YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69ceac6183b8d
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 6 1 8
Bugün : 44973
Dün : 56643
Bu ay : 101616
Geçen ay : 1803365
Toplam : 52246674
IP'niz : 216.73.216.113

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

"Amerika-Türkiye savaşı ve önleyici savunma" hazırlığı niye hesaba katılmıyor?

 Dünyada çok tanınmayan bir siyaset bilimci, ülkelerin en beklenmedik ve en uzak senaryolara hazır olması gerektiğini, yoksa varlığını sürdüremeyeceğini, aşağıdaki cümleler ile ifade etmiştir: "En uzak senaryolara hazır olmayan bir devlet, uzun süre varlığını sürdüremez."

Dünyada öngörmediğimiz gelişmeler birbiri ardına gerçekleşirken, akıl almaz bir teknolojik gelişme ve değişim süreci içinde küreselleşmeyi yaşıyoruz. Küreselleşme çağında (!) ülkelerin ulusal çıkarlarının öncelikleri değişti, yeni ittifaklara yol göründü ve kırk yıllık düşman olan ülkelerin ulusal çıkarları kesişmeye başladı. Türkiye ve Rusya, ABD'nin Karadeniz planlarından rahatsız olmaya başlarken, ABD emperyalizmine karşı Çin-Hint-Rus ittifakının yolu göründü. Arap coğrafyasında emperyalist bir saldırı başlatan İngiliz-ABD demokrasisi (!), petrol kuyularını güvence altına almaya çalışan bir petro-demokrasi kurma yolunda Afganistan ve Irak'tan sonra İran ve Suriye üzerinde de planlarını uygulamaya dökme aşamasına geldi. Bütün bu değişim ve gelişim sürecinde Türkiye'de terör saldırıları artmakta, terörün finansmanı batı demokrasilerinde gerçekleşmekte, terör örgütünün propaganda etkinliklerine batı demokrasileri ev sahipliği yapmaya devam etmektedir. Dün solcu bir örgüt olmak iddiasıyla yola çıkan terör hareketi, bugün emperyalizmin kucağında yuvalanan ve batı emperyalizminden beslenen bir emperyalist uzantıya dönüştü ki, bugünün batılı sağcılarının maşası durumuna geldi.

 

Bütün bu değişim, elbette, Türkiye'nin ulusal çıkarları ve önceliklerini de değiştirmek durumunda kalacaktı. Türkiye, ABD-İngiliz emparyalizminin Irak planları ve Kürt devleti kurma gayretlerinin arkasında olabilir miydi? İran halkına karşı girişilecek bir petro-demokrasi hareketini destekleyerek kurulacak Kürt devletinin sınırlarını genişletebilir mi?

Türkiye'nin ulusal çıkar ve öncelikleri konusunda olumlu hiç bir adım atmamakta direnen, ancak sözde Kürt Devleti Başkanını Beyaz Saray'da ağırlayan bir emperyalist saldırgan ile aynı saflarda bulunabilir mi? Kendi büyüttüğü canavarları bir bir yıkarak işbirlikçi yönetimler ile Arap ülkelerini sömürgeleştirmeye koyulan emperyalizme güven duymaya devam edebilir miyiz?

Bugün Amerikan ve Batı emperyalizmi ile Türkiye'nin ulusal çıkarları farklılaşmıştır. Bu çıkar farklılaşması, her an Türkiye ve Batı emperyalizmini bir sıcak çatışmanın eşiğine getirebilir. Özellikle Batı emperyalizminin ön saflarında hareket eden ABD ile Türkiye, beklenmedik bir anda karşı karşıya gelebilecektir. Bütün bu nedenler ve küçücük bir olasılık bile, Türkiye'nin ABD ile karşı karşıya gelebileceği bir sıcak çatışma ortamına şimdiden hazırlanmamızı zorunlu duruma getirmektedir.

Türkiye, bir emperyalist saldırı olasılığına karşı, uzun bir dönem içinde ve çok dikkatli biçimde hazırlıkları tamamlanabilecek bir eylem planı oluşturmak durumundadır. Bu plan, halkın seferber edilmesi, yaşamsal kaynakların korunması, azami güvenlik, saldırı olasılığında düşmanın beklemediği hazırlıklar ile savunma, düşmanın saldırı yeteneğini zayıflatacak saldırı planları ve yeni ittifaklar ile böylesi bir olasılığa hazırlıklı olmak durumundadır.

Acaba, Türkiye'nin böyle bir planı var mıdır? Yoksa eğer, acilen ve bütün kaynaklar seferber edilerek böyle bir planın ve uygulama araçlarının oluşturularak hazır duruma gelinmesinde zorunluluk bulunmaktadır. Bilinmesi gerekir ki, savunma, saldırı durumunda zafer kazanmaktan çok, saldırıyı engellemeye yönelik bir eylem planına dayanmalıdır ki, savaşsız bir çözüm bulunabilsin. Önleyici Savunma diyebileceğimiz bu yaklaşım, Türkiye'nin bütün saldırı olasılıklarına hazırlıklı olmasını anlatan çok gerekli ve yararlı bir strateji olacaktır.

 

Önleyici Savunma, "yurtta ve dünyada barış" anlayışının da bir gereği olarak savaşı önelemek amacıyla benimsenmesi gereken yeni bir yaklaşım olarak önümüzde durmaktadır.[1]

70 Bin kişilik Sınır Muhafız Teşkilatı Niye Kuruluyor?

Türk Ordusu sınırlardan niye uzaklaştırılıyor!?

AKP hükümeti "entegre sınır yönetimi" stratejisinin uygulanmasına yönelik AB destekli bir eylem planı hazırladı. 70 bin kişiden oluşacak Sınır Muhafız Teşkilatıyla, Türk Ordusu'nun sınırlardaki denetimi ve kontrolü kaldırılmış olacak. AB birçok belgesinde Adalet ve İçişleri başlığı altında Türkiye'den sınırlar konusunda bir düzenleme yapmasını dayatıyor.

Türk Silahlı Kuvvetleri iç Hizmet Kanunu'nun 35'inci maddesine göre Silahlı Kuvvetlerin vazifesi; Türk yurdunu ve anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti'ni kollamak ve korumak.

AB sürecinde Türkiye, öyle bir noktaya getirildi ki, en sonunda Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bu görevi de değiştirilmek isteniyor.

Avrupa Birliği'ne uyum çalışmaları kapsamında Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) sınırlardan uzaklaştırılıyor!

AKP hükümeti "entegre sınır yönetimi" stratejisinin uygulanmasına yönelik AB destekli bir eylem planı hazırladı. AB Genel Sekreterliği yetkilileri, bu eylem planını, "Türkiye'nin AB yolundaki en kapsamlı çalışması" olarak niteliyor. Eylem planını İçişleri Bakanlığı'na bağlı "Entegre Sınır Yönetim Proje Uygulama Müdürlüğü" hazırladı. Buna göre, Jandarma Genel Komutanlığı, Kara Kuvvetleri Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı'nca sağlanan sınır güvenliğinin tek elde toplanması hedefleniyor. AB dayatmaları sonucu kara ve deniz sınır güvenliği askerden alınarak 70 bin kişilik Sınır Muhafız Teşkilatı'na devredilecek. Başında bir vali bulunacak! Bu ne anlama geliyor?

AB her belgesinde sınır muhafız teşkilatını niye dayatıyor

İçişleri Bakanlığı'na bağlanacak bu teşkilat, Sınır Muhafaza Genel Müdürlüğü yada Sınır Muhafaza Daire Başkanlığı adıyla yapılandırılacak. AB Genel Sekreterliği'nden yetkililerin verdiği bilgiye göre AB'nin başlangıç olarak 685 bin Euro destek sağladığı projenin toplam maliyeti 3 milyar 700 bin Euro. Bunun yaklaşık yüzde 60'ının AB tarafından karşılanacağı belirtildi. Muhafızlar, AB'nin desteğiyle açılacak Sınır Muhafız okullarında özel eğitimden geçecekler.

Genelkurmay Başkanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü başta olmak üzere, Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Jandarma, Sahil Güvenlik, Adalet, Sağlık, Ulaştırma, Çalışma ve Sosyal Güvenlik, Milli Savunma Bakanlıklarının da hazırlıklara destek verdiği iddia ediliyor.

AB birçok belgesinde Adalet ve İçişleri başlığı altında Türkiye'den sınırlar konusunda bir düzenleme yapmasını dayatıyor.

Türk Ordusu etkisizleştirilmek isteniyor

Konuyu Aydınlık'a değerlendiren Onursal Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, Terörle ve özellikle PKK ile yapılan mücadelede sınır güvenliğini sağlamanın birinci derecede önem taşıdığını belirtti. Özal hükümeti döneminde benzer bir girişimin söz konusu olduğunu ifade eden Savaş, o dönemde Türk Ordusuna karşı başka bir güç oluşturma girişimlerinin Genelkurmay'ın girişimiyle engellendiğini söyledi.

Savaş, bu projenin hayata geçirilmemesi için milli güçlerin geç kalmadan harekete geçmesi gerektiğini vurguladı.[2]

Sınırda yığınak ve ABD'nin İran'a operasyon hazırlığı hızlanıyor!

Türkiye, ABD'yle hem beraberlik hem çatışma içinde, nasıl oluyor?

Türkiye kritik günler yaşıyor. Bir yandan ABD'nin İran'a yönelik saldırı hazırlıkları ve Türkiye'ye bu konu da yaptığı baskı, bir yandan PKK teröründeki artış, iç kargaşalık ve çatışma tezgâhı, öte yandan ekonomide kronikleşen krizin patlama noktasına yaklaştığı yönündeki sinyaller…

Tam bu günlerde Türk Silahlı Kuvvetleri'nin doğu ve güneydoğu bölgesine yoğun bir şekilde, zırhlı araçların da ağırlıkta bulunduğu birlik kaydırması gündeme geldi.

Yaklaşık bir ayı aşkın süredir bölgede dikkat çeken hareketlilik son günlerde iyice belirginleşti. Zırhlı araçlarla takviye edilen birlikler, İran ve Irak sınırlarının kesiştiği Yüksekova bölgesinin yanı sıra, Irak sınırına sevk edildi.

Hareketliliğin nedeni

Sevkıyatın nedeni konusunda resmi yetkililerce bir açıklama yapılmadı. Basına yansıyan iddia, Türkiye'nin hem içeride hem de sınır ötesinde kapsamlı bir operasyona hazırlandığı yolunda. Bu bilgi resmi kaynaklarca doğrulanmadı.

Genelkurmay'a yakın kaynaklar, Türkiye'nin 3 kolordu büyüklüğünde bir kuvvetle harekata hazırlandığı bilgisini veriyor. İhtiyat ve destek kuvvetlerinin de hazırlandığı belirtiliyor. Bu büyük çaplı harekat için Şırnak'ta bir operasyon karargahı kurulacak.

Öte yandan Dışişleri'nden bir yetkilinin, askeri kaynaklara dayandırdığı bilgiye göre, hareketliliğin nedeni "hem içeriye, hem de dışarıya gözdağı vermek". "İçeri"den kastedilen PKK… Peki, "dışarı" kim? Bu sorunun yanıtı, o kadar net değil. Bilgiyi veren yetkili, "dışarı"dan, ABD ve Kukla Devlet yöneticilerinin kastedildiğini vurguluyor. Ancak aynı yetkili ekliyor: "ABD ile ilişkileri düzeltmek zorundayız!".

ABD'yle birlikte mi?

Dışişleri Bakanı Bayan Rice eliyle ABD'nin dayattığı anlaşmayı kabul etmezsek, terörü tırmandırma ve Batı illerine yayma tehdidinde bulunuyor. Büyük bir aldatma ve yalan kampanyası eylemlerle atbaşı gidiyor. Kampanyanın amacı, "ABD ve Kukla Devlet'le anlaşmaktan başka çare olmadığına" ikna etmek.

ABD'nin dayattığı anlaşmanın iki yönü var:

1- Kuzey Irak'ta göstermelik kontrol ve PKK'nın askeri gücünün denetim altına alınmış gösterilmesi.

2- İçeride PKK'ya af ve kapsamlı reform getirilmesi.

Bütün bunlar Kukla Devletin himaye altına alınması koşuluyla yapılacak.

DTP'nin "Kürtlerin temsilcisi olarak" kabul edilmesi ve masaya oturulması dayatmanın bir başka parçası. Barajın indirilmesi ve DTP'nin TBMM'ye sokulması arkasından gelecek gibi gözüküyor.

 

Kamuoyu Başbakan Recep Tayip Erdoğan'dan şu sorunun cevabını bekliyor:

"IMF ve ABD, hangi milli çıkarımıza uygun" bulunuyor?

İstesek IMF'ye borcumuzu iki taksitte öder kapatırız. Milli çıkarımıza uygun geldiği için IMF ile çalışıyoruz' diye konuşan Başbakan Recep Tayip Erdoğan'dan "IMF ile çalışmak hangi milli çıkarımıza uygun geliyor?" sorusunun yanıtı merak ediliyor.

Başbakan Erdoğan'ın son günlerde ekonomik rakamlar üzerinde yaptığı konuşmalar dikkat çekiyor. Seçimlerin yaklaşmasından olsa gerek IMF vurgusuna da önem veren Erdoğan'ın bu konuşmaları ‘Demirel tarzı siyaseti' tekrar gündeme getirdi. Erdoğan'ın ‘İstesek IMF'ye borcumuzu iki taksitte öder kapatırız', ‘Milli çıkarımıza uygun geldiği için IMF ile çalışıyoruz', ‘Bizden önce hükümete gelen bütün partiler de IMF ile çalışmıştı' ve ‘Merkez Bankası'nın rezervi 60 milyar doları devirdi' şeklindeki söylemleri gerçeği yansıtmazken, bütün bu ifadeler seçim yatırımı olarak değerlendiriliyor. Kamuoyu şimdi, Erdoğan'dan şu sorunun yanıtını bekliyor, "IMF ile çalışmak hangi milli çıkarımıza uygun geliyor?"

Ekonomist Uğur Civelek, Hazine'nin teknik olarak IMF'ye olan borçlarını ödeyecek güçte olduğunu ancak hükümetin böyle bir siyasi karar alma gücünün bulunmadığını kaydetti.

‘Milli çıkarlarımıza uygun geldiği için IMF ile çalışıyoruz'

Bu sözler muhalefette iken IMF'yi yerden yere vuran Başbakan Erdoğan'a ait. Seçimler yaklaştığından olsa gerek Erdoğan'ın, son günlerde katıldığı programlarda IMF üzerine vurgu yapması dikkat çekiyor. Türkiye'nin milli çıkarlarına uygun düştüğü için IMF ile çalıştığını ileri süren Erdoğan, bu sözleri ile hangi milli çıkardan söz ettiği ise soru işaretlerine neden oldu.

Refahyol Hükümeti'ni görmezden geliyor

Erdoğan, AKP'den önceki bütün hükümetlerin de IMF ile çalıştıklarını belirterek bir anlamda kendisini aklamaya çalıştığı kaydediliyor. "Bütün hükümetler IMF ile çalışmıştır. IMF ile çalışmayan tek bir hükümet var mıdır?" diyen Erdoğan, bu sözleri ile ‘IMF ile çalıştıkları için muhalefet tarafından eleştirilmelerinin anlamsız olduğunu' vurgulamaya çalışıyor. Bu sözleri ile Refohyol gerçeğini görmezden gelen Erdoğan, bütün partilerin ismini verirken 54'ncü hükümetin ismini ağzına alamaması ise manidar bulundu.

Sonuç: Bu kafayla Türkiye rahata kavuşamaz.

Çünkü:

"Açız" diyen millete, idare, "taşı sık suyunu iç" diyebilmektedir.

"Ücretim az, geçinemiyorum" diyen çalışana, idare, "çık git o zaman, o paraya çalışacak çok adam var" diyebilmektedir.

"Özgürlük" talep eden millete, idare, "sen ne konuşuyorsun, ben ibadetleri bile yasaklayabilirim" diyebilmektedir.

"IMFye hayır" diyenlere, idare, "memurlara maaş ödeyemez isem sen o zaman görürsün" diyebilmektedir.

Askerinin başına çuval geçirilen idare, "şaka yapmışlardır, bunlar bizim stratejik müttefikimizdir" diyebilmektedir.

 Bu örnekleri daha da çoğaltabiliriz.

Görüldüğü gibi, millete aşılanan "yenilmişlik psikolojisi" baştaki idarecilerden pompalanmaktadır.

Ve AKP, artık kendisi sorun halini almıştır.

 


[1] Yrd. Doç. Dr. Birol Ertan / Milli Gazete / 29.04.2006

[2] Aydınlık / 09.04.2006

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Kazım GÜLFİDAN

Kazım GÜLFİDAN

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...