AKP İKTİDARININ TAHRİBAT POLİTİKALARI!..
İçeride Kürdistan Hazırlığı!..
Öcalan’ın “Negatif Aşamadan Pozitif İnşa Aşamasına Geçiyoruz” Mesajı
DEM Parti, PKK’nın feshi çağrısının yıl dönümünde basın toplantısı yapmıştı. İmralı Heyeti, Katliamcı Öcalan’ın güya demokratik siyaset ve hukuk temelli yeni sürece dair mesajını paylaşmıştı. Öcalan mesajında; negatif isyan döneminin geride kaldığını ve şiddete dayalı siyaset anlayışının artık bırakıldığını vurgulamış; “Şimdi negatif aşamadan pozitif inşa aşamasına geçmemiz gerekiyor. Yeni bir siyaset ve strateji dönemine kapı açılıyor” ifadeleriyle, demokratik toplum ve hukuk temelli bir sürecin başlatılacağı mesajı yayımlamıştı. (Yani terörle kuramadıkları Özerk Kürdistan’ı şimdi siyasetle başaracaklardı.)
İmralı açıklamasında; demokratik siyasetin, silahın terk edildiği bir zeminde gelişeceği vurgulanmıştı. Öcalan, mesajında Türk-Kürt birliğinin tarihsel özgünlüğünü de hatırlatmış; “Kürtsüz Türk, Türksüz Kürt olmaz. 27 Şubat çağrımız bu birlik ruhunun canlandırma girişimi ve Demokratik Cumhuriyet talebidir” ifadeleriyle, uzun yıllar süren çatışma ve ayrışmaların yerine ortak bir demokratik yaklaşımla amaca ulaşılacağını vurgulamıştı. Öyle ya; siyaset yoluyla sinsi amaçlara ulaşmak varken silahla uğraşmak ahmaklıktı!..
“Kürtsüz Türk, Türksüz Kürt Olmaz” Diyen Öcalan’ın Sinsi Hesapları!
Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın yıl dönümünde Ankara’da açıklama yapılmıştı. Yılmaz Güney Sahnesi’nde gerçekleştirilen etkinlikte Abdullah Öcalan’ın mesajı dört dilde kamuoyu ile paylaşılmıştı. Kürtçe, Türkçe, Arapça ve İngilizce olarak paylaşılan mesajın Kürtçesini Veysi Aktaş, Türkçesini ise DEM Parti İmralı Heyeti Üyesi Pervin Buldan okumuşlardı.
Terörist Başı Öcalan: “Amaç, (hedeflenen özerk yapı için) inşayı toplumla birlikte ve toplum içinde yapmaktır. Ezilen kesimler, etnik gruplar, dinsel ve kültürel gruplar kesintisiz ve örgütlü bir demokratik mücadeleyle kendi yaratımlarına sahip çıkmalıdır. Bu süreçte devletin demokratik dönüşüme duyarlı olması lazımdır. Demokratik entegrasyon en az Cumhuriyetin başlangıcı kadar önemli ve anlamlıdır. Onun kadar anlam, gelecek ve güç itibarıyla varlık ve zenginlik ihtiva eden bir çağrıdır. Temelinde demokratik toplum modeli vardır. Ayrıştırmacı ya da tersinden asimilasyonist yöntemlerin alternatifi aranmalıdır. Demokratik entegrasyona geçiş, barış yasalarını gerekli kılmaktadır. Demokratik toplum çözümü için, siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel boyutlarda bir mimarinin, bir hukukun tesisi şarttır.
Günümüzde yaşanan birçok sorunun ve krizin sebebi, demokratik bir hukukun olmayışıdır. Demokratik siyaset çerçeveli bir hukuk çözümü esas alınmalıdır. Demokratik topluma alan tanıyacak, demokrasiye alan tanıyacak ve bunun güçlü hukuksal güvencelerini oluşturacak bir yaklaşıma ihtiyacımız vardır. Vatandaşlık ilişkisi, millete aidiyet üzerinden değil devlet bağı esas alınarak kurulmalıdır. Dininde, milliyetinde, düşüncesinde özgür olmayı temel alan bir özgür yurttaşlığı esas almalıdır. Din ve dil empoze edilemediği gibi milliyet de dayatılmamalıdır. Demokratik sınırlarda ve devletin bütünlüğü kapsamında bir anayasal vatandaşlık ilişkisi; dinsel, ideolojik, kimliksel ve milliyet varlığını özgürce ifade etme ve örgütlenme hakkını tanımaktır.” sözleriyle “Özerk bir Kürdistan’a hukuki bir resmiyet kazandıracak altyapıyı” hazırlama çabası yoğunlaşmıştı.
Öcalan’ın mesajı öncesi açıklama yapan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları şunları aktarmıştı:
“Sayın Öcalan’ın cesur çağrısını; örgüt olumlu yanıtlamış, hedef doğrultusunda karar almış, silah bırakma ve diğer taktiklerle bu çağrının gereklerini yapmıştır. Bizler de parti olarak bir yıldır bu gelişmelerin olumlu bir barışa dönüşmesi için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Mahalle mahalle, ev ev, sokak sokak, şehir şehir görüşmeler gerçekleştirdik. Yaklaşık iki bin beş yüz toplantı ve buluşma yaptık. Yüz binlerce yurttaşımızla açık ve şeffaf bir süreç içerisinde bu süreci tartıştık, değerlendirdik. Dünyadaki bütün çatışma çözümü deneyimlerinde olduğu gibi katılımcı ve şeffaf bir toplumsal zemin oluşturmaya hep birlikte gayret ettik. Şimdi sorumluluk devlette ve iktidardadır. 27 Şubat çağrısının içeriğine ve tarihsel ağırlığına uygun kararlar artık alınmalıdır. Gecikmeden politika üretilmeli, net bir yol haritası belirlenmeli, somut ve güven verici adımlar atılmalıdır. Barış iradesi kurumsal karşılığını net bir biçimde bulmalıdır.
27 Şubat çağrısı; demokrasi, adalet, eşitlik ve özgürlük temelinde Türkiye siyasetinin önüne konmuş açık bir programdır. Mücadelenin silahla değil, siyasetle yapılacağının güçlü ve net beyanıdır. Demokratik entegrasyon ne bir asimilasyondur ne de bir teslimiyettir. Demokratik entegrasyon; her kimliğin tanındığı, her yurttaşın eşit kabul edildiği, özgürlüklerin anayasal güvence altına alındığı ortak bir yaşamın adıdır. Bu aşamanın hayata geçmesi artık siyaset kurumunun tarihsel sorumluluğudur.” Yani; eğitim ve hukuk dili KÜRTÇE olan… Genişletilmiş ve güçlendirilmiş yerel yönetim modelinin fiili özerkliğe evrildiği bir sürecin yasal zemini hazırlanmalı, Kuzey Irak’taki Barzani Kürdistanı örneği bir yapı oluşturulmalıdır!?
Dışarıda İran’la Kapıştırma Tuzağı!..
Güya İran’dan Ülkemize Yollanan Füze Muamması…
ABD ve İsrail’in, İran‘a saldırısıyla başlayan savaş, özellikle Türkiye’ye bulaştırılmaya çalışılmaktaydı. 28 Şubat’ta (2026) başlayan saldırıların ardından İran; mecburen İsrail ve ABD’nin üslerini hedef almıştı. 4 Mart günü İran’dan ateşlendiği öne sürülen bir balistik mühimmatın parçalarının Hatay’ın Dörtyol ilçesine düştüğü iddiaları karışıktı. İran, Türkiye’ye füze fırlattığına dair çıkan haberleri yalanlayarak Türkiye’nin egemenliğine saygı duyduğunu açıklamıştı. Ardından Gaziantep‘in Güneyşehir bölgesine bir füze parçası düştüğü ortaya atılmıştı. İran’dan atılan füzenin Gaziantep’te savunma sistemleri tarafından düşürülmesinin ardından Türkiye’den yeni bir adım atılmış, İran’ın Ankara Büyükelçisi Dışişleri Bakanlığı’na çağrılmıştı.
Milli Savunma Bakanlığı, yaşananlara ilişkin açıklamasında şunları aktarmıştı:
“İran’dan ateşlenip Türk hava sahasına giren bir balistik mühimmat, Doğu Akdeniz’de konuşlu NATO hava ve füze savunma unsurları tarafından etkisiz hale getirilmiştir. Bazı mühimmat parçaları Gaziantep’te boş arazilere düşmüştür. Olayda herhangi bir can kaybı veya yaralanma söz konusu değildir. Türkiye, iyi komşuluk ilişkilerine ve bölgesel istikrara büyük önem vermektedir. Ancak ülkemizin topraklarına ve hava sahasına yönelen her türlü tehdide karşı gerekli tüm adımların kararlılıkla ve tereddütsüz atılacağını bir kez daha vurguluyoruz. Türkiye’nin bu yöndeki uyarılarına riayet edilmesinin herkesin menfaatine olduğunu hatırlatıyoruz.”
İletişim Başkanlığının Kışkırtıcılığı: “Yalnızca resmî makamlarımız tarafından yapılan açıklamalar esas alınmalıdır!”
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada “İran başta olmak üzere tüm taraflara, bölgesel güvenliği riske atan ve sivilleri tehlikeye sokabilecek eylemlerden uzak durmaları yönündeki uyarımızı bir kez daha güçlü şekilde yineliyoruz” diyerek İran’ı suçlamıştı.
Burhaneddin Duran Hızını Alamayarak:
“İran’dan ateşlenip ülkemize yöneldiği tespit edilen bir balistik füze, Gaziantep’in Şahinbey ilçesi semalarında NATO hava ve füze savunma unsurları tarafından zamanında angaje edilerek etkisiz bırakılmıştır. Olayda herhangi bir can kaybı ya da yaralanma yaşanmamıştır. Gelişme, ilk andan itibaren tüm kurumlarımız tarafından yakından takip edilmiş; gerekli savunma ve güvenlik tedbirleri derhal devreye alınmıştır. Bu kapsamda Millî Savunma Bakanlığı başta olmak üzere ilgili tüm birimlerimiz tam bir eş güdüm içerisinde davranmaktadır. Türkiye’nin hava sahasının ve sınır güvenliğinin korunması konusunda devletimizin iradesi ve kapasitesi en üst seviyede bulunmaktadır…” ifadelerini kullanmıştı.
NATO’nun; “Türkiye’ye doğru gelen bir füzeyi engelledik!” açıklaması
Bu arada NATO Sözcüsü Allison Hart, “NATO, Türkiye’ye doğru gelen bir füzeyi bir kez daha engelledi. NATO, tüm müttefiklerini her türlü tehdide karşı savunmaya hazır olduğunu net bir şekilde ortaya koydu” açıklamasını yapmıştı.
4 Mart’ta da Millî Savunma Bakanlığı, İran’dan ateşlenip Türk hava sahasına yöneldiği tespit edilen bir balistik mühimmatın, Doğu Akdeniz’de konuşlu NATO hava ve füze savunma unsurları tarafından etkisiz hale getirildiğini duyurmuşlardı. Şimdi Burhaneddin Duran’a sormak lazımdı; güya İran’ın Türkiye’yi hedef alan füzeleri, niye hep Haçlı NATO tarafından etkisiz bırakılmaktaydı? Türkiye’nin öve öve bitiremediği savunma sistemleri hep kör ve sağır mıydı? Yoksa Haçlı Batı ve Siyonist odaklar bizi İran’la vuruşturmak mı istiyorlardı?
Siyonist Grok’un Savaş Kışkırtıcılığı; İsrail ve ABD Noktalarına Düşen Füzeleri Karartması!
Yeni adıyla X, yaygın kullanımıyla Twitter’ın yapay zekâ robotu Grok’un İran saldırısında kasıtlı kışkırtıcılık yaptığı ortaya çıkmıştı. Özellikle İsrail ya da ABD üslerine düşen İran’a ait gerçek füze görüntülerinin neredeyse tamamını “yanlış, sahte ya da eski” olarak niteleyen Grok, İran’a yönelik saldırılarda ise tersi bir tutum takınmaktaydı. İsrail ile ABD’nin İran’a yönelik saldırıları ve Tahran yönetiminin ABD üsleri bulunan ülkeleri de kapsayacak şekilde verdiği yanıtlar bölgede çok riskli bir dönemi kışkırtmaktaydı. Bazı uzmanların “Bu savaş en geç 96 saatte biter” iddiaları ise boşa çıkmıştı. Gerek ABD-İsrail cephesi gerek İran’dan gelen açıklamalar, savaşın aylarca süreceğini ortaya koymaktaydı. Elbette bu savaşın en çok takip edildiği alanlardan biri sosyal medyaydı. Yaygın bilinen adıyla Twitter, yeni ismiyle X platformu da her gün on milyonlarca paylaşıma ev sahipliği yapmaktaydı. Dolayısıyla atılan füzeler, vurulan askeri-sivil noktalar, hedef alınan üsler gibi savaşı doğrudan etkileyen olaylarla ilgili en büyük bilgi akışlarından biri de söz konusu platformla sağlanmaktaydı.
Grok’un Taraflı ve Kasıtlı Savaş Dili Nasıl Anlaşılmalıydı?
Bilindiği üzere X platformu geçtiğimiz yıllarda kendi yapay zekâ robotu olan Grok’u devreye almıştı. Aradan geçen zaman içinde Grok ile ilgili yapılan ve yapılmayan güncellemeler de kamuoyunda sıkça tartışılmıştı. Siyonist güdümlü Grok’un bir doğrulama aracı olmadığını net bir şekilde anlayamayan sosyal medya kullanıcıları, İran-İsrail-ABD arasında devam eden savaşla ilgili de pek çok detayı Grok’a sormaya başlamıştı. Savaşın ilk günlerinde özellikle videolarla ilgili daha detaylı ve isabetli bilgiler paylaşan Grok, aradan geçen zaman içinde daha farklı bir profil sergilemeye başlamıştı. Özellikle İran’a düşen füzelerin videolarını ‘olumlu bir dille doğrulayan’ Grok, İsrail’e ya da ABD’nin bölge ülkelerindeki üslerine düşen füzelere ait kanıt niteliğindeki görüntüleriyse ‘eski, sahte, yanlış’ olarak niteleyen bir dil kullanımı dikkatlerden kaçmamıştı.[1]
Bu arada Rusya Araştırmaları Enstitüsü’nün (@rusencenter) açıklamalarına göre:
“ABD ilk kez Türk hava sahasını kullanmıştı. Amerikan AWACS uçağı, Türkiye’den kalkarak (Türkiye’nin doğu, İran’ın) batı sınır boyunca İran askeri mevzilerini ve hareketlerini gözetleme uçuşları yapmıştı.” Zaten Erdoğan iktidarı, Malatya Kürecik Radar Üssü’ne, ABD ve İsrail’e kapatmak yerine, tam aksine yeni NATO Patriot bataryaları kurdurmuşlardı. Maalesef güya Dindar Kahraman Erdoğan, ABD ve İsrail saldırganlığına karşı, dürüst ve dobra bir ateist bilinen İspanya Başbakan’ı PEDRO SANCHEZ kadar bile… Ve İtalyan Başbakan’ı KATOLİK Hristiyan Bayan GIORGIA MELONI kadar bile net ve mert bir tavır takınamamıştı…
İtalya, İsrail ile Savunma Anlaşmasını Askıya Almıştı!
İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, İsrail ile savunma anlaşmasını askıya aldıklarını açıklamıştı. Sn. Erdoğan ise, hâlâ İsrail’le Normalleşme Anlaşmasını bırakmamıştı.
13 Nisan 2016’da yürürlüğe giren İtalya-İsrail mutabakat zaptının, iptal edilmediği sürece her 5 yılda bir otomatik yenilenmesi öngörülüyordu. Bayan Meloni yaptığı açıklamada bu anlaşmayı yenilemediklerini aktarmıştı. İtalya basınına göre Savunma Bakanı Guido Crosetto, İsrailli mevkidaşı Yisrael Katz’a mutabakat zaptını askıya aldıklarını bildiren bir mektup yazmıştı. Savunma alanında iş birliği öngören anlaşma, askeri teçhizat ve teknoloji değişiminin çerçevesini oluşturmaktaydı.
İsrail’in 7 Ekim 2023 saldırıları sonrası Gazze’deki operasyonları üzerine İtalya’daki muhalefet, hükümetten bu savunma anlaşmasının durdurulmasını talep ediyorlardı. İsrail’in Lübnan’da son günlerdeki saldırıları da İtalya ile ilişkilerin gerilmesine yol açmıştı.
Lübnan’daki İtalyan BM Barış Gücü (UNIFIL) konvoyuna “uyarı ateşi” açılması üzerine İtalya yönetimi Nisan 2026’da protesto amacıyla İsrail Büyükelçisi’ni Dışişleri Bakanlığı’na çağırmıştı. İtalyan Dışişleri Bakanı Antonio Tajani de Lübnan’ı ziyaret etmiş ve “Lübnan, çok değer verdiğimiz kardeş bir ülkedir. Bu yüzden bugün Beyrut’a, İsrail’in sivil halka yönelik kabul edilemez saldırılarının ardından Cumhurbaşkanı Aoun’a İtalya’nın dayanışmasını iletmek için geldim” ifadelerini kullanmıştı. Aynı zamanda Başbakan Yardımcısı olan Tajani, “Gazze’deki gibi bir tırmanışın her ne pahasına olursa olsun önlenmesi gerekmektedir” uyarısını yapmıştı.
Çin, İran’a Gizli Destek Çıkmıştı!
ABD ve İsrail’in, İran’a saldırmasıyla başlayan İran’ı ve Körfez’i işgal girişiminde, herkes neden Çin’in daha aktif rol oynamadığını sormaktaydı. Oysa ABD istihbaratının; Çin’in, İran’a mühimmat yolladığına ve savaşta daha aktif rol oynadığına dair bilgi elde ettiği anlaşılmıştı. ABD’nin önde gelen medya kuruluşlarından The New York Times (NYT) gazetesine göre ABD istihbarat kurumları, Çin’in ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşta rolünü arttırdığını yazmıştı.
Çin, Örtülü Olarak İran’a Destek Olmaktaydı!..
İsmini vermek istemeyen ABD’li yetkililer, istihbarat değerlendirmelerinin, Çin’in bazı şirketler aracılığıyla İran’a askeri üretimde kullanılabilecek kimyasal, yakıt ve bileşen sevkiyatına göz yumarak savaşta ABD karşıtı bir rol üstlendiğini vurgulamışlardı. Çin’in uzun süredir İran’a doğrudan askeri teçhizat göndermekte temkinli davrandığını belirten yetkililer, ancak hükümet içinde bazı isimlerin İran güvenlik güçlerine doğrudan destek verilmesini savunduğunu aktarmışlardı.
Yetkililer, Washington yönetiminin, Çin’in son dönemde İran’a omuzdan atılan ve “MANPADS” olarak bilinen füzeler göndermiş olabileceğine dair istihbarat edindiğini hatırlatmışlardı. Ancak yetkililer, bu bilginin kesin olmadığını ve söz konusu silahların sahada kullanıldığına dair herhangi kanıt bulunmadığını aktarmışlardı.
Rusya da, İran’a Uydu İstihbaratı Sağlamıştı!
Öte yandan yetkililer ABD istihbaratının, Rusya’nın da İran ordusuna uydu istihbaratı sağlayarak İran Devrim Muhafızları Ordusunun ABD gemileri ile Ortadoğu’daki askeri ve diplomatik hedefleri belirlemesine yardımcı olduğuna dair bulgular elde ettiğini savunmuşlardı.
Sermaye Baronlarına Af, Gariban Vatandaşa Kuru Laf! İşte AKP Döneminde Silinen Vergi Borçları!
AKP iktidarının 2002’den bu yana uyguladığı ekonomi politikası, kamu kaynaklarının belirli holdinglere ve yandaş kesimlere aktarılması tartışmalarını başlatmıştı. Son olarak Kolin, Cengiz, Makyol, Kalyon ve Limak holdinglerine toplam 200 milyar dolarlık vergi avantajı sağlandığı ortaya çıkmıştı. Türkiye’nin AKP ile geçirdiği son 24 yıllık ekonomi sürecinde; yararlı kamu yatırımları yerine Kamu-Özel İşbirliği (KÖİ) ve Yap-İşlet-Devret (YİD) modellerine dayalı bir yapı oluşturmuşlardı. Otoyol, köprü, havalimanı ve şehir hastaneleri gibi büyük projelerin ana yüklenicileri olan, kamuoyunda 5’li çete olarak da ifade edilen beş büyük holding, devlet tarafından sağlanan vergi muafiyetleri, teşvikler ve Hazine garantileriyle halkımızın sırtından yüz milyarlarca dolar kazanmışlardı. Üstelik bunların çoğunun yabancı ortakları vardı.
Yandaşlara 128 Kez Vergi Muafiyeti Sağlanmıştı!
TBMM kayıtları, Ticaret Bakanlığı verileri ve Sayıştay raporlarına göre, söz konusu holdinglere 2010-2020 yılları arasında 128 kez Vergi, Resim ve Harç İstisnası Belgesi (VRHİB) sağlanmıştı. Bu kapsamda Kolin İnşaat 36, Cengiz İnşaat 30, Makyol 24, Kalyon 19 ve Limak 19 kez istisnadan yararlanmışlardı. İhracatı ve döviz kazandırıcı faaliyetleri desteklemek amacıyla uygulanan VRHİB sistemi, uygulamada büyük altyapı projelerinde maliyetleri arttıran ve belirli şirketlere avantaj sağlayan bir mekanizmaya dönüşmüş durumdaydı. Bu dağılımın kamu ihalelerinde rekabet koşullarını bozduğu ve kaynakların belli şirketlerde yoğunlaşmasına yol açtığı ortaya çıkmıştı.
Bu Yandaşlara Vergi Cezalarında %98,8’lik İndirim Yapılmıştı!..
Vergi Usul Kanunu kapsamındaki uzlaşma mekanizması da sermayeye tanınan ayrıcalıklar arasında öne çıkmaktaydı. 2010 yılında yapılan bir uzlaşma kapsamında, toplam 615,9 milyon TL’lik vergi cezasının 7 milyon TL’ye indirildiği ve yaklaşık %98,8 oranında silindiği kayıtlara geçmiş durumdaydı. Kamu-Özel İşbirliği modeliyle hayata geçirilen büyük projelerin toplam yatırım maliyeti 138 milyar doları aşmıştı. Ancak dövize endeksli garanti ödemeleri nedeniyle bu projelerin Hazine’ye maliyeti çok daha yüksek seviyelere ulaşmaktaydı. Osmangazi Köprüsü’nün yaklaşık 1,5 milyar dolarlık maliyetine karşılık toplam ödeme yükünün 10 milyar dolara ulaştığı anlaşılmıştı. 1915 Çanakkale Köprüsü için verilen araç geçiş garantilerinin gerçekleşmemesi nedeniyle bütçeden milyarlarca lira ödeme yapılmıştı. Avrasya Tüneli ve Yavuz Sultan Selim Köprüsü gibi projelerde de garanti ödemeleri ve kur farkları devlet bütçesini büyük zararlara uğratmıştı.
“200 Milyar Dolar” Nasıl Hesaplanmıştı?
TBMM gündemine taşınan 200 milyar dolarlık rakam, doğrudan silinen vergi borcunu değil, kamu ihaleleri, hazine garantileri, vergi muafiyetleri ve teşviklerin toplam büyüklüğünü yansıtmaktaydı. Söz konusu rakam, yaklaşık 204 milyar dolarlık proje hacmi, dövize endeksli garanti ödemeleri ve vergi istisnalarının toplam etkisini kapsamaktaydı. Bu durum, kamu gelirlerinin tahsil edilmemesi yoluyla dolaylı bir kaynak transferi anlamını taşımaktaydı.
Yandaşlardan Silinen Borçlarla Ülkemize Şunlar Yapılacaktı!..
Sermayeye aktarılan bu devasa kaynakların alternatif kullanım alanları, Türkiye’nin eğitim ve sağlık altyapısında yaratabileceği dönüşümün boyutlarını ortaya koymaktaydı. Bu yandaş sermaye gruplarına sağlanan muafiyetler ve offshore hesaplara aktarılan kârlar devletin kasasında kalsaydı; güncel kurla yaklaşık 9 trilyon 116 milyar 760 milyon TL’ye ulaşan bu kaynaklarla kamu yararına büyük işler başarılacak, Türkiye çağ atlayacaktı.
Ülkemizde Vergi Yükü Emekçilerin Sırtındaydı!
2026 yılı bütçe hedeflerine göre gelir vergisi tahsilatının 3 trilyon 558 milyar TL, ÖTV gelirlerinin 2 trilyon 549 milyar TL, kurumlar vergisinin ise 1 trilyon 740 milyar TL olması öngörülüyordu. Bu veriler, dolaylı vergilerin toplam içindeki payının yüksek olduğunu ve vergi yükünün büyük ölçüde tüketici ve çalışan kesim üzerinde yoğunlaştığını ortaya koyuyordu. Yeniden değerleme oranının yüzde 25,49 olarak belirlenmesiyle motorlu taşıtlar vergisi gibi kalemlerde artış yaşanırken, icra dosyası sayısının 25 milyona yaklaştığı konuşuluyordu.
AKP iktidarının 2002-2026 döneminde uyguladığı ekonomik model, kamu kaynaklarının kullanımı, vergi politikaları ve gelir dağılımı açısından haklı olarak yoğun eleştirilere maruz kalıyordu. Ve bunların hesabının sorulacağı günler yaklaşıyordu.
“5G” Yeni Bir PANDEMİ Yayıcısı mı?
Ülkemiz ve insanlık şimdi de 5G teknolojisinin istilasıyla karşı karşıyadır. Bunun en bariz örneği 2026 Nisan ayında İngiltere’de yaşanmıştır. Ülkenin farklı şehirlerinde baz istasyonlarına ve telekom altyapısına hücumlar yapılmıştır. Söz konusu video YouTube tarafından sansüre uğramıştır. Bununla da kalmamış YouTube’nin 5G aleyhinde yayın yapan videoları sileceği açıklanmıştır.
5G teknolojisi şu an birçok ülkede kullanılan 4G/4,5G’ye kıyasla daha yüksek hızda veri aktarımı sağlayacaktır. Bu aktarımı sağlarken kullanacağı frekansın aralığı da insanlara, hayvanlara ve bitkilere zarar vereceği tartışılmaktadır. Tabiri caizse uzun soluklu ve katlanarak büyüyecek bir çevre felaketiyle karşı karşıya kalacağız.
Bu gizemli virüsle 5G teknolojisinin bağlantısını, bu teknolojinin sağlığımızı nasıl bozacağı ve oluşturacağı zararları, bu hususta çok sayıda eser kaleme almış olan Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Elektrik Elektronik Mühendisliği Başkanı Prof. Dr. Selim Şeker anlatmıştır. Hoca kasıtlı verilen bir zarardan ziyade teknolojinin kullanacağı frekans bandının insan ve tabiat üzerindeki yan etkilerinin bulunduğunu aktarmıştır. 5G’ye ilişkin olarak; yayacağı radyasyon, kısırlık, kanser ve güvenlik açığı en öne çıkan tahribatlarıdır.
Üstelik 5G ile paralel olarak 6G çalışmaları başlamıştır. Yani ağırlıklı olarak dünya çevresine binlerce alçak irtifalı uydularla dünyada radyasyonsuz en ufak alan kalmayacaktır. ABD ve Çin’in bu uyduları yollamaya başladıkları konuşulmaktadır.
5G, Sistematik Bir Soykırımın Başlangıcı mı Olacaktı?[2]
Türkiye 5G teknolojisine geçerken bazı hatırlatmalar yapmak kaçınılmazdı. Washington Devlet Üniversitesi Biyokimya ve Temel Tıp Bilimleri Profesörü Martin L. Pall, 17 Aralık 2019’da, yani dünyanın henüz Korona Virüs salgınından haberi yokken, elektromanyetik dalgaların insan vücuduna etkisi üzerinde bir makale yayımlamıştı.
Martin L. Pall, 5G teknolojisinde kullanılan elektromanyetik dalgaların frekansı artırıldığında bunun erkekte üreme yeteneğini, kadında doğurganlığı düşüreceğini, nörolojik ve nöropsikiyatrik etkiler oluşacağını, “programlanmış hücre ölümü” gerçekleşebileceğini, kalp ritminin bozulacağını, serbest radikal hasarı ve ağır kanser vakalarına sebep olacağını vurgulamıştı.
Pall, 5G’nin saniyede çok miktarda bilgi taşımak için çok yüksek darbeli olacak şekilde tasarlandığını, çünkü bilgiyi taşıyanın titreşimler olduğunu, konu ile ilgili telekomünikasyon endüstrisi tarafından hazırlanan güvenlik kılavuzlarında sahtekârlık yapıldığını, biyolojik etkilerden hiç bahsedilmediğini hatırlatmıştı.
Pall, 5G için kullanılan elektrik dalgalarının binalara iyi nüfuz etmediğini, bu sebeple milyonlarca 5G anteninin evlere, okullara, kiliselere, işletmelere yakın bir yerlere kurulmakta olduğunu, bu dalgalardan kaçmanın imkânsız hale geleceğini, bu dalgaların insan beyninin işlevini ve EEG aktivitesini etkilediğini, hayvanlarda da birçok iç organın işleyişini bozduğunu yazmıştı.
Pall, “En kötü altı kâbusum” başlığı altında, şu uyarıları yapmıştı:
1- (5G teknolojisiyle) Hızlı ve geri döndürülemez bir çarpışma olursa, insan üremesi sıfıra yakın dereceye kadar düşebilir.
2- Kolektif beyin fonksiyonlarımız çökebilir.
3- Çok erken bir şekilde alzheimer ve demanslar görülebilir.
4- Küresel çapta otizm ve hiperaktivite yaygınlaşıverir.
5- İnsan gen havuzunda büyük bir bozulma meydana gelir.
6- Bütün yaş aralıklarında ani kalp ölümleri gerçekleşir.
Geleceğimizi Karartmak ve Meclis’i Hiçe Saymak
TBMM, 2018-2026 yılları arasında; dijital bağımlılık, çocukların internetin zararlı yönlerinden korunması, dijital okuryazarlık ve bilinçli ebeveynlik konularında 4 farklı araştırma komisyonunda kararlar almıştır. Tüm partilerin uzlaşısıyla yasal öneriler hazırlanmış, kamu kurum ve kuruluşlarına, hangi tarihte hangi görevi tamamlaması gerektiği kayda alınmıştır. Yeni kanun teklifi görüşülürken; daha önce benzer konularda kurulmuş ancak iktidarın son yasayla “yok” muamelesi yaptığı belirtilen 4 komisyonda alınan kararların, kanunla güvence altına sokulması önerisi yapılmış, ancak iktidar partisi Milletvekillerinin ret oylarıyla gündeme alınmamıştır.
Çocukların, internet ve sosyal medyaya erişiminin kısıtlanmasına ilişkin yasal düzenlemenin, bu konudaki Meclis hafızasını hiçe saydığı ve iktidarın bu konuda sanki hiç çalışma yapılmamış gibi davrandığı anlaşılmıştır. Çocuklara internet kısıtlamasının yanı sıra, Darülaceze’ye bağış ve yardımların teşvik edilmesi, gıda bankacılığı yapabilmesi olanağı sağlanması gibi düzenlemelerin de yer aldığı torba kanun teklifi, TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu’nda görüşülerek kabul edilmiş durumdaydı.
Akran zorbalığının arttığı, okullarda baskın ve katliamların yoğunlaştığı bir ortamda, AKP İktidarının ve Cumhur İttifakı’nın duyarsızlığı kafaları karıştırmaktaydı.
- TRT- HABER – 10.03.2026
- arslanbulut@yenicaggazetesi.com.tr – 01 Nisan 2026

Teknoloji, insanlığa hizmet ettiği sürece değerlidir; insan ve tabiatı riske attığında, yeniden sorgulanmalıdır.
5G ve gelecekteki iletişim teknolojileri konusunda daha fazla şeffaflık, bağımsız araştırma ve kamuoyu bilgilendirmesi gerektiğine inanıyorum.
5G ve benzeri teknolojilere ilişkin sağlık, çevre ve güvenlik tartışmalarında, iktidarın kamuoyunu yeterince bilgilendirmediğini düşünüyorum.
Hızlı internet uğruna, insan sağlığı ve çevre güvenliği ikinci plana atılmamalıdır.
Bilimsel tartışmalar sansürle değil, açık veri ve özgür araştırma ortamıyla yürütülmelidir.
Teknolojik gelişmelerin uzun vadeli etkileri tam olarak anlaşılmadan, toplumun geniş kesimlerine yaygınlaştırılması doğru değildir.
Çocuklarımızın geleceği, dijital konforun ve ekonomik çıkarların üzerinde tutulmalıdır.
TBMM’de daha önce hazırlanan raporlar ve komisyon çalışmaları dikkate alınmadan atılan adımlar, Meclis’in kurumsal hafızasını zayıflatmaktadır.
AKP iktidarı, dijital bağımlılık, çocukların korunması ve internet güvenliği konularında maalesef gerekli tedbirleri almaktan yoksun bir politika sürdürmüştür.
Toplumu doğrudan etkileyen düzenlemeler, yalnızca çoğunluk oyuyla değil; bilim insanlarının, sivil toplum kuruluşlarının ve muhalefetin katkılarıyla şekillendirilmelidir.
Eleştirel sorular sormak, teknolojik gelişmelere karşı olmak değil; insan sağlığını, çevreyi ve geleceğimizi koruma sorumluluğudur.
Demokratik yönetim anlayışı, farklı görüşleri dışlamakla değil, onları dinleyip ortak akıl oluşturmakla güçlenir.
Sormayan toplumlar yönlendirilir; araştıran toplumlar ise geleceği şekillendirir.
24 Yıllık Akp Zihniyeti, Bakara Suresinin 205. ve 206. Ayetlerini Bizlere Hatırlatmaktadır…
Ülkemizin bölünüp parçalanması için Siyonist ve emperyalistlerin yürüttükleri sinsi ve Siyonist projeye;
Terörle kuramadıkları Özerk Kürdistan’ı şimdi siyaset yoluyla kurma çabalarına…
Özerk bir Kürdistan’a hukuki bir resmiyet kazandıracak altyapıyı hazırlama çabalarına…
İşbirlikçi zihniyetler taşeronluk yapmaktaydı.
Ülkemizin haline bakar mısınız?
APO; “Barış Koordinatörü” yapılacakmış!
Ülke birliğimizin bölünmesi ve milli dirliğimizin tehlikeye girmesi için Siyonist ve emperyalistlerin emrindeki PKK terör örgütünün başı bebek katili APO işbirlikçiler tarafından; “Kurucu Önder” yapılmış, yetmemiş olacak ki şimdi de “Barış Koordinatörü” yapılmaya çalışılıyordu!
İşbirlikçi zihniyetlerle hürriyet ve adalet korunamaz!
İşbirlikçi zihniyeti desteklemek; kendi elleriyle kendini tehlikeye atmaktır!
İşbirlikçi zihniyeti desteklemek; Dinimize, devletimize, ülkemize ve hürriyetimize kastedip düşmanlık yapanları, birlik ve dirliğimizi bozmak için saldırıya ve isyana kalkışanları desteklemek demektir.
İşbirlikçilerin peşine düşüp kendi elleriyle kendini tehlikeye atanların akıbeti ise; bütün servet, hürriyet ve haysiyetini düşmanlara kaptırmaktır!
İşte Milli Çözüm; herkese temel insan haklarını sağlayan bir dünya düzeni kuruluncaya; adalet ve hürriyet ortamını bozmaya kalkışan fesat odakları etkisiz bırakılıncaya kadar, Siyonist ve emperyalistlerle ve onların zulüm düzenleriyle mücadelenin adıdır!
SABRIN MEYVESİ AŞIRI HAZ VERİCİ, ANCAK KENDİSİ ÇOK ACI OLUR MALUM!..
Ülkemiz insanlığı her açıdan manevi ve maddi, ahlaksızlıklar – ekonomik yıkımlar – siyasi olarak iç ve dış siyasetteki onursuz tablolar – yargıda adalet boyutunda, aklınıza ne geliyorsa kirli güçlerin kuşatılmışlığı altında ölüm kalım savaşı vermekte insanlık… Sadece ülkemizin insanlığı mı?! Hayır, başta müslüman ülke insanlığı olmak üzere, yeryüzündeki yaşayan yaklaşık 8 milyar insanlık aynı durumda, her türlü manevi ve maddi sömürülmekte ezilmekte modern köle olarak çürütülmekte … Her ülke bölge insanlığının imtihanı farklı farklı ama çektiği acı da ona göre elbette…
Biz insanları yaratan Allah’ımız, bizleri dünyaya göndermiş ve nasıl saadet içinde olacağımızı hem dünyada hem ahirette bu saadeti nasıl yakalayacağımızı 600 sayfalık ve 6236 tane ayetle ve birde yanında o ayetleri başta olmak üzere daha rahat anlayabilmek için peygamberler, elçiler, Rehber şahsiyetleri bizlere bildirmiş ve göndermiş. Tarih boyunca gelmiş geçmiş insan topluluklarına baktığımızda ne zaman Allah’ın gönderdiği elçiye ve Allah’ın emirlerine tâbi ve taraf olunmuşsa huzurun en zirvesini yakalamışlar, ne zaman tam tersi hareket edilmişse insanlık yangında kavrulmuş…
Artık şu barbar kalleş alçak olan tüm insanlığın düşmanı olan şu Siyonizm denen Kirli Zihniyetten kurtulup, Milli Çözümlü Milli Bir Mutabakat kurulup Türkiye merkezli YENİ BİR DÜNYA kurmamız mecburidir.
KAMER SURESİ 41-45. AYETLER
Asla unutmayalım ki; AL-İ İMRAN SURESİ 194. AYET’TE RABBİMİZ BUYURUR Kİ:
“Rabbimiz, elçilerin (vesilesiyle) va’ad ettiklerini bize de ver, (nimet ve nusretinden mahrum bırakma,) kıyamet gününde de bizi ‘hor ve aşağılık’ kılma. Şüphesiz Sen, asla va’adine muhalefet etmeyensin (Hakk sözünde duransın).
(AYET MEALLERİ İÇİN BAKINIZ: http://www.mealikerim.com )
YA RABBİ, BİR AN ÖNCE MİLLİ MUTABAKAT HÜKÜMETİNİN KURULMASINI VE AKABİNDE ADİL DÜZEN’E DAYALI YENİ BİR DÜNYANIN KURULMASINI NASİP EYLE. ZULUM ALTINDAKİ MÜSLÜMAN KARDEŞLERİMİZ ALLAH’IN YARDIMI NE ZAMAN GELECEK DİYE BEKLEYİŞ İÇERİSİNDELER. TÜM İNSANLIK SİYONİZMİN SÖMÜRÜSÜ ALTINDA İNİM İNİM İNLEMEKTE. ONLAR PLANLARINI İSLAM ÜLKELERİNİN BAŞINDAKİ İŞBİRLİKÇİ YÖNETİCİLER SEBEBİYLE ADIM ADIM GERÇEKLEŞTİRMEKTELER. YA RABBİ BİR AN ÖNCE SİYONİZMİN TÜM SİSTEMLERİ ETKİSİZ HALE GETİRECEK, KARDEŞLERİMİZE ZULMEDEN ZALİMLERİ YERLEBİR EDECEK VE BÜTÜN İNSANLIĞIN SAADETİNİN TEK ÇARESİ ADİL DÜZEN’E DAYALI YENİ BİR DÜNYANIN KURULMASINI NASİP EYLE.
Güncel olarak terör örgütü PKK ile yürütülen sürecin Barzani Kürdistanı benzeri bir modelle sonuçlanacağı benzetmesi gerçekten harika bir tespittir. BOP’un en başından beri amacı zaten ülkemizi bölmek ve İsrail’in vilayeti yapmaktır. Bu adımlarda ne yazık ki bunların habercisidir. Hamdolsun Milli Çözüm milletimizi uyarmaktadır.
İktidar yaltakçıları sermaye sahiplerine verilen ve tutarı 200 milyar USD yi bulan vergi avantajı korkunç bir düzeydir. Türk savunma sanayi toplam değeri yaklaşık olarak 150-200 milyar USD olarak hesaplanmaktadır. En iyi ifade ile bu paraya yeni bir savunma sanayi sektörü kurulabilmektedir. Milletimizden çalınarak sermaye sahiplerine sağlanan bu dolaylı fayda işte böyle bir rakamdır.
Ezilen halkların çığlıklarına tercüman olan Fransız Aydinlanmacilari; akıl, bilim, özgürlük, adalet, eşitlik, kardeslik fikirleriyle başta ezilen halkların sonra tüm dünyada muhaliflerin dikkatini çekmiş, hatta muhalif isimlerin ortaya çıkmasını sağlamıştı.
Halkların kaderini ilahi kanunlar, krallar belirleyemez fikri; din adamları ve krallar tarafından sömürülen halkların çok çabuk kabulünden gecmisti.
Hemen ardından bu sihirli sözcükler ısınmış fitili atesledi. Fransız İhtilali gerçekleşti.
Paris tüm dünyadan olduğu gibi Osmanlı da kötüye giden durumlara muhalif isimlerin buluşma noktası olmuştu.
Tüm dünyadan gelen atesli muhaliflere yardımcı olan; iyi niyetli güzel kelimelerin savunucuları her nasilsa paris mason localari olmuştu.
Sloganlar çok insancıl ve kabul görür cinsdendi. Kurtuluş arayanların aklına hemen yativeriyordu.
Jonturkler / ittihat ve terakki derken 1.dunya savaşı.
Ardindan Osmanli Devleti de yıkılmış ulus devletler donemi başlamıştı.
Hayret şimdilerde Öcalan la Tom Barack,
İktidarla muhalefet ayni sözcüklerde bulusmaktaydi.
Adalet, demokratik toplum, kardeşlik, özgürlük, ekonomik refah, akıl, bilim, falan filan
Ama bir farkla; ulus devlet olmadi
Osmanliya dönme vakti.
Dizilerle hazirlanmis, düşmanların agzindan dillendirilmis, kulağa hoş gelen bu senaryoya kılıç kalkan kusanmis bekleyen halkımıza dünya kupasında başarılar dilerim
Huzurun sağlanması güce dayanır!
Güvenliğin sağlanması güce dayanır!
Adaletin sağlanması güce dayanır!
Nesillerin geleceğinin güvencesi güce dayanır..
Siyasi, Hukuki, Askeri ve Ekonomik güç Hakkın emrinde olması gereken en hayati güç mekanizmalarındandır.
Hakkın emrine amade olan bir gücünüz ve bağımsızlığınız yoksa, iktidarlarınız kötülüğü örgütleyen merkezlerin elinde adeta tutaksa;
Can, Mal, Namus emniyetiniz yoktur!
Aklınızın ve nesebinizin güvencesi de yoktur..
“Faizin olduğu yerde bereket yoktur” diyen Cumhurbaşkanı, senede 300 milyar faiz ödediğini, faize dayalı finansal sistemin yeryüzünde belki de en ateşli koruyucusu olduğunu bilmiyor olamazdı!
Sınır hattımızın ve bölgemizin etnik tehditlerle, barış jelatinli Nato kumpasları ile kuşaltıldığı bir süreçte, hâlâ, bölgesel ve küresel güç motivasyonu olacak, bir güvenlik ve barış iklimine öncülük edecek kurum ve kuruluşlardan başta D-8 ler olmak üzere ;
İslam Birleşmiş Milletlerini
İslam Barış Gücünü (Pakt)
İslam Ortak Parasını,Pazarını, Pasaportunu.
İslam Ortak proğramlarını, bırakın etkin hale getirmeyi, akıllarına dahi almayanların akıbeti acaba nasıl olacaktır..?
İnsanlığın bütün boyutlarıyla bir avuç şer şebekesinin elinde adeta bir tutsak olarak açık hava hapsi yaşadığı bir zaman diliminde, Millî Çözüm çaresi olan Adil Düzen’e her zamankinden çok daha muhtaç olduğumuzu ifade ediyor, Rabbimizden bu kutlu Vaad gününe biran evvel kavuşmayı tüm mazlum milletler adına niyaz ediyoruz..