Ülkemizdeki haksızlıkları ve yanlışlıkları düzeltmek vadiyle, temel insan haklarına ve evrensel hukuk kurallarına aykırı uygulamaları değiştirmek umuduyla oy isteyen ve Milletimizden tek başına anayasayı bile değiştirebilecek bir çoğunlukla desteklenip iktidara getirilen bir partinin kurmayı ve TBMM Başkanı olan Bülent Arınç, 23 Nisan oturumunda sanki aciz ve çaresiz bir muhalefet milletvekili tavrıyla sızlanıp durdu. Seçim meydanlarında: "Bizi iktidara taşıyın ki bu sıkıntılardan sizleri ve ülkemizi kurtaralım" dedikleri sorunlardan şikâyetçi oldu…
Egemenliğimizi AB'ye devretmek için didinen kendileriydi… Ama Millet egemenliğinin lafta kaldığından yakınıyordu.
Din ve vicdan özgürlüğünü kısıtlayan kurum ve kuralları düzeltmek, meclisin ve hükümetin görev ve yetkisi olduğu halde,
Laikliğin yanlı ve yanlış anlaşılıp uygulandığını söylüyordu…
Kısaca "Gücü yettiği mazlumu hem pataklayan, hem de mağdur rolü oynayıp ağlayan Yahudi" tavrını sergiliyordu…
Ve tabi, riyakarlık ve ucuz kahramanlık rolüyle, seçmene selam gönderiyor, Çankaya Köşküne basamak hazırlıyordu.. Bu samimiyetsiz sızlanışı, oldukça sırıtıyor ve mide bulandırıyordu.
Cumhurbaşkanı olmanın yolları
Anlaşılıyor ki, AKP'de Çankaya köşkü konusunda hayli ciddi bir hesaplaşma yaşanıyor. Köşk'e Erdoğan çıkarsa, partiye kimin ya da kimlerin hakim olacağı çatışması seziliyor. Çünkü bu durumda Başbakan'ın ardındaki herkes için en azından bir kademe daha yükselme şansı doğacak diye düşünülüyor. Milletvekili iken bakan ya da bakanken başbakan olabilme hayalleri kuruyor.
Erdoğan Çankaya'ya çıkmazsa, bu kez partiden kimin aday olacağı bir başka çatışma alanı doğuracak. İşin tam burasında ortalıkta o kadar çok aday var ki, hakikaten saymakla bitmez. Şimdiden başlayan söz düellolarının anlamı da bu… Tüm bu ihtimaller, çatışmalar, yeni arayışlar, hızla işleyen Çankaya takvimiyle birlikte gündemde giderek daha fazla yer alacak gibi görünüyor.
İşin ilginç tarafı, artık AKP'de atılan tüm adımlar cumhurbaşkanlığına hazırlık ya da birtakım çevrelere mesaj vermek olarak algılanıyor. Mesela TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın son konuşmaları da bu yönde değerlendirildi. Ancak eğer bu cumhurbaşkanlığı adaylığı için bir mesaj verme yoluysa, Arınç'ın hakikaten zor bir yol seçtiği ortada. Çünkü potansiyel aday kabul edilen diğer AKP'lilere bakıldığında, bu işlerin daha kolay yolları olduğu söylenebilir.
Söz gelimi, kritik kararların alınacağı ve tavır gerektiren bir toplantıya katılmayarak bazı çevrelere "sizinleyim" mesajı verebilirsiniz. Bu sizin hanenize malum çevrelerce Köşk yolculuğunda artı puan olarak yazılacaktır. Böyle "mücadele" etmek sizin için bir gelenekse zorlanmazsınız. Nasıl olsa her zaman bu "mücadele"nize destek verecek birkaç eski dost bulursunuz.
Ya da daha kolay bir yol seçer, geçmişinizi bir tuşla silercesine bir kenara bırakır ve de "İşte ben buradayım" diye çırpınıp durursunuz. Mesela bir gün şarap için methiyeler dizersiniz. Başka bir gün "dans etmek içimde bir ukde" deyiverirsiniz. Nazım Hikmet'le Necip Fazıl'ı kendi şahsınızda buluşturmaya soyunursunuz. Tarzınız bir felaket bile olsa çıkıp "Fahriye Abla" şiiri okursunuz. Özelleştirme üzerinden hükümetin "milli adam"ı rolünü oynarsınız. Bu muhalif pozlar Mülkiye üzerinden devşireceğiniz şöyle hafif tonda "komünistlik"le de hayli uyum sağlar. Fondaki Kafkas danslarını da unutmayalım bu arada. Fakat bunlar yetmeyebilir. O zaman hassas meselelere el atarsınız. Mesela "Ben bir tek laiklik tanımı bilirim. O da Anayasa'nın 24'üncü maddesinde bütün açıklığı ile yazılıdır. Başka bir şey aramaya gerek yok" deyip, üzerinize "Sağa sola bakıp durmayın. İşte aranan aday burada" pankartı asarsınız.
Bir tane laiklik tanımı bilen zatın yakın zamandaki bir diğer açıklaması ise hakikaten evlere şenlik. Kendisinin hiçbir zaman "Adil Düzen"i savunan bir konuşma yapmadığını söylemiş. Böyle bir konuşma yapmış mı, yapmamış mı onu bilmiyoruz. Fakat olur ya bir gün birilerinin canı sıkılır, daha beş-altı yıl önce yönetiminde yer aldığı siyasi partinin başkanlık divanında yaptığı konuşmaları kendisine hatırlatır.
Bunları Çankaya yokuşunda taşımak ağır gelir.
Bizden söylemesi.[1]
Bülent Arınç'a sorular!
- Sayın Bülent Arınç'a soruyoruz:
BİR: Milli Güvenlik Siyaset Belgesi, ‘Bakanlar Kurulu' tarafından onaylanıyor!.. Madem ki, bu kararlar ‘yanlış', o halde neden ‘gözü kapalı' altına imza atıyorsunuz?..
İKİ: ‘Lider diktatoryası' sayesinde TBMM, ülke yönetiminde ‘tamamen' devredışı kaldı!..
ABD, AB, IMF, Dünya Bankası istedi diye bir gecede yüzlerce kanunu geçiren kimler?.. ‘Milletin büyük ekseriyetinin' tavrına rağmen, Amerika'ya "Bizi kullanın" diye yalvaran kimler?..
ÜÇ: Vekiller, eğer ‘milletin verdiği' yetkiyi kullanmaktan kaçınırlarsa, birileri çıkar o yetkiyi kullanır!.. ‘Kamusal alan'ın sınırları kimlerin sayesinde daha da genişletildi, ‘ibadet özgürlüğünün sınırlandırılması' kimlerin sayesinde gündeme geldi!.. 28 Şubat sonrasında, "Erbakan, post modern darbeye direnemedi" diye atıp tutuyordunuz!.. Hoca'nın ‘tırnağı' kadar olabildiniz mi?
DÖRT: ‘Laiklik' sayesinde, başka dinlere mensup insanlar ‘istedikleri gibi' yaşarlarken, bu ülkenin asli unsurları ‘öz yurtlarında parya' muamelesi görüyor!.. Başörtülü öğrenciler, ‘eğitim hakkından' mahrum bırakılıyor, İmam Hatiplilere, ‘üniversiteye giriş hakkı' verilmiyor, çocukların ‘12 yaşından önce' Kur'an-ı Kerim öğrenmeleri yasak!.. Bu meseleleri çözmesi gereken kimler?..
BEŞ: Milletin çözüm için sabırsızlıkla beklediği meseleleri önce ‘toplumsal mutabakat' yok diye öteleyen, ardından ‘kurumsal mutabakata' havale eden Tayyip Erdoğan değil mi yoksa?..
Sayın Arınç!.. Doğrusunu söylemek gerekirse, bir zamanlar yaptığın bazı çıkışlara saf saf biz de inanmıştık!.. Ama sonra ‘alınan bütün hükümet kararlarının', ‘Meclis'ten geçirilen bütün kanunların' altında imzanızı görünce, o çıkışların ‘gaz almaya' yönelik birer aldatmaca olduğunu anladık!..[2]
Rejim değil, egemenlik sorunu var
TBMMBaşkanı Bülent Arınç 23 Nisan münasebetiyle yaptığı konuşmada "Ülkede rejim sorunu değil, rejimin sahibi olma tartışması var" deyince bazıları bu değerlendirmeden rahatsız olmuş. En azından medyaya yansıyan haberlerde böyle bir rahatsızlık olduğu yansıtılmaya çalışılıyordu.
İşte Sayın Arınç'ın konuşmasından bazı dikkat çeken tesbitler:
– Saltanat kalktı, ‘kurumlar saltanatı' geldi. Bazı kurumlar diğerlerinden üstün olduğunu sanıyor.
– Yasakların kalkması için 'kurumların mutabakatını' arayan demokratik başka hiç bir ülke yoktur.
– Ülkede rejim sorunu değil, rejimin sahibi olma, sahip oldukları gücü kaybetmeme sorunu var.
– Devlet; dini inançların yaşamasını teminat altına almak yerine, kamusal alanda bazı inançların yaşam hakkını kısıtlıyor.
Bu tesbitlerin doğruluğunu kabulle birlikte Meclis Başkanı koltuğunda oturan kişinin bu şikayetlerini dile getirmesini yadırgamamak mümkün değil. Bu millet seçimlerde Arınç'ın partisini tek başına iktira taşımış, hatta Anayasa'yı tek başına değiştirecek bir çoğunluk sağlamış olmasına rağmen iktidara geldiği günden beri AKP bazı konuları yeniden düzenleyebilmek için kurumlar arası mutabakat arıyorsa sadece bir takım kurumları suçlayarak işin içinden çıkılabilir mi? Bize göre, Meclis Başkanı'nın ülkenin içinde bulunduğu durumdan şikayet ediyor olması bile başlı başına rejim sıkıntısı olduğunu göstermez mi?[3]
Evet: Sn Bület Arınç; Amerika'daki Yahudi Lobilerine, "Bizi süpürüp çöpe atmayın. Emrinizde ve hizmetinizde tepe tepe kullanın" diyen Başbakanınızın baş danışmanı Cüneyt Zapsu'nun bu onursuz teklifi üzerine, ABD Dışişleri Bakanı Bayan Rice'nin Ankara'ya gelip "özel belge" diye aslında istenilen "kullanma kılavuzu"nu önünüze koyması hiç haysiyetinize ve Milli hâkimiyet hassasiyetinize dokunmuyor mu? Yeni terörle mücadele yasasına, on binlerin katili APO'yu da serbest bırakmaya müsait maddelerin sokulması, hiç sizi ilgilendirmiyor ve vicdanınızı sızlatmıyor mu? Terörle Mücadele Yasa Tasarısı'nın içerisine "terörist başına af" kapısının nasıl saklandığı kafanızı karıştırmıyor mu? "Öcalan'a şefkat, vatandaşa şiddet!" zorunuza gitmiyor mu? |
İçerdiği düzenlemeler nedeniyle uzun süredir tartışma konusu olan Terörle Mücadele Yasa Tasarısı, bambaşka bir içerikte bulunduğu iddiasıyla gündemi sarstı. CHP Lideri Baykal'ın bir basın toplantısıyla gündeme getirdiği iddiaya göre tasarı terörle mücadele yasası olmak bir yana tam tersine Abdullah Öcalan'a af getiriyor.
Gerçekten de önceki gün İçişleri komisyonunda benimsenen TMK Tasarısı'nın gerekçesinde Başkenti karıştıran şaşırtıcı bir bölüm yer aldığı ortaya çıktı. TMK tasarısı'nın 6'ıncı maddesinin son fıkrasının gerekçesinde açıkca Terör Örgütü kurucusuna "Etkin pişmanlık" yolu açıldığı belirtiliyor. Etkin Pişmanlık, alınan cezanın 4'de 3'üne kadar af getiriyor.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın hesabına göre, PKK Terör Örgütü Kurucusu Öcalan'ın 2 yıl sonra serbest kalmasına imkan tanıyabilecek bir düzenleme olduğunu iddia ettiği madde ile, terör örgütü kurucu, yönetici ve üyelerine bir defaya mahsus olmak üzere etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanma hakkı getiriliyor.
Başkent'i sarsan ve "Teröristbaşı Öcalan serbest mi kalacak" tartışmalarına neden olan düzenlemenin gerekçesinde aynen şu ifadelere yer verilmesi dikkat çekiyor:
"Maddenin son fıkrasında suç işlemek için örgüt kurmak suçuna ilişkin etkin pişmanlık hükümlerinin terör örgütünün kurucusu, yöneticisi ve üyesi hakkında da uygulanabileceği kabul edilmiştir. Böyle terör örgütleriyle ilgili olarak zaman zaman ‘Pişmanlık Yasası' adıyla özel kanuni düzenlemeler yapılmasına duyulan ihtiyaç karşılanmış olacaktır. Ancak bu hükme göre terör örgütünün kurucusu, yöneticisi veya üyesi konumundaki kişi, etkin pişmanlık hükümlerinden ancak bir defa yararlanabilecektir."
Maddenin gerekçesinde yer alan, Terör Örgütü Kurcusu'nun bizzat Abdullah Öcalan'ı işaret ettiği kaydediliyor.
Sözkonusu tasarı önceki gün TBMM Adalet Komisyonu'ndan önce tali komisyon olan İçişleri komisyonu'nda görüşülmüş ve benimsenmişti.
Terörle Mücadele Kanunu'nun bazı maddelerinde değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı'nın 6. maddesi, 3713 sayılı kanunun 7. maddesini yeniden düzenliyor. Maddenin son fıkrasına eklenen, "TCK'nın 221. maddesi hükmü, bu madde açısından da uygulanır. Kişi, etkin pişmanlık hükümlerinden ancak bir defa yararlanabilir" hükmü ile ‘etkin pişmanlık'tan yararlanmanın önü açılıyor. Bazılarının fark etmediği veya görmek istemediği bir nokta daha var; Aslında bu 6. Madde, sadece APO'yu değil, asıl Fetullah Gülen'i aklamayı amaçlıyor!
Haydi Ahiret'i hatırlamazsınız, peki Şehit ailelerinin yüzüne nasıl bakacaksınız?
Çok mantıklı bir Terörle Mücadele Yasası hazırlamışlar… Apo posteri taşıyan içeri giriyor. Ama, Apo dışarı çıkıyor. 30 bin vatan evladını sanki "poster" ler şehit etti! Çok fena bir iş yapmaya kalktı AKP. Çok fena. Hâlâ diyor ki Adalet Bakanı… "Biz vatanseveriz… Bu yasa Öcalan'ı serbest bırakmaz. Çünkü Öcalan hakkında hüküm var. Hakkında hüküm olanlar bu yasadan yararlanamaz." Farz edelim ki, öyle… Apo hakkında "hüküm" var mı? Var. Peki, PKK'nın tepe yöneticileri hakkında "hüküm" var mı? Yok. Osman Öcalan. Cemil Bayık. Murat Karayılan. "Abbas" kod adlı Duran Kalkan, "Botan" kod adlı Nizamettin Taş, "Serhat" kod adlı Hıdır Yalçın, "Ebubekir" kod adlı Halil Ataç, "Jiyan" kod adlı Şükran Biner, "Ekrem" kod adlı Hıdır Sarıkaya… Bizim "monşer" kod adlı basın, pek tanımaz bunları… Bunların hiçbiri hakkında "hüküm yok… "Apo'yu affettiğine inanmasak bile, bu azılı teröristleri resmen affediyor bu yasa… Var mı bunun "vatansever" bir izahı? Ve son bir soru. Yaptınız bu işi de… Nasıl bakacaksınız şehit cenazelerinde o ailelerin yüzüne? Nasıl?[4]
PKK'nın üstüne gidersek istikrar bozulurmuş!
Gül'ün, ‘PKK'nın Irak'taki faaliyetleri konusunda müttefikimiz ABD'nin neden daha fazla işbirliği yapmadığını halka izah etmekte güçlük çekiyoruz' demesi üzerine Rice'ın yanıtı ilginç: "Şu anda Irak'ta her şey pamuk ipliğine bağlı. PKK'nın üzerine daha fazla gidersek, istikrar iyice bozulur!?"
Esenboğa'ya Gül'ün bıraktığı Rice, ‘Avrupa'da, sizdeki Müslümanlık'tan çok daha katı Hıristiyanlık var' demiş. ABD ile ilişkilerin tarihini iyi bilen bir diplomatik kaynağa bakılırsa, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın Ankara ziyaretinin en önemli yönü, ‘hâlâ dostuz' mesajıydı.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve konuğunun basın toplantısında ‘stratejik vizyon belgesi' adıyla açıklanan ve iki sayfalık bir çerçeve metin olarak hazırlanması beklenen bu belgenin iki ülke açısından hiçbir hukuki bağlayıcılığı olmayacak. Ancak dünyadaki gelişmelerin başdöndürücü hızının Türk-Amerikan ilişkilerini de dönem dönem dibe vurdurduğu bir Kaynağım Rice'ın, özellikle İran konusunda "Sağlam bir koalisyon oluşturmamız, sağlam durmamız lazım" dediğini, ama somut bir talepte bulunmadığını söyledi…
Gül'ün, ‘PKK'nın Irak'taki faaliyetleri konusunda müttefikimiz ABD'nin neden daha fazla işbirliği yapmadığını halka izah etmekte güçlük çekiyoruz' demesi üzerine Rice'ın yanıtı ilginç: ‘Şu anda Irak'ta her şey pamuk ipliğine bağlı. Hükümet kurulmadan PKK'nın üzerine daha fazla gidersek, istikrar iyice bozulur. Hükümet kurulsun, çabalarımız iki katına çıkacak' mealinde. Bu sözler, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani'nin Türkiye'ye karşı koz olarak kullandığı anlaşılan PKK'ya zarar gelirse hükümet kurma çalışmalarını baltalama şantajı yaptığı anlamına mı geliyor? Tehlikeli bir oyun. Rice Ankara'da kendi makam aracını değil, Gül'ün makam aracını kullandı… Yarım saatlik yolculukta olduğu gibi, dünkünde de ilginç diyalogların geçtiği anlaşılıyor.[5]
B. Arınç: "Emeklilik düzenlemesi şahsıma mahsus değil" diyor, ama geleceğini, özel kanunla garanti altına alıyor.
TBMM Başkanı Bülent Arınç, ''Milletvekili arkadaşlarıma tanınmayan bir hakkın sadece Meclis Başkanı'na bir ayrıcalık olarak tanınması konusu, benim hiçbir zaman gündemimde olamaz'' diyor, ama, sosyal güvenlik reformu kapsamında Meclis Başkanı'nın emeklilik aylığının arttırılmasına yönelik eleştirileri cevaplandırırken "Cumhurbaşkanı ve Başbakana, emekliliklerinde ayrı bir statü tanınması konusunun 20 yılı aşkın bir zamandır yürürlükte olduğunu belirtiyor. Arınç, Emekli Sandığı Kanunu'na eklenen bir madde ile 1984 yılında ''Cumhurbaşkanı'nın emekliliğinde aylık ödeneğin yüzde 40'ı emekli aylığı olarak bağlanır'' hükmü getirildiğini, 1988 yılında ise aynı kanuna ek madde ilavesiyle, Başbakanlara da Cumhurbaşkanına bağlanan emekli maaşının yüzde 75'i yine emekli maaşı olarak bağlandığını" söylüyor. ''Sayın Cumhurbaşkanı için, sayın Başbakan için 1984 ve 1988 yıllarından bu yana ayrıcalık kabul edilirse ayrıcalık, (bence ayrıcalık değil, onların haiz olduğu statü bakımından kendilerine böyle bir hakkın tanınması uygun olmuştur.) Buna bazı milletvekili ve gazetelerin itirazı var mı? yok'' şeklinde konuşuyor.
Sosyal güvenlik reformunda Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, Başbakan sıralamasının, hiçbir ciddi itirazla karşılaşmadığını vurgulayan Arınç, ''Bu benimle ilgili değildir, benden sonra gelecek Meclis Başkanı ve benden önce hayatta bulunan 5-6 Meclis Başkanını kapsayan bir düzenlemedir. Cumhurbaşkanı için ne kadar haklı ve yerindeyse, Meclis Başkanı için de o kadar haklı ve yerindedir. Başbakan için ne haklı ve doğru ise Meclis Başkanı için de o kadar haklı ve doğrudur'' diyor.
Yani "istemem, ama yan cebime koyun" demeye getiriyor!..
[1] Nasuhi Güngör / Milli Gazete / 27.04.2006
[2] İsrafil Kumbasar / Yeniçağ / 26.4.2006
[3] Abdülkadir Özkan / Milli Gazete / 25.04.2006
[4] Yılmaz Özdil / Sabah / 28.4.2006
[5] Murat Yetkin / Radikal / 27.4.2006

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYA MUTLAKA KURULACAKTIR. "Feth-i Mübin gerçekleşecek!.. Eğer sana, ‘bunlar hayal,…
Hakk; değişmeyen, dönüşmeyen, özelliğini ve güzelliğini yitirmeyen doğrular ve değerler anlamını taşır. Bunlar, her zaman…
Şara yönetimindeki Suriye’nin Erdoğan Türkiyesi’nin değil, İsrail ve ABD’nin güdümünde yol alması ve elimizden kaymasını, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gazze’ye konteyner…
ÜLKEMİZİN ACİLEN MİLLİ MÜTABAKATA İHTİYACI VARDI! Erbakan Hocamız iktidar ortağıyken 11 ay boyunca bir Filistinli…
Zafer sırrı inançta, sanma ki tankta imiş!.. "Bizim inancımızın ve davamızın %90'ı ahiret hazırlığı ve…
Yıkılışı görenler altında kalmamak için ben demiştim demeye getiriyorlar. Gerçi ne derlerse desinler o yıkıntının…
Kendi yapacakları melanetlere, Aziz Erbakan Hocamızın ismini kullanarak millet nezdinde meşruiyet kazandırma çabasına girişmeleri; asıl…
5375 Yıllık Siyonist Sömürü Düzeni, Kafirler ve Münafık Mücrimler istemese de yıkılacak , Tüm insanlığın…
Öncelikle belirtelim ki; Yahudiyi tanımadan dünyada olup bitenleri anlamak mümkün değildir. Makale bu anlamda çok…
Galiba tarihte hep böyle olmuş; Hakk uğruna mücadele edenler yalnız kalmışlar. Ne kadar kafir, münafık,…