Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün5806
mod_vvisit_counterDün6449
mod_vvisit_counterBu Hafta12255
mod_vvisit_counterGeçen hafta39454
mod_vvisit_counterBu Ay175121
mod_vvisit_counterGeçen Ay136049
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar15355454

IP'niz: 18.232.38.214
Bugün: 26 May 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 11644119

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINLARI

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0532 335 08 50

 

Reklam
Reklam

DİYANET BAŞKANININ ÇIKIŞI VE TAYYİB’İ TABULAŞTIRANLARIN ÇIKMAZI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 25
ZayıfMükemmel 

 

DİYANET BAŞKANININ ÇIKIŞI

VE

TAYYİB’İ TABULAŞTIRANLARIN ÇIKMAZI

         

Değerli Kardeşlerim ve Aziz Milletim!

Önce bazı sorular ve kısa yanıtlarıyla konuya girmek istiyorum.

Soru: Niçin bu sohbetleri yapıyor ve birtakım sıkıntı ve saldırıları göze alarak bu gizlenen gerçekleri haykırıyoruz?

Cevap: Niçin yaratıldığımızın ve ahirette nelerden sorgulanacağımızın şuuruna vardığımız ve sorumluluk taşıdığımız için bunları bir görev sayıyoruz. Yani Milli ve manevi mesuliyetlerimizin gereğini yerine getiriyoruz.

Soru: Peki niçin yaratıldık?

Cevap: Bir Kudsi Hadiste Yüce Rabbimiz; “Ben gizli bir hazine idim. Aşikâr olup bilineyim (varlığımı, in’am ve ikramımı ve harika sanatımı kullarıma göstereyim) diye bütün mahlûkatı yaratmayı diledim” buyurmaktadır. Ama insan olmasaydı bu yaratılış amacına ulaşamayacaktı. Çünkü kedilerin, serçelerin, çiçeklerin bu harika varlıklara bakıp da bunların Yüce Yaratıcısını tanıyacak ve arayacak bir yetenekleri bulunmamaktaydı. Bu nedenle insan yeryüzünde Allah'ın Halifesi, yani bir nevi O’nun temsilcisi ve adaletinin tanzim ve tatbikçisi konumunda akıl ve yeteneklerle donatıldı.

Ama meleklere bile verilmeyen bu yüksek meziyet ve faziletlere kim layık, kim fasık? Bunun tespiti ve herkesin denenip elenmesi için Allah kullarını imtihan etmeye karar kıldı. Evet, her imtihanın bir eğitim süreci ve şartnamesi = öğretisi vardır.  Öğretmeden imtihan adalete aykırıdır. Bizim imtihanımızın kitabı ise Kur'an-ı Azimüşşan, rehber ve örnek öğreticisi ise Hazreti Resulüllah’tır.

Bu imtihanın esası: Biz Hak’tan mı tarafız, Bâtıldan mı? Doğrudan, hayırdan, ahlâktan ve adaletten mi yanayız, yoksa yanlıştan, hayâsızlıktan ve haksızlıktan mı? Biz Müslüman olarak, en büyük ve tek büyük olarak Allah'ı mı tanımaktayız, yoksa Amerika, Avrupa, Çin ve Rusya'yı mı? Ramazan orucunun asıl amacı da “…Size hidayet ve huzur yolunu gösteren Allah'ı en büyük tanımanız için”[1] buyrulmaktadır.

HAK ve AHLÂK: Akla, bilimsel kurallara, vicdana, tarihi olgulara, Evrensel hukuka ve Kur'an'a göre ittifakla; doğru, faydalı, iyi ve güzel sayılan davranışlardır.

BÂTIL ve HAYÂSIZLIK ise: Akla, bilimsel kurallara, vicdana, tarihi olgulara, Evrensel hukuka ve Kur'an'a göre yine ittifakla; yanlış, zararlı, kötü ve çirkin sayılan yaklaşımlardır.

İslam bu gerçeği ortaya koyunca; Şeytaniler ve şer güçler bu sefer Hak ile Bâtılı karıştırıp öyle yutturmaya başlamışlardır. Ve zaten Bakara Suresi 42. ayeti Hak ile Bâtılın karıştırılarak insanların aldatılmasına dikkat buyurmaktadır. Artık zalim ve hain odaklar, toplumun karşısına açıkça din karşıtı ve ahlâk dışı sistem ve hükümetlerle çıkmak yerine, Hak ile Bâtılı harmanlamak yoluna başvurmuşlardır. Bakınız bu AKP iktidarı, çok geç ve eksik de olsa, başörtü yasağını kaldırıp toplumu rahatlandırmışlardı. Ama ardından bir de baktık ki; bu başörtüsü serbestliği, Türkiye'de ZİNA’nın suç olmaktan çıkarılması ve eşcinsellik gibi hayâsızlıkların resmiyet kazanması için bir göz boyama, ahlâki ve ailevi tahribatlarına kılıf sarma hazırlığıymış… Anadolu irfanıyla “Kızlarımızın kadınlarımızın, eteği ile başını örtme!?” çabasıymış.

Evet Kardeşlerim, çok değerli ve duyarlı izleyenlerim!

Zinayı suç sayan, 3 aydan 30 aya kadar ceza uygulayan 01.03.1926 tarihli ve 765 sayılı kanun; Erdoğan iktidarı tarafından 26 Eylül 2004 yılında Meclis’ten çıkarılan 5237 sayılı TCK 227 madde numaralı kanunla kaldırılıp, 12 Ekim 2004 tarihli Resmî Gazete’de yayınlanıp 1 Haziran 2005 yılında yürürlüğe konularak, zina suç olmaktan ve ceza almaktan çıkarılmıştır.

Ve yine “Kadına Şiddeti Önleme” gibi masum ve makul kılıflı, ama eşcinsellik, lezbiyenlik, travestilik, gaylık ve homoseksüellik gibi ahlâksız yaklaşımları… Ve evli kadınlara özgürlük diye aileyi temelinden sarsıcı ve kadınları azdırıcı fırsatlar sağlayan kanuni fesatlıkları serbest bırakıp güvence altına alan “İstanbul Sözleşmesi”, bu dindar kahraman görünümlü AKP iktidarının ve maalesef MHP, CHP ve BDP’nin ortak oylarıyla 08.02.2012 tarihli ve 6284 sayılı kanun; 28127 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanıp yürürlüğe girmiş bulunmaktadır.

Değerli ve duyarlı Kardeşlerim ve Aziz Milletim!..

Bu iktidarca serbest bırakılan ve kanuni güvenceye kavuşturulan; eşcinsellik, lezbiyenlik, homoseksüellik, travestilik gibi sapkınlıklar, aylardır uğraşmak zorunda kaldığımız Korona virüsten daha yıkıcı ve daha bulaşıcıdır. Bunlara resmiyet ve serbestiyet kazandırılması toplum ahlâkımıza ve aile yapımıza dinamit konulmasıdır. Evet, KORONA sağlığımızı bozuyor, canımızı tehdit ediyordu. Ama İstanbul Sözleşmesi ve zinanın serbest hale getirilmesi, porno filmlerinin ve ahlâk tahripçisi dizilerin gösterilmesi ise; imanımızı, ahlâkımızı, aile yapımızı bozuyor, geleceğimizi karartıyor, Milli ve manevi temellerimize dinamit koyuyordu. Kışkırtılan kadınlarımızı, kızlarımızı, oğullarımızı ayartıyor, boşanmalar ve yuva yıkmalar artıyordu. Eşcinsellik, lezbiyenlik, ev kadınlarına her türlü serbestlik kanunla koruma altına alınınca, ey vicdan ehli uyanın, çünkü namus elden gidiyordu!... Ey şeyhler, dervişler, Hocaefendiler, Müftüler, Vaizler, ilim ve takva ehli geçinenler, kanaat önderi diye boy gösterenler, bu me’lun İstanbul Sözleşmesi karşısında hâlâ suskunluğunuz, sizi hangi konuma taşıyordu? Allah aşkına, Kur’an ve Resulüllah hatırına ve vicdani bir duyarlılıkla söyleyin; faizi, fuhşu, kumarı, rakıyı, şarabı ve her türlü haksızlık ve ahlâksızlığı, solcu sağcı iktidarlar yapınca günah, ama AKP yapınca mübah mı oluyordu?

İşte Elâzığ’ımızda, binlerce aile depremde evleri yıkılmış veya ağır hasar almış… Bazıları konteynerlere zar zor sıkışmış… Çoğu çaresizlik ve belirsizlik içinde kıvranırken... Ve hatta on binlerce insan parasıyla bile Korona’ya karşı maske bulamazken… Bunlar daha düne kadar hem şahsına hem ülke onurumuza hakaret mektupları yazacak kadar küstahlaşan Trump gâvuruna yaranmak için uçaklar dolusu malzeme gönderiyor… Ama Amerikan Nemrutları bir teşekküre bile tenezzül etmiyordu!

Biz herkesi hayra ve huzura çağırıyoruz. Bu nedenle ilgili ve yetkili kesimleri uyarıyoruz. Çünkü onların da iyiliğini istiyoruz. Hiç kimsenin şahsını, makamını ve imkânlarını kıskanmıyoruz ve hedef almıyoruz.

Maalesef imkân ve iktidar sahibi olanlar, şöhret ve servetle gururlananlar; hep yağcılık yapanların, kötülüklerine bile keramet uyduranların kendilerini sevdiklerini sanıyorlar; oysa aldanıyorlar, adım adım uçuruma yuvarlanıyorlar!..

Biz ise onları uyararak, dünyada pişmanlık ve perişanlıktan, ahirette ise azaptan ve İlahi gazaptan korumaya çalışıyoruz.

Diyanet İşleri Başkanı'na saldıranlar ve O’nun şahsında İslam’a sataşanlar bu şeytani cesareti 6284 sayılı kanun maddelerinden (İstanbul Sözleşmesi’nden) alıyorlardı.

Kur’an-ı Kerim’de lanet edilen zinanın AB uyum yasaları çerçevesinde suç olmaktan çıkartılmasının ardından, özellikle homoseksüellik Türkiye’de cesaret kazanmıştı. Kanundaki boşluktan yararlanan ve azgınlıklarını artıran bu çevreler, son olarak Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş’ın Cuma hutbesinde, zina ve homoseksüelliğin Kur’an’da lanetlendiğini söylemesine karşı suç duyurusunda bulunmuşlardı.

Prof. Dr. Ali Erbaş’ın Cuma hutbesinde; “İslam’ın en temel yasaklarından birisi olan zina ve eşcinselliğin Kur’an’da lanetlendiğini” söylemesinden dolayı kendisini hedefe koymak isteyen çevreler iyice azıtmışlardı. Oysa; “İslam’ın en temel yasaklarından olan zina ve eşcinselliğin Kur’an’da lanetlendiğini” Diyanet İşleri Başkanımızın açıklamasından daha doğal ne vardı? Zinanın ve eşcinselliğin zararları ve ahlâksızlık tahribatı ortadayken, insan hakları bahane edilerek bunun söylenmesine bile tahammül göstermemek neyin şımarıklığı ve azgınlığıydı? Diyanet İşleri Başkanı’nın Cuma hutbesindeki ifadelerinden dolayı Ankara Barosu tarafından yapılan çirkin açıklamaya ise, toplumun her kesiminden tepki yağmıştı. Ayrıca Ankara Barosu hakkında, halkın dini değerlerini aşağılama suçundan soruşturma başlatılmıştı.

Prof. Dr. Ali Erbaş’ın Ramazan’ın ilk Cuma hutbesindeki uyarıları üzerine sözde İnsan Hakları Derneği suç duyurusunda bulunmuşlardı. Ardından Ankara Barosu Erbaş’ın hutbesi hakkında çirkin açıklamalar yapmışlardı.

Ankara Barosu’na tepki gösteren TBMM Başkanı Mustafa Şentop, “Eleştiri hakkı hiçbir zaman hiç kimseye milletimizin inandığı değerleri kendi sığ zaviyesinden bile olsa tahfif ve tahkir etme hakkı vermez. Çağları aşan hakikatlere ve değerlere sahip olmakla daima iftihar ederiz.” diye çıkışmıştı.

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Twitter hesabındaki paylaşımda, “Diyanet İşleri Başkanımız Sn. Hocamız Ali Erbaş yalnız değildir. Allah’ın emirlerini, yasak kıldıklarını anlatan, Allah’ın izniyle hiçbir zaman yalnız olmayacaktır. Hocamıza yapılan alçak saldırıları kınıyorum.” değerlendirmesini yapmıştı.

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Twitter hesabından, “Ali Erbaş Hocamız çağları aydınlatan dinimiz İslam’ın hükümlerini dile getirdi. İslam ile olan dertlerini Sn. Ali Erbaş üzerinden görmeye çalışan bu ayak takımı iyi bilsin ki ebedi yurdumuzun üstünde ezanlar dinmedikçe sizin hükmünüz olmayacak.” diye karşı çıkmıştı.

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, Twitter paylaşımında, “Ramazan ayında ailelerimizi ve nesillerimizi korumak adına dini değerlerimizi hatırlatan Diyanet İşleri Başkanımızın yanındayız. Milli ve manevi değerlerimize saldıran her girişim, karşısında yine toplumu bulacaktır.” ifadelerini kullanmıştı.

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, “Ankara Barosu’nun bu açıklamalara yönelik yakıştırmaları bizi bir arada tutan değerlerle de, ilkelerle de ne yazık ki uyuşmamaktadır. İnanç ve düşünce hürriyetinin anlamını herkesten iyi bilmesi gereken bir meslek örgütünün farklı bir düşünceye karşı yaptığı bu talihsiz açıklama, zihinlerinde bulunan faşist refleksi de bir kez daha ifşa etmiştir.” şeklinde yorumlamıştı.

Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, Ramazan ayının ilk hutbesindeki ifadelerinden dolayı bazı kesimlerin hedef seçtiği Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş’a destek vererek, “Fikrini değil, Kur’an-ı Kerim’in hükmünü söylediği küreselcilerin insanlık üzerindeki projesinin, finanse ettikleri kirli mühendisliğin karşısında, eşref-i mahlûkat için Ali Erbaş’ın yanındayız” ifadesini kullanmıştı.

Maalesef bunların hepsi, asıl suçlu ve sorumlu olan Erdoğan iktidarını aklama çabasıydı.

İHD ve Ankara Barosu’nun sırtını yasladığı, İstanbul Sözleşmesi’nin maddelerinin bazıları şunlardı: (6284 Sayılı Kanun)

a) Madde. 4/1-3: Bireylerin cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi görüş veya farklı görüşe sahip olma, ulusal veya sosyal menşe, herhangi bir etnik azınlık, mülkiyet, doğum, cinsel tercih/yönelim (eşcinsellik, lezbiyenlik), toplumsal cinsiyet kimliği, yaş, sağlık durumu, medeni durum, göçmen ya da mülteci olma, yaş veya engelinin ve diğer bir durumunun bulunmasına bakılmaksızın özellikle mağdurların haklarını korumaya yönelik tedbirler başta olmak üzere işbu sözleşme hükümlerinin taraflar tarafından uygulanması güvence altına alınmıştır.

b) Madde 12/4: Taraflar (AB ülkeleri ve Türkiye); kültür, gelenek, görenek, din veya sözde “namusun” işbu sözleşme kapsamındaki herhangi bir şiddet eylemi için gerekçe oluşturmamasını sağlar.

c) Madde 12/1: Taraflar, kadının aşağılığı iddiasına veya kadın erkek için kalıp rollere dayanan önyargıları, örf ve âdetleri, gelenekleri ve tüm diğer uygulamaları ortadan kaldırmak/kökünü kazımak amacıyla kadın ve erkeklere ilişkin toplumsal ve kültürel davranış modellerinde değişim sağlamak için gerekli tedbirleri alır.

d) Madde 10/c: “Kadın ve erkeğin rolleriyle ilgili kalıplaşmış kavramların eğitimin her şeklinde ve kademesinden kaldırılması ve bu amaca ulaşılması için eğitim birliğinin ve diğer eğitim şekillerinin teşvik edilmesi, özellikle ders kitaplarının ve okul programlarının yeniden gözden geçirilmesi ve eğitim ve metotlarının bu amaca göre düzenlenmesi” ile yükümlü tutmuştur. (ETCEP halen yürürlükte)

e) Madde 5/a: Her iki cinsten birinin aşağılığı veya üstünlüğü fikrine veya kadın ile erkeğin kalıplaşmış rollerine dayalı önyargıların, geleneksel ve diğer bütün uygulamaların kökünün kazınması/ortadan kaldırılmasını sağlamak amacıyla kadın ve erkeklerin sosyal ve kültürel davranış kalıplarını değiştirmek (amaçlamıştır).

Sn. Recep Tayyip Erdoğan ise:

“Diyanet İşleri Başkanı söylediklerinde tamamen haklıdır ve O’na karşı saldırılar aslında İslam'ı hedef almaktadır!” buyurmuşlardı. Şimdi bu durumda sormak lazımdı:

Peki, AB dayatmasıyla ve iktidarda kalma hırsıyla kendi iktidarınızca Meclis’e sunulan ve SP hariç tüm muhalefetin de (AKP-CHP-MHP ve BDP dahil) koşulsuz desteği ile çıkarılan; eşcinsellik ve lezbiyenlik gibi ahlâksızlıkları resmen meşrulaştırıp koruma ve kollama altına alan 6284 sayılı İstanbul Sözleşmesi’ni kanunlaştırmanız ve zinayı suç olmaktan çıkarmanız; İslam'a ve Kur'an'a saldırmak ve toplum ahlâkını ve aile yapımızı temelinden sarsmak sayılmaz mıydı?

Üstelik, Diyanet İşleri Başkanı’na sataşan ve suç duyurusunda bulunan ayarı ve amacı malum odaklar, sizin Meclis’ten geçirip kanunlaştırdığınız 6284 sayılı kanun maddelerinin içeriğine ve bazı hükümlerine dayanmaktalardı... Ve evet, sizlerin kanunlaştırdığınız İstanbul Sözleşmesi'nin, bu akla, ahlâka ve toplum yapımıza ve hepsinden öte Diyanet İşleri Başkanı Sn. Ali Erbaş'ın vurguladığı gibi, İslam'a ve Kur'an'a aykırı olan maddelerine göre resmen haklı sayılmazlar mıydı? Hem onlara böylesi haksız ve hayâsız fırsatlar sağlamak, sonra da dönüp ucuz kahramanlık taslamak, nasıl bir duyarlılık ve tutarlılıktı?

DİB Sn. Ali Erbaş'ın; “Zina ve eşcinsellik gibi rezaletlerin Kur'an'da ve Peygamber lisanıyla lanetlendiğini...” açıklaması doğruydu ve haklıydı. Ama maalesef bu doğruları, yanlış zamanda ve yararsız bir tarzda hatırlatmışlardı. Çünkü Sn. Diyanet Başkanı, AKP iktidarı zinayı suç olmaktan çıkarırken ve eşcinsellik mel’anetine serbestiyet kazandıran 6284 sayılı İstanbul Sözleşmesi’ni imzalarken uyarmaları lazımdı. Çünkü bu çıkışları; imani mesuliyetten ve samimiyetten uzaktı ve “Bakınız ha, iktidarın Diyanet Başkanı Kur'ani gerçeklere sahip çıkıyor!” görüntüsüyle halkı avutup oyalamaktan başka işe yaramayacaktı... Böylesine vicdan bastırmak ve zahiri sorumluluktan sıyrılmak hesaplı ve gerçek suçları unutturma ve aklama amaçlı çıkışlar, hiç kimseye ve hiçbir şey kazandırmayacaktı.

“…Böylece helak olacak kişi apaçık bir delilden sonra (“bilmedim, ikaz edilmedim” gibi bir mazerete sığınma imkânı kalmadan) belaya ve cezaya uğrasındı; (manevi olarak ve karakter bakımından) diri kalacak (dünya ve ahirette izzet ve saadete ulaşacak) kişi de, yine apaçık bir delil ve bilgiyle hayatta kalıp (huzura ulaşsındı). Şüphesiz Allah, gerçekten İşitendir, Bilendir.” (Enfal: 42) ayetinin hükmü ve hikmeti gereği bu gizlenen gerçekleri haykırmak bizlere farzdı.

Peki, ey AKP kurmayları… Yandaş yazar ve yorumcuları… Dini fetvalar veren Diyanet ve Tarikat Hocaları!..

Sn. Erdoğan'ın iktidarınca; ZİNA’nın ceza olmaktan kurtarılması… Her türlü cinsi sapıklığın meşrulaştırılıp koruma altına alındığı 6284 sayılı İstanbul Sözleşmesi’nin Meclis’te kanunlaştırılması karşısında tamamen sessiz ve tepkisiz kalıp da, şimdi aynı kanun metindeki bazı maddelere dayanarak Sn. DİB’na saldıran malûm ve mel’un odaklara karşı bu horozlanmanız sizi kurtaracak mıydı? Bu nedenle sormak lazımdı: Sizin için asıl önemli ve öncelikli olan, Allah, Kur’an, toplum ahlâkı ve ülke çıkarları mıydı, yoksa Sn. Recep Tayyip Erdoğan'ın hatırı mıydı?

“Gerçekten, apaçık belgelerden (ibaret emirler olarak) indirdiklerimizi (Kur’ani hüküm ve hakikatleri) ve insanlar için Kitapta açıkça belirttikten sonra hidayeti (şeriat ve istikamet prensiplerini) gizlemekte olanlar (güç odaklarının vereceği zarardan korkarak veya onlardan makam ve menfaat umarak, Kur’ani gerçekleri kısmen veya tamamen örtmeye çalışanlar); işte onlara, hem Allah lanet edecektir, hem de (bütün) lanet ediciler(in bedduası onların üzerinedir).” (Bakara: 159)

“Allah'ın indirdiği Kitaptan (kendilerinin ve iktidar sahiplerinin işine gelmeyen) bir şeyi göz ardı edip saklayanlar ve onunla değeri az (bir şeyi, dünya menfaatini) satın alanlar (güç odaklarının ve iktidarların keyfine göre fetva uyduranlar var ya); onların yedikleri, karınlarındaki ateşten başkası değildir. Allah kıyamet günü onlarla konuşmayacak ve onları arındırıp temize çıkarmayacaktır. Ve onlar için acı bir azap vardır.” (Bakara: 174) ayetlerinin muhatabı olmaktan nasıl korkulmazdı?

İstanbul Sözleşmesi’nin amacı ve ahlâksızlığın özenle saklanması

İlgili kanun numarası: 6251’dir.

11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açılan Avrupa Konseyi sözleşmesi, 1 Ağustos 2014 tarihinde “Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun” (6251 Sayılı Kanun) ile yasalaşıp, 28127 Sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş durumdadır. 08.02.2012 tarihinde çıkarılan kanun ise 6284 sayılı kanun olmaktadır. “Ailenin Korunması ve Kadınlara Karşı Şiddetin Önlenmesine dair Kanun” kılıfı altında eşcinselliği ve cinsi ilişki serbestliğini meşrulaştıran maddeler sıkıştırılmıştır. Sözde aile ve kadına ilişkin çıkarılan bu kanun, AB Konseyi'nin kadın ve aile algısını ve ahlâksız uygulamalarını temel almıştır.

İstanbul Sözleşmesi’nin eşcinselliği serbest bırakan maddeleri özenle saklanmıştır!

Feminist gruplar cinsiyeti ikiye ayırmaktadır. Onlara göre bir doğuştan getirdiğimiz biyolojik cinsiyet (sex) bir de sonradan kazandığımız cinsiyet vardır. Sonradan kazanılan cinsiyet ise toplumsal cinsiyet (gender) şeklinde hak olarak tanımlanmaktadır. AB Konseyi’ne göre bu sözleşme, toplumsal cinsiyetin tanımını yapan ilk uluslararası anlaşmadır. Bunlara göre eşcinsellik ve lezbiyenlik gibi her türlü cinsi sapıklığı doğal ve normal bir sosyal hak olarak tanımlanmakta ve karşı çıkanlar bağnazlıkla suçlanmaktadır. Bu bakış açısıyla İstanbul Sözleşmesi’nde eşcinselliği serbestleştiren kavram “toplumsal cinsiyet” tabiri ile yer almakta olup bu sözleşmede 24 yerde rastlanmaktadır.

Madde 3: Tanımlar

a. kadına karşı şiddetten”, kadınlara karşı bir insan hakları ihlali ve ayrımcılık anlaşılacak ve bu terim, ister kamu ister özel yaşamda meydana gelsinler, söz konusu eylemlerde bulunma tehdidi, zorlama veya (evli de olsa kadının her türlü) özgürlüğünün rastgele bir biçimde kısıtlanması da dahil olmak üzere, kadınlara fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik zarar ve acı verilmesi sonucunu doğuracak toplumsal cinsiyete dayalı tüm şiddet eylemleri olarak anlaşılacaktır;

b. toplumsal cinsiyet”, herhangi bir toplumun, kadınlar ve erkekler için uygun olduğunu düşündüğü sosyal anlamda oluşturulmuş (bütün) roller, davranışlar, faaliyetler ve özellikler olarak anlaşılacaktır; 

Sözleşmenin 3. Maddesinin b) fıkrasında dolaylı biçimde “aile tanımı” olarak; resmi eşler dışında “birlikte yaşayan bireylerdenmek suretiyle yeni bir AİLE tanımı yapılmaktadır. Sözleşmenin bütünü sadece kadınların sözde özgürlük alanlarını ve Farklı Cinsel Yönelimleri olanları korumaktadır. (Buna göre eşcinsel erkeklerin ve lezbiyen kadınların birbirleriyle evlenmelerinin yolu açılmakta ve bu tür sapık ilişkiler aile sayılmaktadır.)

Sözleşmenin Temel Haklar, Eşitlik ve Ayrım Gözetmeme (Madde 4), 3. Bendinde “Özellikle mağdurların haklarını korumaya yönelik önlemler olmak üzere, işbu Sözleşme hükümlerinin cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya başka görüşe sahip olma, ulusal veya sosyal menşe, bir ulusal azınlıkla bağ, mülkiyet, doğum, cinsel yönelim, cinsel kimlik (yani her türlü eşcinsellik ve lezbiyenlik), yaş, sağlık durumu, engellilik, medeni hal, göçmen ya da mülteci olma durumu veya başka statüler temelinde herhangi bir ayrımcılık olmaksızın Taraflarca uygulanması güvence altına alınmıştır.” ifadesi yer almıştır.

Sözleşmenin 4. Maddesinin 4. fıkrasında “…toplumsal cinsiyet…” ibareleri yer almakta olup şiddeti önlemek gibi gayet makul ve masum bir amacın arkasına saklanmak suretiyle bu kavramlar ile KADIN ve ERKEK dışındaki cinsel yönelimler yani sapkın cinsel anlayış ve tercihler meşrulaştırılmakta ve Anayasal güvenceye alınmaktadır. Zira bu kavramların tamamı özellikle CİNSİYET KİMLİĞİ kavramı, kişinin biyolojik cinsiyetini değil, kendisini tanımladığı cinsi sapkınlığı anlatmaktadır. Yani kız ya da erkek doğanlar sonrasında hangi cinsel kimliğe sahip olacağını (gay, lezbiyen, transeksüel, biseksüel, aseksüel, travesti, homoseksüel vs vs.) kendisi kararlaştıracak ve bu sözleşmeyi imzalayan ülkelerce resmi olarak tanınmış olacaktır. Üstü örtülü bu kelimelerin hukuki açılımı budur.[2]

Sözleşme hükümlerinde cinsel yönelim ve cinsel kimliğe yönelik ayrım yapılmaması adına, bu sapkın olgulara legallik-meşruiyet kazandırılmıştır. LGBTİ örgütleri bu sözleşmeye dayanarak, siyasi iktidarın LGBTİ haklarına dair ifadelerin ve statülerin anayasallaştırılması ve yasallaştırılması konusunda hukuki yükümlülüğü olduğunu savunmaktadır.[3]

Sözleşmede ifade edilen cinsel yönelim ve cinsel kimlik ifadeleri, Avrupa Konseyi’nce hazırlanan Sözleşme’nin açıklayıcı metni olan “The Council of Europe Convention on Preventingand Combating Violenceagainst Womenand Domestic Violence (Istanbul Convention): Questionsandanswers” da tanımlanmıştır.[4] Buna göre sözleşmede geçen cinsel yönelim ve cinsel kimlik ifadeleriyle lezbiyen, biseksüel, gay ve trans bireylerin şiddetten korunmasının amaçlandığı açıkça vurgulanmıştır. Yine bu metinde Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin üye devletlere gönderdiği, Cinsel Yönelim veya Toplumsal Cinsiyet Kimliğine Dayalı Ayrımcılıkla Mücadeleye İlişkin Tedbirlerle İlgili CM/Rec(2010) 5 sayılı Tavsiye Kararına atıf yapılmıştır. Bu tavsiye kararında LGBTİ olarak ifade edilen bireylere yönelik pek çok güvence sağlanmıştır. Bunlardan bazıları şunlardır: Eşcinsel ve lezbiyenlere örgütlenme özgürlüğü tanınması, fon kaynaklarına ulaşımda ayrımcılık yapılmaması, serbest toplanma özgürlüğünün etkili biçimde kullanılması için uygun tedbirlerinin alınması, kamu ahlâkı/kamu düzeni gibi gerekçelerle bunlara engel olunmaması, okul müfredatına ve eğitim araçlarına cinsel yönelim ve toplumsal cinsiyet kimliğiyle ilgili bilgilerin ve özgürlüklerin dahil edilerek, öğrencilerin kendi cinsel yönelimleri ve toplumsal cinsiyet kimliklerine uygun biçimde yaşamalarının mümkün kılınmasıdır. Bunlarla birlikte tavsiye kararında toplumsal cinsiyet “yeniden belirlenen” (gender reassignment) ifadesiyle de ele alınarak, translık durumuna ilişkin hakları açıklamaktadır (Bkz. Madde 20, 21, 22, 35).[5]

Eşcinselleri kınayan, suçlayan ve dışlayanların cezalandırılması ile ilgili maddeler şunlardır:

a. Madde 4 – Temel haklar, eşitlik ve ayrımcılık yapılmaması

3) Taraflar bu Sözleşme hükümlerinin, özellikle de mağdurların (eşcinsellerin ve lezbiyenlerin ve özgürlükleri kısıtlanan evli dişilerin) haklarını korumaya yönelik tedbirlerin, cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya başka tür görüş, ulusal veya sosyal köken, bir ulusal azınlıkla bağlantılı olma, mülk, doğum, cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet kimliği, sağlık durumu, engellilik, medeni hal, göçmen veya mülteci statüsü veya başka bir statü gibi, herhangi bir temele dayalı olarak ayrımcılık yapılmaksızın uygulanmasını temin etmek zorundadır.

Madde 33 – “Psikolojik şiddet” kavramı ve kapsamı

Taraflar bir şahsın psikolojik bütünlüğünü (ahlâk dışı cinsel tercihlerini); zorlamayla veya tehditlerle ciddi bir şekilde bozmaya yönelik kasıtlı girişimlerin cezalandırılmasını temin edecek gerekli yasal veya diğer tedbirleri alacaklardır.

Madde 45 – Yaptırımlar ve tedbirler” kısmı

1. Taraflar Bu Sözleşme uyarınca belirlenen suçların, ciddiyetleri dikkate alınarak, etkili, orantılı ve caydırıcı cezalarla cezalandırılması için gerekli yasal veya diğer tedbirleri alacaklardır.

Madde 46 – Cezayı ağırlaştırıcı koşullar

Taraflar, aşağıdaki koşulların, bu koşulların söz konusu suçun hâlihazırda temel unsurlarını oluşturmadığı hallerde, iç hukukun ilgili hükümlerine uygun olarak, bu Sözleşmede belirlenen suçlarla ilgili olarak verilecek cezanın belirlenmesinde ağırlaştırıcı koşullar olarak göz önünde bulundurulabileceğini temin etmek üzere gerekli yasal veya diğer tedbirleri alacaklardır:

a) Suçun, iç hukukun kabul ettiği eski veya mevcut bir eşe veya (eşcinsellik ve lezbiyenlik şeklinde) birlikte yaşanan bireye karşı, aile fertlerinden biri tarafından, mağdurla birlikte ikamet eden biri tarafından veya yetkisini suiistimal eden biri tarafından işlendiği hallerde;

Madde 49 – “Genel yükümlülükler” başlığı ve iktidarın esir alınması

2. Taraflar (bu anlaşmaya imza atanlar) temel insan haklarına uygun bir biçimde ve toplumsal cinsiyet temelli bir şiddet eylemi anlayışıyla, Sözleşme uyarınca belirlenen suçların etkili bir biçimde soruşturulup kovuşturulmasını temin etmek üzere gerekli yasal veya diğer tedbirleri alacaklardır.

b. Anayasa ve Ceza Kanunlarındaki cezalandırmaya ilişkin değişiklik durumları:

T.C Anayasası MADDE 10 – Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.

AB’ye uyum normları çerçevesinde hazırlanan ve 2014’te son şeklini alan TCK 122. Madde ise şöyle uyarlanmıştır:

(Not: Madde başlığı “Ayırımcılık” iken, 2/3/2014 tarihli ve 6529 sayılı Kanunun 15’inci maddesiyle başlığa ‘nefret’ de eklenmiş durumdadır.)

TCK 122: Dil, ırk, milliyet, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din veya mezhep farklılığından kaynaklanan nefret nedeniyle;

a) Bir kişiye kamuya arz edilmiş olan bir taşınır veya taşınmaz malın satılmasını, devrini veya kiralanmasını,

b) Bir kişinin kamuya arz edilmiş belli bir hizmetten yararlanmasını,

c) Bir kişinin işe alınmasını,

d) Bir kişinin olağan bir ekonomik etkinlikte bulunmasını, engelleyen kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Yani eşcinsellerin, lezbiyenlerin ve her türlü cinsi rezaletleri işleyenlerin, mel’anet mekânları açmasına, ev, büro, otel ve salon kiralamasına ve dernek kurmalarına engel olanlar 1 ile 3 yıl hapse çarptırılacaktır.

(Not 2: 2014’te Meclis’te kabul edilen ‘demokratikleşme paketi’ kapsamında yapılan düzenlemeyle, neredeyse tamamen değiştirilerek madde bugünkü halini almıştır. Bu değişiklikte adli para cezası kaldırılarak suçun cezası arttırılmış, maddenin başlığı ‘nefret ve ayrımcılık’ halini almıştır. Böylece bu maddenin uygulanabilmesi için ayrımcılıkta nefret saikinin getirilmesi şart kılınmıştır.)

TCK. MADDE 216- “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” kılıfı!

(1) Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Yani gay, lezbiyen, eşcinsel, transeksüel, travesti, homoseksüel olan ve bu alışkanlıklarını yaymaya ve bulaştırmaya çalışan kimseleri horlayan, dışlayan, suçlayan kimseler 1 yıl hapis cezasına çarptırılacaktır.

Kocanın, örneğin yarı gece eve gelen hanımına sert tavır alamayacağı ile ilgili maddeler oldukça özenli ve gizemli bir dille yazılmıştır:

İstanbul Sözleşmesi Madde 3 – Tanımlar bölümü a) bendinde: “kadına karşı şiddetten”, “kadınlara karşı bir insan hakları ihlali ve ayrımcılık anlaşılacak ve bu terim, ister kamu ister özel yaşamda meydana gelsinler, söz konusu eylemlerde bulunma tehdidi, zorlama veya özgürlüğün rastgele bir biçimde kısıtlanması da dahil olmak üzere, kadınlara fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik zarar ve acı verilmesi sonucunu doğuracak toplumsal cinsiyete dayalı tüm şiddet eylemleri olarak anlaşılacaktır.”

Yani gece yarısı, kocasının izni olmadan evinden ayrılan kadına, sabaha yakın geldiğinde, sert bir bakışla “nereye takıldın?” diye sormak bile psikolojik baskı sayılacak ve kadının şikâyeti durumunda erkek içeri alınacaktır.

6284 numaralı kanunun birinci bölüm, tanım kısmında yer alan, 2. Madde’nin d) fıkrasında, şiddet: Kişinin, fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik açıdan zarar görmesiyle veya acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri, buna yönelik tehdit ve baskıyı ya da özgürlüğün keyfi engellenmesini de içeren, toplumsal, kamusal veya özel alanda meydana gelen fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü veya ekonomik her türlü tutum ve davranışı, ifadeleri yer almaktadır. Bu bağlamda zikredilen kanunun 2. Bölümü, Hâkim tarafından verilecek önleyici tedbir kararları” başlıklı, 5. Maddesi, b) fıkrasında: “Müşterek konuttan veya bulunduğu yerden derhâl uzaklaştırılması ve müşterek konutun korunan kişiye tahsis edilmesi.” şart koşulmaktadır.

Uzmanlara göre Sözleşmenin en temel problemi burada yer almaktadır. Şiddet kavramından kasıt sadece fiziksel şiddeti değil, psikolojik şiddeti de kapsamaktadır. Oysa psikolojik şiddet, kavramı çok geniş ve yoruma açık bir kavramdır. Erkeğin sesini yükseltmesi, sinirlenmesi, kızdığı zaman ters ters bakıvermesi ya da ağır bir söz söylemesi vb. durumlar psikolojik şiddet kapsamına sokulmaktadır. Kadın bunları kocasına yaptığında psikolojik şiddet sayılmamakta, fakat erkek kadına yaptığında şiddet sayılmaktadır. Ayrıca “özgürlüğün kısıtlanması” özellikle belirtilmiş olmaktadır. Buna göre erkek karısına “nereye gidiyorsun?” diye sorsa ya da karısının gitmesini istemediği yer olsa suç sayılmaktadır. Artık erkek karısının gittiği geldiği yere karışamayacaktır. Fakat kadın kocasının gittiği geldiği yerleri soruşturacak, erkeğin ailesi ile görüşmesine problem çıkarması suç sayılmayacaktır.

Ayrıca “Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” başlıklı TCK- MADDE 109; “köpekleri salma, taşları bağlama” mantığıyla “şehevi arzuları kışkırtma, karşı çıkanları kıstırma” amaçlı mıydı?

(1) Bir kimseyi (resmi nikâhlı hanımı da olsa) hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir. (2) Kişi, bu fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (3) Bu suçun; a) Silahla, b) Birden fazla kişi tarafından birlikte, c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, d) Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, e) Üstsoy, altsoy veya eşe karşı, f) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat artırılır.

Bu sözleşme hangi tarihte ve gece yarısı, tüm partilerin ortak oylarıyla Meclis’te nasıl onaylanmıştı?

6284 sayılı ve kadına şiddeti önleme kılıflı, ama her türlü cinsi sapıklığa serbestlik kazandırma kasıtlı bu İstanbul Sözleşmesi: 14 Mart 2012 tarihinde AKP, CHP, MHP ve BDP’nin oybirliğiyle 246 kabul ve sıfır ret oyuyla Meclis'te onaylanmıştır.

Zinanın ceza olmaktan çıkarıldığı kanun maddesini ve tarihini yazmamız da herhalde suç sayılmayacaktır!

5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu MADDE 227

26 Eylül 2004’te AKP iktidarının oylarıyla Meclis’ten geçirilen ve 12 Ekim 2004 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak 01 Haziran 2005’te yürürlüğe giren ve Sn. Erdoğan tarafından defalarca, yanlışlığı ve haksızlığı dile getirilip dindar halkımız ümitlendirildiği halde hiçbir düzeltme ve değiştirme yoluna gidilmeyen ve evli kadın ve erkeklerin zina etmesi durumunda hiçbir ceza almayacağı garantisi getiren TCK’nın 227. maddesiyle zina suç olmaktan çıkarıldı.

İstanbul Sözleşmesi’ni ilk imzaya açan ülkenin AKP Türkiye’si ve Erdoğan Hükümeti olduğu gibi ilk onaylayan ülkenin de yine AKP Türkiye’si ve Erdoğan Hükümeti olması üzerinde dikkatle durmak lazımdır!

Bulgaristan Hükümeti 2018 yılında İstanbul Sözleşmesi’ni reddetmiş, Anayasa Mahkemesi sözleşmenin Bulgaristan Anayasası’na aykırı olduğuna karar vermiştir.

Polonya’da 2014 yılında “toplumsal cinsiyet ideolojisi”ni durdurmaya ilişkin parlamento komisyonu teşkil edilmiştir.

Hırvatistan’da 2018 yılında İstanbul Sözleşmesi’ne ilişkin önemli tepkiler meydana gelmiştir. Hırvat muhafazakârlar, sözleşmenin kadınları koruma argümanı altında “toplumsal cinsiyet ideolojisi”ni teşvik ettiğini ve geleneksel aile değerlerini çürüteceğini ifade etmiştir.

Ekvador'un solcu Cumhurbaşkanı Rafael Corrêa, “toplumsal cinsiyet ideolojisini” aileyi yok etmeye yönelik bir araç olarak yorumlayıp şiddetle tenkit etmiştir.

Bu lanetli sözleşmeyi imzalayan, onaylayan fakat çekince koyan ülkeler ise şunlardır: Almanya, Andora, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Ermenistan, Finlandiya, Fransa, Gürcistan, Hırvatistan, İrlanda, İspanya, İsveç, İsviçre, İtalya, İzlanda, Kıbrıs, Letonya, Makedonya, Malta, Monako, Polonya, Romanya, Sırbistan, Slovenya, Yunanistan…

Sözleşmenin bazı maddelerine itiraz eden ülkeler: Avusturya, Finlandiya, Hollanda, İsveç, İsviçre, Norveç.

Bu sözleşmeye şerh koyan ülkeler: “Hırvatistan, İspanya, Litvanya, Letonya ve Polonya ise şerh koymuşlardır.

Sözleşmeyi imzalamayan ülkeler: Rusya ve Azerbaycan ile sözleşmeye gözlemci ülke statüsünde katılan Amerika Birleşik Devletleri, Japonya, Kanada, Meksika ve Vatikan sözleşmeyi kesinlikle imzalamamıştır.

Bu Sözleşmeyi imzalayıp, onaylamayan ülkeler: İngiltere, Ukrayna, Çek Cumhuriyeti, Bulgaristan, Moldova, Macaristan, Ermenistan, Letonya, Lihtenştayn, Litvanya ve Slovakya bu haliyle bile iç kamuoyunu halen de ikna edememiş ve sözleşmeyi imzalamasına rağmen hâlâ onaylamamışlardır.

Söz konusu sözleşmeyi bir kısım ülkelerin reddedip tanımamasına, bir kısım ülkelerin imzalayıp onaylamamasına, bir kısım ülkelerin imzalayıp çekince veya şerh koymasına rağmen AKP Türkiye’sinin ve güya dindar kahraman Erdoğan Hükümetinin, kayıtsız ve şartsız imzalayıp uygulamaya koyması… Yani Hristiyan ve sosyalist ülkeler kadar bile manevi ve ahlâki duyarlılık taşımaması artık iman, iz’an ve vicdan ehli insanlarımızın gözünü açmalıdır.

Erdoğan iktidarının zinayı suç olmaktan çıkarması

5237 Sayılı Türk Ceza Kanunundan önce 765 sayılı Türk Ceza Kanunu bulunmaktaydı. Bu kanunun 440 ve 441. Maddelerinde zina suç olarak yer almaktaydı. 2002’de AKP’nin hükümete gelmesiyle, zina konusu tekrar gündeme taşındı. TCK’nın yenilenmesiyle ilgili çalışmalar sürerken, dönemin Başbakanı Erdoğan ve AKP’li hükümet yetkilileri önce zinanın suç sayılmasıyla “eşlerin birbirini aldatmasına engel olunacağı ve kadın erkek eşitliğinin sağlanacağını” savunmaktaydı. Ancak Avrupa Birliği (AB) üyelik müzakereleri sırasında, AB Türkiye’yi zinayı suç sayarsa “müzakerelerin zora gireceği” konusunda uyarmış, feminist kadın örgütleri de birçok eylem yapmıştı. Meclis görüşmeleri sırasında AB’nin isteği doğrultusunda TCK’ya ekleneceği konuşulmaktaydı. Kadınlar Meclis görüşmelerini takip edip eylemler yapmıştı. Dönemin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, o gün Meclis’te zina düzenlemesinin yeni TCK’ya konmayacağını açıklamıştı. Dönemin Adalet Bakanı Cemil Çiçek de Zina ile ilgili tek kelime yazmadıkdiye halkımızı oyalarken, Çiçek'ten sonra söz alan dönemin TBMM Adalet Komisyonu Başkanı Köksal Toptan ile dönemin Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu, “zinanın suç olmasının AB açısından doğru olmadığını” ortaya atmışlardı.

Hasılı AKP iktidara geldiğinde Zinanın Suç olduğuna ilişkin maddeler, ilgili yasanın yeniden yapılması esnasında Avrupa Birliği Uyum Yasaları kapsamında gündeme alınmayarak yasal hale getirilmiş olmaktaydı. Zaten Başkan Recep Tayyip Erdoğan bu konudaki yanlışlığını ''Avrupa Birliği Müzakereleri sürecinde hata yaptık. Zina Yasası yeniden düzenlenmeli'' sözleriyle itiraf edip halkımızı oyalamıştır.

Acı gerçek şudur: 26 Eylül 2004’te iktidar oylarıyla Meclis’ten geçirilen ve 12 Ekim 2004 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak 01 Haziran 2005’te yürürlüğe giren TCK’nın 227. maddesiyle zina Erdoğan iktidarınca suç olmaktan çıkarılmıştır.

Madde 440 – (1/3/1926 tarih ve 765 sayılı Kanunun hükmüdür.)

“Zina eden zevce (evli kadın) hakkında üç aydan otuz aya kadar hapis cezası tertip olunur. Zevcenin bu fiiline şerik (ortak) olan kimse hakkında dahi aynı ceza hüküm edilir.”

Madde 441 – (1/3/1926 tarih ve 765 sayılı Kanunun hükmüdür.)

“Karısıyla birlikte ikamet etmekte olduğu hanede yahut herkesçe bilinecek surette başka bir yerde; karı koca gibi geçinmek için nikâhsız kadın tutmakta olan koca hakkında, üç aydan otuz aya kadar hapis cezası hüküm olunur. Erkeğin evli olduğunu bilerek bu fiilde şerik olan kadın hakkında da aynı ceza verilir.”

Evet Süfyan, Deccal diye suçlayıp sataşılan Mustafa Kemal, zina eden evli erkek ve kadına üç ay ile otuz ay hapis cezası koyarken, dindar kahraman Erdoğan iktidarı, zina suçunu ve cezasını kaldırmıştır!

Bakalım, tamamen istismar ve suiistimal amaçlı olarak ve yapacağı daha büyük ahlâki ve ailevi tahribatlara kolaylık sağlasın diye, kendilerini iktidara taşıyan malum ve mel’un odaklardan özel icazet alarak gerçekleşen kısmi BAŞÖRTÜSÜ SERBESTİSİ, acaba bu AKP iktidarının zinanın ceza kapsamından çıkarılması ve her türlü cinsi sapıklıklara meşruiyet sağlanması gibi günahlarına kefaret olacak mıydı?

Sonuç olarak:

Liderleri, Reisleri, Şeyhleri, Ağabeyleri ve Hocaefendileri, “Allah gibi değil, Allah için ve O’nun emirlerine uydukları ölçüde sevmek” lazımdır!

“(Buna rağmen) İnsanlar içinde, Allah'tan başkasını (O’na) 'eş ve ortak' tutanlar (ve bazı kulları tanrı gibi kutsayanlar) vardır ki, onlar (bunları), Allah'ı sever gibi sevmektedirler. (Hâlbuki) İman edenlerin ise Allah'a olan sevgileri (herkesten ve her şeyden) daha kuvvetli ve şiddetlidir. (Başkalarına Allah’tan daha çok sevgi ve saygı göstermekle) O zulmedenler (insanları Allah'tan üstün gören ve İlahi kanunların uygulanmasını engelleyen zalimler), azaba uğrayacakları zaman, muhakkak bütün kuvvetin tümüyle Allah'ın olduğunu ve Allah'ın vereceği azabın gerçekten şiddetli olduğunu bir bilselerdi (ve düşünüp anlasalardı…)”

“(Hesap gününde) Azabı (ve hak ettikleri cezayı) gördüklerinde, (dünyada iken) kendilerine tâbi olunan (ama Hakka ve halkına hıyanette bulunan lider) kimseler, (maddi ve manevi va’adlere aldanarak) peşlerine takılan kesimlerden uzaklaşıp kaçmaya (çalışacak) ve aralarındaki bütün bağlar ve tanışıklıklar yokmuş ve kopmuş gibi davranacaklardır.”

“Bunun üzerine (böylesi zalim ve hain yöneticilere) uyanlar: ‘Keşke bir kere daha (dünyaya dönme) fırsatı verilseydi de, (orada bizi aldatıp,) şimdi bırakıp kaçtıkları gibi, biz de onlardan uzaklaşıp (Hakk elçilere, adil ve asil davetçilere destek çıksaydık!)’ diye (pişmanlık duyacaklardır). Böylece Allah onlara (zalim ve hain yöneticilere ve peşlerinden gidenlere,) işledikleri bütün amellerini, (ibadet ve hizmetlerini) çok derin bir hasretlik ve pişmanlık olarak gösterecek, (milyonlarca insanın ezilmesine ve sömürülmesine vesile oldukları için, yaptıkları hayır ve hasenatlarına rağmen cehenneme girecekler)dir ve onlar artık ateşten çıkamayacaklardır.” (Bakara: 165, 166, 167)

Ayetleri dikkatle ve defaatle okunmalı ve siyasilere (partilere) karşı tavrımız bunlara göre yeniden ayarlanmalıdır. Aksi halde Allah’ın gazabı ve azabı çetin olacaktır.

 


Bu makaleyi sesli olarak dinleyebilirsiniz:

 
 


[1] Bakara: 185 son kısım

[3] KAOS GL Dergisi, Kasım-Aralık 2013, sayı 133: https://kaosgl.org/sayfa.php?id=15401

[4] The Council of Europe Convention on Preventing and Combating Violence against Women and Domestic Violence (Istanbul Convention):

[5] CM/Rec(2010)5 sayılı Tavsiye Kararı: https://search.coe.int/cm/Pages/result_details.aspx?

Ahmet AKGÜL -

AHMET AKGÜL KİMDİR?

Araştırmacı-Yazar, Düşünür ve Siyaset Bilimci olarak tanınan Ahmet Akgül, Milli Görüş çizgisinde önemli bir fikir adamıdır. Olaylara insan eksenli ve İslam endeksli yaklaşmaktadır.

2004 Ocağında, arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’da aylık olarak yayınlanan “Milli Çözüm” Dergisini çıkarmaya başlamıştır.

Uzun süreli, ciddi ve çileli bir mücadele dönemi yaşamış ve bu duyarlı, tutarlı ve kararlı tavrını hiç bırakmamıştır. Bu yüzden pek çok sıkıntı ve saldırılara uğramış, defalarca mahkeme açılıp tutuklanmış ve hapis yatmıştır.

İnancımız ve ihtiyacımız olan evrensel hukuk kurallarının; bütün insanlığın ortak değeri ve hayat düzeni haline getirilmesi, “Demokrasi, Laiklik ve özgürlükler” gibi çağdaş kurum ve kavramların; ilmi ve insani temellere göre yeniden şekillenmesi… Ve Türkiye’nin yeni bir barış ve bereket medeniyetine öncülük etmesi konularında yoğunlaşmıştır.

Üstadımızın, başta “İnsanın Yozlaşması”, ardından “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” ve yine “Barış ve Bereket Nizamı “İslam Davası” ve Yozlaştırılan “Cihat Kavramı” gibi birçok kitapları İngilizceye çevrilip merkezi Londra’daki Cagaloglu Yayıncılık organizesiyle; Amazon ve Bornes&Noble (bn.com) gibi dünya genelinde dağıtım yapan yüzlerce online sitesinde ve dijital (e-kitap) sayesinde 120 kadar ülkede yayınlanıp okunmaktadır. Ayrıca Üstadımızın “Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı” başlıklı Meali Kerim yorumları İngilizce ve Rusça tercümeleri ile “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” kitaplarının Rusça, Arapça, Çince, Japonca ve İspanyolca tercümeleri tamamlanıp basılmış olup; Almanca, Fransızca, Kırgızca ve Farsça tercümelerinde de sona yaklaşılmıştır.

Milli siyaset ve sorumluluk düşüncesini farklı bir boyutta ele alan ve yorumlayan Hocamız; yaklaşık 40 yıldır Türkiye’mizin her yerinde, Avrupa’da ve İslam ülkelerinde, önemli seminer ve konferanslara katılmaktadır.

Mili Görüş’e çöreklenmiş bazı şaibeli kişilerin gizli niyet ve tertiplerini haber vermesi, uzun vadeli hedefler ve stratejik tavizler sonucu Partiye girdiklerini sezmesi ve söylemesi nedeniyle, Ahmet Akgül’ün teşkilatlarda ve Milli Görüşçü kuruluşlarda hizmet vermesi engellenmeye çalışılmış; Erbakan Hoca ise, kendisinin daha bağımsız davranabilmesi ve nifak çarkı içinde körletilip kirletilmemesi için bu girişimlere karşı çıkmamış, ama kendisini uzaktan destekleyip yönlendirmekten de geri durmamıştır. Erbakan’ın “Adil Düzen” projeleri, AKP’nin siyasi hileleri ve karanlık ilişkileri, Fetullahçı Cemaatin gizli mahiyeti konularında sayılı uzmanlardandır.

1949 Elazığ doğumlu olan, çeşitli konularda yayınlanmış ve hazırlanmış 70 (yetmiş) eseri bulunan yazarımız, evli ve beş çocuk babasıdır.

Hocamız’ın Başlıca Kitapları:

● Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı (Türkçe Meali Kerim. Abdullah Akgül Yayına Hazırladı) (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Milli Sorunlarımız ve Sorumluluklarımız (2 Cilt)

Dünyanın Değişimi ve Erbakan Devrimi

Refah-Yol’la Rantiye Savaşı

Cemaatin Cılkı, Erdoğan’ın Çarkı, Erbakan’ın Farkı

Türkiye Kuşatılırken, Kuklaların Kapışması

Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya (İngilizce, Rusça, Çince, Japonca, Arapça ve İspanyolca’ya çevrildi.)

Bizim Atatürk

Küresel Fesatçılık ve Fetullahçılık

Dış Politikamız (Cilt-1) Bop’un Temelleri (1988-1998)

Dış Politikamız (Cilt-2) Tarihin En Talihli Dönüşüm Süreci

Siyaset ve Strateji Bilgeliği

Osmanlı Sistemi ve Abdülhamit Siyaseti

İslam Davası ve Cihat Kavramı (İngilizceye çevrildi.)

● “İnsan”ın Yozlaşması (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Ah-u Figan’ım (Şiir)

Başörtüsü İnkârı ve İstismarı

AKP Tahribatının Fotoğrafı: İslamcı Münafıklar

Yeni İstiklal Savaşında Milli Şuur ve Ordu

Bir Dış Proje Olarak AKP Gerçeği ve Akıbeti

Bilge(!) Erdoğan’dan, İlkeli(!) Numan’a AKP Tezgâhı

Cezaevinde Yazdıklarım

Siyonizm-Deccalizm Ortaklığı

Devrim Simsarları ve Din İstismarcıları

Dilin Düğümü Çözüldü (Şiir)

Din Dengedir İslam İlericiliktir

Din – Devlet ve Demokrasi

Ergenekon Senaryosu “At Değiştirme” Operasyonu muydu?

Gönül Seması ve Tasavvuf Kapısı

Medeniyet Mücadelesi ve Mehdiyet Müjdesi

Teşkilatçılık Mesaj ve Metod (İletişim ve İşbirliği Sanatı)

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-1 Milli Görüş’ün Marazlıları

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-2 Sonradan Yamuklaşanlar

ABD’li Siyonistlerin, AKP’li Piyonistleri Bir Devrin Bitişi ve Bir Devrimin Gelişi

İdlib-Amik Ovası ve Yaklaşan Armageddon Savaşı

BDP’nin Özerklik Ezanı, TC’nin Cenaze Namazı Olacaktı

Bir Devrim Yaşanıyordu!

Dünya Dönüşüme Hazırlanıyor

Hidayet Kıvılcımı ve Hikmet Kılıcı (Şiir)

Katı Ulusalcıların ve Ilımlı İslamcıların Din Tahribatı

Osmanlı’dan Cumhuriyete Kripto Yahudiler ve Pakraduniler

Yetmiş Kur'ani Kavram ve Yorumları (2 Cilt)

Bizden Söylemesi-1 AKP İntihara Gidiyor(du…) (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Bizden Söylemesi-2 Türkiye Uçuruma Sürükleniyor(du…) (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Terör-Masonluk ve Mafia Medeniyeti

Cumhuriyet Türkiye’sinde Nifak Hareketleri

Ruhlar-Sırlar ve Uzaydaki Yaratıklar

Sabah Yakın Değil miydi?

Tarikatların Hizmet Sahası ve Islahı

Tuz Kokarsa…

Türkiye Büyüyor muydu, Bölünüyor muydu?

Türkiye Dağılacak mıydı, Doğrulacak mıydı? (Ahmaklar Okumasındı!)

Türkiye Tarihi Dönemeçte, Ya Yıkılacak Ya Şahlanacaktı!

Yakın Tarihimizde Yüceler ve Cüceler (2 Cilt)

Zafer Müjdeleri ve Fetih Hazırlıkları

Erbakan’dan İntikam Alanlar

Suriye’de Yaklaşan Hilal-Haç Kapışması

Başkanlık Muamması ve Çarkların Tıkanması

15 Temmuz Hıyanetinin Gizemi: Bir Darbe Analizi ve Sistem Krizi

Pazarlık Partisi ve Palavra İktidarı

Kemalizm-Tayyibizm Kavramları ve Çelişkili Kurguları

Asker Darbesi Değil Devlet Müdahalesi Lazımdı

İslam’dan Uzaklaştıkça, İnsanlıktan Çıkılması

Dert Söyletir Aşk İnletir (Şiir)

● Hainleri Haşlama, Zalimleri Taşlama (Şiir-Yeni Hazırlanıyor)

Hocamızın Önsözünü Yazdığı Milli Çözüm Yayınları:

● Üstad Ahmet Akgül’ün Özgeçmişi ve Öğretileri (Yakup Gözübüyük)

● Haykırış (Şiir - Ali Çağıl)

AKP Yönetimi ve Tahribat Yöntemi Sistem Tahlili ve Siyaset Tenkidi (Nevzat Gündüz)

● Sözün Çözüme Dönüşmesi (Siyasi Fıkralar) (Osman Eraydın)

● Ayar Aynası ve Nokta Atışı (Sosyal ve Siyasi Fıkralar) (Erdoğan Bişkin)

Milli Çözüm Ekibinden: İlginç Rüyalar ve Manevi Uyarılar (2 Cilt - Hazırlayanlar: Fatma Betül Erişkin – Nail Kızılkan – Neslihan Bayraktar)

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Web Sitesi

Makale Paylaşım Sayısı: 188

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR