YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
6980d78d0c140
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 2 9 5
Bugün : 35647
Dün : 57744
Bu ay : 93391
Geçen ay : 1625042
Toplam : 48796704
IP'niz : 216.73.216.146

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

ABD ile İran karşıtı anlaşma: Hakkari Yüksekova'da uçak pisti yapılıyor. İran sınır bölgesine tank, zırhlı araç ve ağır silah ve toplar taşınıyor!.

Bu hazırlık niye?

Irak ve Afganistan'da yaptığı baskı ve zulümlerle akıl almaz vahşet görüntülerinin yaşanmasına sebep olan ABD, İran'a yönelik bir askeri hareket için Türkiye'ye uyguladığı siyasi baskıyı iyice artırdı. İncirlik'in yanı sıra 3 deniz limanı için talepte bulunan ABD, öte yandan İran sınırında bulunan Hakkari'nin Yüksekova ilçesinde yapılacak havaalanı için de bastırıyor. Aksu ve Akalı köylerinde yapılan kamulaştırma çalışmalarının ardından ABD ve İsrailli yetkililerin Yüksekova'da incelemelerde bulunması, arazilerini devlete veren köylüler tarafından tepkiyle karşılandı.

 

BOP adı altında Büyük İsrail İmparatorluğu'nun kurulması için bütün stratejileri uygulayan ABD, şimdi de İran'a yönelik askeri bir hareket için Türkiye'de askeri hazırlıklara başladı. Ulaştırma Bakanlığı'nın Hakkari'nin Yüksekova ilçesine bağlı Aksu ve Akalı köylerinde yaptığı kamulaştırmanın arkasından yine ABD çıktı.

Bölgenin kalkınmasına yardımcı olacağı gerekçesiyle arazilerini hiç düşünmeden devreden köylüler, 200 bin YTL ile 500 bin YTL arasında bedel aldılar. Devlet Hava Meydanları İşletmesini Genel Müdürlüğü'ne bırakılan araziler için Türk yetkililerle birlikte, ABD ve İsrailli personelin de inceleme ve araştırma yapması hayretle karşılandı. Arazilerini düşünmeden veren köylüler, Müslüman komşu bir ülkenin vurulmasında kendi topraklarının kullanılmasını istemediklerini söylediler.

Öte yandan İran'a yönelik muhtemel bir harekat için her türlü olasılığı düşünen ABD, İncirlik üssü gibi bu kez deniz limanları talebinde bulundu. Ege ve Akdeniz kıyılarında 3 deniz üssü isteyen ABD, bunun için de girişimlerini ve incelemelerini başlattı.

Bu bağlamda İskenderun ve Urla'yı Türkiye'den üs olarak isteyen ABD, resmi izinli personeline İskenderun'da ve koylarda teknik incelemeler yaptırıyor. Bu deniz üstlerinin statüsü ise, İncirlik'in durumuna göre ABD ve Türkiye arasında yeni bir antlaşmaya belirlenecek.

 

Saadet'ten sert tepki

Saadet Partisi Hakkari İl Başkanı Ekrem Ziya Tatlı, Yüksekova'da yapılmak istenen havaalanında ABD ve İsrailli personelin araştırma yapmasını ve kurulacak olan havaalanın İran'ı vurma girişiminde kullanılacak olmasına sert tepki gösterdi.

Bölge halkının topraklarını tamamen iyi niyetle havaalanı yapılması için devlete verdiğini kaydeden Tatlı, "Şimdi yapılan şey resmi bir oyundur. Halk, bunu önceden bilseydi kesinlikle topraklarını vermeyi kabul etmezdi. Hele burada kurulacak bir hava üssünden komşu ülkenin vurulacak olmasına kesinlikle karşı çıkardı" dedi.

ABD ve müttefiklerinin ne yaptığını herkesin bildiğini söyleyen Tatlı, Afganistan ve Irak'ta yaşanan vahşetin ortada olduğunu kaydetti. "Bunlar insanlık düşmanı. Bir Müslüman olarak değil, bir insan olarak bile bunu kabul etmek vicdansızlıktır. Bölge insanının, komşu bir ülkeye yönelik böyle yeni bir harekata kesinlikle razı olmadığını söyledi.

Bölgede yapılan her türlü işlemden bilgisi olan AKP hükümetinin sorumlu olduğunu vurgulayan Tatlı,  "Milli Görüş'ten ayrılmış bu insanların vicdanları ve imanları, nasıl böyle bir şeyi kabul ediyor, akıl edemiyoruz. Şu anda, Irak'ta oluk oluk kan akıyor. Bunların hesabını kim verecek. Bugün bu zulümlere, yapılan desteğin hesabını kim verecek?" diye konuştu.[1]

Türkiye, İran'a saldırı için ABD ile anlaştı

Amerika bölgede yeni bir rejim değişikliği harekâtına hazırlanıyor. Bedelini yine tamamen bölge halkının ödeyeceği bir harekâta hükümet bu kez istenen her türlü desteği vermeye gönüllü gözüküyor. Bu, hileli masada kumar oynamaya benziyor açıkçası…

İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad'ın uranyum zenginleştirmesinde yeni bir aşamaya geldiklerini ve nükleer enerji üretimi için BM uyarılarını dinlemeden tam yol gideceklerini açıklaması, Amerika'nın askeri harekâtını iyice kesinleştirdi.

Aslında bu harekâta çok önceden karar vermişti. Nereden mi biliyoruz? Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün ağzından. İran'a yönelik ilk Amerikan tehditleri geldiğinde "Topraklarımızı komşu bir ülkeye saldırı amacıyla kullandırmayız" diyen Gül, bu sözlerinin üzerinden çok geçmeden "Büyük Ortadoğu Projesi" için Amerika ile tam bir görüş birliği içinde olduklarını açıkladı.

The New Yorker dergisinin kapak konusuna imza atan başarılı gazeteci Seymour Hersh de "İran Planları" başlıklı yazısında Bush Yönetimi'nin saldırı için Türkiye ve Rusya ile anlaştığını vurguladı…

Hersh'in yazısının çarpıcı bir diğer yönü, Amerika'nın yeraltında olduğunu hesapladığı nükleer tesisleri vurmak için "taktik nükleer bombalar" kullanmayı düşündüğünü yazması. Yani, önümüzde kirli bir savaş dönemi var…

Amerika'nın şu anda en çok satan kitaplar listesinin başında yer alan Cobra II kitabının yazarları Michael Gordon ve General Bernard Trainor'a göre, Irak'a saldırının nedeni kitle imha silahları veya Irak'a demokrasi getirmek değildi.

Asıl hedef, bölgedeki en zayıf halkayı kırmaktı. Birinci Körfez Savaşı sonucu askeri gücünü ve halk desteğini kaybetmiş Saddam yönetimini değiştirmek amaçlı bir savaş, neocon'lara basit bir iş gibi gözükmüştü.

Türkiye'nin tezkere krizi öncesi ve tezkere sırasındaki tavrı, Pentagon'un yayınladığı bir kitapta anlatılanlara göre, Washington yönetimini çileden çıkarmış.

Dönemin Genelkurmay Başkanı Franks, Türkiye'nin ayak diremesi üzerine meşhur F harfini kullanarak "F..k Turkey. F..k their families. F..k their dogs" diye küfretmekten kendini alamamış.[2]

Tezkere reddedilince Cheney'nin sağ kolu Scooter Libby'nin tepkisi daha sert olmuş: "Screw the Turks" diye küfretmiş ve Türkiye'nin finans piyasalarının çökertilmesini[3] teklif etmiş.[4]

İran konusunda baskıyı Museviler yapıyor

Beyaz Saray'ı hala kandıramamış olan Musevi guruplarının, İran konusunda Türk yetkililer üzerinde işledikleri yoğun ikna kampanyasını gördük. Amerikalı yetkililerin torba olayı ve Irak'taki PKK konularını geçiştirirken, Karadeniz'e çıkış ve Irak ile Suriye gibi öteki isteklerini bıkmadan gündemde tutmalarını gördük. Erdoğan için Kongre'de ve Musevi gurupları arasında kaybolan itibarını kurtarmak için Amerika'ya gelen ve milletvekili olan mütercimler gördük. Ve daha neler, neler?

Toplantılar daha önce de yazdığım gibi tam bir gerçek fiyaskoydu. Konular, katılımcılar, ilişkiler hep şaka gibiydi ama Türkiye'ye verilen net mesaj çok açıktı. Washington'dan Ankara'ya gönderilen mesaj, "Türkiye ABD için hala çok önemli ancak Erdoğan hükümeti süresini tamamlamıştır". Toplantılarda Habergazete'nin yazdığı gibi,

Toplantılara katılan ABD Dışişlerinden en üst düzey yetkili Matthew Byrza ve emekli Büyükelçi Marc Grossman ile Ankara''daki Büyükelçi Ross Wilson'du.

Eskiden Orgeneraller veya Kuvvet komutanlarının katıldığı Savunma Panellerinde artık Korgeneraller ve Albaylar konuşuyor. Sivil cenahta ise Türk tarafından, para, para şarkısını söyleyen Bakan Kürşat Tüzmen ile Erdoğan'ın özel temsilcisi Egemen Bağış vardı. Her ikisi de beklentileri karşılayamadı. Tüzmen, savaş öncesinde Bağdat ve Saddam ziyaretlerinin günahını çıkarmadı. Bağış ise Musevi lobisinden yüz bulamadı. Kongre'de de sonuç aynıydı.

Hatta Ermeni soykırımı yasa tasarısı konusunda bile masal dinlediler.

Bu arada Washington'da Türkiye dışından önemli gelişmeler oluyordu. ABD Başkanı Bush, kendi partisi liderlerinin uyarıları üzerine en yakın çalışma arkadaşı Beyaz Saray Genel Sekreteri Card'tan istifasını istedi. Bu Beyaz Saray'da köklü değişiklikler olacak demektir. Türkiye'yi de kapsayan NEOCON takımının olayı başarısızlıkla sonuçlanınca Washington'daki bu takım elemanlarının etkisiz ve yetkisiz birer üst göreve atanmaları da sürüyor. Wolfowitz, Perle, Edelman, Grossman ve şu anda isimleri aklıma gelmeyen bir sürü yetkili. Bu ekibe Başkan Yardımcısı Cheney'inde katılmasıyla dönem kapanacağa benziyor.

Başta da söylediğim gibi Musevi lobisi Grossman'ı ile ve öteki yandaşları ile İran konusunda bastırmasına rağmen, Beyaz Saray İran'a karşı ne tür bir plan veya diplomasi uygulayacağına henüz karar vermiş değil. Ha bu durumu Dışişlerinde Türk gazetecilerle basın toplantısı yapan Büyükelçi Wilson'da açıkça belirtti ama nedense Türkiye'de de İsrail yanlısı guruplar bu konuya bastırıp duruyor. Kuzey Irak''ta Kürtler konusunda yaşadıklarımız yetmezmiş gibi belli ki bir maceraya sürüklemek istiyorlar. Tabii bunları anlayacak ve devlet tecrübesi olan bir iktidar bu oyunları yemez ama AKP'lilerin itiraz bile edecek güç ve kozları yok.

Vatan gazetesinde Veli Toprak Ankara'dan atlatma bir haber vermişti:

– Almanya Başbakanı Angela Merkel, 21 mart salı günü telefonla Tayyip Erdoğan'ı aradı, diyor. Acele. Bir endişesini dile getirmiş telefonda. Önemli bir konu, nitekim konuşma bir saat sürmüş. Nükleer silah konusunda İran, şayet BM uyarısını da dinlemezse, ABD bu ülkeye askerî harekâtı başlatacak. Sayın Erdoğan siz bu konuda arabuluculuk ederek Tahran'ı durumun ciddiyeti konusunda uyarabilirsiniz, diyor Merkel.

Düşünün! Son günlerde ABD'nin savaş habercisi sayılabilecek yetkililerinin biri gidiyor, öbürü geliyor Ankara'ya.

ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Pace de "Türklerin gözlerinin içine bakıp gerçeği söyledim" demedi mi? Dedi!

Ya Başkan Bush'un Vaşington Büyükelçimiz Nabi Şensoy'a verdiği fazlaca "mültefit" mektup.

Vaşington'daki Türk-Amerikan İş Konseyi toplantısında eski Ankara Elçisi Grossmann ne demiş? "Gelecek bir yıl içinde Türkiye'yle ilişkilerimizi İran meselesi belirleyecek" dememiş mi?

– Tamam arkadaşlar! Bu demektir ki güneyden sonra doğu sınırımızda da savaş başlıyor. Haber verin Borsa'ya, inecek mi çıkacak mı ne yapacaksa zaman kaybetmeden harekete geçsin?

Bütün bunlar neden olmadı dersiniz?

Merkel haberi tek bir gazetemizde yer aldı da ondan! Aslı varmış, yokmuş orası mühim değil. Hepsi birden verseydi aynı haberi, şenliği hiçbir kuvvet önleyemezdi.

 

Sevilla'daki Diyalog kongresi ve Hahamların Terbiyesi

İlki bir yıl önce Brüksel'de yapılmıştı..

Tam adı "Barış İçin Dünya İmamlar ve Hahamlar Birinci Kongresiydi".

Dünyanın çeşitli yerlerinden 150'ye yakın İmam ve Haham bir araya gelmişti.

Kongre'nin finansörü Paris merkezli Homme de Parole diye bir dernek.

İkincisi geçtiğimiz hafta Sevilla'da yapıldı.

İmamlar ve Hahamlar bu sefer Sevilla'da "Dünya Barış Kongresi" bir araya geldi.

İlki epey önemsenmişti. Brüksel'dekine Diyanet'ten sorumlu Bakan Mehmet Aydın katılmıştı.  Sevilla'dakine ise Türkiye'yi temsilen İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı katıldı.. Türk Musevi Cemaati Hahambaşısı Rav İsak Haleva da Sevilla'daki Kongre'ye Türkiye'den katılanlar arasında yer aldı.

Bu tür toplantılara hep iyi niyetle yaklaşmak istiyoruz. Kim istemez ki dünyanın her yerinde barış ve huzur olsun. Ama olmuyor. Zaten uzun süredir bu ve benzeri Dinlerarası Diyalog ve Hoşgörü çalışmalarıyla yatıp kalkıyoruz. Peki ne oluyor? Bağdat'a atılan bombaların sayısı mı azalıyor? Filistin'deki utanç duvarı mı yıkılıyor? Ebu Gureyb'deki işkence ve tecavüzler mi azalıyor?

İyi niyetle bakmak istiyoruz.. Ama İmamlarla Hahamların toplantısından sonra iki büyük haber ajansı (BBC ve AP) dünyaya haber geçiyor. Habere göre Kongre'de konuşan İsrail Hahambaşısı Rav Yona Metzger, İmamlara çıkışıyor. "Bin Ladin İslam adına konuşurken neden sessizsiniz" diye fırça atıyor. Haberin devamı daha da ilginç. Başhaham Metzger bunu söylerken "Müslüman din adamları başlarını öne eğip" dinliyor.

Bugün Bin Ladin'in varlığı bile tartışma konusu. 11 Eylül'ü ABD Derin Devleti'nin yaptığına dair yüzlerce bilgi, belge ve makale var. Ama Bağdat'ı bombalayanların kimliği konusunda hiç şüphe yok..

Peki her gün Bağdat bombalanırken sessiz kalanlara ne diyeceğiz!

Aynı yalanlarla şimdi de "İran'ı bombalamaya hazırlananlara" ne diyeceğiz!

Filistinli Muhammed Durra, İsrail askerlerinin kurşunlarıyla babasının kucağında can verirken sessiz kalanlara ne diyeceğiz!

Ha bu arada "Hahamlar ve İmamlar Dünya Barış Kongresi'nde" bir de komite kurulmuştu. İmamlar ve Hahamlardan oluşan 10 kişilik komite "Dünya çapındaki ırkçı ve anti-semitik eylemlere karşı gözlemcilik" yapacak.

Hey Ya Rabbim… Bu ne komedi böyle..

Amerika'nın Samarra Operasyonu ve Diyalogcuların tutumu:

Amerika'nın suçsuz ve savunmasız sivil halka ve özellikle Sünni Müslümanlara yönelik katliamlarını Zaman Gazetesi şöyle değerlendiriyordu:

Bu operasyonun adı Swarmer Operasyonu. Swarmer, İngilizce swarm fiilinden türetilen bir isim; swarm da arı ya da böceklerin sürü halinde hareketini ifade ediyor. Bu operasyonda yer alan çok sayıda helikopter ve uçaktan dolayı operasyona işte bu ad verilmiş anlaşılan.

Nitekim, bu özelliğinden dolayı operasyon 2003 yılından bu yana yapılan en büyük hava indirme operasyonu ya da saldırısı olarak takdim ediliyor. Takdim eden de operasyonu ifa eden Amerika'nın meşhur 101. Hava İndirme Tümeni sözcüsü. Bu operasyon kartal başlı armalarıyla tanınan 101. Hava İndirme Tümeni'nin 3. tugayına bağlı muharip ve hava operasyon birlikleri ve Irak'ın 4. Tümeni'ne bağlı Iraklı komando birlikleri tarafından birlikte icra ediliyor."[5]

İşte uşaklığın ve alçaklığın belgesi.. İşte diyalogcuların şefkat ve merhameti!?..

Amerika'nın masum Müslüman katliamını; haklı görerek ve cani coniler hasabına sevinerek anlatıyor!?


[1] Milli Gazete / 18.04.2006

[2] Sayfa: 112

[3] Sayfa: 115

[4] Ergun Babahan / Sabah / 13.4.2006

[5] Fikret Ertan / Zaman / 18.03.2006

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Necati AKGÜL

Necati AKGÜL

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...