YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69b6eb97aaa69
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 5 3 4
Bugün : 43545
Dün : 60538
Bu ay : 867084
Geçen ay : 1638380
Toplam : 51208777
IP'niz : 2600:1f28:365:80b0:113:f625:a692:9e7

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

HALKALAR KOPARSA, HALKIM DAĞILIR

HALKALAR KOPARSA,
HALKIM DAĞILIR

Çok sağlam zincir bile, en zayıf halkasından
Daha güçlü değildir, oradan kopacaktır!..
Bilge ve cesur lider, koşulur arkasından
Rabbine bel bağlayan, hem kimden korkacaktır
Ancak zincir en zayıf, halkadan kopacaktır!..

Kişinin zayıf karnı, nefsinin zaafıdır
Ekibin gevşek taşı, yenilgi tarafıdır
Derya geçip damlada, boğulmak tuhafıdır
Halktan korkan ve uman, topluma tapacaktır
Bil ki zincir en zayıf, halkadan kopacaktır!..

İman imkân gücüyle, zafer buldu ecdadın
Sağlam ve sadık dursun, iz’anın ve vicdanın
Haram haksız kazançla, doluyorsa cüzdanın
Okun eğri olursa, hedeften sapacaktır
Çün her zincir en zayıf, halkadan kopacaktır!..

AKP iktidarı, PKK’ya postacı
CFR’ye yalvarır, kefereye postalcı
Medya ile camide, gizli Haham baş tacı
Milli şuur yok ise; kör, sağır, ters bacaktır
Bak her zincir en zayıf, halkadan kopacaktır!

Din satıp kazanılan, haram lokma domuzum
Irak, Libya, Suriye, gibi olmak kâbusum
Dinim devletim ordum, onurum ve namusum
Ülkem dağılsa ailem, gâvurlar kapacaktır
Çün her zincir en zayıf, halkadan kopacaktır!

Kenetleşin ha; “Keen-nehüm bünyanün mersus”1
İslamiyet milliyet, kaynaşmak bize mahsus
Eğer Cizre düşerse, sonra düşecek Tarsus
Düşman Yurduma girse, gör neler yapacaktır
Çelik zincir en zayıf, halkadan kopacaktır!..

Biz Hakka yönelirsek, Sahibimizdir Gafir2
Türk Kürdü ayrı gören, ya haindir ya gafil
Açılım saçılımdır, Sevr’i uygular kâfir
Makasla haritamı, doğrayıp kırpacaktır
Sağlam zincir en zayıf, halkadan kopacaktır!

Dürüst ve dobra ahlâk, en değerli bezektir3
Dindar rollü riyakâr, bir yaldızlı tezektir
İster Gemlik, Ödemiş, ister Çemişgezek’tir
Önce bu Vatan için, kalbimiz çarpacaktır
Çün her zincir en zayıf, halkadan kopacaktır!

Yorumlarından önce, bizzat Kur’an’a dönmek
Ya yeni çığır gerek, ya kaçınılmaz sönmek
Peygamber hadisinin, hikmetini düşünmek
Lazımken şekilcilik, güden ahmak kaypaktır
Nurlu zincir en zayıf, halkadan kopacaktır!

  1. “(Sadık Müslümanlar) Sanki birbirine kenetlenmiş (sağlam) bir bina gibidir” (Saff: 4. ayet).
  2. Gafir: Bağışlayan ve acıyan Allah (CC).
  3. Bezek: Süs, mücevher.
4.4 25 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Ali ÇAĞIL - İHL ve Kamu Yönetimi Mezunu

Ali ÇAĞIL - İHL ve Kamu Yönetimi Mezunu

Subscribe
Bildir
11 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Rabbim Allah’ım bu kutlu halkadan ayırmasın, son nefesimize kadar ayaklarımızı, hak davası uğrunda sabit tutsun. Bir kulun kendine edeceği en büyük kötülük bu kutlu davadan ayrılması ve daha kötüsü başkalarının ayrılmasına vesile olmasıdır. Kendi ahiretini karattığı yetmemiş gibi başkalarınında ayağının kaymasına sebep olmuştur ki bu daha büyük vebaldir. 

Drüst ve dobra ahlâk, en değerli bezektir3
Dindar rollü riyakâr, bir yaldızlı tezektir
İster Gemlik, Ödemiş, ister Çemişgezek’tir
Önce bu Vatan için, kalbimiz çarpacaktır
Çün her zincir en zayıf, halkadan kopacaktır!

Allah bela yazmaz; kul azmadıkça…

Biliyoruz ki Allah dilediğine hidayet verir. Rabbimizin hidayet vermeyi dilemesi için biz kullarına düşen yalnızca kesbdir. Kul hayr kesbeder, adaletli olur, Hakkı savunur, İslami bir duruş gösterir ve Rabbimiz çeşitli vesilelerle kulunun bu kesbine cevaben ona hidayeti nasip eder.

Örneğin İslamiyet’ten önce kız çocuklarını diri diri gömülmekten kurtaran Sa‘sa‘a bin Nâciye (r.a.), Müslüman olduktan sonra Efendimiz (SAV)’e bu yaptığı iyiliğin bir karşılığı olup olmadığını sorduğunda, Efendimiz (SAV) zaten bu iyiliği sebebiyle hidayete eriştirildiğini söylemiştir.

Bizler de farkında dahi olmadan yaptığımız bir hayr hasenatla bir şekilde hidayete mazhar olduk. Asrın Hak davasına birer nefer olduk. Elhamdülillah.

Lakin unutulmamalıdır ki hidayete erişmekten daha da zoru hidayette kalabilmektir… Rabbimiz hayra meyledeni hidayete ulaştırdığı gibi şerre meyledenden de hidayetini çekip alır.

Acabalar, şüpheler, şahsi çıkarlar, kul hakları, ibadet ve hizmetlerde gevşeklik, dava kardeşine haset kin beslemek, iftira etmek, gıybet etmek, Dava Liderine “neden, niçin, nasıl” demeler, fitnecilik, kulisçilik, çifte standartçılık, şahsımıza yapılanları affedip davamıza ve liderimize yapılan hıyanetlere karşı net mert ve sert olamamak, kibir, yalan, riya derkeeen…

Bir de bakmışız ki hidayet çoktan çekip gitmiş.

Annenin evladından kaçacağı o kıyamet gününde, bizi Rabbimizin rahmet gölgesinden uzaklaştıracak, bizi Efendimizle, Hocalarımızla cennette komşu olmaktan mahrum bırakacak; dünyadaki hiçbir yakınlık(!), hiçbir menfaat, hiçbir dostluk(!) arkadaşlık(!) hakikatte önemli ve değerli değildir. Allah, Resulü, Davası ve Dava Önderlerine sadakat ve itaat dışındaki tüm bağımlılıklar ancak esarettir.

Ve unutulmasın ki tarafsızlık iddiasıyla, hıyanete taraf olmak hakikatte aynıdır. Her ikisinin de ortak özelliği hakka taraf olmamaktır.

Allah ayaklarımızı Hak davasında sabit kılsın.

Bireysel olarak zayıf yönlerimizi bilip güçlendirmek ve Genel olarakta zincirdeki zayıf halkaları Sağlam kılacak şekilde birlik beraberlik içerisinde restore etmek.

Saff suresi 4. ayetinde belirtilen “birbirine kenetlenmiş (sağlam) bir bina gibi” benzetmesi bize; Adil Düzen kurmak için yola çıkmış topluluğun sabır, itaat ve sadakat ehli olması gerektiğini emrediyor. Kendimizi iyi tartmalıyız.
Ayrıca millet olarak kalplerimizin bir olması gerekir. Tabi bu birlikteliğin sağlaması kendi öz değerlerinden beslenen, bağımsız bir ruha sahip, güç karşısında sarsılmayan, sadece Cenabı Hakk’a güvenen liderler ve yöneticiler ile mümkündür. Diğer türlü yöneticiler ancak kendilerine emperyalistlerin verdiği görevleri yerine getirirler, tabii bu görevlerde onların çıkarlarına hizmet etme yani milletine zulmetme şeklinde gerçekleşir. Çünkü bu tür yöneticiler eliyle emperyalizm milletleri böler, parçalar ve yumuşak lokma halinde yutar.
Şiir; milletimizin bir ve bütün olmasına ve kalplerimizin birleşmesine katkı sağlayacak şekilde çok güzel ifadelerle dolu. Aynı zamanda ayrılıkların ve ayrımcılığın bizi getireceği noktayı da çok güzel özetlemiş. Tebrik ediyoruz.

Bir zincirin mukavemeti en zayıf halkasının direnci kadardır. Hangi malzemeden yapılırsa yapılsın, işte o en zayıf halka zincirin direncini belirleyendir. Hatta bu zayıf halkanın zincirin hızını da belirlediği yönde fiziksel açıklamalar da mevcuttur. O zaman her ekibin kendi içerisindeki en zayıf halkaları en güçlü halkalar haline getirmesi lazımdır. İşte zayıf halka şudur demek gayet zor bir olaydır. Ki bunu diyen kişi belki kendisi daha zayıf bir halka olabilir. Benim naçizane anladığım hocamız şiirin dörtlüklerinde bu olayın çözümünü çok güzel vermiştir.

İlk dörtlükte;

  • Rabbine bel bağlayan, hem kimden korkacaktır

İkinci dörtlükte;

  • Halktan korkan ve uman, topluma tapacaktır

Üçüncü dörtlükte;

  • Okun eğri olursa, hedeften sapacaktır

Sekizinci dörtlükte;

  • Önce bu Vatan için, kalbimiz çarpacaktır

ve son dörtlükte;

Yorumlarından önce, bizzat Kur’an’a dönmek
Ya yeni çığır gerek, ya kaçınılmaz sönmek
Peygamber hadisinin, hikmetini düşünmek
Lazımken şekilcilik, güden ahmak kaypaktır
Nurlu zincir en zayıf, halkadan kopacaktır!

O zaman ekibin her üyesi bizzat kendine bakıp Rabbine bel bağladığında, halktan değil haktan korktuğunda, şekilcilik gütmemeye çalıştığında, vatanını sevdiğinde, sadıklarla birbirine kenetlendiğinde, Kuran’a döndüğünde ve peygamber hadisine sarıldığında zayıf kısımlarını düzelterek en güçlü halka olma yoluna girebilecektir inşallah.

YAPMAYAN İNSAN “MAHRUM” DUR!..

Bakara Suresi 172. ayette buyrulduğu üzere: “Ey iman edenler, size rızık olarak verdiklerimizin (helâl ve) temiz olanlarından yiyin ve eğer (her türlü şirkten ve şerli düşüncelerden uzak) sadece O’na kulluk ediyorsanız, (yine yalnızca) Allah’a şükredin.

İman imkân gücüyle, zafer buldu ecdadın
Sağlam ve sadık dursun, iz’anın ve vicdanın
Haram haksız kazançla, doluyorsa cüzdanın
Okun eğri olursa, hedeften sapacaktır
Çün her zincir en zayıf, halkadan kopacaktır!..

Demek ki bu Bakara 172. ayetten de anlıyoruz ki; Allah’a kulluğun en önemli şartı Onun verdiği nimetlerin faziletlerin farkında olarak, Ona şükretmektir. Hidayet nimetlerin en büyüğüdür malum. Hidayetin farkında olmak ve onun gereğini yapmak Allah’a şükürdür.

Allah’ın lütfettiği en büyük nimetin hidayetin istikametin , Kur’an’a Tercüman olan – İnsanlığı madden ve manen semiren sömüren Siyonizme karşı tek başına makalelerle şiirlerle video konferanslarla yüz küsür tane kaleme aldığı her biri en az 2-3 cilt değerindeki kitaplarla fikri mücadele yapan Milli Çözüm yolunda Milli Çözüm davasının yeryüzünde hakimiyeti için, bütün insanlığın kurtuluşu için gayret etmenin ne büyük bir fazilet ne büyük bir nimet olduğunun farkında olmayan ve bunun şükrünü yapamaz ya da yapmak için gayret ve çaba sarfetmeye çalışmaz isek MAHRUMUZ MAHRUM KALIRIZ DÖKÜLÜRÜZ ALLAH MUHAFAZA BUYURSUN… Çünkü, an itibariyle olsun, bundan önceki haftalarda aylarda yıllarda olsun, ülkemizde ya da diğer İslam Ülkelerinde ya da diğer mazlum ülkelerde olsun 8 milyarlık insanlığın saadeti için ve zalimlerin hesabının dürülmesi konusunda olsun herhangi bir ” inancı – hazırlığı – ilmi ciddi Kur’ani program ve ADİL BİR DÜZEN projelerine sahip bulunan “ herhangi bir tarikat cemaat vakıf dernek sivil toplum örgütleri akademisyen üniversite molla şeyh mürşid ekip vb. var mı?! Milli Çözüm’den gayrı yok şuan. Hz. Adem Aleyhisselam’dan Efendimize (SAV), Efendimizden (SAV) günümüze büyük zaferler, büyük değişimler, büyük dönüşümler bu 3 şarta uyan tarafından gerçekleştirilmiş. Zaten taaaa 1980 yılında hiç yanılmadığına kandırılamadığına şahit olduğumuz her söylediğinin çıktığı Kutlu İnsan Aziz Erbakan Hocamız tarafından ifade edilen şu gerçeği bir kere daha hatırlamanın zamanıydı:
“Bakın size kesinlikle ifade ediyorum ki: TÜRKİYE’NİN KURTULUŞU; Milli Çözüm’e inanan bir Cumhurbaşkanı’nın o makama oturması, Milli Çözüm’e inanan bir Hükümet’in kurulması ve yeni bir devrin başlamasıyla mümkündür!” (TRT Basın Toplantısı, Yazarlar soruyor – Nisan 1980) Bu altın sözü şuan çok daha iyi anlıyoruz artık. YENİ YOL adı altında Saadet Partisi’ni, Bilderberg’ci Ali Babacanların ve CFR’ ci Davutoğlu’nun himayesine katarak Milli Görüş – Erbakan projelerine bir daha ayağa kalkamamak üzere beton dökme veya Tarihe Gömme oyunu oynanmaktaydı… Bu yüzden Erbakan’ın devamı en sadık talebesi takipçisi Milli Çözüm olmaktaydı. Ve 1980 de söylenen bu sözün kerameti de böylelikle ortaya çıkmakta ve tescillenmekteydi.

Tarihte Selçuklu Sultanları; hayattayken yaşanabilir Adil Dünyayı oluşturmaya başladılar,
Mustafa Kemal Atatürk; Filistin Duyarlılığı ve Siyonizm Karşıtlığıyla 2.Abdülhamid’in hedeflerinin takipçisi ve Cumhuriyet’in yıkılmaması için sağlam temeller atmıştır.
Milli Görüş – Erbakan Hocamız; Adil Dünya Düzenini planladılar programlarını hazırladılar,
Milli Çözüm ise; plan program ve projeleri olgunlaştırdı ve inşaallah ADİL DÜZEN ve YENİ BİR DÜNYA’yı kuracak inşaallah. Böylesi hakikatlere nimetlere can feda edilmez mi?!!! Rabbimiz bu şuura erdirsin cümlemizi. Bu şuurdan ve gayretlerden MAHRUM KALMAMIZI muhafaza buyursun rabbimiz. Amin.

Milli Çözüm’ün şuana kadar ki TARİHİ HİZMETLERİNİ – HAZIRLIKLARINI – İNANCINDAKİ SAMİMİYETİ hatırlamak isteyenlere:
https://www.millicozum.com/mc/2024/eylul-2024/milli-cozum-dergisinin-gayesi-ve-tarihi-hizmetleri-2/

Milli Çözüm ehli sadakat ehlidir. Arifler “herşey merkezindedir” şuuruyla seyreyler. Cenab-ı Hak günü geldiğinde denizi ayağımıza getirecektir inancıyla teselli bulur ve kınayıcıların kınamasına aldırmadan emrolunanı yapar, yoluna devam eder.

Sadakat sütü bozukluk yapmamaktır derdi Erbakan Hocamız.

Hak dava için birşey yapmamakla, gayret çekmemekle batıla çalışmak nihayeten aynı şeydi. Rabbim son nefesimize kadar nefsini terbiye edebilenlerden ve sadakatle sözünde duranlardan eylesin. Bizleri Sadıklara yazsın inşallah.

Nisâ 69
Her kim Allah’a ve Resul’e itaat ederse (ve sonuna kadar İslam’da ve cihadda sebat gösterirse), işte onlar Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sıddıklar (Hakkı doğrulayan sadıklar), şehitler ve salihlerle beraberdirler. Bunlar arkadaş olarak; ne iyi ve ne güzel (kimseler)dir.

***
Hak şerleri hayreyler
Zannetme ki gayreyler
Ârif ânı seyreyler
Mevlâ görelim n’eyler
N’eylerse güzel eyler.

Deme şu niçin şöyle
Yerincedir o öyle
Bak sonunu seyreyle
Mevlâ görelim n’eyler
N’eylerse güzel eyler.

Hakk’ın olıcak işler
Boşdur gâm u teşvişler
Ol hikmetini işler
Mevlâ görelim n’eyler
N’eylerse güzel eyler.

Bil elsine-i halkı
Aklâm-ı Hak ey Hakkı
Öğren edeb ü hulkı
Mevlâ görelim n’eyler
N’eylerse güzel eyler.

(Erzurumlu İbrahim Hakkı k.s.)

BU SON UYARI BE DOSTUM..!

Kalbi pas tutmuş, kirden arındırmaz..
Özü sözü bozuk, günaha aldırmaz..
Vicdan ayarı kaçık,zandan kaçınmaz..
Nasuh tövbe ile yalvarda kurtul be dostum.

Kibir ehli olan, burnundan kıl aldırmaz..
Niyeti halis olan kardeşine saldırmaz..
Milli Çözüm süttür,İÇİNDE kir barındırmaz..
Nasuh tövbe ile yalvarda kurtul be dostum

Last edited 1 ay önce by ÖMER ÇAĞIL

Aziz Erbakan Hocamız Buyurmuşlardı: “SADAKAT, SÜTÜ BOZUKLUK YAPMAMAKTIR”

 

“Viyana kuşatmasında Kara Mustafa Paşa keşif yaptı. “Burada başarının sırrı ancak Tuna Nehri üzerindeki şu köprüyü muhafaza edersek olur” diye kestirdi. Oraya en muhalif olan Tatarlardan bir grup koydu. Onlara tembih etti. Dedi ki: “Bak eğer bu köprüyü indirirseniz Viyanalılar dışarı çıkar, biz onları kuşatmışken onlar bizi kuşatır ve mağlup oluruz. İnsanlık mahvolur.”

Ne yazık ki oraya koymuş olduğu birliklerin başkanı Viyanalılardan rüşvet aldı. Padişaha sadakatsizlik yaptı, onun sadakatsizliği yüzünden…

Buna mukabil Napolyon Viyana’yı fethettikten sonra Osmanlı’yı da yenmesi lazımdı dünyaya hâkim olmak için… Mısır’a çıkartma yaptı, İstanbul’a yürürken Padişah Meclisi topladı, “Ne yapacağız?” dedi, bütün paşalar, vezirler dediler ki: “Ya Emire’l-Mü’minin, iki şey lazım. Bir Napolyon’u yenecek kumandan, bir de onun çok zenginliği karşısında rüşvet alıp, vaktiyle Viyana’daki gibi bizi satmayacak bir insan… Birincisini biz biliyoruz ama ikincisi size kalmış. Cezzar Ahmet Paşa Napolyon’u yener fakat rüşvet almamasını siz temin edeceksiniz.”

Çağırdı Cezzar Ahmet Paşa’yı, dedi ki: “Bana bak, sana bütün Osmanlı’yı emanet ediyorum. Napolyon’dan rüşvet alıp, buraları satmayacaksın.” (Cezzar Ahmet Paşa:) “Ben Müslümanım” dedi. “Padişahıma hiçbir zaman SÜTÜ BOZUKLUK yapmam!”

Nitekim Napolyon kendisine en büyük rüşvetleri teklif etti. Osmanlı’nın başına geçireceğini, kasalar dolusu altınlar elmaslar vereceğini… Onların hepsine karşı: “Ben; bir elime Ay’ı, bir elime Güneş’i verseniz Hakkı tebliğden vazgeçmem diyen Peygamberin ümmetiyim, biir… Müslümanım, ikii… Dolayısıyla Padişahıma hiçbir zaman ihanet edemem, dünyayı da versen vazgeçmem” dedi, Napolyon’u denize döktü ve bütün insanlığı bir diktatörden bir zulümden kurtardı. Sadakat bu kadar mühim.

Birisi sadakatsizlik yüzünden insanlığa en büyük kötülüğü yaptı, öbürü sadakat yüzünden en büyük iyiliği yaptı. Sadakat bu çalışmalarda fevkalade mühimdir. Sadık olacağız, sadık, sadık, sadık…”

 

MUHTEREM ÜSTADIMIZ İSE ŞÖYLE YAZMIŞLARDI:

 

SADAKAT VE HIYANET

 

“Tarih boyunca; Hak davalara karşı işlenen hıyanetler, genellikle şu şekilde ortaya çıkmıştır:

 

1- Değişme ve düzelmeye ihtiyaç duymamak ve mevcut zulüm ve zillete razı olmak, İslam adaletinin uygulanmasını arzulamamak şeklindeki hıyanet,

 

2- Değişime, önceden taraftar olduğu ve sözde Hakkı savunduğu halde, sorumlulukla ilgili davete ve fiili hizmete katılmamak, rahatına ve menfaatine düşkünlük gibi çeşitli sebeplerle hizmetten kaçmak şeklindeki hıyanet,

 

3- Liderini ve hizmet prensiplerini, beraberlik ve bağlılığa lâyık görmemek gibi bahanelerle teşkilat düzeninden ve disiplininden kaytarmak suretiyle hıyanet,

 

4- Genel Başkan ve komutanın, nefislerine hoş gelmeyen bazı talimat ve tatbikatlarına itiraz ve isyan ederek karşı çıkmak, fitne çıkarmak biçimindeki hıyanet,

 

5- İlk başta cemaat disiplinine ve teşkilat düzenine girdiği ve gayret gösterdiği halde, sonradan yılgınlık ve yorgunluk gösteren, düşmanların üstün güçleri karşısında çaresizlik ve ümitsizlik ifade eden ve bu işin böyle başa gidemeyeceğini söyleyenlerin, moral bozucu iddia ve davranışlarda bulunup fesat oluşturmak veya umduğu makam ve menfaatleri bulamayınca ayrılmak şeklindeki hıyanet.

 

Bu gerçekler Bakara Suresi’nin 246-252. ayetlerinde Talut’la Calut kıssasında anlatılmakta ve ta başından, nihai başarıya kadar cihat döneminde yaşanan ve ortaya çıkan “insan manzaraları” tanıtılmaktadır. Aynı bu tür hıyanetler, tarih boyunca her Hak davanın içinde görülmüştür. Maalesef bunların acı örneklerine günümüzde de rastlanmaktadır.

 

a- Bugün ülkemizde ve yeryüzünde Müslüman bilinenlerin pek çoğu, “İslam’a bütünüyle karşı çıkarak ve hayatlarından dışlayarak” hıyanet etmişlerdir.

 

b- Bazıları da İslam’ın sadece itikat ve ibadet kısımlarına razı olup, onun “Şeriat ve Muamelat” kısmını lüzumsuz sayarak hıyanet etmişlerdir.

 

c- Bir kısım Müslümanlar da “Zulmü ve kötülüğü ortadan kaldırmak ve yerine adalet nizamını kurmak” üzere kurulan cemaat düzenine ve teşkilat disiplinine uymamak ve Hakkı ve hayrı savunmamak suretiyle hıyanet içine girmişlerdir.

 

d- Zulme ve zillete karşı çıkan, hizmet arzusu ve gayreti taşıyan bazı kimselerin de maalesef Talut’la Calut hikâyesinde anlatıldığı gibi, bir kısmı, komutanını beğenmeyip, biat ve itaati içine sindirmeyerek, bir kısmı liderimizin bazı icraatlarına akıl erdiremeyerek, bir kısmı üzerine aldığı vazife ve mesuliyetlerini yerine getirmeyerek, bir kısmı makam ve yetkilerini istismar ederek derece derece hıyanete düşmüşlerdir.

 

Hâlâ dava adamı bilindikleri ve pek samimi ve şuurlu zannedildikleri halde, “biat ve itaati” kabul etmeyen ve bu gibi kavram ve kurallara burun büken kimselere rastlanmaktadır.

 

Davamızın ilmi programı ve inancımızın tatbikat planı olan “Adil Düzen” projelerini okumayan, anlamaya çalışmayan, hatta sorumsuzca hafife alan ve beyinleri bulandıran tipler bulunmaktadır.

 

Hizmet için kurulan bu harekete ve bu muhterem ve mübarek cemaate gerçekten inandığı ve manevi sorumluluktan kurtulmaya çalıştığı için değil, milletvekili olmak, şan ve şöhrete kavuşmak için giren nasipsizler vardır.

 

Ta başından itibaren davanın çilesini çeken, zahmetini yüklenen, en zor zamanlarda bile sabır ve sadakat gösteren, cemaatimize moral ve metanet veren kimseleri horlamak, dışlamak, hizmetlerine mani olmak şeklindeki hakaret ve hıyanetlere şahit olunmaktadır.

 

Üstelik dünyalık heves ve hesaplarla, bir yandan biat ve sadakat numarası yapan, bir yandan da bu teşkilata ve başımızdaki Zat’a en adi hakaret ve hıyanetleri reva gören alçakları, hâlâ seven ve savunan ikiyüzlüler ortalıktadır.

 

Velhasıl bu dava, hem herkesin hakiki ayarını ve değerini ortaya çıkaran bir imtihandır…

 

Çünkü bu dava; hem kimi yararlı kimi zararlı pek çok mahlûkatı içinde barındıran, ama asla bulanmayan bir bahr-i ummandır…

 

Hem bu dava; hizmet ve sadakat ehlinin piştiği ve yetiştiği manevi bir kışladır…

 

Hem bu dava; şeytanın saltanatını yıkacak ve Rahman’ın adalet düzenini kuracak inkılab-ı ahir zamandır.”

 

(https://www.millicozum.com/mc/ozel-yazilar/sadakat-ve-itaat/)



 

 

“Allah kime nur vermemişse, artık onun için bir nur (şuur ve huzur) yoktur.” (Nur: 40)

 

Hz. Peygamber Efendimiz (SAV) Hz. Ömer (RA) hakkında şöyle buyurmuşlardı:

“Allah, Ömer’e rahmet etsin. Acı da olsa, daima Hakkı söyler. Nitekim Hakk’ın hatırı ona dost bırakmadı.” (Tirmizi)

 

Evet; Hakk’ın kılıcı keskindir, AYIRIR!..

Hakkı bâtıldan, mü’mini münafıktan, doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden, güzeli çirkinden…

 

Milli Çözüm de daima Hakkı neşreder, çünkü bilir ki Hakkın hatırını âlidir ve hiç kimsenin, hatırına feda edilemez. Milli Çözüm’ün bu net ve mert tavrı, sahtekâr cahiliye tarafından sertlik olarak algılanır. Milli Çözüm’ün sert tavrını ve tarzını tenkit eden gevşek tipler, aslında Allah’ı ve O’nun dinini beğenmemekte olduklarının farkına varamayacak kadar gaflettedirler.

Ama kim ne düşünürse düşünsün, ne derse desin; nâr, “Nur”u yakamaz. “Hakk Nur”u bütün bâtılları yakar. Şeytan çaresiz kalır. “Nur”un etrafında ise hiçbir zıttı barınamaz. Bir süreliğine kalsa bile uzun müddet dayanamaz.”

Velhasıl; Hakk’ın yanında, hiçbir bâtıl barınamaz.

Milli Çözüm’e tutunan, “Hakk’ın Nuru”na tutunur… Çekip giden “Nur”dan mahrum kalır. Hiç kimse Milli Çözüm’den ayrılmakla, veya ayrılanlarla gönlü bir olduğu halde içeride kalıp fitne fesat çıkarmakla, ya da hıyanetle gidenleri ve onları sevenleri hâlâ savunmakla ve sahip çıkmakla Milli Çözüm’e zarar veremez, ancak kendileri zarar görür… Ve hiç kimse de Milli Çözüm’e fayda verdiğini de iddia edemez, bu davaya çalışan ancak kendisinin dünya ve ukba saadeti için çalışmış olur. Davasına herhangi maddi veya manevi bir katkıdan dolayı Milli Çözüm’e minnet etmek, edepsizliğin en büyüğüdür.

Allah’ım sonumuzu hayr,
Nesfini dizginleyenlerden eyle…

Kişinin zayıf karnı, nefsinin zaafıdır
Ekibin gevşek taşı, yenilgi tarafıdır
Derya geçip damlada, boğulmak tuhafıdır
Halktan korkan ve uman, topluma tapacaktır
Bil ki zincir en zayıf, halkadan kopacaktır!..

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
11
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...