ERBAKAN HOCAM’A
Sayende niceler, erdi devlete
Çokları kavuştu şan-u şöhrete
Kimileri kondu, mal-u servete
Nankörlük ederler, hayrettir Hocam!
Ahmaklar anlamaz siyasetini
Nicelerin gördük, hıyanetini
Sattılar dinini, diyanetini
Bilinmez ki bu ne, hikmettir Hocam!
Sen öğrettin bize, birlik barışı
Hayırda ittifak, Hak’ta yarışı
Vatan toprağının, her bir karışı
Eserinle canlı, ziynettir Hocam!
İnsaftan ihlastan, hep tamtakırlar
Cilası dökülse, paslı bakırlar
Kargalar bülbülüz, diye şakırlar
Bu ne yüzsüzlüktür, şirrettir Hocam!
Babamızın nesli, bedbaht nesildi
Hakkı söyleyenin, dili kesildi
Sayende kediler, kaplan kesildi
Varlığın ne büyük, nimettir Hocam!
Hizmet şuurumuz, Senden hediye
Nasipsizler kârı, yükler kediye
Siyonizm’in sonu, geliyor diye
Kudurmuş saldırır, cinnettir Hocam!
Bu iman selleri, benzer taşkına
Münafık masonlar, dönmüş şaşkına
Hakkı candan seven, kullar aşkına
Dilediğim sadece, himmettir Hocam!
Hasretle bekleriz, Hakkı rahmeti
Yeter çektiğimiz zulmü zilleti
Nice yıldır sefil, İslam ümmeti
Saadet nizamına, hasrettir Hocam!
Bu millete sahip, çıkmazsan eğer
Hainler bizlere, verir mi değer?
Sen ölü canlara, canmışsın meğer
Sana hizmet cana, minnettir Hocam!
Ey Ali’m, körlere, renk anlatılmaz
Sağır pazarında, hikmet satılmaz
Nankör nasipsizler, safa katılmaz
Her sözün ayrı bir, kıymettir Hocam!

Milyonların Başındaki Bir dir Erbakan
“Yaşanabilir bir Türkiye”
“Yeniden Büyük Türkiye” ve Adil Düzen le
“Yeni Bir Dünya” projesinin Mimarı
Erbakan Hocamız a Sadakat Şerefimizdir…
Son sözü yine Erbakan Hocamıza Bırakalım:
“Bakın size kesinlikle ifade ediyorum ki: TÜRKİYE’NİN KURTULUŞU; Milli Çözüm’e inanan bir Cumhurbaşkanı’nın o makama oturması, Milli Çözüm’e inanan bir Hükümet’in kurulması ve yeni bir devrin başlamasıyla mümkündür!”
TRT Basın Toplantısı, Yazarlar soruyor – Nisan 1980
Şiirle hikmet ve hakikate tercüman olan Milli Çözüm’ü anlamak kavramak yaşamak niyazıyla..!
[b]Ahmaklar anlamaz siyasetini
Nicelerin gördük, hıyanetini
Sattılar dinini, diyanetini
Bilinmez ki bu ne, hikmettir Hocam![/b]
Rabnimize sonsuz şükürler ediyoruz ki Aziz Erbakan Hocamızı ve davasını, anlamayı Milli Çözüm ve hassaten Muhterem Ahmet Akgül Hocamız ‘dan öğrendik… Kur’an’a , İslam’a, hak davaya, sadakatı vefayı öğrendik… Şiirle hikmet ve hakikate tercüman olan Milli Çözüm’ü anlamak kavramak yaşamak niyazıyla..!
Adil Düzen Güneşi Doğuyor
Aziz Erbakan Hocamız, “Millî Görüş bu milletin mayasıdır, özüdür” buyururlardı. Milleti bir arada tutacak ana maddenin Millî Görüş bünyesinde bulunduğunu hatırlatır ve ancak Millî Görüş ile sıkıntılı günlerin bertaraf edileceğini ifade ederlerdi. Milli Görüş düşüncesini bizzat yaşayarak insanlara gösteren Aziz Erbakan Hocamız, bugün de toplumun bir araya gelişinde bizzat şahsı ile ana etken olmaktadır. Toplumun her kesiminden Aziz Erbakan Hocamıza bir özlem duyulmakta ve bu ihtiyaca binaen de her kesimin önderleri bir şekilde “Erbakan şemsiyesinin” altına girmeye çalışmaktadır. İşte bu sürecin devamında da Aziz Erbakan Hocamızın istismarcı değil samimi takipçisi olanlar ortaya çıkacak ve Erbakan Hocamızın insanlığın kurtuluşuna vesile olacak projelerini hayata geçirme fırsatı doğacaktır inşallah.. İşte bu yüzden herkes yes’e düşmüşken bizler yeniden heyecanlanmış ve ümitlenmiş durumdayız. İnşallah bu olaylar ve dönemler Adil Düzen medeniyetinin müjdecisi faaliyetler olarak yazılacak ve o şekilde hatırlanacaktır.
Cennetin anahtarı senin yolun hocam!
Dünya’da huzur, ahirette cennet
öğrettin bizlere, mesele has kul olabilmek
İmanın varsa, dünya’ya kafa tutabilmek
tek kişilik ordu, bir avuç olsan da dik durabilmek
Erbakan hocam
Her sözün Ayet Hadis dir hocam.
Nice yıldır bekler İslam Alemi.
Şerefli yolunda biz beraberiz.
Senin yolun bize umuttur hocam.
YA RABBİ AYAKLARIMIZI MİLLİ ÇÖZÜMDE SABİT TUT
Ne büyük bir nimettir Aziz ERBAKAN hocamızı ve davasını sevmek ve ugurda çalışmak.
ELHAMDÜLİLLAH
Her sözün ayrı bir, kıymettir Hocam!
“Dil, kalbin tercümanı; davranışlar ise kalbin aynasıydı. Bir şahsiyeti en iyi kendi sözleri, eserleri ve projeleri yansıtırdı. Şerli kişilerin ve şeytani cephenin bir zattan hazımsızlıkları ve hücumları da, Onun “hayır ve hakikat ehli” belgesi sayılırdı.”
Sen öğrettin bize, birlik barışı
Hayırda ittifak, Hak’ta yarışı
Vatan toprağının, her bir karışı
Eserinle canlı, ziynettir Hocam!
Nankörlük ederler, hayrettir Hocam!
”Sayende niceler, erdi devlete
Çokları kavuştu şan-u şöhrete
Kimileri kondu, mal-u servete
Nankörlük ederler, hayrettir Hocam!”
Allah soracak be Hocam…
Dileğim sadece, himmettir Hocam…
[b]Kimileri Erbakan’a ihanet ederek mal, makam, rütbe elde etti ve kazandıkları sanıldı…
Kimileriyse Erbakan’a sadık kaldığı için, aşağılandı, uzaklaştırıldı ve kaybettikleri sanıldı…
Sanmak şeytandan, bilmekse Allah’tandı… Asıl kazananların bilgisi Rabbin katındaydı ve tüm dünyaya bildireceği günler de pek yakındı…
[/b]
[i]İşimde, düşümde, her an benimle
Yetmez, gönlümün en derininde
Hatta dünyanın da merkezinde
Körler görmese de, Sen varsın Hocam…
[/i]
Varlığın ne büyük, nimettir Hocam!
Her gece şükür namazı kılmak gerek,Erbakan hocamızı tanıma ve tâbi olma şerefine nail olduğumuz için ve bugün Milli Çözüm Ahmet Akgül hocamıza tâbi olduğumuz için.
Hamdolsun, Şükürler olsun,Elhamdülillah
Hasretle bekleriz, Hakkı rahmeti
Yeter çektiğimiz zulmü zilleti
Nice yıldır sefil, İslam ümmeti
Saadet nizamına, hasrettir Hocam!
Aziz hocamız sen bizim hiramizsin
Dağı kışın karlar kaplar, kaplar, kardan bir dağ gibi… Gözler de beyaz körü olmuş gibi artık bir şey seçemez: Dağ mıdır, kardan bir yığın mıdır? Günler geçer, görüntü artık tabiileşir. Tepelerdeki ağaçlıklar, zirvedeki kılıç gibi heybetli kayalar, eteklerdeki soğuk gözeler, can çeken meyveler, gönül çeken gül ve sümbülleri anan kalmaz.
Kalmaz da o hassasiyetleri sürdüren kimseler de ta baştan beri temkinli, tevekküllü hâlini koruduğu için çıkarcıların arasında yok gibidir. Ancak kendi gönlüne sözü geçerse, duygularını kâğıda dökmekten öte bir yola sapmaz. O da söylenmemiş-seslenmemiş bir aşk gibi küllenir. “Bir dokun bin âh dinle” kabilinden, bir fiske vuracağı bekler. Olursa çınlar tınlar. Olmazsa, kırık bir kâse gibi sessiz kalır. Ama dağ yine dağdır, etekleri bağdır, hayranları sağdır, sömürücüleri yağ-yağdır. Baharla beraber o eteklere yine bağ-ban gibi yanaşır, gününü gün eder. Dağın haberi bile olmaz tabii.
Günlerden bir gün müthiş bir deprem olur. Eh, dağ, dağ gibi dimdik kalır. Çevresi darmadağın olurken, dibinden bir taze volkan fışkırır; dağ, bir dağ doğurur. Sonra da dağa nâzır dağ olur. Çoğu kimse fark edemez ama âdeta kendini doğuran esas dağ gibi yankı verir: Seslenen olsun yeter ki; esas dağın yankıları gibi sesler yankılanır, dalgalanır, halkalanır: Çünkü ne de olsa dağdır!”[1]