Dostlara Hatırlatma!
MİLLİ ÇÖZÜM; EN HAYIRLI VE EN KÂRLI
FİKRİ HİZMET SAHASIDIR
Çağımızda, Hakkı hâkim kılmak ve halkı huzura kavuşturmak yolundaki en hayırlı ve en yararlı hizmetleri yapan ekiplerin en ön saflarında Milli Çözüm Dergisi de vardır. Aziz Erbakan Hocamız da âlem-i menamda bu kutlu gerçeğe defalarca işaret buyurmuşlardır. Ama elbette bu bir itikat ve itimat meselesi olmaktadır. Tek başına dünya Siyonizm’ine kafa tutan ve asla yalana ve yalpalamaya tenezzül buyurmayan Muhterem Erbakan Hocamızın, rüya âleminde ve Kendisine en sadık kimselere -hâşâ- yalan söyleme ihtimali var mıdır?
Hâlâ Milli Çözüm dışında, başka sahalardaki hizmetlere katılmak isteyen kardeşlerimize hatırlatalım ki; Aziz Erbakan Hocamız bizim Milli Çözüm dışında başka faaliyetlere girmemize asla razı olmamış, fırsat tanımamıştır. Şimdi Hocamızın ısrarla uyarmasına rağmen, her gün 3-5 sayfa Kur’an-ı Kerim ve Meal-i Şerif bile okumayan, sitedeki çok önemli yazılara ve rüyalara 3-5 satır bir yorum bile yazmayan, aile geçimi, mesleki görevi ve ibadetleri dışındaki boş vakitlerinde, ömründe bir kişiyi bile, üstelik ücretsiz olduğu halde, Milli Çözüm’le tanıştırıp abone yapmamış kardeşlerimizin, başka sahalardaki hizmetlere katılma hevesleri, Rahmani mi yoksa nefsani mi olduğunu anlamaya çalışmalıdır.
Hiç kimsenin ve hiçbir kesimin kınamasına ve saldırısına aldırmadan, gerçek İslam şuurunu ve örnek insanlık onurunu ve sorumluluğunu aşılamaya çalışan Milli Çözüm; Kur’ani kavramlarla çağdaş kurumları, İslami esaslarla insani ihtiyaçları kaynaştırma çabasındadır… Milli Görüş’le müspet milliyetçiliği, İslam’ın sosyal adaletiyle, cumhuriyetçi ve devrimci düşünceyi; akli, imani ve ahlâki prensipler etrafında kucaklaştırma amacıyla ilmi proje ve programlar hazırlamaktadır. Bütün bunların okunup anlaşılması, tüm kesimlere ulaştırılıp kalplerin uzlaştırılması yolunda samimi ve sürekli bir gayret içindeki sadıklar, artık başka işlere vakit bulamayacaktır.
Hakka ve Hayra; ancak Kur’an’ın ve Resulüllah’ın emrettiği ve Erbakan Hocamızın öğrettiği yol ve yöntemle ulaşılır!
“Rüyamda Aziz Erbakan Hocamızı görüyorum. Erbakan Hocamız normalde hangar gibi olan alanın üst katından asansörle iniyorlar ve direkt Ahmet Hocamızın yanına yürüyorlar. Ben aslında rüyamda da uyuyor gibiymişim; ne gözümü açmaya ne de ayaklanmaya hiç gücüm yokmuş. Erbakan Hocamız Ahmet Hocamızın omuzlarına dokunuyorlar ve Ahmet Hocamız doğruluyorlar. Önce uzun uzun kucaklaşıyorlar, sonra Erbakan Hocamız Ahmet Hocamızın ellerinden tutarak birlikte mutfak gibi çevrilmiş olan alana geçiyorlar. Bir süre içeriden takır-tukur sesler geliyor. Benim gözüm bu seslerden dolayı iyice açılıyor. Sonra omzumda bir el hissediyorum. Korkuyla doğrulup bakınca omzuma dokunan Zâtın Erbakan Hocamız olduklarını görüyorum. Erbakan Hocamız: “Uyanık olan sorumludur!” buyuruyorlar.”[1]
“Açılan kapının bir metre ilerisinde, tepesini göremeyeceğim yükseklikte bir dağ görüyorum ve dağdan gürül gürül su akıyormuş. Fakat bu su nasıl oluyorsa hangara hiç girmeden aşağılara akıp gidiyormuş. Kovamı bu suyla birkaç kez doldurup, içerinin silinecek yerlerini siliyorum, yıkanacak yerlerini yıkıyorum. Yeniden kovamı suyla doldururken dağın kenarlarından eğitim yaptığımız alana doğru, suyu aşmak için uğraşan, yukarıya çıkmaya çalışan insanlar görüyorum. Koşarak içeriye girip kapıyı kapatıyorum. Aşağıda yemekle uğraşan Erbakan Hocamıza ve Ahmet Hocamıza bakarak: “Aziz Hocam, aşağıda, yukarıya doğru suyu aşarak çıkmaya çalışan insanlar gördüm. Bunlar iyi niyetli insanlar mı yoksa kötü niyetli insanlar mı? Nereden bileceğiz?” diye soruyorum. Erbakan Hocamız: “Onlar iyi niyetli insanlar olsalardı, Bizim size “buradan, şu şekilde gelin” diyerek talimat verdiğimiz ve söylediğimiz şekilde gelirlerdi. Biz nedenini, nasılını söyledik, yetmedi gösterdik, yetmedi itekleye itekleye sürükledik. Bu yol dışında Bize gelmeye çalışanlar, Bize rahmet olan bu suda boğulurlar ve asla menzile ulaşamazlar!” buyuruyorlar.”[2]
Rahmani Rü’yalara inanmayanlar ve ciddiye almayanlar mahrum kalacaklardır!
“Erbakan Hocamız: “Biz de (bazı konuları) hatırlayıp yazmanı istemiyoruz zaten. Okuyup bunları hatırlayıp yazabilmenle ilgili, çatılarının altında dalga geçenler, paylaşıldığı zaman, “Okudum, anladım, Hocamızdan olduğuna inandım!” diyemeyenler… Bu paylaşılan rüyaları okuyunca “okudum, anladım, beğendim” anlamına gelecek bir sembol bile koymayanlar oturup “Hâlıkı tazim nedir?” kendileri arasınlar bulsunlar. Kendi bulduklarına inanıyorlar mı bir bakalım!… Sormak lâzım onlara: Bizim söylediğimize mi inanmıyorlar, sana hatırlattığımıza mı? Veya bunu gece rüyalarında kendilerine söylesek kalkıp hatırlayıp yazabilecekler mi? Şu soru daha önemli: Kendileri başka bir kardeşlerinin hatırladığına inanmazken, kardeşlerinin kendilerine inanmalarını bekleyebilecekler mi? Nefis öyle bir şey ki, insanı cennete de cehenneme de götürür. Çok dikkat etsinler. Çook dikkat etmeliler!” buyuruyorlar. O esnada uyandım.”[3]
Milli Çözüm’ün hazırladığı Meal-i Kerim huzur ve şuur kaynağıdır! Çünkü Milli Çözüm kulluk ve sorumluluk bilinci aşılamaktadır!
“Erbakan Hocamız sözümü keserek: “Oysa Allah öyle kapılar açar ki, kapanan diğer tüm kapılar için Rabbine şükredersin!” buyurdular. Ben: “Hiçbir şey hesapladığım, planladığım gibi gitmiyor.” dedim. Erbakan Hocamız: “Hayat hesapla değil, nasiple yaşanır. Plansız amaç olmaz, plansız yapılacak tek şey dua ve dilektir ve yalnızca dileyerek başarı elde edemezsin!” buyurdular. Ben: “Aziz Hocam, hiçbir şeyi de beceremiyorum, sanki her şeyi elimize yüzümüze bulaştırıyoruz!” dedim. Erbakan Hocamız: “Bu davada ya yeni ve gerekli yol açacak bir çalışma başlatacaksın, ya açılmış olan yolu bulacak ve koşarak çalışmaya koyulacaksın, ya da yoldan çekileceksin ki kardeşlerinin çalışmasını engelleyip, fethi geciktirmiş olmayasın!” buyurdular. Ben: “Sonra fethi geciktiriyoruz diye de depresyona giriyoruz Aziz Hocam!” dedim. Erbakan Hocamız: “Depresyonun panzehiri daima çalışmaktır. Yoruldukça başka bir işle meşgul olarak dinlenme olgunluğuna kavuşmaktır!” buyurdular. Ben: “Aziz Hocam, hastalıklar, ani ölümler, bunalımlar, intiharlar; hiç güzel günlerde değiliz sanki. Neden böyle oluyor?” dedim. Erbakan Hocamız: “Bak şimdi, düşmeyen tansiyonlar, kalp krizleri, beyin kanamaları, psikolojik rahatsızlıklar, psikolojik boşluklar ve tüm bunlara bağlı ölümler… Bütün bunlar neden oluyor? Bunlar Allah’tan, bunlar Allah’ın reçetesi olan Kur’an’dan, bunlar Efendimizin tavsiye ve talimatlardan uzak kaldığınız için oluyor. O yüzden “Kur’an…”, Kur’an…”, Kur’an…” diyoruz. Yetmez “Meal-i Kerim…”, “Meal-i Kerim…”, “Meal-i Kerim…” diyoruz. Allah ile ve O’nun hükümleriyle meşgul olmayan beyin, şeytanla ve şeytani fikirlerle doluyor. Beyin neyle meşgulse, kalp onun için çarpıyor. Kalp ne için çarparsa, insanın yaşantısına ve diline o dökülüyor.
Erbakan Hocamız: “İnsan yanlış düşünebilir, yanlış anlayabilir, yanlış yapabilir, ama yanlış hissedemez. Bu nedenle vicdanınızı uyanık tutun ve vicdanın sesine uyun!” buyurdular. Ben: “Aziz Hocam, ne demeliyiz, nasıl dua etmeliyiz, vicdanımız nasıl uyanık duracak?” diye sordum. Erbakan Hocamız: “Her an “Ya Rabbi, imtihanımı imanımdan büyük etme!” diye dua edin. Bak, Allah’ı hatırlamak ve rızasına uygun yaşamak insanlara bir reçetedir, Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam bir reçetedir, Kur’an bir reçetedir, Sünnet bir reçetedir. Reçeteleri dikkate alırsan vicdanın uyanık olur. Beynin Allah merkezli, Hak merkezli olur. Hak’la dolu beyinden yalan-yanlış, hata çıkmaz. Mürşid (rehber ve önder kişi) de müridin hekimidir. Eğer mürid mürşidin yazdığı reçeteyle tedavi olmazsa şifa bulamaz. Bak, Biz ilaçları, huzur ve kurtuluş şartlarını tek tek sayıyoruz, sana yazdırıyoruz; Ahmet söylüyor, yazıyor. Öyle ki hastalanıyor. Hepinizi dert ediniyor. Ama ne oluyor? Maalesef söylenenler havada kalıyor.
Yanlış; ilk yapıldığında kazadır. İkinci yapıldığında hatadır, üçüncü kez yapıldığında ise artık bu şuurlu tercihtir ve günah yazılmaya başlanmaktadır. Tercihleriniz de sizi cennete veya cehenneme sürükleyip taşıyacaktır! Bak kardeşim fetih geliyor. Kim görür, kim görmez, kim çalışır-çabalar, kim umuruna takmaz. Sen ne yaşarsan yaşa, ne kadar laf edersen et, fetih bağıra bağıra geliyor. Fetih gelirken, insanlıkla, Müslümanlarla, davayla, Bizimle, Ahmet’le, fetihle ilgisi ve derdi bulunmayan yakınlarınıza… Kusura bakmayın ama, Allah’la alâkası olmayan insanlara karşı bir türlü vazgeçemediğiniz irtibatlarınız… Temelsiz sorumluluklarınız, gereksiz vicdan burkulmalarınız… Evet, dikkat edin ki bunlar imanınıza, sağlığınıza, huzurunuza, cennetinize, Cemâle mani olmasın! Büyük hayallerinizi, küçük insanlarla zayi etmeyin!” buyurdular.”[4]
İnsan aşırılıklarıyla sınanır ve Milli Çözüm Turnusol Kağıdıdır!
“Erbakan Hocamız: “Gel bakalım. Sen sorununu anlatmadan önce, Biz (bu dostlarla başladığımız) konumuzu tamamlayalım. Dedik ki; insan aşırılıkları ile sınanır. Neye karşı gereğinden fazla ilgili isen, neyi Rabbinin üzerinde tuttu isen onunla sınanırsın. Mesela Hz. Yakub’un (AS), Yusuf’u (AS) diğer çocuklarının önüne koyması, hatta Rabbinin onu korumasına güvenmeyip, kardeşlerinin onu korumaları hususundaki çırpınışları! Sonuç? Sonuç; Rabbinin Yakub’u, üstelik kendi aklına gelen kurt hikâyesi ile yıllarca Yusuf’tan uzaklaştırmasıdır! Gözünün önünden ayırmadığı Yusuf’a yıllarca hasret bırakmasıdır!.. Yusuf varken yüzlerine bakmadığı diğer çocuklarını, artık istese de göremeyeceği şekilde, gözlerini geçici olarak kendisinden alması ve kapatmasıdır!.. Evet sonuç? Sonuç; Pişmanlık, tövbe, ve tabi tam olarak teslimiyet olgunlaşmasıdır… Beraberinde ve neticesinde ise vuslattır!… Ardından Mısır Sultanlığıdır!.. Hz. Yakup aşırılığının diyetini öderken, Hz. Yusuf da kendisine verilen yüz güzelliğinin diyetini ödemek zorunda bırakılır. Mısır kadınlarına ellerini kestirecek güzelliğe sahip olan Hz. Yusuf; kirli, küflenmiş zindanlara yıllarını verir; imtihan içinde imtihan yaşamak mecburiyetinde kalır. Yusuf’u vazgeçilmezi yapan Züleyha ise, hem Yusuf’u, hem elindeki tüm mal varlığını, hem gençliğini, güzelliğini ve itibarını yitirerek sınanır. Ancak Yusuf’tan geçip Mevlâ’ya ulaşınca, yani aşırılığını bırakınca ve Mevlâ’sı ile arasındaki her şeyi kaldırınca; bu sefer gençliği, güzelliği, itibarı, makamı ve Yusuf ona tekrar bağışlanır… Ne oldu şimdi? Herkes aşırılığa ile olan sınavını kazanınca, Rabbini her şeyin üstünde tutunca, önceden aşırılığı olan ve elinden alınan şeyler, bu sefer kendisine nimet olarak verilir…
Biz bunlara; Hak’tan, davadan, insanların sıkıntısından, Müslümanların dertlerinden bihaber insanlara karşı hâlâ vazgeçemediğiniz temelsiz sorumluluklarınız ve gereksiz vicdan burkulmalarınız, dikkat edin, sakın ha imanınıza, sağlığınıza, huzurunuza, cennetinize, Cemâle mani olmasın! diyoruz, adam hâlâ: “Hafta sonu mesafeye riayet ederek bir araya gelmemiz gerekiyor, bu vicdanen, dinen gereklidir, bundan daha doğal ne olabilir?” diyor. Ahmet’e sorarken de öyle ustaca soruyor ki, sadece anne ziyaret edilmiyormuş gibi lanse ediyor.”[5]
Milli Çözüm Hakikatin kapısı ve hayrın anahtarıdır!
“… Diğer taraftan da dik bir yokuşu çıkmaya çalışıyordum. Biraz önümüzde Muhterem Ahmet Hocamızı gördüm. Çocuklara: “Yavrularım, biraz daha gayret edip hızlanalım. Önümüzde Ahmet Hocamız varlar. Yakınlarında durup, O ne yaparlarsa biz de öyle yapalım, neden kaçınırlarsa ondan kaçınalım. Böylelikle ayağımız kaymadan, lavlara düşmeden tepeye ulaşabilenlerden olalım inşaallah!” diye uyarıyorum. Son bir gayretle Ahmet Hocamıza yetiştik. Selam verdik. Ben: “Muhterem Hocam, nasıl olacak böyle? Ayağımız kaymadan yukarıya nasıl ulaşacağız? Yukarıda ne var? Onu da bilmiyoruz. Yukarıya çıkanlar görünmüyor, onların başına ne geldiğini de bilemiyoruz!” dedim. Ahmet Hocamız: “Aslında keşke bir istihareye yatsan da, Aziz Hocamız bize bir yol gösterirlerdi!” buyurdular. Ben o ortamda nasıl istihareye yatacağımı bilemeden, Ahmet Hocamızın talimatları üzerine, bir yandan yokuş tırmanmaya devam edip diğer yandan gözlerimi kapattım. Uyumadığımı zannediyorum, çünkü yokuş çıkarken ayağıma takılan ve canımı acıtan taşları hâlâ hissedebiliyordum. Gözlerim kapalı bir halde bir yandan yürüyerek, niyetimi alıp beklemeye koyuldum. Az sonra Aziz Erbakan Hocamız teşrif buyurdular. Mübarek ellerini açtılar. Mübarek ellerinde küçük bir ekran belirdi ve o küçük bir ekranda, yukarıya çıkanların hali görünüyordu. Büyük kalabalıklar halinde yokuşu tırmanıp tepeye ulaşanlar, arkalarından gelen yüzlerce, hatta binlerce insanın, sürekli yürüyerek oluşturdukları o baskı ile diğer taraftaki kendilerini bekleyen yoğun kaynar lavlara düşüyorlar, kaçacak, saklanacak bir yer bulamıyorlar, hatta fokur fokur kaynayan ateşe düşeceklerinin farkına bile varmıyorlardı. Ben: “Aziz Hocam, yukarıya ulaşınca da ateşe düşeceksek, neden çabalıyoruz? Buradan direkt bıraksak ya kendimizi!” dedim. Erbakan Hocamız benim avucumun içerisine on-on beş civarında midye koydular ve: “Bunları Ahmet’e ver. Yokuşu çıkıp tepeye ulaşınca hiç oyalanmadan midyeleri yere bıraksın. Midyelerin içlerini açsın. Her birinin içerisindeki incileri çıkarsın. Önce siz, sonra da Ahmet, “Bismillah” diyerek midyelerin içerisine atlayın. Tekrar ediyorum; kesinlikle oyalanmayın, “atlayın” der demez hemen atlayın, sakın kimseyi ikna etmeye uğraşmayın, onlarla vakit kaybetmeyin. En son Ahmet atlasın. “Bismillah” deyip içerisine girdiği midyenin kapağını kapatsın. O’nun midyesinin kapağı kapanınca diğer midyelerin kapağı da kendiliğinden kapanacaktır. Artık, o andan itibaren yanınızda yer alana sevinin ama geride kalanlara üzülmeyin. Çünkü orada üzülmek, kaygılanmak yok. Orada birbirinize selam verin ve olacak olanları bekleyin!” buyurdular.”[6]
Milli Çözüm Zafer Sancağıdır!
“Rüyamda; Ankara Kızılcahamam Eliz Oteli’nin konferans salonunun önünde bulunuyorum. Milli Çözüm Ekibinden ve tanımadığım büyük bir kalabalık var. Herkesin elinde konferans için gönderilmiş davetiyeler görüyorum. Sıra ile kapının önünde bulunan görevliler davetiye olduğu halde ellerindeki isim listesine göre konukları içeriye alıyorlar. Erbakan Hocamızın isteği üzerine davetiyelere göre değil listeye göre içeri aldıklarını söylüyorlar. Ben ismimi söylediğimde Erbakan Hocamızın: “Ayşe beklesin!” buyurduklarından görevliler beni salona almıyorlar. O şekilde ve şaşkın vaziyette uyanıyorum. Sonra tekrar uykuya dalıyorum. Rüyamda yine aynı konferans salonunda bulunuyorum. Milli Çözüm Ekibinden ve tanıyamadığım kişilerle, Erbakan Hocamızın ve Ahmet Akgül Hocamızın aldıkları büyük bir haberle halay çektiklerini ve Aziz Hocamızın ve Muhterem Babamın sevinçle birbirlerine sarıldıklarını görüyorum ve uyanıyorum.”[7]
Milli Görüş’ün özü, Milli Çözüm’e dönüşmüş durumdadır!
“… Stada girmek için tam girişe doğru ilerlerken Aziz Erbakan Hocamızın sağ yanında partiden genç bir arkadaş elinde bir metre ağaç sopanın ucunda Türk bayrağı bulunuyor. Sol yanında ise ben oluyorum. Sağ elimde 4-5 metre uzunluğunda yuvarlak bir boru ucunda ufak bir Türk bayrağı, sol elimde Aziz Erbakan Hocamızın ayakkabılarını giydirdiğim (kerata) ayakkabı çekeceği bulunuyor, o vaziyette ilerliyoruz. Arkamızdan ise partililer geliyor. O esnada Aziz Erbakan Hocamıza baktığımda birden yanımızda Muhterem Ahmet Akgül Hocamızı görüyorum. Erbakan Hocamızın yerinde Ahmet Akgül Hocamız oluyor. Ahmet Akgül Hocamızın Milli Çözüm Gebze’deki yazıhanemizde asılı olan fotoğraftaki elbiseler üzerinde oluyor. O vaziyette birlikte stada giriş yapıyoruz. Statta herkes ayağa kalkıyor. Önce sessizlik ve şaşkınlık hâkim oluyor. Oradaki bütün Gebzeliler koşarak gelip bizlerin fotoğraflarını çekerken o şekilde uyanıyorum.”[8]
Bâtıl yollar ve günahlar kalpleri karartır, Milli Çözüm ruhları arıtır!
“Erbakan Hocamız, mübarek elleriyle toprakta küçük bir çukur açıp ceplerinden bir mendil çıkarıyorlar. Mendili sıkıyorlar. Dört damla su akıyor, gözyaşları içinde: “Ya Rabbi! Küçücük kızın ağzını kapatıp, sessiz bağırdığı için kulak zarlarını patlatarak ona kötülük yapan zalim yüzünden, o mazlum yavrunun suyunu kesme! Ya Rabbi, (günümüzde) her bir karışına; (tarihte) koca koca kavimleri helak ettiğin büyük günahlardan birinin düştüğü (haksızlık ve ahlâksızlıkların başımıza üşüştüğü) zamanımızda, bu helak sebebi günahları yapan, yaptıran, göz yuman sözüm ona Müslümanlar yüzünden, o bir karış toprakta yaşam mücadelesi veren karıncanın suyunu kesme! En yakınlarından, kilometre olarak en uzağında olana kadar, bir taraftan cihad ederken, diğer taraftan elleriyle, gözleriyle, güya merhametleriyle harama dalan kardeşlerim yüzünden, hepsinin kalplerini bir araya toplayıp gece gündüz onları arındırmaya çalışan Ahmet’in suyunu kesme Ya Rabbi! Yıl boyunca adımızı dahi hatırlamayıp 27 Şubat yaklaşınca “Anma Etkinlikleri” düzenleyerek, yanımıza ziyarete gelecek olan aklı evveller yüzünden; buldukları her fırsatta huzurumuza koşup gelenlerin, gelemiyorsa da bizden Fatiha’sını esirgemeyenlerin suyunu kesme Ya Rabbi!” buyuruyorlar.”[9]
Erbakan’ın mübarek şahsına, davasına ve manevi mirasına Milli Çözüm sahip çıkmaktadır!
“Büyük bir kapalı spor salonunda AKP, MHP, SP, BBP’li partililerin katılımıyla çok kalabalık bir toplantı yapılıyor. AKP’yi temsilen Recep T. Erdoğan, MHP’yi temsilen Alparslan Türkeş, SP’yi temsilen Aziz Erbakan Hocamız, BBP’yi temsilen Mustafa Destici katılacakmış. Biz Erbakan Hocamızı şehrin girişinde karşılıyoruz. Hocamız Mercedes arabanın arkasında oturuyor. Araba durunca kapıyı açıp Hocamızın elini öpüyorum ve Erbakan Hocamızla birlikte salona geliyoruz. Salonun girişine varınca salon çok kalabalık görünüyor tam namaz vakti oluyor. Hocamız: “Haydi; namaza geçelim, namaz sonrası geliriz!” buyuruyorlar. Namaza gidiyoruz ve dönüşte salonun önüne gelince salonda AKP, MHP, BBP’lilerin birbirleriyle kavga ettiklerini ve salonun boşaldığını görüyoruz. Hocamız salona hiç yanaşmadan uzaktan bakıp: “Hadi gidelim buradan!” diyor. Hocama: “Hocam teşkilata gidelim sürpriz olur.” diyorum. Hocamız da hatırladığım kadarıyla: “(Yeşilyurt ya da) Yeniyurt’ta işim var.” buyuruyor. Sonra bana: “Vakıfçılar ne yapıyor?” diye soruyor. Ben de: “Aynılar Hocam.” diyorum. Erbakan Hocamız da yurt dışından bunlara örnek bir kişiyi söylüyor. “Yazık ediyorlar kendilerine yazık!” diye ekliyor. Bunun üzerine ben de: “Ahmet Hocama gidelim!” diyorum. Hocamız ise: “Zaten Biz Ahmet’le sürekli görüşüyoruz.” buyuruyor.”[10]
Milli Çözüm Mehdiyet ve Mesihiyet Devriminin hizmetkârıdır!
“Konya Milli Çözüm Ekibinden erkek, bayan ve çocuklar olarak bir otobüse binmişiz ve Aziz Erbakan Hocamızın Makam-ı Şerif’lerine ziyarete gidiyormuşuz. Makamın Mevlanakapı girişinde otobüsümüz duruyor, yavaş yavaş iniyoruz. Kapıda Konya Milli Çözüm’den gençler (Ali Şimşek Bey’in organizesinde) görevlilermiş. Koşarak bize yaklaşıyorlar ve: “Hz. İsa (AS’ın müjdelenen inkılabına hazırlık yapan bir Zât) Aziz Erbakan Hocamızın Makam-ı Şerif’lerini ziyaret ediyorlar; gözyaşları içindeler ve dua ve naz makamında şu anda. Biraz bekleyip öyle girseniz olur mu?” diyorlar. Biz: “Tabii ki!” deyip, Erbakan Hocamızın Makam-ı Şerif’lerini görecek şekilde değil de, diğer tarafta durup sessiz bir şekilde beklemeye başlıyoruz. Bir anda eşlerimizin yanımızda olmadıklarını fark ediyorum. 10-15 dakika sonra aynı görevli eliyle işaret ederek: “Buyurun, artık gelebilirsiniz!” diyor. Makam-ı Şerif’e doğru yaklaşıyoruz. Ben: “Hz. İsa (AS’ın hizmetkârı) hâlâ içerideler mi? Bizi almadınız ama bakın içeri zaten dolu! Takım elbiseli birçok kişinin olduğunu görüyorum, onlar kim ki?” diye soruyorum. Genç görevli: “Onlar Hz. İsa (AS’ın kutlu hedeflerinin hizmetkârıdır), yanındakiler ise havariler gibi O’nun sadık arkadaşlarıdır!” diyor. Biz hanımlar ve çocuklar olarak içeriye giriyoruz. Çocuklar direkt çeşme tarafına gidiyorlar, biz de Makam-ı Şerif’e doğru geçiyoruz. Makam-ı Şerif’te, yepyeni takım elbise giyinmiş beylerin olduğunu görüyorum. Dikkatlice bakınca Hz. İsa (AS’ın hazırlık hizmetkârı) oldukları söylenen Zât’ın Muhterem Ahmet Hocamız, oradaki takım elbiseli beylerin de bizim eşlerimiz olduklarını görüyorum. Ahmet Hocamız mübarek başlarını sağ tarafa yatırmışlar, gözleri kapalı bir vaziyette bir taraftan ağlıyor diğer taraftan da: “Vücut İklimimin Sultanı Sensin” ezgisini söylüyorlar. Ezgi bitince gözlerini yarım açıyorlar. Göz göze geliyoruz. Başlarıyla bizi selamlıyorlar: “Hoş geldiniz, Aziz Erbakan Hocamız Bizi ayakuçlarına, sizi de başuçlarına davet ettiler. Haydi, buyurun; geçip başuçlarına oturun!” diye talimat buyuruyorlar. Geçip talimat buyrulan yere oturuyoruz. Çocuklara seslenerek onları da Makam-ı Şerif’in önüne, mermerlere oturtuyorlar. Hep birlikte bir kez daha “Vücut İklimimin Sultanı Sensin” ezgisini söylüyorlar. Arkasından: “Fea’lem ennehu” diyerek zikre başlıyorlar. Zikre biz de katıldık. Dahası, ağaçlar, yapraklar, kuşlar sanki hepsi zikre katılıyorlar. Daha önce öylesi bir huzuru yaşadığımı hiç hatırlamıyorum. “Allahhh! La İlahe illallah! Elhamdülillah!” diyerek zikir yapılıyormuş. Zikre devam ederken uyandım.”[11]
Hak ile Bâtılı, mü’minle münafıkı en net ve mert şekilde ortaya koyan Milli Çözüm, hikmet ve hakikat aynasıdır!
“Erbakan Hocamız: “Burası Mekke! Efendimizin doğup büyüdükleri, Kendilerine Peygamberliğin verildiği, sayısız çile ve eziyete maruz kaldıkları, en sonunda Rabbinin emriyle “Sizin dininiz size, Benim dinim Banadır!” buyurup, hepsinin karşısında dimdik durdukları, Hakka sahip ve taraf oldukları topraklardır. Dinin hükümlerini eğip bükmeden, dinin özünü yaşam standardı yapıp, bütün çilelerde, bütün ambargolarda, bütün anlaşmalarda “ÖZÜ YUMUŞAMIŞ ve YAMUKLAŞMIŞ İMAN, İMAN DEĞİLDİR!” buyurdukları; hayatları boyunca küffâra karşı dimdik duruşları sonucunda da Fetihle mükâfatlandırıldıkları topraklardır. Biraz sonra Kâbe’yi tavaf eden Efendimize gelip: “Sen “La İlahe İllallah” (Allah’tan gayrı, ibadet olunan, rızası aranan, yardımı umulan ve hükmü uygulanan başka Zât ve makam yoktur!) demekten vazgeç, biz de Sana mal-mülk, iktidar verelim!” diyecekler. Yine biraz sonra Efendimiz: “La İlahe İllallah imanın özüyken, ey müşrikler siz Beni neye çağırıyorsunuz?” buyurup, Mekke sokaklarını ve şeytanların kulaklarını çınlatan cümlelerini haykıracaklar!”… “Sizin dininiz size, Benim dinim Banadır” buyuracaklar. Ve bize model olup, tarihe de ayar verecekler!” buyurdular ve mübarek sırtlarını Kâbe’ye yaslayıp oturdular; benim de oturmamı işaret buyurdular. “Şimdi anlatacaklarımı hayal et, sanki görüyormuşsun, her şey yeniden yaşanıyormuş gibi dinle!..”
“Zira en büyük bulaşıcı hastalık şirktir. Müşrikler bunu açık bir dille, büyük bir marifetmiş gibi yaparlar. En acısı ise, bu hastalık kendilerine de bulaştığı vakit bazı mü’minler bile asla şirk koşmadıklarını, ömürleri boyunca da asla şirk koşmayacaklarını söyleye söyleye şirk koşarlar. Bunlar öyle ince ayrıntılardır ki, çoğu Müslüman bu ince ayrıntıların farkına varmadan ebedi ahiretlerini yok ederler.
Şirk, bazen kelimelere gizlenir, bazen bakışlara, bazen de hareketlere gizlenir. Rahman’ı üzen şey; müşriklerin koştuğu şirk değil, asıl mü’minlerin bu hastalığa yakalanıvermeleri, ve bu hastalığa yakalandıklarını kabul etmemeleri, tedavi ihtiyacı hissetmemeleridir. Unutulmamalıdır ki; bunlarla, yani Allah’a açık açık şirk koşanlarla bir arada olmak, onlara karşı dimdik duramamak, hoşlarına gitmek için her an ayrı tavizlere yanaşmak da şirktir. Kâfirlerin ve müşriklerin dil uzattıkları, saldırdıkları her İlahi kanun ve kuralda hemen, o anda resmi ve gayri resmi olmak üzere hemen cevaplarını yazmak, buğzederek ve terk ederek bir nevi cezai müeyyide uygulamak, bazı alınmış ortak ve yanlış kararları tek taraflı bozup, onları ortada bırakmak, ellerini kollarını bağlamak, mü’minlerin öncelikli görevidir ve bunlar imanın gereğidir. Zinayı suç olmaktan çıkaran, loto, toto, piyango gibi kumarları yaygınlaştıran, faizi fuhşu azdıran, ailevi ve ahlâki yapıyı bozan İstanbul Sözleşmesini imzalayan yönetimleri ve yetkilileri uyarmak bir tarafa hâlâ onları alkışlayanlar imanın ve İslam’ın neresindedir? Tam aksine Allah ve Resulüne savaş açanlarla yeryüzünü kana, fitne ve fesada boğmak için yaptıkları her yeni hamlede bu haksız ve ahlâksız kararı (İsrail’le normalleşme sürecine girilmesi ve İstanbul Sözleşmesi gibi) tek taraflı bozacaklarını ifade etmeyenler, her saldırıyı ve Allah’a dil uzatmayı sineye çekenler, hatta (yılbaşı gibi şeytani) bayramlarını bile resmi olarak veya gayrı resmi olarak bireysel veya toplumsal olarak kutlamakta bir beis görmeyenler; üzülerek söylüyorum ki; şirke bulaşmış kimselerdir!
Şirk; “Ben, Allah’la birlikte, başka ilahları da kabul ediyorum. Onları da tazim edip, ibadet ediyorum!” demenin yanında, Allah’a aşikâr ortaklar kabul edip, Allah ve Resulüne her şart ve ortamda savaş açanlarla birlikte olmak, şeytani odaklar karşısında el pençe divan durmak, onlarla birlikte Allah ve Resulüne savaş açmaktır! Hatta bunu “din” adı altında, süslü laflar ve etkili diksiyonla yapmaktır. Bakınız, müşriklerin bir ömür uğraşarak dine ve Müslümanlara veremeyecekleri zararı, maalesef bunlar bir imzada, bir konuşmada, bir oyda vermektedir.”[12]
[1] F. Betül Erişkin – 04.02.2018
[2] F. Betül Erişkin – 04.02.2018
[3] F. Betül Erişkin – 03.03.2018
[4] F. Betül Erişkin – 22.08.2020
[5] F. Betül Erişkin – 26.08.2020
[6] F. Betül Erişkin – 29.08.2020
[7] Ayşe Akgül – 21.02.2018
[8] Nevzat Gündüz – 14.03.2018
[9] F. Betül Erişkin – 18.02.2018
[10] Adem Akpınar – 14.03.2018
[11] F. Betül Erişkin – 12.07.2018
[12] F. Betül Erişkin – 29.12.2019

BU ASRIN ÖZÜ VE ÇÖZÜMÜ MİLLİ ÇÖZÜM
Bismillahirrahmanirrahim
Allah yolunda (adil bir düzen kurulsun, hazırlıklı ve caydırıcı bir savunma gücünüz bulunsun diye) infak (harcama ve fedakârlık) yapın; ve kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın. (Cihad yolunda sorumluluktan kaçmak ve maddi fedakârlıktan kaytarmak suretiyle bütün servet, hürriyet ve haysiyetinizi düşmanlara kaptırmayın.) İhsanlı davranın (Hakkı hâkim kılma ve milli savunma konusunda oldukça dikkatli ve gayretli çalışın, görev ve sorumluluklarınızı en iyi şekilde yerine getirmeye bakın). Şüphesiz Allah, ihsan ve iyilik ehlini sever (ve mükâfatlandırıp başarıya eriştirir). Bakara suresi 195
“Rabbimiz, biz indirdiğine (İncil’e ve içindekilere) inandık ve (gönderdiğin) elçiye tâbi olduk. Böylece bizi (imana ve İslam’a tanıklık eden) şahitlerle beraber yaz” (diye yalvarmışlardı).
O (Rabbani âlimler) sadece şunu söylüyorlardı: “Rabbimiz, bizim günahlarımızı ve işlerimizdeki (cihad görevimizdeki ihmalkârlık ve) taşkınlıklarımızı bağışla. Ayaklarımızı (Hakk’ta ve cihad yolunda) sağlam tut (kaydırma). Kâfir (ve zalim) topluluk (ve teşkilat)lara karşı bize yardım et!” Âl-i İmran Suresi 53 -147
“Rabbim, bana hüküm (adaleti yürütme ve hikmetli düşünme yeteneği) bağışla ve beni salih kullarına kat.” Şu’arâ Suresi 83
Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’a ve Resulü’ne icabet edip (emirlerine uymalısınız). Ve bilin ki muhakkak Allah, kişi ile kalbi arasına girer (layıksa hidayet nurunu artırır, müstahaksa dalâlet yolunu kolaylaştırır) ve siz gerçekten O’na götürülüp toplanacaksınız. Enfal süresi 24
Şuurla, ferasetle, dirayetle, basiretle, azimle ve heyecanla ALLAH cc bizleri bu kararlılık düşüncesi ile yolundan ayırmasın ÂMİN
Milli çözüm ekibi bu asrın özüdür aklı selimi müspet bilimi tarihi birikimi ve deneyimi vicdani tatmini ilahi dini ve Kur-an-i Kerimi rehber alarak bütün olayları doğru ve doyurucu, bizleri aydınlatıcı ve sorumluluklarımızı kuşanmamız için hayra motor şerre firen olmamızı ilk günkü heyecanla çalışmamız gerektiğini ve gelecekten asla ümit kesmemizi göstermektedir. Bizler Rabbimizin bize verdiği ımtihan süreci içerisinde kulluk görevimizi yerine getirmek icin canla başla çalışan birer mü’min olmayı ve bu dünyadan iman ile gerçek hayata geçmeyi Allah’ın rızasını kazanan kullarından olmayı nasip etsin inşallah ÂMİN
Affet Sultan…
“Okudum, anladım, beğendim” Efendim!..
Gerçek iman sahibi
İnsanın ömrünün su gibi akıp gittiği o kadar açık ve net ki, yıllardır her vesile ile anlatılan, yazılan her şeyi bir vesile ile de Erbakan hocamızdan, rüya aleminde de ikaz, ihtar, müjde olarak okuyor ve Cennet kapısının nasıl açılacağını Ahmet Akgül hocamız vesilesi ile öğreniyoruz. Allah (CC) okuduğumuzu anlamayı, anladığımızı yaşamayı, yaşadığımızı tavsiye etmeyi, yetmez tavsiye ettiğimizi takip etmemizi nasip etsin İnşaallah. Oysa zahiren bakıldığında ne kadar kolay görülüyor, Yarabbi İmtihanımızı imanımızdan büyük etme demek. Evet demek kolay amma gerçek imana ulaşmak kolay mı acaba. Rabbim gerçek iman sahibi olmayı nasip etsin, istikametinden ayırmasın, Milli Çözüm den ayırmasın, Yarabbi imtihanımızı imanımızdan büyük etme. Amin. Amin. Amin.
Erbakan Hocamızın “Nuh’un Gemisi” diye müjdelediği; Hakk’ın hâkimiyeti ve Adil bir Mehdiyet ve Medeniyet düzeninin yeryüzünde kurulup yürütülmesi için; malıyla, canıyla ve diliyle cihat eden sadıkane son neferleri olmak, ne büyük bahtiyarlıktır…Milli Çözüm olarak: “Cenab-ı Hak’kın “Siz (sadece Müslümanlar için değil, bütün) insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmet oldunuz. (Çünkü siz, ülkenizde ve yeryüzünde) Ma’rufu (Hakk’ı ve hayrı) yürütecek, münkeri (zulmü ve kötülükleri) önleyecek (bir Adil Düzen kurmaya) çalışırsınız. Ve Allah’a (tam) iman edip (bağlanırsınız)” buyurarak, İslami gerçekleri ve insani gerekçeleri yazan, yayan ve bu uğurda yorulan sadık kullarını anlatmaktadır…” (Al-i İmran: 110) ayetindeki “en hayırlı ümmet” vasfını inşaallah hak eden… Hz. Peygamber (S.A.V) Efendimiz’in; “Ah keşke bana doğru havuza gelen kardeşlerimi bir görsem de, içlerinde şerbetler olan kâselerle onları karşılasam. Cennete girmeden önce (Kevser) havuzundan içirsem”… Bu sözler üzerine Sahabeleri kendisine: “Ey Allah’ın Resulû, biz Senin kardeşlerin değil miyiz?” deyince; O şöyle cevap vermişti: “Sizler Benim Ashabımsınız (arkadaşlarımsınız). Benim kardeşlerim ise, Beni görmedikleri halde Bana inananlar (ve ahir zamanda sünnetime ve hayat sistemime yapışıp, İslam’ı ihyaya çalışanlardır)… Mutlaka Ben Rabbimden sizinle ve Beni görmeden iman edenlerle gözlerimi aydınlatmasını istedim.” (Ramuz El-Ehadis s.361, 4640) Hadisindeki “kardeşlerim” diye iltifat ettiği kutlu ekibe giren… Erbakan Hocamızın “Nuh’un Gemisi” diye müjdelediği; Hakk’ın hâkimiyeti ve Adil bir Mehdiyet ve Medeniyet düzeninin yeryüzünde kurulup yürütülmesi için; malıyla, canıyla ve diliyle cihat eden sadıkane son neferleri olmak, ne büyük bahtiyarlıktır… Ve inşaallah bu kutlu davanın muzafferiyet ve hâkimiyet kapısına mesihiyyet mührünü vuracağını umduğumuz Ahmet Hocamızın; “can dostlarım, göz nurum” övgüsüne liyakat kesbeden; Akgül bahçesinin gül goncaları ve muştularının muhatabı olmak, elbette büyük bir şans ve fırsattır… Evet, Asr-ı Saadet’ten sonra “VÂKIA vuku bulduğu zaman!.. (Va’ad edilen büyük devrim ve değişimle, dünya ve insanlık tarihinin en önemli olayı ve daha sonra kıyamet sabahı koptuğu an; kâfirlerin, zalimlerin ve işbirlikçi hainlerin durumu nasıl olacaktır? Artık) O’nun vukuunu (zulüm ve küfür saltanatının çöküş olayını ve kâfirlerin dünyasının yıkılışını) hiç kimse yalanlayamayacaktır. O (olay ve onun takdir edicisi Allah (C.C) zalimleri, kâfirleri ve hainleri) aşağılatıcı, (mü’minleri, mücahitleri ve mazlumları ise) yüceltici ve onurlandırıcıdır. (O gün, münafıklar ve azgınlar yenilgiye uğramış, mücahit ve muttaki kullar ise zafere erişmiş olacaktır.) (Vakı’a: 1-2-3) ayetlerinde haber verildiği üzere, eşi ve benzeri görülmemiş dünya ve insanlık tarihinin bu en önemli olayı, “Siyonizm ve Deccalizmin yıkılışı ve Mehdiyet ve Mesihiyyet Medeniyetinin inşası” için “kınayıcının kınamasından korkmadan” cihad ehli olan topluluk arasına inşaallah bizler de gireriz… Ve bizler neden namaz kılıp oruç tutuyorsak o nedenle Allah yolunda, Hakk Hâkim olsun diye Cihad yapmaktayız… Ayrıca, Allah’a yakınlaştıracak en büyük ibadetin ve vesilenin Cihad olduğunun farkındayız… Bunu cemaat şuuruyla bir emir komuta zinciri altında yapmak ve Hz. Peygamber (S.A.V)’in buyurduğu gibi dinin zirvesine ulaşmak için gayret edenlerden isek, kutlu ve mutlu gelecek inşaallah bizimdir diye ummaktayız… “Ey iman edenler! Allah’tan korkun (isyan etmekten sakının) ve O’na (yaklaştıracak ve zafere ulaştıracak) vesile arayın; (bu amaçla) O’nun yolunda cihat edin. (Böylece) Umulur ki kurtuluşa erersiniz.” (Maide: 35) ayetinin muhataplarıyız. Hz. Peygamber Efendimizin (S.A.V): “Bu dinin başı İslam’dır, direği namazdır, zirvesi cihaddır!” (Tirmizi, İman, 8; İbn Mace, Fiten, 12) buyurdukları sıfatları ve sorumlulukları kuşanmalıyız. “Doğrusu Allah, Kendi yolunda (tuğlaları ve bütün parçaları) sanki birbirine (kurşunla) kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak (irtibatlı, intizamlı ve itaatli bir teşkilat ve cemaat şuuruna ve sorumluluğuna sahip olarak cihad edip) çarpışanları sevmekte (ve desteklemekte)dir. (Ferdi ve fevri hareket edenleri değil.)” (Saf: 4) emirlerine kulak asmalıyız. Ve iyi biliriz ki Allah ve Resulû’nün bir emri ve çağrısı ancak bize hayat verir, hemen icabet etmemiz gerekir… Mü’min erkek veya kadın, bu davanın neferleri olarak Allah ve Resulü bir konu hakkında hüküm verdiklerinde, itaat etmekten başka bir seçeneğimiz de yoktur… Yoksa apaçık bir dalalete ve sapkınlığa sapmış ve isyan etmiş oluruz… Allah’a yani Kur’an’a, Resûl’e yani sünnetine tabi olma ve içimizdeki Ulu’l Emr’e -gerçek ilim ve içtihat ehli yöneticilerimize- itaat, imanımız gereğidir… İlahi emre ilk isyan eden, enaniyet ve kibir gösteren İblis’tir… Bu nedenle İlahi rahmet ve huzurdan ebediyen kovulmuş ve kâfirlerden oluvermiştir… “Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’a ve Resulû’ne icabet edip (emirlerine uymalısınız)” (Enfal: 24) “Allah ve Resulû, bir işe hükmettiği (bir konuda karar verdiği) zaman, mü’min bir erkek ve mü’min bir kadın için, artık o işte kendi isteklerine (ve beklentilerine) göre (başka görüşleri) seçme ve tercih hakkı yoktur, olamaz! Kim Allah’a ve Resulû’ne isyan ederse (Ayet ve Hadislerin açık hükümlerini çiğner ve kendi keyfince te’vil edip tersine çevirirse), işte gerçekten o, apaçık bir sapkınlıkla sapmıştır.” (Ahzab: 36) ayetlerini hiç unutmamalıyız… “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin (Kur’an’a uyun), Peygambere (sünnetine tabi olun), ve sizden olan “Ulu’l- Emr’e” (inandığınız gibi Hakk ve hayır üzere sizi yönetenlere, gerçek ilim ve içtihat ehline) de itaat edin. Eğer herhangi bir hususta anlaşamayıp çekişirseniz, onu hemen Allah’a (Kur’an’a) ve Resulû’ne (sünnete) arz edip (bunlara göre hüküm verin.) Şayet Allah’a ve ahirete inanıyorsanız bu sizin için daha hayırlı ve netice olarak daha güzeldir.” (Nisa: 59) “Ve Biz bütün meleklere: “(O halde şimdi) Âdem’e secde edin (onun üstünlüğünü kabullenin)” demiştik. Onlar da hemen secde etmişlerdi. Yalnız İblis diretmiş, kibirlenmiş ve kâfirlerden (inatçı ve inkârcı nankörlerden) olup (gitmişti).” (Bakara: 34) uyarılarından korkmalıyız. Çok şükür Allah’ın avnü inayetiyle Milli Çözüm olarak bugüne kadar her daim Hakk’ı savunup doğru sözden, onurlu izden ayrılmadığımız, sadece Allah’ın ayetlerine, Hadis-i Şeriflere, icma-i ümmet ve Erbakan Hocamızın öğretilerine dayandığımız ve nefsi bir beklenti için değil, her yazımızda, makalemizde ve şiirlerimizde yalnız Allah’ın rızasını aradığımız ve yalnız O’na ibadet edip, sadece O’ndan yardım istediğimiz ve yalnız Allah’tan korkup O’ndan sakındığımız için Allah bizim amellerimizi ıslah edip düzeltir, günahlarımızı bağışlar, her zorluktan bir çıkış yolu verir, hiç ummadığımız cihetten rızıklandırıp ve bizlere büyük bir mutluluk ve başarı verip “Fevz-i Azim’e” ulaştırır… Ve ayrıca, Hakk’la Bâtıl’ı birbirinden ayıran “Furkan” nasip eder inşaallah… Bu büyük mutluluk ve başarı için çektiğimiz sıkıntıları abartanlara kulak asmayınız! “Ey iman edenler, Allah’tan korkun (kendinize çekidüzen verin) ve (her konuda mutlaka) doğru söz söyleyin. Ki (Allah) amellerinizi (karşılıklı muamelelerinizi) ıslah edip (iyileştirip düzeltsin) ve günahlarınızı bağışlayıp (kötülüklerinizi gidersin. Çünkü yalancılık, mahrumiyet ve mahcubiyet; doğruluk ise hayır ve berekettir.) Kim Allah’a ve Elçisine itaat ederse, artık o en büyük kurtuluşla huzura ve başarıya erişmiştir.” (Ahzab: 71-72) “Ey iman edenler! Eğer Allah’tan korkarsanız (küfür ve kötülüklerden sakınıp iyiliklere yapışırsanız, haram ve haksızlıklardan kaçınıp hayırlara çalışırsanız), O size (Hakk’ı bâtıldan, doğruyu yanlıştan, yararlıyı zararlıdan, mü’mini münafıktan ayıran) furkan (feraset ruhu ve hidayet şuuru) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Çünkü büyük fazilet sahibi (olan) Allah’tır.” (Enfal: 29) “Kim Allah’tan korkup (haksızlık ve ahlâksızlıktan) sakınırsa (ve Rabbine güvenip sığınırsa, Allah) ona (her türlü darlık ve zorluktan kurtulacak) bir çıkış yolu açacaktır. Ve onu hesaba katmadığı (hiç ummadığı) bir yönden rızıklandıracaktır. Kim de Allah’a tevekkül ederse, O, kendisine kâfidir (onu asla sahipsiz bırakmayacaktır). Elbette Allah, Kendi emrini yerine getirip amacına ulaştırandır. Allah, her şey için bir ölçü koyup (geçerli) kılmıştır. (O her konuyla ilgili bir miktar ve mikyas=tartma ve kıyaslama ayarı yaratmıştır.)” (Talak: 2-3) ayetlerini kulaklarımıza küpe yapmalıyız. Uğraştığımız Cihad ibadetinin değerini, Cenab-ı Zül Celal Hazretleri bizlere bildirmek için öyle göstermelik hayır hasenat işleri değil, bilakis “Hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Haram’ı onarmayı” bile cihada denk kılmamıştır… Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerin, dünya ve ahiret kurtuluşa ve mutluluğa erişeceğini, Allah’ın rızası ve Rıdvan şerefine ve ebedi nimetlerle dolu cennetine mazhar olacağını haber buyurmuşlardır… Bunun yanında; İslam’a karşı, inkârı sevip tercih edenleri ise; – Yani; İslam Birliği için değil, AB’ye girmek için çırpınanları… – Faizi ve Fuhşu yaygınlaştıranları… – Kumarın ve şans oyunlarının daha rahat oynanması için kanun çıkaranları… – Bu haksız ve ahlaksız düzeni yürütenlere ve değiştirme gayreti göstermeyenlere fetva uyduranları… – Ve bunları destekleyip, arka çıkanları… Ve onları dostlar (veli-yönetici) edinip savunanları “zalim” saymıştır. Ve Cenab-ı Hak, dünyalık bütün tutkuları sayarak (eş-çocuk-akraba-mal-ticaret-evler), bunlar şayet Allah ve Resulû’nden ve O’nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, Allah’ın fasıklar topluluğunu hidayete ulaştırmayacağı konusunda uyarmışlardır… “(Göstermelik hayır dağıtmaktan ve reklâm amaçlı cami yaptırmaktan öte) Hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Haram’ı (Beytullah’ı) onarmayı (bile), Allah’a ve ahiret gününe iman edip (sevabını sadece O’ndan umarak) Allah yolunda cihad edenin (yaptıkları) gibi mi saydınız? (Cihatla diğer hayırları bir tutmakla aldanmaktasınız. Bunlar) Allah katında asla bir olmazlar. Allah (Hakk hâkim olsun ve insanlar huzura kavuşsun diye, yapılması farz olan cihadı terk ederek) zulmeden bir topluluğu hidayete ulaştırmayacaktır.” (Tevbe:19) “İman edenlerin, hicret edenlerin ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerin, Allah katında büyük dereceleri vardır. İşte (asıl) ‘kurtuluşa ve mutluluğa’ erenler bunlardır.” (Tevbe: 20) “(Hak ve adalet hâkim olsun ve insanlar huzur bulsun diye cehdü gayret sahipleri var ya;) Rableri onlara Kendi katından bir rahmeti, bir hoşnutluk (Rıdvan) şerefini ve onlar için, kendisinde sürekli bir nimet bulunan cennetleri müjdeleyip (hazırlamıştır.)” (Tevbe: 21) “Orada ebedi olarak kalacaklardır. Elbette en büyük mükâfat, şüphesiz Allah katındadır.” (Tevbe: 22) “Ey iman edenler! Eğer imana (ve İslam davasına) karşı inkârı (ve din düşmanlarını) sevip tercih ediyorlarsa, babalarınız ve kardeşleriniz bile olsa, onları dostlar (veli-idareci-yönetici) edinip (başınızda) tutmayın! Sizden kim onları (hâlâ) dostlar edinirse, işte asıl zalim onlardır.” (Tevbe: 23) “(Ey Habibim) De ki: “Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeş ve arkadaşlarınız, hanımlarınız, kavm-ü kabileniz-hısım akrabanız, kazanıp yığdığınız mallarınız, bozulmasından ve azalmasından korktuğunuz ticaret ve tezgâhınız (memuriyet ve meslek sahanız), pek hoşlandığınız evleriniz (ve villalarınız)… Şayet (bütün bunlar) size Allah’tan… Read more »
Aslında herşey şerefli bir ölüm için
“Siz O’na (Peygambere ve Hakk Dava Önderine) yardım etmezseniz (zararlı çıkan siz olacaksınız, çünkü) Allah O’na zaten ve kesinlikle yardımcıydı.”
Tevbe Suresi 40
“(Hz.) İsa onlardaki inkârı sezince dedi ki: “(Sizden) Allah için bana yardım edecekler kimdir?” Havariler ise: “Allah’ın yardımcıları biziz. Biz Allah’a inandık, (Ey İsa!) bizim gerçekten Müslümanlar olduğumuza şahit ol” demişlerdi.”
Al-i İmran 52
“(Unutmayınız ki) Allah, “muhakkak Ben ve Elçilerim galip geleceğiz” diye yazmış (ve kararlaştırmış) tır. (Allah’ın partisi ve Kur’an’ın takipçisi olanlar mutlaka kazanacak ve başarıya ulaşacaklardır. ) Gerçekten Allah, en büyük Kuvvet sahibidir, Güçlü ve Üstün olandır.”
Mücadele 21
***
Milli Çözüm’ünü mahcup, etme davan aşkına
Hizmetinden mahrum edip, düşürme hiç şaşkına
Her an artır heyecanımız, öyle dönsün taşkına
Sen ki Rahman-ir-Rahimsin, Dost Rahmına sığındık…
***
Aziz Erbakan Hocamızın tabiriyle “Aslında herşey şerefli bir ölüm için”. Şerefli bir ölüm için ise İzzet ve şerefle yaşamak gerekmekteydi ve Milli Çözüm İzzet ve şerefin adresiydi. Rabbim bu yolda ayağımızı sabit kılsın, hizmetinden mahrum edip şaşkına düşürmesin, heyecanımızı arttırsın inşallah. Amin.
Bu hakikatler ışığında, yanıp közleşen, Dost ile özleşen, Milli Çözüm’ü Herşeyimizle Baş Tacı Etmeden, Milli Çözüm’e Sarsılmaz – Kırılmaz – Bozulmaz Bir İnanç ve Azimle O’NA Kitlenmek, Dünya ve İçindekilerle KIYAS BİLE ETMEK Tek Kelimeyle Nasipsizlikt
Bu hakikatler ışığında, yanıp közleşen, Dost ile özleşen, Milli Çözüm’ü Herşeyimizle Baş Tacı Etmeden, Milli Çözüm’e Sarsılmaz – Kırılmaz – Bozulmaz Bir İnanç ve Azimle O’NA Kitlenmek, Dünya ve İçindekilerle KIYAS BİLE ETMEK Tek Kelimeyle Nasipsizliktir!..
Rabbimizden her daim duada bulunurken; Allah’ım Milli Çözüm’ü ve Şahsi Manevisi Üstad Ahmet AKGÜL Hocamızı ANLAMAYI – KAVRAMAYI – YAŞAMAYI bizlere lütfeyle. Gözümüzün gönlümüzün Kitleneceği tek yer tek adres olan bu MERKEZDEN ne olur farklı başka merkezlere gözümüzü gönlümüzü kaydırtma… Amin.
Nimetin kıymetini bilmek
Rabbimiz Bakara suresi 57. ayetinde mealen “(Ey Beni İsrail, hani) Bulutları üzerinize gölge yapıp (sizleri kavurucu çöl ortamında serinletmiş) ve size (gökten hazır) kudret helvası ve bıldırcın (eti) indirmiş, “Size rızık olarak verdiklerimizin temizinden yiyin” (demiştik). Ama onlar (isyan ve nankörlüğe yönelmekle) Bize zulmetmediler, lâkin kendi nefislerine zulmetmiş olmaktalardı.” buyurmuşlardı. Hz. Musa’nın (ra) ümmetinin kendilerine edilen ikramı anlatan bu ayeti kerimede isyan ve nankörlük edenlerin kendilerinden başkasına zarar veremedikleri ifade edilmektedir. Bugün de gökten yağan onca zahmete rağmen bizi manevi gölgesine alan, haramın ayyuka çıktığı bu dönemde bizi helal ile yaşatan Rabbimize ne kadar şükretsek azdır. Bilinçli ve anlayışlı bir mümin olarak da bu nimetin ancak bugün ki Hak mücadelesi sebebiyle bizlere sunulduğunu bilmemiz gerekir. Evet önde gidenlerin hürmetine, sırf tarafında olduğumuz için Rabbimiz bizleri gölgesine almış, türlü zahmetlerden muhafaza buyurmuştur. Nankörlüğe sapmadan ve bu nasihatlerden ders almış olarak yaşamak ve ölmek nasip olur inşallah.
Özün Özü
Rabbimiz bizi Müslüman olarak yarattı, en haklı davanın en temiz, en saf ve en mücadeleci hareketinin içerisine dahil etti. Bunların şükrü eda edilemez. Başkalarının yıllarca ilim tahsil edip öğreneceklerini bizler bir hap bilgi gibi çok kısa zamanda öğreniyoruz, bu nimetin hakkı ödene bilir mi? artık bize düşen bu bilgilerin hikmetine ermek, yani bilginin gerektirdiği davranışları sergilemek. Peygamberimiz (sav) buyurmuyor mu.. “bir müminin bu dünyada bir tek derdi vardır, o da imanla bu dünyadan göçüp gitmek”. İşte imanla göçüp gitmek için bir irfan mektebi olan Milli Çözüm’de sabit kadem olmak gerekli.
Şükründen Acizim
Bu yüce niğmetin farkına vararak, her an kulluk bilinciyle gayret edip, İmanlarımız Kemale ermeden; Asil Düzen kurulsun diye Cihad etmeden, İslam kardeşliğimizi tesis edip pekiştirmeden canlarımızı alma Ya Rabbiii…
Allah (C.C) şöyle buyurup:
Bir vakit Havariler: “Ey Meryem oğlu İsa, (kalbimiz mutmain olsun diye) Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?” demişlerdi. O da: “Eğer (samimiyetle) inanmış (insan)larsanız (böyle mucizeler istemekten dolayı) Allah’tan korkup (haddinizi aşmaktan) sakının” demişti.
Bu sefer (Havariler): “Ondan yemek istiyoruz ki, kalplerimiz tatmin olsun, senin de gerçekten bize doğru söylediğini bilip (vesveseden kurtulalım) ve buna şahitlerden olalım” demişlerdi.
Meryem oğlu İsa: “Ey Rabbimiz (olan) Allah’ım! Bize gökten bir sofra (maide-faide) indir ki; öncemiz ve sonramız için bir bayram (şöleni) ve Senden de bir (mucize) belgesi olsun. Bizi (her türlü nimet ve faziletinle) rızıklandır, Sen rızık vericilerin en hayırlısısın” demişti. [Not: Maide; “Tepsi şeklindeki arz dairesi (ekvator) üzerinde, (yani yeryüzünde) Hakk davetimizin hâkimiyetiyle bizleri sevindirip şereflendir.” şeklinde bir teşbih ve temenni de olabilir.]
Allah (C.C) şöyle buyurup: “Şüphesiz Ben bunu size indireceğim. (Ancak) Artık (bundan) sonra sizden kim inkâr (ve nankörlük) ederse, Ben onu, gerçekten âlemlerden hiç kimseyi azaplandırmayacağım bir azapla, azaplandırıp (cezalarını vereceğim)” diye (uyarıvermişti.)
Mâide Suresi 112-113-114-15 ayetleri
Üstad Ahmet Akgül Hocamızın yarım asırdan fazla yürüttüğü haklı mücadelesindeki şaşmaz istikameti; haklılığının, bilgeliğinin ispatı değil mi? Tabi ki önyargısız, samimi bir kalple gerçeği arayanlar herkes için cevap netti.
Yine yıllardır özellikle Milli Çözüm ekibi ve birçok farklı kesim tarafında görülen fakat hep aynı şeyi işaret eden rüyaların; Kuran’a, sünnete, Milli Görüş çizgisine, akla, vicdana, uygunluğu ve ilahiyat prof’ların kaleminden üstünlüğü, şeyhlerin manevi söyleşilerinden öte manevi bir tad bırakışı aynı zamanda rüyanın içerinde kendine hayran bırakacak spot cümlelerin varlığı bu rüyaların Kuran’da, Sünnette, İslam tarihinde bahsedilen rahmani rüyalardan olduğunun ispatıydı. Samimi ve bilge yaklaşım için bu durum inkar edilemez bir gerçekti. Aynı zamanda bu hakikatin kabulü Milli Çözümün en hayırlı ve karlı hizmet sahası olduğunun kabulüydü (acaba bundan dolayımı bir çok kesim ve kişi tarafında böylesine harikulade olay görmezlikten geliniyor.)
Bu gerçeği görüp inanlar için böylesine hayırlı aynı zamanda düşmana (fetö vb. lere) en öldürücü darbeleri indiren bir cepheden bizi ayıran; solumuzdan veya sağımızdan yanaşarak bu gerçekten dikkatimizi kaçıran, ehem de iken mühimle bizleri şaşırtmaya çalışan, şeytanın oyunundan başkası değildir. Böylesine ehem bir hizmet halkası içerinde iken; Şeytanın oyuna gelerek hakikatin ruhundan uzaklaşmak ise işin sonunda âlemlerden hiç kimsenin pişman olmadığı bir pişmanlığı yaşamaya adım atmaktır. Allah (cc) cümlemizi istikamete ulaştırsın, istikamet üzerinde iken adımlarımızı yavaşlatmasın, ayaklarını kaydırmasın. AMİN
Nasipsiz Nankör Eyleme Allah’ım
Nasipsiz Nankör Eyleme Allah’ım
Milli Çözüm asıldır, özdür
Gayrısı fosildir, koftur
Nasipsizlik ahrette zordur
Nankörlük ettirme Allah’ım
Sorumluluk yükler, kulluk ilim
Etmezsen amel, eşeğe çevirir
Bir avuç sadık dert yüklenir
Sabır ve dirayet ver Allah’ım
Şükür allahım bin şükür.
Eğer bir kişi hayatını Allah yolunda vakfetmiş olduğunu tüm tavır ve davranışları ile ıspatlıyor, her anında Allah’ın rızasını ve Rahmetini gözeterek güzel davranışlarda bulunuyorsa, Müminler o kişiye karşı sevgi ve hürmet duyacaktır.
Bizler aziz erbakan hocamızın, ve ahmet akgül hocamızın hayatlarını allah yoluna vakfettiklerine inandık elhamdülillah.
Aziz erbakan hocamızın bizleri kardeşlerimizin ruh ekranı aracılığıyla eğitmesine bu nimete eristirmesine sonsuz kere şükürler olsun.
Haklı olduğunda mücadeleden korkma; Bilesin ki tın İyisine doru; yiğidin iyisine deli derler…..
Sadakat ehli olabilmek…
Her insan ve her dava sahibi için gerekli olan en önemli meziyet sadakttır. İnsan, bu meziyet sayesinde, derecelerin en yükseğini elde ederek huzur ve güven iklimine yelken açar.
Ya vefasızlık ve sadakatsizlik….
Dostlukların yara aldığı, karşılıklı güven ve insani duyguların kaybolduğu bir ortam hazırlamaktadır.
Sadakat vadisinin öncüsü bir sahabeyi görüyoruz: Hz. Ebubekir (RA) Müslüman olduktan sonra, İslam’a Allah ve Resulüne karşı tavizsiz bir bağlılık gösteriyor.
Mirac mucizesini bahane ederek, Yüce Peygamberimizin (SAV) davetini önlemek isteyen müşrikler, ümmetin öncülerinden olması sebebiyle Hz. Ebubekir’e (RA) geldiler. Onların ”Buna da inanacakmısın?” sözlerine karşılık Hz. Ebubekir’in (RA), müşrikler için aşılmaz kale özelliği taşıyan şu çarpıcı cevabı ile karşılaştılar:
”O söylemişse, mutlaka doğrudur.”
İşte, zirve noktadan bir sadık… Sıddık-ı Ekber… İşte sadakat, doğru olmak bu kadar önemli…” Ey ALLAH’IM ” Bizleri sadakat ehli eyle, ayaklarımızı kaydırma.
Peygamber (sav) Efendimiz buyuruyor: ”İşlerin hayırlısı, az da olsa devamlı yapılanıdır.”
Bir dava sahibi, önce davasına inanacak, davasının insanlık için bir kurtarıcı reçete olduğunu idrak edecek. Davası konusunda şüphelerini yenemeyenler, ideal bir dava sahibi olamayacakları gibi, davasına da hizmet edemez ve manevi olgunluğa ulaşamazlar.
Bütün iş, ” O söylüyorsa, mutlaka doğrudur” anlayışına ulaşabilmekte.
-Hak ile Bâtılı, mü’minle münafıkı en net ve mert şekilde ortaya koyan Milli Çözüm, hikmet ve hakikat aynasıdır!
Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla
Elif, Lam, Mim.
Yoksa insanlar sadece “iman ettik” demekle, bir imtihana tâbi tutulmadan (ve sonunda yeterli ve geçerli puan almadan) bırakılacaklarını (ve kurtulacaklarını) mı (zann ve) hesap etmektedirler?
Yemin olsun (Biz) onlardan önceki (kavimleri) de (çeşitli) imtihan ve ibtilalardan geçirdik. (Böylece) Allah, kesinlikle (dininde ve davasında) sadıkları da bilecektir (bilmektedir) ve gerçekten yalancı sahtekârları da bilip (belirleyecektir.)
Yoksa (her türlü) kötülüğü yapıp (gizleyenler ve olduklarından başka türlü görünenler), Bizi (Allah’ı) atlatıp geçeceklerini (ve insanları sürekli aldatabileceklerini) mi sanıvermektedirler? Onlar ne kötü (ve yanlış) hüküm (kanaat) yürütmektedirler.
Her kim Allah’a kavuşmayı (O’nun va’adine ulaşmayı) umarsa, (acele etmesin) Allah’ın (tayin ve takdir ettiği) süresi gelmektedir. O (her şeyi) İşiten ve Bilendir.
(Hakk hâkim olsun, ülkemizde ve yeryüzünde Adalet Nizamı kurulsun diye) Kim cihad ederse, o ancak kendi nefsinin faydası için çaba göstermiştir. (Cihadın, adil devlet, izzet ve emniyet gibi dünyevi menfaatleri de; ebedi saadet ve cennet gibi uhrevi mükâfatları da kişinin kendi çıkarı gereğidir.) Allah âlemlerden Müstağnidir (hiç kimseye ve hiçbir şeye muhtaç değildir).
Ankebut: 1-6
MİLLİ ÇÖZÜM; KAPANAN DİĞER TÜM KAPILAR İÇİN, RABBİMİZE ŞÜKÜR GEREKTİREN KAPIDIR!
[b]Milli Çözüm:[/b]
Hakkı hâkim kılmak ve halkı huzura kavuşturmak yolundaki en hayırlı ve en yararlı hizmetleri yapan…
Kur’an’ın ve Resulüllah’ın emrettiği ve Erbakan Hocamızın öğrettiği yol ve yöntemle Hakka ve Hayra ulaştıran…
Kulluk ve sorumluluk bilincini aşılayan…
Herkesin ayarını gösteren turnusol kâğıdı olan…
Zafer Sancağı olarak dalgalanan…
Milli Görüş’ün özü olan…
Batıl yollar ve günahlardan kalpleri kurtarıp ruhları arıtan…
Erbakan’ın mübarek şahsına, davasına ve manevi mirasına sahip çıkan…
Mehdiyet ve Mesihiyet Devriminin hizmetkârı olan…
Hak ile Batılı, mü’minle münafığı en net ve mert şekilde ortaya koyan…
Hikmet ve hakikatin aynası olan…
Kapanan diğer tüm kapılar için, rabbimize şükür gerektiren…
Hakikatin kapısı ve hayrın anahtarı olan milli çözüm kapısı dışında kapı arayanlar Milli Çözüm’den mahrum kalacaktır! Rabbim bizleri Milli Çözüm Kapısından ayırmasın.
Nankörlerden Etme Allah’ım
Kendimce çıkarttığım sonuç:
1.Bu zamanda gerçekleri en üst perdeden açıklayan tek basın yayın kuruluşu Milli Çözüm ve sahsi manevisi muhterem Ahmet Akgül’dür.
2.Kalbimizin mutmain olması için Aziz Erbakan ve Ahmet Akgül Hocamızın içinde olduğu rüyalar Hak üzere olduğumuzun ispatıdır.
3.Milli Çözüm sadakati esasdır.
4.Erbakan Hocamızında emri olduğu üzre Milli Çözüm abonesi yapmak, yazıları okuyup yorum yapmak bize yetmekte ve artmaktadır.
5.Bu kapıdan başka kapıda hayırlı hizmet aramak beyhude şeytanın oyalama taktiğidir.
6.Bu tür düşüncelerin artması hastalık nedenidir. Başkasının anlamaması veya sayıca az oluşumuz şeytani vesveseye sevk etmemesi gerekir.
7.Haklı ve hayırlı tarafta yani Milli Cözüm istikameti üzerinde bulunmamız hiç bir çalışmamızın veya ibadetimizin karşılığı deyil Allah (cc) bize özel bir ikramıdır
8.Ayaklarımızın kaymaması için buna sürekli şükür edilmelidir.
9. Verilen nimetin farkında olarak gayretimizi arttırmalı ve hatalarımızdan ve Üstadımızın sözünü tutmamamızdan kaynaklı başıma bir çok bela ve sıkıntının gelebileceğini bilmeliyiz.
10. Ve aynı hataları tekrarlamamak için tövbe etmeliyiz
Ya Rabbel Âlemin Ne Olur Milli Çözüm’den Ayırma. Amin!
Rabbim tüm hatalarımızdan, yanlışlarımızdan, şükürsüzlüklerimizden, tembelliklerimizden ve daha nice farkında olduğumuz (her seferinde bir daha aynı yanlışa düşmeyeceğimize söz verip ama acizliğimizden ve bir türlü terk edemediğimiz nefsani hastalıklarımızdan tekrar ve tekrar işlediğimiz günahlardan ve hatalardan) ve farkına bile varamadığımız tüm günahlarımızdan dolayı ne olur bizleri bağışla affeyle!.. Ne olur) Bizi Sırât-ı Mustakîme (dosdoğru Din çerçevesine ve istikamet çizgisine) hidayet buyurup (Hakka ve hayra ulaştır). Ya Rabbi! ilah-i Rızana ulaşmadan canımızı alma. Ya Rabbi sonsuz Lütfuna hakkıyla şükrümüzü eda edebilmemizi nasip eyle. Ya Rabbel Âlemin ne olur Milli Çözüm’den ayırma bizleri. Amin!
RÜYALAR KADAR SADIK OLMAK
Yarabbi her biri ayrı hikmetleri içinde barındıran, seytanın vesveselerine aldanıp nefsimizin oyuncağı haline geliveren hallerimizden bizleri kurtarmak için Aziz Erbakan hocamız ve Muhterem Ahmet Hocamız vesilesiyle bizleri sık sık ikaz eden bu sadık rüyalardan bir an evvel pay alıp en az rüyaların gerektirdigi kadar sadıklardan olmayı bize nasip eyle
Yarabbi ayaklarımızı sabit kıl
Allahım şeytanın şerrinden nefsimizin isteklerinden bizler koru
Milli çözümde bizleri sabit kıl.
Milli Görüşün özü olan Milli Çözümden, Yolundan ve davandan ayırma Allahım..
Bu uyarıların her kelimesine işittik itaat ettik diyenlerden eyle.
ÇOK BÜYÜK NİMET ŞÜKÜR EDEBİLMEK
Rabbim bizlere bu gerçeklerin ve içinde bulunduğu muz nimetlerin kıymetini bilip, hayatına tatbik edenlerden eylesin.Her türlü şirkten muhafaza etsin .Sana sonsuz şükürler olsun ALLAH ‘ım ERBAKAN HOCAMA, AHMET AKGÜL HOCAM a talebe yapıp bu kutlu ekibin bir parçası yaptığın için.
Nefsime Hitabımdır.
Nankörlük defterine yazdırma Ya Rab.
Şeytan Milli Çözüm Ekibini AKP li yapmaktan ümidini kesmiştir. Ama Milli Çözümden yozlaştırarak ayırmaktan kesmemiştir. Bizler sadece beyin aklını kullanmakla imtihan olmuyoruz. Bizler vicdan aklını kullanmakla imtihan oluyoruz. Onun için zirve cihatta kalabilmenin temel şartının vicdan aklına ve bu sebeple rahmani uyarı ve öğretilerin tatbiki bizim ayarımızı ortaya koymakta ve de sonucu belirlemektedir. Zafer bir hedeftir. Ama en büyük zafer imanın hakikatini kavrayıp gerekkerini yaparak canı mevlaya teslim etmektir. Hiç birimiz mahalle hocasının, cihat anlayışını fetva kabul ederek kurtulamayız. Bizler de her düşünce gurubu gibi kendimize has özel bir ekibiz. Bu zaten doğal olan birşey. O zaman bizim ekibimizin uyumlu ve olumlu çalışma şartları da elbette olacaktır. Allah cc bizlere “İktidar olmak zorundasınız yoksa imtihanı kaybedersiniz” diye de bir hüküm vermemiş. Ya hakla batılı ayırmak, hakta gereği gibi sebat etmek, emirleri dinlemek ve gereğini yerine getirmekle mükellef kılınmışız. Elbette Allah cc Zaferi vaat etmiştir. Bunda şüphe küfürdür. Fakat yine Allah cc Kuranı Azimüşşanda;
Hucurât 49 da
Ey iman edenler, (hiçbir meselede ve hiçbir şekilde, sakın) Allah’ın ve Resulü’nün önüne geçmeyin (Onların sözlerine kendi keyfinizce yorumlar getirmeyin ve kendi tahmin ve temennilerinizi onların üstünde tutuvermeyin) ve Allah’tan (gereği gibi korkup) sakının. Şüphesiz Allah, (her şeyi ayrıntılarıyla) İşitendir, Bilendir.
Hucurât 15
(Hakiki) Mü’minler ancak o kimselerdir ki: Allah’a (Kur’an’ın hükümlerine) ve Resulüne (Hz. Peygamberin öğretilerine tamamen ve samimiyetle) iman getirirler; sonra hiçbir kuşkuya (ve korkuya) kapılmadan (ve asla Hakk’tan caymadan) mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihad ederler. İşte bunlar, (iman davasında) sadık olanların ta kendileridir. [Not: Demek ki Hakk hâkim olsun ve adil bir düzen kurulsun da tüm insanlık huzura kavuşsun diye, mallarıyla canlarıyla ve bütün imkânlarıyla çalışıp çabalamayanlar veya dünyalık heves ve hesaplarla haklı davalarından yan çizip bâtıl yollara kayanlar ve Batılılara yaslananlar, iman şuurunu ve hidayet huzurunu kaybedecektir.]
Hucurât 17
(Ey Resulüm, bazıları) Müslüman oldular (ve birtakım hizmet ve fedakârlıkta bulundular) diye (gelip başına kakmak niyetiyle) Sana minnet etmektedirler. (Başlarına gelen sıkıntıların sorumluluğunu Sana yüklemektedirler.) De ki: “Müslümanlığınızı bana karşı minnet (konusu) etmeyin. (Hizmet ve ibadetlerinize karşılık dünyalık makam ve menfaat beklemeyin, kendinizi ayrıcalıklı zannetmeyin!) Tam tersine, sizi imana yönelttiği (küfür ve kötülükten çekip çevirdiği) için Allah size minnet edip (verdiği nimet ve faziletlerin şükrünü isteyebilir). Eğer doğru sözlüler (ve temiz özlüler) iseniz (bunu böyle kabullenmeniz gerekir.)” diğer ayrtlerde çok ciddi uyarılarda bulunmuştur.
Öyleyse emir komuta zincirinde de elçiden gayrı yol yöntem tayin etmek, ve uyarıları dikkate almamak. Yada alıyormuş gibi yapmak kendi felaket ve helaketimiz olacaktır.
Allah’a sığınıyoruz. Eksik ve yanlışlarımızı affu mağfiret etmesini, bu güne kadar istikamette tutuğu gibi bu günden sonrada ipimizi bırakmamasını Yüce Makamına Arz Ediyoruz. Amin Amin Amin.
Milli çözüm
En isabetli yorumlari buradan okuyoruz, olaylari dogru yorumlayan tek adres milli çözüm,
Milli Çözüm’ün Fazilet Farkı
Milli Çözüm en büyük, nasiptir bize
Nankörlük edenler,mahrum klırmış
En kıymetli elmastır,emanet bize
Kıymetini bilmeyen-den alınırmış!..
Hakka saldıran hemen,cevabın alır
Gerçekleri yamultan,hain haşlanır
Kötülüğe susanlar, dilsiz şeytandır
Tarafını seçmeyen,batıl tarafmış!..
Milli Görüşün özü,Milli Çözümde
Müspet Milliyetçilik,taşır fikrinde
Gerçek Atatürkçülük, Cumhuryeti de
Meczedip kaynaştıran, “Milli Damar”mış!..
Hem akleden beyine, ilim mektebi
Hem kararan kalplere,iman nefesi
Hem kaybolan heycana,candır neş’esi
Yıkılan umutların,ümit kânıymış!..
Sağlam inanç-itminan,mümeyyiz vasfı
Yüksek fikir- teffekkür,fazilet farkı
Şuur hizmet sadakat, üstün ahlaklı
Cesaret ve dirayet,doğal tavrıymış!..
Bizzat Mehdi Rasul’un,gözetiminde
Mesihiyyet Nuru’nun eğitiminde
Her şiir-makale,hak istikamette
Akıl-vicdan örtmeyen,bunu kavrarmış!..
Hak batıl savaşında Hak, cephesidir bu
Deccalist saltanatın,yıkanıdır bu
Erbakan Devrimi’nin,başarısı bu
İnsanlık İçin Adil, Düzen kuranmış!..
Rabbimizin Büyük Lutfu !
Gör ki ne sırlar gizlidir bu uyarılarda !
Cilt cilt kitaplar yazılır bu hakikatlere!
Rabbim hayatımıza uygulamayı nasip eyle !
Yoksa bu kadar güven çok büyük israf olur !
Kendini düzelt nefsim ,yoksa bitap olursun!
Tekrar tekrar uyarıldın ,bil ki helak olursun!
İnsan olabilmek zor fakat güzel ise ,
Bu güzel yolda Rabbim sana yoldaş olur !
Dua
Ya Rabbi imtihanımızı imanımızdan büyük etme.Ya Rabbi bizleri verilen nimetlere karşı sükür süz bırakıp nankörlerden etme. Ya Rabbi ayağımızı kaydırma bizi istikamet üzere Milli Çözümde sabit kıl. Ya Rabbi meshiyet şuuruna ve olgunluğuna bizi ulaştır. Ya Rabbi Hakkı Hak Batılı Batıl Bildir Hak için ( Milli Çözüm) çalışıp Hak üzere (Milli Çözüm) yolunda ölmeyi nasip et. Amin Amin Amin
YARABBİ
Yarabbi, final kapanışımızı kemale ulaşmış bir İmanla sağla… Aziz önderin himayesinde, önümüzde bir rahmet olarak elimizden tutan Milli Çözümün Zatı maneviyesine yoldaş olarak ömrümüzü noktala….
Yarabbi, Şeytanın bütün hile ve desiselerini hem nefsimize tahakkümünden, hem de tüm insanlığın başına bela karanlık emellerinden kırıp dağıtmayı, hakka dayalı Adil Düzen i Milli Çözümün İman sadakat abidesi olan tertemiz topluluğuna nasip et..