Get Adobe Flash player
Reklam

HAYDAR BAŞÇILARIN AÇTIĞI TAZMİNAT DAVASIYLA İLGİLİ SAVUNMAMIZ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 23
ZayıfMükemmel 

 

HAYDAR BAŞÇILARIN AÇTIĞI

TAZMİNAT DAVASIYLA İLGİLİ SAVUNMAMIZ

                

 

18. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE

ANKARA

            

Biz o yazımızda kesinlikle Haydar Baş’ın şahsını küçük düşürmek ve hakaret etmek niyeti ve gayreti taşımamış; Yüce Dinimiz, devletimiz ve tarihimiz aleyhindeki yıkıcı yanlışlıklarına vurgu yapmıştık. Özellikle büyük devlet adamı, Rahmetli Erbakan aleyhindeki haksız sataşmalarından dolayı uyarmıştık.

Haydar Baş’ın “Tarikat şeyhliğinin ve profesörlük etiketinin” gerçek mi sahte mi? olduğunun resmi ve yetkili kurumlarca tespitini istemiştik ve bizzat YÖK’ün böyle gerçek ve geçerli bir Prof.luk unvanının bulunmadığıyla alakalı yazısını hatırlatmıştık.

“Müridinin karısını ayartmak ve dört karılı bir hayat yaşamak”la ilgili iddiaların araştırılıp gerçeğin ortaya çıkarılması ve toplumun bu tür manevi ve siyasi istismarlardan kurtarılması talebimizi yazmıştık.

Kaldı ki, Azerbaycan’daki bir üniversiteden alındığı savunulan; doktora, doçentlik ve profesörlük makamlarının, yabancı bir dil bilmeden asla mümkün olamayacağını, Haydar Baş’ın ise hiçbir yabancı dilde yazıp konuşmadığını hatırlatıp, toplumun böylesi kişi ve girişimlere karşı korunması gerektiğini açıklamıştık. Kaldı ki o yazımız bir bütün olarak ele alındığında, Haydar Baş’ın ve yazarlarının Osmanlı Tarihimize, başta Sultan Fatih gibi önemli şahsiyetlerimize yönelik itham ve iftiralarına ve duyarlı insanlarımızı kışkırtıcı beyan ve yorumlarına yönelik tenkitlerimiz olduğu anlaşılacaktır. Siyasi bir kimliği olan ve televizyonlarında sıkça vitrine çıkan bu şahısların, böylesi uyarı ve saptamalara hazır olması, doğru ve doyurucu yanıtlar sunup toplumu rahatlatması lüzumu, kendi kanunlarımız ve AB uyum yasaları çerçevesinde özellikle vurgulanmıştı.

Özetle; Haydar Baş’ın şahsına değil, siyasi tavrına ve şeyhlik tarzına yönelik saptama ve uyarılarımız, bir sosyal görev kapsamındadır, basın yayın özgürlüğü sınırlarındadır. Tazminatı gerektiren bir suç ve sorumluluk taşımamaktadır.

Gerçeklerin ortaya çıkması ve toplumun rahatlatılması için Haydar Baş’ın profesörlük unvanının bulunup bulunmadığının mahkeme kanalıyla YÖK’e sorulmasını… Ayrıca nüfus idaresinden ve ikametgâh adresinden, 4 hanımı bulunup bulunmadığının ve bunlardan birinin eski bir müridinden zorla boşandırıldığı iddialarının araştırılmasını… Ve yine aynı zamanda siyasi parti başkanı olan Haydar Baş’ın, bir tarikat şeyhi olup olmadığının soruşturulmasını arz ve talep ediyoruz.

Böylece Haydar Baş’a iftira ve hakaret mi ettiğimiz, yoksa yaygın iddiaları gündeme getirip toplumun dikkatini mi çektiğimiz? Ancak bu suretle anlaşılacaktır.

      

EK: Bilgi için, çeşitli sitelerde yayınlanmış 5 sayfalık doküman.

          

Haydar Baş'ın Başı Neden Belada?

https://www.gazeteduvar.com.tr/politika/2018/08/10/haydar-basin-basi-neden-belada/

10 Ağu 2018 / Sadık Güleç   Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

İş adamı... Prof. Dr... Tarikat Lideri... Ekonomist... Parti Genel Başkanı... İlahiyatçı... Yazar... Haydar Baş, yıllardır bunca unvanla kamuoyu önündeki bir isimdi. Peki ne oldu da şimdi malvarlığına el kondu? İşte Baş'ın portresi ve bu karara gelinen yolda yaşananlar...

Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Haydar Baş, hakkında Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nca açılan bir davada on yıla kadar hapis cezası istenmesi ve yurtdışı yasağı ile birlikte mallarına da tedbir konulması, ‘cemaatlere yönelik operasyonlar devam mı ediyor’ sorusunu gündeme getirdi. Haydar Baş hakkında Türkiye’deki çeşitli mahkemelerde açılan davalara konu olmuş, TBMM’de soru önergelerinde yer alan çeşitli iddialar da var. Öyle ki bir dönem internette, “Haydar Baş mağdurları” adı altında farklı siteler bile kuruldu.

Profesörlük de Tartışma Konusu Oldu!

Haydar Baş, ‘Prof.’ unvanını bütün panellerinde ve yazdığı yazılarda kullanıyordu. Ancak bu konudaki iddialar nedeniyle de sık sık başı ağrıdı. 2005 yılında CHP Hatay Milletvekili Gökhan Durgun, BTP Genel Başkanı Haydar Baş’ın ‘Prof.’ unvanını para karşılığı Azerbaycan’dan aldığı şeklindeki bu iddiaları, bir soru önergesi ile İçişleri Bakanlığı’na sordu. Dönemin İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu imzası ile yapılan açıklamada; Haydar Baş’ın akademik kariyer yapmadan bu unvanı kullandığının tespit edildiği ifade edilerek, “YÖK Başkanlığı’nca adı geçenin; Prof. Dr. unvanını hak etmeden kullandığı, ancak memur olmaması nedeniyle hakkında herhangi bir yasal işlemin yapılamayacağı şeklinde görüş belirtilmiştir” deniyordu. Bakanlık yazısında, Haydar Baş’ın Yüksek Öğrenim Kurumu’nun bu konuda belgeleri istemesi üzerine, Azerbaycan’daki akademik kariyeri konusunda denklik belgelerini ibraz etmeyeceğini söylediği de yer aldı. Bu araştırma ile Baş’ın kullandığı ‘Prof. Dr.’ unvanının geçersiz olduğu ortaya çıktı.

‘Sayısı Belirsiz Eşi ve Çocuğu Var’ İddiası

CHP milletvekili Gökhan Durgun, o dönem medyada sık sık yer almaya başlayan, Baş’ın eski müritlerinin bir iddiasını daha meclis gündemine taşıdı. Durgun’un cevaplanması isteğiyle meclise verdiği soru önergesinde şu sorular yer aldı: “Haydar Baş’ın basına yansıyan nikâhsız olarak yaşadığı kadından 17 çocuk sahibi olduğu ve bu çocukları resmi nikâhlı eşi üzerine kaydettirdiği bilgileri doğru mudur? Bu çocukların doğum tarihleri, bir insanın biyolojik doğurma sürelerine uygun mudur? Uygun değilse, bu kişi hakkında bir işlem yapılmış mıdır?”

Adalet Bakanlığı cevap yazısında; nüfus bilgilerinin gizli olduğu, bu konuda yasal olarak cevap verilemeyeceğini açıklasa da Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2005-34892 sayılı hazırlık dosyası ile “dinî nikâh yaptırmak ve başkasından olan çocukları, resmi eşinden olmuş gibi nüfusa tescil ettirmek suçlarından soruşturma yapıldığını” bildirdi.

          

T.C. ADALET BAKANLIĞI / Bakan

Sayın Gökhan DURGUN – Hatay Milletvekili T.B.M.M

            

Bakanlığımıza yöneltilip yazılı olarak cevaplandırılması istenen 7/6/109 Esas No.lu soru önergesinin cevabı aşağıda sunulmuştur.

Öte yandan: Soru önergesinde adı geçen kişi (Haydar Baş) hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2005/34892 hazırlık sayılı dosyasında “dini nikâh yaptırmak ve başkasından olan çocukları resmi eşinden olmuş gibi nüfusa tescil ettirmek” suçlarından hazırlık soruşturması yapıldığı; soruşturmanın halen devam ettiği…

          

Haydar Baş Gerçekleri

http://haydarbasgercegi.blogspot.com/

Haydar Baş'ı tanıyor musunuz? Haydar Baş’ın 4 karısı, 20 küsur çocuğu vardır. İşte nüfus kayıtları.

Haydar Baş'ın 1 Resmi, 4 İmam Nikâhlı Eşleri ve Boşadıkları

• BİRİNCİ EŞİ: “Ayşe B.” ile 1969’da imam nikâhıyla evlendi. 1971’de resmi nikâh yaptı. İlk eşi “Ayşe B.”den 8 çocuğu var.

• İKİNCİ EŞİ: Ankara Tıp Fakültesi’nde öğrenci olan “Emine A.” ile 1989 yılında imam nikâhı ile evlendi.

• ÜÇÜNCÜ EŞİ: Yine Ankara Tıp Fakültesi öğrencisi olan ve balerinlik yapan “Yıldız Y.” ile imam nikâhı ile evlendi. “Yıldız Y.” ilk eşinden boşanıp, kendisi ile resmi nikâh yapacağı vaadiyle Haydar Baş ile evlendi. Resmi nikâh yapılacağı vaadine rağmen, evlilikleri bugüne kadar imam nikâhı ile devam etti.

• DÖRDÜNCÜ EŞİ: Yargıtay’ın 15. Dairesi’nin Üyesi olan İzzet Karadaş’ın kızı SİNEM KARADAŞ ile imam nikâhı yaptı. Haydar BAŞ, kızın ailesinin rızasını almaksızın bu nikâhı gerçekleştirdi. Bakınız "MİLLİYET-11.07.2004 / ŞEYH, YARGITAY HÂKİMİNİN KIZINI 4. EŞİ YAPTI"

• DİGER EŞLERİ: KADIN ZAAFINI; 3 ASİL, BİR YEDEK HATUN KURALINI İŞLETEREK, İSLAM’IN VERDİĞİ ÖLÇÜYE UYDURMAYA ÇALIŞAN SAHTE ŞEYH HAYDAR BAŞ; acaba şimdiye kadar bunların dışında kaç kızı imam nikâhı ile kandırdı ve onları boşadı.

• Çocukları: İlk eşi “AYŞE B.”den gerçekte 8 çocuğu olmasına rağmen, nüfus kaydında ilk eşinden olma 17 çocuğunun kayıtlı olduğu biliniyor.

Eşleriyle kaldığı ev; Trabzon’da müstakil bir apartmanda, her katı ayrı bir eşine tahsis eden Haydar BAŞ, her gün tercih ettiği ayrı bir eşinin yanında kalmaktadır. İstanbul ve Ankara’ya geldiğinde de kendisine ve ailesine tahsis edilmiş ev hazır beklemektedir.

EŞLERİNİN ve ÇOCUKLARININ SAYISI BELLİ DEĞİLDİR

Sahte şeyh Haydar Baş'ın 3 asil bir yedekten oluşan resmi nikâhlı olanın dışında, sayısı belli olmayan "eşleri" ve çocukları mevcut. Güzele güzel demezdi, güzel kendinin olmayınca. Beğendiği güzel müridelerin kendisinin olması için bir yöntem bulmuştu. Şeriat, dört kadınla evlenmeye müsaade ediyordu. Onun da üç asil, bir yedek olmak üzere, dört karısı oluyordu hep. Gözüne yeni birini kestirince, yedeğe yar saçların lüle lüle diyordu..."

İşte Parti Başkanı ve Tarikat Şeyhi Haydar Baş'ın nüfus kayıtlarındaki tutarsızlıklar:

Belgeye göre Sevim olan adını Haydar olarak değiştirmiş.

Nüfus kaydında yer alan Ali Haydar Baş ve Ahmet Hamza Baş'ın doğum tarihleri arasında 9 ay 14 gün var. Bu tıbben mümkün değildir.

1952 doğumlu ilk resmi Eşi Ayşe Baş’ın, 15 çocuğun üzerine, 2003 ve 2004’te 52 yaşında yeniden çocuk doğurması imkânsız görülmektedir.

Diğer eşlerinden olan çocuklar, resmi eşin üzerine yazdırılmıştır. Türlü oyunlar ile kandırılıp bu kadın düşkünü sahte şeyhe eş yapılan kadınların, doğan çocuklarının da başkasının üzerine kayıt ettirilmesi, onlara yapılmış insan hakları ihlali ve zulümdür.

Şeyh Haydar Baş, Nasıl Kandırıyor?

Haydar Baş'ın kandırma yöntemleri ise eski müridlerince şöyle açıklanıyor:

“Önce fiziksel bir yakınlık kurmalıyız ki, bu daha sonra manevi yakınlığa dönüşebilsin. Aramızda fiziksel yakınlığı kuramazsak, Allah'tan aldığım feyzi size ulaştıramam” diyor onlara. Tarikattaki kızlar, ‘şeyh efendi'yle evlenen bir kızı, kesinlikle cehennem ateşinin yakmayacağına inanıyorlardı. Çünkü; “Şeyhin kutsal tenine değen kadını, Allah cehenneminde yakmaya razı olmazmış!” "Bu adamın dördüncü karısı olmamı istediler" diye inleyen bir sesle, radyoyu arayan kız; “Zaten dört karısı var. Eğer ben kabul edersem dördüncü karısını boşayacakmış. Kabul etmezsem Allah'ın gazabına uğrarmışım, ölürmüşüm. Böyle dedi o kadın. Korkuyorum. Okuluma da gidemiyordum artık.” Bir kızcağıza diyeceksiniz ki: "Şeyhimin karısı olacaksın." kabul etmeyince de yüreğine ölüm korkusu salacaksınız. Bu türden tehditvari davranış kalıpları sergilemek, tarikat düzenini sürdürmekle görevli müridler için vakayı adiyeden değil miydi zaten? Bir kızcağızı gözünüze kestireceksiniz, onu hareminize kapatmak için dördüncü karınızı kapı dışarı edeceksiniz. Şeriat, dört kadına kadar müsaade ediyor ya... Şeyh şeriata karşı çıkmıyor aklınca... Şeriat karşısında boynu kıldan ince keyfince... Tabii ki şeyhin hanımlarının kimliklerini belirli kişiler dışında kimse bilmez. Bu kişiler, tarikatta dolaşıp dururlar ama şeyhin hanımları oldukları bilinmez. Şu anda Haydar Baş’ın 1 resmi, 4 İmam Nikâhlı beş hanımı var. Kaç tanesini boşadığını Allah bilir. Bazı hanımlarının gerçek isimlerini kimse bilmez. Onlara kod adlar verir. Eğer şeyh onu boşarsa, ihtiyaçları karşılanır. Onun ihtiyaçlarını karşılayanlar da bunu neden yaptıklarını sormazlar..."

Haydar Baş'ın soy bağı davası sürüyor

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Haydar Baş hakkında, ''çocuklarının soy bağını değiştirdiği'' iddiasıyla yürütülen soruşturmada, yetkisizlik kararı vererek dosyayı Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderdi.

Alınan bilgiye göre, Basın Savcısı Nadi Türkaslan, M.A. isimli avukatın, ''gayri resmi evliliğinden olma çocuklarını, resmi eşini anne olarak göstererek nüfusa tescil ettirdiği'' iddiasıyla Baş hakkında suç duyurusunda bulunması üzerine başlattığı soruşturmada, yetkisizlik kararı verdi.

Kararda; Haydar Baş'ın, Ayşe Baş ile 6 Ağustos 1971 tarihinde evlendiği ve kayıtlara göre bu evlilikten 18 çocuğunun olduğunun anlaşıldığı belirtildi.

-18 Çocuktan 3'ü Soruşturma Konusu-

Yetkisizlik kararında, Türk Ceza Kanunu'nun 231. maddesinde düzenlenen ''çocuğun soy bağını değiştirme'' eylemi açısından zaman aşımı süresinin dikkate alındığı ifade edilerek, Baş'ın, Abdullah, Mehmet Emin ve Ayşe Nur isimli çocuklarının nüfusa tescil işlemlerinin soruşturmaya konu edildiği kaydedildi.

Savcılığın talebi üzerine, Ankara 27. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 14 Kasım 2005 tarihinde, Abdullah, Ayşe Nur ve Mehmet Emin isimli çocuklar ile kayıtlarda anneleri olarak gözüken Ayşe Baş arasında, moleküler genetik inceleme yapılmasına karar verdiği bildirilen yetkisizlik kararında, ancak henüz bu incelemenin yapılmadığı belirtildi.

Suçun; tescilin yapıldığı nüfus müdürlüğünün bulunduğu yerde işlendiğinin kabulü gerektiği anlatılan kararda, soruşturmaya konu olan çocukların tescil işlemlerinin, İstanbul Bahçelievler Nüfus Müdürlüğü'nce 2003, 2004 ve 2005 yıllarında yapıldığı kaydedildi.

Kararda; eylemin İstanbul'un Bahçelievler ilçesinde gerçekleşmiş olması nedeniyle dosyanın, Bahçelievler'in adli yönden bağlı bulunduğu Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderildiği belirtildi.

-Türk Hukuk Sistemine CMK ile Girdi-

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, dosyadaki mahkeme kararına dayanarak moleküler genetik inceleme yaptırabileceği gibi, bu kararı uygulamaktan da vazgeçebilecek. Savcılık, yeniden bu yönde karar alınması için mahkemeye de başvurabilecek.

Moleküler genetik inceleme yapılmasına ilişkin hükümler, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 75 ile 81. maddelerinde düzenleniyor. Türk hukuk sistemine CMK ile giren moleküler genetik inceleme, ancak beden muayenesi ve vücuttan alınan örnekler üzerinde, soy bağının veya elde edilen bulgunun şüpheli veya sanığa ya da mağdura ait olup olmadığının tespiti için zorunlu hallerde yapılabiliyor. Alınan örnekler, amaç dışında tespit için kullanılamıyor ve kimseye verilemiyor. Genetik incelemeye hâkim karar verebiliyor.

Haydar Baş Tarikatı ve Hakkındaki İddialar!

(http://kasiye.blogspot.com/2010/12/haydar-basn-bir-muridinin-mektubu.html)

Haydar Baş’ın Kaşiye tarikatına girip, hayal kırıklığına uğrayan bir müridinin yazdığı mektup.

Haydar Baş'ın Kaşiye tarikatına katıldığım zaman, benim için yaşam zikir demekti. Haydar Baş, “Kutup” denilen en yüce manevi kişilikti benim için. Onun her hali örnek alınmaya değerdi. Şimdi ise adını bile duymak istemiyorum. O zaman, "Türkiye şıhlar, dervişler, müritler, meczuplar ülkesi olmayacaktır" sözü en çok kızdığım, hatta duymaya tahammül edemediğim bir sözdü. Şimdi de öyle. Çünkü bu sözleri bayraklaştıranların şıhlarla nasıl kol kola, kuzu sarması olduğunu gördüm. Hasan Songar'ın, "Allah rızası aş" kitabında yazdığı şu cümleler, bana artık daha anlamlı geliyor: "Her bir Kaşiye tarikatı müridinden iki önemli faaliyet bekleniyordu. Birincisi tarikata ait güya fikir ve haber dergilerinin satılması, yani tüccarlık; ikincisi ise tarikatın vakfına bağış toplamak." Aynı oranda önemli gelen bir cümle daha var şimdi: "Vatan için çalışıyorum" diyenlere dikkatle bakmak. Çünkü "tarikat" diyerek götürenlerle, “vatan” diyerek götürenler birbirleri ile çok rahat anlaşabiliyorlar. Sonuçta birleştikleri nokta "götürmek" ama bu kelimenin akla getirdiği çağrışımların hepsini kapsayacak kadar "götürmek".

Haydar Baş; dönemin İstanbul ağır ceza reisinin hukuk fakültesi mezunu olan kızını, 4’üncü karısı olarak "götürdüğü" zaman, koskoca reisin aciz kalışını görünce, bu durumu şeyhin manevi gücüne vermiştik. Bir de reis beyin Orgeneral Teoman Koman'ın arkadaşı olduğunu öğrenince, şeyhin manevi gücü, gözümüzde daha da büyümüştü. Bu işte bir bit yeniği olabileceği aklımıza bile gelmemişti. Bu olay, Milliyet gazetesinde dizi olarak yayınlanmaya başlanınca; gazete basılmış, dizi engellenmiş, aynı kızcağızın kaldığı ev polis tarafından basılmış, sonradan polisler kuzu kuzu çekilip gitmişti. Bunlar bize çok basit geliyordu.

Çünkü bizler daha büyüklerine şartlanmış, şeyh Haydar Baş’ın daha fazla kerametlere sahip olduğuna inanmıştık. Mesela; şeyhin kalbinden iki ışık zuhur ettiğini, birinci ışığın Rusya’yı yıktığını, ikinci ışığın da Amerika'yı yerle bir edip, başta Türkiye olmak üzere bütün ülkelerde bulunan Amerikan kuklası yöneticileri alaşağı edeceğine inanmıştık. Bu ışıklardan sonra da, T.C. yöneticileri güya şeyhin huzuruna gelip muhterem hocamızdan af dileyecekler ve Türkiye'nin idaresini şeyh efendinin emin ellerine teslim edeceklerdi.

Bunların gerçekleşmesi için her sene tarikat bütçesinden hacca giden şeyh efendi, çeşitli ülke hacılarından kendisine mürit ediniyordu. Bu hacılar kendi ülkelerine dönünce de, gizlice büyük dünya İslam devletinin kuruluşu için güya çalışıyorlardı. Şeyhin Erbakan'a karşı da özel bir kini vardı. Çünkü zamanında Refah Partisi’nden milletvekili olmak istemiş, Erbakan onu aday göstermemişti. Siyasi hırsı bir türlü dinmemiş, hemşerilik damarını kullanarak Eyüp Aşık’ın Tekel Bakanlığı döneminde bakan danışmanı olmuştu. Hırsı, daha fazlasını istiyordu. 1995'te DYP’yi destekledi. Alparslan Türkeş'in vefatından sonra da orada etkin olabileceğini düşünerek MHP’yi destekledi.

Tayyib Erdoğan'ın artan başarısı ise onu çileden çıkaran son halka oldu. Emire Kalkancı, Fadime Şahin, Müslim Gündüz ve Ali Kalkancı olayları patladığı zaman, boşadığı karılarından Fatma Hanım’ın evine, kimliği bilinmeyen iki kişi gelmiş ve çekim yapmışlardı. Haydar Baş bunu nasıl olduysa öğrendi ve harem âlemlerinin gün yüzüne çıkmasından ve cemaatin dağılacağından çok korkmuştu. Bu olaydan sonra şeyh efendi günlerce uyuyamadı ve kimseyle görüşmek istemedi. Sonunda bu işi yaptıran kişinin Tayyib Erdoğan olduğunu yayarak, kasetin basında çıkması halinde hem kendisini kurtardı, hem de müritlerini Tayyib Erdoğan'a karşı kışkırttı. Ondan sonra günlerce "kahhar halkaları ve tespihleri" oluşturularak Tayyib Erdoğan'ın kahrı için beddua edildi. Sonra da, Fatma Hanım’ın kasete alınan konuşmaları problem oluşturmasın diye yandaşlarını kullanarak Fatma Hanım’a deli raporu aldırttı.

Sadece politika hırsı değil, cinsel istekleri de bitmek bilmiyordu. Gece saat 23'ten sonra tarikata ait üniversitede okuyan kızların kaldığı evlere gidiyor, kendilerinden çekinmemeleri gerektiğini anlatarak, kızların yatak kıyafetleriyle derdini dinliyordu. Sonra beğendiği kıza, aracılar vasıtasıyla "şeyhle evlenenin cehennemde yanmayacağı" söylenerek beyinleri yıkanıyor ve şeyh efendiyle evlenmesi için bütün yollar deneniyordu. Haydar Baş, dört kadından bir tanesini sürekli değiştirerek, yanında kalan 4 kadınla evliliğini sürdürüyordu. Genç kızlardan beğendiği kişi çağrılıyor, 4 kişiden birisini boşuyor ve yeni aday nikâhlanıyordu. Kendisinin 4 erkeğin maddi ve manevi gücüne sahip olduğunu söyleyerek, bu işi meşru hale getiriyordu. Erbakan'ın profesör olması, İskender Paşa tarikatının şeyhi Esat Efendi’nin profesör olması, Haydar Baş’ı çileden çıkartıyordu. Bir yolunu bulup o unvana kavuşmak istiyordu. Sonunda Bakü'den milyon dolarlarla ayarlanan diplomalar bu amacına ulaştırdı. O şimdi artık BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş olmuştu.

Etrafındakiler öylesine yağcılığa alışmışlardı ki, şeyhin kendisinin dahi hazırlamayıp hazır üzerine konduğu bir tezin savunması için, şu anda partinin Genel Başkan Yardımcısı olan Meltem Hastanesinin Başhekimi Dr. Ahmet Kepekçi, Bakü'ye giderek tez savunmasını dinledi. Bu yolculuk, kendisine büyük bir ödül olarak geri döndü ve tarikata ait televizyon programlarında sık sık çıkmaya başladı. Şimdi de BTP Genel Başkan Yardımcısı oldu. Huzurunda Peygamberin bile övülmesini hazmedemezdi. Bunu örtebilmek için şu açıklamayı getirirdi: “Beni övmek zaten Peygamberi övmektir.”

Haydar Baş’ın, saklamaktan aciz kaldığı hırsı kabardıkça kabarıyordu. Ama kalpten çıkan iki nur da bir türlü Amerika'yı yıkıp, T.C. yöneticilerini Haydar Baş'ın huzuruna getirmiyordu. Sonunda iktidara giden yolu "kudretli odaklarda" aramaya başladı. İşte bu serüvenin son halkasını kısaca anlatacağım:

Haydar Baş’ın yeni hedefi ikinci Atatürk olmaktı. Bunun için başlattığı iktidar yürüyüşünü, 2. Kuvay-ı Milliye Hareketi olarak adlandırdı. Kendisini uyarmak isteyenlere "siz o küçük akıllarınızla bu konuyu anlayamazsınız. Asker de bizim arkamızda, MİT’de, hem de en üst kademedekiler." demeye başladı. Bu cümlelerden sonra eskiden anlam veremediğimiz, daha doğrusu "şeyhin kerametine verdiğimiz" şeyler birden anlaşılır oldu. Bu uğurda, Doğu Perinçek’le beraber hareket etmeyi bile akıllılık sandı.

Tarikatın medya grubu, bütün prensipler alt üst edilerek bu uğurda kullanıldı. 5 ay önce şeyh Haydar Baş’ın asıl niyeti açıklık kazandı. Şeyhin benimle acil olarak görüşmek istediği aktarıldı. Bayağı meraklanmıştım. Ankara’da BTP parti merkezinde yaptığımız görüşmede, bana iltifatlarla söze başlayan Haydar Baş, Ankara'da bir binada çalışma merkezi ayarlandığı ve bir çalışma grubuyla benim de beraber hareket etmemi istedi. Aslında bu istek değil, bir emirdi. Bundan kimseye bahsetmememi, yoksa çok sıkıntıya girebileceğimi, çalışmanın neticelenmesi sonrasında her şeyi unutmamı, gayretlerimin büyük bir ihsan olarak da bana döneceğini söyledi.

Daha önce de bu tür çalışma ekipleriyle bulunmuş olduğumdan ne demek istediğini anlamıştım. Yine birilerinin canı yanacak ve ben de bundan nasiplenecektim. Ama bu seferki farklıydı. Çünkü Şeyh Efendi’nin telaşını görmüş, biraz korkmuştum. İşin büyüklüğü, yapılan tahşidatlarda kendini gösteriyordu.

Yapmak istemediğimi söylediğim takdirde sıkıntıya gireceğimi bildiğimden, kabul ederek görüşmeden ayrıldım. Verilen tarihte parti merkezinde olmam istendi. Partiden, arabayla çalışma merkezine götürüldüm. Çalışmaya başlamadan, şeyhin yaptığı aynı tehdit dolu laflar söylendi. Ama bu seferki daha resmiydi. Geri dönüşü olmayan bir yola girmiştik. Bana olan güvenden dolayı, rahat davranılıyordu.

Kimliklerini bilemediğim ama asker olduğunu tahmin ettiğim bir ekiple beraber çalışmaya başladık. Daha önceki ekiplerden farkı yoktu. Sadece kişiler değişmişti. Çalışacağımız konularla ilgili Milli İstihbarat Teşkilatının belge, gizli bilgi ve CD desteği sağladığını, işlerinin ehli askerlerin de bunlar üzerinde çalışarak, bizlere hedef konularla ilgili malzeme hazırlayacağı, ihtiyaç duyulması halinde de ekstra belgelerin istenebileceği ve teminin ilgili kurumlardan mümkün olduğu söylenerek, konu üzerinde tecrübemizi-bilgilerimizi kullanmamız istenmişti. Hedef, Tayyip Erdoğan ve diğer Tarikat ve Cemaatlerdi.

Kasetler, dergiler, hadis kitapları, gazeteler, MİT’ten belgeler, askeri kaynaklar. Emekli paşalar, kurumlarla çalışma ekibi arasında koordinasyonu sağlıyordu. Bu insanlar bizlerden kimliklerini saklamıyorlardı. En çok gayreti onlarda gördüm. Hazırlanan malzemeler akşamları bir yerlere götürülüyor, teyit alınıyordu.

10 gün süren bu çalışmada, Haydar Baş bu konu üzerinde çok hassas duruyordu. Sıklıkla bizden bilgi alıyordu. Özellikle (Erdoğan’a, Erbakan’a ve) Fetullah'a karşı çok özel bir kini vardı ve işleyeceğimiz her konunun onlara zarar vermesini özel istek olarak belirtiyordu.

Geçmişte olmuş ne varsa gözümün önünden geçiyordu. Bu kaçıncı can yakma operasyonuydu ve her defasında tarikat alet oluyordu.

Şeyhin ihtirasları uğruna saf müritler, büyük bir neşve içinde ama bilmeden günaha sokuluyordu. Özellikle gece vakti kızların kaldığı öğrenci evlerine yapılan ziyaretler beni çileden çıkartıyordu. Her defasında kızım aklıma geliyordu.

Bayram sabahı bu vebali daha fazla taşımanın doğru olmayacağına kendimi ikna ettim. Yazdığım bu mektupta, olanları bütün detaylarıyla anlatmamın beni çok zora sokacağını biliyorum ama benim de elimde kozlarımın olduğunu bilmeleri gerekir.

 

 


Bu makaleyi sesli olarak dinleyebilirsiniz:


Bu yazarin diger makaleleri

İSLAM LİBERALİZMİ SAFSATASI VE HOŞGÖRÜ SALATASI
  BM, dine hakareti kınayan tasarıyı kabul etmişti. Ama asıl amaç...
Devami
HOCAMIZIN MAKAMINDA YAPTIĞIMIZ DUA
Bismillahirrahmanirrahim Allah'ım dualarımızı kabul buyurup, başta Hz. Peygamber Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin,...
Devami
SAADETTEN AYRILMA! (ŞİİR)
  SAADETTEN AYRILMA!    Milli Görüş Hak dava, Saadet son merkezi Saadetten caydın...
Devami
YIKAMADI ZOR BENİ! (ŞİİR)
YIKAMADI ZOR BENİ!      İnayetin, yar oldu Yıkamadı, zor beni… Bazan başım, dar...
Devami
İnkârcı Sosyalist ve Irkçı Faşist Karmaşaya “MİLLİ BİRLİK” KILIFI
Bu gazetenin ilk sayısı elimize geçtiğinde, “Milli Birlik” adını ve...
Devami
EHL-İ SÜNNETİN İNANCI VE TEMEL ESASLARI
  Sünnet’i Terk Etme Tehlikesi ve Sapkın Sonuçları “Şayet örneksiz ve rehbersiz,...
Devami

Makale Okunma Sayısı: 116

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR