Tehlikeli Senaryolar:
BAŞKANLIK YARIŞI VE SONRASI!
Kılıçdaroğlu uyarmıştı: Deepfake videosu tehlikeyi ortaya çıkardı.
Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medyadan yaptığı paylaşımla uyarmıştı. Kılıçdaroğlu’nun bahsettiği “deepfake video örnekleri” hayrete yol açmıştı.
CHP Genel Başkanı ve Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu, seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Başkanı Fahrettin Altun ve ekibine uyarılar yapmıştı. Kılıçdaroğlu, “dark web dünyasıyla anlaşmaya çalıştığını iddia ettiği Altun ve ekibini, yabancı istihbaratın eline düşebilecekleri konusunda” uyarmıştı. Ancak bu uyarı sonrası üst düzey bir CHP’li, gazeteci Murat Yetkin’e; “Siber seçim müdahaleleriyle ilgili önemli istihbaratları olduğunu” açıklamıştı.
Erdoğan’ın, İletişim Başkanlığı üzerinden Kılıçdaroğlu’nu yıpratmaya çalıştığı vurgulanmıştı!
Yetkin’in açıklamasında; “Gelen istihbarat bilgilerine göre Cumhurbaşkanı Erdoğan, İletişim Başkanlığı üzerinden Kılıçdaroğlu’nun seçim kampanyasını yıpratmak amacıyla deepfake ve Cambridge Analytica benzeri sistemleri birlikte kullanarak sahte video ve ses kayıtları üretmek için düğmeye bastığı” hatırlatılmıştı. Kılıçdaroğlu’nun bahsettiği, Fahrettin Altun’un anlaştığı iddia edilen deepfake videolarındaki Erdoğan ve Kılıçdaroğlu’nun örnekleri ise hayret uyandırıcıydı.
Kılıçdaroğlu, seçimlerin son 10 gününde yaptığı son uyarıda ise, “Cambridge Analytica’cılık oynamak sizin kapasitenizi aşar çocuklar” ifadelerini kullanarak İletişim Başkanlığına çağrıda bulunmuşlardı. Seçimler yaklaştıkça gerginlikler de artarken, siber seçim müdahaleleri ve sahte haberlerin önüne geçmek için alınacak önlemler büyük önem taşımaktaydı.
Peki “DEEPFAKE” ne olmaktaydı?
Deepfake, orijinal video görüntülerinin; yapay zekâ sistemlerinden yararlanarak, gerçeği ile ayırt edilemeyen sahte videoların oluşturulmasını mümkün kılan bir teknoloji sahtekârlığıydı. Son günlerde sıklıkla gündeme gelen bu teknoloji, konuşan kişinin ses ve yüz ifadelerini kullanarak, herhangi bir videodaki konuşmanın değiştirilmesine olanak sunmaktaydı. Böylece, gerçeği ile ayırt edilemeyen sahte videolar üretmek ve toplumu yanlış etkilemek imkânı doğmaktaydı.
Deepfake teknolojisi, sinema ve televizyon sektöründe kullanıldığında hatalı diyalogların düzeltilmesine yardımcı olabilecek olsa da, kötü niyetli kişiler tarafından kullanıldığında çok önemli ve tehlikeli riskler taşımaktaydı. Özellikle siyasi amaçlarla veya siber saldırılar için kullanılması durumunda; toplumun düşüncelerini yönlendirmek, manipüle etmek ve bazı kişileri kötüleyip gözden düşürmek mümkün olmaktaydı. Bu nedenle deepfake teknolojisi, giderek artan bir şekilde endişe oluşturan bir konu halini almıştı.
Kılıçdaroğlu’nun: “Seçimde galip geldiğimizde kimse sokağa çıkmasın!” uyarısı.
Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu, seçim gecesi yaşanabilecek provokasyonlara karşı halkı uyarmıştı. Kılıçdaroğlu, “Seçimde galip geldiğimizde kimse kutlama yapmasın, sokağa çıkmasın, evinde otursun. Sevinç gösterilerinde taşkınlık yapılabilir, eli silahlı unsurlar ortaya çıkabilir. Buna izin vermeyecek ortamı yaratmak zorundayız” ifadesini kullanmıştı.
Kılıçdaroğlu KRT TV yayınında şu açıklamalarda bulunmuşlardı!
– Bu (kışkırtıcı) dilin hiçbir yararı yok. Asgari ücreti yeteri kadar arttırmayın diyen dış güçler mi? Her ülke rekabet içindedir. Birden fazla dolar kuru çıktı. Ekonomiyi yönetemiyorlar. Bir yönetim kendi beceriksizliğini başka bir organa atmaya başlarsa artık yönetemiyor demektir. Bunun da sorgulanması lazım. Millet soğan alamıyor, dış güçler mi yaptı? Başarısız olunca “dış güçler”, millet yemiyor artık.
– (Dark web iddiaları)na gelince; benim bir konuşmamı veya bir görüntümü alarak bir şekliyle karalamak istiyorlar. Bu bilgi geldiğinde araştırdık, evet bu bilgi doğru. Yurt dışında hackerlar ile anlaşıldığı, onlara Bitcoin ile ödeme yapıldığı bilgisini aldık!..
– Seçimi kaybediyorlar, panik içindeler, çamura yatıyorlar.
– (En pis işlere girişilecek açıklaması) Namuslu bürokratlar var. O namuslu bürokratlar da bu seçimin sağlıklı ortamda yapılmasını istiyorlar.
– (Süleyman Soylu’nun “ses kaydı” ve casusluk iddiaları) Açıklasın ses kaydını. Ünal (Çeviköz) Bey’in konuyla ilgisi yok. Mutabakat metnini İngilizceye çevirdik. Gizli saklı bir şey yapmıyoruz ki. Biz AB Büyükelçileri ile bir araya geliriz, sorularına cevap veririz. Dış Politika Danışma Kurulumuz var. Türkiye’nin dış politikasını tartışırız. Bunlar CHP’yi bilmiyorlar, kendileri gibi biliyorlar. Her şeyden önce kendi ülkemizin çıkarlarını düşünürüz. Ünal Bey yetkin bir insan.
– Bu seçim ilk turda bitecek. Dipten bir talep geliyor. Sen milleti soğana muhtaç hale getirdin. Gençlerin bu işi ikinci tura bırakmaması lazım.
– Bizim kazanmamızı darbe olarak tanımlamak, demokrasiye ve milli iradeye inanmamak demektir. Seçim tarihini belirleyen, Meclis’i fesheden sensin, şimdi “Ben çıkmazsam darbedir” demektesin! Demokrasiye inançsızlığın sonucu bu. Devleti tek kişinin yönettiğinin örneği. Bu anlayış diktatörlerin anlayışıdır. TRT’ye, YSK’ya, Anadolu Ajansı’na güvenmiyorum. Kendi göbeğimizi kendimiz kesmek zorundayız.
– Seçimde galip geldiğimizde kimse kutlama yapmasın, sokağa çıkmasın, evinde otursun. Sevinç gösterilerinde taşkınlık yapılabilir, eli silahlı unsurlar ortaya çıkabilir. Buna izin vermeyecek ortamı yaratmak zorundayız.
Can Ataklı’nın Youtube Kanalı Konuşması Enteresandı! (08 Mayıs 2023)
Bakın size iki büyük skandalı anlatacağım:
Bir: Paşaları alıp Tank Palet Fabrikasına götürmüşlerdi. Tayyip Erdoğan konuşurken yine “Bay Kemal, o var ya…” filan dediğinde, o askerler “Bravo Sayın Cumhurbaşkanı” diye alkışlayıvermişlerdi. Kemal Kılıçdaroğlu ise buna çok sert bir tepki göstermişti. Hulusi Akar komutanları çağırıyor ve bir konuşma yapıp: “Bu Kılıçdaroğlu’na dava açacaksınız!” diyor. Komutanlar “Neden?” diye soruyorlar. Akar, “Çünkü size hakaret etti. Bunun altında kalamazsınız.” Komutanlar Akar’a: “Efendim tamam, biz de konuşmayı dinledik. Sizin ve Cumhurbaşkanı’nın bu konudaki sözleri Kemal Kılıçdaroğlu’nun aleyhine. Biz Kılıçdaroğlu’nun da konuşmasını inceledik, dava açılacak bir durum yok” diyorlar. Onun üzerine Hulusi Akar çok öfkeli olarak, “O zaman sonucuna katlanırsınız ve bedelini ödersiniz!” diyor. Öyle mi diyorlar, “Ne yapalım, biz de bedelini öderiz!” deyip dört kuvvet komutanı istifa ediyorlar. Akar şaşırıyor ve Erdoğan araya giriyor, durumu yatıştırıyor ve istifalar şimdilik durmuş durumda. Bu birinci olay.
İki: Yine bir toplantıda Hulusi Akar paşalara diyor ki; “Seçimle ilgili ne düşünüyorsunuz?” (Hulusi Akar bunu; yani biz kaybedersek ve sokak karışırsa tavrınız ne olur anlamında soruyor.) Komutanlar öylece bakıyorlar. Ve diyorlar ki; “Sonuçta biz de bir vatandaş gibi gidip oyumuzu atacağız ve milli irade ne derse ona uyarız!” Ona diyorlar ki; “Sonuç nasıl çıkarsa çıksın, biz ona uyarız!” Yani demek istiyorlar ki; “Kaybettiğinizde bize güvenme, biz bu işte yokuz!” (Yani; “Bize güvenip SADAT’çıları, IŞİD’cileri, Trolleri sokağa salmayın… Eğer Milli irade sizi seçerse orada dururum, yok eğer muhalefeti seçerse onun yanında olurum ve güvenliği alırım” diyor.) Hulusi Akar’ın morali bozuluyor. İşte ondan sonraki mitinglerde Erdoğan’ın konuşmalarını yumuşatmaya başlaması bundan dolayıdır.
Biz bütün bunlara inanmak istemiyorduk. Ancak farklı kesimlerdeki kuşkulara, korkulara ve kurgulara dikkat çekmeye çalışıyorduk!
Genelkurmay Başkanı neden ve nasıl etkisizleştirilmeye çalışılmıştı?
Son dönemde çıkarılan bazı kanunlarla, ülkemiz Ordusunun üst yönetimine yönelik bazı köklü değişiklikler yapılmıştı. Bu çerçevede Silahlı Kuvvetlerin üst yönetimi, Milli Savunma Bakanlığına (MSB) bağlanmıştı. İlke olarak buna itirazım yoktur. Çünkü demokratik ülkelerde Silahlı Kuvvetler kural olarak Savunma Bakanlıklarına bağlı olurlar ve Ordu üst yönetimlerinin siyasi ve idari açıdan ilk muhatapları ve amirleri Savunma Bakanlarıdır. Bakanın üstünde de siyasi ve idari açıdan -ülke sistemine göre- Başbakan ve/veya Cumhurbaşkanı/Devlet Başkanı bulunmaktadır. Ancak son dönemde ülkemizde bu konuda yapılan değişikliklerde önemli bir sorun vardır.
Yapılan kanun değişikliklerindeki en büyük sorun, Genelkurmay Başkanı’nın Ordu üst yönetiminde ve emir-komuta zincirinde tamamen devreden çıkarılıp etkisiz konuma getirilmeye çalışılmasıdır! Genelkurmay Başkanı’nın Ordu üst yönetimindeki konumuna ise Milli Savunma Bakanı’nın yerleşmiş olmasıdır. Kuvvet komutanlıklarının ayrı ayrı ve doğrudan MSB’ye bağlanması ve Genelkurmay Başkanı’nın Kuvvet Komutanlıklarına emir ve talimat verme yetkisinin fiilen ortadan kaldırılması bunun en açık kanıtıdır. (Yani TSK, gündelik siyasetin bir aracı konumuna taşınmaktadır!)
Peki, Genelkurmay Başkanı fiilen Ordu üst yönetiminde nasıl etkisiz konuma taşınmıştır?
Kanun değişikliğiyle Genelkurmay Başkanı’nın -sınırlı bir konumu bulunan Genelkurmay Karargâhı dışındaki- Kuvvet Komutanları dahil, Silahlı Kuvvetlerin diğer tüm birimlerine disiplin soruşturması açma yetkisi bu yeni kanunla açıkça kaldırılmıştı. Genelkurmay seviyesindeki Disiplin Kurulları devreden çıkarılarak, Kuvvet Komutanlıklarının Disiplin Kurullarının verdiği kararların direkt üst denetim birimi olarak MSB Disiplin Kurulu yetkili kılınmıştı.
Askeri hiyerarşi nasıl ve niçin hiçe sayılmıştı?
İdari hiyerarşide ve özellikle askeri hiyerarşide bir üst komutan astlarına disiplin soruşturması açma yetkilerine sahip bulunmuyorsa, yani verdiği emir ve talimatları yerine getirmeyen astlarına karşı hiçbir hukuksal ve idari denetim ve hesap sorma yetkisi kullanamıyorsa, o komutanın astları üzerinde hiçbir otoritesi kalmazdı. Astları o komutanı kaale almazdı. Artık o, gerçek bir komutan değil sadece sembolik bir komutan sayılırdı. Hele bu otorite zayıflatma operasyonu doğrudan Ordu’nun en üst konumundaki Genelkurmay Başkanı’na karşı yapılırsa, tepeden tırnağa tüm ordu yönetiminde çok ciddi bir yönetim zafiyeti ortaya çıkardı. Yani artık konu kişiler meselesi olmayı aşar, sistem ve prensipler meselesi halini alırdı.
Anlaşılan o ki yapılmaya çalışılan, mevcut Milli Savunma Bakanı’nı, Genelkurmay Başkanı’nın konumunu da üstlenen bir yetkiye kavuşturmaktır. Böylece mevcut Genelkurmay Başkanı’nı fiilen devreden çıkararak, Savunma Bakanı Kuvvet Komutanlarının direkt amiri konumuna taşınacak, Ordu’nun sadece siyasi ve idari yönden değil, askeri yönden de doğrudan MSB’ye bağlanması sağlanacaktır!
Mevcut MSB’nin siyasi ve idari yönü yanında ayrıca bir de askeri açıdan Ordu’nun en üst komutanı yapılması amaçlanmıştır. Bunun için de Genelkurmay Başkanı’nın devreden çıkarılması uygun sayılmıştır. Gerekçesi ne olursa olsun, bu çok yanlış bir uygulamadır.
Ülke savunmasının en üst düzeyde dizaynı gibi bu tür yaşamsal konularda sistemde bir revizyon gerekiyorsa (ki gerekebilir) bunun belli bir kişiye endeksli olması çok yanlıştır. Kalıcı olan kişiler değil sistemler olmalıdır. Bu konularda önemli olan sistemi iyi kurmaktır.
Oysa burada doğru olan, Kuvvet Komutanlıklarını ilk elden direkt olarak önce Genelkurmay Başkanı’na bağlamak ve onun fiili komuta ve denetim ağına katmaktır. Yani askeri açıdan Ordu yönetiminde en üst konumda hiyerarşik amir ve disiplin amiri olarak Genelkurmay Başkanı’nın olması lazımdır. Elbette Genelkurmay Başkanı’nın ise idari ve siyasi açıdan MSB’ye tâbi olması doğaldır. Çünkü MSB’nin askeri bir üst makam değil, Cumhurbaşkanı adına salt idari ve siyasi denetim makamı olarak konumlanması uygun olandır.
Evet, Kuvvet Komutanlarının Genelkurmay Başkanı’nı atlayıp askeri hiyerarşi yönünden doğrudan MSB ile muhatap olmasıyla askeri insicamı bozan çok hatalı bir tercih yapılmıştır. Bu arada hayret, Anayasa Mahkemesi duruma vaziyet fırsatını nasıl kaçırmıştır? Çünkü yukarıda bahsettiğim ve Genelkurmay Başkanı’nın Kuvvet Komutanları dahil Silahlı Kuvvetlerin diğer birimlerine disiplin soruşturması açma yetkisini kaldıran kanun hükmü, 24 Mart 2023’te Anayasa Mahkemesi (AYM) önüne taşınmıştır. Ve maalesef AYM 6’ya karşı 9 oyla bu kanun hükmünü Anayasa’ya aykırı bulmamıştır!? (AYM, K.2022/160, RG.24.3.2023)
Oysa Anayasa çok açık biçimde Genelkurmay Başkanı’nı Silahlı Kuvvetlerin en üst “Komutanı” olarak belirlemiş ve üstelik savaş halinde Başkomutanlık görevini (Cumhurbaşkanlığı namına) üstlenmesini öngörmüş (m.117) bulunmaktadır. Üstelik aynı hüküm 2017 Anayasa değişikliğinde de aynen korunmuş ve yerini almıştır. Ayrıca Anayasa’da, MSB hiçbir şekilde bu konularda muhatap alınmamıştır.
O halde Anayasa’nın bizzat “Komutan” vasfı ve “Başkomutan” görevi tanıdığı bir makamı kanunla bu şekilde etkisiz ve sembolik hale sokmak bence Anayasa’ya açıkça aykırıdır. Keşke AYM’nin bazı üyeleri en azından gündelik siyasi boyutu olmayan ve ülkenin yüksek menfaatlerini ilgilendiren bu tür konularda bari “Aman yukarılar ne der!” kaygıları taşımadan ve bağımsız yargıç gibi davransalardı… Kim bilir, bir siyasi değişim olursa belki de yaklaşan seçimler en azından bazı AYM üyelerinin “zincirlerinden sıyrılarak” bundan böyle gerçekten bağımsız yargıçlar gibi hareket edebilmelerine vesile olacaktır![1]
Tayyip Demokrasisi ve “İleri Monarşi” Ayakta Kalacak mı?
“Dört tarafı denizlerle ve on dört tarafı düşmanlarla çevrili ülkemizde her başa geçen kendini monark, yönetim şeklini de monarşi zannediyor. Monarklaşanlara karşı halkın özgürlüğünü savunan ya da öyle lanse edilen yirmi yıllık iktidar, geçmişte örneği mevcut olan monarklara dönmekle kalmamış, kendi oligarklarını da yaratmıştır. İktidarın oligarkları, neredeyse Rus oligarklarını geçmiş durumdadır. Oligarklar sabah akşam ekranlarda ‘Padişahım çok yaşa’ ritüellerini aksatmazken, halka da ‘yort savul’ dipçiği indirmekten geri kalmamaktadır. Kraldan çok kralcılar öyle beslenmişler ki iktidar tarafından, monarkın ve monarşinin vazgeçilmez güzelliklerinden bahsetmeye başlamışlardır. Ülke hızla mutlak monarşiye giderken ‘bizden olmayanlara ölüm’ nidaları atılmaktadır. Evet ille de halk kendilerinin yandaş ve demokrat kölesi olacaktır. İktidarın kendi oligarkları beslenip semirirken, yani akla gelebilecek her türlü imkâna kavuşturulurken, halk soğan ve patatese ulaşamamanın zorluğunu bile konuşamayacaktır. İktidar, ülkenin zenginliğini bir grup kendi yandaşlarına aktarırken, halk kesimlerinin isyanını ‘yol ve köprü’yle bastırmaya çalışmaktadır. Halkın özgürlüğü için yirmi yıllık monarşinin, pardon iktidarın bitmesi şarttır. Bir grup ‘Başkanım çok yaşa’cıyı ultra zengin yapıp geniş halk kesimlerini soğan ve patatesin lafını edecek kadar fakirleştirerek yaşam alanını daraltmak, halkın özgürlüğünü elinden almaktır. Halkın özgürlüğü monark ve oligarkların ortadan kaldırılmasına bağlıdır. Birilerinin sürekli karnı şişiyorsa halk özgür değil, köle konumundadır. Aç bırakılmış hiçbir insan özgür olduğunu iddia edemez. Özgür olmayan halka ‘indirim yalanı’ sadece serap gelir. İndirim değil ekonomik özgürlük istiyor halk.
Monarşilerde, devletin vatandaşını insanca yaşatması ikinci plandadır. Birinci planda yönetme ve hükmetme vardır. Daha doğrusu baskı altında tutmak birinci amaçtır. Vatandaş nefes almasın ki düşünecek zamanı olmasın, yönetime biat etsin, ‘Başkanım çok yaşa’ desin, oligarkların ‘yort savul’larına ses etmesin, üç kuruşluk ekmeği için didinsin, öyle hak, hukuk, adalet deyip durmasın. Yandaşlara şirket kuracak kadar tonlarca para, vatandaşa üç kuruşluk indirim ve zam!.. Hak hukuk nerede, adalet nerede!? Sosyal devletin sosyalliği sadece seçim dönemlerinde geçerli sanki. Bir ay doğalgaz ücretsiz olacakmış… Çünkü yeniden iktidar olurlarsa, hepsini geri alacak ve acısını milletten çıkaracaklarmış.”[2]
İçeride Bunlar Olurken Dışarıda da İşler İyice Karışmıştı!
İktidar kanadı, seçim heyecanı ile bilinen bazı gerçekleri gündemden düşürmeyi amaçlıyordu. Söz gelimi yıllar önce ABD tarafından ilan edilen Büyük Ortadoğu Projesi’nin, bölge ülkelerini parçalayarak yeni devletçikler kurulmasını hedeflediği çeşitli kaynaklardan dile getirilmesine rağmen, bu projenin eş başkanı olmak marifetmiş gibi takdim ediliyordu. Daha sonraları söz konusu “eş başkanlık” gündem dışında tutulmaya çalışılıyordu. Özellikle bazı Müslüman ülkelerin yöneticileri birtakım projeler konusunda ikna edilmiş olsalar da, söz konusu projelerin Müslüman halklar arasında tepki çekmesi sebebiyle dile getirilmiyordu. Ancak bu durum, İslam dünyasını küçük küçük parçalara ayırmayı hedefleyen birtakım projelerin iptal edildiği anlamına gelmiyordu.
Kaldı ki, artık ABD’nin Suriye’deki niyet ve hedefinin ne olduğunu öğrenmek için uzun uzun araştırmalar yapmaya bile gerek yoktu. Çünkü birtakım ABD’li üst düzey yetkililer, Suriye’ye ziyarete geliyor, doğrudan terör örgütü yöneticileri ile temasa geçiyordu. Eğitim kamplarında buluşuyor ve görüşmelerde bulunuyordu. Bununla da yetinmiyor, temaslarına ait fotoğraflar da medyaya servis ediliyordu. Kısacası ABD, terör ve terörist seviciliğini gizlemeye bile gerek duymuyordu. Çünkü ABD bölgemizden elini çektiği anda terör örgütleri yeni bir koruyucu bulma derdine düşüyordu. ABD’nin bölgemize biçtiği hedef konusunda terör örgütleri ile birlikte hareket etmek işlerine geliyordu. Böylece daha önce Irak’ta yaptıklarını, şimdilerde Suriye’de yapmanın amacı güdülüyordu.
Yandaş gazetelerde bile “ABD, Suriye’de terör devleti kurulmasına destek veriyor” şeklinde manşetler atılmaktaydı. Peki Suriye’de bir terör devleti kurulması ile ABD’nin bölgemizle ilgili projesi tamamlanmış mı olacaktı? Bu soruya evet demek yanlıştı. Çünkü ABD, bir diğer ifadeyle Haçlı-Siyonist ittifakı; dünya üzerinde yeni dengenin oluşmasını sağlayacak İslam Birliği’nin önünü kesmek için, başta Türkiye ve mevcut Müslüman ülkeleri ufalamadan rahat durmayacaktı. Bu sağlandığı takdirde hem Müslüman ülkeler bir güç merkezi olamayacaklar hem de Büyük İsrail’e giden yolda birtakım engeller oluşmayacaktı.
Haçlı-Siyonist ittifakının hedefleri, sadece Ortadoğu ile de sınırlı sanılmasındı. Son günlerde Tunus, Sudan ve Etiyopya’da yaşanan olaylar gösteriyor ki, Haçlılar İslam dünyasının huzura kavuşmasını istemiyorlardı. Çünkü yukarıda izah ettiğimiz hususlar, Haçlıların hem İslam dünyasını masrafsız bir şekilde sömürmeleri hem de karşılarında ciddi bir engel oluşmaması için İslam ülkelerinin karmaşadan kurtulmamaları lazımdı. Ancak bölgemizde huzurun sağlanabilmesi için sadece ABD’nin önünün kesilmesi de yeterli olmayacaktır. Rusya da, Suriye’de çatışmaların başladığı günden bugüne kadar; bir yandan Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunur görünürken öbür yandan Suriye’de çatışmaların son bulmasını istemiyor ve çatışmalardan onlar da yararlanıyordu. Sonuç olarak kaybeden hep Müslümanlar oluyordu. Yani, Türkiye’nin terör belasından kurtulabilmesi için sadece ABD’nin engellenmesi yetmiyor, Rusya’nın da elinin bölgeden çekilmesi gerekiyordu. Çünkü ABD ile Rusya arasında İkinci Dünya Savaşı sonlarında sağlanan anlaşma gereği dünyanın sömürü alanlarına ayrılmış ve paylaşılmış olduğu anlaşma hâlâ yürürlüğünü koruyordu.”[3]
Erdoğan ise, ben seçimi kazanayım da ne olursa olsun havasındaydı. Hatta seçimi kaybetmeleri halinde; bazıları iktidarı bırakmamak için, ülkeyi karıştıracak yanlış adımlar atmaktan bile, belki sakınmayacaklardı… Ve tabi sonunda, kendi başlarına pek büyük belalar saracakları tehlikeli bir hırsın yol açacağı hırçınlıklar çok daha pahalıya mal olacaktı. Umarız herkes ve her kesim halkın hür tercihine ve Milli iradenin tecellisine saygı duyacak ve razı olacaklardı…
[1] Ali D. Ulusoy / T24 26 Nisan 2023
[2] caferkeklikci@milligazete.com.tr
[3] abdulkadirozkan@milligazete.com.tr

Huzura Açılan Dünya
Son sözü yine Erbakan Hocamıza Bırakalım:
“Bakın size kesinlikle ifade ediyorum ki: TÜRKİYE’NİN KURTULUŞU; Milli Çözüm’e inanan bir Cumhurbaşkanı’nın o makama oturması, Milli Çözüm’e inanan bir Hükümet’in kurulması ve yeni bir devrin başlamasıyla mümkündür!”
Umarız herkes ve her kesim halkın hür tercihine ve Milli iradenin tecellisine saygı duyacak ve razı olacaklardı…
Kılıçdaroğlu’nun: “Seçimde galip geldiğimizde kimse sokağa çıkmasın!” uyarısı.
Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu, seçim gecesi yaşanabilecek provokasyonlara karşı halkı uyarmıştı. Kılıçdaroğlu, “Seçimde galip geldiğimizde kimse kutlama yapmasın, sokağa çıkmasın, evinde otursun. Sevinç gösterilerinde taşkınlık yapılabilir, eli silahlı unsurlar ortaya çıkabilir. Buna izin vermeyecek ortamı yaratmak zorundayız” ifadesini kullanmıştı.
DEVRİLECEKSİNİZ!..
“…Oysa Allah; Kelimeleri (Kur’ani hüküm ve haberleri) ile Hakkı(n hâkimiyetini) gerçekleştirmek ve inkârcıların (ve münafıkların) ardını-kökünü kesmek (böylece zulüm ve hıyanet saltanatlarını sizin elinizle devirmek) istiyordu.”Enfal Suresi 7
“Ancak iman eden, (ibadet ve istikametle) salih ameller işleyen ve Allah’ı çokça zikreden ve kendilerine (ve dinlerine) zulüm (ve hakaret) edildikten sonra, (rakiplerine karşı İslami bir gayretle) üstün gelme (ve onları zelil ve aciz düşürmek üzere) yardımlaşıp savunmaya girişen (mü’min şairler ve yazarlar) müstesnadır. (Haksızlığı ve ahlâksızlığı yaymaya çalışan zorbalar, din istismarcısı ve yozlaştırıcısı iktidarlar ve onları alkışlayan riyakâr ve ucuz kahraman şair ve yazar takımı olan bütün) Zalimler ise nasıl bir inkılâba uğrayıp hangi dönüşümle devrileceklerini yakında bileceklerdir.”Şuara Suresi 227
Kutlu Günler Çok Yakın!
Münafım düzeni bitecek elbet!
Suçlular cezasın çekecek elbet!
Yirmi yıldır duymadığımız rezalet kalmadı!
Mazlumun ahı yerde kalmayacak elbet!
Umudumuz Var
Umudumuz var,
Adil Düzen kurulacak,
Zalim düzen yıkılacak,
Mazlumlar nefes alacak,
Çiçekler tümden açacak,
Az kaldı devran dönecek…
Tehlikeli bir hırsın yol açacağı hırçınlıklar çok daha pahalıya mal olacaktı.
Erdoğan ise, ben seçimi kazanayım da ne olursa olsun havasındaydı. Hatta seçimi kaybetmeleri halinde; bazıları iktidarı bırakmamak için, ülkeyi karıştıracak yanlış adımlar atmaktan bile, belki sakınmayacaklardı… Ve tabi sonunda, kendi başlarına pek büyük belalar saracakları tehlikeli bir hırsın yol açacağı hırçınlıklar çok daha pahalıya mal olacaktı. Umarız herkes ve her kesim halkın hür tercihine ve Milli iradenin tecellisine saygı duyacak ve razı olacaklardı…
CAMİ MİNBERİNDEN İMAMIN UYARISI!
2. Ramses (Kur’anda zikredilen Firavun) sonu itibari ile mucizevi Allah’ın intikamıyla gelecek nesillere ibret olacak şekilde iktidarını kaybetmişti. En sonki pişmanlık secdesi Allah (cc) tarafından reddedilmişti. Sonu müthiş bir İlahi intikam olmuştu.
2. Ramses kendi döneminde Hz. Musa ile mücadeleye girişti. Dönemindeki nüfus oranına göre yaptığı insan (çocuk) katliamı sayı olarak 100 ler yada bin-iki bin olarak hesap edilebilirdi. Firavun Ramses dönemindeki hak ve özgürlükler günümüzdekilerden daha geniş ve adil olduğu da bizzat Kur’anla sabitti.
Şimdi;
Her türlü tahribatı ile, milyonlarca müslümanın katliamına bizzat sebep olmuş, üstelik kafirden daha eşet münafıkça hak davanın lideri ve merkezi teşkilatını bölmüş, ülke ve milli menfaatlerini satmış…
12 Mayıs 2023 günü Gebze’de cuma hutbesinden sonra cami imamının uyarı mahiyetinde “Muhterem cemaat; son günlerde bize ne oldu! Cami içinde gençler uygunsuz filimler (porno) izliyorlar, sigara içiyorlar. Cami bahçesinde uygunsuz fiiller işliyorlar lütfen mahalleli olarak duyarlı olalım. Bunlar mahallemizin çocukları. Kamera kayıtlarıyla görüntüler var. Şimdilik polisi çağırıp kayıtları vermedim rencide olmasınlar. Lütfen duyarlı olalım!” yapılan uyarıları son dönemin yöneticilerinin toplumdaki ahlakı ve tahribatlarının aynasıydı. Dönemin firavunlarının sonu, 2.Ramses’ten elbette daha feci olacaktı.
Zulmünün büyüklüğü itibariyle belliki ahiretteki hesaptaki durumlarıda daha vahimdi.
Hal böyle okunca; 2. Ramses “Allah’ım ben Firavun olarak bu cezayı hak ettim. Ne olur beni ahir zamanın işbirlikçi hain yöneticilerinin cehennemine koyma!” diye dua edeceği de açıktı
Bu tehlikeli hırsın bedeli elbet ödenecektir.
20 yıldır daha ne kaldı ki diyoruz yapmadıkları. Her seferinde hayretle okuyor ve görüyoruz. Nasıl bir hırstır bu bitmek bilmeyen. İnce planlar yapılmış, tehlikesi ürkütücü. Ama sonsuz şükürler olsun Rabbimin de bir planı var bu haksız, zulüm saltanatına. Hakkın rızası ve halkın yararı amacıyla işlemeyen düzen mutlaka hüsrana uğrayacaktır. Bu bozuk gidişat artık tıkandı farkındalar, kıvranmaları ondan. Karanlığın en koyu olduğu an, aydınlığın en yakın olduğu zamandır.! Adil Düzen ile aydınlığa kavuşmaya çok az kaldı inşallah.
Hâkim kıl Dinini, ki va’din Hak’tır
Açığa vur herkes, görsün İzzetin!..
Adil Düzen özler, gönüller pâktır
Her kul alsın, hak ettiğin, kısmetin
Âşikâr et; zahir, olsun İzzetin!..
Sağı da solu da, Bâtıl düzenler
Umut ipliğine, hayal dizenler
Din istismarıyla, halkı üzenler
Yıkılsın Allah’ım, tatsın zilletin
Zulüm zahmet bitsin, gelsin İzzetin!..
İmanın zaferi…
Gerçek şu ki, onlar (zalimler ve hainler, mü’minlere ve İslami girişimlere karşı) hileli planlar kurdular (ve kuracaklardır). Oysa eğer onların (şeytani) hile ve hazırlıkları, dağları yerinden oynatıp kaydıracak (zelzeleler oluşturacak derecede bugün nükleer silahlara ve teknolojik imkânlara dayanmış) olsa bile, Allah katında da (kesinlikle onları boşa çıkaracak ve etkisiz kılacak kudret) planları ve programları vardır! (Allah zalim güçlerin mekir ve tuzaklarını kendi başlarına saracaktır.)
Sakın ha, Allah’ı; elçilerine (ve Hakk davetçilerine) verdiği sözden (ve zafer va’adinden) dönecek sanma(yın). Gerçekten Allah Azîz’dir, İntikam sahibidir. (Ey zalimler ve hainler, sizin de zulüm ve hıyanetlerinizin hesabını soracak, saltanatınızı yıkacaktır.) (İbrahim suresi -46-47)
Allah için
Onlar vekil olmak, ihale almak,işini görmek için çalışırlar! Biz Allah’ın rızasını kazanmak için çalışırız…!
“Kahvemizi içer tiyatroyu seyrederiz.” Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN
[i][b]“Bunlardan önceki (zalim)ler de (mü’minlere) tuzak kurmuşlar (şeytanca hile ve hesaplar yapmışlar)dı. Fakat bütün tuzaklar Allah’ındır. (Allah kâfirlerin oyunlarını boşa çıkaracaktır.) Allah herkesin ne yaptığını ve ne kazandığını çok iyi bilir. Ve pek yakında (o zalimler) akıbet yurdunun (kutlu ve mutlu sonucun) kimin olacağını (izzet ve iktidarın kime kalacağını) bilecek (ve görecek)lerdir.”[/b][/i] (Ra’d Suresi 42. Ayet)
[i][b]“Gerçek şu ki, onlar (zalimler ve hainler, mü’minlere ve İslami girişimlere karşı) hileli planlar kurdular (ve kuracaklardır). Oysa eğer onların (şeytani) hile ve hazırlıkları, dağları yerinden oynatıp kaydıracak (zelzeleler oluşturacak derecede bugün nükleer silahlara ve teknolojik imkânlara dayanmış) olsa bile, Allah katında da (kesinlikle onları boşa çıkaracak ve etkisiz kılacak kudret) planları ve programları vardır! (Allah zalim güçlerin mekir ve tuzaklarını kendi başlarına saracaktır.)” [/b][/i](İbrahim Suresi 46. Ayet)
Allah plan kuranların en hayırlısıdır!
Haim Nahum Projesi artık son aşamasına geldi..
Erdoğan’ın yahudi hahamlarından 7-8 kollu şamdan alması boşuna değil!
80 yılda gelemedikleri noktaya 20 yılda geldiler maalesef. Ancak Erbakan Hocanın;
“Bunu laf olsun diye söylemiyorum! Bizim Silahlı Kuvvetlerimiz, Milli Görüşü en iyi muhafaza etmiş olan kurumumuzdur.” demişti.
1960 yılında 200 kadar komutanımıza konferans vermiş olan Erbakan Hoca, 1974 te Kıbrıs Zaferini kazanmıştı.
TSK ise Erbakan Hocanın ardından, Hendek Operasyonları, Suriye’de ki başarılı harekatlar, Karabağ zaferi ve 15 Temmuz Darbe Girişiminde;
Milli Görüşü en iyi şekilde muhafaza ettiğini kanıtlamıştır.
Şimdi siyon-haçlı birliğinin kendini en güçlü zannettiği dönem yaşanıyor ancak Allah’ın yardımı ile Milli TSK önce işbirlikçilere gereken dersi verecektir.
Daha sonra “Milli Çözüme inanan bir cumhurbaşkanının o makama gelmesi ve Milli Çözüme inanan bir hükümetin kurulması ile yeniden büyük Türkiye ve Yeni bir dünya kurulacaktır.” İnşAllah! Zafer inananlarındır ve zafer yakındır!..
Bu bozuk ve barbar Dünya sistemi içinde İslamcılık oynayan gaflet takımına inat!… Ya Rabb, va’adettiğin, Kur’an’ın ve Resulüllah’ın diliyle müjdelediğin kutlu değişim ve devrimi çabuklaştır ve kolaylaştır Allah’ım…
Her türlü din istismarcılarından, devrim sahtekârlarından, mason localarından, münafık hocalardan bu millet çok çekti, artık bunların elinden ve şerrinden milletimizi kurtar ya Rabbi. Âmin…
Gerçek demokrasiye, örnek bir laikliğe ve yüksek bir medeniyete Türkiye’mizi ulaştır ya Rabbi. Âmin…
Muharrem İnce’nin Çekilmesi
Seçim öncesi ve sonrasına dair Işık tutan yol gösteren bir makale,Allah siden razı olsun inşallah.Muharrem İnce’nin Adaylıktan geri çekilmeside Yine İktidar kanadıy ilgilimi acaba.Seçim gecesi olası bir müdahalede Sözde tarafsız İnce’ye görev vermek içinmi yarıştan çektirildi diye insanın aklına gelmiyor degil