ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün933
mod_vvisit_counterDün3040
mod_vvisit_counterBu Hafta9125
mod_vvisit_counterGeçen hafta20243
mod_vvisit_counterBu Ay113755
mod_vvisit_counterGeçen Ay118886
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar18330742

IP'niz: 3.227.235.216
Bugün: 23 Eyl 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12769519

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

Taliban’a Farklı Bir Bakış: ŞEYTAN HER TAŞIN ALTINDAYDI VE Siyonist Yahudiler, İnsan Suretli Şeytanlardı!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 68
ZayıfMükemmel 

 

Taliban’a Farklı Bir Bakış:

ŞEYTAN HER TAŞIN ALTINDAYDI

VE

Siyonist Yahudiler, İnsan Suretli Şeytanlardı!

      

Erbakan Hocamız:

“Bize; ‘Siz her taşın altında bir Yahudi arıyorsunuz?’ diyorlar. Hayır, biz her taşın altında bir Yahudi aramıyoruz; ama her baktığımız şüpheli ve şaibeli taşın altından bir Siyonist Yahudi çıktığını görüyoruz!” buyurarak, bir TV programında şu çarpıcı bilgileri aktarmışlardı:

Siyonistler Dünyayı Nasıl Sömürüyorlardı?

“Diyelim ki; siz şimdi Kayseri’den Hacca gitmek istiyorsunuz. “Efendim ben Müslümanım, param vatanıma, Müslümana gitsin. Türk uçağı ile Hacca gideceğim” diyorsunuz. Türk uçağına biniyorsunuz: “Ne güzel, uçak paramı yatırdım, ülkeme, Türkiye’ye paramı verdim, Hacca gidiyorum” diye koltuğunuza oturup uçuyorsunuz. Haberiniz yok ki, o uçağın dünyanın her yerinde serbest hava bölgesinde uçabilmesi için IATA üyesi olması lazım. IATA, Siyonist Rockefeller’in kurduğu bir sömürü çarkıdır. Bilet parasının %9'unu vermeden de buraya üye olamazsın. Yani önce Yahudi'ye %9'unu vereceksin, ondan sonra uçağa bineceksin. Yoksa binemezsin. “Efendim, ben Yahudi'ye para vermek istemiyorum, uçakla gitmeyeyim, gemiyle gideyim” diyerek gemi ile Hacca gitmeye kalkışsan, bu sefer de açık denizlerde gemilerin yürümesi için Loyd’un müsaadesini alması lazım. Loyd da diğer bir Yahudi’nin soygun tezgâhıdır. Yine %9’unu vereceksin. 

“Efendim, ben Suudi Arabistan'a para göndereceğim!” Gönderemezsin, çünkü bu Siyonizm’in dünyasıdır. Paranı önce bir Siyonist bankaya vereceksin, o banka oradaki şubesine emir verecek. Sonra o parayı ödeyecek ve bundan da %1’ini kendisi kapıp alacak. 

Ben Müslüman ülke Pakistan'dan mal alacağım. Onun için akreditife açmam lazım, ama açamam. Bu dünya Yahudi’nin dünyasıdır. Yahudi'nin Bankası araya girecek, %5’ini alacak ki sen ticaretini yapasın!..

Sözü uzatacak değilim. Şimdi ben sizin yüzünüze bakıyorum, yüzünüzün derisini görüyorum. Bu deriyi kaldırırsam altından ne çıkar? Adale çıkar, sinir çıkar, kemik çıkar, damar çıkar… Şimdi ben size 200 tane ülkeyi ihtiva eden bir dünya haritasını duvara asılı tutsam... 200 tane boyalı, bayraklı olan ülkelerin bayrak sayfasını kaldırsam, yüzünüzün derisini kaldırdığım gibi. Bak size bu Siyonist dünyanın anatomisini anlatıyorum. O gördüğün boyaları kaldırdığın zaman bir de göreceksin ki, bu nasıl bir dünyaymış yahu! Nerede para varsa Yahudi'nin havuzu, pompası, süzgeci, emme borusu; oradan parayı emiyor, çalışıyor, sömürüyor!.. Mal alırsın, %5 vereceksin. Para gönderirsin, %1 vereceksin. Bir yerden bir yere gideceksin, %9 vereceksin. Fırına gidip ekmek alacaksın; yarısını dolaylı biçimde Yahudi’ye vermek zorundasın. Sen fırından girip ekmeği alırken, yuvarlak hesap olsun diye ekmek 300 lira diyelim. 300 lirayı verdin, ekmeği aldın geldin, peynirle beraber yedin. Peynir-ekmekten başka bir şey alacak halin kalmamış zaten. Yedin, oturuyorsun şimdi. “Ne yapayım, ekmek 300 lira idi, aldım, oturdum, yedim; hayat böyle pahalı” diyorsun, dövünüp duruyorsun. Hiç düşündün mü, o 300 lira nereden teşekkül ediyor? Bunun kitabı var bizde, kuruşu kuruşuna. O ekmek tarladan fırına gelinceye kadar; traktör faizli parayla alınmış, traktörün bonosu masrafa yazılmış. Bütün bunlar ekmeğin parasını verirken size ödetiliyor. Fırın faizle çalıştırılıyor, size ödetiliyor. 300 liranın 100 lirası faizdir, bu Siyonizm’e gider. Geriye kalan 200 liranın 100 lirası haksız vergidir. Devlet alır. O da almış olduğu bu verginin yarısını götürüp Siyonizm’e verir. Böylece ekmeğin asıl bedeli 150 lira olması lazım gelirken, 300 lira ödüyorsunuz. Her ekmek alırken 150 lira Siyonizm’e vermeye mecbursunuz, mahkûmsunuz... Dünyada ortalama bir senede 75 trilyon dolarlık alışveriş yapılıyor. İnsanlar, Siyonizm’e 37 buçuk trilyon dolar para ödüyorlar. Nasıl bir zulüm ve sömürü dünyasındasınız anlatabiliyor muyum? Şimdi işte bu dünyayı bu şekilde kontrolü altına almış olan Siyonizm, “Bunlar yetmez, hepten benim kölem olacaksınız!” diyor. “Cenab-ı Hakkın asıl ve has kulları biziz. Büyük İsrail’i kuracağız. Dünyaya hâkim olacağız, bizim Mesih’imiz gelecek, Dünya hâkimiyetimizi perçinleyecek! Ve böylece ebedi olarak dünya hâkimiyeti gayesine ulaşmış olacağız” diye inanıyor. İşte bu maksat için şimdi 20. Haçlı Seferini yürütüyor, Türkiye’yi bitirmek istiyor… Ama yürütürken önüne en büyük mani olarak Refah Partisi çıkıyor... Bu nedenle onu karalamak, yıpratmak ve kapatmak için bahaneler arıyor. Peki, Refah Partisi nasıl halledilecek? Bak, şurada bir piramit görüyorsunuz. Bu, Yahudi'nin mührüdür. Bu piramidi Rockefeller’in 30 sene basın müşavirliğini yapmış olan Gary Allen, işte bu kitapta anlatıyor. Bu piramidin ne manaya geldiğini kitabında açıklıyor. Ben de bunu şuradan, büyük olarak gösteriyorum ki, seyircilerimiz bunu rahat bir şekilde görebilsinler. 

Ne piramidiymiş bu? Dünyanın nasıl idare edildiğini gösteriyor. Bak, bu doların üzerindeki piramit. Bu piramit 13 katlı bir piramittir. Bu piramit neden 13 katlı? Çünkü Yahudilerce 13 mukaddestir. 13’üncü Havariyun İsa Aleyhisselama ihanet ettiği için Hristiyanlarca makbul değildir ama ilk ihanettir diye Yahudilerce makbuldür. Onun için Yahudiler teşkilatlarını 13 kademe yapmışlar. İşte dünyayı idare eden teşkilat budur. Bu teşkilat, 13 kademe, 3 bölümdür. 

Birincisi; en alttaki aleni kuruluşlardır. Rotary kulüpleri, Lions gibi kuruluşlardır. Bunlara sorarsanız: “Biz hayır kuruluşuyuz, burs veririz, orman yaparız” derler.  Aslında teşkilattaki asıl vazifeleri nedir? ‘Acemi Erat Muayene İstasyonu’dur. Siz şimdi Malatya'da biraz büyük bir tüccar haline geldiğiniz zaman, birisi kolunuza girer. “Siz kredi istiyorsunuz ya, sizin kredinize kolaylık sağlarız” derler. Kredinizi alır ve size verirler. “Sen kimsin yahu?” “Ben falanca Rotary Kulübü'nün üyesiyim. Biz herkese iyilik yaparız, sana da iyilik yapıyoruz” derler. “Aman yahu sen ne iyi bir insansın, seninle dost olalım” dersin ve dost olursun. Sonra, “Biz her hafta Malatya'nın en büyük otelinde yemek yeriz. Yemeğe sen de buyur” derler. Giderseniz, konuşmaları dinlersiniz. “Bunlar ne iyi insanlar yahu” dersiniz. Öteki hafta derler ki: “Bu sefer siz konuşacaksınız!” Siz konuşurken masanın öbür tarafında anaç Siyonistler sizi dikkatle süzerler. “Biz bu adamı Siyonizm’e hizmet ettirebilir miyiz?” diye izlerler. Kendilerine hizmet ettirmeye kanaat getirdiler mi siz bu kulüplerden Mason Localarına terfi edersiniz. Mason Locaları ise ucu gözüken altı gözükmeyen kuruluşlardır. Bunlar 5 kademedir. Bunun da üzerinde asıl yönetim kademesi vardır. Mason Locaları ucu gözüküp altı gözükmediği halde en üstteki yönetici olan 4’üncü kademe ise, hiç gözükmeyen kademedir. Kimdir bunlar? 300’ler kulübüdür, dünyanın en zengin 300 tane Siyonist’i toplanıyorlar. Bunlar her gün şifreli internetle konferans yapıyorlar. Dünyadaki savaş ve isyan gibi önemli kararları onlar veriyorlar. Pakistan’da yeniden seçim yapalım mı, yapmayalım mı? Kararı onlar alıyorlar. Kim bunlar? 300’ler kulübü. Başkanları Rockefeller. İngiltere’deki temsilcisi Rocthschild, Fransa’daki onun teyzesinin oğlu Rocthschild, İtalya’da (Giovanni) Agnelli, Japonya’da Mitsubishi; böylece 300 tane adam, Gizli Dünya Devletini yönetiyorlar. Think-Tank müesseseleri var, günlük, haftalık ve aylık raporları alıyorlar, aralarında konuşuyorlar, kararlaştırıyorlar. Zavallı gafil ve cahil insanlar ise, kendileri demokratik ve özgür seçimleriyle Dindar ve kahraman yöneticilerini seçtiklerini ve ülkelerini bunların idare ettiklerini sanıyorlar!?[1]

Afganistan’daki olaylar ve Taliban’ın tutarsız ve acımasız tavrı hem vicdanlarımızı yaralamakta, hem kafalarımızı karıştırmaktaydı… Bir yandan içkiyi yasaklarken, diğer yandan içkiden bin beter uyuşturucu ekiminin ve ticaretinin serbest bırakılması… Bir yanda şefkat ve merhamet dini İslam öne çıkarılırken, diğer tarafta rastgele, basit ve fasit gerekçelerle insanların hatta Müslümanların katline fetvalar çıkarılması… Bir yanda temel insan haklarından dem vurulurken, öte yanda 10-11 yaşlarındaki kız çocuklarının evlenmeye zorlanmaları… Bu Taliban hareketinin perde gerisinde bir Siyonist parmağı var mıydı? sorusunu akıllara taşımaktaydı.

Çünkü bir Müslümanın, sadece klasik medrese ve mezhep taassubuyla ve çok koyu şekilci ve taklitçi Din anlayışıyla bu denli bağnaz ve barbar davranmaları… Tüm insanları, hatta Müslümanları, İslam şeriatinden bu denli ürkütüp korkutmaları ve soğutmaları, sadece saplantıların değil, daha derin sapkınlıkların bir sonucu olmalıydı!? Ve bu arada, hayret, İbrani çağrışımlı İbradili Mevlüt Çavuşoğlu’nun: “Taliban’ın verdiği mesajlar çok olumludur!” açıklamaları üzerinde de durmak lazımdı!?

Güçleri yettiği herkese, keyiflerinin istemediği her kesime, her türlü dehşet ve vahşeti reva gören… “İslam; Yüce Halık’a ta’zim ve hürmetten, tüm mahlûkata ise şefkat ve merhametten ibarettir” gerçeğini tersine çeviren bu kaba saba yaklaşımın, İslam’ın değil inkârcıların ve Din düşmanlarının işine yaradığı… Ve zaten işte bu amaçla arka çıkıp kışkırttıkları açıktı.

Peki bu Taliban Tahribatının Perde Arkasında da Bir Siyonist Parmağı Var mıydı?

Yahudi Kökenli Peştun ve Taliban Nazariyeleri Ne Maksatlıydı!

Taliban'ın etnik kökeni olan Peştunların, İsrail’in kayıp 10 kabilesinden biri olduğu iddiaları gündeme getirilmişti. Hayret, İsrail hükümeti de bunu doğrulama gayretindeydi. İsrail Dışişleri Bakanlığı da (2011 yılından itibaren) Taliban üyelerinin büyük çoğunluğunu oluşturan Peştun’ların, Yahudilerle atalarının aynı olduğunu ispatlama peşindeydi! Bugüne kadar Yahudiler ve Peştunlar arasındaki bağlantı sadece akademik çevrelerde konu edilmişti. Ancak sonrasında Mumbai'den Hintli bir araştırmacı olan Şahnaz Ali, iki topluluktan aldığı DNA örnekleri ile bu teoriyi test etmek için İsrail'den hibe almış, hatta kendisine Hayfa Technion Enstitüsü'nde çalışma izni verilmişti. Ayrıca kendisi de bir Peştun olan, Lucknow Üniversitesi'nden Dr. Navras Afreedi de atalarının Efraim kabilesinden Yahudiler olduğuna inanan ve yıllardır bu bağlantıyı inceleyen isimlerden birisiydi... Araştırmalarının "bilimsel analiz" olarak ele alınmasından mutlu olduğunu söyleyen Afreedi, böyle bir çabanın olumlu sonuçları olacağını ve "Müslümanlar ve Yahudiler arasındaki düşmanlığın ortadan kalkmasına" neden olacağını söylemişti.[2]

Asya’nın kalbinde yeni kriz odacıkları: Peştun Yahudileri!?

Taliban’ın etnik kökeni olarak bilinen Peştunların İsrail’in kayıp 10 kabilesinden biri olduğu iddialarına Tel Aviv merkezli yayın yapan İsrail haber kanalları ve gazetelerinde de yer verilmişti. Hindistan, Afganistan-Pakistan’da sayıca çok olan Peştunların en büyük Müslüman topluluk olarak bilinmesine rağmen, Tevrat’ta ve İncil’de İsrail topraklarından sürülen Efraim kabilesinin soyundan olduğu iddiaları, İsrailli bilim adamlarının da ilgi odağı haline gelmişti. En büyük iddia ise, 1973’te Afgan Kralı Zahir Şah’ın ailesinin Hz. Yusuf’un kardeşi Bünyamin’in soyundan geldiğinin belirtilmesiydi. Diğer yandan Dünya’nın dört bir yanına dağılmış Yahudilerin Orta Asya için Peştunları, kayıp 10 kabilenin içerisinde görmesi; olayı hem siyaseten hem de kültürel incelemeler yönünden ilginç ve önemli hale getirmişti. Özellikle Doğu Balkanlar, Rusya, ABD, Etiyopya, Nijerya olmak üzere birçok farklı alana dağılmış Yahudilerin birbirlerini bulma merakı da Tevrat’ta emredildiği gibi devam etmekteydi. İsrail’in bu kayıp kabilelerin akıbeti konusunda Tevrat 12.11’i esas aldığı bilinen bir gerçekti. 12. Ayette geçenler Eş’iya’ya dayandırıldığı gibi; ‘Bayrak havaya kaldırılır, İsrail’in dağılanları ve sürgün edilen Yahudiler yeryüzünün dört tarafından bir araya getirilir.’ sözü çoğu zaman İsrail’in dünyanın her yerinden olan soydaşlarına ulaşma emaresi olarak da görülmekteydi.

Peki, Peştunlar gerçekten İsrailoğullarının kayıp kabilesinden biri olabilir miydi?

Afganistan’da Hristiyan geçmişi bulunmamasına rağmen, Meymene, Kabil, Herat, Belh gibi yerlerde son yüzyılda Yahudi azınlığı yaşadığı iddia edilmekteydi. Herald Tribune’nin 4 Kasım 1969 tarihli yazısında, dünyadaki Yahudi azınlığına dair ilgi çekici bilgiler vermesi, Asya’da bulunan azınlığa da burada değinilmesi; kültürel, folklorik, müzik ve mutfak kültürü bakımından benzer özellikler gösterilmesi, İsrail’in kuruluşu sonrasında dikkat çeken notlar arasında değerlendirilmişti. Diğer yandan Afganistan’daki çeşitli aşiret/kabilelerden oluşan lider yapısının siyasete yön verme çabası, her kabilenin siyasi konjonktür içerisinde var olması ve kısmen Yahudilere göre her kabilenin ayrı peygambere geçmişini dayandırması bunun altında yatan etkili nedenler arasında gösterilmekteydi.

Her bir Peştun kabilesinin kendilerini bir Ben-i İsrailoğulları peygamberleriyle zikretmesi, bunlar adına efsaneler oluşturulması da yine araştırmacılara göre bu Yahudi grup arasında dolaşan hikayelerdendi. İsrail Dışişleri Bakanlığı kayıtlarında da olan ‘Kaybolmuş Kabileler’ başlıklı arşiv kayıtlarına göre, bu kabilelerin zaman içerisinde çeşitli yerlerde İslam’ı kabul ettiği ve “Peştun” isminin aslında yapay bir isim olarak geçtiği belirtilmekteydi. Haham Elyahu Ebuyehayil’in Yedioth Ahronoth gazetesine bu konuda verdiği demeç ise bir hayli ilginçti. Bu Haham’ın: “Yahudilerin kanının ve mirasının Taliban’ın damarlarında gezdiğini ileri” sürmesi, Peştun yerine gerçek ismin ‘Rabin’ olduğunu söylemesi, ayrıca İsrail TV ve gazetelerinde bunlara yer verilmesi dikkat çekiciydi. Yine, İsrail Dışişleri Bakanlığı bünyesinde Peştun kökenli Hintli araştırmacı Şehnaz Ali de: “Peştunlar-Yahudiler arasındaki bu organik bağların tarihsel gerçeği yansıttığını, eğer iddialar doğruysa bu olayın Müslüman-Yahudi kardeşliğine katkı sağlayacağını” belirtmişti.[3]

Özetle;

İsrailli araştırmacılar, Peştunların kayıp 10 İsrail kabilesinden birisi oldukları ve İslam’ı kabul etmeye zorlandıkları olasılığı üzerinde duruyordu. Fakat; Yahudi kutsal metinlerinde yer alan 10 kayıp İsrail kabilesi efsanesinin gerçek olduğuna dair bir kanıt bulunmuyordu, ancak bu konudaki araştırmalar hâlâ sürüyordu. Bulgulara göre, Yahudiler Afganistan’a MÖ 7 ve 8. yüzyılda ilk Yahudi sürgünü sırasında yerleşmiştiler. 10 İsrail kabilesinin kayboldukları ileri sürülen tarih de metinlerde MÖ 722 olarak belirtiliyordu. Afganistan’da bu yüzyılın başında sayıları 40 bini bulan Yahudiler zaman içinde ve İsrail’in kurulmasıyla tamamen Orta Asya ve Filistin’e göç ediyordu. Bugün Afganistan’da sadece 5-10 Yahudi bulunuyordu. İsrail’de ise hâlâ 10 bin Afgan kökenli Yahudi yaşıyordu. Araştırmacı ve “10 Kayıp Kabile” isimli kitabın yazarı İsrailli Haham Eliyahu Avihail, Peştunların isim ve geleneklerinin Yahudilerinki ile büyük benzerlik gösterdiğini söylüyordu. İsrail’e büyük düşmanlık besleyen Taliban yönetiminin Yahudi kökenli olabileceği olasılığının hoş olmadığını belirten Avihail, fakat ne yapabiliriz? diye soruyordu!..

Evet, Erbakan Hoca’yı kontrol altında tutmak için partisine dindar Müslüman görünümlü Pakradunileri (Yahudi asıllı Ermeni dönmeleri) yerleştiren Siyonist Yahudilerin, herhalde Taliban’ın içerisine de kendi adamlarını sızdırmaları olasılığını göz ardı etmemek gerekiyordu.

Abdulgani Birader’in Derin İrtibatları!

Afganistan'da kesin bir zafer kazanan Taliban, ülkenin adını Afganistan İslam Emirliği şeklinde değiştirmeye hazırlanmaktaydı. Eşref Gani yönetimi sonrası ülkenin yeni lideri ise çok büyük bir ihtimalle Taliban lideri Abdulgani Birader olacaktı. Peştun kökenli Abdulgani Birader 1968'de Uruzgan'da doğmuşlardı. Afganistan'ın eski Devlet Başkanı Hamid Karzai ile aynı aşirete mensuplardı. [HAMİD KARZAİ: Afganistan'ın en uzun süre hizmet eden Cumhurbaşkanı Hamid Karzai bu göreve 2001 yılında ABD'liler tarafından taşınmıştı. 2014 yılında görevini bırakırken hükümetleri kimileri tarafından rüşvetçilik ile suçlanmıştı.] 80'lerde Sovyetler'e karşı Afgan mücahitlerle birlikte savaştı. 1992 yılında Rusya'nın bölgeden tamamıyla çekilmesinin ardından Abdulgani, kayınbiraderi Muhammed Ömer'le birlikte Kandahar'da bir medrese kurmuşlardı. O dönem Pakistan gizli servisi ISI'nin desteklediği Taliban, bir dizi savaş sonrası 1996'da iktidara ulaşmışlardı. Molla Ömer kritik kararlar alırken ona akıl veren yegâne yardımcısı Abdulgani Birader olmaktaydı.

ABD işgaliyle Taliban'ın yönetimden uzaklaştırıldığı 2001 yılında Birader, Savunma Bakan Yardımcısıydı. İşgalle birlikte Birader için sürgün yılları da başladı. ABD istihbaratının, 'Pakistan karşıtı Taliban üyesi' olarak kodladığı Birader, işgal yıllarında Kabil yönetimiyle diyalog halinde kalmaya çalıştı. George W. Bush dönemi sonrası Barack Obama yönetimi Birader'in askeri dehasından ve Afganistan'daki derin bağlantılarından endişe ettiği için onu CIA takibine almışlardı. 

CIA tarafından 2010 yılında Karaçi'ye dek adım adım izlenen Birader, ABD talimatıyla Pakistan güvenlik güçleri tarafından Karaçi'de yakalanarak tutuklanmıştı. Birader 8 yıl boyunca Pakistan hapishanelerinde tutuldu. Takvimler 2018'i gösterdiğinde Beyaz Saray'da Donald Trump yönetimi vardı. Birader'e yönelik tavır değişikliğine giden Washington yönetimi, Trump'ın Afganistan'daki elçisi Zalmay Halilzad'ın da önerisiyle 2018 yılının sonbaharında ABD ile barış görüşmelerini başlatma şartıyla Pakistan'da serbest bırakıldı. Molla Birader, sonraki süreçte hem Afgan hükümeti hem de ABD ile müzakereleri yöneten kişi konumundaydı. Taliban'ın barış müzakerelerini yürüten ekibin başındaki isim Molla Abdulgani Birader, dönemin ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ile 21 Kasım 2020'de Katar’ın başkenti Doha’da buluşmuşlardı.

Abdulgani Birader, Şubat 2020'de Katar'ın başkenti Doha'da ABD ile masaya oturmuş ve bir anlaşma imzalamıştı. Yıllarca süren müzakereler neticesinde ABD ile anlaşan Taliban yönetimi, Afgan hükümetine karşı başlattığı operasyonlar neticesinde Afganistan’ın tamamını kontrolü altına almışlardı. Ve kendilerinin bile inanmadıkları bir hızla Kabil’i teslim almalarını ABD’ye borçlulardı!

Taliban, ABD Sayesinde Zafere Ulaşmıştı!?

Taliban'ın Afganistan'da kontrolü ele geçirmesine neden olan en önemli adım, ABD ile Katar'da yaptığı anlaşmaydı. Anlaşmaya göre, Taliban'ın hapiste bulunan 5 bin üyesi serbest kalacak, yaptırımlar kaldırılacak, ABD ve müttefiklerinin 14 ay içinde Afganistan'daki askerlerinin tamamını çekmesi sağlanacaktı. Afgan hükümetiyle Doha'daki müzakereleri devam ettiren Taliban, eş zamanlı şekilde, hazirandan bu yana şiddetli saldırılarla Afganistan'da birçok ilçeye, son bir ayda da vilayet merkezlerine hızla hâkim olmuşlardı. Başkent Kabil çevresini kuşatan Taliban, 15 Ağustos'ta Cumhurbaşkanı Eşref Gani'nin ülkeyi terk etmesinin ardından kenti çatışmasız şekilde kontrolüne almışlardı.

ABD ile Taliban arasında 2020'nin Şubatı'nda imzalanan barış anlaşması, Taliban'ın anlaşmaya uyması halinde ABD ve müttefiklerinin 14 ay içinde Afganistan'daki askerlerini tamamen çekmesini ve Afganlılar arasında siyasi görüşmelerin başlatılmasını şart koşmaktaydı. "Afganistan'a Barışı Getirme Anlaşması" adı verilen anlaşma, yaklaşık iki yıl ABD ile Taliban arasındaki görüşmelere ev sahipliği yapan Katar'ın başkenti Doha'daki Sheraton Hotel'de düzenlenen törenle imzalanmıştı. Anlaşmaya, ABD adına ABD’nin Afganistan Özel Temsilcisi Zalmay Halilzad, Taliban adına Siyasi Ofis Başkanı Molla Abdulgani Birader imza atmıştı. Afganistan'daki ABD, müttefikleri ve koalisyon güçlerinin ülkede konuşlu askerlerinin sayısını 135 gün içinde 8 bin 600'e düşüreceğini öngören anlaşmada, "Taliban olarak bilinen ve ABD tarafından tanınmayan Afganistan İslam Emirliği'nin anlaşmada belirtilen taahhütlere uyması halinde ABD, müttefikleri ve koalisyon güçleri askerlerinin tamamını 14 ay içinde ülkeden çekecek." ifadeleri yer almıştı.

Taliban'a yönelik yaptırımlar kaldırılacaktı!

Afganistan içindeki siyasi diyalog görüşmelerinin başlamasıyla ABD’nin bazı Taliban liderlerine uyguladıkları yaptırımlar ve bu liderlerin başlarına koydukları ödülleri 27 Ağustos 2020'ye kadar kaldırma konusunu ele alacağı vurgulanan anlaşmada ABD yönetimi, Taliban liderlerinden Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) yaptırımları uygulanan isimlerin 29 Mayıs 2020'ye kadar yaptırım listesinden çıkarılması için diplomatik girişimlerde bulunacağı teminatını sağlamıştı.

ABD, yeni Afgan İslami hükümetine destek olacaktı!

ABD’nin söz konusu anlaşmayı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde tanınması ve desteklenmesi konusunda girişimlerde bulunacağı belirtilen anlaşmada, "Taliban ve Washington, karşılıklı iyi ilişkiler arayışında olacak ve ABD, Afgan diyaloğu çerçevesinde ortaya çıkacak yeni İslami Afgan hükümetine destek olacak." maddesi yer almıştı. Evet, bakalım Siyonizm’in güdümünde ve ABD desteğinde bir “Afganistan İslam Emirliği” kime yarayacaktı?

Taliban'ın Elindeki 1 Trilyon Dolarlık “LİTYUM”u, Yahudi Şirketler Çalıştıracaktı!

Afganistan’ı bir haftada ele geçiren Taliban ülkenin yer altı kaynaklarının da tek sahibi konumundaydı. Dünyanın en büyük “Lityum” yataklarına sahip olan Afganistan'daki maden yataklarının toplam değerinin 1 trilyon dolar olduğu konuşulmaktaydı. Son 11 yılda yapılan incelemelere göre, demir, bakır ve altın gibi mineral kaynakları ülke geneline dağılmış durumdaydı. Ayrıca Afganistan nadir toprak minerallerine de ev sahipliği yapmaktaydı ve belki de en önemlisi, dünyanın en büyük lityum yataklarından biri burada bulunmaktaydı. Söz konusu maddenin şarj edilebilir pillerde kullanıldığını anımsatan CNN International bu maddeyi 'iklim kriziyle mücadele için hayati önem taşıyan, ancak az bulunan bir bileşen' olarak tanımlamıştı. Zira ülkeler karbon emisyonlarını azaltmak için elektrikli otomobillere ve diğer temiz teknolojilere geçmeye çalıştıkça, lityum ve kobalt gibi metallerin yanı sıra neodimyum gibi nadir toprak elementlerine olan talep artmıştı. İşte bu lityum madenlerinin işletme hakkının ABD’li ve İsrailli Yahudi şirketlere söz verildiği iddiaları, yabancı basında yer almıştı!?

Bir Yandaş Gözüyle: Afganistan’da Neler Olmaktaydı?

“Afganistan konusu bugünden yarına çözülecek bir konu olmaktan çıkıyordu. Orada herkes; ABD, İngiltere, Rusya, Çin, İsrail bulunuyordu. Zaten bunların varlığı çözümsüzlük için yetip de artıyordu. Türkiye, Pakistan, İran da, diğer sınır komşuları da sürece dahil oluyordu. Afganistan dünyanın en çok silahlandırılmış ülkelerinin başında geliyor ve aynı zamanda eroin mafyasının en güçlü olduğu ülkelerin başını çekiyordu!

SSCB 24 Aralık 1979’da Brejnev’in emriyle Afganistan’a giriyordu. 14 Nisan 1988’de, BM’nin öncülüğünde Cenevre Anlaşması ile 15 Mayıs itibarıyla Sovyet güçleri ülkeden çekilmeye başlıyor ve 15 Şubat 1989’da SSCB tamamen geri çekilmiş oluyordu. Tabi arkasında kendine bağlı örgütleri bırakarak ve bunlardan bir kısmını ülkesine taşıyarak gidiyordu. SSCB bu süreçte 14.453 ölü veriyor ve 451 uçak kaybediyordu. O dönemde hem ABD, hem İngiltere, hem Çin ve hem de Hindistan Rusya’ya karşı Afganistan direniş gruplarına destek veriyordu. Çin Halk Kurtuluş Ordusu birlikleri direnişçilere arka çıkıyor ve hatta bazı direniş grupları Çin’de eğitilip donatılıyordu. Çin kendilerine bağlı direniş gruplarına yüzlerce uçaksavar füzesi, roketatar ve makineli tüfek desteği sağlıyordu. Hatırlarsanız, Sovyetler Birliği’nin Afganistan’a müdahalesi, Sovyetler Birliği’nin Afganistan’daki Marksist hükümetin daveti üzerine başlıyordu. KGB, Sovyet yanlısı hükümetin kurulması için ülkede çok önceden yoğun faaliyetler gösteriyordu.

Afganistan’da Sünni gruplar maalesef bir türlü bir araya gelemiyordu. Vehhabilerin devreye girmesi ile zaten işler iyice karışıyordu. Sufi, Şii, Vehhabi ayrışması ile çatışma, etnik ayrışma yanında, aynı zamanda bir mezhep kapışmasına dönüyordu. Sünni gruplar, Cemiyet-i İslami, Şûra-i Nazar, Gulbeddin Hikmetyar, Mektebu’l Hidemat, Halis grubu, İttihad-i İslami, Afganistan İslamî Devrim Hareketi, Afganistan Ulusal Bağımsızlık Cephesi, Afganistan Ulusal İslamî Cephesi gibi teşkilatlar çevresinde toplanıyordu. Şiiler ise başta Afganistan İslami Hareketi, Hizbullah, En-Nasr olmak üzere 8 teşkilattan oluşuyordu. Hatta Çin’in destekledikleri birkaç gruptan oluşuyordu. Din, mezhep, ideoloji ve kabilecilik de bunlarda rol oynuyordu.

1985’te mücahitlerin sayısı 140.000, SSCB’nin asker sayısı 118.000, Afgan askerinin sayısı ise 55.000 civarında kabul ediliyordu. SSCB çekilirken arkasında 14.453 askerini bırakmıştı, 53.753 de yaralı. 311 kayıp vardı. Afgan güçlerinin kaybı 18.000’di, yaralı ve kayıp sayısı bilinmiyordu. Mücahitlerin can kaybı 100.000’e yakındı. Yaralı ve kayıp sayısı bilinmiyordu. Sivil kaybı 700.000 ile 2 milyon arasında tahmin ediliyordu. Bu sayılar can kaybı, yaralı, açlık, hastalık sebebi ile ölüm ya da kayıp insanı ifade ediyordu.

Afganistan 1919’da İngiliz işgalinden kurtuluyor ve Emanullah Han Krallığını ilan ediyordu. Yarım asra yakın bir süre süren Monarşi sonrası, Muhammed Zahir Şah tahttan indiriliyor ve Cumhuriyet ilan ediliyordu. 1978’de 2. bir darbe gerçekleşiyor ve Afganistan, Sovyet modeli sosyalist bir devlet oluyordu. 11 Eylül, ABD işgaline bahane yapılıyordu. 11 Eylül 2001’de ikiz kuleler komplosu hayata geçirildiğinde Pakistan İstihbarat (ISI) şefi General Mahmud Ahmed, ABD’de Kongre ve Temsilciler Meclisi İstihbarat Komitesi üyeleriyle kahvaltı yaparken, CIA Başkanı George Tenet’e; “Taliban lideri Molla Ömer’in güvenilir biri olduğunu” belirtiyor ve Ladin’le ilişkisini kesmesi söylendiğinde bunu yapacağını söylüyordu. Çünkü Usame b. Ladin’in kullanım süresi dolmuştu.

1979’dan sonrası Pakistan’a göçen 2 milyonu aşkın Afgan mülteci bir direniş cephesi oluşturmuşlardı. Dışarıdan gelen yardımlarla Pakistan’da sayıları 13 bini bulan mektep ve medreseler şehit ve gazi çocuklarının eğitim kampına dönüştürülmüş durumdaydı. Tüm dünyadan gelen yardımlar yanında ABD, Suudi, BAE ve Çin’den gelen paralarla milyarca dolarlık ciddi bir fon vardı. Bu rakamın 10 milyar doları bulduğu konuşulmaktaydı. 2000’e gelirken eroin artık ülkede önemli bir gelir kaynağına dönüşmüş durumdaydı. Ve Amerikan işgali, uluslararası bir koalisyonun şemsiyesi altında sürdürülmeye çalışıldı. ABD işgal hareketine askeri olarak 11 ülkeyi katmıştı. 2001’de BM Güvenlik Konseyi kararıyla oluşturulan “Uluslararası Güvenlik Destek Gücü”ne (ISAF) ise 34 ülke katıldı. Aralık 2001’de Bonn Konferansı’nın kararları ışığında 2002’de geleneksel Afgan meclisi toplanıp, Hamid Karzai başkanlığında geçiş hükümetini kurdu. 2006 sonrası operasyon NATO şemsiyesi altına alındı.

"Afyon Türkiye’yi de etkileyen bütün sınır komşuları için tehlikeli bir konu" sayılmaktaydı!

Afganistan’da bugün rüşvet, torpil, her türlü yolsuzluk kol geziyordu. Siyasi dengeler altüst olmuştu ve bürokrasi yoktu. Ekonomi uyuşturucu mafyasının tekelinde bulunuyordu. Eğitim yapılamıyordu. Yasama, yürütme ve yargı şeklen var olsa da, gerçekte yürümüyordu. Daha önce %70’lerde olan dünya afyon üretimindeki Afganistan’ın payının bugün %90’lara ulaştığı biliniyordu. Bir iç savaşı finanse edecek olan kaynak da yine bu afyon olacağa benziyordu. Afyon Türkiye’yi de etkileyen bütün sınır komşuları için tehlikeli bir konuydu.

Önce SSCB, ardından ABD demokrasi getirecekti, olmadı. ABD geri çekilirken ardında kan ve gözyaşı ile boğulmuş bir Afganistan bırakmıştı. 2014’ten beri yönetimde Eşref Gani vardı. Savaş ağalarının ve uyuşturucu mafyalarının tekeli kırılamamıştı. İşgal bile Müslümanları bir araya getirmeye yeterli olmamıştı. Sonuçta şeytanın varlığını bütün fitne ve fesadın bahanesi olarak göstermek kolaycılıktı. Peki biz neden ve nasıl bu şeytani oyunlara kandık, onların bir parçası yapıldık? Afganistan giderek müflis bir devlete dönüşmeye başlamıştı.” diyen Abdurrahman Dilipak sadece tespit yapıp duruyordu. Yani kısmen doğru teşhislerde bulunuyor, ama bir türlü tedavi yolunu göstermiyordu. Oysa Rahmetli Erbakan Hocamızın: 1- İslam Birleşmiş Milletler Teşkilatı. 2- İslam Ortak Pazarı. 3- Ortak İslam Dinarı. 4- İslam Savunma Paktı. 5- İslam Eğitim ve Bilim İşbirliği Kuruluşları oluşturulmadan bu sorunların aşılmasının imkânı yoktu…

Rusya’nın: “Eşref Gani'nin yanına aldığı para helikoptere sığmadı, banknotları pistte bırakarak kaçtı!” iddiası.

“Taliban Kabil'e dayanınca Afganistan'ı terk eden Devlet Başkanı Eşref Gani'nin yanına dört araba dolusu para aldığı, paranın bir kısmının helikoptere sığmadığı için pistte bırakıldığı” iddiası ortaya atılmıştı.

Taliban'ın başkent Kabil'i kuşattığı sırada Afganistan'ı terk eden Devlet Başkanı Eşref Gani'nin nerede olduğu bilinmezken, Rusya'dan çarpıcı bir iddia gündeme taşınmıştı. Buna göre Gani, ülkeden para dolusu dört araba ve helikopterle kaçmıştı; yanına aldığı paralar helikoptere sığmayınca banknotlar pistte bırakılmıştı. Rusya'nın Kabil Büyükelçiliği'nin Sözcüsü Nikita İşçenko, RIA ajansına yaptığı açıklamada: "Rejimin nasıl yıkıldığını en iyi ifade eden şey, Gani'nin Afganistan'dan kaçış biçimi oldu. Para dolu dört araba ile kaçtılar, paranın bir diğer kısmını bir helikoptere doldurmaya çalıştılar ama hepsi sığmadı. Ve paranın bir kısmı pistte bırakıldı" ifadelerini kullanmış ve İşçenko, bu açıklamasını görgü tanıklarına dayandırmıştı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Afganistan Özel Temsilcisi Zamir Kabulov da, kaçan hükümetin geride ne kadar para bıraktığının henüz bilinmediğini vurgulamıştı. Kabulov, "Umarım kaçan hükümet devlet bütçesinden tüm parayı almamıştır" yorumunu yapmıştı.

Eski Cumhurbaşkanı Eşref Gani, Taliban'ın Kabil'in dışında beklediği sıralarda ülkeden ayrılmış, Afgan liderin Tacikistan'a gittiği iddiası ise yalanlanmıştı. Hâlâ nerede olduğu bilinmeyen Gani, gece geç saatlerde yayınladığı video mesajında “Kan dökülmesini engellemek için Afganistan'dan ayrıldığını!” tekrarlamıştı. Kabil hükümetinin müzakere heyetinin önde gelen ismi Abdullah Abdullah gibi çok sayıda kişi Gani'yi Afgan halkına ihanet etmekle suçlamıştı.

Erdoğan hükümetine ve Türkiye'ye yakın iki Afgan lider de kaçmıştı!

Afganistan'da Türkiye'ye yakınlıklarıyla tanınan Taliban karşıtı Ata Muhammed Nur ve Raşid Dostum Mezar-ı Şerif'ten kaçmışlardı. Taliban, Dostum'un şatafatlı sarayının görüntülerini yayınlamıştı.

Taliban'ın Afganistan'da ele geçirdiği ve kilit önem taşıyan kent Mezar-ı Şerif'te çarpıcı bir gelişme yaşanmıştı. Taliban karşıtı cephede Türkiye’ye yakınlıklarıyla tanınan Taciklerin grubu Cemiyet-i İslami’nin lideri Ata Muhammed Nur ve Özbek komutan Raşid Dostum Mezar-ı Şerif'ten kaçmışlardı. Raşid Dostum'un Taliban tarafından görüntülenen şatafatlı sarayı ise sosyal medyada tepkilere yol açmıştı.

Mezar-ı Şerif'i Taliban'a karşı savunan yerel milis güçlerini komuta eden Tacik Ata Nur, kaçma kararının ardından merkezi hükümetin kendilerine bir komplo kurduğunu savunmuşlardı. Nur, kendisinin ve Dostum'un güvende olduğunu belirterek kentin bir 'komplo' yüzünden düştüğünü açıklamıştı. Taliban ise Raşid Dostum'un Mezar-ı Şerif'teki şatafatlı ve lüks sarayının görüntülerini sosyal medyadan paylaşarak dalga geçmeye başlamıştı. Taliban militanlarının, Dostum'un sarayında ellerinde silahlarla altın varaklı koltuklarda bağdaş kurup yemek yerken görüntüleri yayınlanmıştı. Afgan halkının savaş ve yoksulluğa gömülmesine rağmen Dostum'un böylesine şatafatlı bir saraya sahip olması haklı tepkilere yol açmıştı. 

Afganistan'ın en zengin isimlerinden ve Hz. Mevlâna’nın geldiği şehir olan Belh vilayetinin eski valisi olan Ata Nur, geniş çaplı yolsuzluklarla suçlanan bir adamdı. Sovyet işgalinden bu yana Taliban'la savaşan ve aynı zamanda eski Devlet Başkanı Yardımcısı Raşid Dostum ise ülkesine, Taliban'la mücadele amacıyla yaklaşık 10 gün önce Türkiye'den dönüş yapmıştı. Dostum, Afganistan'da çok sayıda insan hakları ihlali ve savaş suçuyla da suçlanan birisi olmaktaydı.

Ama her şeye rağmen ve elbette, dindar, vefakâr, cefakâr, fedakâr ve mağdur kardeşlerimiz olan Afganistan halkına sahip çıkmamız, tarihi ve vicdani sorumluluklarımızı kuşanmamız lazımdır. Afganistan’ı dış güçlerin ve işbirlikçilerinin inisiyatifine bırakmak insafsızlık olacaktır. Taliban’ın da taassup inadından ve katı saplantılarından kurtarılıp gerçek ve örnek İslam’a yanaşmaları sağlanmalıdır. Ve bu neticeyi hazırlayacak güvenilir ve ehil din âlimleri yollanmalıdır. Bunların tam aksine; ABD, İsrail ve AB’nin, Rusya ve Çin’in küresel ve bölgesel hesaplarına taşeronluk cinsinden seviyesiz ve samimiyetsiz yaklaşımlar asla hoş karşılanmayacak ve bağışlanmayacaktır. Afgan halkının öncelikli ve önemli sosyal ve ekonomik sorunlarını daha rahat atlatacakları yardımlar yapılmalıdır. Bu önemli ve öncelikli adımların hemen arkasından Rahmetli Erbakan Hocamızın tarihi ve talihli projelerinin hayata geçirilmesi; ülkemizde, bölgemizde, İslam ve insanlık âleminde huzur ve refahın tek ve gerçek reçetesi olarak önümüzde durmaktadır.

Ve öyle umarız ki; daha önce Afganistan’ı işgal ederek nice zulüm ve katliamlara girişen Moskof Rusya’nın sonunda yenilmesi ve defolup çekilmesi, nasıl Sovyetler Birliği’nin dağılmasına ve Komünizmin iflasına yol açtıysa… Şimdi de kapitalist Amerika’nın, mazlum Müslüman halka yaşattığı binlerce dehşet ve vahşetten sonra, Afganistan’dan çekilip gitmeye mecbur kalması da, inşaallah ABD’nin ve emperyalizmin parçalanmasına sebep olacaktır. Bu da Taliban zihniyetinin bir marifeti değil, mücahit ve müstakim Afganlı mü’minlerin bir zaferi sayılacaktır.

 


  [1] (Bak: Link https://www.youtube.com/watch?v=n8OdeewXMXk Bu ne cesaret, ey Necmettin Erbakan)

  [2] 06.10.2011 / Dünya Bülteni / Haber Merkezi

  [3] 18.03.2013 / https://www.tuicakademi.org/asyanin-kalbinde-yeni-kriz-odaciklari-pestun-yahudileri/

 


Bu yazarin diger makaleleri

ARKADA KARANLIK PATRON, ARENADA KİRALIK PİYON
    "Kişisel" veya "dar çevresel" görünse de, bölgesel hatta küresel sonuçlar...
Devami
Bir Ülke İçin En Önemli Tehdit ve Tehlike ÇOK KOLAY KANDIRILAN YÖNETİCİ KADROLARDIR
Kolay aldatılmak; herkes tarafından ve her keresinde yanlış amaçlar için...
Devami
TÜRKİYE KAOSA SÜRÜKLENİYOR!
  Fener Rum Patrik'i Bartholomeos, ayin için Amerika'ya; hem de...
Devami
İSRAİL VE NATO'NUN TÜRKİYE KORKUSU
  Yahudi kökenli, kendilerine "Bilu" grubu denen fanatik Rus gençlerinin, 1882...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 551

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR