YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69e1dcc6b64ee
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 6 7 9
Bugün : 9585
Dün : 52103
Bu ay : 924190
Geçen ay : 1803365
Toplam : 53069248
IP'niz : 216.73.216.195

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

Hükümet ve fert olarak kendi sorumluluklarımızı kuşanmak yerine, ülkemizdeki son felaketlerle ilgili suçu KADERE yükleme yanlışlığını ikaz ve irşat eden

ERBAKAN HOCAMIZIN RÜYASI VE UYARILARI

        

FATMA BETÜL ERİŞKİN / 05.02.2020 / KONYA

Rüyamda: Kar beyaz rengine boyanmış bir odada oluyorum. Koltuklar, halı ve mobilyalar yepyeni, oda taze ahşap ve yaş boya kokuyordu. Elime bir kahve alıyorum ve tekli koltuğa oturuyorum. Bu esnada, önceki gün üçe bölünen uçak, Van’daki çığ felaketi, geçtiğimiz günlerde yaşanan Elazığ depremi falan birleşerek içimi öyle doldurmuş oluyor ki, “Ülkede ve dünyada son durum ne acaba?” diye kumandayı elime alıyorum ve TV’yi açıyorum. Açtığım kanalda Aziz Erbakan Hocamız, sanki haber sunuyor oluyorlardı. Boyunlarına takılı kulaklıklı bir mikrofon varmış ve mikrofonun ucu mübarek ağızlarının önünde duruyordu. Dünyadan ve ülkeden haberler veriyorlardı. Fakat haber verdikleri, her bölgede ve her olayda, bizzat kendileri; yer, hasar ve olay tespiti, halkla ve yetkililerle röportaj vesaire işlerini de yaparak bildiriyorlardı. Şaşkın bir şekilde izlediğimi görünce, mübarek ellerini uzatıp, elimdeki kahveyi sehpanın üzerine koyuyorlar, elimi tutup beni TV ekranının içine çekiyorlar ve: “Gel, olayları birlikte tetkik edelim. Kahven soğumadan seni geri getiririm!” buyuruyorlardı. Önce Van’daki çığ felaketinin yaşandığı olay mahalline gittik. Karın üç dört metre altına girip, elleri, yüzleri soğuktan morarmak üzere olan bir askerimizin ellerini mübarek ellerine alıp ısıttılar. Mübarek ellerini askerin kalbinin üzerine koyup: “Kalbi sıcak olanın vücudu üşümez!” buyurarak askerin kalbini ısıttılar. Az sonra yukarıya sinyal gibi bir titreşim göndererek, elleri ile ısıttıkları askeri bulmalarını sağladılar. AFAD görevlileri, askerler, vatandaşlar bizi görmüyorlardı. Sonra Erbakan Hocamız, karın üzerinde, mübarek ellerinde mikrofonla, aynı kanaldan canlı yayınla olay yeriyle ilgili ayrıntılı haber ve bilgi veriyorlardı. Ben: “Aziz Hocam, bu çığ olayı, bu kardeşlerimizin burada ölmeleri kader midir?” diye sordum. Erbakan Hocamız: “Şoförün aldığı emir üzerine minibüsü, çığ düşme riski yüksek olan, daha evvel aynı yerde, aynı yükseklikte, aynı yoğunlukta kar yağışı yaşandığı zaman defalarca çığ düşmüş olan yere sürmesi (hatalıydı…) Hatta minibüsün önünde, ismi lazım değil bir milletvekilinin emri üzere, önlerindeki karı temizlemek için birçok iş makinası ile üstelik çığ düşebilir uyarısına rağmen, büyük bir gürültü ile yola devam etmeleri (yanlıştı…) Yamaçtan yuvarlanan karla, üzerlerini 3-4 metre kapatacak şekilde çığ düşmesine rağmen… Minibüstekileri, çığın altından kurtarmak için alanın kaldıramayacağı sayıdaki kalabalıkla, üstelik yeniden çığ düşme ihtimalinin olduğu yere; üzerlerine Bizim ürettirdiğimiz radyoaktif sinyaller veren yer bildirim cihazlarını takmadan; soğuğa dayanıklı ve vücut ısısını düşürmeyip, bir yandan da duruma göre artmasını sağlayan özel donanımlı kıyafetlerin giydirilmemesi (hataydı…) Yetmez; sessiz olunması gereken ortamda, hara güre her ağızdan bir gürültü çıkarılması ve iş makinalarının ekstra çıkarttıkları seslerle ikinci çığın düşmesine (sebep olunması yanlıştı…) Şimdi sen söyle bakalım, bütün bunları kadere yüklemek doğru bir yaklaşım mıdır? Oysa tedbir tevekkülü doğurur, tevekkül de kaderi! Tedbirsizlikleri, akılsızlıkları ve ardından gelecek olan başarısızlıkları kadere mi yükleyelim? Bu, Allah’a yapılır bir şey midir?” buyurdular.

Sonra Sabiha Gökçen Havaalanında olduk. Hakikaten uçak üçe bölünmüş, özellikle ön bölgesi tamamen açılmış, koltukları, hava maskeleri vesaire dışarıya sarkmış; ürkütücü bir manzara hâkimdi. Erbakan Hocamız çok üzüldüğümü görünce: “Şimdi yeniden sormak lazım; bunun suçu ve sorumluluğu kadere mi aittir? Havalimanı pistleri yorulmuş, bakım istiyor, ama bakımlar yapılmamış. Ulaştırma Bakanı çıkmış, 2019 yılında, bakımın yapılacağı söylendiği imzalar atıldığı halde, hiçbir adım atılmamış. ‘Önümüzdeki yıllarda pistlerin bakım ve onarımını tek tek yapacağız!’ diye hava atıyor ve halkı avutuyor… Pilot; kuleyi aramış, kuyruk bölümünün rüzgârının boyutunu hatırlatmış… Görevli, elinde çay, hesabını kitabını yapmadan: “Sizden önce de aynı sebeple, iki uçak pas geçti, isterseniz inebilirsiniz!” deyip bir nevi başından savmış… Tabi uçak, rüzgârdan dolayı sert iniş yapınca tekerler yanmaya başlamış, uçak basınçtan üçe bölünüp parçalanmış… Allah’ın yardımı ile patlama gerçekleşmeden bu olay üç kayıp canla atlatılmıış! Şimdi bütün bunları da kadere yükleyip sorumluluklarımızdan sıyrılalım mı?” buyurdular. Ardından uçağın arka bölgesinde oluşan kırıktan dışarıya çıktık. Dışarısı yine görevliler, ambulanslar, asker, polis doluydu. Erbakan Hocamız bu olayla ilgili haberleri de aktarıyordu.

Ardından Elazığ’da olduk. Bazen, günlerce enkaz araması yapılan göçüklerin altında, bazen kenarında, bir deprem anında şehir, binalar ve eşyalar beşik gibi sallanırken ve binalar yıkılırken, bir de en son şehrin halini görürkenki anlarda oluyorduk. Herkesin gözünde sessizlik, korku, çaresizlik; ama herkesin gözünde aynı duygu vardı; “Dünyada ölümden başkası yalan!” Çaresizce, saatlerce kıpırdamadan enkaz altında bekleyenleri gördük, hepsi de aynı ismi çağırıyor, aynı merkezden yardım istiyordu. Kimisi gözleriyle, ima ile vakit namazını kılıyor, kimisi bildiği bilmediği sureleri birbiri ardına ekleyip, yalnızlık korkusunu Allah’a yaklaşarak gidermeye çalışıyordu. Erbakan Hocamız: “Maalesef bu binalar sağlam yapılmamış, başta belediyeler, diğer yetkililer gerekli denetimleri savsaklamış, evlere bakılmamış, hatta odalarda veya zemin katlardaki dükkânlarda alan açmak için kolonlar bile kesilmiş, yıkılmak üzere olan binalar boya-cilayla yeni gibi gösterilmiş ve sonra, işte sonrası ortada… İlk sallantıda enkaza dönmüüş. Şimdi bütün bu sorunları ve sorumsuzlukları da tutup kadere mi yükleyelim? Daha başka günah, vebal var mı hepsini kadere yükleyip kurtulalım? Allah’a yükleyecek daha yük var mı? Tüm bunlara “kader” deyip elimiz göğsümüzde oturacaksak daha büyük felaket ve musibetlere davetiye çıkarıyoruz demektir… Artık şu ayetin uyarılarına dikkat etmemiz gerekir: İnsanların kendi ellerinin kazandığı (tahribat ve talanlarının yol açmasıyla, doğal ve sosyal yapıyı bozmaları) dolayısıyla, karada ve denizde fesat ortaya çıktı. Umulur ki, (fesatlık ve fırsatçılık yapıp doğayı tahribattan) dönerler diye (Allah) onlara yaptıklarının bir kısmını (felaket ve musibet olarak) kendilerine tattırmaktadır. [Not: Bu yüzden deprem ve sel gibi çeşitli afetler ve felaketler yaşanmaktadır. Faiz ve rant ekonomisi de emek ve üretime dayalı doğal ve doğru iktisadi hayatı temelinden bozmakta ve hayatı yozlaştırmaktadır.]” (Rum Suresi: 41’inci Ayet)

Bunlar, yani bu gafil ve hain sorumlular, şimdi, “100 yıllık plan” deyip, “Kudüs’ü İsrail’e başkent yapma kararlarını da tutup kadere bağlarlar!.. “Ne yapalım? Çok haklısınız! Bu kaderimizde varmış, buyurun, başkent yapabilirsiniz” mi diyelim?.. Hatta yetmez, Siyonist zalimlere: “Siz oraya sıkışıp kalmayın, buyurup gelin, kendi kendinize vadettiğiniz, asırlardır da elde etmek için uğraştığınız; bu uğurda yakıp yıktığınız, halkını katlettiğiniz topraklara yerleşin!” diye davet mi edelim? Biz size karşı koyacak değiliz, zira bu kaderdir. Kaderimizde size boyun eğmek varmış!” deyip ülkelerimizi, geleceğimizi ve güvenliğimizi Siyonist Emperyalistlere teslim mi edelim? Unutma; kader, tedbirden sonra gelir ve önce kul olarak görev ve sorumluluklarımızı kuşanmamız gerekir… Tedbirsiz başa gelen, kader değil kederdir! Ancak gerekli ve yeterli tedbirden sonra yine başına gelecekse, aynı hüznü yine de yaşayacaksan işte bu kaderindir. Sonrasında kadere tevekkül eder, kederden (üzüntüden) emin olursun!

Bak, şimdi Ahmet (Akgül, Elâzığ depreminde), bu duvarları iri iri çatlamış, içindeki eşyalar yarı yarıya kırılmış, dolapları duvarından düşmüş ve dağılmış evine, ciddi bir alt yapı tadilatı yapılmadan, yeni destek kolonlar atılmadan gelip oturursa, olacak herhangi bir sarsıntının her gelişinde ve sarsıntı süresi bu depremin az gerisinde olsa dahi, bu bina yıkılır. O zaman yine “Bu kaderimiz” mi diyeceğiz? Gerçi O, zaten düşünmüştür, sakın gelip geri buraya oturmasın. Biz O’nu gözümüzden sakınırken, yaşanacak bir felaket sonucu yarasını-beresini, ağrısını, acısını kaldıramayız! O halde kardeş, bugünün cümlesini aklına kazı: “Yanlış kararlarınızın ve tedbirsiz davranışlarınızın sonucunu ve suçunu kadere yüklemeyin!” Tedbirle kadere, kaderle tevekküle sarılın!” buyurdular. Sonra bir anda kahvemi bırakıp gittiğim odaya geri gelmiş olduk. Kahvenin dumanları hâlâ üzerindeydi, Erbakan Hocamıza ikram ettim. Az evvel yaşadığımız olayları, haberlerde izlerken uyandım.

         

Te’vili: Ülkemizde ve bölgemizde yaşanan çeşitli felaket ve musibetlerin suçunu ve sorumluluğunu kadere yüklemek, Allah’a karşı haddini bilmemektir. Devletin, hükümetlerin, belediyelerin ve fert fert tüm kişilerin; her türlü tedbiri aldıktan ve görevlerini hakkıyla yaptıktan sonra, Allah’a tevekkül edilmelidir. Yanlış kader anlayışı, tembellik ve tedbirsizliğimizi maskeleme kılıfı olarak kullanılagelmiştir. Ülkemizde acı olayları ve perde arkasını bu denli açık ve mantıklı izah ve bizleri ikaz eden bu rüya, salih rüyaların en güzel örneğidir. Fatma Betül kardeşimizi tebrik etmek gerekir. Aziz Erbakan Hocamızın himmeti ve ruhaniyeti de, inşaallah sadıklarla beraberdir. En doğrusunu Allah bilir.

Bu makaleyi sesli olarak dinleyebilirsiniz:

{mp3}erbakanuyarilarkader{/mp3}

 

 

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Fatma Betül ERİŞKİN

Fatma Betül ERİŞKİN

Subscribe
Bildir
8 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Sonsuz Şükür…
Söylenecek söz bulunamaz ki,
Ne güzel hikmetler öğütler gizli,
Rabbim ne güzel müjdeler verdirdin!
Hocamız ufkumuzu açıyor ve anlıyoruz,
Olaylar hiç te göründüğü gibi değil!..
Rabbim Sonsuz Şükür ki bize bildirdin!
Bu Hikmet Goncasından biz de kokladık!

Elhamdülillah…

NE SÖYLENECEKSE,SÖYLEYEN…
İnsanlığın hangi konularda nelere ihtiyacı varsa o konularda;”ne,niçin,nasıl ,ne kadar ve ne zaman” söylenmesi gerekiyorsa,gerektiği şekilde söyleyen!..Hakikatı,itiraz edilemeyecek delil ve netlikle ispat edip ortaya koyan!..Tüm bu şerefli hizmetleri gerçek bir samimiyet ve inandığı değerlere sadakatle…Yüksek bir cesaret,feraset ,bilgelik ve adanmışlıkla ortaya koyan Milli Çözüm,Rabbimizin rıza,rıdvan ve inayetiyle çok büyük manevi bir destek ve inayetle hedefine doğru ilerlemektedir!..

“Gayemiz tüm insanlığın saadetidir”temel düsturunu hedef edinen bu kutlu topluluk ve Şahs-ı Manevisi olan Muhterem Üstad’ı harekete geçiren en temel mütaharrik gücün ise, MİLLİ-MANEVİ MESULİYET ve AHİRET ENDİŞESİ olduğu da net bir gerçektir!..

Pek çok konuda olduğu gibi KADER konusunda da,son derece tesirli,ilmi ve isabetli hakikatler içeren, Ahir Zamanın en muteber müjde-haber kaynaklarından biri olan “Salih Rüyalar”, müjde-beşaret kaynağı olmalarının yanı sıra;sadık mümin toplulukları eğitip yetiştirmekle beraber…Devlet ve millet aklına
da ışık tutup eğiten bir mürebbi rolü üstlenmektedir!..

Ne büyük nimet!
Ne mutlu ki, asrımızda Kur’ani gerçeklere tercüman olan Aziz Erbakan hocamıza talebe olduk. Ne mutlu ki O’nu en iyi anlayan Üstad Ahmet Akgül Hocamızı tanıdık ve eğitimimize devam etme fırsatı yakaladık. Ne onur ki şahsi hiçbir hedefin peşine düşmeden, sırf Hak hakim olsun diye çalışan, “Ne yaptıysam Allah rızası için yaptım!” diyen bu büyük zatların sohbetlerine katılma bahtiyarlığına eriştik. Aziz Erbakan Hocamızın, hali hayatında nasıl bizleri yüksek hedeflere yönlendirdiyse, vefatları sonrasında da Rabbimizin bizlere bahşettiği bir nimet olan bu rüyalar ile bizleri gözeten tavrını hissediyoruz. İnşallah sn. Milli Çözüm yazarımız Necati Akgül beyin dedikleri üzere sadık rüyalara sadık olmayı da Mevlam nasip eder.

Sadık Rüyadan Çıkarılacak Dersler -Mutlak kader, iradi kader ve acı üçgeni…
Kaza ve kadere, hayrın ve şerrin Allah‘tan olduğuna inanmak imanın altı esasından birisidir. Kader konusu hassas bir konudur ve doğru bir şekilde kavranmalıdır. Tarihe bakıldığında görülür ki sapıtanların kahir ekseriyeti kaza ve kader konusunda sapıtmışlardır. Kulluk görevini ifa etmek ve imtihanı kazanmak için her Müslüman‘ın İslam‘ın itikat, ibadet, ahlak ve muamelat yani uygulama esaslarını bilmesi farzı ayındır. Bu rüya da da, toplum nezdindeki itikadi zaafiyeti gidermeye yönelik, Kader gerçeğini Külli İrade (kainat çapındaki ilahi kader) ve Cüz’i irade ( insanın imtihan ve sorumluluk sahasındaki kader); Levh-i Manvuz ve Levh-i Mahvuz İspat şeklindeki detaylarıyla anlamamız gerektiğini işaret eden; rüyada Aziz Hocamızın “O halde kardeş, bugünün cümlesini aklına kazı: Yanlış kararlarınızın ve tedbirsiz davranışlarınızın sonucunu ve suçunu kadere yüklemeyin!” Tedbirle kadere, kaderle tevekküle sarılın!” şeklindeki en sade tanımlamasıyla anlamamız gereken hikmetli ve öğretici sadık bir rüyadır. Gören ve bizlere aktaran ablamızdan Allah razı olsun.

Acı ile yollarımız iki türlü kesişir. Birincisi mutlak kaderle, yani ölüm, kayıp, hastalık gibi, bizim irademiz dışında gelen olaylarla, ikincisi ise iradi kaderle, yani hayat yolunda yaptığımız yanlış seçimlerimizin bedeli olarak.

Mutlak kader yolunda karşılaştığımız acılar daha büyük olmasına rağmen, hazmedilmesi iradi tercih yolundaki acıdan daha kolaydır, çünkü ilahi desteği daha büyüktür. Mesela yakınını kaybeden insanların kendilerini “boşluktayım”, “Hiçbir şey hissetmiyorum”, “Tuhafım” diye tariflemeleri, acı eşiğini aşan ruha Allah tarafından enjekte edilen manevi morfinin etkisindendir. Kendileri de, dışardan izleyen kişi de bu yükün altından nasıl kalktıklarını anlayamaz.

Diğer taraftan iradi kader yolunda karşılaştığımız acılara ne kadar morfin desteği yapılacağına ilahi adaletin terazisi karar verir. İnsan ilişkilerinde bir sorun yaşandığı zaman adı ihanet, aldatma, yalan ne olursa olsun iki tarafı da vurur. Mağdur olan taraf, diğer tarafa göre daha fazla içten yaralanır gibi görünse de, yaradanın morfininden daha fazla faydalanır. Aynı olay mağdur tarafı ruhsal derinliğe ve farkındalığa, diğer tarafı ise pişmanlığa  ve maddi ve manevi kayıplara sevkeder.

Hasılı birinci sınıftaki acı insanı olgunlaştırıcı bir rahmet; ikinci sınıfta olan acı ise ceza ve terbiye amaçlıdır.

Gafletten kurtulup gerçeği bulan bahtiyar kullar şöyle düşünürler:

“Madem ki, hiçbir organım, hiçbir hücrem başıboş değil, öyle ise ben de başıboş olamam! İç alemimde cereyan eden bütün işler hikmetli ve faydalı. O halde ben, irademi doğru kullanarak ne dünyama ne de ahiretime fayda sağlamayan boş işlerin peşinde koşmamalıyım. Bedenimdeki her hücre, semadaki her yıldız ve kainattaki her sistem küllî bir irade ile hareket ettiklerine göre, ben de cüz’i irademi o küllî iradeye uygun olarak kullanmalıyım. Kulluk görevimi aksatmamalı ve eksiksiz yerine getirmeliyim.”

İşte insan o cüz’i iradesini ölçü tutarak ve onun aczine, noksanlığına bakarak bu sonsuz icraatları hayret ve hayranlıkla düşünürse; imanı kemale erer. Ama aksi durumda “kula bela gelmez Hak yazmadıkça, Hak bela yazmaz kul azmadıkça.” hikmetli sözüne muhatap olur.

Bu dünya imtihanını kazanmak isteyen bir Müslüman‘ın üç ayrı safhada takınacağı üç ayrı tavır vardır. Bunlar: 1- Önce İslam‘a bağlanmak ve emirlerine uymak, yasaklarından kaçınmak için her türlü esbaba sarılarak takatinin sonuna kadar cehdi gayret göstermek. 2- Görevleri yaparken karşılaşılan zorlukları rahmet saymak, bela ve musibetlere sabretmek, korku ve telâşa kapılmadan Allah‘a sığınmak ve tevekkül etmek. 3- Sonunda ise, takdire rıza göstermek ve ortaya çıkan neticenin hakkımızdaki en hayırlı durum olduğunu kabul etmek tavırlarıdır.

Kaderle ilgili sorgu içinde olan kişinin bu rüya ışığında çıkaracağı sonuçlar;

1-Allah kuluna kaldıramayacağı yük yüklemez.

2-Allah hayrı yaratır, insanlar kendi iradesiyle şerri ister ve hak eder, sonra Allah şerri; ceza vermek, imtihan etmek, tecrübe ettirmek ve nefsi hastalıklarını törpülemek için yaratır.

3- Dünya imtihanında başarılı olmak için tedbirle kadere, kaderle tevekküle sarılmak gerekir.

Dua
Öncelikle fatma betül erişkin kardeşimizi tebrik ederim .
Ne kadar hamd etsek şükretsek azdır yarabbi tam manadıyla bu uyarıları yerine getiremiyorsak da bari nankör olmaktan bizi uzak eyle şükredenlerden eyle …
Aziz Erbakan hocamızın himmetini üzerimizden eksik eyleme amin

KADERİ DOĞRU ANLAMAK
Kardeşlerim KADER’İ ikiye ayırmak lazımdır;
1- Kainat çapındaki ilahi kader
2- İnsanın imtihan ve sorumluluk sahasındaki KADER..
Bu muhteşem kainatın, 300 milyar galaksinin, ve her galakside 250 milyar güneş ve yıldızın… Tüm gökler alemindeki Melek dediğimiz milyarlarca çeşit nurani ve ruhani varlıkların.. Ve yine, Dünyadaki, tabiattaki bu muntazam ve muazzam yaratılışın, karada, denizde ve havadaki trilyonlarca hayvanın ve katrilyonlarca nebatatın harika yapıları… İnsanların hangi ana babadan, hangi kıtada ve ortamda doğacakları ve yaşayacakları… da ezeli kader programının bir parçasıdır, bizlerin iradesi ve mesuliyeti dışındadır. Milli Çözüm Dergimizin 197. Sayısı kapağındaki kader tanımı bununla alakalıdır.

Ancak; aklımızı ve vicdanımızı kullanmak.. İmkan ve fırsatlardan helal ve meşru yollardan yararlanmak.. Tabiatın sunduklarını, ormanları, okyanusları ve havayı olumlu ve doğru kullanmak, israf sömürü ve fırsatçılıktan sakınmak… Sel yataklarına, deniz dolgularına, gevşek fay hatlarına, dayanıksız binalar kurmamak…
Her türlü küfür ve kötülükten, zulüm ve bencillikten uzak durmak… Temel insan haklarına saygı duymak, haksızlık ve ahlaksızlığa kaymamak… Vucut ve ruh sağlığını bozacak alışkanlıklara bulaşmamak, bulaşılmışsa kurtulmak, ülke ve yer yüzünde Adil bir düzen kurmak veya zulüm sömürü sistemlerine razı olmak.. Bütün bunlar bizim İRADEMİZ ve imtihanımız kapsamındadır. Bu konulardaki sorumluluklarımızı kadere yüklemek yanlıştır ve kolaycılıktır.

İlginç Ayrıntı…
[b]Merhaba.

Öncelikle Fatma kardeşimizi tebrik ediyorum.

Bu rüya; Aziz Erbakan Hocamızın sayısız kerametlerinden sadece birisidir. 50 yıldır her söylediği aynen vaki olan Aziz Zâtın, rüyada da söyledikleri aynen vakidir, çıkıyor ve çıkacaktır.

Fatma kardeşimizin rüyası 05.02.2020 tarihlidir. 

Dün; yani 06.02.2020 sabah saatlerinde gündeme bomba gibi düşen, Habertürk Ankara Temsilcisi Bülent Aydemir’in çığ felaketinde AKP’li eski vekil yeni başdanışman hanıma yönelik iddialarını kardeşimizin bilmesi veya uydurması mümkün değildir. 

Rüyaların Kader filminden kareler olması ve rüyanın konusunun da kader olması ayrıca dikkate şayandır.

Eminim bu rüyada ve kardeşimizin gördüğü diğer rüyalarda çok daha ince hikmetler vardır ama her rüyayı birkaç kez okumak ve üzerinde biraz daha düşünmek gerekir.[/b]

EFENDİM SONUÇTA BİR RÜYA DİYENLERE
Dünya bir rüya alemidir. Asıl gerçek ebedi cennet hayatıdır. Gün gelecek herkes bu rüya aleminden uyanacak, gerçek olan sonsuz hayata kavuşacaktır. Şimdi yukarıdaki rüyada belirtilen ve dile getirilen gerçekler bir rüya aleminden bizlere ulaşmış ve önemli uyarı ve ikazlarla sorumluluklarımızı kuşanmamız ve artık daha dikkatli ve bilinçli hareket etmemiz hususunda bizlere uyarılar yapılmıştır. Depremler, çığ ve kaza gibi her an başımıza gelebilecek musibetler için önceden bir kul olarak üzerimize düşen tedbir ve önlemleri almak, sonra da tevekkül etmektir. Şimdi şu gerçekleri okuduktan sonra, “Efendim sonuçta bir rüya” deyip önyargılarımızla konuyu değerlendirmeye çalışırsak, yarın başımıza gelecek daha farklı musibetlerde, afetlerde ve sıkıntılarda yaşanacak olumsuzlukları da, Kaderimiz böyleymiş deyip geçiştirecekmiyiz? Yoksa başımızı duvarlara vurup almadığımız tedbir ve önlemlerden dolayı pişmanlık mı duyacağız?!.

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
8
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...