Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün8919
mod_vvisit_counterDün7709
mod_vvisit_counterBu Hafta30020
mod_vvisit_counterGeçen hafta45216
mod_vvisit_counterBu Ay75236
mod_vvisit_counterGeçen Ay215469
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar14394665

IP'niz: 3.95.131.208
Bugün: 11 Ara 2019

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 11231936

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
feto2
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 

BUĞRA YAYINCILIK

Tel-Faks:

0212 516 52 62

 

Reklam

RÜYADA, ERBAKAN HOCAMIZIN NEBE SURESİ TEFSİRİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 46
ZayıfMükemmel 

 

RÜYADA, ERBAKAN HOCAMIZIN NEBE SURESİ TEFSİRİ

       

FATMA BETÜL ERİŞKİN / KONYA / 02.11.2019

Rüyamda: Evimizin salonunda, hafta sonu sohbetimizde Meali Kerim’den dersini yapacağımız Nebe Suresinin mealini okuyorum. Başka kaynaklardan da bakmam gereken ayetleri kırmızı renge, üzerinde durmamız gereken ayetleri yeşil renge, yıldızlı ayet (üzerinde daha çok durulması, düşünülmesi gereken ayet) olacak ayetleri sarı renge boyuyorum. Böyle uğraşırken, Aziz Erbakan Hocamız mübarek ellerinde iki kupa açık çayla salona teşrif buyurdular. Hemen kalkıp tepsiyi mübarek ellerinden aldım. Erbakan Hocamız: "Gel, koltuğa oturalım, Nebe Suresi güçlü bir suredir. Üzerinde epey konuşacak gibiyiz, sandalyede yorulmayalım!” buyurdular. Çayları sehpaya koydum. Erbakan Hocamız masanın üzerinde duran Nebe Suresi mealinin çıktısını alıp oturdular. Ben de işaret buyurdukları yere oturdum. Erbakan Hocamız: "Maşaallah, topluluklarda sürekli okunan, halkın kalbinde yer tutmuş, bilerek-bilmeyerek büyük önem verilmiş bu sureleri ders yapmanız çok güzel oldu! Söyle bakalım, takıldığın yer var mı? Veya yarın bu surenin dersini yaparken “Şurayı daha iyi anlasak ne iyi olurdu!” dediğin bir yer var mı?" buyurdular. Ben: "Aziz Hocam, Ahmet (Akgül) Hocamız Meali Kerim’i öyle güzel hazırlamışlar ki, dikkatle okuyan insan uyarı ayetlerinde de, mükâfat ayetlerinde de kendini görebiliyor. Fakat Sizden surenin dersini dinlemek bizim için büyük hediye olur, yarın da arkadaşlarımla paylaşırım hatırladığım kadarıyla!" dedim. Erbakan Hocamız: "Çok şükür! Ömrüne sığdırdığı sayısız eserler yanında, işte bu Meali Kerim hakikaten muhteşem oldu; Allah (Ahmet’in) hatırını yapsın, mükâfatını hem bu dünyada hem de öteki dünyada versin!" (Amin!..) buyurdular. Sonra Nebe Suresinin metninin fotokopisini mübarek ellerine aldılar: "Hep söylüyoruz; işin aslı, kuvvetli ve inanarak çekilen bir besmeledir. Bismillahirrahmanirrahim! Rabbi yessir, velatü assır, Rabbi temmim bil hayr! Rabbi zidni ılmen ve fehma! Evet, dualarla da beynimizi ve kalbimizi çelikleştirdiğimize göre suremizi anlamaya başlayabiliriz. Öncelikle surede ne anlatılıyor? Sure bize ne diyor? Ona bir bakalım. Sureyi bir merak edelim. Aleyhisselatü Vesselam Efendimiz, bir şeyi anlatmadan evvel merak ettirirlermiş ki daha dikkatli dinlenilsin, duyulacak şeylere daha çok önem verilsin. Adını ikinci ayette geçen ve "önemli haber" anlamına gelen "Nebe" kelimesinden alır. Sureye ad olan önemli haber, kıyametin kopmasıdır! Rabbimiz bizleri, bu büyük gün için hazırlık yapmaya çağırır. Kıyametin kopmasını, yeni bir yaratılışı imkânsız görenlere Allah’ın yaratmasındaki eşsizliklerden örnekler verilir. Yeryüzünün, dağların, insanların çift çift, gecenin dinlenme gündüzün çalışma için, bulutların ve meyve bahçelerinin yaratılışına ve bunlardaki hikmetlere dikkat çekilir. Mülk Suresinde “Evrenin ve âlemlerin mükemmel yaratılışında eksiklik ve noksanlık var mı? Anlamak ve hayran kalmak için başını çevir bak!” buyuran Rabbimiz, bu surede eksiksiz-noksansız yaratışı anlatır. Lâkin tüm bu eksiksiz yaratılan kâinatın bir sonunun olduğu belirtilerek, kıyametin muhakkak gerçekleşeceği hatırlatılır. Ve kıyametle ilgili sahnelerin tasviri yapılır! Sûr’a üfleniş, dağların hafif pamuklar gibi atılışı, cehennemin hazırlanışı, inkârcıların cehenneme girişi, küfürlerinin karşılığı olarak, orada ebedi kalışları… En önemlisi ise, bu surede Rabbimizin bizi yeniden, yeniden imana davet etmesidir! Çünkü insan gaflet ve cehaletle, nefsaniyet ve şeytaniyet neticesinde iman huzurundan uzaklaşabilir. Eğer iman ederse kişinin beklendiği yer cennet, cennetteki bahçeler, içecekler; kendileri için yaratılan hizmetçiler anlatılır! Rabbimizin her topluluğa Peygamberler, Resuller, Önderler, Liderler gönderdiği belirtilir! Sonrasında bir kez daha inkârcıların cehennem korkusundan dolayı "Keşke toprak olsaydık da bu günleri görmeseydik" şeklindeki pişmanlık dilekleri akıl sahipleri için hatırlatılır!

1- “(Cahil ve gafil insanlar) Birbirlerine neyi sorup tartışıvermektedirler?”

2- “O büyük (kıyamet ve ahiret) haberinden mi sual etmektedirler?”

3- “(Halbu)ki kendileri (ahiret) hakkında anlaşmazlık (ihtilaf) içindedirler.”

Rivayet olunur ki, Resulü Ekrem Efendimiz insanları İslam’a davet edip, onlara öldükten sonra haşrolunacaklarını ihtar edince, Mekkeli müşrikler toplandılar. Efendimizin şanı ve mübarek şahsı hakkında ve kıyamet günü hususunda konuşmaya başladılar. Alaycı bir tavırla birbirlerine sordular: “O (Hz. Muhammed (S.A.V) Sihirbaz mıdır? Şair midir? Yoksa kehaneti mi var? Ya da bizim tanıdığımız O kişiye bir kötülük mü isabet etti? Kur’an bir sihir midir? Bir şiir midir? Bir kehanet midir?” diye. İşte müşriklerin o cahilce ve inkârcı hallerini beyan ve kendilerini reddetmek ve kınamak için bu mübarek ayet nazil olmuştur.

Kıyamete dair kuşkulu soruşturmada bulunanların bir kısmı mü’minlerden de olabilir. Fakat onların o konudaki konuşmaları bir inkâr, bir alay maksatlı değildir. Belki o günün ortaya çıkmasını bir korku ve dehşetle düşünmek, o güne hazırlanmak, o günün dehşetinden emin olabilmek kabiliyetini elde etmek içindir.

4- Hayır; ileride (anlayıp) bileceklerdir.”

Rabbimiz, kıyamet hadisesini bir inkâr ve alay maksadıyla soruşturanlara buyuruyor ki: “(Hayır) Onların ihtilafları ve kuruntuları gibi değil, onlar yakında bilecekler. Kıyametin ne olduğunu görüp anlayacaklar, inkârları yüzünden ne kadar şiddetli azaplara kavuşacaklar.”

5-Yine kesinlikle hayır; daha sonra, ileride (onu) bilecekler (ve gerçeği göreceklerdir).”

Rabbimiz, o günün şiddetini anlatmak için çift dikişle yeniden buyuruyor: “(Sonra, hayır… Yakında bileceklerdir!) Onların kıyamet hakkında söyledikleri doğru ve samimi değildir. Oysa kendileri de etraflarındaki tanıyıp bildikleri insanlar gibi yakında ölecekler, sonra yeniden hayata erdirilip kıyamet sahasına sevk edilecekler. O gün kıyametin nasıl bir gerçek olduğunu ve nasıl bir azaba uğrayacaklarını görüp bilecekler.”

Bu ayetin tekrarı, büyük bir tehdide ve söz konusu meselenin ehemmiyetine işaret içindir.

6-(Hele bir düşünün!) Sizin için arzı bir beşik gibi (yaşamaya müsait) kılmadık mı?”

Rabbimizin kudretiyle neler ve ne harika şeyler vücuda gelmektedir! O muazzam Kudreti, kıyamet gününü de meydana getirmeye fazlasıyla kâfidir. Bize tüm verilenler için bir kere dış âleme bakmak ve o eşsiz güzelliği ibret gözüyle seyretmek gerekmez mi? Sizleri uyanmaya davet etmek için O Hikmet sahibi buyuruyor ki: “Ey insan, bir kere düşün (Yeri bir döşek yapmadık mı?) Yeryüzünü, sizlerin içinde barınabilmeniz için düzgün bir ikamet yeri olmak üzere meydana getirmemiş miyiz?”

İşte siz bu mühim eseri görüyorsunuz. Bu, İlahi Kudretin büyüklüğüne şahitlik eden mükemmel bir yaratılış eseridir.

7-Dağları bir kazık (gibi yapıp dünyanın dengesini sağlamadık mı?)”

Yeryüzündeki (dağları da direk, kazık) yapmadık mı? O dağlar, yerlerin sükûnet bulmasını temin için birer kazık durumundadır. Bu dağlar yeryüzünde yaşayanların sıkıntı ve ızdıraplarını gidermek için, içinde kaynaklar ve madenler barındırır. İçinde kimi keşfedilmiş kimi keşfedilmeyi bekleyen sayısız yaratılmışlıklarla bu dağlar, hakiki birer yaratılış harikasıdır!

8-(Dikkatle bakıp anlayın!) Sizi çift çift (dişi-erkek eşler halinde) yarattık.”

Sizleri çiftler olarak yarattık. Sizleri erkek ve dişi zümrelere ayırdık. Bu sayede dostluklar oluşturur, birbirinize yardımda bulunursunuz, yuva kurarsınız, nesilleriniz devam eder. Aranızda sosyal bir bağ oluşur. İşte bu da üçüncü bir nevi yaratılış eseridir.

9-Uykunuzu bir dinlenme (süreci) yaptık (yani uyku dinlenecek ve yetecek kadardır, fazlası zarar ve ziyandır).”

Ey insan nev’i, sizin için (uykunuzu da bir dinlenme kıldık.) Geceleri rahatlar, yorgunluklarınızı giderirsiniz. Bu da dördüncü bir nevi yaratılış eseridir. Gece uykusu; rahat ve istirahati temin için harekete son vermek demektir.

10-Geceyi bir örtü yaptık (üzerinize bir) elbise gibi sardık.”

(Geceyi bir örtü kılmış olduk!) Gece karanlığı bir elbise gibi vücutları örter, kapatır, gündüzün ışığıyla herkese karşı açıkta bulunan birtakım şeyler geceler sayesinde örtülür. Elbiseler sayesinde insanların güzellikleri ortaya çıkar, kuvvetleri gelişir, saygınlıkları artar, sıcaktan ve soğuktan korunur, kurtulurlar. Gecelerde de insanlar uyur, azaları istirahate dalar; yorucu düşüncelerden, günün meşakkatinden kurtulup dinlenir. Aynı gecede kalkar, ibadet-taat ve dua eder. Dinlenmesini de, ibadetlerini de gece bir elbise gibi örter. Hem uykuyu, hem uyuyanı, hem de ibadeti Yaratan; kulunu sarar, örter, rahatlatır, hafifletir, sabahına hafiflemiş olarak yeniden yaratır. Bu da beşinci bir nevi yaratılış eseridir.

11-Gündüzü geçim zamanı yaptık.”

Gündüzü insanlara bir geçim vakti yaptık, ki geceden dinlenmiş, hafiflemiş olarak sabah yeniden yaratılan insan tüm nimetlere, tüm sevdiklerine yeniden kavuşuversin. Çalışma alanını artırır. Geçimini temine çalışır. Bu da bir nevi altıncı yaratılış eseridir.

12-Üstünüzde yedi (kat) sağlam (gök) yarattık.”

Ve üzerlerine sağlam sağlam yedi gök bina ettik.

Şimdi sen, bu ayeti okuyan kardeşim! Buna da bir ibret gözüyle bak ki, üzerinde yedi kat gök bina edilmiştir. Yüce kuvvet ve kudretin yarattığı asırlardır bozulmamış bir sağlamlığa ve sanata sahip yedi gök tabakası… Hepsi de mükemmel ve muhteşem duruyor… Düşmüyor, çözülüp ayrılmıyor. Bu da yedinci bir nevi yaratılış eseridir.

13-(Güneş’i) Parıl parıl yanan (ve sizi aydınlatıp ısıtan) bir lamba kıldık.”

O, faydalı bir ışık ve faydalı bir sıcaklık ihtiva edip yaymaktadır. Böylece tabiatın ve canlılığın devamını sağlamaktadır. Bazen batıyı, bazen doğuyu aydınlatıverir. Bu da sekizinci bir nevi yaratılış eseridir.

14-(Üst üste yığılıp) Sıkışan (bulut)lardan 'bardaktan boşanırcasına su' indirip (yağmurları yağdırdık).”

Bulutları sıkıştırıp duran rüzgârlardan, onların vasıtalarıyla veya rüzgârlarıyla sıkıştırılmaya maruz kalan bulutlardan, sizin yaşamınızı devam ettirecek yağmur sularını oluşturduk.

15-Bununla taneler ve bitkiler bitirip-çıkaralım diyedir.”

Sadece içmeniz için değil, o yağmur sularını öyle bolca indirdik ki, onunla taneler, buğday, arpa gibi gıda maddeleri, çimenler, ağaçlar gibi otlar bitirerek istifadenize sunulmuştur.

16- “Ve birbirine sarmaş-dolaş bahçeleri de (yetiştirmişizdir).”       

Yeryüzünde insanların istifadeleri için (sarmaş dolaş bahçeler yetiştirelim diye) o yağmurları öyle bol yağdırdık ki, işte bu yağmurlar da, onların vesilesiyle meydana çıkarılan çeşit çeşit ürünler de İlahi kudretin sonsuzluğuna ve her şeye fazlasıyla kâfi bulunduğuna işaret ve şahitlik eden dokuzuncu bir nevi yaratılış eseridir. Şimdi, artık dış âlemi kaplayan, daima yaratıkların gözlerine çarpıp duran bu kadar eseri, bu derece muazzam, faydalı eserler vücuda getirmiş ve her an getirmekte bulunan bir Yüce Yaratıcı, insanları öldükten sonra yeniden hayata getirmeye, yaşadığı sürece yaptıkları neticesinde onu hak ettiği yere sevk etmeye kâdir değil midir?

17-Şüphesiz o hüküm (fasl-ayrışma) günü, (tarafımızdan) belirlenmiş bir vakittir.”

Şüphe yok ki o ayırt etme günü, tayin edilmiş bir vakittir. İnkârcıların yalan sandıkları kıyamet gününün va’ad edilmiş ve belirlenip kesinleşmiş bir zaman olduğu beyan edilir ve inkârcılar kınanıp, tehdit edilir. O günü inkâr edenlerin, o günde müthiş azaplara uğrayacakları bildirilir. (Şüphe yok ki o ayırt etme günü) İnkârcıların alay yoluyla soruşturdukları kıyamet zamanı ki; o yaratıklar arasındaki muhalif insanların, düşmanlıkların halledileceği bir gündür. İşte o gün Cenab-ı Hakkın takdiriyle, ezeli ilmiyle (tayin edilmiş bir vakittir.) O her halde meydana gelecektir ve onu inkâra mahal yoktur.

18-Sûr’a üfürüleceği gün, artık siz dalga dalga (hesaba ve huzura) geleceksiniz.”

O haşır ve neşir günü ki, İsrafil (A.S) tarafından Sûr’a üfürülür, herkesin ve her şeyin diriltilmesi için ikinci üfürülme vukuu gerçekleşir. (Artık) “Ey insanlar, hepiniz (bölük-bölük) takım takım, cemaatler halinde durdurulursunuz. Dünyadaki yaşantılarınıza, dünyada birlikte oldukları-sevdikleri kişilere göre, çeşitli vaziyetlerde bulunurlar. Samimi mü’minler, güzel birer sima ile haşrolunurlar. İsyan ve kötülük edenler, her fırsatta hakka ve hayra karşı duranlar, hakka ve hayra düşmanlık edenlere günahlarında ortak olanlar, çirkin bir şekilde mahşere sevk edilirler.”

19-O sırada gök açılmış ve kapı kapı olmuş vaziyettedir.”

Kıyamet günü meleklerin inmeleri için gökte açılmış o kadar çok açıklık meydana gelir ki, sanki gök genel görünümünü kaybetmiş, görünümü artık kapı kapı oluvermiştir. Bu melekler, dünyada iken; yeryüzüne, hakkı ve hayrı hâkim kılmak için samimi gayret gösteren mü’minlere yol göstermek, yardımcı olmak, onları müjdelemek için de inmişlerdir.

20-Dağlar yürütülmüş, artık bir serap oluvermiştir.”

Kıyamet günü, dağlar da yürütülmüştür. Bütün sağlamlıklarına rağmen yerlerinde duramamış, su gibi görünen birer hayal olmuştur. Öyle ki, karşıdan bakılacak olsa bir su gibi görünür. Yanına yaklaşılacak olsa bir şey yokmuş gibi, bir serap gibi oluverir. Serap; çölde uzaktan su gibi görünen bir hayaldir ki, ışığın kırılmasından oluşur.

21-Kesinlikle cehennem, (suçluları) gözetleyip beklemektedir.”

Muhakkak ki cehennem, zalimlerin ve kâfirlerin getirilişi gözetilen bir yerdir. Orada bulunan cehennem bekçileri, cehenneme sevk edilecek kimselerin gelmelerini bekleyecektir. Ta ki onların haklarında İlahi azabı tatbik vazifelerini yerine getirsinler.

22-(Orası) Azgınların ve sapkınların varacağı yerdir.”

O cehennem, azgınlar için, Rablerinin hükümlerine, ayetlerine karşı inkârcı, kibirli vaziyet alıp muhalefette bulunan inkârcılar için bir mecburi gidiş ve hapsediliş yeridir.

23-Orada (devirler boyu) süresiz kalıp (azap göreceklerdir).”

İşte bu azgın kimseler (onun içinde) o cehennem ateşinde sonsuz, asırlarca kalıcılardır. Onların azapları asla son bulmayacaktır.

24-Orada ne tadabilecekleri serinlik, ne bir içecek (bulabileceklerdir).     

Aynı azgınlar cehenneme atılınca, cehennem ateşinin tesirini azaltacak bir şey bulup tadamazlar. Hararetler içinde kıvranmalarını, yanıp yakılmalarını durduracak hiçbir şey de bulamazlar.

25-Kaynar sudan ve irinden başka (bir şey verilmeyecektir).          

Orada sadece bütün iç organları yakıp kavuran bir kaynar su ve bir irin içirilir. Onlar, bundan başka bir su bulacak da değillerdir. Hamim; kaynar su, sıcak yağmur demektir. Ğassak; Sedid, yani irin, kanla karışmış ince ve acı su anlamına gelir. Bu su, cehennemin gövdesinden ve azap görenlerin bedeninden çıkıverir.

26-(Dünyada yaptıklarına) Uygun karşılık olarak (böyle hareket edilecektir. Herkesin ve her kesimin amellerine karşılık, işledikleri suçun cinsinden) muvafık (uygun ve denk) bir ceza verilecektir. (“Cezaen vifaka;” -işledikleri kötülük ve nankörlüklere- uygun ve denk –muvafık- bir ceza-karşılık demektir.)”

Bu cehenneme atılacak olanlar; kötü amellerine, kötü yaşantılarına uygun, günahlarına uygun bir ceza olarak cehenneme sürükleneceklerdir ve kendilerine iğne ucu kadar haksızlık edilmeyecektir. Zira ahirette herkesin cezası, dünyadaki halleriyle uygun bir şekildedir. Küfür en büyük isyan ise, cezasının en büyük azap olan cehennem olması İlahi adalettir.

27-Doğrusu onlar, (böyle) hesaba çekileceklerini (hiç) ummuyorlardı.”

Evet, onlar böyle bir cezaya layık olmuşlardır. Şüphesiz onlar, o inkârcılar bu hesabı ummuyor ve beklemiyorlardı. Ahireti yalan saydıkları için, dünyadaki amellerinden dolayı bir hesaba çekileceklerine ihtimal vermiyorlardı.

28-Bizim ayetlerimizi (kısmen veya tamamen) yalanlayabildikleri kadar (pervasızca) yalanlıyorlardı.”

Onlar çok kötü kanaatlere ve inkârcı-isyancı düşüncelere sahip insanlardı. Ayetleri, Allah’ın birliğini, ahiret hayatını işaret eden tüm delilleri ve kanıtları yalanlamış, yok saymışlardı. Kur’an-ı Kerim’in beyanlarına inanmıyor, türlü isyan işliyorlardı. Ve tüm bunlardan mesul olacaklarını düşünmüyorlardı.

29-Oysa Biz, her şeyi bir kitapta yazıp saymışızdır.”

Oysa onların tüm hareketlerini, sessizliklerini ve kalplerinden geçirdiklerini Allah bilmekteydi. Tüm olaylarını, tüm arzu ve isteklerini, düşüncelerini (gizli ama sürekli çekim yapan kamera kayıtları gibi) bir kitapta topladı, muhafaza etti, Hafaza meleklerine kaydettirdi.

30-(Kâfirlere denilecek ki) Şimdi tadın (bakalım). Size artık azaptan başkasını arttırmayacağız;”

Rableri, o inkârcıların çirkin sözlerinden sonra, haklarındaki tehdidi artırmak için de buyuruyor ki: “Ey kâfirler, dünyadayken bu hesap ve ceza gününü inkâr ve isyana kalkıştığınızdan, İlahi ayetleri yalanlar veya umursamaz olduğunuzdan dolayı, şimdi bu ahiret âleminde ebedi azabı tadın. Siz ancak o kötü inançlarınızdan ve zalim davranışlarınızdan dolayı, böyle cehennemin eksilmeyip daima artan azabı içinde kalmış olacaksınız. İşte küfrünüzün ve zulmünüzün ebedi ve şiddetli sonucu budur!” Bu ayet, dinsizleri ve dini kuralların bir tanesini bile isteyerek yok farz edenleri tehdit içindir.

31-(Ancak) Gerçek şu ki, muttakiler için (ebedi) 'bir kurtuluş ve mutluluk' vardır.”

Takva sahipleri ise uhrevi mükâfatlara ve sonsuz huzura erişeceklerdir. Meydana gelmesi muhakkak olan o günde, yani ahiret âleminde; Hak hâkim olsun diye çalışan, en azından Hakkın hâkim olmasını arzulayan mü’min ve mücahit Müslümanların nasıl ruhani bir saf oluşturacakları haber verilir. “O gün için tedarikli olun!” denilir. İnkârcılar tekrar tehdit edilir. Ahirette nasıl pişman olacakları anlatılır. “Takva sahibi kişilerinse akıbeti çok güzeldir!” denilir.

Evet, muhakkak ki takva sahibi olanlara, küfürden sakınan, haramdan uzaklaşan, Allah’ın azabından korkanlara, sonsuz kurtuluşa ve saadet yurduna ulaşacakları bir kutlu son vardır. Onlar ahirette kurtuluş ve selamete vesile olacak bir makama nail olacaklardır.

32-Nice bahçeler ve üzüm bağları.”

O temiz insanlar için bahçeler ve üzümler vardır. Onlar öyle kurtuluş ve safa içinde yaşayacakları sahalara kavuşacaklardır.

33-Taze olgunlaşmış, (tomurcuklaşmış güller gibi) soylu ve uyumlu (cennet) kızları.”

Veya “Göz alıcı güzellik ve özellikteki (birbirleriyle uyumlu ve huzurlu), genç ve yaşıt (cennet) yavukluları.”

Ve muttaki mücahitler ve temiz mü’minler için, müthiş uyumlu harika eşler vardır.

34-Dopdolu kadehler (ve şerbet bardakları onlar için hazırlanmıştır).”         

Onlar için cennetlerinde, dolu dolu kâseler vardır ki, billurdan yapılmış şeffaf ve harika bardaklardır. O kadehler içinden diledikleri lezzette meşrubatları tadacaklardır.

35-İçinde, ne 'boş ve saçma bir söz' işitirler, ne bir yalan. (Huzur bozucu hiçbir şey olmayacaktır.)”

Onlar orada huzur kaçırıcı ve onur kırıcı hiçbir boş söz söylemez ve dinlemezler. (Bir yalanlama da işitmezler.) Birbirlerini yalanlayıp kötülemezler. Daima uyanık, pek güzel bir akıl ve şuura sahiptirler. İçecekleri ise temiz ve lezzetli sular ve şerbetlerdir. Bu sular; onlar için zararlı, aklı sarsacak özellikte değildir.

36-(Bu) Rabbinden bir karşılık olmak üzere yeterli bir bağış(tır).”

Onlar böyle nimetlere ulaşacaklardır. Bütün bunlar, onlara Rablerinden bir mükâfat ve yeterli bir ihsandır. Allah tarafından bu kişilere verilen bir hediye ve armağandır. Mahiyetiyse, her türlü düşüncenin üzerindedir. Dünya aklıyla bunu tasavvur edebilmemiz mümkün değildir.

37-Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi, Rahman olan (Allah’tır ki mahşerde hiç kimse); O’na hitap etmeye güç yetiremeyecektir.”

Evet, O âlemlerin Rabbi, (göklerin ve yerin ve bunlar arasında olan her şeyin Rabbi)dir! O (Rahman ve Rahim olan) bir kerem sahibi Yüce Yaratıcı Hazretleridir. (Ki O’na hitap etmeye güç yetiremeyeceklerdir!) Semalardaki ve yerlerdeki mahlûkattan hiçbiri, O Yüce Yaratıcının müsaadesi olmadıkça, O Ezeli Ma’bud ile konuşmaya, O’na hitap etmeye, O’ndan bir şey istemeye, şefaatte bulunmaya salahiyetli değildir. O’nun azamet ve yüceliğine, genel hâkimiyetine karşı tüm mahlûkatın tam bir teslimiyette bulunmaları gerekir.

38-O gün Ruh ve melekler sıra sıra (huzura) duruvereceklerdir. Rahman’ın izin verdikleri dışında hiç kimse (tek kelime) konuşamaz. İzin verilen de (ancak) doğruyu söyleyecektir.”

O gün ruhlar ve melekler saf saf ayakta durur, saygılı bir hâl alırlar. Kendisine Allah’ın izin vermediği dışında kimse konuşamaz. Bir şey istemeye, başka birisi için şefaatte bulunmaya cüret edemezler. Ve kendisine Allah tarafından konuşması için izin verilen kimse de, yalnızca doğruyu söyler. Bu izin verilen kimsenin doğru sözlü birisi olmasından dolayıdır ki, böyle bir izne nail olmuştur.

39-İşte bu, (gelmesi) Hakk (ve muhakkak olan) gündür. Şu halde dileyen Rabbine bir dönüş yolu edinsin (ve kurtuluş isteyen Kur’an-ı Kerim’e yönelsin).”

İşte bu kıyamet zamanı (o hak olan gündür.) O sabit, meydana geleceği muhakkak olan ve kararlaştırılan bir mahkeme ve muhasebe gününden ibarettir. (Artık kim isterse, Rabbine sığınacak bir yol edinsin) Yani; salih amellerde bulunarak o sayede Cenab-ı Hakka manen yaklaşmaya, O’nun sevabına, lütuf ve ihsanına erişmeye liyakat kesbetsin…

40-Gerçekten Biz sizi (çok uzak sanıp yanıldığınız, aslında gelmesi) yakın bir azap ile uyarıverdik. Her kişinin kendi ellerinin önceden takdim ettiklerine (işledikleri amellerine) bakacağı gün, kâfir olan(lar şaşkın ve perişan bir vaziyette: İnsan yaratılıp da imtihanı kaybederek bu azaba uğratılacağıma) ‘Ah, keşke ben (dünyada bir avuç) toprak oluverseydim!’ (Veya şimdi de yok olup gitseydim!) diyecek (ama son pişmanlık para etmeyecektir).”

Rabbimiz, biz kullarını uyandırmaya davet için lütfedip şöyle buyuruyor; (Şüphe yok ki Biz) Kudret ve azamet sahibi olan Yüce Zatımız olarak, ey insanlar! Sizleri (yakın) bir azap ile korkutmuş olduk. Kâinatın yaratıldığı gibi yıkılışının da vuku bulacağını ve herkesin hesaba çağırılacağını duyurduk ve yakın olan kıyamet azabı ile tehdit etmiş bulunduk. Zaten “her gelecek olan şey, yakın mesabesinde” bulunmaktadır. Artık aklı ve inancı olanlar o gün için hazırlanmalıdır! (O gün ki; herkes iki elinin) Daha dünyadayken (ne takdim etmiş olduğuna,) nasıl işlerle meşgul olduğuna (bakmalıdır). Dünyadayken hayır mı yapmış, yoksa şerle mi uğraşmış? olduğu dikkate alınacaktır. Herkes yaptığı işlere göre mükâfatını veya cezasını bulacaktır. (Kâfirler de) Herhangi bir dinsiz de uğradığı şiddetli azaplardan dolayı heyecanlarını, üzüntülerini gösterecek; “(ah ben keşke) ahirette veya daha dünyadayken (bir toprak olaydım) mükellef olmayan bir taş, bir ağaç, bir hayvan olsaydım da şimdi bu azaplara maruz kalmayaydım” diye derin pişmanlıklar duyacaktır. Tabi boş yere pişmanlık duyacak, bu pişmanlıkların hiçbir faydası olmayacaktır. Akıl sahibi her insan için lazımdır ki, dünyadayken hayatını keyfine ve kafasına göre değil, Kur’an’a ve Resulüllah’a göre tanzim etsin, üzerine düşen kulluk vazifesini dikkatle yerine getirsin. Yapmış olduğu kusurlardan dolayı pişmanlık duyarak tövbe-istiğfarda bulunsun. Takva, (ibadet ve itaat) yolunu tutsun, çalışarak muttaki kullara va’ad edilen haklara kendisi de aday olsun. Kerim ve Rahim olan Yaratıcımızdan tüm bu müjdelere kavuşmamız ve tehditlerden uzak kalmamız niyazındayız. Haydi, “Bismillah” deyip “Estağfirullah” çekip yeniden gayrete ve istikamete sarılın. Başlamak sizden, başarı Allah’tandır!” buyurdular. O esnada uyandım.

      

Te’vili:

 

Salih ve sadık rüyalara mübarek ve muhteşem bir örnektir. Hem hazırlamaya muvaffak kılındığımız Yüce Meali Kerim’in uygunluğunu ve doğruluğunu tasdik ve tebrik edici bir müjdedir. Hem Milli Çözüm’ün en haklı ve hayırlı bir hizmet ve istikamet üzerinde olduğunun göstergesidir. Hatta Nebe Suresi: 33. Ayete verilen önceki ve yeni manaların ikisinin de doğruluğuna işarettir. Nebe Sure-i Celilesinin böylesine net ve etkili tefsiri bir mucizedir. Bu denli ilmi ve uzun gerçeklerin öğretildiği rüyanın aynen hatırlanıp yazılması da ayrı bir keramettir. Lütfen fert, aile ve sohbet ortamlarında dikkatle okuyup istifade edelim. Aziz Erbakan Hocamız gibi cihat ve takva ehli bir Zatın aktarımıyla, doğrudan Kur’an-ı Azimüşşan’a dayalı bu ilmi ve İslami gerçeklerin kıymetini takdir etmemek nasipsizlik alâmetidir, Allah muhafaza eylesin. Amin… Selam ve dualarımla.

 

 


Bu makaleyi sesli olarak dinleyebilirsiniz:


Bu yazarin diger makaleleri

HASRET ŞARKISI
Şol cenneti Ala’ya, girseydi yetim ruhum Tecelli ikliminde, cemalini arardım!.. Mutluluğum lütfundur,...
Devami
KINAMANIZA ALDIRMAM! (ŞİİR)
  KINAMANIZA ALDIRMAM!        Sevdalandım diye, kınayan gafil O Dilbere gönül, vermese miydim… Bizi...
Devami
GAFİL, NE BİLSİN
Tarlaya tohum ekmeyen Toprağa fidan dikmeyen Meyvenin kahrın çekmeyen Dalın kıymetin ne bilsin…   Helal...
Devami
BEN NEYE GELDİM? (ŞİİR)
  BEN NEYE GELDİM?      Net bilgi kaynağım, Kur’an’ı Hekim Hikmet mesajını, duymaya...
Devami
HER GÜN OKUNUR!
Her şey Senin eserin, hepsi kusursuz Varlıklarda vahdetin, mührün okunur! Hem, Rahmetin...
Devami
ÖZLEM!
Rehberi ilim, Kur’an Asıl hedefi insan Bir dava güdüyorum!   Her yerde barış olan Hayırda...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 276

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR