Eğitim ve öğretim, bilgi ve beceri edinmenin ön şartı… Bilgi ve beceri ise başarının anahtarıdır. Öğretim; gerekli bilgileri teorik olarak verme, eğitim ise bunları pratiğe dönüştürme olayıdır. Öğrenmeyi bırakan, kendini sürekli yenilemeye ve geliştirmeye çalışmayan kimse, artık yaşama amacını ve heyecanını tüketmiş sayılır. Kendi noksanlıklarını tamamlamaya, kusurlarını düzeltip onarmaya çabalamayan insan olgunlaşamaz, ham kalır. Evet, öğrenmeyi ve okumayı bırakmış kişi, artık olgunlaşma ömrünü sonlandırmış ve ruhen ihtiyarlamıştır.
"Bir toplum kendi nefislerindeki değiştirmedikçe, Allah'ta onlardakini değiştirmez"[1] ayeti de, kendimizi değiştirip düzeltme gayreti taşımadan Allah'ın nusret ve inayetine ulaşamayacağımızı anlatmaktadır.
Allah'ın en büyük isim ve sıfatlarından birisi de Rabb'dır. Bu, kullarını ve bütün mahlûkatını tedricen terbiye eden (Kemale erdirmek üzere adım adım eğitip yetiştiren) manasını taşımaktadır. Yani eğitim ve öğretimde, aceleci, geçici hevesli ve genelci olmayıp; dikkatli, sürekli ve ayrıntılara inici bir yaklaşım yararlı ve kalıcıdır.
Gerçek amacımızı asla unutmadan; araçlarımızı yeni verimli kullanma ve çabalarımızı sürekli kılma, bizi olgunluğa taşıyacaktır. Bu kutsal amacı, yani Allah'a ulaşmayı ve insanlara yararlı olmayı unutup, sadece çabalarımızı tekrarlama ve araçlarımızı kullanma alışkanlığı ise, şuursuzca bir fanatiklik (taraftarlık) ve saplantıdır.
Amaçsız ve plansız iş, nişansız atış gibidir. Bugüne kadar, nişansız atış yapanların hedefini vurduğu görülmemiştir. Körlerin taşı ise, nadiren ve tesadüfen rast gelecektir. Okuma, araştırma, hatırlama ve düşünceye dalma (zikir ve tefekkür) ve hatta hayırlı yönde hayal kurma (zihin egzersizi yapma) insan beynini ve ruhunu diri ve dinamik tutacak ve üretken kılacaktır.
Bu nedenle eğitim ve öğretime ayrılan zaman ve imkânı asla israf saymamalıyız. Hedeflediğiniz bir konuda işleriniz iyi gidiyorsa, eğitime ayırdığınız payı ikiye katlayınız. Yok, eğer bir türlü başarıyı yakalayamıyorsanız, o takdirde eğitim payını dört katına çıkarınız. Çünkü beceriksizliğin en önemli nedeni, bilgisizlik olduğunu unutmayınız.
İnsanın her konuda bir şeyler bilmesi, genel kültürünü arttırması bakımından güzeldir. Ancak özellikle sorumlu olduğu konularda, her şeyi bilmesi gerekir. Kendi meslek ve memuriyetiyle veya manevi hizmet ve ibadetiyle ilgili yarım yamalak bilgiler, sahibini mahcup edecektir. Bilmeden ve anlamadan yapılan iş, bazı hayvanlara yaptırılan taklidi hareketler gibidir.
Bir konuyu öğrenmeye veya bilinen bir konuda derinleşmeye, önce ihtiyaç duymalı ve karar vermelisiniz. "Beceremem, bitiremem" korkusunu aşmalı, kendinize güvenmelisiniz. Cehaleti, cesaretle yenmelisiniz. Fıtratınızdaki yetenekleri ancak eğitim ve öğretimle keşfedip geliştirebilirsiniz. Bugünümüzü iyi değerlendirmek ve hele geleceğinizi en iyi şekillendirmek için, mutlaka bilgili ve bilinçli hareket etmeli ve bilgeliğe erişmelisiniz. Öğrenmek için vakit geçmiş değildir. Hemen harekete geçiniz.
Unutmayınız… Büyük mesafeler, küçük adımlarla alınır. Engin dağlar, basit tırmanışlarla aşılır.
Sorunlardan ve zorluklardan kaçmak çare değildir. Onlarla karşılaşmak ve boğuşmak gerekir. İşte bu durumda inanç, azim ve bilgi senin en büyük destekçindir. Ancak eksik ve yanlış bilgi, kaçmaktan bile tehlikelidir. Çünkü ilgisiz ve yetersiz çözümler, sorunları daha da ağırlaştıracak, yanlış tedaviler, hastalığı müzminleştirecektir. Hatta sorunları doğru anlamak, onu aşmanın ilk basamağıdır. Bunun için de yine yeterli bilgi ve birikime ihtiyaç vardır. Çünkü pek çok konudaki sıkıntılarımız, çözümü bilmemekten önce, sorunu bilmemekten kaynaklanır. Problem; Mevcut durumla, olması gereken arasındaki farktır… Ve bu farkı en akıcı ve en akılcı şekilde kapatmaya çalışmak, başarımızdır. Ve tabi başarısız olmaktan korkup, hayırlı girişimlere başlamamak, yenilgiyi kabullenmektir ve fırsatları kaçırmaktır. Çünkü bazen soylu ve onurlu başarısızlıklar bile, takdirle anılır. Ve asla unutmayalım, başlamak başarmanın yarısıdır… Ve maalesef en çok israf ettiğimiz şey, fırsatlardır.
"Yaratan Rabbin adıyla oku!" diye başlayan ve "İnsana bilmediğini kalemle öğretti"[2] buyurarak okuma, yazma ile eğitim ve öğretim yolunu açan bir kitabın mensupları olarak, bilgisizlik ve becerisizlik içinde yaşamak, bizlere hiç yakışmamaktadır. Daha doğrusu en büyük ayıptır ve kayıptır.
Velhasıl, kaliteli insan ve kalifiye eleman olmak için sürekli öğrenmeye ve eğitilmeye ihtiyaç vardır. Yoksa insan "Sıradan" birisi olmaktan kurtulamayacaktır.
Kalite ise, bir ihtiyacı yeterince karşılamak… Bir boşluğu bütünüyle doldurmak… Kendisine ve herkese yararlı ve aranılan birisi olmaktır.
Bu nedenle öğrenmeye çalışmak ve okumak imrenilecek… Bilgisizliğe razı olmak, ise iğrenilecek bir davranıştır.
Eğitimin bir amacı da "dikkatli olma ve ayrıntıları yakalama" uyanıklığını sağlamaktır. Dikkat: Varlıkların ve olayların perde arkasını ve birkaç aşama sonrasını sezmeye çalışmak ve ona göre tavır ve tedbir almaktır. İnanç ve ahlakla olgunlaşan akli yetenekler, eğitim ve öğretimle dirilik ve dinamiklik kazanır.
Sürekli okuma ve araştırma, insanı zayıf "zan"lardan ve temelsiz tahminlerden kurtarıp, kesin ve sağlam "bilgi"ye ulaştırır. Bilgi ise, bizleri kör taklitten uzaklaştırıp, bilinçli hareket etmeyi kolaylaştırır.
"Şuurlu düşünme, doğru değerlendirme, dünya ile ahireti dengeleme" gibi meziyet ve marifetler, ancak bilgi sayesinde ve seviyesinde olgunlaşır.
Şeytanın insandaki tezahürü olan nefsanî duyguların ve hayvani arzuların disiplinize edilmesi… Savurganlık, kıskançlık, kahramanlık, korkaklık, saldırganlık gibi çeşitli ve çelişkili duyguların terbiye edilip hayra yönlendirilmesi için de, yine önce bilgiye ihtiyaç vardır. Çünkü doğru ve yararlı olanla, yanlış ve zararlı olanı, ancak bilgi tanıtır.
Unutmayalım ki, marifet (bilgi) imana, cehalet (bilgisizlik) ise inkâra yol açmaktadır.
Kâinat ve bütün mevcudat, Allah'ın celal ve cemal sıfatlarının tezahür ve tecellisi olan gölge varlıklardır. Ve bu dünya Rahmani güçlerle şeytani güçlerin mücadele meydanıdır.. Ve imtihanın sırrı da buradadır. İnsandaki nefis şeytani dürtülerin, vicdan ise rahmani esintilerin etki alanındadır. Daha doğrusu, insan denen "küçük âlemi" ele geçirmek üzere şeytani duygularla, rahmani duygular sürekli savaşmaktadır. Bu yüzden inanç ve bilgi, bu savaşta bizim en etkili silahımız ve sığınağımızdır.
"İşte Allah, bilmeyenlerin kalbini böyle mühürler"[3] ayetinin anlattığı duruma düşmekten sakınmalıdır.
Okuduğumuzu ve duyduğumuzu tam ve doğru anlamaya…
Anladığımızı, önemseyip benimseyerek, onun gereğine inanmaya…
İnandığımızı, içimize sindirerek kararlılıkla uygulamaya…
Bu uyguladıklarımızı da, geçici bir heves olarak değil, sistemli ve sürekli kılmaya
Ve böylece giderek kemale ve bilgeliğe ulaşmaya çalışmalıdır.
Çünkü "İki günü birbirine eşit olan aldanmıştır".
[1] Rad: 11
[2] Alak: 15
[3] Rum: 59

EDEBİYAT NEDİR; YA DA RASULULLAH EFENDİMİZ’İN (S.A.V.) ÖĞRETİM METODUNU HATIRLATMAK;EDEBİYAT YAPMAK MIDIR?
Milli Çözüm Dergisi’nin 2007 yılı Temmuz ayından beri okuyucusu ve takipçisiyim.
Dergiyi okumaya başladığımdan beri,aslında bildiğimizi zannettiğimiz bir çok şeyi yanlış bildiğimizi öğrendim.Aziz ERBAKAN Hocamız’ın meşhur sözüdür:
“Bilmemek; bilmemek değildir. Bilmediğini bilmemektir.”
Bu sebepten dolayı hem güncel yazıları ve derginin her çıkan sayısını okumaya gayret etmenin yanında, “okuyupta unuttuğumuz veya okumayı gözden kaçırdığımız yazılar vardır illa ki” düşüncesiyle zaman zaman derginin arşivlerini taramayı adet haline getirdim.
Bugünkü nasibimize de bu yazı düştü.
Bana göre Milli Çözüm Dergisi; bugünün dünyasında hem siyasi olayları,toplumların sosyal sıkıntılarını, insanlığın ve dünyanın gidişatını maddi ve manevi boyuttan irdeleyip ele alan ve olan biten her şeyi en doğru şekilde anlamamıza yardımcı olan; teşhis, tespit etmekle kalmayıp tedavi yollarını da gösteren bir okul gibidir.
Uzun bir giriş olduğunun farkındayım. Yukarıdaki yazı elbetteki oldukça faydalı ve doyurucu olmakla birlikte; naçizane önce nefsime (haşa, niyetim asla bilgiçlik ve küstahlık değildir),sonra da okuyucularımıza katkı olsun diye;
Örneğimiz,Rehberimiz ve Kur’an-ı Kerîm’de Rabbimizin bize bildirdiği gibi “Usve-i Hasene” olan; yani bizim için her konuda en mükemmel örnek Rasulullah Efendimiz (S.A.V.) Efendimizin, “EĞİTİM-ÖĞRETİM Metodları”ndan örnekler vermek istiyorum.
Ama konuya geçmeden önce; Muhterem Ahmet AKGÜL Hocamız’dan öğrendiğimiz şu hakikati de paylaşmak ihtiyacı görüyorum.
” SAMİMİYET VE MERHAMETLE YAPILAN ÖĞÜT VE UYARI; ŞİFALI MERHEM YERİNDEDİR. KÖTÜ NİYET VE HAKARETLE YAPILAN NASİHAT İSE, KUYRUK ALTINA BATIRILAN DİKEN GİBİDİR. BİRİ YATIŞTIRIR, DİĞERİ HIRÇINLAŞTIRIR.”
***
Eğitimde ne anlattığımız, kadar nasıl anlattığımızda önemlidir.
Psikologlar, sözün söyleniş biçiminin sözün özünden önemli olduğunu ifade ediyorlar. Yapılan araştırmalara göre, insanlar arası iletişimde; % 7 oranında kelimeler, % 38 oranında ses tonu ve % 55 oranında jest, mimik ve vücut dili rol oynuyor. ( Hafıza Gücünüzü Keşfedin, s. 191.)
Dilimizi, vücut dili yalanlarsa sözün etkisi kalmaz. Bu sebeple uygun vücut dilini kullanmak, sözlerimizin karşımızdakinde istenilen etkiyi meydana getirebilmesi için uygun ve etkili metotları seçmek zorundayız. Kalpten çıkan söz kalbe gider. Dudaktan dökülen söz kulağı aşamaz. Göze bakıp kalbe hitap etmek zorundayız.
Hazreti Peygamber (s.a.v.) bütün zamanların en güzel ve en etkili hatibidir. O gönüllere giden yolu biliyordu. Bu sebeple kalplerin Sevgilisi oldu. Önce kendini sevdirdi, sonra da konuşmalarında insanları etkileyen, düşündüren bir üslup kullandı.
Allah Resulü’nün (s.a.v.) farklı ve etkili metotlar kullandığını biliyoruz. Bunların belli başlılarını şöyle sıralayabiliriz.
-İnandırdı, Ümit ve Müjde Verdi
-Olumlu Davranışları Ödüllendirdi ve Takdir Etti
-Soru Sorarak İlgi Uyandırdı
-Çocuklara Öncelik Verdi
-Çocukları Camiye ve İlim Meclislerine Götürdü
-Çocuklara Sabırlı Olmayı Öğretti ve Çocukları İşe Alıştırdı
-Çocuklara Yalan Vaatlerde Bulunmayı Yasakladı
-Çocuklarla Birlikte Oynadı Ve Çocukların Hakkına Riayet Etti
-Anlatacaklarını Zamana Yaydı, Tedriç Kanununa Riayet Etti
-Örnekler Vererek Anlattı
-Öğretmek İçin Hikâyelerden Faydalandı
-İnsanı Değil, Davranışı Eleştirirdi
-Anlattıklarının Zihinlere Yerleşmesi İçin Sözlerini Tekrarladı
-İnsanların Anlayabileceği Şekilde Konuştu
-Öğrettiklerini Yazdırdı
-Yabancı Dil Öğrenmeyi Tavsiye Etti
-Şekil Çizerek, Benzetmeler Yaparak ve Beden Diliyle Anlattı
-Yumuşak ve Hoşgörülü Davrandı :
Camiyi Kirleten Bedeviye Hoşgörü
Ebû Hüreyre (r.a.) anlatıyor:
Bedevînin biri, Peygamberimiz (asv)’in mescidinin içinde küçük abdestini bozdu. Mescitte bulunanlar kızdılar, bağrıştılar, yerlerinden kalkıp adamın üzerine yürümeye başladılar. Nerdeyse adamı döveceklerdi… Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v.) onlara şu emri verdi:
“Onu bırakın. İdrarını yaptığı yere bir kova su dökün ve temizleyin. Sizler kolaylaştırıcı olarak gönderildiniz, zorlaştırıcı olarak değil…
“(12. Sahih-i Buharî Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercümesi, 1/165; Müslim, Taharet, 100; Buharî, Vudü 58.)
– Ve….Anlattıklarını Uyguladı, Yaşayarak Öğretti.
http://www.resulullah.org/hz-peygamber-asvin-egitim-metotlari-nasildi-ornekler-verir-misiniz
***
Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin Eğitimde Kullandığı 40 Taktik
1. Söylediği hakikatleri bizzat yaşayarak hayatıyla göstermiştir.
2. Dinî yükümlülükleri yavaş yavaş, basamak basamak bir sistemle öğretmiştir.
3. Öğretmede orta yolda durmaya ve insanları bıktırmaktan uzak durmaya riayet etmiştir.
4. Öğrenenler arasındaki kişisel farklılıkları göz önünde bulundurmuştur.
5. Karşılıklı konuşma ve soru-cevap şeklini kullanmıştır.
6. Yanlış düşünceyi söküp atmak ve gerçek doğru bilgiyi net bir şekilde muhatabın kafasına yerleştirmek için aklî ölçüleri kullanmıştır.
7. Muhataplarına soru yöneltmiş, böylece onların zeka ve bilgi seviyelerini ölçmüştür.
8. Mukayese ve örneklendirme metodunu kullanmıştır.
9. Benzetme ve halk arasında yaygın olarak kullanılan örnekleri kullanmıştır.
10. Anlattığı hususu, elinde herhangi bir şey ile yere ve toprağa çizerek bizzat göstermiştir.
11. Sözle beraber jest ve mimiklerini kullanmış ve el ile işaretlerde bulunmuştur.
12. Önemine binaen, halin mümkün kıldığı bir nesneyi bizzat eline almış, eliyle kaldırmış ve arkasından söyleyeceği hususu söylemiştir.
13. Muhataplarından bir soru gelmeden söze önce kendileri başlamıştır.
14. Muhatabının sorusuna eksik ve fazla olmadan cevap vermiştir.
15. Muhatabının sorusuna, onun ihtiyacına binaen sorduğundan daha fazlasıyla cevap vermiştir.
16. Muhatabını, güzel bir hikmete binaen, sorduğu sorudan daha önemli bir hususa yönlendirdiği de olmuştur.
17. Soru soranın sorduğu soruyu tekrarlamasını istemiştir.
18. Muhatabın aldığı cevabı tekrar etmesini istemiştir. Böylece cevap unutulmayacaktır.
19. Bildiği bir husustan dolayı kişiyi imtihan etmiştir ki bununla doğru cevap vereceği için kişiyi sena etmek, övmek istemiştir.
20. Önünde olan bir olaya karşı susma yolunu tercih etmiştir.
21. Öğretme esnasında meydana gelebilecek imkan ve fırsatları değerlendirmiştir.
22. Latife ve şaka yoluyla öğretmeyi tercih etmiştir.
23. Öğrettiği hususu yeminle tekit etmiş perçinlemiştir.
24. Öğretilen hususun önemine binaen sözü üç kere tekrar etmiştir.
25. Konunun önemini oturuşunu ve duruşunu değiştirerek ve sözü tekrar ederek göstermiştir.
26. Cevabı geciktirerek muhatabın sorusunu tekrar etmesini sağlayarak onu uyarmıştır.
27. Muhatabı intibaha sevk etmek için, onu omzundan veya elinden tutmuştur.
28. Muhatabı teşvik için veya onu sıkıntıya sokacak bir durumdan dolayı, bazı hususların gizli kalmasını yeğlemiştir.
29. Söyleyeceği hususun hafızalarda daha iyi yer etmesi veya ezberlenmesi için, sözü kısa ve öz bir şekilde ifade etmiş, daha sonra ise ayrıntılarına geçmiştir.
30. Cevabın birkaç madde ile verileceği durumlarda önce cevabın kaç maddeden oluştuğunu bildirmek için sayıyı söylemiş daha sonra saymıştır.
31. Va’z etme, nasihat etme ve öğüt verme metodunu kullanmıştır.
32. İnsanların şevklerini kamçılama veya neticesi elem verici hususlardan şiddetle uzaklaştırma metodunu kullanmıştır.
33. Kıssa ve geçmiş ümmetlere ve insanlara dair haberlerle öğretme metodunu uygulamıştır.
34. Sorunun cevabının muhatabı utandırma ihtimali olan hususlarda önce nazik bir hazırlık süreci hazırlamış ve soruyu öyle cevaplandırmıştır.
35. Sorunun cevabının muhatabı utandırma ihtimali olan hususlarda üstü kapalı olarak kinaye yoluyla ve işaret ederek yetinmiştir.
36. Kadınlara öğretmeyi ve nasihat etmeyi de asla ihmal etmemiştir.
38. Talim ve tebliğde, kitabeti (yazma metodunu) da kullanmıştır.
39. Yabancı dilleri (mesela Süryaniceyi) öğrenmesi için bazı sahabeleri görevlendirmiştir ki bu husus da günümüzde dünyanın dört bir tarafında İslam’ın güzelliklerini öğrenmek isteyenlere karşı yapılacak vazifenin çok önemli bir basamağını teşkil etmektedir.
40. Bizzat kendi mübarek zatıyla talimde bulunmuştur.
http://www.aktuelegitim.com/peygamber-efendimizin-egitimde-kullandigi-40-taktik.html
***
Ve Son Olarak;
Muhterem Hocamızın sözleriyle konuyu bağlayayım…
” SAMİMİYET VE MERHAMETLE YAPILAN ÖĞÜT VE UYARI; ŞİFALI MERHEM YERİNDEDİR. KÖTÜ NİYET VE HAKARETLE YAPILAN NASİHAT İSE, KUYRUK ALTINA BATIRILAN DİKEN GİBİDİR. BİRİ YATIŞTIRIR, DİĞERİ HIRÇINLAŞTIRIR.”