Bize “Hayalci” Diyenlerin;
İMAN PİLİ BİTMİŞTİR!..
Hakkın hâkimiyetine, kesin inanmayanın
Hayalini kurmayanın, iman pili bitmiştir…
İnanç ayarı bilinmez, henüz sınanmayanın
Haksızlığa susanların, vicdan dili bitmiştir
Adil Düzen hayal diyen, iman pili bitmiştir…
Şükür Milli Çözüm kaldı, bu hayalleri kuran
Tüm Hak va’dine inanan, her ne diyorsa Kur’an
Hidayet hem nur hem onur, ya Rab lütfuna kurban
Çöle dönen bozkırların, toprak kili bitmiştir
Siyonizm hiç çökmez diyen, iman pili bitmiştir…
O’nun emri “Kün feye kûn”1, ol deyince oldurur
Zulmete batan âlemi, hemen nurla doldurur
“Allah yardımı ne zaman?”2, diye yüzün soldurur
“Mü’mine nusretim haktır”3, müjde zili yetmiştir
İslam hâkim olmaz diyen, iman pili bitmiştir…
Nice Nemrut Firavunlar; AB, ABD çözülür
Sömürü küfür düzeni, zulüm yıkılıp büzülür
Allah’ın va’dine güven, ye’s4 şeytanca düzülür
Umutsuz gönül Mısrının, akan Nil’i bitmiştir
Adil Düzen hayal diyen, iman pili bitmiştir…
Adil Düzen ve Siyonizm, iman-küfür cephesi
Hak-Bâtıl çekişmesinde, safın olmaz şüphesi
Hak’tan Bâtıla kayanlar, Müslümanın kahpesi
Siyonist Haçlı zalimin, filo fili bitmiştir
İslam galip gelmez diyen, iman pili bitmiştir…
“Allah çok güçlüdür amma…”, diye söze başlayan
“Bunlar hayalcidir” deyip, Milli Çözüm taşlayan
Kuşku korku kazanında, inançların haşlayan
Umut motoru paslanan, krank mili5 bitmiştir
Kâfirler yenilmez diyen, iman pili bitmiştir…
İnsanlığı uyuşturmuş, afyonlu Şeytan arkı
Banka bahis, şehvet porno; moda sarmış ev barkı
Sekiz milyar buna mahkûm, sömürü zulüm çarkı
Karşılıksız kalp paradır, dolar çili bitmiştir
Adil Düzen hayal diyen, iman pili bitmiştir…
- “O’nun emri, bir şeyi (yaratmak) dileyince ona sadece “OL!” demektir. O da hemen oluverir.” (Yasin: 82)
- “Yoksa siz, daha önce gelip geçen (kavimlerin durumu) başınıza gelmeden (onların İslam yolunda ve imtihan amacıyla çektiklerini siz de çekmeden; dünyada Adil Devlete erişeceğinizi, ahirette ise) cennete gireceğinizi mi zannettiniz? Onlara öylesine belalar, yoksulluk ve hastalıklar dokunmuş ve öylesine sarsılmışlardı ki, sonunda Peygamber ve Onunla birlikte iman eden kimseler; “Allah’ın yardımı ne zaman?” diyecek (kadar çaresiz kalmışlar ama buna rağmen davalarından asla caymamışlardı. Sadakat ve samimiyetlerini böylece ispat ettikten sonra) İyi bilin ve bekleyin ki, artık Allah’ın yardımı yakında erişecektir.” (Bakara Suresi: 214)
- “Andolsun, Biz Senden önce birçok peygamberi kendi kavimlerine gönderdik de, onlara apaçık belgeler getirdiler (ama onlar buna rağmen inkâr edip azgınlaştılar); böylece Biz de suçlu günahkârlardan intikam aldık. İman edenlere yardım etmek (ve zafere eriştirmek) ise, Bizim üzerimize Hakk olmuş (bir va’ad)tır.” (Rum Suresi: 47)
- Yeis: Ümit kesmek, karamsar oluvermek, Allah’ın va’adine güvenmemek.
- Krank: Bir motordaki almaşık (karışık sıralı) biyellerin dönüşlerini dairesel harekete çeviren çok sağlam çelik mil.

Filler ve Filolar
Ne güzel benzetme:
“…Siyonist Haçlı zalimin, filo fili bitmiştir
İslam galip gelmez diyen, iman pili bitmiştir…”
Hayal ümidin kapısı, ümit imanın canıdır
Bil hayalin kalmadıysa, ümidin de kalmıştır
Kalbin çarpar sanırsın ya zihnin kurum bağlamıştır
Dolanır elin ayağın, nefsim güvenme bugüne
Kesilir ağır fatura, müflis yazarlar ismine
ZAMAN ÖTESİLİK (ZAMANSIZLIK).
Kur’an-ı Kerim’in en büyük edebi ve mucizevi özelliklerinden birisi de: Zaman Ötesilik (Zamansızlıktır).
Kur’an-ı Kerim’de kıyamet, hesap günü, cennetliklerin sohbetleri veya cehennemliklerin pişmanlıkları anlatılırken hep geçmiş zaman kipi kullanılır. Örneğin; “Gök yarıldı”, “Sûr’a üflendi”, “Cennetlikler cehennemliklere şöyle seslendi” denir. Bizim için “gelecek” olan o an, Allah katında olmuş bitmiştir. Çünkü zamanı yaratan O’dur ve O, zamanın dışındadır.
İşte bu muazzam gerçeği göremeyenler, Allah’ın vadine inanmış ve ona göre düşünen ve yaşayan birilerine “Hayalci bunlar” yaftası yapıştırırlar. Ama aslında düştükleri hal Kur’an’ın Zaman Ötesilik (Zamansızlıktır) özelliğini esas almadan ve imtihanın bir sınanma şekli olan “Görünmeyene (Gayba) Güven” ve vaatte bulunana itimat testidir.
Bunların; Allah katında olmuş bitmiş bir hakikati, dünya zamanıyla değerlendirdiklerinden Allah’ın vaadini bir “hayal” veya “avuntu” zannetmelerine ve “gecikti, hani nerede, olmayacak” sanmalarına karşılık Kur’an onlara şöyle cevap verir: “Onlar o günü uzak görüyorlar, Biz ise onu çok yakın görüyoruz.” (Meâric, 6-7).
Ayrıca; bilmiyorlar ki Allah onları, inananların “sarsılmaz istikametini” güçlendirmek için birer “direnç unsuru” olarak kullanıyor. Onlar kendilerini çok akıllı, rasyonel ve ayakları yere basan insanlar sanırken; aslında Allah onların bu saldırılarını inananların Hüsnü Zan ve Sabır kaslarını geliştirmelerine, yani iman pillerini şarj etmelerine vesile kılmaktadır. Bu durumun ise kendi iman pillerinin tükenmesine sebep olduğunun farkında bile değillerdir.
Çünkü Allah bu gibileri:
Artık, (bile bile dalâlete kaydıkları için) Allah’ın (Hakk yoldan) saptırdığı kimseye hidayet verecek de yoktur (böylelerine kurtuluş yolunu gösterebilecek kimse bulunmayacaktır) ve (Allah) onları tuğyanları (isyan ve azgınlıkları, tağutlara kullukları ve marazlı münafıklıkları) içinde şaşkınca dolaşır biçimde bırakır. (A’raf: 186)
Evet sizin hayal dediğiniz ve bizim inandığımız her şey kesin olarak ve hatta KIYAMETİN KOPMASINA BİR GÜN BİLE KALSA, ALLAH O GÜNÜ UZATACAK VE VAADİNİ GERÇEKLEŞTİRECEKTİR. O gerçekleşen ve ansızın olacak olan şey ise o gün sizin bu dünyadaki kıyametiniz olacak ve taptığınız dünyanız başınıza yıkılacaktır;
(Ey Nebim!) Senden; saatin (kıyametin) ne zaman gelip çatacağını (gerçekleşeceği anı) sorarlar. De ki: “Onun ilmi yalnızca Rabbimin katındadır. Onun süresini O’ndan başkası açıklayamaz. (Allah kıyameti tam vaktinde gerçekleştirecektir.) O, göklerde ve yerde ağırlaştı (yani kıyamet hadisesi ve öncesindeki İslami hâkimiyet müjdesi çok yaklaştı): O (kıyamet) size, ancak ansızın (hiç hesap edilmeyen ve beklenmeyen bir zamanda ve ortamda) gelecek (ve dünyanızı başınıza yıkacaktır.)” Sanki Sen, ondan tümüyle haberdarmışsın gibi Sana sorarlar. De ki: “Onun ilmi(nin tamamı ve kesin zamanı) yalnızca Allah’ın katındadır. Ancak insanların çoğu bilmezler (ve gerçeği araştırıp öğrenmezler, çünkü cahil ve gafil takımıdırlar).” (A’raf: 187)
“Allah çok güçlüdür amma…”, diye söze başlayan…
Ümit imanın canıdır ve her Müslüman, Siyonizm’in yıkılıp tüm insanlığın huzura kavuşacağı o kutlu zamanların kendi hayat sürdüğü zamanda gerçekleşeceğine inanıp ona göre hazırlık görmekle mükelleftir. “Elbette Adil Düzen kurulacaktır ama kim bilir ne zaman… Biz kendi zamanımızda hayatımıza bakalım” demek iman pilinin bittiğinin, Allah’ın vaadine ve kudretine olan itimatsızlığın bir yansımasıdır. Bir Müslüman hiç değilse “inşaallah” demesi gerekirken bunlar hayalci diyorsa maalesef iman ve ümit pili bitmiş demektir.
KUVVET KUDRET SAHİBİ YALNIZ CENAB-I ALLAHTIR. O HALDE O’NUN DEDİĞİ OLACAK. TESLİM OL KAZAN. AKSİ HALDE ŞEYTANIN OYUNCAĞI OLUR NE BU DÜNYADA NE AHİRETTE HUZURA SAADETE EREMEZSİN. EĞER KUVVET KUDRET SAHİBİ OLARAK ALLAH’TAN BAŞKASINI GÖRÜYORSAN O ZAMAN İNANAN İNSANLARI HAYALCİ GÖRÜRSÜN ELBETTE. BUDA SENDE İMAN OLMADIĞININ GÖSTERGESİDİR. O Kİ ALLAH VA’AD ETMİŞ İŞ BİTMİŞTİR. SEN, BU UĞURDA ÇABANDAN GAYRETİNDEN, İNANCINDAN SORUMLUSUN. İNANDIĞIN KADAR GAYRET EDERSİN. SEN ZAFERDEN DEĞİL SEFERDEN SORUMLUSUN. SEN BU UĞURDA CANLA BAŞLA ÇALIŞIRKEN CAN VERMEYE BAK. İŞTE O ZAMAN EN BÜYÜK KAZANCIN SAHBİ OLACAKSIN. RABBİM HAK DAVADA AYAKLARIMIZI SABİT KILSIN. ÖMRÜMÜZÜN SONUNA KADAR MÜCAHİD MUTTAKİ BİR KUL OLARAK YAŞAYIP CAN VERMEYİ NASİP EYLESİN. İNANCINI DİRİ TUT. ALLAHIN VAADİNİN GERÇEKLEŞCEĞİ GÜNÜ BEKLE.
VE UNUTMA ERBAKAN HOCAMIZ DA ŞU AYETİ HER ZAMAN HATIRLATIRDI;
Âl-i İmran 139
(Kâfirlere ve zalim düzenlere karşı) Sakın gevşeklik göstermeyin, üzüntüye girmeyin (ümitsizliğe düşmeyin). Eğer gerçek mü’minlerden olursanız zaten en üstün sizsiniz. (Ve galip geleceksiniz.)
https://www.mealikerim.com/3/ali-imran/139
YERYÜZÜNDE BÜTÜN MAZLUM MÜSLÜMANLARIN VE İNSANLIĞIN UMUTLA BEKLEDİĞİ, BÜTÜN İNANLIĞIN SAADETİNİN TEK ÇARESİ ADİL DÜZEN’E DAYALI YENİ BİR DÜNYA MUTLAKA KURULACAKTIR. VE İNAŞALLAH BU MİLLİ ÇÖZÜM ÖNCÜLÜĞÜNDE GERÇEKLEŞECEKTİR. ALLAH ZAFERİ İNANAN VE BU UĞURDA ÇABA SARFEDEN EKİP ELİYLE GERÇEKLEŞECEKTİR. AZİZ ERBAKAN HOCAMIZ DA YILLAR ÖNCESİNDEN BU GÜNLERİ GÖRMÜŞ VE TRT EKRANLARINDA ŞÖYLE HAYKIRMIŞTI;
“Bakın size kesinlikle ifade ediyorum ki:
TÜRKİYE’NİN KURTULUŞU;
Milli Çözüm’e inanan bir Cumhurbaşkanı’nın o makama oturması,
Milli Çözüm’e inanan bir Hükümet’in kurulması
ve yeni bir devrin başlamasıyla mümkündür!”
Prof. Dr. Necmettin Erbakan
(TRT Basın Toplantısı, Yazarlar soruyor – Nisan 1980)
Milli Çözüm’e hayalci diyenler; Allah’ın vaadine aslında baştan beri hiç inanmadıklarının, işin özünde Milli Çözüm’ü değil Kur’an’ı yalanladıklarının, Onu Hz. Peygamber’in hayal ürünü saydıklarının, ve bu fikri bozuklukla küfürle aynı cephede durduklarının, hatta nifaktan dolayı küfrün en alt derekelerine yuvarlandıklarının farkına ne zaman varacaklar acaba?
Adil Düzen ve Siyonizm, iman-küfür cephesi
Hak-Bâtıl çekişmesinde, safın olmaz şüphesi
Hak’tan Bâtıla kayanlar, Müslümanın kahpesi
Siyonist Haçlı zalimin, filo fili bitmiştir
İslam galip gelmez diyen, iman pili bitmiştir…
Sorulduğunda; “Siyonizm düzeninin karşısında hak bir düzen ve sistem olarak kim var? cevabı Adil Düzen’den başkası değildir. Durum böyleyken Adil Düzen’i istememek, olacağına inanmamak dizenin ifadesi ile kahpeliktir. Yüce Allah’ın zalimleri ve saltanatlarını ol emriyle yerle bir ettiği Kuran’ı Kerim’de defalarca anlatılmıştır.
Şükür Milli Çözüm kaldı, bu hayalleri kuran
Tüm Hak va’dine inanan, her ne diyorsa Kur’an
Hidayet hem nur hem onur, ya Rab lütfuna kurban
Çöle dönen bozkırların, toprak kili bitmiştir
Siyonizm hiç çökmez diyen, iman pili bitmiştir…
Allah bizleri tarihin en kutlu davasına inanan ve bunun için durmadan çalışan Milli Çözüm’den ayırmasın. Allah üstadımızdan razı olsun.
İnanç ayarı bilinmez, henüz sınanmayanın
Bu satır beni benden aldı.
Bir kişinin gerçek inanç düzeyi karakteri veya neye ne kadar bağlı olduğu
zorluklar sınavlar ve hayatın ciddi testleriyle karşılaşmadan tam olarak anlaşılamaz
İnsan rahat zamanlarda birçok şeye inandığını söyleyebilir
Fakat inancının gücü samimiyeti ve sınırları ancak bir sınavdan geçtiğinde ortaya çıkar
Sınanmamış kişinin inanç ayarı yani inancının derecesi sağlamlığı veya gerçek niteliği bilinmez.
İMAN PİLİ HER DAİM DOPDOLU OLSUN!
İnsanlık tarihi, inanç ile inkarın, hak ile batılın amansız mücadelesine sahne olan devasa bir arenadır. Bu arenada, sarsılmaz bir imanın ve zamana meydan okuyan bir azmin ilk ve en görkemli timsali hiç şüphesiz Hz. Nuh’tur (a.s.). Kur’an-ı Kerim, bizlere pek çok peygamberin kıssasını anlatır ancak Hz. Nuh’un mücadelesi, özellikle “zaman” ve “sabır” mefhumları üzerinden inananların ufkunu açan çok özel bir yere sahiptir. Ankebût Suresi 14. ayette açıkça ifade edildiği üzere o, kavminin arasında “bin seneden elli yıl eksik” yani tam 950 yıl kalmış; ömrünü, nefesini ve her anını tek bir amaca: Allah’ın birliğini ve hakkın hakimiyetini haykırmaya adamıştır.
950 yıl, sadece dile kolay gelen bir zaman dilimidir. Bir asrın bile insan ömrünü ve hafızasını tamamen değiştirdiği dünyada, neredeyse on asır boyunca aynı kararlılıkla, aynı kapıyı çalmak, beşeri mantığın sınırlarını zorlayan bir adanmışlıktır. Hz. Nuh’un tebliği; doğan, büyüyen, yaşlanan ve ölen nesiller boyu devam etmiştir. O, bir babaya hakkı anlatmış, o babadan doğan çocuğa ve hatta onun da torununa aynı hakikati ulaştırmıştır. Nuh Suresi’nde onun bu yılgınlık bilmeyen mücadelesi kendi lisanından şöyle aktarılır: “Rabbim! Doğrusu ben kavmimi gece gündüz davet ettim.” (Nuh, 5).
Ancak bu asırlık davetin karşısında insanlık tarihinin en katı, en organize inkar duvarı örülmüştür. Hz. Nuh sesini yükselttikçe, kavmi kulaklarını tıkamış; o onlara doğru yaklaştıkça, onlar kibirle elbiselerine bürünüp arkalarını dönmüşlerdir. Bu durum, imanın sayısal çoğunlukla ya da dünyevi başarı kriterleriyle ölçülemeyeceğinin en net kanıtıdır. 950 yıllık bir emeğin neticesinde, Kur’an’ın ifadesiyle “zaten onunla birlikte iman edenler de çok azdı” (Hûd, 40).
Bu azlık, Hz. Nuh’un davasının başarısız olduğu anlamına gelmez; aksine, inancın kalitesinin ve saflığının zamana karşı sınandığı muazzam bir mekteptir. Bu ilahi mücadele, sadece geçmişte yaşanıp bitmiş bir tarih dalgası değil; her çağda yolunu yalnız yürümek zorunda kalan, sayıca az ama inançça dağlar kadar büyük olan “iman fedailerinin” pusulasıdır. Hz.Nuh’un asırlık sabrı, zaferin ilk ve en sağlam harcıdır.
950 yıllık sabır dolu tebliğ sürecinin ardından, ilahi irade bu büyük imtihanı zirve noktasına taşıyacak olan o benzersiz emri verdi: “Gözlerimizin önünde ve vahyimiz uyarınca gemiyi yap…” (Hûd, 37). Bu emirle birlikte, insanlık tarihinin en sarsıcı, en çılgınca görünen ve hem inananlar hem de inkarcılar için bir kırılma noktası olan “gemi inşaatı” dönemi başladı. Ortada ne devasa bir deniz, ne liman, ne de yaklaşmakta olan bir su felaketine dair gözle görülür tek bir alamet vardı. Kupkuru bir coğrafyada, dağların ortasında devasa bir ahşap kütlesi yükseliyordu.
İşte bu inşaat, inkarcıların eline yüzyılın en büyük “alay” malzemesini vermişti. Mantık pencereleri sadece gözleriyle gördükleri dünyayla sınırlı olan kavmin ileri gelenleri, Hz. Nuh’un yanından her geçtiklerinde onunla alay ediyor, dalga geçiyorlardı (Hûd, 38). Onların gözünde Nuh (a.s.), asırlardır süren iddiasını kaybetmiş ve nihayet “delirmişti”. Sosyal baskı, psikolojik şiddet ve aşağılama zirve yapmıştı. İnkarcıların dili, inananların yüreğini her gün adeta birer ok gibi dövüyordu.
Bir insanı fikren çürütemeyenlerin sığındığı o kadim liman, yani “delilik” ve “hayalcilik” damgası, o gün dağ başındaki o geminin gölgesinde somutlaşmıştı.
Ancak asıl büyük ve sarsıcı sınav, Hz. Nuh’un arkasındaki o bir avuç mümin için başlamıştı. Sayıları zaten kırk-elli kişiyi geçmeyen bu azınlık, sadece toplumdan dışlanmakla kalmıyor, aynı zamanda kendi akıllarıyla ve teslimiyetleriyle de sınanıyorlardı. Gökyüzünde tek bir bulut dahi yokken, çevrelerindeki herkes onlara “akılsız hayalciler” diye gülerken, o geminin tahtalarına çivi çakmaya devam etmek; sıradan bir inançla yapılabilecek bir iş değildi. Bu süreç, adeta içlerindeki “iman pilinin” gücünü ölçen dev bir turnusol kağıdıydı. En ufak bir şüphe, “Yahu hakikaten biz ne yapıyoruz, bu dağ başında gemi mi yüzebilir?” tarzında şeytani bir vesvese, tüm emekleri heba edebilirdi.
Fakat onlar, görünen çöl kuraklığına değil, görünmeyen ilahi vaade teslim oldular. İnkarcıların her bir alayına karşı Hz. Nuh’un diliyle şu muazzam duruşu sergilediler: “Eğer siz bizimle eğleniyorsanız, bilin ki biz de sizinle, tıpkı sizin eğlendiğiniz gibi eğleneceğiz!” (Hûd, 38). Gemi yükseldikçe, aslında inananların sadakati ve inkarcıların da körlüğü perçinleniyordu.
Nihayetinde o gemi, sadece tufandan korunmak için kerestelerden yapılmış bir sığınak değil; insan aklının bittiği yerde vahye teslim olan sarsılmaz bir iradenin, inkarcıların tüm psikolojik harplerini boşa çıkaran en somut iman anıtı haline geldi.
Tam da bu noktada, ömrünü bu adalet nizamına adamış olan Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamın o tarihi ve sarsılmaz inanç düsturu akıllara gelmektedir. ‘Biz Müslümanlar, Nuh’un gemisi gibi dağ başında da olsa gemimizi inşa etmekle mükellefiz. İnanacağız ki Allah o dağa suyu getirecektir.’
İşte bu inanmışlıkla, kupkuru karada çakılan son çivinin ardından, nihayet ilahi hüküm vakti gelmişti. Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle, “Nihayet emrimiz geldiği ve tandır kaynadığı (yeryüzünden sular fışkırdığı) zaman...” (Hûd, 40) gök kapılarını şarıl şarıl dökülen bir suyla açtı, yeryüzü pınarlarla fışkırdı ve su, takdir edilmiş bir iş için birleşti (Kamer, 11-12). O güne kadar Hz. Nuh’a ve yanındakilere “hayalci”, “deli” diyenler, sığındıkları dağların bile kendilerini kurtaramadığını görerek dalgalar arasında yok olup gittiler (Hûd, 43). O zorlu sınavlardan geçen, alaylara göğüs geren o bir avuç mümin ise geminin içinde selamete erdi. Allah, asırlık sabrın ve sarsılmaz teslimiyetin mükafatını, batılı tamamen boğup hakkı yeryüzüne hakim kılarak verdi. Bu, tarihin gördüğü en kesin ve ihtişamlı zafer günüydü.
İşte Hz. Nuh’un bu muazzam kıssası, sadece geçmişe ait bir tufan hikayesi değil, kıyamete kadar gelecek tüm müminler için cari bir sünnetullahtır. Bugün de dünya, adeta tufan öncesi Nuh kavminin yaşadığı ahlaki ve insani çöküşün bir benzerini yaşamaktadır. Siyonist zulüm çarkları dönmekte, modern inkarcılar ve sömürü düzeninin sahipleri tıpkı geçmiştekiler gibi hakkın ve adaletin hakim olacağı bir dünyayı hedefleyenlere “hayalci” damgası vurmaktadır. Ancak Kur’an-ı Kerim, istisnasız her çağda müminlerin nihai zafere ulaşacağını kesin bir dille müjdelemektedir: “İman edenlere yardım etmek (ve zafere eriştirmek) ise, Bizim üzerimize Hakk olmuş bir va’addir.” (Rûm, 47).
Allah’ın yeryüzüne dair vaadi nettir: Nurunu tamamlayacak ve yeryüzünü salih kullarına miras bırakacaktır. Enbiyâ Suresi 105. ayette buyrulduğu gibi: “Andolsun, Zikir’den sonra Zebur’da da: ‘Hiç şüphesiz yeryüzüne salih kullarım varisçi olacaktır’ diye yazdık.” Bu ayet-i kerime, insanlığın önünde sonunda küresel bir saadet ve adalet dönemine (Adil Düzen’e) kavuşacağının en büyük teminatıdır. Müminlerin görevi, bugünün karanlığına, Siyonist çarkların büyüklüğüne ya da sömürgeci güçlerin askeri filolarına bakıp ümitsizliğe düşmek değil; gökte tek bir bulut yokken dağ başında gemi yapan Nuh (a.s.) gibi inancına sahip çıkmaktır.
Sonuç olarak; yolumuzu kesmek isteyen, bizi ideallerimizden vazgeçirmeye çalışan, “Siz mi dünyayı kurtaracaksınız?”, “Bu Siyonist düzen değişmez” diyerek içimizdeki umut motorunu paslandırmak isteyen inkarcılara ve teslimiyetçilere asla aldanmamalıyız.
Çevremizdeki insanların inançsızlığı ya da çokluğu bizi yanıltmamalıdır; zira başarı arkandaki kalabalıkla değil, kalbindeki sadakatle ölçülür.
Yine yeri gelmişken Erbakan Hocamın o meşhur ve sarsılmaz tespitini hatırlayalım. “Hak kalabalıkla ölçülmez. Eğer haklılık kalabalıkla ölçülseydi, dünyada milyarlarca ineğe tapan Hindu var, onların haklı olması gerekirdi.”
Bizler, Kur’an’ın her bir ayetine ve Allah’ın vaatlerine olan sarsılmaz inancımızla, “iman pilimizi” daima dolu tutmak zorundayız. Unutmamalıyız ki; Hak-Bâtıl mücadelesinde safını net tutanlar, tüm dünyaya karşı tek başına da kalsalar, vakti geldiğinde “Kün feye kûn” (Ol der ve oluverir) emriyle kurulacak o büyük saadet nizamının, o kurtuluş gemisinin asıl sahipleri olacaklardır.
Selam ve dua ile…