Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün685
mod_vvisit_counterDün9526
mod_vvisit_counterBu Hafta20088
mod_vvisit_counterGeçen hafta28588
mod_vvisit_counterBu Ay10211
mod_vvisit_counterGeçen Ay136380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16784566

IP'niz: 34.237.138.69
Bugün: 02 Ara 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12194042

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

KARADENİZ GAZINA: “AMA VE ACABA?” DEMEMEK İÇİN, İNSANIN “A’MA=KÖR” OLMASI LAZIMDI!..

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 56
ZayıfMükemmel 

 

KARADENİZ GAZINA: “AMA VE ACABA?” DEMEMEK İÇİN,

İNSANIN “A’MA=KÖR” OLMASI LAZIMDI!..

        

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara'daki bir açılış törenindeki konuşmasında Doğu Akdeniz'deki gelişmelerle ilgili açıklamalar yapmıştı. Sn. Erdoğan’ın; "Hiçbir sömürgeci güç, ülkemizi bu bölgede var olduğu tahmin edilen zengin petrol ve doğal gaz kaynaklarından mahrum bırakamaz" diye konuşmaları kafamızı karıştırmıştı. Erdoğan’ın; “Türkiye’nin Doğu Akdeniz'den Libya'ya kadar farklı cephelerde yürüttüğü mücadele bir istikbal mücadelesidir. Bugün Doğu Akdeniz’de dayatılmaya çalışılan Sevr’e boyun eğmeyeceğiz" ifadelerini kullanması ise bizim bazı kuşkularımızı arttırmıştı.

S.1- Yoksa ABD’nin ve AB’nin baskısı, hatta ABD’nin “Yüzen Ada” sayılan uçak gemisini Ege’ye yollaması sonucu Doğu Akdeniz’deki aramalardan vazgeçmeye bir gerekçe oluşturulmak ve halkımız avutulmak için mi bu Karadeniz Gazı gündeme taşınmıştı?

S.2- Bu hava, sadece yaklaşan seçimleri kotarma ve iyice tökezleyip tükenen ekonomiye hayali can katma amacıyla mı atılmıştı?

Biz bu haberi “oh keşke, haydi inşaallah!” diye karşılamıştık. Ama aşırı sevinmek için biraz temkinli yaklaştık. Çünkü aynı kof müjdeyi daha önce 8 sefer daha tekrarlamışlardı. 2007-2013 arası bu tür palavralar çok sıkılmıştı. Sn. Erdoğan “bu gaz rezervinin 2023 yılında kullanılır hale sokulacağını” söylemeseydi kafalarımız bu denli karışmayacaktı. Çünkü teknik ve ekonomik tüm imkânları hazır olan ülkelerin bile, böylesi deniz dibi doğal gazlarını çıkarıp-hazırlayıp piyasaya ve satışa sunmaları, uzmanlara göre en az 5 yılını almaktaydı. Normalde ise 8-10 yıl gibi bir zaman dilimi söz konusu olmaktaydı. Oysa Erdoğan’a bakılırsa bütün bunlar 2 yılda tamamlanacaktı!?

Şimdi gözümüz kulağımız Akdeniz’de olacaktı. Oradaki sondaj gemilerimiz Karadeniz’e çekildiği an, bunların balonu patlayacaktı. Bu tür haber ve yorumlara, “ama ve acaba?” dememek için insanın (a’ma=kör) olması lazımdı.

Prof. Dr. Sencer İmer’in bilimsel açıklamaları:

“320 milyar metreküp gaz bulundu diyelim. Bunun ne kadarı çıkarılabilecek durumdadır bilinmesi gerekir? 320 milyar metreküplük gazın hepsi çıkmış olsa bile bunun değeri 64 milyar doların sadece sekizde biridir! Yani 8 milyar dolar etmektedir.

Deniz dibindeki ve derindeki gaz ve petrol bulunan kayayı parçalamak için yerin altına yatay olarak girilip, kimyasalla su basıp patlatarak çıkan gazı dışarı almanız gerekmektedir. Bu ise yeraltı sularını kirletmekte, ayrıca depremi de tetiklemektedir…

- Ben, Romanya’nın araştırma çalışmalarını inceledim. Exxon Mobil oraya gitmiş, işe girmemiş. “Biz bunu yapmak istemiyoruz, bugünkü fiyatlarda ekonomik değil” demiş ki orası bin metre, oysa bizimki ise 3 bin 500 metre derinliktedir.

- Bunun yıllık yatırım-işletme miktarı 30 milyar dolar civarındadır, bunun üçte ikisi yatırım, üçte biri de işletme maliyetidir. Şimdi soruyoruz:

1- Bu parayı nereden bulacaksınız?

2- Teknoloji için hangi şirketle anlaşacaksınız?

Sonuç mecburen yap-işlet-devret modelidir.

- Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın “Denizdeki keşif sonucu ülkemizin gündeminden cari açık konusunu çıkarıp cari fazlasını konuşuyor olacağız!” iddiası bir anlamda bütçe açığının ancak mucizelerle kapanır hale gelmiş olmasının itirafı gibidir ve gülünç duruma düşürmektedir.”[1]

Cumhurbaşkanı Erdoğan, herkesin merakla beklediği müjdeyi açıklarken: "Türkiye, tarihinin en büyük doğalgaz keşfini Karadeniz'de gerçekleştirdi. Fatih Sondaj Gemimiz 20 Temmuz 2020'de başladığı Tuna-1 Kuyusu sondajında 320 milyar metreküp doğalgaz rezervi keşfetmiş durumda" ifadelerini kullanması da kuşkularımızı arttırmıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamalarından satır başları şunlardı:

“Ülkemiz için tarihi bir öneme sahip müjdeyi paylaşmak üzere buradayız. Enerji, kalkınmanın temel unsuru olmanın yanında milli bağımsızlığın tesisinde de büyük öneme sahiptir. Doğu Akdeniz'de oynanan onca oyunun gerisinde de enerji kaynaklarının paylaşımı kavgası vardır. Bir damla petrolü oluk oluk akan insan kanından daha değerli gören gayri insani küresel düzen hâlâ hükümranlığını sürdürmektedir. Rabbim bize bambaşka bir yerde, hem de görülmedik zenginlikte bir kapı açtı. Sondaj ve sismik araştırma çalışmalarımızda en küçük bir dışa bağımlılığımız söz konusu değildir. Bugünkü sevinci bize yaşatan Fatih'in yanında, Yavuz ve Kanuni sondaj gemilerimizle dünyanın en önde gelen ülkeleri arasına dahil olduk.”

Türkiye, tarihinin en büyük doğalgaz keşfini Karadeniz'de gerçekleştirdi. Fatih Sondaj Gemimiz 20 Temmuz 2020'de başladığı Tuna-1 Kuyusu sondajında 320 milyar metreküp doğalgaz rezervi keşfetmiş durumda. Bu operasyonu tamamen milli imkânlarla gerçekleştirdik. Kuyudan elde edilen veriler, aynı bölgede yeni doğalgaz keşiflerinin kuvvetle muhtemel olduğuna işaret ediyor. Hedefimiz, 2023 yılında Karadeniz gazını milletimizin kullanımına sunmaktır.” Oysa Fatih Sondaj Gemisi’nin Karadeniz açıklarında ve Romanya yakınlarında bu GAZ rezervlerini bulması olayı 6 yıl önce yine gündeme taşınmıştı, ama o süreçteki bütün arama tarama ekibi, her nedense uyduruk gerekçelerle görevlerinden uzaklaştırılmışlardı!?

Önemli bir hatırlatma! İslam Hukukunda:

a) Denizin bir bölgesindeki, yakalanmamış balıkların…

b) Meyveye durmamış ve henüz olgunlaşmamış ağaçlardaki meyvelerin ve tarlada bulunan harmanlanıp taneleri ayrışmamış hububatın…

c) Maden ocaklarından henüz çıkarılmamış ve pazarlanacak duruma taşınmamış maden ve petrol yataklarının satışı haramdır ve geçersiz sayılır. Çünkü miktarı ve kalite ayarı belirsiz malların satışı bir aldatmacadır.

Demek ki bu gibi tahmini hatta hayali gelir kaynaklarıyla halkın aldatılması da siyasi bir sahtekârlıktır!..

İşte bu nedenle, ADİL DÜZEN’de Parti ve Hükümetlerin böylesi vaatlerini "kaç ayda veya hangi yılda?" yapacaklarına dair taahhütte bulunmaları şart koşulacak ve takvime bağlanacak; halka verdikleri ve oy devşirdikleri bu sözleri tutmadıkları takdirde, seçimi beklemeden iktidardan alınacaklardır ve toplumu aldatmalarına fırsat tanınmayacaktır.

Tam bu sırada Merkez’in döviz rezervi 15 yılın en düşük seviyesine gerilemiş durumdaydı!

Merkez Bankası’nın (TCMB) brüt döviz rezervi, 14 Ağustos ile biten haftada 1,2 milyar dolar daha azalarak 45,4 milyar dolara gerilemişti. Dünya gazetesinin haberine göre, bu tutar Kasım 2005’ten bu yana en düşük seviyedeydi. TCMB’nin brüt döviz rezervi yıl başında 81,2 milyar dolar seviyesindeydi. Aralık 2013’te bu rakam 115 milyar dolarla tüm zamanların zirvesine yükselmişti. Altın dahil toplam rezervler ise 14 Ağustos ile biten haftada 3,6 milyar dolar azalarak 88,2 milyar dolara indirmişti. Haziran sonu itibarıyla rezervin 58,9 milyar doları, yurt içi ve yurt dışı bankalarla yapılan takasla (swap) edinilen ödünç döviz ve altınlardan meydana gelmekteydi. Swap hariç tutulduğunda TCMB’nin brüt döviz rezervi eksi seviyede görülmekteydi. Sene başında 25,1 milyar dolar olan altın rezervi ise 14 Ağustos itibarıyla 42,8 milyar dolara ulaşmış vaziyetteydi.

Vatandaşlar, bundan önceki hafta döviz hesaplarında satışa geçmişti. Dolarda yüksek seviyelerin görülmesi vatandaşı kâr realizasyonuna itmişti. Altının dolar cinsinden fiyatındaki gerileme de toplam yabancı para mevduat seviyesini düşürmekteydi. TCMB verilerine göre, yurt içi yerleşiklerin yabancı para hesaplarındaki tutar geçen hafta 1.8 milyar dolar gerilemiş ve 217.6 milyar dolara inmişti. Böylece, döviz hesapları bir önceki hafta gördüğü 219,5 milyar dolarlık zirveden düşmekteydi. Yurt içi yerleşiklerin hesabındaki 217 milyar 662 milyon dolarlık döviz ve altının, 134 milyar 339 milyon dolarını bireysel hesaplar oluştururken, 83 milyar 323 milyon doları ise tüzel hesaplardan ileri gelmekteydi. Bir önceki haftaya göre kıyaslandığında döviz hesaplarındaki düşüşün 1.6 milyar doları vatandaşların döviz satışından kaynaklanırken, şirket hesaplarından çıkış ise 182 milyon doları geçmemişti. Döviz türleri bakımından incelendiğinde, bankadaki döviz mevduatların 118 milyar 744 milyonluk kısmını ABD Doları; 63 milyar 582 milyonunu ise Euro hesapların ABD doları cinsindendi. Kıymetli madenler hesabının döviz karşılığı ise 31 milyar 466 milyon dolar seviyesindeydi.

Bütün bu resmi veriler bile, ekonominin tıkanıp tükenme noktasına dayandığını göstermekteydi. Üretim seferberliğinden vazgeçip faizli borç para alınması ve ülkedeki tüm sanayi kazanımlarının bir bir satılıp kapatılması AKP iktidarını iflasın eşiğine getirmişti.

AKP Gemisi Batarken, ilk terk eden FARE(SETLİ)ler, Abdurrahman Dilipak ve Bülent Arınç mıydı?

Habertürk’te Mehmet Akif Ersoy’un konuğu olan Bülent Arınç (20.08.2020) ilginç itiraflarda, daha doğrusu gayrı ihtiyari ifşaatlarda bulunmuşlardı!

“AK Parti’nin başarısındaki sır nedir? diye genelde bana gelip sorarlardı. Benden başkasına da gitmiyorlardı. AK Parti denince ilk hatırlanan üç kişiden biri ben olmaktaydım... Bizim inancımızdaki siyaset anlayışı bir hedefe doğru giderken sadece ona odaklanırız. Düşenler düşer, kalkanlar devam edip yol alır. Bayrak yere düştüyse sen alırsın sen taşırsın… Sadece egoizm ve nefsanizmlerle davranılırsa tökezleyip yıkılırsın… ‘Bana da hiç değer vermiyor ki, beni de hiç dinlemiyor ki’ düşüncelerine takılmamalıdır. Bunu ben yaşadığım için çok iyi bilen bir insanım. 2015’ten sonra partiden ayrıldığımda yalnızlaştırılmaya çalışıldım. Bugün Muharrem İnce de aynı yanlışa kapılmasın.”

“Türkiye’de parti kurmak, turşu kurmaktan daha kolaydır. Oysa amaç iktidar olmalıdır. Biz iktidar olmak için AK Parti’yi kurup yola çıktık. Rahmetli Erbakan Hocam da hep ‘illa iktidar, illa iktidar’ buyururlardı. Çünkü söylediklerimizi yapmanın yeri iktidardır. Ama Erbakan iktidarına sadece dokuz ay göz yumdular. Erbakan Hocama dokuz ay değil de dokuz yıl verilmiş olsaydı ve tek başına iktidar imkânı bulsaydı, Türkiye çağ atlardı. Buna yürekten inanıyorum.” gerçeklerini ağzından kaçırmış, ardından da: “Ama O’nun yarım bıraktıklarını biz yapmaktayız” diyerek durumu düzeltmeye kalkışmıştı. Bülent Arınç, açıkça: “Erbakan iktidarda kalsaydı Türkiye çağ atlayacaktı… Ama dış güçler ve işbirlikçi merkezler bizi (Erdoğan, Arınç ve Abdullah Gül gibileri) kullanıp kışkırtarak, Milli Görüş’ten kopartıp AKP’yi kurdurmuş ve iktidara taşımışlardı. Böylece Erbakan’ın Milli ve Tarihi projeleri de akim bırakılmıştı!” gerçeğini ve kendilerinin hıyanetini böylece açığa vurmuşlardı.

Mehmet Akif Ersoy: Abdullah Gül ile görüşüyor musunuz?

Bülent Arınç: Ben yola çıktığım insanları bir mesele için atmam. Kendisine sevgim de saygım da devam ediyor ve hâlâ görüşüyoruz. Ama siyasetteki birlikteliğimiz ayrıldı. Her şeye rağmen Abdullah Bey, o tarafa geçmemeliydi arzusundaydım. Ben de 2015’te partiden ayrıldığımda yalnızlığa itildim. Troller bizi parçalamaya çalıştılar. Hedef gösterdiler. Hakaret edenler oldu. Ben buna karşılık o kızgınlığımla çok twitler attım. Haksız mıyım, hayır değilim; çünkü kendimi korumak zorundaydım. Ama 15 Temmuz’u gördüğümde “Tayyip Bey’in yanında olmak lazım!” dedim ve kendi kararımı verdim. Bu benim içtihadımdır. İsterim ki başkaları da bu incelikleri görsünler.

Mehmet Akif Ersoy: Sn. Gül de kırgınlıktan mı ayrıldı?

Bülent Arınç: Yani, büyük ölçüde öyle sayılır. Siyasette ben bunu devamlı görüyorum. Sn. Muharrem İnce şimdi: “Ben Cumhurbaşkanlığında şu kadar oy aldım ama beni seven, sayan veya bana değer veren olmadı” diye sızlanıyor. İşte siyasette herkesin gönlünü almak zorundasınız… Bunu belki en iyi yapan Demirel’di. Ama Demirel bile partisini bölünmekten kurtaramadı. Allah diyor ki; “Siz kendinizi değiştirmedikçe Ben de sizin hakkınızdaki hükmümü değiştirmem” nerde bir yanlışımız varsa onu gidereceğiz.

Mehmet Akif Ersoy: Peki nerede kusurunuz var?

Bülent Arınç: “Onu içerde konuşuruz. Burada konuşursam muhalefete koz vermiş olacağım. Ben 15 Temmuz’da kararımı verdim; AK Parti’nin ve Sn. Erdoğan’ın yanında yer aldım. Çünkü ana gövdeden hiç kopmamak lazım. Muharrem İnce de bunu dikkate almalıdır.” sözleri de tam da Bülent Arınç fıtratına yakışır bir tavırdı. Hâlâ Erdoğan’ın yanında görünüp, aslında onun altını oyma fırsatçılığı yapmaktaydı!.. Halbuki Muharrem İnce’nin CHP’den kopmasını ve Millet İttifakı’nın çatlamasını arzulayan, hatta kurgulayan Sn. Saraydı… Ama Bülent Arınç Muharrem İnce’ye: “Sakın CHP’den ayrılma, sonra yalnız kalırsın ve dışlanırsın!” mesajları yollamaktaydı.

Mehmet Akif Ersoy: Peki İstanbul Sözleşmesi’yle ilgili yorumlarınız!?

Bülent Arınç: AK Parti'nin kuruluş yıldönümüne davetliydim. Sayın Cumhurbaşkanımızın son 15-20 dakikası buna aitti. Kadın ve aile konusunda düşüncelerimiz dile getirildi. Orada (Abdurrahman Dilipak gibi) bazı yazarların AK Parti'yi itham eden sözlerine cevap verdi. “İstanbul Sözleşmesi kadını yaşatır” diyenlere anlayacak dilden cevap verdi. Ben 80 milyonun kadınımıza karşı hiçbir zaman (art niyetli olduğunu düşünmedim), aradaki kötü örnekleri bir kenara koyalım, biz kadınlarımızı severiz. Annemizi, eşimizi, kızımızı severiz. Başkalarının eşi, annesi, bizim eşimizdir, annemizdir. Babamı 12 yaşında kaybettim. Bizi annemiz yetiştirdi. Bu annenin ayağının altı öpülmez mi? Bana göre İstanbul Sözleşmesi yerinde kalsın ama bu bir çerçeve sözleşme (düzeltilsin…). Kendi başına yürürlükte değil; bu çerçeve içerisinde eşcinselliği özendiren, LGBT diyerek sokaklara düşen, kendi varlıklarını baskı aracı olarak göstermek isteyen zümreye (fırsat verilmesin.) Onlar anayasal haklara sahipler ama bunu yeterli görmeyerek, toplumun reddettiği, hoş görmediği bir şeyi genelleştirme çabalarına kendilerine dayanak yapmalarına (kanuni gerekçe üretilmesin.) Avrupa'nın, Amerika'nın bazı yerlerinde eşcinsellik evliliği alabildiğine yaygın hale gelmiştir. Efendim dünya değişti sen de kabul et derlerse, hayır ben kabul etmem! Türkiye'de kimsenin kabul edeceğini zannetmiyorum. Avrupa'nın veya materyalist düşüncenin bakış açısı farklı olabilir. Bizim beğenmediğimiz 82 Anayasası'nda bile iki tane hüküm var, ailenin korunması, gençliğin korunması. Anayasa bu ödevi şimdi ülkeyi yönetenlere veriyor. Bu anayasanın hükümlerini uygulamak isteyen insanlara siz kadın düşmanı diyemezsiniz.” diyerek, hem nalına hem mıhına vuran B. Arınç, aslında İstanbul Sözleşmesi'nin Haçlı Batı’nın talimatıyla yapılan bir ahlâk ve aile tahribatı olduğunu bildiğini, ama siyasi ve nefsi hesaplarla her iki tarafı da idare ettiğini açığa vurmuşlardı.

Eski Meclis Başkanı ve Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyesi Bülent Arınç, Habertürk'te Mehmet Akif Ersoy'un sorularını yanıtlarken AKP'nin 19 senelik bilançosunu yorumlayıp, yeni partilerle ilgili görüşlerini de aktarmıştı. ABD’deki başkanlık seçimlerinde Donald Trump’a rakip olan Joe Biden'in, bir konuşmasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef alan sözleriyle ilgili değerlendirmede bulunan Arınç; "Ben ABD'de yaşayan bir Müslüman olsaydım, Trump'ın karşısında kim yer alıyorsa ondan yana tavır alırdım!.." diyerek, yine çok sinsi ve siyasi bir yaklaşımla, Sn. Erdoğan’la ters düşmekten sakınmamıştı. Çünkü Joe Biden: “Erdoğan’ı seçim yoluyla devirmek için, Türkiye’deki muhalefete destek çıkmalıyız!” diyen insandı.

Mehmet Akif Ersoy’un: “Bakın arkadaşlar, Sayın Arınç 'Biden'i seçerdim' dedi!” esprisine karşı,

Bülent Arınç: “Biden'in çevresinde FETÖ'cüler var sözü, yüzde 100 doğru. Bu FETÖ'cü denen adamlar geçmişten bu yana Amerika'da lobi yapıyorlar, bağış yapıyorlar. Kampanyalarında görev alıyorlar. Biz ise lobicilikte çok başarısızız. Lobiciliği Türkiye'nin çıkarları adına kullanacaksın. New York Times'te yazı yazdıracaksın. Fox TV'de konuşmayla aydınlatacaksın. Eskiden işimiz çok kolaydı, 2002 ile 2012 arasında bütün dünya bizim elimizin içindeydi. Tek taraflı olarak ABD'ye davet edilen Meclis Başkanı benim. Bizi davet ettiklerinde tezkereye oy vermediğimiz için hesap soracaklar diye gittik. Orada önemli olan Meclisin ve Senatonun iradesidir, sizi kutluyoruz dediler. Biz orada 6-7 gün çok güzel toplantılar yaptık. Temsilciler Meclisi'nde (kongrede bizim için) resepsiyon verildi, kongre diyelim. Onlarca insan geldi. Türkiye parlayan bir yıldızdı o dönem. Ermeni meselesinde 'tezimizde haklıyız, bunun karşısında kim varsa konuşmak isteriz' dedik. Arşivlerden çıkacak sonucu Türkiye peşinen kabul edecektir diye meydan okuduk. TBMM karar verdi, arşivlerimiz açıldı. Böyle olunca Amerika medyası TBMM Başkanı bu konudaki tezlerin tartışılmasına yeşil ışık yaktı diye yazdı. Biz çok şükür hem Kürt meselesinde, hem çözüm süreci içerisinde fikir, düşünce, inanç, vicdan, teşebbüs özgürlüğünü sağlayacak birçok tedbir aldık. Bunlar bizi AB sürecinde iyi bir noktaya getirdi. Şimdi oradaki kamuoyu Türkiye'nin aleyhine döndü. İsrail lobisi, diğer çıkarcı lobi parlamentoyu etkiliyorlar. Şimdi Biden'in bir şansı var. Gerek Trump gerekse Cumhuriyetçiler tarafından eleştirilse Biden'in oyları artar.” sözleriyle ayarını ve amacını ortaya koymuşlardı.

Sonuç: Abdurrahman Dilipak ve Bülent Arınç gibileri Erdoğan iktidarını ve AKP’nin icraatlarını, dolaylı da olsa, artık tenkit etmeye başladılarsa, bu AKP gemisinin su almaya başladığının farkına vardıklarının ve kaçış için gerekçe hazırladıklarının bir işareti sayılmalıydı!..

İstismarcı Tarikat ve Cemaatler savaşı: Bir Vakfa neden suçüstü yapılmıştı?

Adana'da polis iki ayrı operasyon gerçekleştirmişti. Operasyonda ele geçirilen ve Kurban Bayramı'nda Adana merkezli bir Vakıf tarafından toplanılan 40 ton kadar kaçak etin ihtiyaç sahiplerine dağıtılmayıp, sucuk yapılıp satılmaya hazırlandığı iddia edilmişti. Söz konusu olaya tepki gösteren Vakıf yandaşları ise, bunun bir "iftira" olduğunu belirtmişlerdi.

Polis operasyonunda, piyasaya sürülmek üzere hazır bulunan 40 ton kaynağı belli olmayan etin ele geçirildiği bildirilmişti. Öte yandan, Işıkçılar Cemaati'ne yakınlığıyla bilinen İhlas Haber Ajansı (İHA) da, polisin operasyonu ile ilgili olarak aynı gün abonelerine bir haber geçmişti. Haberde, 40 ton etin fakirlere dağıtılacağı bahanesiyle toplandığı ancak etlerin sucuk yapılıp ticari amaçla kullanılacağı belirtilmişti. Haberde, "İddiaya göre, soğuk hava deposunu, F. Eğitim ve Hizmet Vakfı lideri A. K.’ya destek için izinsiz gösterilere katılan ve hakkında bu nedenle iki kez işlem uygulanan Selahattin G.’nin (31) kiraladığı öğrenildi" denirken, şu ifadelere yer verilmişti:

"Ele geçirilen etlerin, vatandaşların dini değerlerini sömürerek toplandığı, Kurban Bayramı’nın üzerinden günler geçmesine rağmen toplanan etlerin ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmadığı tespit edildi. Piyasa değeri yaklaşık 5 milyon lira olan etin, sucuk yapılması için Kayseri’deki bir et işleme tesisine gönderileceği iddia edildi."

“İktidarla uğraşan tek cemaat” diye reklamı yapılan bu Vakfın kurucusu olan şahsın eşi S. K. ise, İHA'ya çok sert tepki göstermiş ve: “Emniyetin içindeki çakallarla iş tutan gazeteci müsvettelerini kınıyorum, medya İHA’nın eline mi kalmış! İHA demek ihanet, iftira demekle eş anlamlı olmaya başladı artık. İHA’nın tuzağına düşen acınası medya!" diyerek saldırıya geçmişti. Evet, ahlâki çürüme, malı götürme, Din istismarıyla saltanat sürme bu Erdoğan iktidarında esfeles-safilin’e inmişti. Çünkü Işıkçıların ve İhlas Vakfı’nın, “en yüksek faiz aylığı” va’dedip topladığı milyarlarca Liralık halkın parasının, iflas ettik diye üstüne yatan hırsızlık ve riyakârlık takımı olduğunu bilmeyen kalmamıştı...

Değerli ve Muhterem Üstadım, Van Gürpınar’daki Müderris ve Müftü Seyyid Ma’şuk Arvasi Hz.leri’nin Bakara 113. Ayette, Yahudi ve Hristiyanların birbirini yalanlayıp aşağıladıkları:

“Yahudiler: ‘Hristiyanlar hiçbir (hakikatli) şey (hayırlı ve yararlı bir temel) üzerinde değillerdir’ demektedirler. (Bunun gibi) Hristiyanlar da: ‘Yahudiler hiçbir (hakikatli) şey (doğru ve değerli bir temel) üzerinde değillerdir’ demektedirler. Oysa onlar (Allah’ın gönderdiği) kitabı okudukları halde (her iki taraf da bâtıl ve bozuk bir yol üzerinde bulunduklarını görmemektedirler). Bilmeyen (ve akıl erdirmeyen cahiller de bugün) onların söylediklerinin benzerini tekrar etmektedirler. Artık Allah, kıyamet günü (ihtilaf edip) anlaşmazlığa düştükleri şeyde aralarında hükmünü verecektir.” ayetini okuduğumuzda:

“Her iki taraf da birbiri hakkında doğru söylemişlerdir; çünkü ikisi de Bâtıl’dır ve sapkındır!” buyurdukları gibi, şimdi birbirlerine en ağır ve aşağılayıcı ithamlarda bulunan bu yandaş ve paydaş Din İstismarcısı gruplar da herhalde doğru söylüyorlardı ve AKP iktidarındaki ahlâki çöküş ve çözülmeyi ortaya koyuyorlardı.

İsrail’le Normalleşme Münafıklığı!

Mayıs 2018’de Büyükelçilerini karşılıklı olarak geri çağıran Türkiye ile İsrail arasında, 2019 Mart’ından itibaren tekrar yumuşama jestleri başlamıştı. Önce İsrail Maslahatgüzarı ve Erdoğan hayranı Siyonist Yahudi Roey Gilad Ankara’da, Enerji Bakanlığında yetkililerle buluşmuşlardı. Bu görüşmelerde İsrail açıklarında -aslında Filistin’e ait olan alanlarda- Leviathan ve Tamar sahalarındaki doğalgaz rezervinin Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınıp pazarlanması konusunda anlaştıkları medyaya sızmıştı. Bundan bir ay kadar sonra ise 11 Mayıs 2020’de Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Mısır, Fransa ve Yunanistan Dışişleri Bakanları toplanıp Doğu Akdeniz’de İsrail’le İşbirliği konusunda anlaşmışlardı.

Milli Çözüm Dergisi olarak defalarca yazıp uyardığımız halde, Erdoğan iktidarının İsrail’le imzaladığı “NORMALLEŞME ANLAŞMASINI” bir türlü askıya almamasına rağmen, şimdi BAE’nin İsrail’le normalleşme anlaşmasına AKP iktidarının ve yandaşlarının şiddetle ve hararetle karşı çıkmaları ise riyakârlığın ve münafıklığın daniskasıydı.

Bahaneye bakın! Neymiş, Siyonist İsrail’le Normalleşme Anlaşması imzalamak Filistin davasına hıyanet sayılırmış… Elbette öyledir, bu gerçeği size yüz kere hatırlattık… “Müslüman bir ülke İsrail’le nasıl Normalleşme imzalarmış?” Ne o, yoksa AKP Türkiyesi Hristiyanlığa geçti de bizim mi haberimiz olmadı? Yoksa AKP ne yapsa mübah, BAE yapsa günah mıydı?

Evet dostlar, ya ülke bu Erdoğan iktidarından ve istismar-suistimal kafasından bir an evvel kurtulacaktı, veya Türkiye’nin başına daha büyük belâlar sarılacaktı!

Türkiye’nin Ekonomik Tıkanışı:

“AKP iktidarıyla Türkiye, bir türlü insanların refahını artıracak ve borçtan, bağımlılıktan kurtaracak adamakıllı bir iktisadi model kuramamış, bunun neticesinde de bir türlü gelişmiş ve kalkınmış bir rotaya oturamamıştır. 24 Ocak Kararları’ndan itibaren tam 40 yıldır neoliberal iktisat politikalarına mahkûm edilen Türkiye, her gelişmekte olan ülke gibi göreceli ve aldatıcı rakamlarla dereceli bir büyüme ve gelişme palavrasıyla oyalanmıştır. Nasıl ki, 80’ler 70’lere, 90’lar 80’lere göre göreceli bir gelişmişlik arz ediyorsa, 2000’li yıllar da 90’lara göre benzer bir durumu yansıtmaktadır. Türkiye gibi sözde gelişmekte olan ülkelerden Batılılarca beklenen de bu manzaradır. Ancak bu kağıt üzerindeki olumlu gözüken tablo, bir türlü sokaktaki insana ve onun hayatına yansımamaktadır. Son 20 yılda artan borçlanma imkânları, yani kredi ve kredi kartı gibi argümanların yaygınlaşması, insanların daha önce para biriktirip de almak zorunda kaldıkları metalara daha kolay ulaşmasını sağlamıştır. Ancak bu da gelirlerini ipotek etme, yani borçlanmalar neticesinde olmaktadır. Reel gelir artmadığı gibi borç yükü de artarak katlanmaktadır. Resmi verilere bakılırsa, reel gelirin bırakın artması, geriye doğru gittiği en yetkili ağızlarla vurgulanmıştır. 2009 yılında kişi başına düşen milli gelir güya 9039 dolarken, 2019 yılında bu rakam 2018’e göre 500 dolarlık bir düşüşle 9042 dolardan aşağıdır. Geçen 10 senede yerinde saymış ama gerçekte Türkiye gibi gelişmekte olan bir ülkeyi düşündüğümüzde ise geriye kaymıştır. Halbuki, siyasi iktidarın söylemlerine göre Türkiye ekonomisi büyüme rekorları kırmaktadır, hiç olmadığı kadar refah artmıştır. O zaman bu durum milli gelire neden yansımamıştır? El parasıyla yani borçlanarak, tüketerek ve inşaat yaparak büyüme modelinin, çarpık bir model olduğu son birkaç senedir yaşanan ekonomik sıkıntıyla kanıtlanmıştır. Yanlış politikalar bir noktada tıkanmış ve bu çarpık sistem de artık sürdürülemez bir hal almıştır. Elbette ki borçlanma imkânlarının kısıtlanması bu durumda önemli bir noktadır. Borcu borçla çevirme yaklaşımı, kırılganlığı artırmakta ve borçlanma çarklarındaki en ufak bir arıza da piyasaların nakit açısından sıkışmasına yol açmaktadır. Buna çare olarak ise vatandaşın krediler eliyle borçlandırılması bulundu ki, çözüm mü yoksa çözülme mi, tartışılır.

Halkın önemli bir bölümünün belli bir borç yükü altında olması, neoliberal politikaların beklenen sonuçlarındandır… Yine neoliberal ekonomi politikalarının gayet doğal bir sonucu olarak işgücü piyasalarının giderek bir 'köle pazarı'na evrilmesi kaçınılmazdır. Resmi rakamlara göre bile işgücünün neredeyse yarısı sefalet ücreti olan asgari ücrete talim eder durumdadır. Bu rakamın altında dahi çalışanların olduğu da unutulmamalıdır. İşsizlik buhranı yüzünden sefalet ücretine bile ses çıkaramaz haldeki insanlar da bu ülkenin sorunlarıdır. İşsiz sayısının, buzdolabı satışı istatistiğinden daha önemli olduğunu idrak edemeyen kafalardan kurtulmadıkça sorunlar aşılamayacaktır. Kamudaki israfı, hesapsız kitapsız girişilen ve çok yüksek maliyetlere mal edilen 'çılgın projeleri', bunların verimsizliğini ve bunlara verilen Hazine garantilerini eleştirmek, bugünün koşullarında (içi tamamen boşaltılan) 'yerli ve milli' olmamaya eşdeğer sayılan patavatsızlıklardır. Ekonomideki sorunların yegâne nedeni olan yanlış ekonomi politikalarını tenkit etmek değil, alkış tutmak mecburiyetindeki yandaşlar yanılmaktadır. Geliri eriyen, cebindeki para her geçen gün pul olan, çoluğu çocuğu işsiz dolaşan, emekli olduğu halde üç otuz paralara çalışmak durumunda kalan vatandaş, 'neden fakirleşiyorum?' demekten bile korkmaktadır. Dese bile, hiçbir ilkesi, ahlaki ve insani kaygısı olmayan bir medya ordusunun 'diriliş', 'yükseliş', 'uçuşa geçiş' propagandaları altında ya aklı karışacak ya da sinir hastası olacaktır.”[2]

Evet, işte bu ekonomik tükeniş ve tıkanış, bu işsizlik ve geçim sıkıntıları, bir de medyanın ve internet batağının şehvet kışkırtmasıyla toplumda korkunç bir ahlâki-ailevi tahribat yaşanmakta ve namuslar para ile satılığa çıkarılmaktadır!

 


[1] https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/tum-firtina-8-milyar-dolar-icin-1760545

[2] Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız – 25 Ağustos 2020

Ahmet AKGÜL -

AHMET AKGÜL KİMDİR?

     

Araştırmacı-Yazar, Düşünür ve Siyaset Bilimci olarak tanınan Ahmet Akgül, Milli Görüş çizgisinde önemli bir fikir adamıdır. Olaylara insan eksenli ve İslam endeksli yaklaşmaktadır.

2004 Ocağında, arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’da aylık olarak yayınlanan “Milli Çözüm” Dergisini çıkarmaya başlamıştır.

Uzun süreli, ciddi ve çileli bir mücadele dönemi yaşamış ve bu duyarlı, tutarlı ve kararlı tavrını hiç bırakmamıştır. Bu yüzden pek çok sıkıntı ve saldırılara uğramış, defalarca mahkeme açılıp tutuklanmış ve hapis yatmıştır.

İnancımız ve ihtiyacımız olan evrensel hukuk kurallarının; bütün insanlığın ortak değeri ve hayat düzeni haline getirilmesi, “Demokrasi, Laiklik ve özgürlükler” gibi çağdaş kurum ve kavramların; ilmi ve insani temellere göre yeniden şekillenmesi… Ve Türkiye’nin yeni bir barış ve bereket medeniyetine öncülük etmesi konularında yoğunlaşmıştır.

Üstadımızın, başta “İnsanın Yozlaşması”, ardından “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” ve yine “Barış ve Bereket Nizamı “İslam Davası” ve Yozlaştırılan “Cihat Kavramı” gibi birçok kitapları İngilizceye çevrilip merkezi Londra’daki Cagaloglu Yayıncılık organizesiyle; Amazon ve Bornes&Noble (bn.com) gibi dünya genelinde dağıtım yapan yüzlerce online sitesinde ve dijital (e-kitap) sayesinde 120 kadar ülkede yayınlanıp okunmaktadır. Ayrıca Üstadımızın “Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı” başlıklı Meali Kerim yorumları İngilizce ve Rusça tercümeleri ile “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” kitaplarının Rusça, Arapça, Çince, Japonca ve İspanyolca tercümeleri tamamlanıp basılmış olup; Almanca, Fransızca, Kırgızca ve Farsça tercümelerinde de sona yaklaşılmıştır.

Milli siyaset ve sorumluluk düşüncesini farklı bir boyutta ele alan ve yorumlayan Hocamız; yaklaşık 40 yıldır Türkiye’mizin her yerinde, Avrupa’da ve İslam ülkelerinde, önemli seminer ve konferanslara katılmaktadır.

Mili Görüş’e çöreklenmiş bazı şaibeli kişilerin gizli niyet ve tertiplerini haber vermesi, uzun vadeli hedefler ve stratejik tavizler sonucu Partiye girdiklerini sezmesi ve söylemesi nedeniyle, Ahmet Akgül’ün teşkilatlarda ve Milli Görüşçü kuruluşlarda hizmet vermesi engellenmeye çalışılmış; Erbakan Hoca ise, kendisinin daha bağımsız davranabilmesi ve nifak çarkı içinde körletilip kirletilmemesi için bu girişimlere karşı çıkmamış, ama kendisini uzaktan destekleyip yönlendirmekten de geri durmamıştır. Erbakan’ın “Adil Düzen” projeleri, AKP’nin siyasi hileleri ve karanlık ilişkileri, Fetullahçı Cemaatin gizli mahiyeti konularında sayılı uzmanlardandır.

1949 Elazığ doğumlu olan, çeşitli konularda yayınlanmış ve hazırlanmış 80 (seksen) eseri bulunan yazarımız, evli ve beş çocuk babasıdır.

      

Hocamız’ın Başlıca Kitapları:

● Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı (Türkçe Meali Kerim. Abdullah Akgül Yayına Hazırladı.) (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Milli Sorunlarımız ve Sorumluluklarımız (2 Cilt)

Dünyanın Değişimi ve Erbakan Devrimi

Refah-Yol’la Rantiye Savaşı

Cemaatin Cılkı, Erdoğan’ın Çarkı, Erbakan’ın Farkı

Türkiye Kuşatılırken, Kuklaların Kapışması

Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya (İngilizce, Rusça, Çince, Japonca, Arapça ve İspanyolcaya çevrildi.)

Bizim Atatürk

Küresel Fesatçılık ve Fetullahçılık

Dış Politikamız (Cilt-1) Bop’un Temelleri (1988-1998)

Dış Politikamız (Cilt-2) Tarihin En Talihli Dönüşüm Süreci

Siyaset ve Strateji Bilgeliği

Osmanlı Sistemi ve Abdülhamit Siyaseti

İslam Davası ve Cihat Kavramı (İngilizceye çevrildi.)

● “İnsan”ın Yozlaşması (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Ah-u Figan’ım (Şiir)

Başörtüsü İnkârı ve İstismarı

AKP Tahribatının Fotoğrafı: İslamcı Münafıklar

Yeni İstiklal Savaşında Milli Şuur ve Ordu

Bir Dış Proje Olarak AKP Gerçeği ve Akıbeti

Bilge(!) Erdoğan’dan, İlkeli(!) Numan’a AKP Tezgâhı

Cezaevinde Yazdıklarım

Siyonizm-Deccalizm Ortaklığı

Devrim Simsarları ve Din İstismarcıları

Dilin Düğümü Çözüldü (Şiir)

Din Dengedir İslam İlericiliktir

Din – Devlet ve Demokrasi

Ergenekon Senaryosu “At Değiştirme” Operasyonu muydu?

Gönül Seması ve Tasavvuf Kapısı

Medeniyet Mücadelesi ve Mehdiyet Müjdesi

Teşkilatçılık Mesaj ve Metod (İletişim ve İşbirliği Sanatı)

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-1 Milli Görüş’ün Marazlıları

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-2 Sonradan Yamuklaşanlar

ABD’li Siyonistlerin, AKP’li Piyonistleri Bir Devrin Bitişi ve Bir Devrimin Gelişi

İdlib-Amik Ovası ve Yaklaşan Armegeddon Savaşı

BDP’nin Özerklik Ezanı, TC’nin Cenaze Namazı Olacaktı

Bir Devrim Yaşanıyordu!

Dünya Dönüşüme Hazırlanıyordu

Hidayet Kıvılcımı ve Hikmet Kılıcı (Şiir)

Katı Ulusalcıların ve Ilımlı İslamcıların Din Tahribatı

Osmanlı’dan Cumhuriyete Kripto Yahudiler ve Pakraduniler

Yetmiş Kur'ani Kavram ve Yorumları (2 Cilt)

Bizden Söylemesi-1 AKP İntihara Gidiyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Bizden Söylemesi-2 Türkiye Uçuruma Sürükleniyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Terör-Masonluk ve Mafia Medeniyeti

Cumhuriyet Türkiye’sinde Nifak Hareketleri

Ruhlar-Sırlar ve Uzaydaki Yaratıklar

Sabah Yakın Değil miydi?

Tarikatların Hizmet Sahası ve Islahı

Tuz Kokarsa…

Türkiye Büyüyor muydu, Bölünüyor muydu?

Türkiye Dağılacak mıydı, Doğrulacak mıydı? (Ahmaklar Okumasındı!)

Türkiye Tarihi Dönemeçte, Ya Yıkılacak Ya Şahlanacaktı!

Yakın Tarihimizde Yüceler ve Cüceler (2 Cilt)

Zafer Müjdeleri ve Fetih Hazırlıkları

Erbakan’dan İntikam Alanlar

Suriye’de Yaklaşan Hilal-Haç Kapışması

Başkanlık Muamması ve Çarkların Tıkanması

15 Temmuz Hıyanetinin Gizemi: Bir Darbe Analizi ve Sistem Krizi

Pazarlık Partisi ve Palavra İktidarı

Kemalizm-Tayyibizm Uyarlaması

Asker Darbesi Değil Devlet Müdahalesi Lazımdı

İslam’dan Uzaklaştıkça, İnsanlıktan Çıkılması

Dert Söyletir Aşk İnletir (Şiir)

● Hainleri Haşlama, Zalimleri Taşlama (Şiir)

İstanbul Sözleşmesi ve Ailenin Çözülmesi

      

Hocamızın Önsözünü Yazdığı Milli Çözüm Yayınları:

● Üstad Ahmet Akgül’ün Özgeçmişi ve Öğretileri (Yakup Gözübüyük)

● Haykırış (Şiir - Ali Çağıl)

AKP Yönetimi ve Tahribat Yöntemi Sistem Tahlili ve Siyaset Tenkidi (Nevzat Gündüz)

● Sözün Çözüme Dönüşmesi (Siyasi Fıkralar) (Osman Eraydın)

● Ayar Aynası ve Nokta Atışı (Sosyal ve Siyasi Fıkralar) (Erdoğan Bişkin)

Milli Çözüm Ekibinden: İlginç Rüyalar ve Manevi Uyarılar (2 Cilt - Hazırlayanlar: Fatma Betül Erişkin – Nail Kızılkan – Neslihan Bayraktar)

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Web Sitesi

Makale Paylaşım Sayısı: 483

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR