ACABA!?
Refah gerçeği kitabını okurken bir konu kafama takıldı…
Bu arada, dindar kesimi ve özellikle Refah Partisini suçlamak ve sıkıştırmak…
Ve yine ülkemizde milli ve manevi gelişmelerin önünü tıkamaya bir bahane yapmak için tezgahlandığı her haliyle belli olan bu talihsiz Sivas olayları sanıklarının, savunma avukatlığını alan ve cübbesini giyip mahkemeye katılan, ne var ki, milletvekili olduğu için kanunen buna fırsat tanınmayan ve hala MİLLİ GÖRÜŞ KURMAYI sanılan kişi, acaba;
- 1- RP'nin yetkili bir milletvekili olarak hangi güçler tarafından kışkırtılıp kullanıldığı malum Sivas olayı sanıklarının, masum mazlum kısmına, partimizi hedef haline getirmeyecek başka türlü yardım imkanları varken, bizzat kendisinin ve parti kimliği ile savunma avukatlığını üstlenmesinin; Milli Görüş'e yöneltilen iftiralara haklılık kazandıracağını, Hoca'mız ve camiamızı zora sokacağını düşünemeyecek kadar feraset fukarasımıydı?
- 2- Yoksa, ucuz kahramanlık kisvesi altında, zaten bilerek ve isteyerek, davamızın başına dert açmak için mi böyle davranmaktaydı?
- 3- Aynı kişinin 28 Şubat'a gerekçe yapılan Sincan gecesinin sahte kahramanı, ve Belediye Başkanını hem de RP'nin bir Bakanı sıfatıyla ve Medya'ya malzeme oluşturacak şekilde alay-ı vala ile, ziyarete gitmesi de, aynı gafletin mi, yoksa kasıtlı bir hareketin mi, tekrarıydı?
- 4- Ve yine aynı şahsın, İstanbul'da cezaevindeki İBDA-C gibi; Milli Görüş'ü küfür sayan ve her fırsatta kinini kusan… Ve İslam'i cihad perdesi altında fitne yayan ve fesat çıkaran kimselere, hem de partinin resmi amblemli kâğıtlarıyla mektup yazıp sahip çıkması…
Ama ne hikmetse, davasına ve Hocasına bağlı gerçek milli görüşçülerin ve dava erlerinin hiçbir sıkıntısına ilgi duymaması ve yardımcı olmaması şeklindeki şüpheli ve şaibeli davranışlarına; Sürekli hüsnü zanla bakmak ve her kuşkulu hareketini hayra yormak, saflıktan da öte bir tuhaflık alameti sayılmazmıydı?
Evet işte O şahsın, Sivas olayları sanıklarının avukatlığını üstlenmesini ve bunun sebebi hikmetini kendi ağzından aktaralım:
"Türkiye Barolar Birliği ve Ankara Barosu, Sivas olayları sanıklarını savunmayacaklarını açıklamışlardı…
…İşte bu tutum, benim ve meslek haysiyetime dokundu ve milletvekili olduğum halde, kurunun yanında yaşın da yanmaması… Ve hiç kimsenin hak ettiği cezadan (his ve duygularının tesiri altında kalan mahkemelerce) gerekenden daha fazla bir cezaya çarptırılmaması…
Ve özellikle olayın meydana gelmesine sebep olan kişilerin de avukatsız kalmaması için…
Vekaletini aldığım birkaç kişinin savunma avukatı olarak cübbemi giydim ve mahkemenin huzuruna çıktım. Ancak daha ilk celsede, milletvekili olmamdan kaynaklanan kanuni bir engel, beni davadan çekilmek mecburiyetinde bıraktı…" (Bak: Refah Gerçeği / Keşif Yay. / ANKARA / 2001 / Sh.119)
5-Hem bunları göz göre göre yapacaksın… Hem de ardından:
"Bu Medya Milli Görüş'ü karalamak için bana saldırıyor… Ben Sivas olayları sanıklarının avukatlığını yapmadım. Sadece bazılarının vekaletini alıp bir sefer mahkemeye katıldım. Milletvekili olduğum için, buna devam etme imkanı bulamayıp ayrıldım." Diye başkalarını suçlayacaksın..!?
Sorulabilir:
Peki büyük liderler, niye böylelerinin, kendi yanında ve yakınında kalmasına izin veriyorlardı?
Tarihi gerçeklerden ve siyaset bilimcilerden öğrenip çıkardığımız cevaplar şunlardır:
- 1- Sürekli kontrol altında tutmak ve daha büyük tahribatlarına engel olmak için…
- 2- Bazı kabiliyet ve gayretlerinin, Hak'kın ve hayrın hizmetinde kullanılmasını ve onlardan yararlanılmasını sağlamak için…
- 3- Bu tipleri: her inkilap hareketi için, hayati önem taşıyan stratejik kadroların ve çok seçkin sadıkların tespit ve terbiyesinde, bir nevi antrenör olarak çalıştırmak için…
- 4- İlmi ibadetiyle Sahabenin bile birçoğunu etkileyip, ümmetin başına büyük gaileler açan İbni Sebe'nin çağdaş temsilcilerini tanıyacak, tartacak ve gerekli tedbirleri alacak feraset ve fazilet erbabını ortaya çıkarmak için…
BU ADAM ERMİŞ… ÇARPILMADAN GİDELİM!..
Erbakan Hoca, siyaset ve ekonomide ki masonik kuşatmayı kırmak ve kredileri Anadolu'ya kaydırmak isteyip Süleyman Demirel'le yolları ayrılınca, yeni ve milli bir oluşumun alt yapısını hazırlamak üzere, Ankara'da özel olarak kiralanan bir lokantada toplantı yapılıyor.
Erbakan Hoca'nın konuşmaya başlaması ile birlikte, "aynasızlar" denilen iki sivil polis, koltuk altlarında gizlemeye çalıştıkları teyp'lerle, lokantaya giriyor.
Bunları tanıyan birisi, durumu Erbakan hoca'ya hatırlatmak, dikkatli ve tedbirli davranılmasını sağlamak istiyor. Ama bir türlü Hoca'ya yaklaşamıyor.
Tam o esnada Erbakan hoca sözlerini değiştirerek:
"Arkadaşlar, şu anda iki sivil polis kardeşimizde aramıza teşrif ettiler, hoş geldiler. Elbette bu kardeşlerimiz de haksız ve hırsız sermayenin bekçileri değil, bu aziz milletin asil bekçileridir.
Ve bu kardeşlerimiz, koltuk altlarındaki teyp'lerle bizim konuşmalarımızı kaydedip aleyhimizde kullanmak üzere kendilerini gönderenlerinde kime hizmet ettiklerini çok iyi bilmektedirler.
Halbuki bizim hiçbir gizli ve kirli bir niyet ve gayretimizin olması asla söz konusu değildir. Bu toplantılar cennet ülkemize ve ezilen milletimize nasıl hizmet edeceğimizin görüşülmesi içindir.
Ancak, bu polis kardeşlerimiz dikkat etsinler, ceketlerinin altındaki teyp'ler çok eskidir, bozmamaya özen göstersinler!… Çünkü, kendilerini bu işle görevlendiren Sn. Demirel, bozulmaları halinde tamir masraflarını maaşlarından kestirir!" der.
Bunun üzerine sivil polisler, renkleri sapsarı ve mahcup bir vaziyette dışarı çıkar ve biri ötekine;
"Haydi arkadaş, çarpılmadan buradan gidelim ve bu insanları artık tedirgin etmeyelim!
Bu Erbakan vallahi ermiş…
Çünkü, geçenlerde benim Teyp'im, bozulmuştu… Tamir masrafını maaşımdan kestiler…" (Ahmet AKGÜL Hoca'dan dinlemiştik… Ayrıca Bak: Muhterem Başkan / Mehmet Cemal. / Sırdaş Yay. / 1975. İST. Sh. 70-71)
Bugün İstiklal Savaşı Öncesi Şartlarla
AYNI KONUMDAYIZ!…
Atatürk Samsun'a çıktığı günlerde, ülkenin durumunu, meşhur "Nutuk"un ilk konusu olarak, şöyle özetlemektedir:
•· Her tarafta ecnebi zabit ve memurları ve hususi adamları faaliyet yapıyor. (Ülkenin dört bucağında yabancı subaylar ve gizli ajanlar ve onların ayarttıkları yerli adamları halkı kışkırtma ve ülkeyi parçalama gayreti gösteriyor)
- Bundan başka memleketin her tarafında Hrıstiyan unsurlar gizli ve açık olarak, kendi özel amaçları (Anadolu Hrıstiyan Ekümenesini kurmaları) yolunda, devletimizin bir an evvel yıkılması için çalışıyor!..
- İstanbul Fener Rum Patrikhanesinin kurdurduğu Mavri Mira Heyeti bütün vilayetlerde çeteler kuruyor, propaganda yapıyor, mitingler düzenliyor!..
- Ermeni Patriği Zaven Efendi, Mavri Mira ile hemfikir olarak birlikte çalışıyor!..
- Başta Trabzon ve Samsun, bütün Karadeniz sahillerinde Pontus Rum Cemiyeti, kolaylıkla ve başarıyla, maalesef hızla hedefine yaklaşıyor! (Nutuk.C.1.Sh:2)
- Ve yine:
- Kürt Teali Cemiyeti, ayrı bir Kürdistan Devleti kurmak için özellikle Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde ve yabancıların himayesinde fesatlık faaliyetlerini sürdürüyor!
- Bugünkü PKK ve HADEP gibi..
- Devletin en yetkili ve rütbeli kadrolarının da içinde bulunduğu bir grup "İngiliz Muhipler Cemiyetini" kurmuş, İngiliz himayesinde kurtuluş arıyor!..
- Bugünkü AB'ciler gibi…
- Sözde aydın geçinen önemli başka bir elit tabaka, Amerikan Mandacılığına sığınıp, kendilerini ve geleceklerini garantiye almayı düşünüyor.
- Bugünkü NATO'cular ve IMF'ciler gibi…
- Yunanlılar İngilizler desteğinde (ve sabataist dönmelerle gizli iş birliği içinde) İzmir'e asker çıkarıp bütün Ege'yi işgale hazırlanıyor
- Bugün ABD'nin Büyük İsrail hesabına Kıbrıs ve İzmir'i NATO üssü yapmaya çalıştığı gibi…(Nutuk.C.1.Sh:6-7)
- Ama bunlara karşı:
- Merkezi Elaziz ve Erzurum'da bulunan "Doğu Vilayetlerinin Haklarını Koruma Cemiyeti" kurulup hem Ermenilerin Doğu Anadolu'yu işgaline engel olmak hem de tüm ülkenin selametine çalışmak ve farklı kökenden bütün Müslümanların milli ve manevi değerlerini korumak için örgütleniyor! (Bak.Nutuk C.1.Sh:2, 4, 5)
- Ve yine Trakya Paşeli Cemiyeti, Batı Trakya'yı da katıp, bölgede bağımsız bir İslam-Türk varlığını sürdürme ve gerekirse İngiltere ve Fransa'dan bu konuda yardım isteme peşinde koşuyor. (Nutuk.C.1. Sh:3)
Evet, bugün de, durum aynıdır ve ülkemiz dört yandan kuşatılmıştır. Yeni bir Kuvayı Milliye devrimine acilen ihtiyaç vardır.
ACEMİ İTTİHATÇI
Atatürk'e karşı düzenlenen ama önceden haber alınıp etkisiz hale getirilen İzmir suikastına karıştıkları gerekçesiyle, İstiklal Mahkemesi dört eski ittihatçıyı idama mahkum etmişti.
Bunlardan biri de "Teşkilatı Mahsusa"nın Doğu Karadeniz Komutanı ve meşhur reklamcı Nail Keçeli'nin büyükbabası Yenibahçeli Nail'di.
Bir sene önce ağabeyinin düğününde nikah şahitliği yapan Kel Ali (çetinkaya) ve Kılıç Ali (gazeteci Altemur Kılıç'ın babası) , şimdi İstiklal Mahkemesi üyeleri olarak, Yenibahçeli Nail'in idam fermanını vermişlerdi.
Çok güvendiği Avrupa ve Amerika'daki Yahudi dostları da imdadına yetişmemişti!
Yenibahçeli Nail idam sehpasına götürülürken, üzerine çıkması gereken sandalyeye oturuverir. Herkes gibi cellat da şaşkınlık içindedir " Ne yapıyorsun?" diye sorunca, Yenibahçeli Nail gülmeye başlar ve:
"Kusura bakmayın.. Biz bu işin acemisiyiz… Daha önce hiç başımıza gelmedi, bu yüzden teşrifatını (idamın protokol kurallarını) öğrenemedik… Ne bileyim, şimdiye kadar, sandalye gösterilince hep üstüne otururduk!..Ayakkabıyla üstüne çıkmayı ayıp bulurduk..Demek ki durum değişti..Eh biz de üstüne çıkarız!" diyerek yağlı yuları boynuna geçirir…
Evet, bunlar meşhur sabataist-mason Enver Paşanın cesur yaverinin son sözleridir!..
Ey Amerika ve Avrupa'ya güvenenler! Koltuklu sandalyeler hep oturmak için değil, bazen de üstüne çıkmak içindir!
KIBRIS'I VERMEK Mİ, KARISINI ÖPTÜRMEK Mİ?
Recep T.Erdoğan Bey'in Yunanistan ziyareti dönüşü, Başbakan Karamanilis, Emine Erdoğan'ı yanaklarından öperek uğurlamıştı…
Bir zaman kadınlarla tokalaştığı için "büyük"lerini kınayan "küçük"ler; şimdi hanımlarını, hem de herkesin gözü önünde, yanaklarından öptürmeye başlamıştı…
Bunu duyan AKP'li bir eski dost bizi arayıp "Artık size hak veriyorum. Bunlar iyice şaşırdı" deyince kendisine:
"Kıbrıs'ı vermek, karısını öptürmekten bin kere daha ağırdır… Ah keşke, sevapların da, ayıpların da derecesini kavrayabilsek!" diye karşılık verdik…
KADERİN CİLVESİ
27 Mayıs. Münasebetiyle hatırladık. Okuduğumuza göre; Rahmetli Menderes 17-Şubat-1959 yılında, bir İngiltere ziyareti için gittiği Londra yakınlarında hava muhalefeti nedeniyle "Sev" adlı Viscount tipi pervaneli uçağı düşmüş ama, Menderes hafif yaralarla bu korkunç kazayı atlatmıştı.
Meşhur bir atasözüdür: "İpte asılması takdir edilen suda boğulmaz!"mış
BEDİÜZZAMAN VE DEMOKRATLAR
Üstat Bediüzzaman Hz.leri, bir ara siyasetle İslamiyet'e hizmet hevesiyle Mason ve dönmelerin kurduğu İttihat ve Terakkinin cazibesine kapılıp Onlara katılmış, cennet mekan Sultan Abdulhamid'e karşı tavır almış, ama bir müddet sonra bu hatasını fark edip ayrılmıştır.
Daha sonra "Dindarlar ve özellikle Adnan Menderes gibi zatların hatırına, otuz beş senedir terk ettiği siyasete" (Tarihce-i Hayat: 517) tekrar ve duyulan ihtiyaç kadar dönüp baktığını söyleyen Bediüzzaman; Masonların kontrolünde gelişen,
a-İslami temelden yoksun, "kafatascı Türk ırkçılığı"nın da
b-Giderek yaygınlaşan "Komünistlik akımının"da
"Vatan, millet, dindar demokratlar ve Türkler için büyük tehlike oluşturduğunu ve bunları yapanların da hakiki Türk olmadığını (Yahudi dönmeleri olduğunu)"
"Ve bunların her fırsattan istifadeye çalışıp, Demokratları devirmeye uğraştıklarını" (Tarihce-i Hayat. Isparta Hayatı.Sh: 516 Sinan Matbaası. 1960 -İstanbul)
Demokratların, ezanı Türkçe'den aslına çevirdikleri gibi,
"Ayasofya'yı da tekrar camiye dönderip ibadete açmaları ve Risale-i Nur'a resmen serbestlik kazandırmaları" (Age.Sh: 517) gibi,
1-İslam kardeşliğini
2-Kur'ani prensipleri esas almalarından başka kurtuluş çareleri kalmadığını (Sh: 516)
Eğer böyle yapmazlarsa:
" O insafsız dahili ve harici düşmanlarınız, sizin bir cinayetinizi binler yapıp ve eskilerin (öncekilerin hıyanet ve hatalarını) cinayetlerini de bunlara katıp sizin sırtınıza yükleyerek, vatana ve millete telafi edilmeyecek tehlikeli" tuzaklar hazırlayacaklarını (Geniş bilgi için bak:Tarihce-i Hayat Sh: 516 – Bediüzzaman'ın Başvekil Adnan Menderes'e Mektubu) hatırlatmış ve maalesef bunlar 27-Mayıs ihtilaliyle aynen yaşanmıştır..
Kanaatimizce, Hz.Üstat, Demokrat Partiye hiç de hak etmedikleri ve kıymetini bilemedikleri bir teveccüh göstermiş, açıkça destek vermiş, ancak karşılığında sadece hakaret ve hıyanet görmüştür.
Hatta, vefatına yakın devamlı göz hapsine alınmış, seyahat hürriyeti yasaklanmış ve gizlice gittikleri Urfa'daki otelinde rahat ölümüne bile fırsat tanınmamış ve Demokratların İçişleri Bakanınca "Çöp arabasında bile olsa Urfa'dan çıkarın" talimatıyla karşılaşmıştır. Ve maalesef 27.Mayıs'ın kudretli Albayı Alparslan Türkeş, Rahmetli Üstadı Urfa'daki mezarında bile rahat bırakmayıp, oradan çıkararak bilinmeyen bir yere taşıtmıştır.
ADNAN MENDERES'İN TELKİN DUASI
Soner Yalçın'ın yazdığı "Efendi"nin 554.sayfasında,
Rahmetli Adnan Menderes'in, idam edilmesinden önce, usul gereği oraya getirilen bir Hocaefendi'nin "Dini Telkin" duasını tekrarlamayı kabul etmediği sadece tövbe duasıyla yetindiği yazılıdır.
Telkin duası; İslam'ın temel iman esaslarını tekrarlamak ve bunlara inandığını açıklamak, hatırlatmaktır. Tövbe duası, yemek duası gibi şeyler ise Yahudilik, Hrıstiyanlık ve Müslümanlıkta ortaktır.
Menderes'in son yolculuğu öncesinde bile, niye kabul ve tekrar etmediği bilinmeyen Telkin Duası şöyledir:
"Deki: Ben Şehadet ediyor ve kesinlikle inanıyorum ki: Allah'tan başka İlah yoktur ve Hz.Muhammed Allah'ın Resulüdür.
Ben; Rab olarak Allah'a…
Din olarak İslam'a..
Nebi olarak Muhammed Aleyhisselam'a
Ve İmam (Rehber ve Delil) olarak ta Kur'ana razı oldum!" (Bak: Nimeti İslam Sh:440. Mehmet Zihni Efendi, Salah Bilci Kitabevi.1971.İST)
DÜŞEN AĞACA BALTA VURAN!
Okumaya ve okuduğunu anlamaya çalışan bir dostumuz, sordu:
"Daha önce Rahmetli Menderes'e sık sık övgüler dizen, rahmetli Necip Fazıl, 27.Mayıs'tan sonra:
"Yoğurttan bir hükümete, kartondan bir hançer saplandı" şeklinde hem DP iktidarını hem de askerin inkılabını hafife alan bir tavır izlemişti… Kafam karışıyor, sizce bu durum nasıl yorumlanmalı?"
" Bak Dostum! Düşen ağaca balta vuran çok olur!..
Halbuki, Menderes'in başına bela olan ve Yassı Ada'da suçlu bulunup çiftliğine el konulan iddialardan birisi de, "örtülü ödenek" harcamalarıydı…
Menderes'in; mahkeme kayıtlarına da geçen, 10 yıllık örtülü ödenek harcama listesine bakıldığında ise, en yüksek oranda ve defalarca lütfa uğrayan ve özel yardım alan kişinin Necip Fazıl olduğu görülecektir…"
Erbakan Hoca 1973'te 50 milletvekili çıkarıp hükümetlere ortak olunca öve öve bitiremeyenlerin, 77'de 24'e düşünce hemen aleyhine dönmeleri de aynı şey değil midir?
Hepsine de Allah rahmet eylesin…
VERİN, VERİN!
AKP'li Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, ABD'li Bakan yardımcısının karşısında ve 70 milyonun huzurunda:
"Irak'taki askerlerinizin yağından şekerine, unundan benzinine biz veriyoruz!" diye övünüyor!..
Siz makam ve menfaat hatırına daha başka şeyler de verirsiniz!..
Bütün Peygamberlerin ortak hikmet sözü şudur:
"Utanmıyorsan, artık istediğini yap!"
YİNE ABD ŞEYTANLIĞI
Mehmet Ali Talat'a ABD'de, hem Dışişlerinde, hem Yahudi Lobilerinde "Sn. Başbakan!" diye hitab edildi. İyi de, hiç kimse sormadı. Hangi ülkenin ve hangi devletin Başbakanı? ABD hem KKTC'yi tanımaya yanaşmıyor, hem de M. Ali Talat'ı Başbakan" diye takdim ediyor..
Türkçe'si, okşayıp oyalıyor! Ve de ABD, İslam Konferans Örgütünün KKTC'nin statüsünü yükseltsin diye baskı yapıyor…
Böylece Türkiye ile İslam ülkelerinin arasını bozmak istiyor!..
ALDATMACA
Layt-ılımlı ve Siyonizm'le uyumlu Hocaların "Efendim, Misyonerlik faaliyetlerinden niye bu kadar korkuyorsunuz… Avrupa'daki Müslümanların dini tebliğ ve tatbikatlarına, Hrıstiyanların müsaade ettiği gibi, bizim de Misyonerlere müsamahakâr davranmamız gerekir. İslam hoşgörü dinidir!" şeklindeki yaklaşımları; yalama olmuş bir numaradır.
Yalan ve yanıltmacadır!
Niye:
- 1- Türkiye'de, Avrupa'daki gibi, Müslümanlara dini tebliğ yapacak okul, dernek, üniversite kurdurmuyorlar, maddi ve siyasi destek sağlamıyorlar…
- 2- Avrupa'daki Müslümanlar çevrelerine İslam'ı anlatırken, "Bu topraklar önceden bizimdi. Yine geri alacağız.. Almanya'yı, Fransa'yı parçalayacağız" demiyorlar, düşmanlık düşünmüyorlar..
Oysa Türkiye'deki Misyonerler, Anadolu "Ekümene"dir. Yani Hrıstiyan ülkesidir. Hrıstiyanlığın doğuş yeri ve 7 büyük kutsal kilisesi Türkiye'dedir, diyorlar…
- 3- İşte en açık ve çarpıcı örnek: Irak'tır…
Tam 18 bin Misyoner faaliyettedir… Sonuç ise Utanç vericidir!…
EKREM KIZILTAŞ DOSTUMUZA…
TV-5'te sunduğu bir programında, Vural Savaş'ın da, "İmam Hatipler kapatılsın" diyen bir grubun içinde olduğu gösterilmiş.
Ekrem Kızıltaş dostumuz; "Vural Savaş'a Millici-diyenler, bir daha düşünsün!…" Buyurmuş.
Ekrem Beyimi, kıracağız. Bir daha düşündük!..
1-Vural Savaş dincidir demedik, Millici dedik.
2- a- Amerikan conilerini Irak'a davet eden ve destekleyen "dinci" bilinenlerden,
b- AB hayaline Kıbrıs'ı satan ve geleceğimizi karartan "pinti"lerden,
c- Amerika'nın kucağında, siyonizmin hesabına Hocalık yapan "Efendi"lerden,
d- Hala Saadet partisinde bulunup Konya'da GİK toplantısında Erbakan Hoca'nın yüzüne karşı "Artık bu partiden elini eteğini çek" diyebilen "sütü bozuk kinci" ler den ise,
ABD zulmüne ve zilletine…
AB emperyalizmine…
Ve ülkemizdeki din sömürüsüne karşı çıkan…
Ama İmam Hatip konusunda yanlışlık ve haksızlık yapan, "Milli"ci Vural Savaş makbulümüzdür.
Namert ve münafık İslam'cı dan ise, mert ve net isyancılar dostumuzdur!
Münafıkların münkirlerden daha adi ve tehlikeli olduğu, Kur'anın hükmüdür!
SİZİ NATO DA KURTARAMAZ!
Ankara'daki 19 Mayıs törenlerinde, bazı protokol, Atatürk'ün Gençliğe hitabesini, bir İmam Hatipli okuduğu için ters tavır takınmışlar… Daha doğrusu kendi ayarlarını ortaya koymuşlar…
Bu talihsiz tavır;
İmam Hatiplilerin şahsında Milli ve manevi değerlere saygısızlıktır!
Bu tavır;
İrtica bahanesiyle, İslam'a düşmanlıktır!..
Daha açıkçası, bu tavır, bizzat milletle savaşmaktır!..
Şimdilik bize düşen ise;
235 generali ve 4 bin subay'ı mecburi emekliye ayıran 27 Mayıs ihtilalini hatırlatmaktır!..
Çünkü bu talihsiz tavırlar;
1-AKP'ye ve din istismarcısı kesimlere mazeret ve meşruiyet kazandırmaktadır.
(Belki de danışıklı döğüş gereği yapılmaktadır.)
2-Bu tavırlar, Müslüman halkımızı AKP'nin ve masonik merkezlerin kucağına itmekte ve geleceğimizi tehlikeye atmaktadır.
3-Bu tavırlar: Kahraman ordumuzu "Din düşmanı" gibi göstermekte ve yıpratmaktadır.
4- Bu tavırlar AKP'nin ve işbirlikçilerin işini kolaylaştırmakta ve ülkemizin parçalanması hıyanetlerine zaman ve ortam sağlamaktadır.
BİR DEVRİMİN DEVİRDİKLERİ!
27 Mayıs Devriminden sonra:
Cumhurbaşkanı, Başbakan, TBMM Başkanı, Bakanlar ve Milletvekilleri yanında;
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Rüştü Erdelhun'la birlikte, bir çok üst düzey subay da göz altına alınmıştı…
Ve Milli Birlik Komitesince 235'i general olmak üzere, tam Dört bin (4000) subay zorunlu emekliye ayrılmıştı!..
Lionslar da ilan yayınlayarak, tasarının geri çekilmesini istediler
Bir bunlar eksikti
Hükümet tarafından hazırlanarak Meclis'e gönderilen Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) yasa tasarısının geri çekilmesi için bir çağrı da Lions Kulüpleri'nden geldi.
Meslek Liselilere dolayısıyla İmam Hatiplilere kısmi olarak adalet getiren yasa tasarısı üzerinde fırtınalar koparılırken, yasanın geri çekilmesi yönündeki çağrı yapanlar gurubuna Mason Localarına eleman yetiştirdiği iddia edilen Lions Kulüpleri de katıldı.
Mustafa Kemal'in emriyle kapatılan mason localarının alt kademesi olarak görülen Lionslar, yaptıkları yazılı ilanda, "Taslak Yüce Önder Atatürk'ün kurduğu TBMM'de hiçbir zaman kabul edilmemelidir" dediler.
Atatürk istismarı
Kökü dışarıda olan ve mensubu olduğu kişilerin olgunlaştıkları dönemde girdikleri mason localarını kapatan Mustafa Kemal'i kullanarak çağrıda bulunun kulüp, Atatürk ilke ve ideallerine bağlı olmayan kimseyi aralarına almadıklarını belirttikten sonra şu ifadelere yer verdi;
"Türk yüksek öğreniminde onarılmaz yaralar açacak, öğrenim birliğini bozacak ve laik eğitim ilkelerini temelden sarsacak bu kanuna hayır diyoruz. Atatürk'ün Kurduğu TBMM'nin içinde oy verecek milletvekillerimizin de Atatürk İlkeleri'ne aykırı bu yasaya "HAYIR' demelerin diliyor ve bekliyoruz"
Hükümetle balayı bitti mi?
"Açıklama aynı zamanda AKP hükümeti ile Lions Kulüpleri arasıdaki balayının da bittiği anlamına geliyor" zannedenler yanılıyor. Burada bir danışıklı döğüş yapılıyor. Çünkü geçtiğimiz yıl, Lionsların kuruluş yıldönümü programına katılan ilk Başbakan Tayyip Erdoğan olurken, ilk Meclis Başkanı da Bülent Arınç olmuştu… Lions Kulüp yetkilileri Erdoğan ve Arınç'ın, aralarında bulunmasından büyük zevk duyduklarını belirtmişlerdi. Lionslar böyle davranıp, Müslüman tabanda AKP'ye mazeret ve meşruiyet kazandırıyor.
Din eğitiminin sakıncası yok diyen Siyonist,
Layt İslam'ı yaygınlaştırmak istiyor!
Dünya Bankası Baş eğitim Uzmanı Robin Horn, ‘'Türkiye eğitim sistemini değiştirmeden Avrupa işgücü piyasasına girerse, Avrupalıların çalışmak istemediği işlerde çalışmak zorunda kalacak'' dedi.
Dini eğitim
Horn, birçok ülkede hatta İngiltere'de, İrlanda'da ve ABD'de devlet veya özel kanunların yönetiminde olan katoliklere ait, musevilere ve diğer dinlere ait birçok din okullarının olduğunu belirterek, ister devlet denetiminde olsun, ister olmasın bu okulların eğitim yaptıkları ülkedeki genel eğitim kurallarına uygun bir faaliyet gösterdiklerini söyledi.
Bu tür okullardaki dini eğitimin çok yoğun olmadığının altını çizen Horn, bu okullarda genel bilgilerin de verildiğini belirterek, ‘'Okulların amacı, ister dini olsun ya da olmasın ülke kalkınmasına yönelik tam donanımlı öğrenciler yetiştirmek olmalıdır'' dedi.
Horn, bu tür dini okullarda asıl üzerinde durulan konunun daha iyi bir eğitim vermek olduğunu belirterek, öğrencilerin demokratik, katılımcı ve ileride yüksek ücret kazanabilecekleri mesleklere sahip olacak şekilde yetiştirildiklerini kaydetti. Bu tür dini okullarda öğrencilerin belli bir yönde düşünmeye zorlanmadığını vurgulayan Horn, aksine belirli konuları daha iyi anlamalarına yardımcı olacak yönde eğitim verildiğini kaydetti.
Yani devlet ve hakimiyet şuuru olmayan, Batı'ya hizmetten huzur bulan ılımlı ve uyumlu Müslüman yetiştiren kurumlardan ve özel dini okullardan bize fayda var.
Nevşehir'de neler oluyor!?
Geçen hafta bir sivil toplum örgütü yöneticisi olan dostumuz heyet halinde Nevşehir'e gitmişti. Nevşehir'in il ve ilçelerinde bir takım ziyaret ve görüşmelerde bulundular. Bir müftü ile yaptıkları görüşme hayli ilginç bilgiler içeriyor. Müftü beyin verdiği bilgilere göre Nevşehir'in sadece Avanos ilçesinde son bir yılda bin 200 genç hristiyan olmuş. Hristiyanlığı seçen gençlerin bazıları misyoner vakıfları aracılığıyla yurtdışına üniversite eğitimine gönderiliyormuş.
Aynı bölgede tarihimizde ilk kez Müslüman nüfus kalmadığı için(!) bir köyün camisi resmen kapatılmış. (Bu cami daha önce bizim gazetemizde manşet olmuştu.) Barthalomeos başta olmak üzere bir çok hristiyan lider düzenli olarak bölgeye yönelik gezi ve incelemelerde bulunuyorlarmış.
Ve bir başka olay. Japonya'da üniversite öğrenimi gören bir Türk kızına orada da misyonerler musallat oluyor. Bu kızımızı bir toplantılarına davet ediyorlar. Gittiğinde toplantının yapıldığı salonda gördüğü bir afiş gerçekten şaşırtıcı ve ürkütücü. Afiş'te "2004 Türkiye'yi Hristiyanlaştırma Yılı" olarak gösteriliyor.
Nevşehir'in pilot bölge seçildiği önceden beri biliniyor. Sanırız yukarıda yazdığımız olaylar da bunu apaçık doğruluyor.
Bu gelişmeleri bazılarının yaptığı gibi hafife almak büyük bir ahmaklık olur.
Çünkü 1950'li yıllarda G. Kore'de Hristiyan nüfus yüzde 0'dı. Kore savaşından sonra geçen 50 yıllık süreçte misyonerlerin çalışmaları sonucu bugün Kore'deki Hristiyan nüfusun oranı yüzde 50'nin üzerine çıkmış durumda.
NAMIK KEMAL ZEYBEK'İN İTİRAFI
Şu anda Irak'ta ölenlerin sayısı milyonlarla ifade ediliyor. Tecavüze uğramadık Iraklı neredeyse kalmadı. Böyle bir durumda bir Müslüman ne yapar?
Ilımsız İslâm'a göre mümkünse bunu eliyle önler, elinden gelmiyorsa, diliyle karşı çıkar o da mümkün değilse kalbiyle buğz eder. Ama imanın en az derecesi kalbiyle buğz etmektir.
Peki biz ne yapıyoruz?
Amerika'da diyalog toplantıları düzenliyoruz. Kendi geleceğimizi onların planları içinde arıyoruz. Ve İslâm'ı daha ne kadar ılımlı hale getirebiliriz, onun tartışmalarını yapıyoruz.,
Büyük bir cemaatin lideri olan Fethullah Gülen hoca Amerikalıların kendilerine çok iyi davrandıklarından söz ediyor. Bunların yapmak istedikleri İslâm'ı ılımlaştırmak.
Ben artık 60 yaşımdayım. 40 yıldan beri de bu işlerin içindeyim. Kendime göre tasavvufu da biliyorum. 13 yaşımdan beri dini öğrenmeye çalışıyorum. Çok tecrübe de yaşadım.
Şunu gördüm:
Dini cemaatler teşkilâtlanmaya başladıkları andan itibaren din için tehlike başlıyor. Ticarete, siyasete girdikleri andan itibaren mesele karışıyor, artık tek amaçları teşkilâtlarını korumak oluyor. Kaybedecekleri dünyevî bir şeyleri olan cemaatlerin bağımsız hareket etmeleri artık mümkün olmuyor. Fethullah hocaefendi büyük bir güç meydana getirdi. Dünyada 200'e yakın okulu var. Keşke bu güç Türkiye merkezli ve Türkiye halkının, Türk tarihinin doğrultusunda değerlendirilseydi, keşke diyorum.
Ama bugünkü durumu, da herkes biliyor, herkes görüyor. Üzülüyorum ve kendime hayıflanıyorum. Vah benim övdüklerime desteklediklerime diyorum."
İSRAİL VE TÜRKİYE!
Savunma Sanayii Üst Kurulu'nda iptal edilen imza aşamasındaki ihalelerin neredeyse tümü İsrail'i ilgilendiriyordu. kararının gerekçesi ne olursa olsun İsrail bu karardan tedirgin olmuştu. İsrail ile imzalanan askeri işbirliği anlaşmaları çerçevesinde İsrail, Türk F-5 ve F-16 uçaklarının bir kısmını modernize etmektedir. Bu uçakların bazıları geçtiğimiz iki yıl içinde düştü. Basına yansıyan haberlere göre modernize edilen uçaklarda bazı teknik problemler tesbit edilmişti.
Bundan üç yıl önce İsraillilerin Başbakanlık'ta ve Savunma Sanayii çevrelerinde bazı görevlilere rüşvet verdiği yönünde yine basında haberler çıkmıştı. İsrail; Türk tanklarını modernize etmek ya da ortak tanklar üretmek istiyordu. Aynı İsrail, Türkiye'ye pilotsuz casus uçakları ile Ruslarla ortaklaşa ürettiği helikopterleri satmayı planlıyordu…
İşte MGK'da alınan (hükümetin değil, milli cephenin gayretiyle) bir kararla toplam değeri 20 milyar doları bulan bu ihaleler iptal edildi.
İsrail, Irak'ta ve özellikle Kuzey'de Türkiye aleyhine faaliyetlerde bulunmakta ve aynı tür silahları günlük olarak Filistin halkını öldürmek için kullanmaktadır… Yalnız son bir hafta içinde 87 Filistinli öldürüldü. Bu insanlar İsrail'in Türkiye'ye vermek istediği helikopter ve uçaklar tarafından öldürülmektedir. İsrail'in Türkiye'ye vermek istediği tankların benzerleri Gazze'de yüzlerce Filistinlinin evini yıkmaktadır…
İsrail Turizm Bakanı Bini Alon, tüm Filistinlilerin Amerika veya Avustralya'ya kovulması gerektiğini söylüyor… Yani dağdan gelen bağdakini kovmak istiyor…
tarihi karar budur!
Milli güçlerin gayretiyle, Türkiye'nin "15 milyar dolarlık savunma ihalesini iptal" ve bu ihalelerin unsurları olan tank, helikopter, insansız uçakların neredeyse üçte bir maliyetine "yerli sanayi"ye yönlendirilmesi kararı ile… Türkiye ve Yunanistan savunma bakanlarının, karşılıklı olarak silahlanma harcamalarının kısılacağına dair beyanları, tarihi ve talihli bir gelişmedir.
Bu ülkenin gençlerine, "İşte sizlere ayrılabilecek kaynakları çoğaltabilmek için tarihi bir karar" denileceğini… Karışık, kaotik bir bölgede, Türkiye'nin ona buna, bu kararıyla "model" olabilmesini, hatta meydan okuyabileceğini ortaya koymaktadır.
Türkiye'yi, bir yandan sırtını sıvazlarken, bir yandan da sözde barışçı, özgürlükçü "Büyük Ortadoğu" gibi projelerle, daha fazla askeri harcamaya ve bölge jandarmalığına ittirmek isteyenlere de bir meydan okumadır. İnsani, hayati, vicdani bir meydan okumadır. "Dünyanın ve bölgenin gerçekleri" denilenlere ve boyun eğip içinde sürüklenmenizi dileyenlere karşı… "Asıl hayat ve asıl gerçekler" adına bir meydan okumadır.
Daha az silahlanma harcamasıyla zafiyet, zayıflık yaratılacağına inananlara karşı, o kaynakların başka alanlara yöneltilmesi ve insan niteliğinin geliştirilmesiyle asıl kalıcı gücün oluşturulacağına dair meydan okumadır.
İSTANBUL SİYONİZMİN BAŞKENTİ Mİ?
Eurovision şarkı yarışması İstanbul'da yapıldı…
Eurovision ambleminde sadece Ayasofya yer alıyor… Sultan Ahmet ve Süleymaniye gözükmüyor!..
Türkiye Eurovision solisti, sahneye kolunda bir HAÇ dövmesi ile çıkıyor!
Kısaca, "İstanbul, Türklerin ve Müslümanların şehri değil" mesajı veriliyor.
BOP ve Türkiye'nin konumu tartışılırken, bir de NATO zirvesi İstanbul'a taşınıyor!?..
Ve zaten Aytunç ALTINDAL'ın dikkat çektiği gizli bir belgeye göre: 1909 yılında ABD, İngiltere ve Fransa'nın gizlice mutabık kaldıkları bir anlaşmaya göre İstanbul'un bir "Özel dünya devleti" olması kararlaştırılıyor.
Ama ne yazık ki, ılımlı İslamcı AKP iktidarıyla, NATO'cu ve Batı'cı Generaller; İmam-Hatip ve Başörtüsü üzerine danışıklı dövüş yapıyorlar!..
ENDİŞEMİZ!
G.K. Başkanlığı;
Özel Kuvvetler Komutanlığının kontrolündeki bazı yolsuzluk iddiaları üzerine, ilgili makamlarla ilgili soruşturma açıldığını duyurdu.
Endişemiz; Çok kritik ve stratejik sahalarda ve çok başarılı hizmetler veren Özel Kuvvetler aleyhine başlatılan, iç ve dış hıyanet odaklarının ve marazlı medyanın kışkırtmasına gelinmesin!…
Ve ordumuz içinde dış güçleri sevindirecek gelişmelere fırsat verilmesin!..
BAŞBAKAN'IN KAPTANLIĞI.
Başbakan Recep T. Erdoğan;
"Halkımız endişe etmesin… Ekonomimiz de, siyasetimiz de iyiye doğru gitmektedir. Bize güvenin… Uçağın kaptanı işini bilmektedir." Buyurmuş!…
Eğer Recep T. Erdoğan'ın uçak kaptanlığı da, Beygir biniciliğine benziyorsa, halimiz perişan demektir…
Çünkü hatırlanırsa, çocukların bile rahatlıkla bindiği bir eğitim ve eğlence atını bile kontrolünde tutamamış ve sırtında duramayıp düşerek yerlerde sürünmüştü!..
LİONSLARIN NOEL BABASI
SÜLEYMAN DEMİREL !
Siyonizm denen şeytan dininin ve Deccalizm düzeninin anaokulu Lions'lar, İlköğretimi Rotaryen'ler, Lise'si Mason Locaları, Üniversite'si Bilderberg'tir.
Daha yukarılarda ise sadece Siyonist Yahudilerin ve kabalist hahamlar meclisinin çok gizli ve kirli örgüt ve organizesi vardır.
Türkiye'de masonluğun ilk mektebi olan Lions'lar, Süleyman Demirel'in Başbakanlığı döneminde ve Bakanlar kurulu kararıyla 18 Temmuz 1967 tarih ve 12650 sayılı Resmi Gazete 2. sayfasında ve 6-8423 nolu ilanıyla, resmen "Kamu yararına çalışan ve her türlü vergi ve denetimden muaf tutulan, dernekler kapsamına alınıyor!…"
BLAİR'İN İTİRAFI
Türkiye'ye gelip, kapalı kapılar arkasında, Recep T. Erdoğan'a "Irak ve Afganistan bataklığında boğuluyoruz. Buralara Türk askeri gönderip bizim yükümüzü hafifletmenizi bekliyoruz." Mesajını veren İngiltere başbakanı Tony Blair, bir de Batı'nın çifte standardını ve çirkin tavrını ortaya koydu;
"Biz hem Türk yargısı bağımsız olsun ve baskı altında kalmasın diyoruz, bir yandan da hükümete Leyla Zana'yı sebest bırakın diyoruz!.."
KALIBI MİLLİ GÖRÜŞTE- KAFASI KİRLİ GÖRÜŞTE!
Hikmet sunayım derken, hamakatin sergiler
Keramet arz ederken, kabahatin sergiler
Dil kalbin tercümanı, söz özün aynasıdır
Hatıra anlatırken, hakikatin sergiler
22 Mayıs 2004. Erbakan Hoca'nın ASKON sohbeti öncesi söz alan eski milletvekili ve bürokratlardan bir zat, şu hatırasını nakletti:
Başbakanlığı döneminde, yeni bütçe hazırlıkları sürerken, Hoca Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel ve diğer ekonomi bürokratlarına:
"Hazırlanan bütçenin değiştirilip düzeltilmesini, İşçi, Memur, Esnaf ve Köylüye ve yatırım hizmetlerine daha büyük payların ayrılmasını… Vergi ve faiz oranlarının azaltılmasını emrediyor…
Onlar da gayret göstererek, ve tabii (bunları nakleden zat'ın hala anlamadığı) TÜSİAD'cı patronlarla görüşerek-defalarca hazırladıkları bütçeyi Hoca bir türlü kabul etmeyip geri çeviriyor.
En son, Hoca, onlarla birlikte, beni de çağırdı…
Hoca'nın makam odasında önünde beni görünce, "Aman ağbi!.. Bizi bu Hoca'nın elinden kurtar…" diye yalvarmaya başladılar…
Ben de, Hoca'nın yanına girip; "Bu arkadaşlar ellerinden gelen ve mümkün olan her şeyi yapmışlar… Bütçe üzerinde daha fazla değişiklik yapılamayacağını söylüyorlar!" deyince Hoca bana;
"Sen de onların kafasındasın!… Önce şu kafanı değiştir bakalım. Eğer kafan değişirse, bu bütçenin de, halkımıza hayırlı yönde değişebileceğini kavrayacaksın!…" dedi.
Şimdi lütfen başta ki şiiri bir daha okuyun!…
Ve zat'ı muhteremin oğlu bir Afrika ülkesinde IMF temsilcisi!?
BOZUK KARNE!
AKP'nin ve emrine girdiği Siyonist sömürü sisteminin karnesi:
Yeryüzündeki yaklaşık 6 milyar insanın 2,5 milyarı yani % 40 kadarı; 31 trilyon dolarlık yıllık dünya gelirinin sadece 1 trilyon dolarını alabiliyor!..
950 milyon olan gelişmiş ülkelerdeki sadece % 5'i oluşturan yüksek gelirli bir kesim de, bu 30 trilyon doların % 45 ini yani 13 trilyon dolarını alıyor, geri kalan % 95 lik kesim ise geri kalanı paylaşıyor… Hatta bu gelişmiş ülkelerde bile, alt kesimle üst kesim arasındaki gelir dağılımı farkı 400 katına çıkıyor!..
Ve son 25 yıldır, yatırım ve üretim kapitalizmi, yani reel ekonomi, yerini giderek finans kapitalizmine yani faiz ve rantiye ekonomisine bırakmış bulunuyor!..
Türkiye'nin durumuna gelince:
1983 yılında 30 milyar dolar olan iç ve dış borç toplamı bugün 320 milyar'a ulaşmıştır.
AKP'nin bu 18 ay da (1,5 yıl) aldığı yeni borç miktarı; 80 milyar dolardır.
Geçmişte, kendisinden önceki DYP-CHP-ANAP iktidarı 17 milyar dolar olan faiz ödeme oranı, Refah-Yol döneminde 15 milyar dolara çekilmiş ve Erbakan hükümetinin de kalkınma hızı % 9'a yaklaşmıştır.
Ama 28 Şubat'ın ardından ANAP hükümetinde faiz ödemesi birden 112 milyar dolara fırlamış, AKP'nin ilk bir yılında ise, 60 milyar dolar olduğu açıklanmıştır.
Bunu bir günlük karşılığı 120 milyar dolardır.
Elazığ Ferro-Krom fabrikasının, 2004 yılında 58 milyon dolara dikkate alınırsa, Türkiye, IMF hortumuyla Siyonistlerin kasasına her gün 2 fabrika faiz ödediği anlaşılmaktadır.
30 Bin talebesi ve 7 bin öğretim üyesi bulunan ODTÜ Üniversitesi'nin bir yıllık bütçesi ise 80 milyon dolardır.
AKP iktidarı 2004 bütçesini 150 katrilyon olarak bağlamıştır. Bunun 50 katrilyonu zaten açıktır… Geri kalan 100 katrilyonun 65 katrilyonu faize yatırılmıştır. Son dört ayda, 20 katrilyon, O da işçi, memur ve dar gelirli esnaftan vergi toplanmış, ama hepsi yani 20 katrilyon'un tamamı faize aktarılmıştır.
Refah-Yol döneminde, işçi, memur ve esnaf'a ve yatırıma bütçenin % 60'ı ayrılırken, şimdi AKP hükümetinde bu oran sadece % 14 kadardır.
Türkiye, bu taklitçi ve işbirlikçi zihniyetler elinde, hızla iflasa ve uçuruma yuvarlanmaktadır.
Tayland gibi bazı ülkeler bu uçurumdan, ancak uçkurunu çözerek… Yani ülkesini ucuz fuhuş pazarına çevirerek kurtulmaya çalışmışlardır.
Peygamber efendimizin "Ahir zamanda, ümmetim için en çok korktuğum, fakirliğin kafirliğe dönüşmesidir." Mealindeki hadisinin tecelli ve tezahürleri yaşamaktadır.
Evet, artık akılcı, kalıcı ve köklü bir devrim ve değişim kaçınılmazdır.
Yarın, belki çok geç olacaktır!..
TABANI BIRAK-TAVANA BAK
Güneri Civaoğlu Diyor ki:
"Çözüm, AKP'nin sözünü tutmasıdır.
Seçim meydanlarındaki "kampanya vaatleri"nden değil, "seçim sonrası hükümet kuruluşunun ilk günlerinde verilen akılcı bir vaat"ten söz ediyorum.
Yani…
"Meclis'teki çoğunluğumuzla dayatmacı olmayacağız. Diyalogla, uzlaşmayla çözümlere gideceğiz" sözü tutulmalıdır.
YÖK Başkanı Prof. Teziç'in çağrısını yaptığı "çoğulcu demokrasinin" gereği budur.
Yoksa…
AKP içindeki radikalleri tatmin etmenin limiti yoktur.
Daha önce Refah Partisi'ne hangi "HAYRI (!?)" yaptılarsa, gene becerecekleri odur.
Onların "bumerangı," YÖK için gerçekten gerekli değişimin de önünü tıkamasın."
Yani AKP oy veren Müslüman tabanını bıraksın, kendisini iktidar yapan "mason tavanın" talimatına baksın.
NATO'ya Türk teknolojisi
İleri teknoloji üreten ülkeler arasında artık Türkiye de var. TÜBİTAK, NATO'nun "çok gizli" haberleşmesinde güvenle kullanabileceği kripto cihazını üreterek, açılan uluslararası ihalede dünyanın önde gelen 2 ülkesiyle kıyasıya yarış veriyor. NATO karargahlarındaki testlerden başarıyla geçen TÜBİTAK'ın cihazı ihaleyi kazanırsa, artık NATO ülkeleri ISDN Kripto BRI cihazıyla haberleşecek. TÜBİTAK'ın bilgi güvenliği için ileri elektronik teknoloji geliştirdiği Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsü (UEKAE), modern laboratuarlarını ilk kez Anadolu Ajansı'na açarak, tanıttı.
UEKAE Müdürü Önder Yetiş, Türkiye'yi, yaklaşık 50 yıldır kriptoloji teknolojisi üzerinde çalışan ve bu alanda söz sahibi ülkelerle yarışabilir konuma getiren çalışmaları hakkında bilgi verdi.
"İleri Adımlar Attık"
Yetiş, bugünün en önde gelen teknolojileri arasında sayılan kriptoloji konusundaki çalışmalara 1993 yılında başladıklarını ve Genelkurmay Başkanlığı için yürüttükleri bir projenin ardından ileri adımlar attıklarını belirtti. Enstitüde geliştirdikleri sistemlerin büyük kısmının bilgi güvenliği ile ilgili olduğunu vurgulayan Yetiş, Türk Silahlı Kuvvetleri ve ihtiyacı olan özel kurumlar için bilgi güvenliği cihazları geliştirdiklerini kaydetti. Enstitüde artık çok ciddi bir teknolojik birikim oluştuğunu ifade eden Yetiş, "Bütün teknolojiyi kendimiz geliştirip üretim safhasına kadar getiriyoruz. Teknolojik bilgi birikimiz şu anda çok üst seviyede. Kesinlikle dünyanın 10 ülkesi içindeyiz ve kriptoloji konusunda dünyanın ilk 10 ülkesinden birisiyiz" dedi. Yetiş, bilgi güvenliği ile ilgili ürettikleri 2 algoritmanın (kripto) "NATO algoritması" olarak kabul edildiğini, NATO Askeri Komitesi tarafından onaylanarak tüm NATO'da kullanıldığını bildirdi. Bunun dışında, NATO Askeri Komitesi'nin, TÜBİTAK'ın geliştirdiği 3 kriptoloji cihazını da "NATO cihazı" olarak kabul ettiğini belirten Yetiş, "Bunun anlamı şudur: NATO, gizli bilgileri dahil, bilgi güvenliğini bu cihazlara emanet ediyor. Bu da bizim teknolojik olarak geldiğimiz noktayı gösteriyor" diye konuştu.
Yetiş, NATO'nun geniş bant haberleşme sistemlerinde kullanılmak üzere kripto cihazı geliştirilmesi için bir yarışma açtığını, yarışmaya katılarak istenilen niteliklere uygun cihazı geliştirdiklerini belirtti. Cihazın bir noktadan başka bir noktaya Tümleşik Hizmetler Sayısal Şebekesi'nde (ISDN) ses ve data iletiminde kriptolama işlevini yerine getirdiğini anlatan Yetiş, şöyle devam etti:
Testlerden Üç Ülke Geçti
"Cihazların Belçika'da NATO Karargahı'nda işlevsel testleri yapıldı. Testleri 3 ülke geçti. Bizimle birlikte testleri geçenler arasında, yıllardır bu alanda çalışan iletişim devleri İngilizler'in Marconi ve Almanlar'ın Rohde-Schwarz firmaları bulunuyor. Cihazlar ABD Pentagon'da bulunan SECAN denilen grubun güvenlik testlerinden de başarıyla geçtiler. Testlerin ardından NATO, bu cihazlar için ihale açtı ve ihaleye cihazları üreten 3 ülkeyi davet etti. Bu ihaleye biz de teklifimizi verdik. Sonuçlanma aşamasına gelen bu ihaleyi büyük bir ihtimalle kazanacağız. Beklentimiz bu yöndedir. Eğer ihaleyi kazanırsak NATO ülkeleri arasındaki haberleşme, geliştirdiğimiz ISDN Kripto BRI adını taşıyan kripto cihazlarıyla gerçekleştirilecek. Ayrıca bu kadar üst seviyede teknoloji içeren bir Türk cihazı ilk kez Avrupa'ya ihraç edilecek."
Nato'nun Teknoloji Gücü: Türkiye
– İhaleyi TÜBİTAK'ın kazanması halinde cihazı satışına başlanacağını ve cihazların en az 12 yıl boyunca NATO'nun haberleşmesinde kullanılacağını, bakım ve geliştirme işlemlerinin de TÜBİTAK tarafından yapılacağını vurgulayan Yetiş, "Algoritması, cihazın tasarımı ve üretimi tamamen Türk teknolojisidir" dedi. Yetiş, 2. Dünya Savaşı'ndan bu yana kripto cihazı üreten ülkelerle Türkiye'nin kıyasıya yarışmasının, Türkiye'nin bu alandaki teknolojide geldiği noktayı açık şekilde gösterdiğini, Türk mühendislerinin geliştirdiği teknolojiye artık herkesin güvendiğini kaydetti. TÜBİTAK UEKAE Müdürü Yetiş, NATO'ya test için 3 cihaz daha gönderdiklerini, bu cihazların da onay alması halinde Türkiye'nin NATO'da kullanılan 6 kripto cihazı ve 2 algoritması olmak üzere 8 ürünün bulunacağını belirtti. Önder Yetiş, "Türkiye bu ürünleriyle NATO içinde ciddi bir teknolojik güç olacak" diye konuştu.
DİYALOG DALAVERESİ
Her geçen gün tırmanan vahşet ve din adına işlenen cinayetler aralıksız sürerken, vahşeti durdurmak için girişimde bulunması gerekenler, diyalog adı altında toplantılar yapmaya devam ediyor. Irak'ta ve Filistin'de onlarca insan öldürülmeye, tecavüz edilmeye devam edilirken, bu katliamdan bahsetmeyen kimselerin, neyin diyaloğundan bahsettikleri ise anlaşılamıyor.
İlki Mardin'de gerçekleştirilen "UNESCO Uygarlıklar Arası Diyalog Platformu Toplantısı", bu defa Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik ile İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ve Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu'nun katılımıyla Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda gerçekleştirildi.
UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Uygarlıklar arası Diyalog İhtisas Komitesi'nce Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda düzenlenen ‘'Altın Köprü'de Birlikte Yaşama'' konulu panelin açılışına Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'le beraber, UNESCO Uygarlıklar Arası İhtisas Komisyonu Başkanı Kezban Hatemi ile UNESCO Milli Komite Üyesi İlber Ortaylı'nın ev sahipliği yaptığı toplantıda; Rum Ortadoks Patriği Bartholomeos, Musevi Hahambaşısı İshak Haleva, Vatikan Türkiye Büyükelçiliği İstanbul Temsilcisi George Marovich, Süryani Kadim Cemaati Metropoliti Yusuf Çetin, İstanbul Valisi Muammer Güler, Mardin Valisi Temel Koçakoğlu, Milletvekilleri, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Ömer Balıbey, Sanatçı Mahsun Kırmızıgül ile diğer dini cemaatlerin, vakıfların ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri yer aldı.
MÜSLÜMAN'A ZAHMET, GAYRİMÜSLİMLERE HİZMET
İŞTE=AKP
Gazetecilerin sorularını da cevaplayan Gül, gayrimüslimlerle ilgili ne tür kararların alındığının sorulması üzerine, Antalya ve Alanya gibi yerlerde çok sayıda gayrimüslim bulunduğunu, bunların bir kısmının buralara turist olarak geldiklerini belirterek, bunların ibadet ihtiyaçlarının karşılanması için yapılan çalışmaların hızlandırılması konusunu görüştüklerini söyledi.
Gayrimüslimler için ibadethaneler açılacağını bildiren Gül, bu ibadethanelerin devlet tarafından yapılmayacağını, yapımı konusunda yasal ve idari kolaylıklar sağlanacağını kaydetti.
Abdullah Gül, ana dilde yayınla ilgili TRT Kanunu'nda bir değişiklik yapılıp yapılmayacağına ilişkin soruyu cevaplarken de bugün veya yarın TRT Yönetim Kurulu'nun toplanacağını ve bu konuda bir çözüm bulunacağına inandıklarını kaydetti. Gül, ‘'Çünkü bu konuyla ilgili kanunlar çıktı. Yeni bir kanuna ihtiyaç olmadığı kanaatindeyiz. TRT Yönetim Kurulu bu konuyu oturup tartışsın, biz de bu konuyu tartışacağız'' dedi.
Gül, bugünkü toplantıda Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılması konusunun ele alınmadığını, bununla ilgili ayrı bir çalışma yapıldığını bildirdi.
Gül, Guantanamo'daki kampta 4-8 arasında Türk tutuklunun bulunduğu ve bunların durumunun ne olduğunun sorulması üzerine, ‘'İsterseniz, şu mevzuyu gölgelemeyelim. Onu ben sizinle ayrı konuşayım ve bilgi vereyim'' cevabını verdi.
VAHŞET SINIR TANIMIYOR
Filistin-Türkiye Dostluk Grubu Başkanı Hüseyin Tanrıverdi, Filistin'de ziyaret ettikleri mülteci kampları ve hastahanelerin tam bir dram yaşadığını söyledi. Tanrıverdi, ziyaret ettikleri Şifa Hastahanesi'nde sakat kalmış, kolları bacakları kırılmış, kafalarından kurşunlanmış çocukları gördüklerini belirtti.
İktidar harekete geçmeli
Hüseyin Tanrıverdi, "Medyamıza da yansıyan 3 yaşındaki çocuğun ölüm haberini Filistin'deyken aldık. İsrail tanklarının yıktığı binada o çocuğun olduğu görüldüğü halde bile bile acımasızca kurşunlanmış ve üç yaşındaki o çocuk şehit edilmiş" diye konuştu. Tanrıverdi, hükümetin derhal harekete geçmesi gerektiğini söyledi.
Hatırlatma: Sn. Milletvekilleri keşke birazda AKP'li olduklarına utansalar!
ABD'nin üs talepleri doğrulandı…
ABD, Büyük Ortadoğu Projesi'ni hayata geçirmek için bütün ön hazırlıklarını başlattı. Bu amaçla Türkiye'den üs isteyen ABD'nin, bu talebi için Türk yetkililer ile görüşme yaptığı doğrulandı.
Dışişleri Bakanlığı bu taleplerle ilgili son günlerde çıkan haberler üzerine değişik zamanlarla çelişkili açıklamalar yaptı. Bakanlık Sözcüsü Namık Tan, "Bahse konu olan taslak ile ilgili görüşmeler Genelkurmay Başkanlığı ile ABD Savunma ve İşbirliği Ofisi arasında yapılmıştır" diyerek, bir önceki açıklamasına ters düştü.
Bir süre önce basında yer alan ABD'nin Türkiye'den üs talebi ve mevcut askeri gücünü kuvvetlendirme talebi doğrulandı. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan bir soru üzerine yaptığı yazılı açıklamada, "Bilindiği üzere, Türkiye ile ABD arasındaki ikili askeri faaliyetler 1980 tarihli Savunma ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması çerçevesinde yürütülmektedir. Basında bahse konu olan taslak ile ilgili görüşmeler Genelkurmay Başkanlığı ile ABD Savunma ve İşbirliği Ofisi arasında yapılmıştır" dedi.
ABD İncirlik Üssü'ndeki gücünü arttırmak, Trabzon'da iki liman ve Samsun'da bir limanda üs kurmak istiyor. Ayrıca ABD, tatbikat adı altında Konya-Karapınar bölgesini de kullanmak istiyor. Talep ile ilgili olarak şimdilik Türkiye olumlu cevap vermedi. Ancak ABD, İstanbul'da Haziran sonunda yapılacak NATO Zirvesi öncesinde ilettikleri bu talebe bir an önce resmi olarak cevap bekliyor.
ABD BARBARI BATAĞA SAPLANDI
ABD eski Başkan Yardımcısı Al Gore, Başkan George W. Bush yönetiminin Irak politikasının "ABD'yi bu ülkede felaketle karşı karşıya getirdiğini'' söyledi ve önde gelen birçok yetkiliyi istifaya çağırdı.
Gore, New York Üniversitesi'nde yaptığı konuşmada, Irak'taki durumun kontrol dışına çıktığını vurguladı.
Gore, ‘'Bush ve Dick Cheney'in (Başkan Yardımcısı) altındakilerin acilen istifaya davet edilmeleri konusunda hem Demokratları, hem de Cumhuriyetçileri bana katılmaya çağırıyorum. Bu kişiler, Irak'ta karşı karşıya bulunduğumuz felaketin sorumlularıdır'' dedi.
‘'Donald Rumsfeld acilen istifa etmelidir! Rumsfeld'in savunma bakanı olarak kaldığı her gün, ülkemiz için bir risktir'' diyen Gore, ‘'ABD'nin, daha doğru kararlar verebilen ve sağduyuya sahip bir savunma bakanına ihtiyacının olduğunu'' kaydetti.
Başkan'ın ulusal güvenlik danışmanı Condoleezza Rice'ı da istifaya davet eden Gore, ‘'Rice acilen istifa etmelidir. Rice, ulusal güvenlik politikasının koordinasyonunu oldukça kötü yürüttü. Bu durum, ülkemiz için bir felakettir'' dedi.
Gore, CIA başkanı George Tenet'i de istifaya çağırdı. Gore, arkadaşı olan CIA başkanının onurlu bir kişi olduğunu belirterek, ‘'Irak'a yönelik istihbarat yanlışlarından ötürü, o da istifa etmeli''dedi.
Al Gore, yaptığı konuşmada, ABD'yi Irak'ta daha da kötü günlerin beklediğini söyledi. Gore, ‘'Irak'taki kriz, aynı zamanda yoğun anti-Amerikan duyguların ortaya çıkmasını da sağladı'' dedi.
"İşkenceler bir kaç kişinin işi değil"
Ebu Garip hapishanesindeki işkence olaylarına da değinen Gore, ‘'bu hapishanedeki skandal, birkaç askerin, birkaç çürük elmanın işi değil, Bush yönetiminin Irak politikasının doğal bir sonucudur'' dedi.
Gore, Bush'un politikalarının, Amerikan yurttaşlarının yurt dışında her kentte ve her kasabada artık kendilerini büyük bir tehlike altında hissetmelerine yol açtığını da kaydetti.
YAZIKLAR OLSUN!
TBMM, Irak ve Filistin'de olanları ‘kınamayı' reddetti. TBMM demek, AKP demek. AKP'lilerin oyları ile genel görüşme açılması ve işkence ile savaş suçlarının kınanması kabul edilmedi. Böylece ‘İşkence ve savaş suçlarını kınamayı reddeden' yeryüzündeki tek ülke olduk!
Hıristiyanlar bile ayakta, İsrail'de Yahudiler bile sokaklara çıktılar. Ama ‘Müslüman demokrat' AKP'liler ‘kınamaktan' bile korktular. ‘Laik dinsiz' saydıkları aydınlar kınama öneriyorlar… ‘Din düşmanı' olduğu için her gün küfür yağmuruna tutulanlar ‘Kınamak dahi yetmez, strateji ortaklığını durdurun' diyorlar.
Ama ‘Müslüman demokrat' Tayip yanaşmıyor. Masonik Medya ise; bu anlaşılmaz bağımlılığı gizlemek için, Başbakan'ın Ankara'da ağırladığı İsrailli bir ‘sıradan' bakana kızdığını öne çıkarıyor!
‘Erdoğan kızdı…', ‘Başbakan'dan İsrail'e fırça…', ‘Tayyip Erdoğan'dan müthiş uyarı…' Geçiniz… AKP milletvekillerinin, Başbakan'ın ‘Duygusal davranmayın' emri ile kınamayı reddettiklerini bilmeyen mi var?
Ben biliyorum; zulüm görenler ‘din kardeşi' ama, zulüm yapanlar ile ‘strateji ortaklığı' ağır bastı. Gazeteler yeni borç kredilerinden söz ediyorlar. Recep Teyyib'in ‘Miğfer yapmayı düşündüğü cami kubbesi' dilenci tasına dönüştü! Pıstılar..!
D-8'E HIYANET, G-8'e ESARET
Büyük Ortadoğu Projesi'ne yönelik hazırlıkların somut olarak ele alınacağı 9 Haziran'da ABD'de yapılacak G-8 toplantısına Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ‘demokratik ortak' sıfatıyla çağrıldı.
Erdoğan, Türkiye'nin öncülüğünü yaptığı gelişmekte olan ülkelerin bir araya gelerek G-8'e alternatif olarak oluşturduğu D-8 Zirvesi'ne ise katılmamıştı. Erdoğan'ın G-8'de Türkiye adına ne taahhütlerde bulunduğu ise henüz bilinmiyor.
G-8 Zirvesi'nde ABD, Büyük Ortadoğu Projesini hayata geçirmek için Erdoğan'ın sırtını sıvazladı. Bu arada bölgeye müdahaleyi haklı göstermek için Irak'taki direnişleri ‘saldırı' olarak adlandıran ABD, burada Türkiye'yi model ülke olarak açıkladı.
Kısaca, Recep T. Erdoğan ABD'nin taşeronluğunu üstüne aldı.

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
Allah (CC) Kur'an-ı Kerimde şöyle buyurmaktadır! “Şeytan'ın sizin gerçekten apaçık bir düşmanınız olduğunu söylememiş miydim?"…
Bu reçeteleri bizlerin anlayabileceği şekilde şiir haline getiren muhterem Üstadımızdan Allah razı olsun.. Katmanlarını kavrayabilmeyi,…
Milletimizin artık bu Suriye yalanlarına kanmaması gerekiyordu. Şara'nın gelişinin ilk gününden bu yana sürekli olarak…
ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYA MUTLAKA KURULACAKTIR. "Feth-i Mübin gerçekleşecek!.. Eğer sana, ‘bunlar hayal,…
Hakk; değişmeyen, dönüşmeyen, özelliğini ve güzelliğini yitirmeyen doğrular ve değerler anlamını taşır. Bunlar, her zaman…
Şara yönetimindeki Suriye’nin Erdoğan Türkiyesi’nin değil, İsrail ve ABD’nin güdümünde yol alması ve elimizden kaymasını, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gazze’ye konteyner…
ÜLKEMİZİN ACİLEN MİLLİ MÜTABAKATA İHTİYACI VARDI! Erbakan Hocamız iktidar ortağıyken 11 ay boyunca bir Filistinli…
Zafer sırrı inançta, sanma ki tankta imiş!.. "Bizim inancımızın ve davamızın %90'ı ahiret hazırlığı ve…
Yıkılışı görenler altında kalmamak için ben demiştim demeye getiriyorlar. Gerçi ne derlerse desinler o yıkıntının…
Kendi yapacakları melanetlere, Aziz Erbakan Hocamızın ismini kullanarak millet nezdinde meşruiyet kazandırma çabasına girişmeleri; asıl…