ABDÜLAZİZ BAYINDIR, TRUMP’LA AYNIDIR!..
İlahiyatçı Prof. Abdülaziz Bayındır, Gazze’deki Filistinli Müslümanlarla ilgili, akılları zorlayan ve vicdanları sızlatan açıklamalar yapmıştı. “Gazzeli Müslümanların artık hicret etmesi gerekmiyor mu?” konusunu yanıtlarken, sonuç olarak Donald Trump’la aynı çözümü sunan Abdülaziz Bayındır için “Acaba bu şahıs da mı, Siyonist merkezlerce kiralanmıştı… Veya aklını mı bunamış ve vicdanı mı kararmıştı?” soruları kafamıza takılmıştı!.. 30 adet ABD tanker uçağının İsrail’e destek için yola çıktığı bir ortamda, Abdülaziz Bayındır’ın; bu talihsiz tekliflerinin kimlerin işine yarayacağını bilmemesi imkânsızdı.
Bu Abdülaziz Bayındır: “Gazzeliler bir imkân oluşursa hicret etmeli ve oradan çıkmalıdır. Aksi takdirde Allah’a hesap veremezler.”[1] gibi iddialarda bulunmuşlardı. Güya Gazze’den kaçıp canlarını kurtarmalarını arzulamaktaydı ve İsrail’i kışkırtıp bölgesel ve küresel çatışmalara sebep olmamaları konusunda uyarmıştı.
Aynı şahıs daha önce de; “Mekke’nin ya da Mescid-i Aksa’nın kutsallığı diye bir şey yok.” diye zırvalamıştı.
“Gazzelilere kapı açılırsa, bir an önce oradan (Gazze’den) çıkmaları gerekiyor. Aksi takdirde, ahirette Allah’a hesap veremezler!”[2] diyen Abdülaziz Bayındır, maalesef Trump ile aynı görüşü paylaşmaktaydı.
5 Şubat 2025 tarihli Trump-Netanyahu ortak basın toplantısında Donald Trump; “ABD’nin Gazze Şeridi’ni devralacağını, buraları tatil cenneti ve kumar-eğlence merkezi yapacağını, bu nedenle Gazzelilerin buralardan çıkarılıp, başka ülkelere yollanacağını” açıklamıştı. (BBC News Türkiye)
ABD Başkanı Trump, 10 Şubat 2025’te Gazze’dekilerle ilgili yaptığı röportajda:
“Gazze Şeridi’ni kârlı bir gayrimenkul projesi olarak” ele aldığını vurgulamıştı… “Bu durumu, muhteşem tatil ve eğlence sitesi olarak düşünmemiz lazımdır. ABD buraya sahip çıkacak ve ağır ağır inşaatı tamamlayacaktır… Bunun sonucu artık orada HAMAS kalmayacak, Filistinlilerden hiç kimse olmayacaktır!.. Yani Gazze’yi satın almaya ve sahiplenip tatil sitesi kurmaya kararlıyım!..” (TRT Haber-Canlı yayınında aktarıldı.)
Şimdi buna benzer açıklamaları, hem de bilgiçlik havalarıyla yapan Abdülaziz Bayındır’ın aynen Trump gibi düşünmesi ve Siyonist gâvurların şeytani hedeflerine tercümanlık etmesi nasıl yorumlanmalıydı?
Kur’an-ı Kerim’de, ismi zikredilmeye değer görülmeden, A’raf Suresi 175-176 ayetlerinde anlatılan Mel’un kişinin Bel’am bin Baura olduğu aktarılmıştır. (Taberi Tefsiri 9. c. s. 82, Kurtubi Tefsiri 7. c. s. 319)
“(Ey Resulüm!) Onlara, kendisine ayetlerimizi (dini bilgi ve hikmetleri öğrettiğimiz şu) kişinin haberini anlat (ki, bugünkü bel’am benzeri bilgiçleri tanısınlar ve sakınsınlar). O (kişi) bundan (ilim ve ibadet huzurundan ve zulüm düzeniyle cihad şuurundan) sıyrılıp uzaklaşmış; derken şeytan (ve tağutlar da) onu kendi peşine takıp (sapkınlığa) sürüklemişti. O da sonunda “Ğaviy” (tuğyana kapılıp azgınlaşan ve tağuta tapanlardan) olup çıkıvermişti. [Not: Demek ki, ilim ve iman; insanın içine sinmez ve onun ahlâkı, amacı ve hayat tarzı haline gelmez de, sadece zahiri bilgi birikimi olarak kalırsa; sonunda nefsi çıkarlar, korkular ve şeytani dolduruşlar yüzünden dalâlete sapması ve bu bilgi kisvesini eğreti bir elbise gibi çıkarıp atması kaçınılmaz hale gelebilir.]
Eğer dileseydik (bel’am gibileri, lütfettiğimiz nimet ve faziletlerin kıymetini bilselerdi) onu bununla (kendisine verilen ilim ve hikmetler dolayısıyla) yükseltir (ve şereflendirirdik). Fakat o (bunları dünya rahatı ve menfaati için kötüye kullandı.) Arz’a (aşağılığa ve bayağılığa) saplandı ve nefsi hevâsına kapıldı. İşte onun misali o (kuduz) köpeğin haline benzer ki; eğer üzerine varırsan dilini sarkıtıp (ürkekçe) soluyuverir, veya kendi haline bırakırsan yine dilini uzatıp (tedirgin ve bitkin şekilde) soluyuverir… (Bu tiplerin ne mü’minler yanında kıymeti bilinir, ne zalimler katında rağbet edilir…) İşte ayetlerimizi (Hakk Dinimizi ve Adil Düzenimizi) yalanlayan ve yanlış sayan toplulukların hali de böyledir. Sen bu kıssayı (örnek ve ibret alsınlar diye) onlara anlat. Olur ki gereği gibi düşünür (ve gerçeği görür)lerdi.” (A’raf Suresi: 175-176)
Tevrat’ta “Beor’un oğlu Belaam” olarak tanıtılan (sayılar 22. böl. 5. kısım) bu şahıs, Allah’a, Hz. Musa’ya ve kitabına inanmış bilgin bir adam iken, dünyalık makam ve çıkar karşılığı zalim ve kâfir odaklara kiralanmış, ilmini ve etkinliğini Hak Dini tahrip yolunda ve şeytani iktidarların devamı uğrunda kullanmıştır. (Bak: İbn-i Kesir Tefsiri 3. cilt s. 507)
Abdülaziz Bayındır gibi Siyonist Trump takipçileri, El-Aziz gazetesi gibi Milli Görüş tahripçileri, açıkça iz’an ve vicdan fukaralıklarını, iman ve Kur’an’a aykırılıklarını, hem de böylesine bir cahil cesaretiyle ortaya koymalarının altında neler yatmaktaydı?
El-Aziz’ci Sorumsuzların Şuursuz Yaklaşımları!
Sn. Erdoğan’ın İmralı pazarlığını ve Suriye politikasını haklı çıkarmak, şaibeli Ahmet Şara yönetimini aklamak ve perde arkasındaki Siyonist tezgâhı saklamak uğruna, Kuduz İsrail’in yeniden Gazze’ye saldırmasını bile “Suriye için hayırlı bir gelişme” olarak nitelemekten sakınmayan Zeki Geçkil gibi sapkınlar çıkmıştı!..
“Gazze’de savaşın yeniden başlaması yeni Suriye yönetiminin toparlanmasına fırsat oluşturacaktır.
15 ay boyunca yüz bin ton bomba yağdırıp Gazze’yi harabeye çevirerek 50 bin Filistinliyi katleden İsrail, kara savaşında rehineleri kurtarmak bir yana; Kassam Tugayları, esir aldıkları askerlerle rehinelerin sayısını arttırdılar. Kara harekâtında ağır kayıplar veren İsrail’in yeni bir kara harekâtı başlatıp yeni askeri kayıplar vermeyi göze alması mümkün görünmüyor. Hava bombardımanlarıyla HAMAS’ı yenemeyeceği, Gazze’yi ele geçiremeyeceği de 16 ay süren savaşta görüldü. Açıkçası HAMAS’ın direnebileceği süre kadar İsrail’in savaşı sürdürmesi mümkün değildir. Kaldı ki İsrail için asıl hayati tehlikenin Suriye’den kaynaklandığını medya ve akademiyası sürekli dillendirmektedir. Gazze’de savaşın yeniden başlaması yeni Suriye yönetiminin toparlanmasına fırsat oluşturacaktır.”[3] diyen El-Aziz rezilleri, kinlerini ve kirli tıynetlerini kusmuşlardı.
Yani; geçici ve göstermelik ateşkesin ardından, Kuduz İsrail’in yeniden Gazze’ye saldırması… Bir buçuk yıldır yapılan ve 200 bin cana, 200 bin kayba mal olan bombardımanlardan hâlâ hayatta kalan çocuk, kadın, sakat, genç, ihtiyar, bütün masum insanlarımızı katledip soykırım uygulaması… Ve hâlâ ayakta kalabilmiş pek az binanın da yakılıp yıkılması… Erdoğan’ın desteklediği şaibeli Suriye yönetimine zaman kazanma ve toparlanma fırsatı sağlayacağından hayırlı ve yararlı bir gelişme olacakmış!?
Sırf Recep T. Erdoğan’ı haklı çıkarmak, kendi kurgu ve kuruntularına meşruiyet kazandırmak üzere: “Yeni Suriye yönetiminin toparlanması ve İsrail hücumlarından uzak tutulması için masum ve mağdur Gazze halkının kudurmuş Siyonistlerce bombalanıp parçalanmasına razı olanlar”, ancak insan kılığına girmiş şeytanlardır!
Bunlar ya zır cahildi veya gerçekleri gizleyen hainler takımıydı. Çünkü, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) fiilen özerk konumdaydı. Suriyeli Kürtler, 2012 yılında özerklik ilan edip 2018 yılında da Rojava olarak bilinen bölgede Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi kurmuşlardı. Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) omurgasını, Halk Savunma Birlikleri (YPG) ile Kadın Savunma Birlikleri (YPJ) ve Demokratik Birlik Partisi (PYD) oluşturmaktaydı.
Türkiye’de de 1. Çözüm Süreci’nin sona erdiği o günlerde Washington’un desteğiyle Kürtler; sınırlı sayıda Türkmen, Arap ve Süryani gruplarla birlikte ama nüvesini YPG’nin oluşturduğu SDG’yi kurmuşlardı. ABD Özel Kuvvetler Komutanı Orgeneral Raymond Thomas, 2017’de verdiği bir demeçte, “Türkiye’nin, YPG’yi PKK ile ilişkilendirmesi nedeniyle YPG’ye ‘isim değiştirmesi’ tavsiyesinde bulunduklarını ve bunun üzerine örgütün adının SDG olduğunu” anlatmıştı.
Sonunda Trump afişleri Şam’da billboardlarda yerini almıştı. CNN International muhabirinin, anonslarıyla hazırladığı ‘Suriye izlenimleri’, kanalın internet sitesinde yayınlanmıştı.
Afişte “Suriye YENİDEN umutlu” yazılmıştı. Trump’ın “ABD’yi YENİDEN büyük kılacağız” sloganına gönderme yapmıştı. Şam sokaklarından bir fotoğraf daha vardı. Bu kez afişte yalnız değil, Trump’la birlikte Suudi Amerika prensi Selman da yer almıştı. Afişin altında “Teşekkürler Suudi Arabistan ve Amerika Birleşik Devletleri” yazılmıştı. Yani, kahraman Erdoğan’ın güdümünde sanılan ve uğruna HAMAS ve Gazze feda kılınan Ahmet Şara yönetimi aslında Siyonizm’in kuklasıydı ve El-Aziz’ciler bir kez daha çuvallamıştı.
“Dünyanın şerifi” rolünü oynayan Kovboy Trump ve Suriye’ye vasi tayin ettiği S. Arabistan, Suriye’nin kimlerin güdümünde olduğunu ortaya koymaktaydı. Aynı zamanda Şara’nın, Türkiye’nin de desteğiyle elini kolunu sallayarak Suriye’yi ele geçirmesinin ardındaki hikâyenin de aslı ortaya çıkmıştı. Milli Çözüm Dergisi tıpkı Irak’ın işgalinde olduğu gibi, Suriye’nin de neredeyse saatler içinde düşmesinin nedenlerini defalarca yazmıştı. Özetle, Şara çoktan teslim alınmıştı. Türkiye, yani AKP iktidarı çoktan bunu onaylamıştı. ABD’nin bölge dizaynı da bir “romantik trajedinin daha sonuna” dayanmıştı.
Haçlı Avrupa’nın her köşesinde bile Gazze’de yaşananlar “soykırım” diye tanıtılmaktaydı. Protestolar bu şekilde yapılmaktaydı. Ama hâlâ; “kendisini Gazze’nin tek savunucusu” diye reklâm etmeye doyamayan iktidar, Dışişleri’ne bıraktığı tepkiyle İsrail’i yine kınamıştı!..
“Bildiğimiz kadarıyla Anadolu Ajansı ve TRT, Suriye’de akredite medya arasındaydı. Yani rahat rahat dolaşıp haber yapabiliyorlardı. Merak ettik, Şam sokaklarında bu billboardlarla hiç mi karşılaşmamışlardı? Haberi yine çook uzaklardan mı almalıydık?!” diye soranlar haksız mıydı?
Sn. Erdoğan’ın kapılandığı Avrupa Birliği’nden şok karar: Türkiye-Yunanistan sınırı boyunca asker yığılacaktı!
Avrupa Birliği’nin dış sınırlarında sürekli bir Sınır Muhafızları Birliği’nin kurulması için çalışmaların başladığı resmen açıklanmıştı. Bununla birlikte Yunanistan; Antalya’nın Kaş ilçesi karşısındaki Kızılhisarlı (Meis) Adası’ndan tüm Ege ve Batı Trakya’daki Edirne’ye kadar olan tüm sınır bölgesine Avrupa Birliği Sınır Muhafızları Birliği konuçlandırılacaktı! Avrupa Birliği Bütçe Komiseri Piotr Serafin, “Avrupa Birliği’nin dış sınırlarında, Yunanistan sınırlarını da kapsayan, daimî bir Sınır Muhafız Birlikleri kurulacağını” aktarmıştı.
Artık Türkiye-Yunanistan sınırında AB sınır muhafızları görev yapacaklardı!
Batı Trakya’daki Meriç (Evros) ilinde yayın yapan www.evros-news.gr Haber sitesinin okuyucularına duyurduğu haberde, Avrupa Birliği Bütçe Komiseri Piotr Serafin Avrupa Parlamentosu Ekonomi İşleri Komisyonu’nda yaptığı konuşmada, “Yunanistan’ın Meriç ilinde (Evros) ve Türkiye ile olan tüm sınırlarında, karada ve denizde yoğun yasa dışı göç baskıları ve akımları yaşadığının bilinmesi nedeniyle kararın alındığını” açıklamıştı.
Üstelik Yunanistan AB’den ek fon alacaktı!
Ayrıca, Yunanistan’ın Meis’ten (Kızılhisarlı) Evros’a (Meriç) kadar olan sınırları ve kuzey sınırlarımızın tamamı boyunca Haçlı AB askeri yığılacaktı. Böylece, Frontex’in Ege Adaları ve Meriç’teki varlığı güçlendirilmiş olacaktı. Ayrıca, Yunanistan sınırlarını korumak için AB bütçesinden ek fon alacaktı!
Şimdi sormayalım mı, bu resmen ve fiilen Türkiye’mizi kuşatma hazırlığı karşısında sessiz ve tepkisiz kalanlara “Vatan haini” demek, hâlâ suç mu sayılacaktı? Ve yine Abdülaziz Bayındır gibilere hatırlatalım; Haçlı Batı, tam bin yıldır, bizleri Anadolu’dan çıkarıp Orta Asya’ya hicret etmeye (!) zorluyorlardı… Gerçekten Bay Bayındır, şu İran halkı nereye hicret edip sığınsınlardı?
Daha önce; Yunanistan’ın Bartholomeos’la görüşme sonrasındaki resmi açıklamada ‘ekümenik’ vurgusu yapılmıştı.
Yunan Genelkurmayı, resmi internet sitesinden görüşmeyi “Genelkurmay Başkanı, Ekümenik Patrikhane’ye giderek burada Ekümenik Patrik Hazretleri tarafından kabul buyrulmuşlardır. Karşılıklı ilgi alanlarına ilişkin konular hakkında görüş alışverişinde bulunmuşlardır.” şeklinde paylaşmıştı.
Oysa, 1923’te Yunanistan’ın da imzaladığı Lozan Barış Anlaşması’yla Fener’in ekümenikliğinin ortadan kaldırılmasına rağmen Yunan Genelkurmay Başkanlığı, Lozan’ı yok sayan yeni bir hamle daha başlatmışlardı.
Vatan Partili avukatlar, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na dilekçe vererek Fener Rum Patriği Bartholomeos hakkında suç duyurusunda bulunmuşlardı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na verilen dilekçede “Bartholomeos’un kamu görevini usulsüz olarak kullanma, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, devletin kurum ve organlarını aşağılama, devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma ve Anayasayı ihlale kalkışma niteliğinde faaliyetlerde bulunma suçlarını işlediği” vurgulanmıştı.
Bu başvurunun ardından Çağlayan Adliyesi önünde basın açıklaması yapan Ozan Bayrak, “Bartholomeos, ulusal ve uluslararası platformlarda ‘Ekümenik Patrik’ unvanını kullanarak Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik haklarını ihlal ediyor, anayasal düzene aykırı beyan ve faaliyetlerde bulunuyor.” diye uyarmıştı.
Ekümeniklik iddialarını tanımadıklarını vurgulayan Bayrak, şunları aktarmıştı:
“Fener Rum Patrikhanesi Lozan Antlaşması’nda da sınırları çizildiği üzere İstanbul, Bozcaada ve Gökçeada’daki Rum Ortodoks cemaatine hizmet veren bir dini kurum konumundadır. Patriğin bu kapsam dışındaki hareket ve söylemleri, kendisini ekümenik olarak tanımlamasının tarihsel ya da hukuki bir dayanağı bulunmamaktadır. Patrik, adeta Lozan’ı tanımayarak açıkça suç işlemekten sakınmamaktadır.”
Şimdi sormak lazımdı; her konuda Sn. Erdoğan’ı ve Cumhur İttifakı’nı destekleyip sahip çıkan bu Vatan Partisi, neden hâlâ hıyanet girişimlerine karşı hiçbir tedbir almayan bu iktidarı suçlamazlardı?
- x.com/dailyislamist
- x.com/mahfildijital
- https://el-aziz.com/manset-haberleri – Netanyahu’ya da O.Ç. Diye Hakaret

Zulme Karşı Direniş, Allah’ın Emridir: Filistin’i Terk Etmek Değil, Savunmak Farzdır
Bir avuç Hamaslı kardeşlerimizin Gazze’de onca imkansızlık içinde dünyanın tüm zalim süper güçlerine karşı sahada sağladığı galibiyeti ve yine insaf ehli her din, dil ve ırktan halkların vicdanına aşıladığı hakiki İslam zihniyetini hazmedemeyen süper siyonist şeytanlar o kadar aciz duruma düşmüş ki; cüzdanına (mal-makam) aşık, kiralık kalemlerini devreye sokmuş ve onların da ne kadar aşağılık hale düştüklerini neler yazıp söylediklerini, ibretle görüp okuyoruz.
Abdülaziz Bayındırın, zulüm altındaki Müslümanlara “topraklarınızı terk edin” gibi önerilerde bulunması, dinî bir gerekçe ile sunulmakta, fakat bu görüşler ne Kur’an’a ne de Resûlullah’ın sünnetine uymaktadır.
“Gazzelilere kapı açılırsa, bir an önce oradan (Gazze’den) çıkmaları gerekiyor. Aksi takdirde, ahirette Allah’a hesap veremezler!” diyen ve “Allah’a bu kadar hesap vermeyi düşünen” Abdülaziz Bayındır’a sormak lazım dı Nisa 75. Ayetine yoksa kendisi muhatap değil miydi?
Ey Müslümanlar!) Size ne oluyor (ve nasıl bir vicdani sorumsuzluğa kayıyorsunuz) ki; “Ya Rabbi, ehli (ve idarecileri) zalim olan şu ülkeden (ve şu düzenden) bizi (kurtarıp, huzura ve refaha) çıkar, bize Kendi katından bir sahip gönder ve bize Kendi rahmetinden bir yardımcı ver” diye yalvarıp duran; erkek, kadın ve çocuklardan oluşan aciz ve çaresiz (nice mazlum müstaz’af) kimseleri (kurtarmak) için Allah yolunda (çalışıp) çarpışmıyorsunuz? (Bu duyarsızlık ve nemelâzımcılık imani ve vicdani bir tavır değildir.) [Not: Bugün Filistin topraklarında soykırıma uğrayan mazlumların; Afrika’da, Asya’da ve Güney Amerika’daki milyonlarca aç, biilaç, çıplak ve muhtaç Müslümanların ve farklı din ve kavimden nice mazlum ve mağdur insanların ezilmesine ve sömürülmesine yol açan bu zalim ve Siyonist sistemi yıkacak ve yeryüzünde Adil bir Düzen’i kuracak niyet ve gayreti taşımayanları Cenab-ı Hakk bu ayetle ve şiddetle ikaz etmektedir.] (Nisa-75)
Bu ayet, mazlumun direnişini teşvik ederken, teslimiyeti değil, aksine mücadeleyi farz kılar.
Kur’an-ı Kerim de Allah cc, zalimlere karşı direnmeyi, zulme rıza göstermemeyi ve müminleri dik durmaya teşvik eder.
Abdülaziz Bayındırın kendisi mahşerde, “eğer muhatap alınırda hesaba çekilirse” nasıl bir hesap verecekti önce onu bir düşünmesini tavsiye ederim.
Hicret, Zulümden Kaçış Değil, İslam’ı Yaşamak ve Yaşatmak İçindir.
Yani hicret, direnişin mümkün olmadığı yerde, evet bir çıkıştır ama Elhamdülillah kardeşlerimiz Gazze’de tarih yazmaktadır.
Resûlullah (s.a.v) hiçbir zaman “zulüm var, o toprakları terk edin” dememiştir. Aksine:
– Mekke’de direniş şansı olmamasına rağmen tüm baskılara sabretmiş,
– Medine’de hicret sonrası güçlü hale gelince Mekke’ye dönüp fethetmiştir.
– Hayber, Tebük, Hendek gibi savaşlarda direnişi bizzat yönetmiştir.
Mescid-i Aksa ve Kudüs, Müslümanların Emânetidir
Müslümanlar, kutsal emanetleri korumakla yükümlüdür. Mescid-i Aksa, Filistin halkının değil, tüm ümmetin ortak sorumluluğundadır.
Böyle bir kutsal beldeyi terk etmeye çağırmak, İslam’ın ruhuna aykırıdır.
Hele Gazze halkına yapılan zulm üzerinden fırsatlar kollayan aşağılık tiplerin; kazanacaklarını sandıkları fırsatlarda nasıl boğulacaklarını, Allah cc en yakın zamanda herkese gösterecektir.
Abdülaziz Bayındır’ın “Gazzeliler hicret etmelidir” sözleri, direnişi değil teslimiyeti telkin eden, Siyonist akılla birebir örtüşen bir ihanettir. Fakat mesele yalnızca Bayındır değil; El-Aziz gazetesi ve başındaki gafil Zeki Geçkil, iktidar yanlısı medya, Gazze’nin feda edilmesini “Suriye için fırsat” sayanlar da aynı zihniyetin parçasıdır.
Suriye’de Trump afişleri altında ABD ve Suudi güdümündeki bir kukla rejime umut bağlatmak, SDG gibi yapıların arkasındaki gerçeği gizlemek, ümmeti yanıltmaktan öte BOP’a kılıf ve İslam alemine ihanettir.
Aynı şekilde AB’nin Meriç’ten Meis’e kadar sınırımıza asker yığmasına ve Fener Rum Patrikhanesi’nin Lozan’a aykırı davranmasına sessiz kalanlar, ve dahi ses çıkarmayıp her konuda Cumhur İttifakı’nı destekleyip sahip çıkanlar bu milletin egemenliğini ve ümmetin onurunu tehlikeye atmaktadır.
Bugün Gazze’den hicreti değil, direnişi savunmak; sınırlarımızı değil, ihaneti kuşatmak zorundayız. Çünkü susmak veya kılıf uydurmak ihanete ortaklıktır.
“(Ey Resulüm!) Onlara, kendisine ayetlerimizi (dini bilgi ve hikmetleri öğrettiğimiz şu) kişinin haberini anlat (ki, bugünkü bel’am benzeri bilgiçleri tanısınlar ve sakınsınlar). O (kişi) bundan (ilim ve ibadet huzurundan ve zulüm düzeniyle cihad şuurundan) sıyrılıp uzaklaşmış; derken şeytan (ve tağutlar da) onu kendi peşine takıp (sapkınlığa) sürüklemişti. O da sonunda “Ğaviy” (tuğyana kapılıp azgınlaşan ve tağuta tapanlardan) olup çıkıvermişti. [Not: Demek ki, ilim ve iman; insanın içine sinmez ve onun ahlâkı, amacı ve hayat tarzı haline gelmez de, sadece zahiri bilgi birikimi olarak kalırsa; sonunda nefsi çıkarlar, korkular ve şeytani dolduruşlar yüzünden dalâlete sapması ve bu bilgi kisvesini eğreti bir elbise gibi çıkarıp atması kaçınılmaz hale gelebilir.]
Eğer dileseydik (bel’am gibileri, lütfettiğimiz nimet ve faziletlerin kıymetini bilselerdi) onu bununla (kendisine verilen ilim ve hikmetler dolayısıyla) yükseltir (ve şereflendirirdik). Fakat o (bunları dünya rahatı ve menfaati için kötüye kullandı.) Arz’a (aşağılığa ve bayağılığa) saplandı ve nefsi hevâsına kapıldı. İşte onun misali o (kuduz) köpeğin haline benzer ki; eğer üzerine varırsan dilini sarkıtıp (ürkekçe) soluyuverir, veya kendi haline bırakırsan yine dilini uzatıp (tedirgin ve bitkin şekilde) soluyuverir… (Bu tiplerin ne mü’minler yanında kıymeti bilinir, ne zalimler katında rağbet edilir…) İşte ayetlerimizi (Hakk Dinimizi ve Adil Düzenimizi) yalanlayan ve yanlış sayan toplulukların hali de böyledir. Sen bu kıssayı (örnek ve ibret alsınlar diye) onlara anlat. Olur ki gereği gibi düşünür (ve gerçeği görür)lerdi.” (A’raf Suresi: 175-176)
“Sistemden beslenenler
sistemi değiştirmezler.”
Prof.Dr. Necmettin Erbakan
ALLAH SİZİN İKİYÜZLÜLÜĞÜNÜZÜ BU MİLLETE AYAN ETSİN. SİZ SİYONİST İSRAİL’DEN de EMPERYALİST AMERİKA’DAN da DAHA TEHLİKELİ HALE GELDİNİZ!..”
(Müşrik olan hâkim-zalim güçlere ve hain işbirlikçilerine şöyle seslenilecektir:) “İşte bu(nlar) da (dünyada) sizinle birlikte (küfür ve zulüm sisteminin devamı için direnen ve şeytani bir fedakârlık damarıyla bazı zorluklara) göğüs gerenler (ve şimdi cehenneme girenler)dir. Onlara bir merhaba (bile) yoktur. Çünkü onlar ateşi boylayacaklardır.”
(Onlara uyan çıkarcı ve kolaycı halk yığınları ise:) “Hayır, sizler var ya; asıl size bir merhaba yok (siz rahat yüzü görmeyin). Çünkü bunu (azabı) siz bizim önümüze sürdünüz (dünyada siz bizi aldatıp peşinizden sürüklediniz). Bu cehennem ne kötü bir durak (başımıza neler getirdiniz)” diye (çıkışacaklardır.)
Derler ki: “Rabbimiz, kim bunu (küfür ve kötülük yolunu) bizim önümüze sürdüyse, ateşteki azabını kat kat artır.”
Ve (yine kâfirler ve münafık kimseler) derler ki: “Bize ne oluyor ki, kendilerini şerir (kötü)lerden (düşük kimselerden) saydığımız adamları (dünyada mü’min ve mücahit oldukları için horladığımız insanları, burada cehennem ortamında) göremiyoruz (onlar nerede kaldı)?
Oysa biz onları (Müslümanları) bir alay konusu edinip (aşağılamıştık); yoksa gözler mi onlardan kaydı (dikkatlerimizden mi kaçtı)?”
İşte, cehennem ehlinin bu birbiriyle çekişmesi (sonucu hasret ve nedametlerinin artması) kesin bir gerçektir (ve mutlaka yaşanacaktır). Sad 59-64
Günümüzdeki en yaygın hastalık din adına nafsani fetva verme hastalığıdır. Neden yeni nesil ataist, deist, din karşıtı oluyor şimdi daha net anlaşılıyor. İnsanlar artık kime güveneceğini bilemez halde. Toplum büyük bir boşlukta maalesef..
Abdülaziz Bayındır Gibilerine:
Cila cerahat kapatmaz, çünkü bunlar mayasızdır
Kim din istismarı yapar, o en büyük hayâsızdır
Sadık mü’min sizden korkmaz, alnı açık foyasızdır
Hainlere alkış tutmak; madden kâr, manen batıktır
Ayet hadis terazidir, bunlar haza münafıktır!
Haksızlıklara susanlar, korkak ve dilsiz Şeytandır
Haramlara fetva veren, ise Bel’am şarlatandır
Zulümkara gül sunup ta, ol Rahmana taş atandır
Böylesi kalpler marazlı, ayar miyarı çarpıktır
Ahirette Rabbim sorsa, derim bunlar münafıktır
alıntı: Milli Çözüm Dergisi
Abdülaziz Bayındır nedense; Milli Mücadele karşıtı İngiliz muhipleri cemiyetiyle ortak çalışan Teali İslam Cemiyeti’nin başkanını hatırlattı. Cemiyetin adında ”İslam” geçiyor ancak İngiliz yada Abd mandacılığını savunuyor.
Şanlı Kurtuluş Savaşımızın öncesinde ” MİLLİ MÜCADELE’YE (KUVAYIMİLLİYE) karşı olanların devamlarının (sağcı-solcu, din istismarcısı-din karşıtı, yazar çizer aydın vs) şimdilerde
”MİLLİ ÇÖZÜME” karşı olmaları asla tesadüf değildi.
Allah’a karşı (O’nun adına) yalan (ve Dine aykırı fetva) uyduranlardan ve kendisine getirilip (gösterildiğinde) doğruyu (Kur’an’ın buyruğunu yanlış yorumlayıp) yalanlayandan daha zalim kim olabilir? (Böylesi gizli) Kâfirler için, cehennemde (yanıp) duracak yer mi yok (zannedilmektedir? İnkârcı nankörlerin zindanı ve azap diyarı cehennem değil midir)? (Zümer süresi 32) A.Akgül meali Kerim
“İlim ve iman; insanın içine sinmez ve onun ahlâkı, amacı ve hayat tarzı haline gelmez de, sadece zahiri bilgi birikimi olarak kalırsa; sonunda nefsi çıkarlar, korkular ve şeytani dolduruşlar yüzünden dalâlete sapması ve bu bilgi kisvesini eğreti bir elbise gibi çıkarıp atması kaçınılmaz hale gelebilir.”
Siyonist gâvurların takipçileri ve Milli Görüş tahripçileri!
Bilgiç bir adam iken, dünyalık makam ve çıkar karşılığı zalim ve kâfir odaklara kiralananlar…
İlmini ve etkinliğini Hak Dini tahrip yolunda ve şeytani iktidarların devamı uğrunda kullananlar…
İz’an ve vicdan fukarası olurlar, iman ve Kur’an’a aykırılıklarını, cahil cesaretiyle ortaya koymaya başlarlar.
İlim ve ibadet huzurundan ve zulüm düzeniyle cihad şuurundan sıyrılıp uzaklaşırlar.
Siyonist şeytanların ve işbirlikçilerinin peşine takılıp sapkınlığa sürüklenirler.
Rezilliklerini, kinlerini ve kirli tıynetlerini kusmaya başlarlar.
Siyonist işbirlikçilerinin hainliklerini sorumsuzca ve şuursuzca aklamaya ve perde arkasındaki Siyonist tezgâhı saklamaya çalışırlar…
Siyonist işbirlikçilerini haklı çıkarmak, kendi kurgu ve kuruntularına meşruiyet kazandırmak için Kuduz İsrail’in Gazze’ye saldırmasına, masum ve mağdur Gazze halkının kudurmuş Siyonistlerce bombalanıp parçalanmasına razı olurlar.
İnsan kılığına girmiş şeytan olurlar.
Siyonist gâvurlar gibi düşünüp, Siyonist gâvurların şeytani hedeflerine tercümanlık etmeye başlarlar!
Bu tiplerin ne mü’minler yanında kıymeti bilinir, ne zalimler katında rağbet edilirler…
Hûd 18
(Yahudiler ve Hristiyan Siyonistler gibi Müslümanlar içinde de rastlanan bazı kesimler: “Bizler Allah tarafından seçilmiş ve günahları peşinen affedilmiş kimseleriz. Birtakım amaçlar için her şey bize mübah ve caizdir” düşüncesinde olanlar sapıtmış kimselerdir. Ve bazı işbirlikçiler gibi; şahsi makam ve menfaat için bunları destekleyip, bu hıyanetlerine de çeşitli mazeret kılıfları geçirerek) Allah’a karşı yalan uydurup iftira atandan daha zalim kim olabilir? İşte bunlar (hesap günü huzura getirilip) Rablerine arz edilerek (meleklerden ve mü’minlerden) şahitler şöyle diyeceklerdir: “Rableri üzerine yalan söyleyenler (dinlerini ve Allah’ın ayetlerini eğip bükenler) işte bunlardır!” Haberiniz olsun; Allah’ın laneti (böylesi hain ve gafil) zalimlerin üzerinedir. (Ve bu zalimler Allah’ın kahrına uğramışlardır.)
https://www.mealikerim.com/11/hud/18
Hûd 19
Bunlar (insanları) Allah’ın yolundan (şeriat ve cihad şuurundan) uzaklaştıran ve onu (İslam’ı nefsi arzularına göre) eğriltmeye (ve eksik öğretmeye) çalışan kimselerdir. (Bunlar çevrelerinde mübarek ve muhterem bilinseler de gerçekte) Ahirete (ve hesaba çekilmeye de tam manasıyla) iman etmeyenlerdir. (Zira hakikaten iman etmiş olsalardı, Kur’an ve sünnet kaynaklı İslam şeriatını lüzumsuz saymaz, cihadı unutturup çarpıtmaz ve dinsizlerle işbirliğine yanaşmazlardı.)
https://www.mealikerim.com/11/hud/19
Hûd 20
(“Katı İslam, ılımlı İslam” gibi asılsız kavramlar uyduranlar var ya) Bunlar, yeryüzünde (Allah’ı) asla aciz bırakamayacak (ve zulüm saltanatlarını sürekli ayakta tutamayacaklardır) ve bunların Allah’tan başka velileri de bulunmayacaktır. Azap onlar için kat kat arttırılacaktır. (Çünkü) Bunlar (Hakkı) işitmeye tahammül edemiyorlardı ve gerçekleri de görmek istemiyorlardı (küfür ve kötülükte inatçı insanlardı).
https://www.mealikerim.com/11/hud/20
Hûd 21
(Din adına ortaya çıkarak insanları Allah’ın Hakk yolundan saptırıp alıkoyanlar ve İslam’ı yozlaştırıp çarpıtmaya çalışanlar var ya) İşte bunlar, kendilerini hüsrana (ziyana ve hayal kırıklığına) uğratanlardır ve yalan olarak uydurdukları (düzme nizamlar ve şeytani güç odakları da) onlardan uzaklaşıp-kaybolmuşlardır.
https://www.mealikerim.com/11/hud/21
Hûd 22
Hiç şüphesiz bunlar, ahirette de en çok ziyana uğrayıp (pişman ve perişan olacaklardır).
https://www.mealikerim.com/11/hud/22
İşte maalesef halkın bir kesiminde itibar buluyordu bu Bel’am tipliler.
Temiz akıl sahiplerini Cenab-ı Allah şu ayetlerle bildirmiştir:
“Tağut’a (zalim yönetimlere ve şeytani düzenlere) ibadet ve hizmet etmekten kaçınan ve içtenlikle Allah’a yönelip bağlananlara gelince, onlar için (kutlu ve mutlu bir) müjde vardır; bu nedenle (tağuti otoritelere tâbi olanlara değil) Benim (sadık ve samimi) kullarıma müjde ver (ki onlar nasipli ve şerefli kimselerdir).
Ki onlar (müjdelenmiş mü’min kullar, her konuda yazılan ve konuşulan) sözü (dikkatle) dinleyip duyarlar, (ama bunlardan Kur’an’a ve vicdana en yakın bulduklarına ve) en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah’ın kendilerini hidayete erdirdiği kimselerdir ve onlar, temiz akıl sahipleridir.” (Zümer: 17-18 / http://www.mealikerim.com)
Abdülaziz Bayındır ve Zeki Geçgil gibilerinin asıl gizli ve kirli mahiyetlerini, kahraman sanılan işbirlikçi yöneticilerin türlü türlü tahribatlarını gün yüzüne çıkaran ve bu tahribatlardan kurtulup Adil bir Düzene kavuşmak için gerçek çözüm yollarını sunan Ahmet Akgül Hocamızın kitaplarının ve Milli Çözüm Dergisi’nin, dünyada başka bir örneği olmayan ne kadar önemli bir hizmette bulunduğunu ve bu yayınların herkese ulaştırılması için gayret göstermemiz gerektiğinin önemini tekrar hatırlamış olduk.
3’lü SACAYAĞI
Siyonist Sömürü ve Zulüm Düzeninin elebaşları Firavunları ayakta tutan 3 lü sacayağını
Hamanlar(Bürokratlar),
Karunlar(Sermaye Baronları), ve
Bel’amlar(Sahte Din Adamları) oluşturmaktaydı.
Makalede bahsi geçen A.Bayındır lar ve El-aziz ciler de Din adına toplumu mevcut düzene razı etmek üzere çalışan Bel’am tipli sahte din adamlarına örnek teşkil etmeklerdi….
ABDÜLAZİZ BAYINDIR,TRUMP’LA AYNIDIR!..
“Hak bir olduğu gibi küfür de görünüşte dağınık ve çeşitli olsa da gerçekte o da tek bir karargâha, yani Siyonizm’e bağlıdır.” Bizde ‘Baş başa, baş Allah’a’ bağlı Siyonizm’de ise ‘baş başa, baş şeytana bağlı’ prensibi geçerli olmaktadır.
Abdülaziz Bayındır gibilerin sayısı hiç te az değil ülkemizde maalesef. Bu gibilerin bu haltlarını görüp okuyunca haberdar olduğumuz zaman aklımıza Aziz Erbakan Hocamızın o altın sözü aklımıza geliyor: ” Biz her taşın altında Yahudi vardır demiyoruz ama Yahudi hiçbir taşın altını boş bırakmaz. ” sözü… Ne muazzam ne manidar bir söz değil mi?!
Daha bu geçen 31 Mayıs 2025 günü Akit tv de yine saçmaladı; neymiş Allah benim kimle evleneceğimi bilmezmişmiş, kitap ehli demek mensup oldukları dinin kitabında uzman kimse demekmişmiş, ….. vb..( https://youtu.be/Oe23vx3Lvuk?si=OqEX3cywcD4sqgdK ) Bir göreceksiniz bu şahsın isminin önünde PROF. ünvanı var… Düşünün artık… O yüzden yukarda Erbakan hocamızın sözü aklımıza geldi. Yahudinin ( siyonistlerin) nüfusu her ile ilçeye ülkeye bölgeye kıtaya kaymakam vali bürokrat atamaya yetmiyor işte böylesi kiralıklarla işbirlikçilerle işlerini gördürüyor desek yanılmış olur muyuz acaba?!!
Çok söze ihtiyaç hissettirmeyen Milli Çözüm’ün şu dörtlüklerini hatırlatmak istiyorum:
Taptıkları: Şöhret, şehvet ve servet!..
Puthaneler farklı, putları aynı…
Kimi meyhanede, kimi mescitte
Postları farklı ya, kurtları aynı…
****
Korkaklar cesaret, gösterisinde
Riyakarlar ihlas, dersi veriyor!
Sadıklar safların , en gerisinde
Sahtekarın sözü, para ediyor
Bir hikmetli sözle kapayalım:
Kâbe’si Amerika, Medine’si Avrupa olanların, Hacca gitmesi ile Haç’a secde etmesi farksızdır. (Üstad Ahmet AKGÜL)
Firavunun ve her alanda sürdürdüğü tahribatın ve zulmün ün, bazı kollarının olduğunu Kuranı Kerim beyan etmiş, Muhterem Ahmet Akgül Hocamız ise bizleri, yıllar öncesinden bu beyandan haberdar etmişti…
Anladığımız kadarıyla ve özetle :
FİRAVUN :Zulüm düzenini yürüten halkı kendine demokrat köleler yapan Zalim hükümdar, yönetici grubu.
KARUN:Firavun düzenini ekonomik güç ile ayakta tutan Sermaye ve Rantiyeci takımı.
HAMAN:Firavunun sunduğu tüm imkanlardan istifade etmek adına, zulüm düzenine hizmet eden, Bürokrat, Milletvekili, Müdür Memur kesimi!
BEL’AM:Mevcut düzenin kendilerine sunduğu nimetlerin her çeşidinden en azami ölçüde yararlanmak gayesi ile Hak dinin bir çok esas ve ölçüsünü, istismar ederek toplumu, Firavun düzenine gönüllü köleler yapmak için çırpınan Din bezirganı şarlatanlar!
SİHİRBAZ :Firavun düzenine toplumları uysal koyunlar ve davarlar haline getirmek için, gerçeği ters yüz eden, ak’ı kara, karayı ak olarak gösteren Medya – TV, Gazete, İnternet sektörü..