Kanser; vücudun herhangi bir bölgesindeki hücrelerin, bir müddet bulundukları organdan beslenmelerine ve diğer hücrelerle de uyum içinde hareket etmelerine rağmen, daha sonra çevresiyle olan işbirliği ve dayanışmayı keserek birdenbire ve bencil şekilde kendi hesabına büyümeleri ve vücudun dengesini alt-üst etmeleridir.
Nankörlük de, aynen kanser gibidir. Sosyal yapının birer uyumlu üyesi ve hücresi olması gereken insanların, düze çıkınca, önceleri beslendikleri ve birlikte hareket ettikleri çevrelerinden kopmaları ve sadece kendi kendilerine hizmet etmeleri ve toplum bünyesinden ayrı ve ayarsız biçimde urlaşıp büyüme niyet ve hıyanetleridir.
Nankörlük, Farisice; “Ekmek vereni görmemek, üzerinde hakkı ve emeği olanları unutuvermek, iyilik ve ikramı inkar etmek ve kadir kıymet bilmemektir.”
Nankörlük: Darlıktan rahatlığa, yoksulluktan varlığa çıkınca havalara girmek… Veya hastalık ve sıkıntıya uğrayınca itiraz ve isyana yönelmektir…
Kur’an’da “küfür/inkar”la nankörlüğün aynı kelime ile ifade edilmesi, oldukça dikkat çekicidir. Hatta bazı ayetlerde “şirk”, “şükr”ün zıddı olan bozuk bir tavır şeklinde bildirilmiştir.
Nankörlük; mümine ve mertliğe yakışmayan bir vefasızlık ve vasıfsızlık örneğidir… Ve çok çiğ ve çirkin bir vicdansızlık alametidir…
Nankörlüğün en çok gözlenen ama zararsız bir düşünce ve davranış biçimi zannedilen şekli:
Lütfedilen nimetlerin, önem ve öncelik sırasını kavramamak… Kendisine “hidayet, istikamet, feraset, sıhhat, afiyet” gibi çok değerli faziletler verilmişken bunları küçümseyip, “servet, şöhret ve siyasi etiket” gibi geçici nimet sahiplerini kıskanmak ve onlara yerinmektir.
Ve yine, üzerimizdeki nimetlerin asıl sahibi olan Allah’ı unutup, bütün methini ve muhabbetini, o nimetlerin kendisine ulaşmasına zahiren vesile olan kişilere yönelmektir. Elbette insanlara teşekkür edilmelidir. “Çünkü insanlara teşekkür etmeyen, Allah’a şükretmemiş gibidir”[1].
Ancak, her nimeti ve her halde Allah’tan bilmek ve bütün kalbimizle O’nu sevmek ve şükretmek gerekir ve görevimizdir.
Bize altın madalya gönderen padişahı unutup, o hediyeyi evimize getiren postacının elini ayağını öpmek, ne kadar edepli, erdemli ve isabetli bir davranış sayılabilir?.
Ama bunun zıddı olarak, Allah’ın rahmet ve faziletlerinin bize ulaşmasına vesile ve vasıta kıldığı anne babalarımızı, hocalarımızı ve dostlarımızı ” Size minnet borcum yok… Bunlar bana Allah’ın ikramıdır..” diye terslemek de; elbette nankörlüktür ve terbiye dışı bir harekettir.
İnsanları:
a-Vefa gösterenler ve teşekkür ehli
b-Nankörlük edenler ve hıyanet ehli diye ikiye ayırmak münasiptir.
Zaten:
“Bu Rabbimin bana ihsanıdır; şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü göstereceğim, beni denemek istiyor”[2] ayeti bu gerçeği bildirmektedir.
Hem Rabbimizden gelen nimetlere, hem insanlardan gördüğümüz iyiliklere teşekkür etmek ve hatırını bilmek İslam’ın ve insanlığın gereğidir.
Başkasına yaptığımız iyilikleri unutmak ve kesinlikle başa kalmamak; ama bize karşı yapılan iyilikleri asla hatırımızdan çıkarmamak bir olgunluk alametidir.
Akrabalarımıza, arkadaşlarımıza ve tanıdıklarımıza; onlardan yararlandıkça yakınlık göstermek ama, artık ihtiyacımız kalmayınca, istediklerimizi alamayınca ve onlara ilgi göstermek ve iyilik etmek makamına kavuşunca; hemen alakayı kesmek ve yüz vermemek nankörlüktür, insanlıktan nasipsizliktir.
“Andolsun ki, eğer insana tarafımızdan bir rahmet (nimet ve fazilet) tattırsak… Sonra da, ondan çekip alsak, hemen umutsuzluğa düşer ve nankörlüğe başlar”[3] ayeti de, genellikle, daha önce iyilik ve ilgisini gördüğümüz, bizim için birçok faydasına ve fedakârlığına şahit olduğumuz akraba ve arkadaşlarımızdan, artık kendilerinden çıkar sağlama ihtimali ve ümidi kalmayınca, onlardan yüz çevirmek ve alakayı kesmek şeklindeki nankörlüğün yaygın olduğuna işaret etmektedir.
Nankörlük, özellikle rahatlığa ve ferahlığa ulaştıktan ve düze çıktıktan sonra baş gösterir.
“Size denizde sıkıntı dokunduğu (ve batma tehlikesi olduğu) zaman, Allah’tan başka tapındıklarınız kaybolup gider (sadece Allah’a yalvarırsınız)
Ama sizi kurtarıp ta karaya (çıkardığı) zaman, yine yüz çevirirsiniz. Gerçekten insan çok nankördür.[4] ayeti bu durumu haber vermektedir. Yani: Darda kalınca ve sıkıntıya uğrayınca Rabbimizi ve dostlarımızı hatırlamak, ama düze çıkınca hepsini unutmak; nankörlük hastalığının ve karakter hamlığının en açık göstergesidir.
“İnsana nimet verdiğimiz zaman (ibadetten ve insani değerlerden) yüz çevirir. Ona (bir) kötülük (ve zarar) dokunduğunda ise hemen, ümitsizliğe kapılır.”[5] ayeti de bu bozuk psikolojiyi dile getirmektedir.
Nankörlüğün önemli bir sebebi ve göstergesi de: “Zenginlik, güzellik gibi nimetleri, makam ve mevkileri, bilgi ve becerileri; hep kendi gayret ve kabiliyeti sayesinde kazandığını sanmak ve savunmak… En başta bütün bunları veren Rabbini… Sonra da anne babasını, ustalarını ve üstatlarını, yardım eden ve emeği geçen yakınlarını ve dostlarını unutarak “Ben yaptım, ben başardım, ben kazandım” havalarına kapılmak şeklindedir. Bu gün pek çok siyasetçinin, servet ve etiket sahibinin, kendilerini o noktalara taşıyanları unutmaları hep bu nankörlüğün neticesidir.
“İnsana bir zarar dokundu mu (ve çaresiz kaldı mı) bize yalvarır. Sonra ona katımızdan bir nimet verdik mi “Bu bana (kendi) bilgim (ve becerim) sayesinde verilmiştir”[6] diyerek nankörlük etmektedir.
Her hangi bir nimeti fark etmemek… Bunu Allah’tan bilmemek, değersiz ve gereksiz görmek…
Veya insanlardan gördüğümüz iyilikleri küçümsemek, onları böyle hareket etmeye ve bize hizmete mecbur zannetmek… Yapılan ikram ve iltifatı yeterli ve önemli görmemek…
Kısaca, Rabbimize ve çevremize gönülden ve gereği kadar teşekkür etmemek te başka bir nankörlük çeşididir. Adiliktir ve edepsizliktir!
“Şüphesiz Allah, insanlara karşı (sayısız) lütuf sahibidir. Ancak insanların çoğu şükür etmemektedir.”[7] ayeti bunu ifade etmektedir.
Nankörlüğün diğer bir türü ve tezahürü de, sayısız nimetler veren Rabbinden birazcık musibet erişince… Veya çok büyük iyilikler gördüğü birilerinden, küçücük bir terslik gelince hemen itiraz ve isyana başlamak şeklindedir.
Ve uğradığı belalar ve başarısızlıklar yüzünden başkalarını sorumlu tutmaya ve hatta kaderini ve Rabbini suçlamaya yönelmesidir.
“Eğer, elleriyle yaptıkları (yanlışlıklar) yüzünden başlarına bir kötülük gelirse (o zaman kendi hatasını anlayıp düzelteceğine, suçu kaderine ve çevresindekilere yüklemek suretiyle) insan ziyadesiyle nankörlüğe düşmektedir.”[8]
Nankörlüğün çok sık gözlenen ama özenle gizlenen bir tezahürü de: Allah’ın lütfettiği servet, ilim, siyasi yetki gibi nimetleri hep kendisi ve ailesi için kullanmak… Başkalarının yardımına koşmamak… Hayır yapmamak… Ve hele biraz sıkıntı ve sarsıntıya uğrayınca hemen sızlanmak ve şikayetçi olmak şeklindedir…
“Gerçekten insan sabırsız yaratılmıştır. Kendisine şer ve keder dokunursa hemen sızlanır.
Ama bir hayır sahibi kılınırsa (başkalarıyla paylaşmayı men eder) ve kıskanır.
Ancak, (şuurla ve huzurla) namaz kılanlar ayrı…
Ki, Onlar; namaz (ve niyazlarında, kulluk ve sorumluluk yolunda) devamlıdır
Ve onlar (bilir ve gereğini yerine getirir) ki; mallarında, ihtiyacı olup isteyenlerin (çalışıp kazanma imkanından) mahrum ve yoksul kimselerin de hakları vardır.”[9] ayetleri bu konuda bizleri ikaz etmektedir.
Nankörlüğün diğer bir türü ise; Mevla için değil de sadece menfaat için sevmek… Birilerinden yarar sağladığı ölçüde ilgi göstermek… Bu yardım ve yararlar kesilince veya bu kişiler yüzünden ufak bir sıkıntıya düşünce hemen hıyanet ve hakarete yönelmektir.
“Ama, Rabbi, Ona ikram ve ihsan ederek ve nimetler vererek imtihan ederse (buna memnun olur ve) “Rabbim beni seçti ve şereflendirdi!” der.
Ama, birazcık rızkını kısarak (ve bazı sıkıntılara sokarak) imtihan etse: “Rabbim bana haksızlık ve hainlik etti” der.”[10] ayetleri çürük inanç ve ahlak sahiplerini yermektedir.
“Ey İman edenler! Allah’a ve Resulü’ne hıyanet etmeyin… Ve bile bile emanetlerinize de hıyanet etmeyin.”[11] ayeti de:
Haklı bir harekete ve onun hayırlı liderine hıyanet ve nankörlük edenleri ve emanet olarak verilen görev ve yetkileri su istimale yönelenleri uyarmaktadır.
Kur’anda küfür ile nankörlüğün aynı kelime ile anlatıldığını ve bunların özde birbirine yakınlığını ve münafıklığını şu ayet çarpıcı bir biçimde ortaya koymaktadır:
” (Allah ve Peygamber hakkında kötü söz) konuşmadıklarına dair (yalan yere) yemin ederler. Halbuki (hıyanet ve nankörlük ederek) o küfür sözünü söylediler. Böylece Müslüman olduktan sonra küfre ve nankörlüğe düştüler. Ve (İslam davasını bitirmek gibi) asla başaramayacakları bir işe yeltendiler.
(Allah’ın emirlerini ve Hak dava öncülerini) kınamalarının ve kıskanmalarının sebebi ise; Allah’ın kendi lütfü keremi ile onların (her yönden) gani (varlık ve saygınlık sahibi) olmalarından başka bir şey değildir.”[12]
Hz. Peygamber Efendimizin (S.A.V):
“Cehennem ehlinin birçoğunun kadınlar olduğunu gördüm. Oraya küfürleri sebebiyle girmişlerdi…
Ama bu Allah’a iman etmedikleri için değil, kocalarına karşı küfranı nimet içine girdikleri ve yapılan iyilikleri inkar ettikleri hatta, dünya durdukça iyilik ve ikram edilse, ama küçücük bir istekleri yerine getirilmese veya azıcık (sıkıntılı) bir şey görseler hemen nankörleşip: Senden hiçbir hayır görmedim!” demeleri yüzündendir.”[13]
hadisinde de küfürle nankörlük aynı kelime ile anlatılmıştır.
Ve dolaylı biçimde, nankörlüğün, bir kancıklık ve kahpelik sıfatı olduğu da böylece vurgulanmış olmaktadır.
Ve yine çok dikkat çeken ve üzerinde durup, ciddi bir durum değerlendirmesi yapmamız gereken bir konu da; Kur’anda “Şirk”in, “Şükr”ün zıddı olarak anlatılmasıdır.
“Sizi karanın ve denizin karanlık ve korkularından kurtaran kimdir? (Böyle çaresiz bir sıkıntıya düşünce) “Bizi bundan kurtarırsan, mutlaka Sana şükredenlerden oluruz” diye yalvarıp O’na duada bulunursunuz.
Deki: Sizi o durumlardan ve diğer bütün sıkıntılardan Allah kurtarır.Sonra siz (tekrar gaflet ve nankörlüğe düşüp) O’na şirk koşuyorsunuz”!?[14] ayetleri şükürsüzlüğü ve nankörlüğü, şirk ve küfürle eş tutmaktadır.
Rabbimizi ve dostlarımızı;
Dar zamanda hatırlayıp, rahatlık da unutmak…
Yokluk ve sıkıntı anında yalvarıp, yanaşıp, ama imkan ve iktidar sahibi olunca unutmak ta elbette nankörlüktür ve tabi cezasız kalmayacaktır.
“Gemiye bindikleri (ve tehlikeye girdikleri) zaman, dini sadece Allah’a has kılarak (canı gönülden) dua ederler. Ama onları karaya çıkarıp kurtarınca, hemen şirk koşmaya (ve nankörlük yapmaya) başlarlar…
Onlar batıl ( düşünce ve düzenlere) inanıp, Allah’ın nimetlerini inkar mı ediyorlar?”[15] ayetleri de ilahi bir ihtardır.
Halbuki, şükür nimetlerin sigortasıdır, şükürsüzlük ise Allah’ın kahrına ve gazabına ve nimetleri elimizden çekip almasına sebep olmaktadır.
Maddi ve manevi iyilik gördüklerimize teşekkür etmek, onlara Allah için hürmet ve muhabbet beslemek vefa borcudur, vicdani bir sorumluluktur… İmani ve insani bir olgunluktur. Ama nankörlük ise; bayağılık ve çok aşağılık bir davranıştır. Hatta insanlar arasında güven ortamını sarstığı için bir nevi bozgunculuktur.
“Andolsun ki, eğer (Bana ve iyilik erbabına) şükrederseniz (muhakkak nimet ve faziletlerimi) artırırım…
Ama (Rabbinize ve iyilik gördüklerinize) nankörlük ederseniz, (belanızı bulursunuz) çok çetindir, azabım!” (İbrahim:7 ) ayeti, kulaklarımıza küpe olacak, ilahi buyruktur.
“Hem bana, hem de anne-babana şükret! Dönüş yalnız banadır. (Şükür mü, nankörlük mü yaptığınızın hesabı sorulacaktır)”[16] ayetinde de, açıkça hem, üzerimizdeki bütün nimet ve faziletlerin gerçek sahibi olan Yüce Rabbimize,
Hem de, bu nimetlerin bize ulaşmasına vesile olan başta ana-babamız, diğer bütün yakınlarımıza ve sayelerinde maddi-manevi iyilik bulduklarımıza teşekkür etmemiz, onlara vefa göstermemiz, sevgi ve saygıda olsun ikram ve ihsan da olsun önce onları gözetmemiz gerektiğini…
Ve bütün bunların bir gün hesabının görüleceğini, Cenabı Hak Hz. Lokman’ın oğluna nasihati şeklinde bizlere duyurmuştur…
Sonuç: Nankörlerin, Ebu Leheb gibi, sonunda elleri kurumuş… Vefakar ve kadirşinas kimseler ise gönül huzuruna, insanlık onuruna ve cennet mutluluğuna kavuşmuştur!..
Maalesef insanların çoğu “Fırsat gavuru”dur. Yani iyilik veya kötülük yapma imkanı bulunmadığı zaman, sanki mülayim ve merhametli gibi durur. Sana ihtiyacı olduğu süre hürmetkar ve hizmetkar davranır… Ama bir de “Kendisini müstağni görünce (artık kimseye ihtiyacım kalmadı zannedince) azgınlaşıp kudurur.”[17]
Çünkü, ayarı ve ahlakı bozuk, mayası ve doğası çürük “insan, gerçekten Rabbine karşı (bile) nankördür.”[18]
[1] Hadis
[2] Neml:40
[3] Hud:9
[4] İsra: 67
[5] İsra:83
[6] Zümer:49
[7] Mümin:61
[8] Şura: 48
[9] Mearic: 19-25
[10] Fecr:15-16
[11] Enfal: 27
[12] Tövbe:74
[13] Sahihi Buhari C.3. Hadis No:551
[14] En’am: 63-64
[15] Ankebut:66-68
[16] Lokman:14
[17] Alak:6-7
[18] Adiyat: 6

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
Dergimizdeki şiirlerin genellikle en iyi dizelerini tekrar yazıyorum. Bu şiirimizin en iyi dizesi yok çünkü…
İnsanlığın sosyo politik, eko politik alanlar başta olmak üzere sayısız problem, sayısız tahrifat ve sayısız…
Çağımızın en büyük sorunları arasında depresyon ve mutsuzluk gösterilebilmektedir. Bu nedenle bu kavramlar üzerine ciltlerce…
Yazıda alıntısı yapılan makalede de belirtildiği gibi, Avrupa'nın liberal görüşleri ile güvenlik politikaları arasında çatışma…
DİKKAT! UYARISI VE MÜJDE... Prof. Dr Necmettin Erbakan Hocamız "Biz her taşın altında Yahudi var…
Makale Merhum Prf. Dr. Necmettin Erbakan Hocamız'ın tarihi bir sözünü hatırlattı. '' Kim ben mi…
İsrafil Balcı'nın Yüce Dinimiz İslamı yozlaştırmaya çalışması Din İstismarcılarının işini kolaylaştırmakta, makalede değinildiği üzere Cenab-ı…
BEL'AM TAKIMI NE OLACAK Kİ?! "Bel'am"lık bunların ruhuna işlemiş. İslam'a zarar verme adına yaptıkları girişimlere…
Harika bir yazı.. Konu, genel halktan ziyade teşkilatçılara özel. Bahsedilen şu kısmı asla unutmayalım: “...Ben…
Allah'ın rızası, Kur'an'ın anlaşılması, Müslümanların mazlumların ve tüm insanların huzura kavuşmasının şerefini sevabını almak aşkına…