Son zamanlarda marazlı medyada "ABD İran'a vurdu, vuracak" manşetlerine ve psikolojik pes ettirme yöntemlerine hız verilmiştir.
AKP'nin, ABD'nin amigosu gibi davranması ve meşhur "kurt kuzu" hikâyesinde olduğu gibi şimdi, kuduz kurdun yalakası tilkilerin bile kuzuları suçlaması, bölgemizin iyice ısınacağının işaretidir.
İran'ın bombalanmasına adım adım
Aslında uluslararası yaptırımlarla İran'ı durdurmak imkânsız gibi bir şey. Çünkü İran'ın dışardan mal almasını engelleyen bir yaptırım politikası anlamsız olur. İran kendisine yeten bir ülke. İlaç vs. gibi alanlarda yaptırım uygulanması mümkün müdür? Bunun pratiği var mıdır? Hemen hemen yoktur. İran'ın elinde mal alacak parası olduğu sürece dünya kadar yolla bu ihtiyacını görebilir.
Bu tür yaptırımların işe yaramadığı daha önceki örneklerde görüldü. İran'ın hem mal almasını hem de satmasını yasaklayan bir ambargo düşünülebilir mi? Düşünülebilir; ama bu da iki tarafı keskin bir kılıçtır. Petrolünün büyük bir bölümünü İran'dan alan Çin'i bu konuda ikna etmek mümkün olmayabilir. İran halihazırda Çin'e kadar ulaşacak petrol boru hatları projeleri geliştirmektedir.
İran'ın petrolünün satmasını engellemeye çalışmak İran'ı olduğu kadar Batı'yı da vurur. Çünkü İran'a petrol ambargosu uygulanması demek, petrolün varil fiyatının yüz dolarlara çıkması demektir. Zaten altmış ila yetmiş dolar civarına yükselmiş olan petrol fiyatları İran'ın işine yarayan bir gelişme ve eğer bu fiyatlar iyice yükselirse, bu, küresel manada bir ekonomik krizi tetikleyebilir. Böyle bir krizin Amerikan ekonomisini ve özellikle dolar kullanımını vurması mümkündür. Ayrıca Avrupa ülkeleri gibi petrolünün büyük bir kısmını ithal edenler açısından da olumlu bir şey değildir. Türkiye açısından ise bir felâkettir.
Kısacası İran'ı ekonomik yaptırımlarla durdurmak kolay değil. Ayrıca nükleer silah elde etmeye ramak kalmış bir İran'ın bu saatten sonra durmak ve geri adım atmak yerine bir iki hamle ile bu teknolojiyi ve bombayı elde etmeye çalışacağını düşünmek daha mantıklı bir varsayım. Çünkü nükleer silah elde etmiş olan bir İran bölgesel ve uluslararası siyaseti bugünkünken katbekat daha fazla etkileme kabiliyetine sahip olacaktır.
Bu işin silahlı bir çözüme gittiğini Amerika'dan sahibinin sesi gibi yazan gazeteciler de son zamanlarda teyit ediyorlar. Hatta hava harekâtı konusunda Amerikan askeri ve sivil yönetimi arasında bir mutabakat oluştuğu; İran'ın havadan ve yoğun bir şekilde vurulmasına yönelik hazırlık yapıldığı anlaşılıyor. Hatta Amerika'nın bu amaçla çok sayıda İran uzmanı diplomat görevlendirmeye hazırlandığı ve bunlardan birinin de İstanbul'a gönderileceği gelen bilgiler arasındadır.
Demek ki, AKP hükümeti ile Amerika arasında İran'ın vurulmasına yönelik olarak bir mutabakat oluşmuş. Demek ki, daha önceden bürokratların yaptıkları açıklamalar hükümet adına yapılmış. Demek ki, Abdullah Gül'ün Londra'da Chatham House'da yaptığı konuşma doğru. Demek ki, "Amerikan askerleri Irak'tan çekilirse, bölgede İran egemen olur ve bize de rejimini ihraç eder" sözü söylenmiş. Çünkü bütün bunlar konjonktüre uyuyor. Bu arada biz yine de hatırlatalım. Bir Amerikalı diplomat nasıl olur da İstanbul'a gelir ve orada rejim karşıtı İranlılarla organizasyonlar yapar? Gelen haberler doğruysa, gelecek diplomat sadece bu işle görevli olacakmış. Bizim aleyhimize faaliyet gösteren gruplarla doğrudan doğruya bir başka ülkenin diplomatı bize komşu bir ülkede faaliyet gösterse biz buna ne deriz? Bir de bunlara İran'ın bombalanmasında şu veya bu ölçüde Türkiye'nin kullanılmasını ekleyin. İşte o zaman durum vahim demektir. Bizi bölmeye çalışan, Irak'taki hak ve menfaatlerimizi yerle bir eden bir Amerika ile neyin karşılığında işbirliği yapıyoruz? Bu nasıl bir kafadır? (Hasan Ünal / Milli Gazete / 09.03.2006) |
Avrasya satrancı!
Ortadoğu'ya yerleşmekle aslında Rusya ve Çin'i kuşatan ABD, Karadeniz'e çıkıp Samsun ve Trabzon limanları üzerinden Karadeniz'i hem Kafkaslar'ı denetim altına almak istiyor. ABD bu çıkışla, Türkiye'yi de İran tarafı hariç olmak üzere tam bir kuşatma altına almış ve askeri açıdan büyük bir avantaj olan Türkiye'nin stratejik derinliğini ortadan kaldırmış olacak
ABD, 20'nci yüzyılın başında İngiltere'nin geliştirdiği "dörtlü konfederasyon modeli"ni, baba Bush'un etrafında toplanıp, bugün oğul Bush'un da yönetime getirdiği ve çoğunluğu Yahudi olan ideologlar vasıtasıyla uygulamaya çalışıyor.
ABD yönetiminin büyük plânını gözümüzün önüne getirelim… Fas'tan Çin Seddi'ne kadar uzanan coğrafyayı ve buradaki enerji kaynaklarını ele geçirmeleri, Türkiye'nin dağılmasına veya teslim alınmasına bağlıdır. Zaten yıllardan beri, Bernard Lewis'in projesi olan Ortadoğu Birleşik Devletleri senaryosu üzerinde çalışıyorlardı. İstinye''deki Amerikan Konsolosluğu binasını da bu iş için kurdular. Talabani, 1996 yılında "Hayalim İstanbul''un başkent olduğu Ortadoğu Birleşik Devletleri" derken, ABD'nin İstanbul senaryolarından haberdardı.
Şimdi ABD'yi Lewis'in talebeleri yönetiyor. Ortadoğu''da yeni bir federasyon kurabilmek için, önce bütün bölgenin altüst edilmesi gerekiyordu ki, bugün bunu yapıyorlar.
Türkiye''yi de "Önasya" veya "Anadolu" adıyla federasyonlaştırmak için de bir sürü hazırlık yapılıyor. Azerbaycan, bölünmüş İran, Gürcistan ve Ermenistan''dan oluşan bir federasyon Kafkasya için planlanıyor. Bir de Afganistan, Kırgızistan, Özbekistan, Kazakistan federasyonu… Balkanlar'ın da dahil edileceği bu dört federasyonu, Hasan bin Tallal ve ardıllarının halife olacağı dörtlü bir konfederasyonda birleştirip yönetmek! İngiltere'nin 1.Dünya Savaşı öncesi planı da tıpkı böyleydi. Lewis bu planı iyi incelemiş, kopyalamış, ABD''ye uygulatmaya çalışıyor. Proje, Wilkie'nin İkinci Dünya Savaşı sırasında öngördüğü ve kitabını yazdığı "tek dünya devleti"dir aslında.
Bu proje gereğince bir taraftan Afganistan ve Irak işgal edilirken, diğer taraftan Londra''dan Bişkek'e kadar yeni Amerikan üsler zinciri kuruldu, bunlara Varşova''dan Sofya'ya kadar bir başka üsler zinciri ilave edildi.
Bu şartlar altında Türkiye'nin bugünkü durumuna bakalım:
Ülke ekonomisi, ABD''yi de yöneten Federal Reserv adlı banka sahiplerinin kurduğu IMF ve Dünya Bankası'nın kontrolüne bırakılmış durumda. Türkiye'nin dış politikası da hem ABD-İngiltere-İsrail koalisyonu, hem Avrupa Birliği tarafından kontrol ediliyor! Öyle ki, Türkiye, "intihar saldırılarını durdurması karşılığında seçimlere girmesine izin verilen" Hamas adlı örgüte, ABD ve İsrail''in taleplerini iletebiliyor!
Türk kamuoyuna gerçekleri anlatması gereken medya kuruluşları, ülke ekonomisini çoktan ele geçirmiş olan sermayenin kontrolünde. Dolayısıyla bu gerçeklerin hiçbiri halka anlatılmıyor. Bunlardan bahsedenleri komplo teorisyeni diye halkın gözünden düşürmeye çalışıyorlar.
Vatan toprakları parsel parsel satılıyor. Ülkenin başbakanı, milli kimliği reddediyor, yolsuzlukların sıçramadığı hiçbir kurum kalmamış… Karadeniz''de bir Amerikan gücü oluşturulmasına direnen Türk Silahlı Kuvvetleri'ne yapılan şantajı ise hep birlikte seyrediyoruz![1]
Nükleer savaş ve Türkiye!
Bu savaş, ABD'yi Ortadoğu'daki hesaplarını yeniden yapmak zorunda bırakacağı gibi, Hazar çevresi ve Orta Asya'da kartların yeniden dağıtılmasını zorunlu hale getirecek. Tabiî Türkiye'nin Irak sonrası sarsılmaya başlayan bölgesel pozisyonu ciddi biçimde sorgulanacak. Türkiye, İran'a yönelik saldırı senaryolarının hepsinin merkezinde. Büyük Ortadoğu Projesi'nin ihalesini alan Türkiye, gerçekten ABD'nin yanında olabilecek mi? İran'a kapılarını kapatabilecek mi? İran üzerinden bir Büyük Ortadoğu Savaşı'na evet diyebilecek mi? Türkiye'nin bu krizde üsleneceği rol ne? İsrail'in Bolu ve Hakkari'deki dağ komando birliklerine ilgisi ne? PKK'nın tasfiyesi, K. Irak Kürt devletinin Ankara'yla uyum içinde olması vaadine karşı ABD-İsrail ittifakına Türk hava koridorunun açılması ihtimali ne? Konya'daki nükleer saldırı tatbikatları ne? İran'a karşı işbirliğinin rüşveti olarak nükleer silah imtiyazı mı almayı düşünüyoruz? Türkiye, ABD ile İran konusunda anlaştı mı? Artık İran'ın nükleer güç olduğunu, sürprizler barındırdığını, bu savaşın nükleer savaş senaryolarıyla tartışıldığını, Türkiye'de hiçbir iktidarın bu yükü kaldıramayacağını bilmiyor mu? (İbrahim Karagül / Yeni Şafak / 14.04.2006) |
Nükleer İran
İran 'Uranyum zenginleştirme' işini başarı ile tamamladığını ilan etti.
Yani İran nükleer kulübün bir üyesidir artık… İran'a bu yolu açanlar Batılı ülkelerdir. Yani bugün İran'ı
tehdit edenler aslında Tahran'a ilk nükleer teknolojiyi verenlerdir. Ama o zaman İran'ı ABD, İsrail ve Batı yanlısı Şah Pehlevi yönetiyordu. Suçlu olanlar, şimdi kendilerinin suça teşvik ettiklerini yargılamaya çalışıyor. Batı için bildik bir tavır. Peki, şimdi ne olacak? Pentagon'a göre İran 15 ayda nükleer bomba yapabilir. MOSSAD ise bu süreyi 15 yıla çıkartıyor. Peki, İran nükleer silaha sahip olursa ne olur? İran bunları düşman kabul ettiği ülkelere karşı kullanabilir mi? Yani İsrail, ABD ve Batılı ülkelerin bazılarına. Teknik olarak bu mümkün mü? Hayır. Adı geçen ülkelerin askeri gücü, teknolojik üstünlüğü ve karşı koyma olanakları İran'ın bu ülkeler için risk oluşturma olasılıklarını azaltıyor. Yani ABD ya da başka bir ülkeye nükleer bomba atmaya kalkışan İran, yüzlerce hatta binlerce benzer bombalarla yok edileceğini bilir. Başka bir ifade ile 'terörist' örgütlerin sahip olabileceği nükleer silah Batı için ne kadar risk ise İran'ın riski de o kadar. Durum böyle iken Batı, aylardır bizi İran ile korkutuyor. Üstelik İran nükleer sırlarını başta Türkiye olmak üzere tüm dost ve kardeş Müslüman ülkelerle paylaşmaya hazır olduğunu söylüyor.
Oysa İsrail bu konuda kendi müttefiği ABD ile de olsa konuşmuyor. Ama ne ABD ne de Avrupa ülkeleri İsrail'e bir şey söylemiyor. Üstelik İsrail, tüm Arap ve İslam şehirlerini yerle bir edecek 500 kadar nükleer, biyolojik, bakteriyel ve benzeri başlıklarla donatılmış füzelere sahip. İran'a, ABD ve İsrail gözlükleri ile bakmanın hiç kimseye yararı yok.[2]
Saldırı süreci başladı
BM'nin beş daimi üyesi; ABD, İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurmasını içeren tasarı üzerinde uzlaştı. İran'a yönelik ambargo, istikrarsızlaştırma, saldırı ve parçalama süreci böylece başlamış oldu. Bundan sonra askeri müdahaleye ve bölgeyi derin bir krize sürüklemeye dönük adımlar atılacak.
Haftalardır süren tartışmalarla Rusya ve Çin'in direnci zayıflatılırken ABD ve İngiltere'nin sert tutumu tam anlamıyla metne yansımadı. Bu kararla İran'a 30 günlük ek bir süre tanınmış oldu. Bu süre içinde Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Başkanı Muhammed el Baradey, İran'ın çalışmaları hakkında bir rapor hazırlayacak, süreç bu rapora göre devam edecek. Karar, ABD ve İngiltere'nin, tabiî ki İsrail'le birlikte, İran'a yönelik müdahale sürecinin ilk adımı. Ağır baskıların kapısı aralanmış oluyor.
Bölgeye yönelen Anglo-Amerikan istila ve istikrarsızlaştırma süreci, daha doğrusu yeniden dizayn projesinin yol haritası net bir şekilde önümüzde. Dolayısıyla her ülke için ne tür planlar/amaçlar olduğunu biliyoruz. Kuzey Afrika, Orta Afrika, Ortadoğu, Güney Asya, Karadeniz, Hazar ve Avrasya genelinde neler planlandığından haberdarız.
Karardan hemen sonra İran Basra Körfezi ve Umman Denizi'nde kapsamlı bir tatbikat başlatıyor. Kara, hava ve deniz kuvvetlerinin ortak tatbikatı bugün başlayacak ve bir hafta sürecek. Tahran yönetimi savaşa hazırlanıyor, ABD ve İngiltere de bu ülkeyi parçalamaya…
Anglo-Amerikan blok, Sovyetleri dağıttıktan sonra Ortadoğu'dan Güney Asya'ya uzanan Müslüman Orta Kuşak üzerinde etnik, mezhepsel ve linguistik bölünme senaryolarını uyguluyor. Bölgedeki hiçbir ülke bu stratejinin dışında değil. Türkiye bile… "Sovyetler'i yeniden düşünmek" stratejisi bir blokun çöküşüne yol açtı. "Ortadoğu'yu yeniden düşünmek" adeta bir dünya savaşına dönüştü. Topyekün müdahale dışında bu kuşaktaki ülkeler, iç çatışmalar, bölünmeler, ayrışmalar, sınır ve kaynak savaşlarına sürükleniyor. Zbigniew Brzezinsky'nin "Krizler Kuşağı" ve "Bernard Lewis Planı" ile bizim coğrafyamızda bize rağmen ayrışma, çatışma ve bölünmelere ayarlı bir harita çiziliyor.[3]
ABD'li Generaller, Rumsfeld'e karşı savaş açarken, AKP kucak açıyor!..
Son bir hafta içinde, Irak savaşındaki hatalarından dolayı Rumsfeld'in "azledilmesini" isteyen emekli generallerin sayısı 6'ya ulaştı.
ABD'de sayıları giderek artan tanınmış emekli generaller, Savunma Bakanı Donald Rumsfeld'in görevden alınması için kampanya başlattı. Son bir hafta içinde, Irak savaşındaki hatalarından dolayı Rumsfeld'in "azledilmesini" isteyen emekli generallerin sayısı 6'ya ulaştı. Bu isimler arasında yer alan Yakındoğu bölgesinden sorumlu Merkez Komutanlığı CENTCOM'un eski komutanı emekli Orgeneral Anthony Zinni, Rumsfeld'in, "Irak savaşını yüzüne gözüne bulaştırdığını" söyledi. Bakana karşı düzenlenen kampanyaya yeni katılan emekli Tümgeneral John Riggs de Rumsfeld'i, Pentagon'a "küstahlık havası getirmekle" suçladı.
Washington'daki bazı uzmanlara göre, Irak savaşında önemli can kayıpları veren ABD Kara Kuvvetleri Komutanlığı ve Deniz Piyadeleri Komutanlığı'nın halen görevde olan bazı komutanları da söz konusu emekli generallerin görüşlerine katılıyor.
Ancak bu eleştirilere karşın Başkan George W. Bush, Rumsfeld'e sahip çıkmayı sürdürüyor. Beyaz Saray sözcüsü Scott McClellan, "Başkan, Bakan Rumsfeld'in, çok kritik bir dönemde çok iyi bir iş yaptığına inanıyor" dedi.
3. Dünya Savaşı, İnsanlığın kıyameti!..
Savaş ve saldırı Batının karakteridir. Emperyalist Batıya karşı her türlü caydırıcı güce ulaşılması mutlaka gereklidir. Asırlar boyu dünyamızı kana bulayan bütün savaşlar Batının eseridir. İşte tarihi göstergesi.
- İslam'a karşı 1096 yılında başlatılan Haçlı Seferleri: Tam 200 sene sürdü.
- Fransa-İngiltere- 100 yıl savaşları (1337-1453 116 yıl sürdü)
- Katolik -Protestan savaşları (1618-1648- 30 yıl sürdü)
- Vietnam savaşı (1957-1975- 18 sene sürdü)
- a) II. Dünya Savaşı sırasında en fazla askeri kayıp veren ülkeler
| Ülke | Ölen asker sayısı |
1 | SSCB | 13.600.000 |
2 | Almanya | 3.300.000 |
3 | Çin | 1.324.516 |
4 | Japonya | 1.140.429 |
5 | Büyük Britanya | 357.000 |
6 | Romanya | 350.000 |
7 | Polonya | 320.000 |
8 | Yugoslavya | 305.000 |
9 | ABD | 292.131 |
10 | İtalya | 279.800 |
Toplam | 21.268.992 |
- b) II. Dünya Savaşı sırasında en fazla sivil kayıp veren ülkeler
| Ülke | Ölen insan sayısı |
1 | Çin | 8.000.000 |
2 | SSCB | 6.000.000 |
3 | Polonya | 5.300.000 |
4 | Almanya | 2.350.000 |
5 | Yugoslavya | 1.500.000 |
6 | Fransa | 470.000 |
7 | Yunanistan | 415.000 |
8 | Japonya | 393.400 |
9 | Romanya | 340.000 |
10 | Macaristan | 300.000 |
11 | UK | 60.000 |
12 | Diğerleri | 12.000.000 |
Toplam | 35.000.000 |
- c) 20. Yüzyılın en çok askeri kayıp verilen savaşları
| Savaş | tarih | Ölen asker sayısı |
1 | II. Dünya savaşı | 1939-45 | 15.843.000 |
2 | I. Dünya savaşı | 1914-18 | 8.545.000 |
3 | Kore savaşı | 1950-53 | 1.893.100 |
4 | Çin-Japon savaşı | 1937-41 | 1.200.000 |
5 | Biafra-Nijerya Sivil savaşı | 1967-70 | 1.000.000 |
6 | İspanya sivil savaşı | 1936-39 | 611.000 |
7 | Vietnam savaşı | 1961-75 | 546.000 |
8 | Fransız Vietnam savaşı | 1945-54 | 300.000 |
9 | Hindistan-Pakistan savaşı | 1947 | 200.000 |
10 | SSCB'nin Afganistan'a müdahalesi | 1979-89 | 300.000 |
11 | İran-Irak savaşı | 1980-88 | 400.000 |
Savaş stratejilerine göre şu anda dünya üzerindeki silahlar ve bombalar bütün Medeniyeti yok etmeye yetecek seviyeye ulaştı. Yani olası 3. Dünya Savaşı çıkarsa insanoğlu modernleşmek adına kat ettiği bütün mesafeyi yok ederek yolun en başına dönebilir. Atomun sakladığı gücü açığa çıkartarak insanlığa hizmet etmeye çalışırken atom bombasının da formülünü keşfeden Albert Einstein'in şu sözü savaşın sona ermeyeceğine dair bir kehanet gibi: "3. Dünya Savaşını Bilmem ama dördüncüsü taşlarla ve sopalarla gerçekleştirilecek."
[1] Arslan Bulut / Yeniçağ / 08.04.2006
[2] Hüsnü Mahalli / Akşam / 14.04.2006
[3] İbrahim Karagül / Yeni Şafak / 31.03.2006

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
Yine içimizi dışa döken, halimize ayna tutan bir yazımız olmuş, elhamdülillah!İnsan denen mahlûkatın kâinat ile,…
Makalenin içeriği son derece öğüt verici ders verici tefekküre boğucu uyanık olmamızı ve böylesi bir…
Dışına aldanmayın, bozuk içleri Derlenip def ederiz, soysuz hiçleri Kâfirler ürkütemez, Milli güçleri Eba Eyyub,…
Siyonist işbirlikçilerinin, "ABD'nin ırak'ta savaşan kahraman bay ve bayan askerlerin en az zayiatla ülkelerine mümkün…
Ahmet Hoca haykırır; duyarsız insan Anlamaz duygularım, ayarsız insan Akıl vicdan Kur’an’a, uyarsız insan Sultan…
MİLLİ ÇÖZÜME TAVIR ALANLARA KÜÇÜK BİR HATIRLATMA! Milli Çözüm; Kutuplaştırılmış toplumları barıştırarak yaşanabilir bir Dünya…
Siyonizm'in İran'a 4 bir yandan saldırdığı ve tüm vekil güçlerini bu yolda kullandığı şu dönemde…
Sivil Savunma = Kuvayı Milliye; yani Halkın Silahlı Gücü.Dünyada ve bölgemizde yaşanan çok tehlikeli olayların…
İnsanlar duymak istedikleri şeyler söylendiğinde, bunları yalan olarak görmeme eğilimine kaymıştır. İnsanların büyük bir kısmı…
Gerçeğe dönülmediği takdirde batılıların ülkemizi saha savaşı ile değil ekonomik savaşla,daha çok borca sokarak yeraltı…