siyonizm’in ve işbirlikçilerinin elinde oyuncak olmaktan kurtulamazsın!
Bu gerçeği anlamak için yukarıdaki makaleyi okumak yetecektir.
Milli Çözüm’ün, Kur’an-ı Kerim’in sarih (açık ve net) ayetlerini ve Peygamber Efendimizin sahih (doğru) hadislerini esas alarak olayları değerlendirmesi her zaman kendisini haklı çıkarmaktadır.
Aynı zamanda Milli Çözüm, günümüze ışık tutacak tarihi tecrübe ve birikimleri de sayısız tarihi bilginin arasından bulup çıkarmakta ve panzehir niteliğinde olan bu bilgileri insanımızın hizmetine sunmaktadır. Tam bağımsız bir nitelik ve bilgelik ve yoğun bir gayretle yapmış olduğu çalışmaları hiçbir güç odağından korkmadan, cesaretle insanımızın hizmetine sunmaktadır. Haliyle onların atom bombalarından daha tesirli bir etki meydana getirmektedir Allah’ın izniyle.
Kur’an ve Sünneti esas ölçü almadan, sadece kendi kurgu ve kuruntularla Milli Çözüm önerilerine karşı çıkanlar, rastgele yorum yapanlar ise her seferinde Milli Çözüm’ün karşında yanılmakta, sonunda iflas etmekte, rezili rüsva olmakla kalmayıp; bu şekilde hatta ve yanılmaları ve başkalarını yanıltma ağır vebali sonucunda “iyi ile kötüyü, doğruyla yanlışı, adaletle zulmü, faydalıyla zararlıyı” birbirinden ayırt edemez hale gelmektedirler.
Döneklerin halı…
İtikadi ve en tehlikeli münafık; Kur’an’ın lafzını okuyup, ahlâkını ve ahkâmını lüzumsuz sayandır:
Ve hele, Hakk ve hayır yolunu bulup bildikten sonra, bâtıla kayanlar ve Batıya uşaklık yapanlar, en tehlikeli siyasi münafıklardır!
En aşırı “Erbakancı” takınan ve Aziz Hocamızı AKP iktidarının ve Erdoğan’ın bütün tahribat ve talanlarına ortak yapmaktan sakınmayan NİFAK TAKIMI, nedense Kur’an meal ve manasından özellikle Milli Çözüm’ün, 40 yıllık bir ilmi gayret, özel marifet ve mes’uliyetle hazırladığı meal ve mesajdan oldukça rahatsızlardır.
Fussilet Suresi 26. ayeti bu nasipsiz ve edepsiz kimseleri haber buyurmaktadır:
“Kâfirler (müşrikler ve münafık kesimler) birbirlerine: ‘Bu Kur’an’ı dinlemeyin ve Ona (karşı; ayetleri okunurken ve açıklanırken) yaygaralar koparın. (Siz Allah’ın emirlerini Kur’an’dan öğrenmeye çalışmayın; Onu en iyi anlayıp açıkladıkları sanılan bel’am kılıklı Siyonist kuklalarına ve başka kitap ve yayınlara kulak kabartın.) Umulur ki, böylece (belki) üstün gelirsiniz’ (diyerek aldatmışlardı).” (Fussilet: 26)
Çünkü Kur’an’ın manası ve mesajı bu tıynetsiz tiplerin, akılsızlığını ve ahlâksızlığını ortaya koymaktadır. Kendi kof kafalarında kurguladıkları, nefsani ve şeytani kuruntularını “Erbakan’ın buyrukları” gibi sunmaktan sakınmayan… Her konuda ve defalarca yanıldıkları halde hâlâ utanmayan ve yeni hezeyanlar uyduran bu insanlar, yanlarında ve yuvalarında asla Kur’an Meali bulundurmazlar, Kur’an’a başvurma ihtiyacı duymazlar, çünkü nefislerini ilahlaştırmış bir SÜFYAN takımıdırlar.
Şimdi ey AKİT’çiler, nakitçiler!.. Ey Cübbeliler, rütbeliler!.. Ey Beka ve bağımsızlık edebiyatıyla Erdoğan’ın bütün bu tahribatlarına kılıf uyduran Sn. Bahçeli ve MHP’liler!.. Ey Fatih Erbakan ve YRP’liler!.. Ey Hüda-Par’lı günü birlik söylem değiştirenler!.. Ey ilim ve irfan ehli geçinenler!.. Ve ey, “Bu AKP Erbakan’ın özel projesi, bu Erdoğan ise Hocanın danışıklı dövüş içindeki seçkin talebesi ve takipçisidir” zırvalarıyla ve Rahmetli Erbakan’dan intikam alırcasına Erdoğan’ın bütün talan ve tahribatlarına hikmet ve keramet uyduran Elaziz’ci sefihler!.. Ve ey bütün AKP’liler, Dindar Kahramanınızın bu kararlı, bu tutarlı ve bu duyarlı tavrından dolayı şeref duymalısınız!.. Ve hâlâ, gerçekte Türkiye’yi kimlerin yönlendirip yönettiğini anlamayacak mısınız?
Yaşa Hocam Bir Sen Varsın
Yaşayın hocam bir siz varsınız zaten. Tek kişilik ordu misali… Allah razı olsun
HAKK DAVADAN DÖNEKLİK EDENLERİN ÖZLERİ NE Kİ SÖZLERİ NE OLSUN!?
Dönekler;
Dünyalık makam ve menfaat hatırına, Hakk davadan yüz çevirip dönekleşen, kendilerini mazur ve makul göstermek üzere de hâlâ yalan söyleyen hep kararsız, tutarsız ve huzursuz kimselerdir.
Dönekler;
Zalim ve bâtıl düzenlerin kurum ve kurallarıyla muhakeme olunmak yani şeytan fikirli Yahudi ve Hristiyanların hükmü altında yaşamak istemektedirler!
Döneklere;
Milli Çözüm tarafından yapılan [i][b]”Temelsiz ve geçersiz yorumları bırakın, Allah’ın indirdiği Kur’an’ın açık ve kesin hükümlerine ve Resulün bildirdiklerine ve sünnetine gelin bunları ölçü edinelim”[/b][/i] çağrıları karşısında, o dönek münafıkların süratle uzaklaşıp kaçtıkları ve Kur’an’ın hükümlerinden kaytardıkları görülmektedir.
Kur’an’ın manası ve mesajı bu tıynetsiz dönek tiplerin, akılsızlığını ve ahlâksızlığını ortaya koyduğu için; yanlarında ve yuvalarında asla Kur’an Meali bulundurmazlar, Kur’an’a başvurma ihtiyacı duymazlar, çünkü nefislerini ilahlaştırmış bir SÜFYAN takımıdırlar.
En aşırı “Erbakancı” takınan ve Aziz Hocamızı AKP iktidarının ve Erdoğan’ın bütün tahribat ve talanlarına ortak yapmaktan sakınmayan NİFAK TAKIMI, nedense Kur’an meal ve manasından özellikle Milli Çözüm’ün, 40 yıllık bir ilmi gayret, özel marifet ve mes’uliyetle hazırladığı meal ve mesajdan oldukça rahatsızlardır.
TÜRKİYE’NİN ÖZÜNE VE MİLLİ ÇÖZÜME DÖNMESİ GEREKİYOR!
Haçlı Batı’nın ve onları güden Siyonist odakların kuyruğuna takılıp AB uyum yasaları diye ailevi ve ahlâki yapımızı tahrip eden, ülkemizi borç batağına saplatıp rehin konumuna getiren Erdoğan iktidarıyla bu kutlu değişimlerin asla yaşanamayacağı ise artık herkesçe biliniyordu.
SÜFYANI TANI
Dindarlık rolüyle, kindarlık yapan
Hak davadan kopup, nifaka sapan
İktidar ihtiras, ikbale tapan
İslam’ın Deccali, hain Süfyan’dır…
Kim ki Hak’tan sapıp, Bâtıla kaymış
Dine darbe vurup, davadan caymış
Hıyaneti “özel, marifet” saymış
Manen iflas etmiş, büyük ziyandır…
Nefsin yularını, başıboş salmış
Hoca’dan ayrılıp, Haçlı’ya kalmış
İş birlikçi gafil, çirkefe dalmış
O lağıma düşmüş, sanır Seyhan’dır…
Ey Süfyan’a bağlı, sakallı Hüsnü
Bak diline vurmuş, gözünün kösnü
Üzmez mi Âlem-i, İslam’ın hüznü
Katledilen masum, sabi sübyandır…
Hidayet kararmış, süsler sözünü
Makama çıkara, dikmiş gözünü
Korkmaz; tahrip eder, Dinin özünü
Faiz fuhuş kumar, Hakka isyandır…
Allah mühlet vermiş, keramet sanır
Mel’anet işliyor, marifet sanır
Ne adalet ne de, merhamet tanır
Gafletten çok öte, derin nisyandır…
Hiç böyle gider mi, Deccal-i devran
Yetiştir ya Rabbi, Kur’ani derman
Zalimler zanneder, devşirdik harman
Hıyanetin sonu, elbet hüsrandır…
Kendin çevresinin, dolmuş kasası
Sefillik rezillik, ülkem tasası
Millete dayatır, Haçlı yasası
Adil Düzen kurmaz, hâzâ tuğyandır…
Çalışmaz olacak, kâfir silahı
Yıkılır İsrail, olmaz ıslahı
İnkılap yakındır, va’di İlahi
Sonun ayak sesi, güm güm sofyandır…
Dinini dinara, satan utanmaz
Helale haramı, katan utanmaz
Tutarsız; her yola, yatan utanmaz
Sıfatın nankörlük, halin küfrandır…
Her aklı yatmayan, çocuk aldanır
Elmasları verir, kaydırak alır
Zanneder yaptığım, yanıma kalır
Şimdi sultan amma, yarın üryandır…
Hiç bitmez sandığın, beş on seneler
Çabuk geçer; ölüm, bağlar çeneler
Emer kanın etin, kurtlar keneler
Saltanat geçici, sonu giryandır…
Tüm sırlı perdeler, kalkar aradan
Herkes ayıracak, akı karadan
İntikam alacak, Yüce Yaradan
Şu acı kustuğun, senin safrandır…
Allah’ın va’adi hak’tır!
Mâide 52
(Bu İlahi ikazlarımıza rağmen) Kalbinde maraz bulunan (şuursuz Müslüman)ları görürsün ki, hâlâ (Yahudi ve Hristiyanlarla ve onlara ait bâtıl kural ve kurumlarla dostluk hususunda) onların arasına koşuşturup yarışırlar (kâfirlere yaranmaya çalışırlar ve bu münafıklıklarına bahane olarak da); “aleyhimize gelişen ve değişen zaman içinde, başımıza bir felaket gelmesinden (ve Müslümanların mağlup olmasından) korkuyoruz. (Bari hiç değilse, Yahudi ve Hristiyanların yardımını kaçırmayalım, diye düşünüyoruz)” diyerek (sahte mazeretlere sığınırlar). Fakat pek yakında Allah (Müslümanlara) umulmadık bir zaferi veya Kendi katından mutlu bir emri (ve haberi) gönderecek de (o münafıklar) kendi içlerinde gizledikleri (şeytani heves ve hesaplarına) bin pişman (ve perişan) olacaklardır.