YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
698063a23c364
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 2 9 4
Bugün : 13580
Dün : 57744
Bu ay : 71324
Geçen ay : 1625042
Toplam : 48774637
IP'niz : 216.73.216.146

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 "Lafla peynir gemisi yürümez" denir amma, AKP palavrayla ülkeyi bile yönetiyor!.. Vatandaş işsizlik ve fakirlik içinde kıvranırken, esnaf ve atölyeler kepenk kapatırken, rakam cambazlıkları ile "ekonomik cennet" gösteriliyor…

Dışişleri Bakanı bütçe görüşmelerinde "Kıbrıs Türk halkının çıkarlarını koruyacağız" diyerek, resmen Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin feda edildiğini ilan ediyor, ama kimse anlamak istemiyor.

Tüpraş, Erdemir derken Telekom da kelepir fiyatına yabancılara peşkeş çekiliyor…

Türban konusunda tam bir münafıklık sergileniyor ve sadece türbinlere oynanıyor. Ciddi ve cesaretli hiçbir adım atılmıyor…

 

"AİHM'nin başörtüsü konusunda karar verme hakkı yoktur… Bu konuda Müslüman din âlimlerine sorup ona göre davranması gerekir" diyen Sn. Recep T. Erdoğan, Türkiye AB'ye girince, ülkemizle ilgili kararların din ulemasına sorulup sorulmayacağını bilmiyor mu? Hayır, açıkça başbakan, din istismarı ve dincilik suistimali yapıyor..

Buna Karşı, CHP'nin "Türkiye Mollalar ülkesi olmayacaktır. Hiçbir konu din âlimlerine danışılamayacaktır" tepkisi ve tepinmesi de, dine olan alerjisini ve CHP'nin Halkçılık çelişkisin ortaya koyuyor.

Hâlbuki bugün Avrupa'da Hıristiyanlık mezhepleri veya Musevilikle ilgili konuların kiliselere sorulduğunu herkesçe biliyor.

Üstelik AKP'nin bu tutarsız ve duyarsız tavırları, eski radikal İslamcılardan, İrancılardan ve Turancılardan alkış alıyor!…

Yeni Şafakçılar, Vakitçiler, Zamancılar ve ılımlı İslamcılar bütün bu hıyanet ve hezimetlere ve hikmet ve keramet kılıfı uyduruyor.

Eski AKP'li şimdi ANAP'lı Emin Şirin ise:

"Başbakan bugün başörtüsünü din ulemasına sorar. Ama yarın iç çamaşırları da âlimlere danışmaya kalkışırsa durum nereye varır bilmem" şeklindeki talihsiz ve terbiyesiz sözleriyle, başörtüsünü iç çamaşırı seviyesinde ve statüsünde göstermek ve tabi gerçek ayarını deşifre etmek durumuna düşüyor.

AKP'yi iktidara taşıyan güçler ve CIA, MOSSAD gibi örgütler şimdi güneydoğuyu isyana hazırlıyor… Ersönmez Yarbay gibi bazı AKP'li Milletvekilleri bile hükümeti, tutarsızlık ve vurdumduymazlıkla itham ve ikaz ediyor.

İnsani değerler, vicdani kriterler sönüyor!

"Türkiye'de mevcut iktidarın, ABD öncülüğündeki Büyük Ortadoğu Projesi'nde işgalcilerin saflarında yer alma seçimi karşılığında, Siyonist güdümlü Körfez sermayesinin yönünü Türkiye'ye döndürmesiyle ödüllendirildiğini görüyoruz. Biraz derin düşünseniz, akıl alacak şey değil. Yanı başınızda, bir ülke altüst olacak, kaynaklarına, geleceğine el konulacak, ama en önemlisi hâlihazırda kan gövdeyi götürecek ve siz hiçbir şey olmamış gibi hayatınıza devam edeceksiniz. Bunun insanlıktan çıkmış olmaktan başka izah edilir yanı yok. Maalesef, insanlıktan çıkmanın maliyeti üzerine düşünmemeye alıştık, o nedenle maliyeti yokmuş gibi davranma lüksümüz var sanıyoruz. Oysa bu, ekonomik maliyetlerin çok üzerinde bir hasar. Vicdanına kulak vermek fantezi gibi geliyor, ama aslında vicdanı önemsiz, hatta yok saymak, bizi insanlık özürlü kılıyor. Bu durum toplumların başına gelebilecek en büyük felaket. İsrail'de İşçi Partisi liderliğine seçilen Peretz, ilk kez, İsrail'in bugüne kadar izlediği politikalarının, topluma ‘ahlaki maliyeti'nden söz etti. Bizde, Türkiye'nin, Ortadoğu'da izlemeye başladığı yolun ‘ahlaki maliyeti'ni, vakit geçirmeden düşünmek zorundayız."[1]

Jackson bile:

"Yahudiler beni mahvetti" diyor, ama Tayip Bey hala uyanamıyor!

"Pop yıldızı Michael Jackson'ın son zamanlarda başına gelenlerden Yahudileri sorumlu tuttuğu ve bunları bir ''Yahudi komplosu'' olarak nitelediği iddia edildi. ABC televizyonunda yayımlanan kayda göre, Jackson eski bir danışmanına bıraktığı sesli mesajda, Yahudiler hakkında ''Beni emdiler. Bunlar sülük gibi. Bundan çok yoruldum. Dünyanın en popüler kişisiyle yola çıktılar, çok para yaptılar. Büyük evler, arabalar ve her şey… Sonunda bir kuruşsuz bıraktılar. Bu bir komplodur. Yahudiler bunu kasten yaptılar''[2]

"ABD, Siyonist Yahudiler Blair'i Dahi Kazıklıyor!"

Irak'ın işgaline karşı çıkması nedeniyle eşinin CIA ajanı olduğu basına sızdırılan Wilson, Bush'un yardımcılarının İngiltere Başbakanı Tony Blair'i ‘kazıkladıklarını' söyledi.

ABD eski diplomatı Joe Wilson, ABD Başkanı George W. Bush'un yardımcılarının İngiltere Başbakanı Tony Blair'i ‘kazıkladıklarını' söyledi.

Irak'ın işgaline karşı çıkması nedeniyle eşinin CIA ajanı olduğu basına sızdırılan Wilson, İngiliz BBC radyosuna, "İngilizlerin kendi iddialarını nasıl savunduklarını izledim. Anlayabildiğim kadarıyla silahsızlanma kampanyasına benziyordu" dedi. Wilson'un eşi Valerie Plame'in ajan olduğunun basına sızdırılması eski diplomatın Irak'ın işgalinin ne kadar mantıklı olduğuna dair bir yazısından sonra meydana gelmişti.

Wilson, "Blair, ABD'ye geldiğinde Bush, rejim değişikliğinden bahsediyordu. Blair ayrıldığında Bush, silahsızlanmadan bahsetmeye başladı" dedi. Eski diplomat Wilson, "Bush, BM'ye İngilizlerin etkisi sonucu gitti" şeklinde konuştu. Joe Wilson, "Blair, silahsızlanma için uğraştığını sanıyordu. Bende bunu destekliyordum. Ama sanırım Washington'daki rejim değişikliği taraftarları tarafından kandırıldı" dedi.

CIA, Irak'ın devrik lideri Saddam Hüseyin'in Nijer'den işlenmemiş uranyum almaya çalıştığı iddialarının araştırılması için Joe Wilson'u 2002'de bu ülkeye göndermişti. Wilson, Bağdat rejiminin bu yönde çabası olmadığı yönünde rapor hazırladı. Buna rağmen ABD Başkanı Bush, 2003 Birliğin Durumu konuşmasında Irak'ın uranyum aldığını açıkladı. Wilson, Bush'u Irak'ı işgalinin ne kadar rasyonel olduğuna dair bir yazı yayınlanmasının ardından eşi Valerie Plame'in ajan olduğu basına sızdırıldı.[3]

Bu arada, ülkemizde, şeytanı bile şaşırtan gariplikler ve çelişkiler yaşanıyor!..

1.Milli görüş ve Erbakan Gerçeğini

2.Atatürkçü milli düşünceyi, kendileri için iki büyük engel gören Haçlı Avrupa şövalyelerinin: "AB'ye girmek istiyorsanız duvarlardan ve resmi dairelerden Atatürk'ün fotoğraflarını indirin!" şeklindeki küstahlığı, sinsi talimat gibi algılanmışçasına, dünyanın bütün orduları ve askeri uzmanlarınca, tarihi bir taktik dehası olarak kabul edilen Kurtuluş savaşı kara Muharebelerini temsil eden Atatürk'ün Kocatepe Figürü, Genel Kurmayımız tarafından, Kara kuvvetleri ambleminden çıkarılıyor?!

Ve sanki bazıları:

"AB'ye eyalet olmak ve egemenliğimizi bile kısmen Avrupa'ya bağlamak amaçtır… Atatürkçülük ise bu amaca ulaşmak için sadece bir araçtır" mantığıyla:

"AB, Atatürk'ün hayali ve hedefidir!? Diyerek hem tarihi gerçekleri hem de ülkemizin gereksinimlerini çarpıtıyor.

Tayyip Bey'in Kirvesi Berlosconi ve Papa Hz.leri Kürt kabile reisi Barzani'yi Devlet Başkanı statüsüyle kabul edilip ağırlıyor!…

Hayret: Fethullah Gülen Papa'nın elini öpüyor, emrinde olduğunu arz ediyor ve evliya sayılıyor! Barzani'de papanın elini öpüyor, saygılarını sunuyor ama o eşkıya sayılıyor!? Yoksa her ikisi de, aynı odakların avucunda mı oynatılıyor.?

Aynı Papa: Fener Rum patrik'inin girişimiyle, Siyonistlerin "vicdana çağrı" vakfınca düzenlenen 2. Barış ve Tolerans konferansına gönderdiği mesajdan Türkiye'nin ve İslam ülkelerini adını bile anmaya tenezzül etmiyor.

Bazılarınca Milli ve yerli kafalı zannedilen TOBB başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu Ariel Şharon'un davetlisi olarak İsrail'e koşuyor!…

Çağrı ve Ömer Muhtar filmlerini yönetmeni Suriyeli Mustafa Akkad, İstanbul'un Fethi ve Selahaddin Eyyübi filmlerini çekme hazırlığında iken, Ürdün deki bir otelin kundaklanmasıyla kızıyla birlikte ölüyor ve üstelik. Bu suikast El Kaide'ye fatura ediliyor.!…

Mustafa Akkad kimdi? Siyonist Yahudiler ve Haçlı emperyalistler ondan niye tedirgindi? Sorunları gündeme bile gelmiyor!…

Korkut Özal AKP'li talebelerine şöyle uyarıyordu:

"Devletin yapısını kökünden değiştirmek lazım. Modern dünyanın değerleriyle yapmak gerek"

Orduyu kasdederek:

"Bu sistemi lehine çalıştıran odaklar var. Sistemin değişmesini ve AB'yi istemiyorlar. Çünkü o zaman statülerinin egemenliğini kaybedecekler. Anayasada 1960'tan önceki ve sonraki cumhurbaşkanlarının yetkilerini mukayese edin. 60'tan evvel temsili bir cumhurbaşkanı vardı. Bu günkü cumhurbaşkanı Türkiye'nin her şeyini durdurabilir. Durduruyor da. Milletin iradesi iktidar olamıyor. Birtakım güçler, anayasal mekanizmalar Türkiye'yi ellerine geçirmiş götürüyor!"

Şemdinli'de yaşananlar hakkındaki yorumunuz nedir?

Susurluk olayı ortaya çıkardı ki, bir takım insanlar devlet adına kolayca adam öldürmüş. 15 bin kişi. Tak tak vurmuş öldürmüşler. İddialar böyle. Kim kimi öldürdü, niye öldürdü bilmiyoruz. Efendim, işte ortada PKK hareketi varmış, bunu durdurmak için yapmışlar. Sonra bir baktılar ki bunun altında uyuşturucu meselesi var, başka şeyler var. Bu pislikler çıkınca iddialar bir yerden ileri götürülemedi, kapandı. Şimdi Şemdinli'de de böyle bir durumla karşılaşılacak diye endişeler var. Bazıları da hayır, Susurluk'a benzemeyecek, diyor. Siz Susurluk'ta her şeyin ortaya çıktığına emin misiniz? Hayır, Şemdinli meselesinde ortada olan şu; benim güvenlik kuvvetlerim terör yapıyor. Görünen manzara el bombasını atan güvenlik kuvvetlerinin koruduğu bir adam. Halk da kaçarken yakalamış. Bagajdan öyle bilgiler çıkmış ki.. Sadece silah değil; dosyalar da var. O dosyalar neden orada?

2006-2007 KRİTİK YILLAR OLACAK!

2006'da genelkurmay başkanı değişikliği olacak. 2007'de ise hem cumhurbaşkanı seçilecek hem de genel seçimler var. Bu durum gerilimi artırır mı?

"Genelkurmay Başkanı Türkiye'nin gidişatına en uyumlu insanlardan biri. AB üyesi olmaya hazırlanan Türkiye için konuşmalarıyla, değerler sistemiyle ideal bir genelkurmay başkanıdır.

Ama görev süresi doluyor.

Bir örnek vereyim. 1987 ve 1988'de genelkurmay başkanı Necdet Üruğ idi. Necdet Öztorun'un ise gelmesi söz konusuydu. Turgut Bey onu istemedi ve engelledi. Devreye girerek onların mekanizmasını bozdu, bunu atamıyorum, dedi. Başka biri atandı. Hükümet iradesinin bu işteki nadir görünümlerinden biri oldu.

Peki, şimdi böyle bir şey olabilir mi?

Ben hükümet değilim; dolayısıyla bilemiyorum. Ama 2006-2007 Türkiye'nin en önemli iki senesi. Avrupa ile ilişkilerin de en hassas zamanı. Onun için o bölgede istikrar dikkat edilmesi gerekir. Ben başbakan olsam Hilmi Paşanın görevini bir sene daha uzatabilir miyim, diye düşünürüm."

Ve lütfen hatırlayın:

"Orgeneral İlker Başbuğ'un Genelkurmay ikinci Başkanlığı döneminde basının Ankara Temsilcilerine 19 Temmuz'da verdiği brifingde "Terör eylemleri artabilir. Örgüt son çırpınışlarını yapıyor. Bu arada en büyük vatandaşımız halkın devletin yanında olmasıdır. Buna büyük önem veriyoruz. Provokasyonlar da olabilir. Başta medya olmak üzere herkesin duyarlı olması lazım" demişti…

Ben tüm okuyucularımızdan şunu istirham ediyorum. Lütfen olayın ne olduğunu baştan sona iyi bir şekilde okuyun. Bilgi kirliliğinden kurtulun. Oradaki kitapevinin sahibi kimmiş ve daha önce neler yapmış, olaya karışan PKK itirafçısı neciymiş, bombanın atılış tarzı nasılmış, kitapevi sahibi patlamadan nasıl kurtulmuş ve olaya karıştığı iddia edilen kişiyi anında nasıl yakalamış, bir grup gösterici kısa sürede olay mahallinde nasıl toplanmış. Bunlar üzerinde düşünmek gerekir. Bu olay kime yarıyor? Verili gerçekleri kabul etmeyin. Sorgulayın."[4]

Bu arada AKP:

Erken Seçim, Çankaya, Asker arasında bocalıyor:

CHP'nin stratejisi gayet açık: Şimdiki Meclis'e Cumhurbaşkanı'nı seçtirmemek için, hükümeti 2006'da erken seçime zorlamak! AKP hükümeti her defasında zamanında (2007'nin sonbaharında) seçime gideceğini vurguluyor. Böylelikle, şimdiki Meclis'in Mayıs 2007'deki Çankaya Seçimi'ni yapacağını da söylemiş oluyor…

Bir de, Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök'le ilgili tartışmalar var: Org. Özkök'ün görev süresinin bir yıl uzatılacağı, böylelikle hükümetle mesafeli olan Org. Yaşar Büyükanıt'ın G.Kurmay Başkanlığı'nın engelleneceği yönündeki iddialar Ankara kulislerinde son günlerde pek bir revaçta. Org. Özkök, dün yaptığı açıklama ile bu söylentileri kesin bir dille yalanladı. Görev süresinin uzatılması yönünde bir düşüncesinin de, beklentisinin de olmadığını net bir biçimde ifade etti.[5]

Yaşar Paşa kimin hesabını bozuyor?

Birileri nedense ! Sayın Yaşar Büyükanıt'tan çok rahatsız olmaktadırlar… MİT Müsteşarımız Emre Taner'in, Barzani'yi Washington ve Avrupa turu öncesinde ziyaret etmesinin arka planı ortada. ‘Gelecek fotoğrafı'nda, Türkiye'de, masada ‘oyun kurucular'dandır.

Washington'un efendileri yeni yıldan itibaren Irak'tan çekilip sadece Kuzey Irak'ı ‘üs' olarak kabul edecekler ve birilerine göre, ‘Kürdistan' haritası Suriye ve İran'ın ‘Kürt bölgelerini de içine almakta. Dolayısıyla da Türkiye'nin de hemen sınır ötesindeki bu gelişmelerden etkilenmesi kaçınılmazdır. Türkiye'de kamuoyu bir sonraki adımda ‘ Eyalet sistemi'ne hazırlanacaktır.

Bir diğer cephede devam eden Güneydoğumuz ait belirli dış politik operasyonlara karşı koyması muhtemel olan milli kurumlarımıza-şahıslara yönelik de itibar infazı başlamıştır. Türkiye'nin belirli kurumlarının gücünün kırılması-etkisinin azaltılması eşanlı olarak sürmektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri bu anlamda hedeflenen kurumların başındadır. Şemdinli ile tetiklenen ve zaten aylardır Güneydoğu'nun değişik bölgelerinde provoke edilerek sergilenen ‘sokak eylemleri' ya da ‘açık isyan görüntüleri' yaratma çabası giderek daha büyük dalgalarla ülkede yayılmaya devam edebilir.' Sayın Yaşar Büyükanıt'a dair spekülasyonlar, son noktada ‘TSK'yı ağızlara sakız yapmaya başlamıştır. Birileri nedense! Sayın Yaşar Büyükanıt'tan çok rahatsız olmaktadırlar…

MİT Müsteşarımız Emre Taner'in, Barzani'yi Washington ve Avrupa turu öncesinde ziyaret etmesinin arka planı ortada. ‘gelecek fotoğrafı'nda, Türkiye'de, masada ‘oyun kurucular'dandır. Dün, bir başka uzman dostumun belirttiği gibi ‘Kürt kartını elinde tutanlar ‘Türkiye'siz' başarılı olamayacaklarını çok iyi biliyorlar, dört tarafı dağlarla çevrili bölgenin Türkiye'ye hep ihtiyacı olacaktır, bizim iç huzurumuzun kaçması, birilerinin çoook daha huzursuz olması-olacağı anlamı taşır…[6]

Bu arada, eleştirilerimizin ağır olduğunu söyleyip sitem eden bir AKP milletvekili eski dostumuz. "Biz işin içindeyiz. Biz Meclisteyiz, Milletvekiliyiz. Bizim bile fark edemediğimiz şeyleri siz nerden biliyorsunuz? Diye soruyor.

"Bay eski dost!… Buz patencisi olmak için Kuzey kutbunda yaşıyor olmak yetseydi, bütün Eskimolar şampiyon olurdu!… Oysa bugüne kadar Eskimolardan tek bir patentçi çıkmamıştır.

Ve bunların hepsinden daha da ilginci ve hayret verici olanı:

Anadolu Gençlik Dergisi, Irak'taki halkın Sünni direnişini: "Direniş masalı" "Teröre dayalı kurtuluş safsatası" olarak niteleyen, talihsiz, temelsiz ve terbiyesiz yazılar yayınlıyor.[7]

Bakınız neler yumurtluyor:

"Saddam rejimi sonrasında güçlü bir siyasal örgütlülükten mahrum kalan ve siyasal temsil açısından tam bir kaos hali yaşayan Sünnî Araplar, yeni sürece de bir önceki dönemin stratejisiyle girdiler. Elbette sürecin yeniliğine rağmen eski stratejide ısrar etme durumu, hesaplanmış bir politikanın değil, Sünnî temsildeki kaosun ve çok başlılığın doğurduğu bir politikasızlığın ürünüydü.

Sünni Arapların seçimi boykot etmesi, kendilerinin nüfuslarına nispetle meclisteki temsilini düşürürken, Kürt grupların mecliste nüfuslarına nispetle çok daha fazla sandalye kazanmasına sebep oldu. Seçimi boykot etmelerine rağmen anayasanın hazırlanması sırasında Sünnî Araplara ulusal uzlaşma adına 17 temsilci kontenjanı verildiyse de, Sünnî Araplar, bu süreç içerisinde seçim boykotu politikasının bir hata olduğu değerlendirmesini yaptılar.

Aralarında Savunma Bakanlığı gibi kilit bir bakanlığın da yer aldığı iki bakanlığa sahip olan Sünnî Araplar, boykot tavrının hem mecliste ve anayasa hazırlık sürecinde hem de yürütmede kendilerini zayıf bıraktığının farkına geç vardılar. Anayasa referandumunda boykot yanlışını tekrarlamamak ve referanduma katılarak ret oyu vermek şeklinde bir politika söz konusu ise de Sünnî Arapların maalesef hâlâ yeni sürece ilişkin yeni bir strateji geliştiremediği söylenebilir.

Komşu Arap rejimlerinin istihbarat servislerinin ve terör gruplarının savaş dönemi için geçerli olabilecek "direniş" adı verilen stratejiyi fiili bir durum olarak dayatmaları ve Sünnî Arapların etkin ve kapsayıcı bir siyasal liderliğe sahip olamaması, bu kesimin yeni sürece ilişkin yeni bir strateji geliştirmesinin ve insiyatif alamamasının en temel sebebi Teröre dayalı "direniş" stratejisi, bugün Şiîleri hedef alan bir güvenlik sorunu yaratıyor olsa da aslında Sünnî Arapların Irak içindeki toplumsal geleceğini karartan ve onların siyasal alanını gittikçe daraltan bir sürece teslim olmasına sebep oluyor.

İşgalcilere karşı "direniş" adına sürdürülen ve Sünnî Arapları da teslim almış gözüken bu terör ve iç savaş stratejisi, aslında işgalcilerin varlık gerekçesini meşrulaştırıyor. Sünnî Arapların yeni süreçte Irak'ın geleceğinde rol almaya dönük makul ve gerçekçi bir strateji üretememeleri ve hiçbir akıl ve vicdan sahibini kandıramayan "direniş masalı" üzerine gelecek düşlemeleri maalesef bu kesimi felakete sürüklüyor."

İşte bu satırlarda; şevketli şeflerin güdümünde güdükleştirilen; ve Iraktaki Milli direniş hareketini terörist gösterecek kadar Milli Görüş düşüncesi dejenere edilen bir kesimin, fikri çelişki ve garipliği ve ruhi muzdaripliği sırıtıyor!..

MGV'nin ve Anadolu Gençliğin, çok şerefli, ama çetrefilli mücadele sürecinde, hangi hain eller ve bendeleri tarafından, nasıl yozlaştırılmak istendiğinin fotoğrafı sergileniyor!..

Ve böylece aşağıdaki sorunun cevabı da kendiliğinden ortaya çıkıyor.

"Bu bildik beyler ve bendeleri, niye milli çözümden korkuyor ve yasaklıyor?"

"AİHM kararı karşısına tepkisiz toplum"muşuz!.?

Bayramlaşma münasebetiyle karşılaştığımız, MTTB'den tanıdığım kadim dostlardan biri ile hasret giderirken elbette 40 yıl önce yapılanları da konuştuk ve dostum şunları söyledi: "Önceki yıllarda biz meselemizi Ankara'da takip edecek insanlarla görüşmek için otobüs tutar, milletvekillerini zorlardık. Bu teşebbüsten sonuç almak için de daha sonra büyük bir gayret sarfederdik. Gönüllü toplum kuruluşları, sivil toplum örgütleri gerçekten çalışırlardı. Şimdi arkadaşlarımız Ankara'da, onlar meselelerimizi takip etsin, diye düşünülüyor sanki…"

Tepkisiz toplumun hükümeti de zor durumda bırakacağını söylediğimde, dostum "Yaz bunları!" dedi, birçok eski arkadaşımın söylediklerini ifade etti: "Sen bizim yazarımızsın!"

Daha sonra dostum, "Tepkisiz toplum olursak, her şeye müstahak oluruz!" dedi… Ben de aynı kanaatteyim, buna bir örnek olarak son olaylar üzerinde kısaca duralım.

Dışarıdan bakışla Ankara

Doğrusu, birilerinin sözcüsü olarak konuşmaya alışkın bir politika yazarı değilim,ama genel bir değerlendirme yapmak gerekirse, Ankara'ya dışardan bakışla şunlar söylenebilir:

Pek çok yanlışlık yanında, başörtüsü yasağı konusunda da AHİM kararı karşısında toplum adına hükümet tepki koymuş, en sert eleştiri ve şikâyet onlardan geliyor. Sanki toplum tepki göstermesin ve bizden yapamayacağımız şeyler talep etmesin diye hükümet ve AKP yetkilileri konuşuyor; Türk mahkemelerinin dikkate almadığı Diyanet'in fetvalarını AİHM'nin dikkate almasını istiyorlar. AİHM'nin aldığı kararda hükümet adına yapılan savunmanın etkisi olmadığı hissi veriliyor. Böylece tepkisiz toplum imajı ortadan silinmeye çalışılıyor sanki. Bu ortamda, sosyal mutabakatın olduğu yerde "kurumsal mutabakat"ın oluşmasını bekleyen, başkalarının ağzına bakan hükümete kızamıyoruz. Çünkü hedefe muhalefet, CHP ve laikçiler oturuyor… Burada bir tuhaflık var ve biz sanki basireti bağlanmış insan topluluğu olarak tepkisizliğe mahkûm ediliyoruz. Keşke Başbakan'la yardımcısından önce biz konuşsak ve bu mahkeme kararını öngörebilen gönüllü toplum kuruluşları her iki tarafın savunmasını bilerek tepki koysa… O zaman AHİM kararları ülkede krize yol açacak gerginlikler doğurmazdı. Bir kamuoyu hazırlansaydı insan hakları ihlali Avrupa'da daha kolay görülürdü. Herkes biliyor ki, AHİM Türkiye'nin lehine hiçbir zaman karar vermedi. Çoğu zaman devlet suçlu görüldü, tazminata mahkûm edildi. Son çarpıcı örneklerden biri, Aczimendi lideri olduğu iddia edilen Müslim Gündüz'ü açtığı davada haklı görerek, onu bile fikir suçlusu kabul etti de başörtüsünün inanç gereği kullanıldığını kabul etmeyerek YÖK ile Türk mahkemelerinin yasaklarını onaylayarak karara bağladı. Bunlar önceden görülmeliydi.

Toplum tepkisi böyle bir iktidara daha çok rağbet ederek değil, eleştirerek ortaya çıkınca anlamlı olur. Yoksa iktidar olmak halkı oyalamaktan öteye gidemez."[8]

Sn. Mustafa Miyasoğlu, istese anayasayı bile değiştirecek bir çoğunlukla iktidara getirildiği halde korkusundan ve diyet borcundan dolayı başörtüsü sorununu çözmediği gibi, AİHM'deki savunmasında bu olumsuz kararın çıkmasına destek veren AKP'yi mazur ve masum göstermek için bütün suçu ve sorumluluğu hala halkımızın üstüne yükleme yürekliliği göstermektedir!.

Ne yani, toplum başörtüsü karşıtlarına ve MHP gibi iktidara gelince çözmekten kaçınanlara tepkisini sandıkta ortaya koyup AKP'yi iktidara getirdiği yetmiyormuş gibi, şimdide kılıçlarını çekip Avrupa'ya hücuma mı geçmelidir?!..

Maalesef Milli Gazete yazarı Mustafa Miyasoğlu:

"Ey toplum, sizin gerçek temsilciniz ve dertliniz olan Milli Görüş'e tek başına iktidar imkânı vermediğiniz ve Refah-Yol'un bile kıymetini bilmediğiniz için başınıza gelen bu mahcubiyet ve mahrumiyetlerden ders alıp, önümüzdeki ilk seçim fırsatını doğru değerlendirmek üzere canlanıp harekete geçiniz!" diyeceğine;

"AKP'yi aklamak ve arkalamak üzere tepki gösterin.. Mitingler tertipletin".. Anlamında, halka Donkişot misali AİHM heykeline karşı koymayı önermektedir..

Acaba bu öneri, kof ama saf bir tavsiye ve girişim midir?

Yoksa, AKP'yi rahatlandırma ve bunun rüşvet ve rantını toplama gayreti ve uzaktan bir selam gönderme niyetimidir? Yeri gelmişken, Milli Görüşte her türlü yapıcı ve yararlı teklif, tavsiye ve tenkide saygı gösterildiği ve değerlendirildiği halde, tam tersine ve maalesef seviyesizce bir tavırla:

"Lider tabu mudur? Kusurlarını konuşmak suç mu dur? Onu eleştirme hakkımız yok mu dur?" sorularıyla ortalığı karıştıranlar, Milli Çözüm'ün bazı yazar-çizer takımının, çok açık yamukluklarına dikkat! Çekmesine tahammül edememektedir…


[1] 24.11.2005 Nuray Mert Radikal  (25.11.05 Milli Gazete)

[2] 24.11.2005 Bugün gazetesi

[3] 25.11.2005 Milli Gazete

[4] 14.11.2005 İsmail Küçükkaya Akşam (28.11.2005 Milli Gazete)

[5] 25.11.2005 / Tamer Korkmaz Zaman  (26.11.2005 Milli Gazete)

[6] 25.11.2005 Güler Kömürcü Akşam (26.11.2005 Milli Gazete)

[7] Bak. Anadolu Gençlik Sayı 69. SH.49 (Alptekin Dursunoğlu- Irak'ı doğru Anlamak)

[8] 20.11.2005 M. Miyasoğlu Milli Gazete

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Mehmet DENİZ

Mehmet DENİZ

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...