DİYANET BAŞKANININ ÇIKIŞI
VE
TAYYİB’İ TABULAŞTIRANLARIN ÇIKMAZI
Değerli Kardeşlerim ve Aziz Milletim!
Önce bazı sorular ve kısa yanıtlarıyla konuya girmek istiyorum.
Soru: Niçin bu sohbetleri yapıyor ve birtakım sıkıntı ve saldırıları göze alarak bu gizlenen gerçekleri haykırıyoruz?
Cevap: Niçin yaratıldığımızın ve ahirette nelerden sorgulanacağımızın şuuruna vardığımız ve sorumluluk taşıdığımız için bunları bir görev sayıyoruz. Yani Milli ve manevi mesuliyetlerimizin gereğini yerine getiriyoruz.
Soru: Peki niçin yaratıldık?
Cevap: Bir Kudsi Hadiste Yüce Rabbimiz; “Ben gizli bir hazine idim. Aşikâr olup bilineyim (varlığımı, in’am ve ikramımı ve harika sanatımı kullarıma göstereyim) diye bütün mahlûkatı yaratmayı diledim” buyurmaktadır. Ama insan olmasaydı bu yaratılış amacına ulaşamayacaktı. Çünkü kedilerin, serçelerin, çiçeklerin bu harika varlıklara bakıp da bunların Yüce Yaratıcısını tanıyacak ve arayacak bir yetenekleri bulunmamaktaydı. Bu nedenle insan yeryüzünde Allah’ın Halifesi, yani bir nevi O’nun temsilcisi ve adaletinin tanzim ve tatbikçisi konumunda akıl ve yeteneklerle donatıldı.
Ama meleklere bile verilmeyen bu yüksek meziyet ve faziletlere kim layık, kim fasık? Bunun tespiti ve herkesin denenip elenmesi için Allah kullarını imtihan etmeye karar kıldı. Evet, her imtihanın bir eğitim süreci ve şartnamesi = öğretisi vardır. Öğretmeden imtihan adalete aykırıdır. Bizim imtihanımızın kitabı ise Kur’an-ı Azimüşşan, rehber ve örnek öğreticisi ise Hazreti Resulüllah’tır.
Bu imtihanın esası: Biz Hak’tan mı tarafız, Bâtıldan mı? Doğrudan, hayırdan, ahlâktan ve adaletten mi yanayız, yoksa yanlıştan, hayâsızlıktan ve haksızlıktan mı? Biz Müslüman olarak, en büyük ve tek büyük olarak Allah’ı mı tanımaktayız, yoksa Amerika, Avrupa, Çin ve Rusya’yı mı? Ramazan orucunun asıl amacı da “…Size hidayet ve huzur yolunu gösteren Allah’ı en büyük tanımanız için”[1] buyrulmaktadır.
HAK ve AHLÂK: Akla, bilimsel kurallara, vicdana, tarihi olgulara, Evrensel hukuka ve Kur’an’a göre ittifakla; doğru, faydalı, iyi ve güzel sayılan davranışlardır.
BÂTIL ve HAYÂSIZLIK ise: Akla, bilimsel kurallara, vicdana, tarihi olgulara, Evrensel hukuka ve Kur’an’a göre yine ittifakla; yanlış, zararlı, kötü ve çirkin sayılan yaklaşımlardır.
İslam bu gerçeği ortaya koyunca; Şeytaniler ve şer güçler bu sefer Hak ile Bâtılı karıştırıp öyle yutturmaya başlamışlardır. Ve zaten Bakara Suresi 42. ayeti Hak ile Bâtılın karıştırılarak insanların aldatılmasına dikkat buyurmaktadır. Artık zalim ve hain odaklar, toplumun karşısına açıkça din karşıtı ve ahlâk dışı sistem ve hükümetlerle çıkmak yerine, Hak ile Bâtılı harmanlamak yoluna başvurmuşlardır. Bakınız bu AKP iktidarı, çok geç ve eksik de olsa, başörtü yasağını kaldırıp toplumu rahatlandırmışlardı. Ama ardından bir de baktık ki; bu başörtüsü serbestliği, Türkiye’de ZİNA’nın suç olmaktan çıkarılması ve eşcinsellik gibi hayâsızlıkların resmiyet kazanması için bir göz boyama, ahlâki ve ailevi tahribatlarına kılıf sarma hazırlığıymış… Anadolu irfanıyla “Kızlarımızın kadınlarımızın, eteği ile başını örtme!?” çabasıymış.
Evet Kardeşlerim, çok değerli ve duyarlı izleyenlerim!
Zinayı suç sayan, 3 aydan 30 aya kadar ceza uygulayan 01.03.1926 tarihli ve 765 sayılı kanun; Erdoğan iktidarı tarafından 26 Eylül 2004 yılında Meclis’ten çıkarılan 5237 sayılı TCK 227 madde numaralı kanunla kaldırılıp, 12 Ekim 2004 tarihli Resmî Gazete’de yayınlanıp 1 Haziran 2005 yılında yürürlüğe konularak, zina suç olmaktan ve ceza almaktan çıkarılmıştır.
Ve yine “Kadına Şiddeti Önleme” gibi masum ve makul kılıflı, ama eşcinsellik, lezbiyenlik, travestilik, gaylık ve homoseksüellik gibi ahlâksız yaklaşımları… Ve evli kadınlara özgürlük diye aileyi temelinden sarsıcı ve kadınları azdırıcı fırsatlar sağlayan kanuni fesatlıkları serbest bırakıp güvence altına alan “İstanbul Sözleşmesi”, bu dindar kahraman görünümlü AKP iktidarının ve maalesef MHP, CHP ve BDP’nin ortak oylarıyla 08.02.2012 tarihli ve 6284 sayılı kanun; 28127 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanıp yürürlüğe girmiş bulunmaktadır.
Değerli ve duyarlı Kardeşlerim ve Aziz Milletim!..
Bu iktidarca serbest bırakılan ve kanuni güvenceye kavuşturulan; eşcinsellik, lezbiyenlik, homoseksüellik, travestilik gibi sapkınlıklar, aylardır uğraşmak zorunda kaldığımız Korona virüsten daha yıkıcı ve daha bulaşıcıdır. Bunlara resmiyet ve serbestiyet kazandırılması toplum ahlâkımıza ve aile yapımıza dinamit konulmasıdır. Evet, KORONA sağlığımızı bozuyor, canımızı tehdit ediyordu. Ama İstanbul Sözleşmesi ve zinanın serbest hale getirilmesi, porno filmlerinin ve ahlâk tahripçisi dizilerin gösterilmesi ise; imanımızı, ahlâkımızı, aile yapımızı bozuyor, geleceğimizi karartıyor, Milli ve manevi temellerimize dinamit koyuyordu. Kışkırtılan kadınlarımızı, kızlarımızı, oğullarımızı ayartıyor, boşanmalar ve yuva yıkmalar artıyordu. Eşcinsellik, lezbiyenlik, ev kadınlarına her türlü serbestlik kanunla koruma altına alınınca, ey vicdan ehli uyanın, çünkü namus elden gidiyordu!… Ey şeyhler, dervişler, Hocaefendiler, Müftüler, Vaizler, ilim ve takva ehli geçinenler, kanaat önderi diye boy gösterenler, bu me’lun İstanbul Sözleşmesi karşısında hâlâ suskunluğunuz, sizi hangi konuma taşıyordu? Allah aşkına, Kur’an ve Resulüllah hatırına ve vicdani bir duyarlılıkla söyleyin; faizi, fuhşu, kumarı, rakıyı, şarabı ve her türlü haksızlık ve ahlâksızlığı, solcu sağcı iktidarlar yapınca günah, ama AKP yapınca mübah mı oluyordu?
İşte Elâzığ’ımızda, binlerce aile depremde evleri yıkılmış veya ağır hasar almış… Bazıları konteynerlere zar zor sıkışmış… Çoğu çaresizlik ve belirsizlik içinde kıvranırken… Ve hatta on binlerce insan parasıyla bile Korona’ya karşı maske bulamazken… Bunlar daha düne kadar hem şahsına hem ülke onurumuza hakaret mektupları yazacak kadar küstahlaşan Trump gâvuruna yaranmak için uçaklar dolusu malzeme gönderiyor… Ama Amerikan Nemrutları bir teşekküre bile tenezzül etmiyordu!
Biz herkesi hayra ve huzura çağırıyoruz. Bu nedenle ilgili ve yetkili kesimleri uyarıyoruz. Çünkü onların da iyiliğini istiyoruz. Hiç kimsenin şahsını, makamını ve imkânlarını kıskanmıyoruz ve hedef almıyoruz.
Maalesef imkân ve iktidar sahibi olanlar, şöhret ve servetle gururlananlar; hep yağcılık yapanların, kötülüklerine bile keramet uyduranların kendilerini sevdiklerini sanıyorlar; oysa aldanıyorlar, adım adım uçuruma yuvarlanıyorlar!..
Biz ise onları uyararak, dünyada pişmanlık ve perişanlıktan, ahirette ise azaptan ve İlahi gazaptan korumaya çalışıyoruz.
Diyanet İşleri Başkanı’na saldıranlar ve O’nun şahsında İslam’a sataşanlar bu şeytani cesareti 6284 sayılı kanun maddelerinden (İstanbul Sözleşmesi’nden) alıyorlardı.
Kur’an-ı Kerim’de lanet edilen zinanın AB uyum yasaları çerçevesinde suç olmaktan çıkartılmasının ardından, özellikle homoseksüellik Türkiye’de cesaret kazanmıştı. Kanundaki boşluktan yararlanan ve azgınlıklarını artıran bu çevreler, son olarak Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş’ın Cuma hutbesinde, zina ve homoseksüelliğin Kur’an’da lanetlendiğini söylemesine karşı suç duyurusunda bulunmuşlardı.
Prof. Dr. Ali Erbaş’ın Cuma hutbesinde; “İslam’ın en temel yasaklarından birisi olan zina ve eşcinselliğin Kur’an’da lanetlendiğini” söylemesinden dolayı kendisini hedefe koymak isteyen çevreler iyice azıtmışlardı. Oysa; “İslam’ın en temel yasaklarından olan zina ve eşcinselliğin Kur’an’da lanetlendiğini” Diyanet İşleri Başkanımızın açıklamasından daha doğal ne vardı? Zinanın ve eşcinselliğin zararları ve ahlâksızlık tahribatı ortadayken, insan hakları bahane edilerek bunun söylenmesine bile tahammül göstermemek neyin şımarıklığı ve azgınlığıydı? Diyanet İşleri Başkanı’nın Cuma hutbesindeki ifadelerinden dolayı Ankara Barosu tarafından yapılan çirkin açıklamaya ise, toplumun her kesiminden tepki yağmıştı. Ayrıca Ankara Barosu hakkında, halkın dini değerlerini aşağılama suçundan soruşturma başlatılmıştı.
Prof. Dr. Ali Erbaş’ın Ramazan’ın ilk Cuma hutbesindeki uyarıları üzerine sözde İnsan Hakları Derneği suç duyurusunda bulunmuşlardı. Ardından Ankara Barosu Erbaş’ın hutbesi hakkında çirkin açıklamalar yapmışlardı.
Ankara Barosu’na tepki gösteren TBMM Başkanı Mustafa Şentop, “Eleştiri hakkı hiçbir zaman hiç kimseye milletimizin inandığı değerleri kendi sığ zaviyesinden bile olsa tahfif ve tahkir etme hakkı vermez. Çağları aşan hakikatlere ve değerlere sahip olmakla daima iftihar ederiz.” diye çıkışmıştı.
Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Twitter hesabındaki paylaşımda, “Diyanet İşleri Başkanımız Sn. Hocamız Ali Erbaş yalnız değildir. Allah’ın emirlerini, yasak kıldıklarını anlatan, Allah’ın izniyle hiçbir zaman yalnız olmayacaktır. Hocamıza yapılan alçak saldırıları kınıyorum.” değerlendirmesini yapmıştı.
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Twitter hesabından, “Ali Erbaş Hocamız çağları aydınlatan dinimiz İslam’ın hükümlerini dile getirdi. İslam ile olan dertlerini Sn. Ali Erbaş üzerinden görmeye çalışan bu ayak takımı iyi bilsin ki ebedi yurdumuzun üstünde ezanlar dinmedikçe sizin hükmünüz olmayacak.” diye karşı çıkmıştı.
Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, Twitter paylaşımında, “Ramazan ayında ailelerimizi ve nesillerimizi korumak adına dini değerlerimizi hatırlatan Diyanet İşleri Başkanımızın yanındayız. Milli ve manevi değerlerimize saldıran her girişim, karşısında yine toplumu bulacaktır.” ifadelerini kullanmıştı.
Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, “Ankara Barosu’nun bu açıklamalara yönelik yakıştırmaları bizi bir arada tutan değerlerle de, ilkelerle de ne yazık ki uyuşmamaktadır. İnanç ve düşünce hürriyetinin anlamını herkesten iyi bilmesi gereken bir meslek örgütünün farklı bir düşünceye karşı yaptığı bu talihsiz açıklama, zihinlerinde bulunan faşist refleksi de bir kez daha ifşa etmiştir.” şeklinde yorumlamıştı.
Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, Ramazan ayının ilk hutbesindeki ifadelerinden dolayı bazı kesimlerin hedef seçtiği Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş’a destek vererek, “Fikrini değil, Kur’an-ı Kerim’in hükmünü söylediği küreselcilerin insanlık üzerindeki projesinin, finanse ettikleri kirli mühendisliğin karşısında, eşref-i mahlûkat için Ali Erbaş’ın yanındayız” ifadesini kullanmıştı.
Maalesef bunların hepsi, asıl suçlu ve sorumlu olan Erdoğan iktidarını aklama çabasıydı.
İHD ve Ankara Barosu’nun sırtını yasladığı, İstanbul Sözleşmesi’nin maddelerinin bazıları şunlardı: (6284 Sayılı Kanun)
a) Madde. 4/1-3: Bireylerin cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi görüş veya farklı görüşe sahip olma, ulusal veya sosyal menşe, herhangi bir etnik azınlık, mülkiyet, doğum, cinsel tercih/yönelim (eşcinsellik, lezbiyenlik), toplumsal cinsiyet kimliği, yaş, sağlık durumu, medeni durum, göçmen ya da mülteci olma, yaş veya engelinin ve diğer bir durumunun bulunmasına bakılmaksızın özellikle mağdurların haklarını korumaya yönelik tedbirler başta olmak üzere işbu sözleşme hükümlerinin taraflar tarafından uygulanması güvence altına alınmıştır.
b) Madde 12/4: Taraflar (AB ülkeleri ve Türkiye); kültür, gelenek, görenek, din veya sözde “namusun” işbu sözleşme kapsamındaki herhangi bir şiddet eylemi için gerekçe oluşturmamasını sağlar.
c) Madde 12/1: Taraflar, kadının aşağılığı iddiasına veya kadın erkek için kalıp rollere dayanan önyargıları, örf ve âdetleri, gelenekleri ve tüm diğer uygulamaları ortadan kaldırmak/kökünü kazımak amacıyla kadın ve erkeklere ilişkin toplumsal ve kültürel davranış modellerinde değişim sağlamak için gerekli tedbirleri alır.
d) Madde 10/c: “Kadın ve erkeğin rolleriyle ilgili kalıplaşmış kavramların eğitimin her şeklinde ve kademesinden kaldırılması ve bu amaca ulaşılması için eğitim birliğinin ve diğer eğitim şekillerinin teşvik edilmesi, özellikle ders kitaplarının ve okul programlarının yeniden gözden geçirilmesi ve eğitim ve metotlarının bu amaca göre düzenlenmesi” ile yükümlü tutmuştur. (ETCEP halen yürürlükte)
e) Madde 5/a: Her iki cinsten birinin aşağılığı veya üstünlüğü fikrine veya kadın ile erkeğin kalıplaşmış rollerine dayalı önyargıların, geleneksel ve diğer bütün uygulamaların kökünün kazınması/ortadan kaldırılmasını sağlamak amacıyla kadın ve erkeklerin sosyal ve kültürel davranış kalıplarını değiştirmek (amaçlanmıştır).
Sn. Recep Tayyip Erdoğan ise:
“Diyanet İşleri Başkanı söylediklerinde tamamen haklıdır ve O’na karşı saldırılar aslında İslam’ı hedef almaktadır!” buyurmuşlardı. Şimdi bu durumda sormak lazımdı:
Peki, AB dayatmasıyla ve iktidarda kalma hırsıyla kendi iktidarınızca Meclis’e sunulan ve SP hariç tüm muhalefetin de (AKP-CHP-MHP ve BDP dahil) koşulsuz desteği ile çıkarılan; eşcinsellik ve lezbiyenlik gibi ahlâksızlıkları resmen meşrulaştırıp koruma ve kollama altına alan 6284 sayılı İstanbul Sözleşmesi’ni kanunlaştırmanız ve zinayı suç olmaktan çıkarmanız; İslam’a ve Kur’an’a saldırmak ve toplum ahlâkını ve aile yapımızı temelinden sarsmak sayılmaz mıydı?
Üstelik, Diyanet İşleri Başkanı’na sataşan ve suç duyurusunda bulunan ayarı ve amacı malum odaklar, sizin Meclis’ten geçirip kanunlaştırdığınız 6284 sayılı kanun maddelerinin içeriğine ve bazı hükümlerine dayanmaktalardı… Ve evet, sizlerin kanunlaştırdığınız İstanbul Sözleşmesi’nin, bu akla, ahlâka ve toplum yapımıza ve hepsinden öte Diyanet İşleri Başkanı Sn. Ali Erbaş’ın vurguladığı gibi, İslam’a ve Kur’an’a aykırı olan maddelerine göre resmen haklı sayılmazlar mıydı? Hem onlara böylesi haksız ve hayâsız fırsatlar sağlamak, sonra da dönüp ucuz kahramanlık taslamak, nasıl bir duyarlılık ve tutarlılıktı?
DİB Sn. Ali Erbaş’ın; “Zina ve eşcinsellik gibi rezaletlerin Kur’an’da ve Peygamber lisanıyla lanetlendiğini…” açıklaması doğruydu ve haklıydı. Ama maalesef bu doğruları, yanlış zamanda ve yararsız bir tarzda hatırlatmışlardı. Çünkü Sn. Diyanet Başkanı, AKP iktidarı zinayı suç olmaktan çıkarırken ve eşcinsellik mel’anetine serbestiyet kazandıran 6284 sayılı İstanbul Sözleşmesi’ni imzalarken uyarmaları lazımdı. Çünkü bu çıkışları; imani mesuliyetten ve samimiyetten uzaktı ve “Bakınız ha, iktidarın Diyanet Başkanı Kur’ani gerçeklere sahip çıkıyor!” görüntüsüyle halkı avutup oyalamaktan başka işe yaramayacaktı… Böylesine vicdan bastırmak ve zahiri sorumluluktan sıyrılmak hesaplı ve gerçek suçları unutturma ve aklama amaçlı çıkışlar, hiç kimseye ve hiçbir şey kazandırmayacaktı.
“…Böylece helak olacak kişi apaçık bir delilden sonra (“bilmedim, ikaz edilmedim” gibi bir mazerete sığınma imkânı kalmadan) belaya ve cezaya uğrasındı; (manevi olarak ve karakter bakımından) diri kalacak (dünya ve ahirette izzet ve saadete ulaşacak) kişi de, yine apaçık bir delil ve bilgiyle hayatta kalıp (huzura ulaşsındı). Şüphesiz Allah, gerçekten İşitendir, Bilendir.” (Enfal: 42) ayetinin hükmü ve hikmeti gereği bu gizlenen gerçekleri haykırmak bizlere farzdı.
Peki, ey AKP kurmayları… Yandaş yazar ve yorumcuları… Dini fetvalar veren Diyanet ve Tarikat Hocaları!..
Sn. Erdoğan’ın iktidarınca; ZİNA’nın ceza olmaktan kurtarılması… Her türlü cinsi sapıklığın meşrulaştırılıp koruma altına alındığı 6284 sayılı İstanbul Sözleşmesi’nin Meclis’te kanunlaştırılması karşısında tamamen sessiz ve tepkisiz kalıp da, şimdi aynı kanun metnindeki bazı maddelere dayanarak Sn. DİB’na saldıran malûm ve mel’un odaklara karşı bu horozlanmanız sizi kurtaracak mıydı? Bu nedenle sormak lazımdı: Sizin için asıl önemli ve öncelikli olan, Allah, Kur’an, toplum ahlâkı ve ülke çıkarları mıydı, yoksa Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın hatırı mıydı?
“Gerçekten, apaçık belgelerden (ibaret emirler olarak) indirdiklerimizi (Kur’ani hüküm ve hakikatleri) ve insanlar için Kitapta açıkça belirttikten sonra hidayeti (şeriat ve istikamet prensiplerini) gizlemekte olanlar (güç odaklarının vereceği zarardan korkarak veya onlardan makam ve menfaat umarak, Kur’ani gerçekleri kısmen veya tamamen örtmeye çalışanlar); işte onlara, hem Allah lanet edecektir, hem de (bütün) lanet ediciler(in bedduası onların üzerinedir).” (Bakara: 159)
“Allah’ın indirdiği Kitaptan (kendilerinin ve iktidar sahiplerinin işine gelmeyen) bir şeyi göz ardı edip saklayanlar ve onunla değeri az (bir şeyi, dünya menfaatini) satın alanlar (güç odaklarının ve iktidarların keyfine göre fetva uyduranlar var ya); onların yedikleri, karınlarındaki ateşten başkası değildir. Allah kıyamet günü onlarla konuşmayacak ve onları arındırıp temize çıkarmayacaktır. Ve onlar için acı bir azap vardır.” (Bakara: 174) ayetlerinin muhatabı olmaktan nasıl korkulmazdı?
İstanbul Sözleşmesi’nin amacı ve ahlâksızlığın özenle saklanması
İlgili kanun numarası: 6251’dir.
11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açılan Avrupa Konseyi sözleşmesi, 1 Ağustos 2014 tarihinde “Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun” (6251 Sayılı Kanun) ile yasalaşıp, 28127 Sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş durumdadır. 08.02.2012 tarihinde çıkarılan kanun ise 6284 sayılı kanun olmaktadır. “Ailenin Korunması ve Kadınlara Karşı Şiddetin Önlenmesine dair Kanun” kılıfı altında eşcinselliği ve cinsi ilişki serbestliğini meşrulaştıran maddeler sıkıştırılmıştır. Sözde aile ve kadına ilişkin çıkarılan bu kanun, AB Konseyi’nin kadın ve aile algısını ve ahlâksız uygulamalarını temel almıştır.
İstanbul Sözleşmesi’nin eşcinselliği serbest bırakan maddeleri özenle saklanmıştır!
Feminist gruplar cinsiyeti ikiye ayırmaktadır. Onlara göre bir doğuştan getirdiğimiz biyolojik cinsiyet (sex) bir de sonradan kazandığımız cinsiyet vardır. Sonradan kazanılan cinsiyet ise toplumsal cinsiyet (gender) şeklinde hak olarak tanımlanmaktadır. AB Konseyi’ne göre bu sözleşme, toplumsal cinsiyetin tanımını yapan ilk uluslararası anlaşmadır. Bunlara göre eşcinsellik ve lezbiyenlik gibi her türlü cinsi sapıklığı doğal ve normal bir sosyal hak olarak tanımlanmakta ve karşı çıkanlar bağnazlıkla suçlanmaktadır. Bu bakış açısıyla İstanbul Sözleşmesi’nde eşcinselliği serbestleştiren kavram “toplumsal cinsiyet” tabiri ile yer almakta olup bu sözleşmede 24 yerde rastlanmaktadır.
Madde 3: Tanımlar
a. “Kadına karşı şiddetten”, kadınlara karşı bir insan hakları ihlali ve ayrımcılık anlaşılacak ve bu terim, ister kamu ister özel yaşamda meydana gelsinler, söz konusu eylemlerde bulunma tehdidi, zorlama veya (evli de olsa kadının her türlü) özgürlüğünün rastgele bir biçimde kısıtlanması da dahil olmak üzere, kadınlara fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik zarar ve acı verilmesi sonucunu doğuracak toplumsal cinsiyete dayalı tüm şiddet eylemleri olarak anlaşılacaktır;
b. “Toplumsal cinsiyet”, herhangi bir toplumun, kadınlar ve erkekler için uygun olduğunu düşündüğü sosyal anlamda oluşturulmuş (bütün) roller, davranışlar, faaliyetler ve özellikler olarak anlaşılacaktır;
Sözleşmenin 3. Maddesinin b) fıkrasında dolaylı biçimde “aile tanımı” olarak; resmi eşler dışında “birlikte yaşayan bireyler” denmek suretiyle yeni bir AİLE tanımı yapılmaktadır. Sözleşmenin bütünü sadece kadınların sözde özgürlük alanlarını ve Farklı Cinsel Yönelimleri olanları korumaktadır. (Buna göre eşcinsel erkeklerin ve lezbiyen kadınların birbirleriyle evlenmelerinin yolu açılmakta ve bu tür sapık ilişkiler aile sayılmaktadır.)
Sözleşmenin Temel Haklar, Eşitlik ve Ayrım Gözetmeme (Madde 4), 3. Bendinde “Özellikle mağdurların haklarını korumaya yönelik önlemler olmak üzere, işbu Sözleşme hükümlerinin cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya başka görüşe sahip olma, ulusal veya sosyal menşe, bir ulusal azınlıkla bağ, mülkiyet, doğum, cinsel yönelim, cinsel kimlik (yani her türlü eşcinsellik ve lezbiyenlik), yaş, sağlık durumu, engellilik, medeni hal, göçmen ya da mülteci olma durumu veya başka statüler temelinde herhangi bir ayrımcılık olmaksızın Taraflarca uygulanması güvence altına alınmıştır.” ifadesi yer almıştır.
Sözleşmenin 4. Maddesinin 4. fıkrasında “…toplumsal cinsiyet…” ibareleri yer almakta olup şiddeti önlemek gibi gayet makul ve masum bir amacın arkasına saklanmak suretiyle bu kavramlar ile KADIN ve ERKEK dışındaki cinsel yönelimler yani sapkın cinsel anlayış ve tercihler meşrulaştırılmakta ve Anayasal güvenceye alınmaktadır. Zira bu kavramların tamamı özellikle CİNSİYET KİMLİĞİ kavramı, kişinin biyolojik cinsiyetini değil, kendisini tanımladığı cinsi sapkınlığı anlatmaktadır. Yani kız ya da erkek doğanlar sonrasında hangi cinsel kimliğe sahip olacağını (gay, lezbiyen, transeksüel, biseksüel, aseksüel, travesti, homoseksüel vs vs.) kendisi kararlaştıracak ve bu sözleşmeyi imzalayan ülkelerce resmi olarak tanınmış olacaktır. Üstü örtülü bu kelimelerin hukuki açılımı budur.[2]
Sözleşme hükümlerinde cinsel yönelim ve cinsel kimliğe yönelik ayrım yapılmaması adına, bu sapkın olgulara legallik-meşruiyet kazandırılmıştır. LGBTİ örgütleri bu sözleşmeye dayanarak, siyasi iktidarın LGBTİ haklarına dair ifadelerin ve statülerin anayasallaştırılması ve yasallaştırılması konusunda hukuki yükümlülüğü olduğunu savunmaktadır.[3]
Sözleşmede ifade edilen cinsel yönelim ve cinsel kimlik ifadeleri, Avrupa Konseyi’nce hazırlanan Sözleşme’nin açıklayıcı metni olan “The Council of Europe Convention on Preventingand Combating Violenceagainst Womenand Domestic Violence (Istanbul Convention): Questionsandanswers” da tanımlanmıştır.[4] Buna göre sözleşmede geçen cinsel yönelim ve cinsel kimlik ifadeleriyle lezbiyen, biseksüel, gay ve trans bireylerin şiddetten korunmasının amaçlandığı açıkça vurgulanmıştır. Yine bu metinde Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin üye devletlere gönderdiği, “Cinsel Yönelim veya Toplumsal Cinsiyet Kimliğine Dayalı Ayrımcılıkla Mücadeleye İlişkin Tedbirlerle İlgili CM/Rec(2010) 5 sayılı Tavsiye Kararı”na atıf yapılmıştır. Bu tavsiye kararında LGBTİ olarak ifade edilen bireylere yönelik pek çok güvence sağlanmıştır. Bunlardan bazıları şunlardır: Eşcinsel ve lezbiyenlere örgütlenme özgürlüğü tanınması, fon kaynaklarına ulaşımda ayrımcılık yapılmaması, serbest toplanma özgürlüğünün etkili biçimde kullanılması için uygun tedbirlerinin alınması, kamu ahlâkı/kamu düzeni gibi gerekçelerle bunlara engel olunmaması, okul müfredatına ve eğitim araçlarına cinsel yönelim ve toplumsal cinsiyet kimliğiyle ilgili bilgilerin ve özgürlüklerin dahil edilerek, öğrencilerin kendi cinsel yönelimleri ve toplumsal cinsiyet kimliklerine uygun biçimde yaşamalarının mümkün kılınmasıdır. Bunlarla birlikte tavsiye kararında toplumsal cinsiyet “yeniden belirlenen” (gender reassignment) ifadesiyle de ele alınarak, translık durumuna ilişkin hakları açıklamaktadır (Bkz. Madde 20, 21, 22, 35).[5]
Eşcinselleri kınayan, suçlayan ve dışlayanların cezalandırılması ile ilgili maddeler şunlardır:
a. Madde 4 – Temel haklar, eşitlik ve ayrımcılık yapılmaması
3- Taraflar bu Sözleşme hükümlerinin, özellikle de mağdurların (eşcinsellerin ve lezbiyenlerin ve özgürlükleri kısıtlanan evli dişilerin) haklarını korumaya yönelik tedbirlerin, cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya başka tür görüş, ulusal veya sosyal köken, bir ulusal azınlıkla bağlantılı olma, mülk, doğum, cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet kimliği, sağlık durumu, engellilik, medeni hal, göçmen veya mülteci statüsü veya başka bir statü gibi, herhangi bir temele dayalı olarak ayrımcılık yapılmaksızın uygulanmasını temin etmek zorundadır.
Madde 33 – “Psikolojik şiddet” kavramı ve kapsamı
Taraflar bir şahsın psikolojik bütünlüğünü (ahlâk dışı cinsel tercihlerini); zorlamayla veya tehditlerle ciddi bir şekilde bozmaya yönelik kasıtlı girişimlerin cezalandırılmasını temin edecek gerekli yasal veya diğer tedbirleri alacaklardır.
Madde 45 – “Yaptırımlar ve tedbirler” kısmı
1- Taraflar Bu Sözleşme uyarınca belirlenen suçların, ciddiyetleri dikkate alınarak, etkili, orantılı ve caydırıcı cezalarla cezalandırılması için gerekli yasal veya diğer tedbirleri alacaklardır.
Madde 46 – Cezayı ağırlaştırıcı koşullar
Taraflar, aşağıdaki koşulların, bu koşulların söz konusu suçun hâlihazırda temel unsurlarını oluşturmadığı hallerde, iç hukukun ilgili hükümlerine uygun olarak, bu Sözleşmede belirlenen suçlarla ilgili olarak verilecek cezanın belirlenmesinde ağırlaştırıcı koşullar olarak göz önünde bulundurulabileceğini temin etmek üzere gerekli yasal veya diğer tedbirleri alacaklardır:
a) Suçun, iç hukukun kabul ettiği eski veya mevcut bir eşe veya (eşcinsellik ve lezbiyenlik şeklinde) birlikte yaşanan bireye karşı, aile fertlerinden biri tarafından, mağdurla birlikte ikamet eden biri tarafından veya yetkisini suiistimal eden biri tarafından işlendiği hallerde;
Madde 49 – “Genel yükümlülükler” başlığı ve iktidarın esir alınması
2- Taraflar (bu anlaşmaya imza atanlar) temel insan haklarına uygun bir biçimde ve toplumsal cinsiyet temelli bir şiddet eylemi anlayışıyla, Sözleşme uyarınca belirlenen suçların etkili bir biçimde soruşturulup kovuşturulmasını temin etmek üzere gerekli yasal veya diğer tedbirleri alacaklardır.
b. Anayasa ve Ceza Kanunlarındaki cezalandırmaya ilişkin değişiklik durumları:
T.C Anayasası MADDE 10 – Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
AB’ye uyum normları çerçevesinde hazırlanan ve 2014’te son şeklini alan TCK 122. Madde ise şöyle uyarlanmıştır:
(Not: Madde başlığı “Ayırımcılık” iken, 2/3/2014 tarihli ve 6529 sayılı Kanunun 15’inci maddesiyle başlığa ‘nefret’ de eklenmiş durumdadır.)
TCK 122: Dil, ırk, milliyet, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din veya mezhep farklılığından kaynaklanan nefret nedeniyle;
a) Bir kişiye kamuya arz edilmiş olan bir taşınır veya taşınmaz malın satılmasını, devrini veya kiralanmasını,
b) Bir kişinin kamuya arz edilmiş belli bir hizmetten yararlanmasını,
c) Bir kişinin işe alınmasını,
d) Bir kişinin olağan bir ekonomik etkinlikte bulunmasını, engelleyen kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Yani eşcinsellerin, lezbiyenlerin ve her türlü cinsi rezaletleri işleyenlerin, mel’anet mekânları açmasına, ev, büro, otel ve salon kiralamasına ve dernek kurmalarına engel olanlar 1 ile 3 yıl hapse çarptırılacaktır.
(Not 2: 2014’te Meclis’te kabul edilen ‘demokratikleşme paketi’ kapsamında yapılan düzenlemeyle, neredeyse tamamen değiştirilerek madde bugünkü halini almıştır. Bu değişiklikte adli para cezası kaldırılarak suçun cezası arttırılmış, maddenin başlığı ‘nefret ve ayrımcılık’ halini almıştır. Böylece bu maddenin uygulanabilmesi için ayrımcılıkta nefret saikinin getirilmesi şart kılınmıştır.)
TCK. MADDE 216- “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” kılıfı!
(1) Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Yani gay, lezbiyen, eşcinsel, transeksüel, travesti, homoseksüel olan ve bu alışkanlıklarını yaymaya ve bulaştırmaya çalışan kimseleri horlayan, dışlayan, suçlayan kimseler 1 yıl hapis cezasına çarptırılacaktır.
Kocanın, örneğin yarı gece eve gelen hanımına sert tavır alamayacağı ile ilgili maddeler oldukça özenli ve gizemli bir dille yazılmıştır:
İstanbul Sözleşmesi Madde 3 – Tanımlar bölümü a) bendinde: “kadına karşı şiddetten”, “kadınlara karşı bir insan hakları ihlali ve ayrımcılık anlaşılacak ve bu terim, ister kamu ister özel yaşamda meydana gelsinler, söz konusu eylemlerde bulunma tehdidi, zorlama veya özgürlüğün rastgele bir biçimde kısıtlanması da dahil olmak üzere, kadınlara fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik zarar ve acı verilmesi sonucunu doğuracak toplumsal cinsiyete dayalı tüm şiddet eylemleri olarak anlaşılacaktır.”
Yani gece yarısı, kocasının izni olmadan evinden ayrılan kadına, sabaha yakın geldiğinde, sert bir bakışla “nereye takıldın?” diye sormak bile psikolojik baskı sayılacak ve kadının şikâyeti durumunda erkek içeri alınacaktır.
6284 numaralı kanunun birinci bölüm, tanım kısmında yer alan, 2. Madde’nin d) fıkrasında, şiddet: Kişinin, fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik açıdan zarar görmesiyle veya acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri, buna yönelik tehdit ve baskıyı ya da özgürlüğün keyfi engellenmesini de içeren, toplumsal, kamusal veya özel alanda meydana gelen fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü veya ekonomik her türlü tutum ve davranışı, ifadeleri yer almaktadır. Bu bağlamda zikredilen kanunun 2. Bölümü, “Hâkim tarafından verilecek önleyici tedbir kararları” başlıklı, 5. Maddesi, b) fıkrasında: “Müşterek konuttan veya bulunduğu yerden derhâl uzaklaştırılması ve müşterek konutun korunan kişiye tahsis edilmesi.” şart koşulmaktadır.
Uzmanlara göre Sözleşmenin en temel problemi burada yer almaktadır. Şiddet kavramından kasıt sadece fiziksel şiddeti değil, psikolojik şiddeti de kapsamaktadır. Oysa psikolojik şiddet, kavramı çok geniş ve yoruma açık bir kavramdır. Erkeğin sesini yükseltmesi, sinirlenmesi, kızdığı zaman ters ters bakıvermesi ya da ağır bir söz söylemesi vb. durumlar psikolojik şiddet kapsamına sokulmaktadır. Kadın bunları kocasına yaptığında psikolojik şiddet sayılmamakta, fakat erkek kadına yaptığında şiddet sayılmaktadır. Ayrıca “özgürlüğün kısıtlanması” özellikle belirtilmiş olmaktadır. Buna göre erkek karısına “nereye gidiyorsun?” diye sorsa ya da karısının gitmesini istemediği yer olsa suç sayılmaktadır. Artık erkek karısının gittiği geldiği yere karışamayacaktır. Fakat kadın kocasının gittiği geldiği yerleri soruşturacak, erkeğin ailesi ile görüşmesine problem çıkarması suç sayılmayacaktır.
Ayrıca “Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” başlıklı TCK- MADDE 109; “köpekleri salma, taşları bağlama” mantığıyla “şehevi arzuları kışkırtma, karşı çıkanları kıstırma” amaçlı mıydı?
(1) Bir kimseyi (resmi nikâhlı hanımı da olsa) hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir. (2) Kişi, bu fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (3) Bu suçun; a) Silahla, b) Birden fazla kişi tarafından birlikte, c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, d) Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, e) Üstsoy, altsoy veya eşe karşı, f) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat artırılır.
Bu sözleşme hangi tarihte ve gece yarısı, tüm partilerin ortak oylarıyla Meclis’te nasıl onaylanmıştı?
6284 sayılı ve kadına şiddeti önleme kılıflı, ama her türlü cinsi sapıklığa serbestlik kazandırma kasıtlı bu İstanbul Sözleşmesi: 14 Mart 2012 tarihinde AKP, CHP, MHP ve BDP’nin oybirliğiyle 246 kabul ve sıfır ret oyuyla Meclis’te onaylanmıştır.
Zinanın ceza olmaktan çıkarıldığı kanun maddesini ve tarihini yazmamız da herhalde suç sayılmayacaktır!
5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu MADDE 227
26 Eylül 2004’te AKP iktidarının oylarıyla Meclis’ten geçirilen ve 12 Ekim 2004 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak 01 Haziran 2005’te yürürlüğe giren ve Sn. Erdoğan tarafından defalarca, yanlışlığı ve haksızlığı dile getirilip dindar halkımız ümitlendirildiği halde hiçbir düzeltme ve değiştirme yoluna gidilmeyen ve evli kadın ve erkeklerin zina etmesi durumunda hiçbir ceza almayacağı garantisi getiren TCK’nın 227. maddesiyle zina suç olmaktan çıkarıldı.
İstanbul Sözleşmesi’ni ilk imzaya açan ülkenin AKP Türkiye’si ve Erdoğan Hükümeti olduğu gibi ilk onaylayan ülkenin de yine AKP Türkiye’si ve Erdoğan Hükümeti olması üzerinde dikkatle durmak lazımdır!
Bulgaristan Hükümeti 2018 yılında İstanbul Sözleşmesi’ni reddetmiş, Anayasa Mahkemesi sözleşmenin Bulgaristan Anayasası’na aykırı olduğuna karar vermiştir.
Polonya’da 2014 yılında “toplumsal cinsiyet ideolojisi”ni durdurmaya ilişkin parlamento komisyonu teşkil edilmiştir.
Hırvatistan’da 2018 yılında İstanbul Sözleşmesi’ne ilişkin önemli tepkiler meydana gelmiştir. Hırvat muhafazakârlar, sözleşmenin kadınları koruma argümanı altında “toplumsal cinsiyet ideolojisi”ni teşvik ettiğini ve geleneksel aile değerlerini çürüteceğini ifade etmiştir.
Ekvador‘un solcu Cumhurbaşkanı Rafael Corrêa, “toplumsal cinsiyet ideolojisini” aileyi yok etmeye yönelik bir araç olarak yorumlayıp şiddetle tenkit etmiştir.
Bu lanetli sözleşmeyi imzalayan, onaylayan fakat çekince koyan ülkeler ise şunlardır: Almanya, Andora, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Ermenistan, Finlandiya, Fransa, Gürcistan, Hırvatistan, İrlanda, İspanya, İsveç, İsviçre, İtalya, İzlanda, Kıbrıs, Letonya, Makedonya, Malta, Monako, Polonya, Romanya, Sırbistan, Slovenya, Yunanistan…
Sözleşmenin bazı maddelerine itiraz eden ülkeler: Avusturya, Finlandiya, Hollanda, İsveç, İsviçre, Norveç.
Bu sözleşmeye şerh koyan ülkeler: “Hırvatistan, İspanya, Litvanya, Letonya ve Polonya ise şerh koymuşlardır.
Sözleşmeyi imzalamayan ülkeler: Rusya ve Azerbaycan ile sözleşmeye gözlemci ülke statüsünde katılan Amerika Birleşik Devletleri, Japonya, Kanada, Meksika ve Vatikan sözleşmeyi kesinlikle imzalamamıştır.
Bu Sözleşmeyi imzalayıp, onaylamayan ülkeler: İngiltere, Ukrayna, Çek Cumhuriyeti, Bulgaristan, Moldova, Macaristan, Ermenistan, Letonya, Lihtenştayn, Litvanya ve Slovakya bu haliyle bile iç kamuoyunu halen de ikna edememiş ve sözleşmeyi imzalamasına rağmen hâlâ onaylamamışlardır.
Söz konusu sözleşmeyi bir kısım ülkelerin reddedip tanımamasına, bir kısım ülkelerin imzalayıp onaylamamasına, bir kısım ülkelerin imzalayıp çekince veya şerh koymasına rağmen AKP Türkiye’sinin ve güya dindar kahraman Erdoğan Hükümetinin, kayıtsız ve şartsız imzalayıp uygulamaya koyması… Yani Hristiyan ve sosyalist ülkeler kadar bile manevi ve ahlâki duyarlılık taşımaması artık iman, iz’an ve vicdan ehli insanlarımızın gözünü açmalıdır.
Erdoğan iktidarının zinayı suç olmaktan çıkarması
5237 Sayılı Türk Ceza Kanunundan önce 765 sayılı Türk Ceza Kanunu bulunmaktaydı. Bu kanunun 440 ve 441. Maddelerinde zina suç olarak yer almaktaydı. 2002’de AKP’nin hükümete gelmesiyle, zina konusu tekrar gündeme taşındı. TCK’nın yenilenmesiyle ilgili çalışmalar sürerken, dönemin Başbakanı Erdoğan ve AKP’li hükümet yetkilileri önce zinanın suç sayılmasıyla “eşlerin birbirini aldatmasına engel olunacağı ve kadın erkek eşitliğinin sağlanacağını” savunmaktaydı. Ancak Avrupa Birliği (AB) üyelik müzakereleri sırasında, AB Türkiye’yi zinayı suç sayarsa “müzakerelerin zora gireceği” konusunda uyarmış, feminist kadın örgütleri de birçok eylem yapmıştı. Meclis görüşmeleri sırasında AB’nin isteği doğrultusunda TCK’ya ekleneceği konuşulmaktaydı. Kadınlar Meclis görüşmelerini takip edip eylemler yapmıştı. Dönemin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, o gün Meclis’te zina düzenlemesinin yeni TCK’ya konmayacağını açıklamıştı. Dönemin Adalet Bakanı Cemil Çiçek de “Zina ile ilgili tek kelime yazmadık” diye halkımızı oyalarken, Çiçek’ten sonra söz alan dönemin TBMM Adalet Komisyonu Başkanı Köksal Toptan ile dönemin Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu, “zinanın suç olmasının AB açısından doğru olmadığını” ortaya atmışlardı.
Hâsılı AKP iktidara geldiğinde Zinanın Suç olduğuna ilişkin maddeler, ilgili yasanın yeniden yapılması esnasında Avrupa Birliği Uyum Yasaları kapsamında gündeme alınmayarak yasal hale getirilmiş olmaktaydı. Zaten Başkan Recep Tayyip Erdoğan bu konudaki yanlışlığını; ”Avrupa Birliği Müzakereleri sürecinde hata yaptık. Zina Yasası yeniden düzenlenmeli” sözleriyle itiraf edip halkımızı oyalamıştır.
Acı gerçek şudur: 26 Eylül 2004’te iktidar oylarıyla Meclis’ten geçirilen ve 12 Ekim 2004 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak 01 Haziran 2005’te yürürlüğe giren TCK’nın 227. maddesiyle zina Erdoğan iktidarınca suç olmaktan çıkarılmıştır.
Madde 440 – (1/3/1926 tarih ve 765 sayılı Kanunun hükmüdür.)
“Zina eden zevce (evli kadın) hakkında üç aydan otuz aya kadar hapis cezası tertip olunur. Zevcenin bu fiiline şerik (ortak) olan kimse hakkında dahi aynı ceza hüküm edilir.”
Madde 441 – (1/3/1926 tarih ve 765 sayılı Kanunun hükmüdür.)
“Karısıyla birlikte ikamet etmekte olduğu hanede yahut herkesçe bilinecek surette başka bir yerde; karı koca gibi geçinmek için nikâhsız kadın tutmakta olan koca hakkında, üç aydan otuz aya kadar hapis cezası hüküm olunur. Erkeğin evli olduğunu bilerek bu fiilde şerik olan kadın hakkında da aynı ceza verilir.”
Evet Süfyan, Deccal diye suçlayıp sataşılan Mustafa Kemal, zina eden evli erkek ve kadına üç ay ile otuz ay hapis cezası koyarken, dindar kahraman Erdoğan iktidarı, zina suçunu ve cezasını kaldırmıştır!
Bakalım, tamamen istismar ve suiistimal amaçlı olarak ve yapacağı daha büyük ahlâki ve ailevi tahribatlara kolaylık sağlasın diye, kendilerini iktidara taşıyan malum ve mel’un odaklardan özel icazet alarak gerçekleşen kısmi BAŞÖRTÜSÜ SERBESTİSİ, acaba bu AKP iktidarının zinanın ceza kapsamından çıkarılması ve her türlü cinsi sapıklıklara meşruiyet sağlanması gibi günahlarına kefaret olacak mıydı?
Sonuç olarak:
Liderleri, Reisleri, Şeyhleri, Ağabeyleri ve Hocaefendileri, “Allah gibi değil, Allah için ve O’nun emirlerine uydukları ölçüde sevmek” lazımdır!
“(Buna rağmen) İnsanlar içinde, Allah’tan başkasını (O’na) ‘eş ve ortak’ tutanlar (ve bazı kulları tanrı gibi kutsayanlar) vardır ki, onlar (bunları), Allah’ı sever gibi sevmektedirler. (Hâlbuki) İman edenlerin ise Allah’a olan sevgileri (herkesten ve her şeyden) daha kuvvetli ve şiddetlidir. (Başkalarına Allah’tan daha çok sevgi ve saygı göstermekle) O zulmedenler (insanları Allah’tan üstün gören ve İlahi kanunların uygulanmasını engelleyen zalimler), azaba uğrayacakları zaman, muhakkak bütün kuvvetin tümüyle Allah’ın olduğunu ve Allah’ın vereceği azabın gerçekten şiddetli olduğunu bir bilselerdi (ve düşünüp anlasalardı…)”
“(Hesap gününde) Azabı (ve hak ettikleri cezayı) gördüklerinde, (dünyada iken) kendilerine tâbi olunan (ama Hakka ve halkına hıyanette bulunan lider) kimseler, (maddi ve manevi va’adlere aldanarak) peşlerine takılan kesimlerden uzaklaşıp kaçmaya (çalışacak) ve aralarındaki bütün bağlar ve tanışıklıklar yokmuş ve kopmuş gibi davranacaklardır.”
“Bunun üzerine (böylesi zalim ve hain yöneticilere) uyanlar: ‘Keşke bir kere daha (dünyaya dönme) fırsatı verilseydi de, (orada bizi aldatıp,) şimdi bırakıp kaçtıkları gibi, biz de onlardan uzaklaşıp (Hakk elçilere, adil ve asil davetçilere destek çıksaydık!)’ diye (pişmanlık duyacaklardır). Böylece Allah onlara (zalim ve hain yöneticilere ve peşlerinden gidenlere,) işledikleri bütün amellerini, (ibadet ve hizmetlerini) çok derin bir hasretlik ve pişmanlık olarak gösterecek, (milyonlarca insanın ezilmesine ve sömürülmesine vesile oldukları için, yaptıkları hayır ve hasenatlarına rağmen cehenneme girecekler)dir ve onlar artık ateşten çıkamayacaklardır.” (Bakara: 165, 166, 167)
Ayetleri dikkatle ve defaatle okunmalı ve siyasilere (partilere) karşı tavrımız bunlara göre yeniden ayarlanmalıdır. Aksi halde Allah’ın gazabı ve azabı çetin olacaktır.
Bu makaleyi sesli olarak dinleyebilirsiniz:
{mp3}diyanetbaskanicikisi{/mp3}
[1] Bakara: 185 son kısım
[3] KAOS GL Dergisi, Kasım-Aralık 2013, sayı 133: https://kaosgl.org/sayfa.php?id=15401
[4] The Council of Europe Convention on Preventing and Combating Violence against Women and Domestic Violence (Istanbul Convention):
[5] CM/Rec(2010)5 sayılı Tavsiye Kararı: https://search.coe.int/cm/Pages/result_details.aspx?

Kime söylenmeli?
İlim ve bilim adamlarının belki de başta gelen görevi halktan önce yöneticileri uyarmak ve onların yanlış işlerine engel olmak için gayret göstermektir. Biliyorsunuz daha önceki Diyanet İşleri Başkanımız Feto konusunda gerekli tepkiyi zamanında gösteremediklerinden dolayı kendilerinin de mesul olduklarını ifade etmişlerdi. Tabiki bu medeni bir davranıştır. Fakat Bade Harabul Basra. İstanbul sözleşmesinin açtığı ve açacağı toplumsal yaraları gördüklerine göre saygıdeğer başkanımızdan bu konuyu yöneticilerimiz nezdinde ifade etmeleri gerektiğine inanıyoruz. Yöneticilerimizin bu sözleşmeyi fesih etmelerine zemin hazırlamalarını bekliyoruz. Yetki onlarda ve istedikleri an sözleşmeyi fesih edebilirler. Toplumsal adaletsizlik sorunlarının tarihi canilik, hırsızlık, adaletsizlik, soykırımlarla dolu batı medeniyetinden değil tarihi birikimimiz neticesinde çözülmesinin bekliyoruz. Tabi ki toplumsal uyarılar yapılacaktır ve yerindedir fakat hak ve hukuk sorunlarımızın çözüm mevki halk değil yönetim merkezidir.
Bu İstanbul Sözleşmesini, Dönemin 28 Şubat Mağdurları mı Yasalaştırdı?!
Akp; önce bu rezilliği, “LGBT sapkınlığı”nı ezeli rakibi güya düşman(!) muhalifi CHP ile meşrulaştırıp yasa çıkarttılar, yani Avrupa aşkına (zaten perde arkasında hep) beraber oldular.
Diyanet İşleri Başkanı, bu sapkınlığın lanet olduğundan bahsediyor, El-hak doğrudur. çünkü Allah’ın kelamıdır.
Ana muhalefete yakın bazı çevreler, barocu karocular, bazı kendini bilmez edepsiz ahlâksız gruplar, lgbt’yi savunup
İslam’a saldırıyor, ağzındaki pis salyasını akıtıyor!…
Evet; asıl mesele, zurnanın zırt dediği yer:
Bu İstanbul sözleşmesini, oy çoğunluğuyla, hemi de Müslüman muhafazakar parti kimliğiyle, sözde Osmanlı’nın devamı, sözde Ümmetin lideri(!), sözde son halife… ve taifesi!… Önce bu sapkınlığa onay verin yolunu açın, ondan SONRA da, muhalefetle kayıkçı kavgasına girin, buradan da ucuz basit siyaset yapma arayışına girin..! Yahu hani siz 28 Şubat mağduru idiniz!? İslami kaide ve kuralları yaşayamıyor dunuz?!..
İmzalamadığı halde “Erbakan hoca 28 kararlarını imzaladı” diyordunuz.?
İktidarın korkusuz kahraman(!) yetkilileri!… Eğer, Diyanet İşleri Başkanına sahip çıkmak istiyorsanız, lgbt yasasını iptal edersiniz!…
Ama sizin yaptığınız politika ve siyaset, muhalefet rakibinizden daha bayağı…
Nedeni?
Çifte standart siyaset yapıyorsunuz.
Kınayıp Geçip Gittiniz…
Rabbimin emirlerini hiç yok saydınız …
İş çığırından çıkınca kınamaya başladınız…
Bu kanunları bir bir çıkarıp uyguladınız !
Evet yanlız degil hep beraberdiniz !
Prof ve aydın geçinip ahkam kestiniz !
Rezilliği görünce sus pus kesildiniz !
Tepkiler ve corona oldu diye mi ??
Bilinmez artık! kınayıp, geçip gittiniz…
Savunma Dilekçeniz Hazır mı?
Tarih kitaplarında neler anlatılacak biliyormusynuz!?
İslamcılar Lut yasası çıkarmış..
Yetmez bu yasayla neredeyse diyanet başkanı içeriye tıkanacakmış..
Yetmez yasanın müsebbibleri meclis kürsüsünden muhalefet partisi gibi, diyanet başkanına yapılan haksızlıktır diye sızlanırlarmış..
Yetmez daha önce bunlar evlilerin zinasını suç olmaktan kaldırmışlarmış..
Bunlar olurken islamcı partinin ve partilerin seçmenleri ‘daha ne olsun, başörtüsü serbest ya’ diye hava atarlarmış…
Dur bakalım tarih daha neler neler yazacak..
İşte Allahın intikamı da budur.Erbakan Hocam buyururlardı “Bu yahudi öyle ustadır ki.. Kim ben mi İsraile asker olacakmışım.. şarkısını söylete söylete askerlik talimi yaptırır.” diye.
Unutmayın Lut (as) döneminde halkın ekseri çoğunluğu tehedcüt namazı kılarlarmış..
Zulme sessiz kalışlarından helak oldular.
Ey şiddetli AKP-MHP-İYİ parti seçmenleri!
Haydi bu yasaları iyi niyetle çıkarmışlardır dilekçenizi ahirete Allah’a (cc) savunma vermek için hazırlayın!..
Şükür ki Varsın Milli Çözüm
Sen bu ‘Sapkınlık Sözleşmesini’ kaleme almasaydın..
Gündem yapmasaydın..
Kimin umurunda, kimin derdinde..
Allah iki cihanda aziz eylesin. Amin..
Çok şükür..
Bir Toplum Kendini Düzeltmedikçe Allah (cc) O Toplumu Düzeltmeyecektir.
AKP nin kurulmasıyla birlikte başlayan manevi tahribatlar AB uyum yasaları ve İstanbul sözleşmesi ile kanunlaştırılarak toplumun ahlak yapısı dejenere edilmektedir.Bu süreçte LGBT derneklerine fonlayan siyonist kuruluşlar bu derneklere hedef vermektedirler. Ne kadar gayrı ahlaki olay yaşanırsa bu dernekler o kadar fazla para almaktadırlar. Bu nedenle eşcinsellik basın yayın yoluyla da desteklenerek reklamı yapılmaktadır. Milli Çözüm dergisi yıllardır Hak tarafın temsilciliğini yapıp yetkili makamları uyarmıştır. Ama malesef hem muhalefet hemde hükümet tarafından vurdumduymaz tavır sergilenmiştir. Kişisel olarakda CİMER’e İstanbul sözleşmesi ile ilgili sıkıntılarımızı dile getirmiş olmamıza rağmen Geri dönüş yapılmamıştır. Tarikat ve cemaat çevreleri Hacı Hoca takımları sanki bu hiç bir şey yokmuş gibi üç maymunları oynamaktadır.Elbette bir toplum kendini düzeltmedikçe Allah (cc)da o toplumu düzeltmeyecek başımıza gelen felaket ve müsibetlerde devam edecektir. Allah muhafa etsin.
YİNE ONLAR VAR
El birliğiyle Türk aile yapısını dinamitlemek için çalışıyorlar. Türkiye’de aileyi yok etmek ve sapkınlığı meşrulaştırmak için yapılan her organizasyonun altında ABD ve Batılı ülkelerin büyükelçilikleri ve Soros Vakfı’nın olması dikkat çekiyor. Türkiye’de organize edilen ‘Onur Yürüyüşleri’ ve LGBTİ eylemleri gibi sapkınlıkların altında Soros’un destek verdiği örgütler çıkarken, ‘İstanbul Sözleşmesi’ni destekleyenlerin de aynı örgütler olması ‘pes’ dedirtiyor. Soros’un Açık Toplum Vakfı, Türkiye’de özellikle kadın örgütlerini beslerken, bu kadın örgütleri de ‘Onur Yürüyüşü’ LGBTİ eylemleri ve ‘İstanbul Sözleşmesi’ne verdikleri desteklerle öne çıkıyor.
Satanizm
MEL’UN İSTANBUL SÖZLEŞMESİNİN TEMELİ, DAYANAĞI VE AMACI, SATANİZM (ŞEYTANA TAPİNMAK) FELSEFESİ VE SAPKINLIGİNİ YAYMAKTİ !.
(Cihadın bir şartı olan düşmanını tanımak ve tanıtmak ve tuzaklarını anlayıp bozmak maksadı için bazı rahatsız edici detaylara mecburen yer verilmiştir. Bu detaylar ve ifadelerden dolayı şimdiden özür dileriz.)
Satanizmin kelime manası şeytana tapınmak olup 3 ekole (yola) ayrılmaktaydi.
1- Geleneksel (ataist) satanizm (şeytanı bir sembol kabul edip, hiçbir yaratıcıya inanmazlardi. Ataist ve darwinistdirler. Dünyada ki satanistlerin bir çoğu bu ekole bağlıydı. )
2- Spiritüal (deist) satanizm (şeytanı en büyük tanrı kabul edip, çok tanrılı inançları vardı.)
3- iblis taparlar (şeytanı İslam dini ve diğer inançlarda olduğu gibi kötücil varlık kabul edip, şeytana taparlardi. Keçi kesip kanını içmek gibi sapkınlıklar bu ekolde yapılırdı.)
Üç ekolde ki satanizm sapkinliginin sözde 2 ana öğretisi vardı :
1- Sadece bilime inanma öğretisi. (Dini ve inançları reddedip sözde akıl ve bilim ışığında ilerlemege inanırlardı. Fakat tarihi tecrübe göstermiştir ki İslam ile bilim birlesmezse, sadece bilim esas alınirsa insanlığa faydadan çok zarar verirdi. Son 3 asırdır siyonizmin bilim ve teknoloji ile yaptığı zulümler ortadaydı.)
2 – Nefsini serbest bırakma öğretisi. (Hiçbir ahlaki değeri tasimamak; Irz, namus ve aile hayatı gibi dini, ahlaki ve insani değerleri insanlar ve toplumlar için birer pranga (engel) kabul edip ve bunları reddedip sözde hayattan zevk almak için yaşamaya inanmaktı. Yani kısacası hayvan gibi yaşamaktı. Hippi yaşam tarzınin temeli ve ana fikri satanizm felsefesiydi.)
Satanistler ve satanist masonlar her ayın 13. gecesi toplanıp ayin yaparlardı. Bu ayinlerde önce sözde kutsal saydıklari şeytan incilinden pasajlar (bölümler) okuyup ardından öğretileri gereği isteyen grup üyeleri tekli veya toplu olarak her türlü rezil cinsel ilişkiye girerlerdi. (LGBT = L : lezbiyen G : gey B : biseksuel T : transgender gibi sapkınlıklar bu ayinlerde yapılır ve teşvik edilirdi.) Maalesef bu sapkın ayinler ülkemizin birçok şehirlerinde yapılmaktaydı. Sözde dindar AKP iktidarı zinayı suç olmaktan çıkardığı için, devlet görevlilerimizin tespit ettiği bu yerlerdeki kişilere yasal işlem yapılamamaktaydı. Yani süfyanist AKP zinayı serbest bırakmakla, satanist inanca yasal güvence vermişti. Hacca ve her sene umreye giden ve dindarlıkta, mangalda kül bırakmayan AKP yandaşları ve sevicileri; oylarınızla kimlere ve nelere destek oldugunuzun farkında mısınız ?!. Mahşerde ve mahkeme-i Kübra’da bunların hesabını nasıl vereceksiniz !.
2020 yılı ve sonrasında ırkçı emperyalist ve siyonistlerin kurmak istedikleri yeni siyonist dijital sömürü düzeninde, dayatacaklari sözde DİN; sekuler hayat tarzı kılıfli, temeli satanizme dayanan bu sapkın inancdı. İşte 2012 yılında çıkartılan mel’un İstanbul sözleşmesi bu amaç ve bu proje için çıkartılmıştı. Fakat İnşaallah bu projeyi basaramayacaklardir, Allah nurunu mutlaka tamamlayacaktır ve gelecek İslam’ındi. Rahmetli Erbakan hocamızın temelini attığı ve insan onuruna yakışan akla, bilime, vicdana (fıtrata), tarihi birikime (tecrübeye), doğru evrensel insanlık değerlerine ve İslam’a uygun adil ahlaki ve ilmi (dijital) düzen mutlaka kurulacaktır. İNŞAALLAH.
(Bu yazı okuduğum makalelerin özetidir. Bir yerlerden alınmamıştır.)
Bir yasaya bakacak tüm bu ahlaksızlıkların bir yasalık işi var…
Yuvaları dağıtma, ahlakı yozlaştırma, azgınlıkları arttırma, toplumu dağıtma ve insanlığı fıtrat ayarlarıyla oynayarak kontrol altına alma şeklinde Siyonizmin sapık hedefleri, Muhterem Üstadımızın en başta belirttiği gibi hak ile batılı karıştırarak bizlere sunulan görünüşte hak, özünde batıl parti ve siyasiler tarafından yasalarla adım adım uygulanmaktadır.
Önce ilgili ceza kanununu düzenlerken zinanın yasak olduğu ibareleri çıkararak zina yasağını kaldırarak, sonra lutiliğin ahir zaman versiyonu İstanbul sözleşmesini hem de sorgusuz sualsiz, üstelik ilk imzalayarak, sonra sözde kadını koruma yasasını çıkarıp kadını korumaktan öte yuva dağıtmaya yönelik toplumun en temel yapısı aileyi dağıtarak aşama aşama siyonist plana hizmet edilmiştir.
Dahası Muhterem Üstadın belirttiği şu husus çok önemli, bu yasalar daha öte temelde din, namus ve örfü de silmeye yönelik. Anlaşmanın gizlenmiş maddeleri bunlar.
Tez zamanda inş tüm bu zilletten çıkarılması bir iki gramlık mürekkep kadar masrafı olan yasalarla kökten kurtuluruz. Ancak bunun için Adil Düzen gerek sanırım. Yoksa gerekli zemin olmasına ve İstanbul sözleşmesinde fesih için AB konseyine feshettiğini bildirmen yeterli denmesine rağmen şimdiye kadar milyon kere bu zilletten kurtulunabilirdi. Demekki büyük reisin(!) Vicdanı rahat, artık bu nasıl vicdan nasıl bir izan sa….
Bu arada makalede dikkatimi çeken tebliğe yönelik şu hususlar çok hoşuma gitti, çok sistematik bir anlatış;
Niçin bu mücadeleyi veriyorsunuz, bu sohbetleri yapıyorsunuz?
Niçin yaratıldığımızın ve ahirette nelerden sorulacağımızın farkında ve şuurunda olduğumuz için bu sıkıntılara katlanıyoruz bu tebliği yapmaya çalışıyoruz.
Niçin yaratıldık?
Bir hadisi kutsi de ben bir gizli hazine idim, mevcudiyetimi, vahdaniyyetimi, kudretimi, bilinmeyi murad ettim, sanatını, nimetimi, rahmet eserlerimi kullarıma tanıtma ve tattırmak istedim, bu sebeple alemleri hallettim buyruluyor.
Gizli olan birşeyin kıymeti bilinmez, Allah eksikliklerden münezehtir. Bilinir olmak ve kendini aşikar kılmak için alemleri ve mahlukları yarattı.
Eğer sadece bitki ve hayvanları yaratsaydı tüm bunlar bilinmeyeceği için bu yaratılış eksik kalacaktı.
Allah eksikliklerden münezehtir.
Bu sebeple kendi halifesi olabilecek, Allahı yeryğzünde temsil edebilecek, Onun Esma ve sıfatlarını yerine getirebilecek adaleti sağlayacak, her dinden, her kavimden, her kesimden, her düşünceden tüm insanların temel haklarını koruyacak, evrensel hukuka bağlı kalacak bir kabiliyet ve mesuliyetle insanı yarattı.
Meleklere bile verilmeyen bu fazilet ve şeref insana verildiği için, kim bunların kıymetini biliyor, kim bunlara layıktır kim fasıktır bunun elenmesi içinde Cenabı Hak imtihan etmeye karar verdi.
Ayeeti kerimede biz insana kendi ruhumuzdan üfledik buyrukmaktadır.
Bu sebeple insanın sorumluluğu çok büyüktür.
İşte bizde bu sorumluluk gereği, bir kısım sıkıntıları göze alıp bu çalışmaları sohbetleri yapıyoruz.
Bu imtihanın esası haktan mı yanayız yoksa batıldan mı?
Peki hak nedir, batıl nedir?
Hakk: Aklı selim, müsbet ilim, vicdani kanaat ve tatmin, tarihi birikim, ilahi din Kur’an’a ve Evrensel hukuka göre ve hepsinin ittifakıyla doğru, faydalı, iyi, güzel sayılan davranışlardır. Batıl ise aynı şekilde yanlış, zararlı, kötü ve çirkin sayılan davranış ve yaklaşımlardır.
İslam bu gerçeği ortaya koyunca şeytaniler ve şer güçler bu sefer hak ile batılı karıştırıp öyle yutturmaya çalışmışlardır.
Süfyan, Deccal diye suçlayıp sataşılan Mustafa Kemal, zina eden evli erkek ve kadına üç ay ile otuz ay hapis cezası koyarken, dindar kahraman Erdoğan iktidarı, zina suçunu ve cezasını kaldırmıştır!
AKP kireçli sudur!
Aziz Erbakan Hocamızın AKP için yaptığı tanımlardan birisi de “AKP kireçli sudur” ifadesiydi. Dışardan bakanlara süt gibi doğal ve fıtrata uygun görünse de asıl itibariyle dokunduğunu yakan kireçli bir sudan ibarettir. Onlar ve yandaşlarının halini ortaya koyan bu yazıda Üstad Ahmet Akgül Hocamız şu haklı soruyu sorup, AKP ve çifte standartlarını tekrar ortaya çıkarmıştır.[i][b]
“Peki, ey AKP kurmayları… Yandaş yazar ve yorumcuları… Dini fetvalar veren Diyanet ve Tarikat Hocaları!..
Sn. Erdoğan’ın iktidarınca; ZİNA’nın ceza olmaktan kurtarılması… Her türlü cinsi sapıklığın meşrulaştırılıp koruma altına alındığı 6284 sayılı İstanbul Sözleşmesi’nin Meclis’te kanunlaştırılması karşısında tamamen sessiz ve tepkisiz kalıp da, şimdi aynı kanun metindeki bazı maddelere dayanarak Sn. DİB’na saldıran malûm ve mel’un odaklara karşı bu horozlanmanız sizi kurtaracak mıydı? Bu nedenle sormak lazımdı: Sizin için asıl önemli ve öncelikli olan, Allah, Kur’an, toplum ahlâkı ve ülke çıkarları mıydı, yoksa Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın hatırı mıydı?”[/b][/i]
İktidara geldiği günden bu yana toplum mühendisliği yaparak, şeytani odaklarla birlikte pek çok organizeye girişen AKP, medyayı kendine yandaş yapmıştı. İnsanlara seçimlerde verdikleri vaatlerde “dindar bir nesilden” bahsedenler bu medya eliyle toplumun temel dinamiklerini sarmış, ahlakı ve maneviyatı yerlere düşürecek hamlelere girişmişlerdi. 18 yıldır hepimizin şahit olduğu bir kaç örneği ifade edersek, yapılan ifsat hareketinin ne denli organize olduğunu ve kanunlarla birlikte zihinleri de rezilliklere çanak tutacak şekilde tasarladıklarını görmüş oluruz.
Bu yandaş medyada:
-ilk defa homoseksüelliği meşru gösteren tv dizileri yayınlandı
– ilk defa başörtülü oyuncular aşk dizilerine konu oldular
– evlilik programları adı altında ilk defa yaşını başını almış insanların türlü rezilliklerine şahit olduk
– ilk defa çeşitli şov programlarında aynı anda güya toplumun tüm kesimlerini temsil ediyor havası verilerek, erkek gibi kadınlar, kadın gibi erkekler, fitne fücur çıkaran sözde başörtülüler!, saygısızlığı teşvik eden ihtiyarlar bir araya getirildiler ve normal bir durum varmış gibi insanlara sunuldular
– neredeyse her ramazan ayında erkekten kadına döndüğünü söyleyen bir kişiyi özel olarak iftara davet eden RTE kendisini masasında iftar açmaya davet etti ve bu medya, bu akil adamlardan! tıs çıkmadan yayınlar yapıldı
– bizzat AKP tarafından desteklenen bir hokkabaza tv kanalı satın alınıp, tüm dünyada ahlakı bozan programları ülkemizde de yapması teşvik edildi ve kendisine ödül olarak satın aldığını kanalın %35’ini aldığı fiyatın %150’sine satmasına aracılık edildi.
– ilk defa nikahsız birlikteliklerden çocuk sahibi olanlar, evli iken bir başkası ile birlikte olanlar alenen ifşa olmalarına rağmen ramazan programlarında ezan okudular.
Bu örnekleri ve bunların çok daha fazlasını bizzat yaşadık. Zinayı serbest bırakan, İstanbul Sözleşmesiyle milletimizin mayası aileyi ve o aileyi bir arada tutan tüm değerleri yok etmeye kast eden bir zihniyetin ve onun yandaşlarının bugünlerde takındıkları bu tavırlara inanmakta güçlük çekiyoruz. Çünkü bataklık kurumadan, yaydığı koku ve haşerelerden kurtulunamaz. Yalandan bir kaç sinek öldürüyoruz havası ile kimse inanmaz. Bu bataklığı kurutma gayretleri ve niyetleri varsa işte fırsat. Hadi zinayı yasaklasınlar, hadi İstanbul Sözleşmesinden çekilsinler. Yeniden, bizi biz yapan değerlere dönüp, önce ahlak ve maneviyat desinler. İşte imkan, işte fırsat!
Hilafet Devlete Layıktır!
Geçmişte birçok toplumu tek başına helak eden sebepler günümüz dünyasında topluca yaşanmaktadır. Sünnetullaha bakıldığında Allah azgınlaşıp bu suçları işleyen, işlenmesine fiziken ve hukuken zemin hazırlayıp aracılık yapan ve tüm bu rezaletlere sebep olan kararlar alınıp fiilen uygulanırken sessiz kalandan da hesabını sormaktadır.
Milli Çözüm milli ve manevi değerlerimizi çürütmek, kişisel sapkınlıklarla zevkine tapan ve kimliksiz-kişiliksiz bireyler üretmek, çalışan anneyi teşvik ederek ve evden uzaklaştırıp aile mefhumunu yok ederek cihad ruhunu kökten söndürmek isteyen bu şeytani siyonist projelerin sponsorlarını ve emrini ağababalarından aldıkları şeytani projeler söz konusu olunca meclisten OYBİRLİĞİ ile kanun geçiren AKP, MHP, CHP VE HDP gibi görünüşte farklı ama amaçları aynı partiler hakkında 18 senedir vatan evlatlarını uyarmaktadır. Ve artık yolun sonuna gelinmiştir. Yaşananlar gayretullaha dokunmuştur. Ve bugün yaşadıklarımız bir başlangıç ve uyarı olarak okunmalıdır.
Ve batılla bireylerin şahsi kınama ve tepkileri ile değil, kanunla ve nizamla sistemsel olarak mücadele edilmelidir. Çünkü yaratılış gayemiz kulluk ve duadır. Dua ibadettir. Kulluk ise hilafettir. Hilafet: Hakkın hakimiyeti için faydalıyı emretmek, zararlıyı yasaklayarak gütmek değil düzenlemek ve yönetmektir. Ve İslamda hilafet bireyden ziyade devlete, sisteme daha münasip gelmektedir. Hakkın emrindeki kuvvet en şerefli kuvvettir.
Muhterem Ahmet Akgül Hocamız bu konuyu şöyle anlatmaktadır:
“Efendim, biz kendimizi düzeltelim siyaset işlerine ilişmeyelim gibi sözler; şeytanın ve şeytanlaşmış insanların, bütün sistem, düzen, imkan, iktidar kendi ellerinde kalsın diye uydurdukları ve müslümanları uyuttukları bir morfindir.
Çünkü Allah insanları yeryüzünde halife olarak o makamda yaratmıştır. Ancak Allah’ın halifeliği fertlerden çok devlete layıktır.
Çünkü Allah bir düzen kurarak, bir devlet disiplini altında toplanarak, bir devlet imkan ve iktidarıyla haklı ve hayırlı emirlerini düzenini yürütmemizi emir buyurmaktadır.”
Türkiye’deki Lut Kavmi Sevicileri kimdir?
Hz Lut Peygamberin bir kavmi vardı!
Bu kavim, Allahı inkar eden bir kavim değildi…!
Allahın varlığına inanan bir toplumdu. !İçlerinde haddinden fazla ibadet eden ciddi bir topluluğun olduğu da rivayet edilmektedir!
Ancak bu ibadet eden topluluk, Hz Lut Peygambere destek vermeyen bir topluluktu..!
Bu topluluk ;Hz Lut’un ahlaksızlığa karşı verdiği mücadelede tarafsız, sessiz kalan bir münafık topluluktu..!
Hz Lüt’un bir de, şehvetin, çirkinliğin, isyan ve fücurun tutsağı olmuş bir kavmi daha vardı.. Bunlar; haddi fazlası ile aşan, şerefsiz bir kitleydi..
Hz Lüt’un bir de Karısı vardı.
Bu kadın, kocasının söylemlerinden, eylemlerinden rahatsız olan, kocası gibi düşünmeyen bir kadındı..
Her gün tabiri caizse,Hz Lüt Peygamber’e:
“Sanane halkın nasıl yaşadığından, nasıl isterlerse öyle yaşasınlar,engel olmaya kalkma, biz işimize gücümüze bakalım” derdi.. Hz Lüt ise, ısrarla ve şuurla, halkın karşısına her sabah dikilir “Böyle bir ahlaksızlığı yapmayın,kavmimizin kızları var bakın, helal bir yolla evlendirelim sizleri” diye uyarı yapardı..
Velhasıl günlerden bir gün;
Uyarıdan anlamayan, Allahtan korkmayan bu toplumu yerle yeksan edip taş etmek için görevlendirilmiş melekler, Hz Lut un evine çıkageldiler.. İmtihan bu ya, güzel yüzlü, genç erkekler şeklinde çıkageldiler…
Lut korku ve endişe ile sorar :”Kimsiniz?
Cevap verirler ;” Bizler bu ahlaksız toplumu helaka geldik.”
Lut un laftan sözden anlamaz İstismarcı ve isipiyoncu Hanımı, evden hızlıca çıkar ve bu Ahlaksızlık, Eşcinsellik artsın diye Hayasız ve Şerefsizlere haber salar;” Koşun Lütun yanında sizin hoşunuza gidecek genç erkekler bulunuyor “diyerek, adeta Eşcinsellere yol açar, yöntem gösterir.. Onların işini kolaylaştırır..
Lüt un kapısına kadar gelen bu ahlaksızlar Hz Lüt’a” O gelenleri bize teslim et diyerek tehdit ederler..
Allahın Peygamberi çok utanır Melekler karşısında.. Ne yapacağını bilemez adeta…
Derken O an gelir…
Ve İlahi emir gereği Hz Lüt inananları ile o şehri terkeder hem de ardına bakmadan…
Ahlaksızlara yol açan, yol gösteren karısı da geride kalanların arasındadır…..
Pek tabii, günleri ibadetle geçen münafık kitle de helak olanlar arasındadır.!
Bu tehdit ve uyarı barındıran tarihi ve ilahi beyanları niye yazdık şimdi?
Türkiyemizi de bu ilahi ikazların penceresinden bir değerlemeye tabi tutacaksak;
Adeta!! Tabiri Caizse!!
Hz Lüt’un görevine ;Başta Milli Görüş Hareketinin İmanla billurlaşmış MİLLİ ÇÖZÜM sahip çıkmış ki, tam 2004 ten buyana çıkan yasalara, kanunlara, ısrarla ve sürekli vurgu yapan tek ETKİN EKİP.!
Ogünkü Ahlaksız kavmin misyonunu da; Lgbt li hayasızlar üstlenmiş!
Lüt Peygamber’e tarafsız kalan, destek vermeyen, Ahlaksızlığa da ses etmeyen, ama Namaz kılan ibadet ehlini ise;Cemaatler ve İslamcı, muhafazakar kitle temsil ediyor..!!
Peki Eşcinsellere yol açan, yol gösteren, eve girişlerini kolaylaştıran, Kancık karakterli O kadını kim temsil ediyor?
Bunun da cevabını siz bulun!
Diyanet Camiasına Sitem ve Tebrik
Milli Görüş ve Milli Çözüm Dergisi , tam 20 senedir, faizin ve fuhşun kanunla yaygın hale getirilmesine, İstanbul Sözleşmesinin içeriğine, imani bir şuurla karşı durdu.
Hatırlattıkça hatırlattı.
Söyledikçe söyledi.
Bu hatırlatmalar karşısında, bir tane ilahiyatçıdan, müftüsüne… İmamından Müezzinine kadar tek bir Allahın kulu da, zerre miktar destek vermedi veremedi bu çağrılara..Adeta Akp ye ve başındaki Zat’a hikmet kılıfı uydurarak ömür üzerine ömür, zaman üstüne zaman tükettiler…
Milyonlarca gencin, iman ve ahlak ayarı temelden tarumar olduktan sonra, Diyanet işleri başkanı, nasıl olduysa bu ahlaksızlığa dikkat çeken bir hutbe irad etmiş.
Tebrik ederiz Sayın başkan da!!
Bağde harabel Basra! (Basra harab olduktan sonra hayrını gör)
Şimdi Müftüsünden İmamına kadar, hepsi Başkanın ardındayız diyerek bildiri yayınlıyorlar…
Allah için hakkı ayakta tutmayan…
Haksızlığa anında cevap veremeyen..
Firavunun, altına imza attığı kanunlara, erkekçe ses edemeyen din adamları, Bel’am olmaktan öte geçemezler..
Aklınızı başınıza alın… Adam olun!
Bir milletin ahlakını, namusunu, şeref ve izzetini ayaklar altına alan Yahudi uşaklarına karşı şerefli duruşu, bir İlim adamı olarak bugün gösteremeyeceksiniz de ne zaman göstereceksiniz?
Ali Erbaş’a destek adı altında, asıl bu melanet kanununu da unutturma oyununa da gelmeyin! .
Mesele Ali Erbaş değil, Bir milletin iman ve ahlakıdır!
Yahu siz, Diyanet Başkanının rızası için mi nefes alıyorsunuz, yoksa Allahın rızası için mi?
Derdiniz Allahın rızası ise yirmi senedir neredeydiniz be vicdansızlar?
Her şeye rağmen Diyanet başkanını tebrik ederiz!
Ayrıca Diyanet Başkanına bu konuda destek verip de Akp hükümeti ve başındaki Zatın bu konudaki çıkan kanunlara attığı imzalara tek ses etmeden hala alkış çekmek te ayrı bir riyakarlık ve sahtekarlık örneğidir.