Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1063
mod_vvisit_counterDün7531
mod_vvisit_counterBu Hafta28304
mod_vvisit_counterGeçen hafta46951
mod_vvisit_counterBu Ay197758
mod_vvisit_counterGeçen Ay251747
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16632674

IP'niz: 18.215.62.41
Bugün: 30 Eki 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12116550

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINLARI

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0532 335 08 50

 

Reklam
Reklam

İNSANIN RAHMAN SURETİNDE (İlahi tezahür ve tecelli ayinesi olarak) YARATILMASI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 32
ZayıfMükemmel 

 

İNSANIN RAHMAN SURETİNDE

(İlahi tezahür ve tecelli ayinesi olarak)

YARATILMASI (Hadis-i Şerif)

     

14. Lem’a: Beşinci Sır (Bediüzzaman. Lemaat. Sh: 128 – Zehra Yay.)

Bir Hadis-i Şerifte varid olmuş ki:

“Muhakkak ki, Allah insanı Rahman suretinde yarattı.” [Bkz. Buhari, İsti’zan: 1 - Müslim, Birr; 115] (Ev kemâ kàl.) Bu Hadis-i Şerifi, bir kısım ehl-i tarikat, akaid-i imaniyeye[1] münasip düşmeyen acip bir tarzda tefsir etmişler. Hatta onlardan bir kısım ehl-i aşk, insanın sima-yı manevisine bir suret-i Rahman nazarıyla bakmışlar. Ehl-i tarikatın ekserinde sekr[2] ve ehl-i aşkın çoğunda istiğrak[3] ve iltibas[4] olduğundan, hakikate muhalif telâkkilerinde belki mazurdurlar. Fakat aklı başında olanlar, fikren, onların esas-ı akaide[5] münafi[6] olan manalarını kabul edemez. Etse hata eder.

Evet, bütün kâinatı bir saray, bir ev gibi muntazam idare eden ve yıldızları zerreler gibi hikmetli ve kolay çeviren ve gezdiren ve zerratı muntazam memurlar gibi istihdam eden Zât-ı Akdesi İlâhînin şerîki, nazîri, zıddı, niddi olmadığı gibi, “… O'nun benzeri bir şey yoktur (bu mümkün değildir). O her şeyi (hakkıyla ve tüm ayrıntılarıyla) İşitendir, Görendir.” (Şura Suresi: 11) sırrıyla, (Zât-ı İlahinin) sureti, misli, misali, şebîhi dahi olamaz. Fakat, “…Göklerde ve yerde en yüce misaller (İlahi sıfatlarının tezahür ve tecellileri olan örnekler) O'nundur. O, Güçlü ve Üstün olandır, Hüküm ve Hikmet sahibi (Allah’tır).” (Rum Suresi: 27) sırrıyla, mesel ve temsil ile şuunatına[7] ve sıfat ve esmasına bakılır. Demek, mesel ve temsil, şuunat nokta-i nazarında vardır.

Şu mezkûr (yukarıda mealen arz edilen) Hadis-i Şerifin çok makasıdından birisi şudur ki:

İnsan, ism-i Rahman’ı tamamıyla gösterir bir surettedir. Evet, sabıkan beyan ettiğimiz gibi, kâinatın simasında bin bir ismin şualarından tezahür eden ism-i Rahman göründüğü gibi ve zemin yüzünün simasında rububiyet-i mutlaka-i İlâhiyenin hadsiz cilveleriyle tezahür eden ism-i Rahman gösterildiği gibi, insanın suret-i câmiasında da, küçük bir mikyasta da olsa, zeminin siması ve kâinatın siması gibi yine o ism-i Rahman’ın cilve-i etemmini[8] gösterir demektir.

Hem işarettir ki, Zât-ı Rahmanü’r-Rahîm’in delilleri ve aynaları olan zîhayat ve insan gibi mazharlar o kadar o Zât-ı Vâcibü’l-Vücuda delâletleri (örnek ve alâmet teşkil etmeleri) kat’î ve vazıh ve zâhirdir ki, güneşin timsalini ve aksini tutan parlak bir ayna parlaklığına ve delâletinin vuzuhuna işareten "O ayna güneştir" denildiği gibi, "İnsanda suret-i Rahman var" (Hadis’inin) vuzuh-u delâletine ve kemâl-i münasebetine (açık işaretine ve kesin ilişkisine) işareten denilmiştir ve denilir. Ve ehl-i vahdetü’l-vücudun[9] mutedil[10] kısmı “O’ndan başka (hakiki ve daimî) hiçbir varlık yoktur” sırrına binaen, bu delâletin vuzuhuna ve bu münasebetin kemâline bir ünvan olarak dile getirmişlerdir.

Dokuzuncu Lem’a: (Sh: 53)

Aziz kardeşim,

Senin İkinci Sualinin Hülâsası: Muhyiddin-i Arabî demiş: “Rûhun mahlûkıyeti, inkişâfından ibarettir.”

O sual ile, benim gibi zayıf bir biçareyi, Muhyiddin-i Arabî gibi müthiş bir harika-i hakikat, bir dâhiye-i ilm-i esrara karşı mübarezeye (fikri çatışmaya) mecbur ediyorsun. Fakat madem nusûs-u Kur’an’a istinaden bahse girişeceğim; ben sinek dahi olsam o kartaldan daha yüksek uçabilirim. Belki (gerçek şu ki) Hazret-i Muhyiddin Arabi aldatmaz, fakat aldanabilir. Hâdidir, (hidayet ehlidir) fakat her kitabında mühdi (hidayete erdirici) olamıyor. Gördüğü (bazı hikmetli işaretler) doğru olabilir, fakat hakikat değildir. Yirmi Dokuzuncu Sözde, ruh bahsinde, medar-ı sualiniz olan o hakikat izah edilmiştir. Evet, ruh, mahiyeti itibarıyla bir kanun-u emrîdir. Fakat vücud-u haricî giydirilmiş bir namus-u zîhayattır[11] ve vücud-u haricî sahibi bir kanundur. Hazret-i Muhyiddin, bu hakikati sadece mahiyeti noktasında düşünmüştür. Vahdetü’l-vücud meşrebince, eşyanın vücudunu hayal görüyor. O zât, harika keşfiyatıyla ve müşahedatıyla ve mühim bir meşreb sahibi ve müstakil bir meslek ihtiyar ettiğinden, bilmecburiye, zayıf te’vilâtıyla, tekellüflü bir surette, bazı ayatı meşrebine, meşhudatına tatbik ediyor, ayatın sarahatını (zahiri ve açık manasını) incitiyor.

Meselâ, bir ayinede güneş görünüyor. Şu ayine, güneşin hem zarfı, hem mevsufudur.[12] Yani, güneş bir cihette onun içinde bulunur ve bir cihette ayineyi ziynetlendirip parlak bir boyası, bir sıfatı olur. Eğer o ayine, fotoğraf ayinesi ise, güneşin misâlini sabit bir surette kâğıda ve kayda alıyor. Şu halde, ayinede görünen güneş, fotoğrafın resim kâğıdındaki görünen mahiyeti, hem ayineyi süslendirip sıfatı hükmüne geçtiği cihette, hakikî güneşin gayrıdır. Güneş değil, belki güneşin cilvesi başka bir vücuda girmesidir. Ayine içinde görünen güneşin vücudu ise, hariçteki görünen güneşin ayn-ı vücudu değilse de, ona irtibatı ve ona işaret ettiği için, onun ayn-ı vücudu zannedilebilir. İşte bu temsile binaen, “Ayinede, hakikî güneşten başka bir şey yoktur” denilmek ve ayineyi zarf[13] ve içindeki güneşin vücud-u haricîsi[14] murad olmak cihetiyle denilebilir. Fakat ayinenin sıfatı hükmüne geçmiş münbasit aksi ve fotoğraf kâğıdına intikal eden resim cihetiyle güneştir denilse, hatadır; “Güneşten başka içinde bir şey yoktur” demek yanlıştır.

Otuzuncu Lem’a: (Sh: 468)

Meselâ, ism-i Rahman'ın cilvesi olan rahmet-i vasia, o Rahmeten li'l-âlemin (olan Hz. Peygamber Efendimizle) ile tezahür[15] eder. Ve ism-i Vedûdun cilvesi olan tahabbüb-ü İlâhî ve taarrüf-ü Rabbanî, o Habib-i Rabbü'l-âlemin ile (tecelli edip) netice verir, mukabele görür. Ve ism-i Cemîlin bir cilvesi olan bütün cemaller, yani, cemâl-i Zât, cemâl-i esmâ, cemâl-i san'at, cemâl-i masnuat dahi o ayine-i Ahmediye’de (a.s.m. Peygamber Efendimizin nur cemalinde) görülür, gösterilir. Ve haşmet-i rububiyetin ve saltanat-ı ulûhiyetin cilveleri dahi, o dellâl-ı saltanat-ı rububiyet olan zât-ı Ahmediye’nin (a.s.m.) risaletiyle bilinir, görünür, anlaşılır, tasdik edilir. Ve hakeza, bu misaller gibi, ekser Esmâ-i Hüsnâ’nın her biri, risalet-i Ahmediye’ye (a.s.m.) birer parlak bürhandır.[16]

Elhasıl, madem kâinat mevcuttur ve inkâr edilmiyor. Elbette kâinatın renkleri, ziynetleri, ışıkları, ziyaları, san'atları, hayatları, rabıtaları hükmünde olan hikmet, inayet, rahmet, cemal, nizam, mizan, ziynet gibi meşhud (görünen) hakikatler de, hiçbir cihetle inkâr edilmez. Madem bu sıfatların, fiillerin inkârı mümkün değildir. Elbette o sıfatların mevsufu[17] ve o fiillerin faili ve o ziyaların güneşi olan Zât-ı Vacibü'l-Vücud, Hakîm, Kerîm, Rahîm, Cemîl, Hakem, Adl dahi hiçbir cihetle inkâr edilmez ve inkârı kabil olmaz. Ve elbette o sıfatların ve o fiillerin medar-ı zuhurları, belki medar-ı kemalleri, belki medar-ı tahakkukları[18] olan rehber-i ekber, muallim-i ekmel ve dellâl-ı âzam ve tılsım-ı kâinatın keşşafı ve ayine-i Samedanî ve Habib-i Rahmanî olan Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın risaleti de hiçbir cihetle inkâr edilmez. Âlem-i hakikatin ve hakikat-i kâinatın ziyaları gibi, bunun risaleti dahi, kâinatın en parlak bir ziyasıdır.

          

05 Temmuz 2020

          

SURET-İ RAHMAN GÖRÜNÜR

      

Adem deyip geçme sakın, bilsen ne büyük manadır

İnsan-ı kâmil yüzünde, cilve-i Rahman1 görünür…

Büyük tecelli makamı, tezahür Hak namınadır

Fasıkın şaşı gözüne, ermiş Brahman2 görünür

Nur Muhammed’in vechinde3, suret-i Sultan görünür…

      

Cahiller surete bakar, sireti4 gören gönüldür

Nur tecellide teselli, bulmak mü’mine ödüldür

Gülü sevmeyen yoktur ya, sırrına eren bülbüldür

Her bakanı sezer sanma, dert ona derman görünür

Erbakan’ın suretinde, eser-i Rahman görünür…

    

Güzellikte sönük kalır, yanında Yusuf-i Kenan

Muhammed’de tecellidir, Hazreti Hannanü Mennan5

Medeniyet ümranına, gerekti bir Mimar Sinan

Konak görmemiş çırağa, kümes apartman görünür

Erbakan’ın manasında, mührü Süleyman görünür…

    

Hıyanet eder münafık, alır Siyonist nusreti

Oysa sadıka ferahlık, aşılar Dostun sureti

Ya Rabb dergâha sığındık, bitir gayrı bu hasreti

Beyni kof yolu terslere, teresler6 erman7 görünür

Arif cihat erbabına, hizmet-i Rahman görünür…

      

Boşa çıkaran Allah’tır, tüm şeytani entrikalar8

Her nesneyi yaratan O, her zerrede harikalar

En mükemmel donatan O, her hücrede fabrikalar

Hak ehline sinek dahi, delil argüman9 görünür

Mehdi Rasül nur yüzünde, suret-i Rahman görünür…

    

Sırf kendini düşünürler, hep vicdansız bencil bahil10

Darwinist komünist ya da, Din istismarcısı cahil

Cehalet tahsil etmişler, nice diplomalı gafil

Kuru ot çer çöp yığını, cahile harman görünür

Dost Muhammed suretinde, cilve-i Rahman görünür…

      

Hak’tan hayırdan sapıtan, halkı oltaya takarlar

Nefsi için milletini, hiç acımadan yakarlar

Özü çürümüş hainler, İblis gözüyle bakarlar

Sapıklara dişi domuz, dilber-i Roman11 görünür

Erdemli mü’min şahsında, edebi Kur’an görünür…

      

Marazlı facire sorsan, adil zatı zalim sanır

Şarlatanı bilgiç tanır, cühelayı âlim sanır

Baş boş gönül kör zavallı, korkakları halim12 sanır

Münafıka Fatih bile, sahte kahraman görünür

İnsan-ı kâmil vechinde, suret-i Rahman görünür…

      

Takva tarikat yozlaşmış, haksız servet ve şehvetle

Hidayetleri kararmış, nefsani gurur şevketle13

Damlayı derya zanneder, sahte etiket şöhretle

Karınca gözlü adama, çayırlar orman görünür

Mehdi Rasul suretinde, cilve-i Rahman görünür…

      

Binbir esma sıfatıyla, tesbih tezekkür ederiz

Şu muhteşem Kâinatı, derin tefekkür ederiz

Sonsuz in’am ikramına, daim teşekkür ederiz

Milli Çözüm sadıkları, Hakka tercüman görünür

Erbakan’ın suretinde, eser-i Rahman görünür…

    

Âlem teşhir meydanıdır,14 her varlık bir ayna gibi

San’atı Sultan harika, eserlerin tek sahibi

Hidayeti gözüm açtı, uyandı Ahmet garibi

Kur’an kılavuz kalbime, İlahi ferman görünür

Hak Muhammed simasında, hep sırrı Sultan görünür…

          

1- Cilve-i Rahman: Rahman olan Allah’ın tecelli ve tezahürleri.

2- Brahman: Bâtıl Hint inancında kutsal kişi.

3- Vecih: Yüz, suret.

4- Siret: Özü, manevi yönü.

5- Hannanü Mennan: Kullarını koruyup kollayan Allah’ın sıfatları.

6- Teres: Korkak, kaypak, gayretsiz ve fırsatçı kişiler.

7- Erman: Cesur, yürekli ve korkusuz kişi.

8- Entrika: Sinsi plan ve tuzaklar.

9- Argüman: Sağlam ve inandırıcı belge, bulgu.

10- Bahil: Cimri, bencil, sadece kendini düşünen.

11- Dilber-i Roman: Çingene güzeli.

12- Halim: Sakin, sabırlı.

13- Şevket: Kuvvet, devlet, azamet.

14- Teşhir meydanı: Çok kıymetli sanat eserlerinin sergi alanı.

            

 

 


[1] Akaid-i imaniye: İmanın temel kuralları, esasları.

[2] Sekr: Tasavvufta kendinden geçme hali. Mana âlemindeki sarhoşluk.

[3] İstiğrak: Manevi sarhoşluk.

[4] İltibas: İki şeyi birbirine karıştırmak.

[5] Esas-ı akaide: İman esası.

[6] Münafi: Zıt, uymaz, aksi, aykırı. Mugayir ve muhalif olan.

[7] Şuunat: İşler, fiiller, şe’nler

[8] Cilve-i etemm: Noksansız tecelli

[9] Ehl-i vahdetü’l-vücud: Sadece Allah’ı var kabul ederek mevcudatı inkâr ve reddeden tasavvuf nazariyesini savunanlar.

[10] Mutedil: Vasat, orta halli.

[11] Namus-u Zihayattır: Hayattar olan bir kanun.

[12] Mevsuf: Sıfatlanmış, vasıflanmış.

[13] Zarf: İçerik

[14] Vücud-u haricî: Bir şeyin maddi âlemdeki tezahürü, görüntüsü.

[15] Tezahür: Ortaya çıkma, görünme.

[16] Bürhan: Delil

[17] Mevsuf: Bir sıfatla nitelenen, sıfat sahibi.

[18] Medar-ı tahakkuk: Hakikati ve gerçekliği anlaşılmasına bir vesile.

Makale Paylaşım Sayısı: 180

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR