YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69ce37378c207
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 6 1 7
Bugün : 13106
Dün : 56643
Bu ay : 69749
Geçen ay : 1803365
Toplam : 52214807
IP'niz : 216.73.216.113

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

İsrail'e karşı Hizbullah zaferinin 1. yılı kutlanıyor

Lübnan'da Hizbullah'ın Siyonist İsrail'in saldırısına karşı kazandığı savaşın 1. yıl döneminde İslam coğrafyasının son zamanlardaki en büyük zaferlerinden biri olan tarihi direnişi kutlanıyor. Lübnan Hizbullahı'nın, 12 Temmuz 2006'da işgal altındaki Filistin topraklarına bir operasyon düzenleyerek 8 İsrail askerini öldürmesi ve ikisini de esir almasını bahane ederek Lübnan'a vahşice saldıran İsrail, Lübnan'da taş üstünde taş bırakmamıştı.

 

Hizbullah milisleri, İsrail'i rezil etti

Yolları, köprüleri, Beyrut Havaalanı'nı, petrol tankerlerini, elektrik santrallerini, su depolarını ve en önemlisi sivil Lübnan halkını bomba yağmuruna tutan İsrail, gündüz işte akşam evinde olan organize Hizbullah milislerinin direnişi karşısında şaşkına dönmüştü. Lübnan hükümetinin çağrılarına rağmen kulaklarını tıkayan dünya liderleri İsrail vahşetini izlemeye koyulmuş, Lübnan halkının teslim olmasını bekliyordu. Ancak beklenen olmadı ve Hizbullah güçleri Lübnan ve Müslümanların dua ve destekleriyle İsrail'e karşı direnerek büyük bir başarıya imza atmıştı.

"Yeter ki dik duralım"

"Hizbullah savaşçıları, 33 günlük yıkıcı İsrail saldırılarına rağmen işgalci ve saldırgan İsrail rejimine Lübnan'ı dar etmiş, yüksek teknolojili silahlara sahip binlerce kişilik İsrail ordusunun bir ay gibi kısa bir süre içinde gözler önünde eriyip gitmesine sebep olmuştur. Lübnan'a saldırırken Hizbullah'ı 1'inci Lübnan savaşındaki FKÖ ile kıyaslayan İsrail yönetimi, ne büyük hata yaptıklarını anladıklarında iş işten geçmiş, ağır bir yenilgiyi tatmış durumdaydı. Hizbullah, tüm İslam dünyasına şunu kanıtladı: ABD ve İsrail, ne siyasi yoldan, ne de askeri güç kullanımıyla ülkelerimizi işgale kalkışamaz, nüfuz edemez, hegemonisini gerçekleştiremez. Yeter ki bu ülkelerin sahipleri olarak bizler, yabancı işgaline ve nüfuzuna karşı sarsılmaz bir duyarlılık taşıyalım. Yeter ki dirayetli ve ferasetli yönetimlere sahip olalım."[1]

E. General Nejat Eslen Paşa şu gerçekleri hatırlatıyor:

ABD Türkiye'yi karşısına alamaz

ABD ordusunun işinin çok zor olduğunu herkes görüyor. TSK, güvenlik çıkarlarını korumak için Kuzey Irak'a girdiği takdirde ABD'nin Türkiye'yi karşısına almasının bir mantığı yok… Askeri başarısızlıklarla birlikte renkli devrimlerin de ters tepmesi ABD'nin küresel üstünlüğünü sürdürme gayretlerini zora sokuyor. Oysa, ABD'nin küresel üstünlüğünü sürdürme gayretlerinde asıl rakipleri ne Afganistan'daki ne de Irak'taki direnişçiler. ABD'nin asıl rakipleri Çin ve Rusya. ABD'nin zafiyetlerini gören Çin ve Rusya, Avrasya satranç tahtasında ciddi inisiyatifler uygularken küresel dengeler de değişiyor. İşte bu şartlarda, eğer yaşamsal güvenlik çıkarlarını garanti etmek için TSK Irak'ın kuzeyine askeri bir harekât icra ederse, ABD'nin Türkiye'yi karşısına almasının bir mantığı olabilir mi, yani ABD Türkiye'yi karşısına alabilir mi?

Alamaz… Ama cesaret ve haysiyet yoksunu yöneticiler elinde Türkiye perişan ediliyor.. Sözde stratejik müttefikimiz Amerika'nın PKK'ya açıkça silah desteğine bile sesini çıkaramıyor!

Türk askeri, El Kaide'ye silah verseydi… (Bu gerekçe ile ülkemiz ABD tarafından işgal edilirdi)

‘Yakalanan dört El Kaide militanı Türkiye'nin bu terör örgütüne verdiği desteği ayrıntılarıyla anlattılar. Sorgulanmak üzere Amerika'ya götürülen dört El Kaide militanından ikisi Türk askerlerinin zırhlı araçlar içerisinde El Kaide militanlarına silah, mühimmat ve patlayıcı madde teslimatı yaptıklarını bizzat gözleriyle gördüklerini itiraf ettiler. Teröristlerin, kameraların önünde anlattıklarına göre, El Kaide örgütü, bütün lojistiğini sağlamada Türk güvenlik ve istihbarat birimlerinden düzenli olarak destek alıyor. Bu bilgiler son yıllarda Türkiye ile El Kaide arasında varolduğu değişik zamanlarda ortaya çıkan ilişkinin somut bir kanıtını oluşturuyor.'

Yukarıdaki haberi ben uydurdum. Amerikan basın ve televizyonları böyle bir haber geçse… Ve üstelik bu hayali El Kaide militanları kameraların önünde Amerikan halkına Türk güvenlik ve istihbarat birimlerinin kendilerine sürekli olarak yardım ettiklerini açıklasa, Amerikan yönetimi bize ne yapardı? Daha da önemlisi Amerikan basın ve televizyonları nasıl bir tutum izlerdi?

Bu uydurma haberle neyi amaçladığımı sizler de anladınız. Kandil Dağı'nda yaşadıklarından hayal kırıklığına uğrayan dört terörist örgütten kaçarak Türk güvenlik güçlerine sığınırlar. Daha sonra kameraların önünde Amerikan askerlerinin zırhlı araçlar içerisinde Kandil Dağı'na M-16 tipi silahlar, bunlara ait mühimmat ve patlayıcı madde getirip örgüte verdiklerini bizzat gözleriyle gördüklerini ifade ettiler. Teröristlerden ikisi bu teslimatları görmüş.

2003 yılında Amerika'nın Irak saldırısından bu yana terör örgütü PKK'nın olabildiğince rahatladığı ve tamamen Amerika'nın kontrolüne girdiği biliniyordu. Amerikan birimlerinin bilgisi dahilinde dağılan Irak ordusunun silahlarının bir kısmını örgütün aldığı yaygın olarak söylenmekteydi. Amerikan ordu mensupları ve istihbarat birimleriyle örgüt arasında temas olduğuna dair sağlam bilgiler de vardı.

Bunlar Amerika'yı suçlamak için uydurulan haberler değildi. Zaten ateş olmayan yerden duman çıkmıyor. Örneğin 1990'lı yıllarda Amerika'nın PKK'ya aktif destek sağladığını; Amerikan istihbarat ve güvenlik birimlerinin örgüte silah ve mühimmat verdiğini; örgütle Amerikalılar arasında sürekli temas olduğunu söyleyen olmamıştı. Oysa aynı dönemde Avrupa ülkelerinin PKK'ya şu veya bu şekilde destek verdikleri ve yardımda bulundukları biliniyordu.

O yıllarda PKK Suriye ve Yunanistan tarafından desteklenmişti. Hatta 1997'de Kuzey Irak operasyonları sırasında bir helikopterimizi düşüren Sovyet yapımı omuzdan atılan SA-7 füzelerini temin eden PKK'lılara Yunan istihbaratının aracılığıyla Sırp birimleri eğitim vermişti. Bütün bunlar o zamanki basında bulunabilir. Ama aklı başında hiç kimse Amerika'nın aktif bir şekilde silah verdiğini iddia etmemişti.

Şimdi ediyor… Neden??? Çünkü böyle bir şey var da ondan… Amerika 2003 yılından bu yana Irak'ta kurdurmak istediği Kürdistan projesinde taşeron olarak kullanmak istediği PKK'ya her türlü desteği veriyor veya PKK'nın o bölgede işlerini görmesine ve silahlanmasına göz yumuyor.

İşin esas kötü tarafı ise PKK teröristlerinin Amerika bağlantısını ifşa etmesine rağmen Türk basını demeye dilim varmadığı için ‘Türkçe lisanıyla yayın yapmaktan başka bu milletle hiç bir bağlantısı kalmamış olan basın ve televizyonlar' olarak adlandırdığım yaygın medya unsurlarının bu haberin üzerine gitmek yerine, yozlaştırmak için yoğun bir kampanya başlatmalarıdır. Ve açıkça söylemek gerekirse, yaygın medya unsurlarının bu tutumu en az PKK terörü kadar tehlikeli hale gelmiştir.

Bir Amerikan elçilik görevlisi bulup, ondan PKK ile hiç bir temaslarının olmadığı ve olamayacağına dair açıklama alıyorlar. Sonra büyükelçi devreye giriyor. Bu arada Vaşington'dan birileri ‘olamaz' tarzında açıklama yapıyor. Bu açıklamalar ve Barzani'nin Türkiye'ye yönelik tehdit dolu sözleri manşet oluyor; ama Amerika'nın zırhlılar içinde PKK'ya silah sevkiyatı yaptığı olabildiğince az görülüyor ve haber yozlaştırılıyor… Buna da gazetecilik diyorlar… Yersek tabii…[2]

İşte Bir sabıkalı gazeteci portresi

Mehmet Ali Birand, patron gazeteci Ercüment Karacan'ın damadı, 33 yıllık bir gazeteci. Kamuoyu onu mesleğindeki başarılarından çok gazetecilik dışındaki skandallarıyla tanıyor. Bu skandalların en çok akıllarda kalanı, kendisine güvenip işveren devletin kurumu TRT'yi, sahte ve tahrif edilmiş faturalar düzenleyerek dolandırması. Birand, Asliye Ceza'da yargılanıp suçu sabit görülerek 11 ay 20 gün hapis cezasına çarptırılmış, cezası da Yargıtay tarafından onanmıştı. Ancak, o cezası 10 gün eksik olduğu için hapiste yatmaktan kurtuldu. Kendisiyle birlikte aynı suçu işleyen ve 4 yıl 2.5 ay hapis cezası alan Beşir Coşkun ise hapse girip cezasını çekerken, Birand, Doğan Grubu'nda çalışmaya devam etti. Aynı suçu işlemekten ikinci kez yargılanan Birand, bu kez de zamanaşımından paçayı kurtardı.

Sabataist Birand'ın marifetleri

Aynı zamanda Belçika vatandaşı da olan Birand, meslek içinde Türkiye'de "dış" bağlantıları en fazla olan gazeteci olarak biliniyor. Nitekim kendisi 1 Mart Tezkeresi sırasında Bush'un şahinleri Wolfowitz, Perle, Grossman ile yaptığı söyleşilerle Neoconların adeta sözcülüğünü yaptı. Kritik zamanlarda bu görevini yerine getiriyor. 32. Gün programına konuk olmak isteyenlere tarife gönderen "Tüccar Televizyoncu" lakaplı Birand, hazırladığı belgesellerle uluslararası tekellerin, yerli sermaye gruplarının da Türkiye'deki sözcüsü gibi. Kamuoyu, 28 Şubat'ta andıç nedeniyle Sabah'taki görevinden uzaklaştırılan Birand'ı, şehit cenazelerinin belirli sayıda olmaması durumunda haber yapılmaması için diğer medya yöneticilerine yaptığı teklifle daha yakından tanıma fırsatı buldu.

Birand'ın şehit cenaze haberlerinin ilk sıralarda yeralmamasına yönelik medya yöneticilerine teklif yapması, aslında kimseyi şaşırtmamalı.

DTP'yi seçime hazırlama görevi

Çünkü Birand, iki yıl önceki köşe yazılarında bile Kuzey Irak'ta bir Kürt devletine hazırlanılmasının sinyallerini veriyordu. "Anchormen" olarak da hizmet verdiği Kanal D'de geçen ay Tunceli'de şehit düşen askerlerimiz için "ölü" ifadesini kullanarak kamuoyunun ve askerimizin tepkisini çeken Birand, iki ay önceki köşesinde de PKK'nın arka bahçesi DTP'yi överek "DTP'yi engelleyerek bir yere varılmaz" yorumunu yapmıştı. "DTP'yi TBMM'ye sokmak, eğer gerçekten çözüm isteniyorsa, vazgeçilmez bir koşuldur" diyen gaf cambazı gazeteci, bölücü örgüt yanlısı bu partinin dışlanmaması gerektiğinin de altını çiziyor.

Patrikhane'ye Ekümenik desteği

İşini bilen gazeteci Birand, burnunu soktuğu her konuda kamuoyunun tepkisi çekmeyi başarıyor. Birand, en sonunda "Ekümenik" iddialarına da karışarak Patrikhane'nin ekümen sayılamayacağı yolundaki Yargıtay kararını diline doladı. Sabıkalı gazeteci, dünkü köşesinde, "Bush bile Ekümenik diyor. Biz demesek bile yabancıların demesine karışmayalım.. Hem Ekümenliğin pek bi yararları var ülkemize" diye yazma cüretini de gösterdi.[3]

Türkiye'deki hem PKK'lı hem de Hizbullahçı Bombacıları eğiten ABD ve İsrailli uzmanlardır.

Org. Büyükanıt'ın sözünü ettiği imamlar kim?

Genelkurmay Başkanı PKK'nın kullandığı bomba eylemcilerin içinde imamların da bulunduğunu söyledi. Aydınlık, 19 ay önce kapak haberinde bu bilgiyi vermişti. Doğu ve güneydoğuda13 ile yayılmış 500'e yakın CIA-MOSSAD eğitimli unsurun içinde 100'e yakın din adamı kisveli elemanın bulunduğu belirtilmişti.

Tayip Talabani ilişkisi

İşçi Partisi Lideri, gene çok önemli bilgileri kamuoyuna sürdü. Perinçek'in sözleri mutlaka değerlendirilmelidir.

Şöyle dedi; "350 dönümlük arazi üzerinde kurulacak Kürdistan Yurtseverler Birliği Karargâhı ve Müzesi inşaatının ihalesi, Mart 2007'de Tayyip Erdoğan'ın damadı Berat Albayrak'ın genel müdürlüğünü yaptığı Çalık Holding'e verildi."

Hadi buyurun bakalım.

Ticarette olur böyle gelişmeler, ne var bunda diyerek meseleyi global çağdaş gelişme düzeyinde de ele alabilirsiniz tabii!

Gel gelelim, olayı İşçi Partisi Lideri siyaseten de değerlendirince, ortaya daha değişik durumlar çıkıveriyor..

Biz de işi erbabından dinleyelim, Perinçek'ten devam edelim…

"Sınır ötesi harekât, bilindiği gibi Genelkurmay Başkanımız Org. Yaşar Büyükanıt tarafından 12 Nisan'dan beri gündeme getirilmektedir. Ancak Erdoğan her seferinde önleme görevini yerine getirmiştir. Hatta Tayyip Erdoğan Türk Silahlı Kuvvetleri'ne karşı psikolojik harekât görevi yürütmektedir. 12 Haziran'da sınırötesi harekat için ‘Türkiye'deki 5 bin teröristle mücadele bitti mi ki, Kuzey Irak'taki 500 kişiyle uğraşma safahatine gidilecek' demişti."

Perinçek'teki bilgiye göre; "Bu sözden iki ay önce damat Berat Albayrak, Talabani'nin karargahının ve sarayının inşaatı işini…" üstlenmiş!..

İnanılır gibi değil!..

İP Lideri bu "iş bağlama" konusunda ayrıntıya da giriyor!..

"Çalık Holding'in Genel Müdürü Berat Albayrak, Şeyh Makdum'un aracısı ile Mart 2007'de İstanbul'da görüştü ve işi aldı."

Şimdi "Maktum da nereden çıktı?" diyebilirsiniz. İşçi Partisi kaynakları "Maktum BOP'un ABD tarafından seçilmiş finansörlerinden" açıklamasını yapıyor…

Ayrıntılara devam edelim…

"Çalık Holding heyeti, 4-9 Nisan 2007 tarihleri arasında Süleymaniye'de Talabani'nin Nokan Şirketler Grubu ile görüştü…"

Ama işin evveliyatı İstanbul'da başlıyor…

"Şeyh Makdum'un yatırım CEO'su Mübarek Fahad, Mart 2007 başında Ahmet Çalık ve Tayyip Erdoğan'ın damadı Berat Albayrak ile İstanbul'da buluşuyor. Öneri şuydu: Celal Talabani ve Neçirvan Barzani(Mesut'un adamı) ile müzakere edildi. En somut iş 350 dönüm üzerinde inşa edilecek Kürdistan Yurtseverler Birliği'nin Merkez Karargâhı ve Müzesi. Para hazır. Bu iş sizin. Benim payıma düşen para 20 milyon dolar. İhalenin toplam tutarını siz yazın.

Erdoğan'ın damadı Berat Albayrak, Çalık Holding'e 8 ay önce genel müdür oldu. Daha önce bu koltukta Berat Albayrak'ın ağabeyi Serhat Albayrak oturuyordu."

Perinçek'in açıklamaları bu kadar değil…

"Bu teklifin ardından Çalık Holding İnşaat Grubu'ndan bir heyet Kuzey Irak'a gitti. Levent Tuna ve İbrahim Balkan'dan oluşan heyet 4 Nisan 2007'de İstanbul'dan Tarhan Tower Havayolları ile Erbil'e giriş yaptılar. Ayrılış tarihleri ise 9 Nisan. Aradaki beş gün boyunca KYB karargahının inşaatıyla ilgili görüşmeler yaptılar.

Levent Tuna Çalık İnşaat Grubu'nda mühendis. İbrahim Balkan Çalık Holding'in Kuzey Irak Temsilcisi.

Çalık Holding Heyeti, Süleymaniye'de Talabani'nin denetimindeki Nokan Group of Companies ile görüştüler. Nokan Şirketler Grubu, hemen hemen her sektörde faaliyet yürütüyor. Nokan Şirketler Grubu, Irak'ın en büyük şirketleri arasında sayılıyor. Çalık heyeti, Nokan Grubu'nun Ticari Projelerden Sorumlu Mühendislik Grup Başkanı Bahroz Muhammed Salih Goşani ile ve Teknik Grup şefi Ercüment Sıddık ile buluştular. Ercüment Sıddık, daha önce Süleymaniye Üniversitesi Rektör Yardımcılığı ve Mühendislik Fakültesi Dekanlığını yapmış, çok iyi Almanca ve İngilizce konuşan bir yetkilisi."

Projenin adı da belli: PUK Headquarter and Museum Complex…

Doğu Perinçek Çalık Holding-Tayip Erdoğan ilişkilerini şöyle tanımlıyor…

"Parasal yönden zor durumda olduğu uzmanlar tarafından belirtilen Çalık Holding'e, Tayyip Erdoğan Hükümeti döneminde ‘yürü ya kulum' dendi.

Çalık Holding, Türkiye'nin enerji koridoru olduğuna kanıt olarak gösterilen Samsun-Ceyhan boru hattını ihalesiz olarak aldı.

Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu'nun ilk özel rafineri kurma ruhsatını almak da Çalık'a nasip oldu. Çalık-Indian ortaklığının kuracağı rafineri Ceyhan'da, yıllık 10 milyon ton petrol işleme kapasitesine sahip olacak."

Ve Perinçek'in yorumları.

-Talabani'nin karargah inşaatı, bir başlangıç. Bu büyük iş, Tayyip Erdoğanlara Kuzey Irak'a sınırötesi harekatın engellemesi için verildi.

-Tayyip Erdoğan, ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi'nde ‘Eşbaşkan' olduğunu defalarca itiraf etmiştir. ABD'nin Kuzey Irak'ta kurduğu Kukla Devlet, BOP'un en kritik hamlesidir.

– Bu durumda TBMM hemen toplanmalı ve Tayyip Erdoğan hakkında gensoru açılmalıdır.

Gerçekten TBMM toplanmalı bu gensoru gündeme gelmelidir. Tayip "harcadığı" vekilleri ile "sakata" gelebilir!.. Ama Meclis toplanamasa da bu ortaya atılanlara karşı söyleyeceklerini bir duymamız şarttır milletçe…[4]

Abdullah Gül'ün, küllü sözleri:

ABD dur derse, biz de neye inanıyorsak onu yaparız!

Kuzey Irak'a müdahaleyle ilgili Abdullah Gül'ün bu söylemi bizi bir hayli meraklandırmıştı!

"Biz neye inanıyorsak onu yaparız" diyen Gül acaba neye inanıyor diye bir hayli meraklanmıştık!

Derken Dışişleri Bakanı Gül'ün bir söylemi daha arz-ı endam etti!

Gül'e bu defa ABD'nin PKK'ya silah yardımı yaptığı yolundaki iddialar hatırlatılmış ve ne düşündüğü sorulmuş!

Gül bu soruya cevap verirken öncelikle ABD'yi aklamayı hedefliyor ve diyor ki:

– PKK, ABD ile Türkiye'nin arasını açmak için böyle bir senaryo yazmış olabilir!

Eh iyi niyetin(!) bu kadarına ne denebilir ki!

Dışişleri Bakanı Gül ilk etapta ABD'yi böyle koruması altına aldıktan sonra aklına kötü ihtimallerde gelmiş olacak ki "İddia doğru çıkacak olursa izahı olmaz" deme ihtiyacını duymuş!

Gül bu ikinci söylemi ile kafamızda oluşan "Gül acaba neye inanıyor?" sorusunun cevabını da bulmuş olduk!

Gül neye inanıyormuş?

ABD'nin böyle bir şey yapmayacağına inanıyormuş.

PKK iki ülkenin yani Türkiye ile ABD'nin arasını açmak için böyle bir senaryo yazmış olabilirmiş!

İki ülkenin arası böyle iyi olunca herhalde Türkiye Kuzey Irak'a girmek isterse ve ABD'de buna dur derse Dışişleri Bakanı Gül bu "Dur deme"de de mutlaka bir iyi niyet arayacaktır!

Ve "Dur diyorlarsa bir bildikleri vardır" iyi niyeti ile inandığını yapacaktır.

Yani "Neye inanıyorsak onu yaparız" söylemi bazılarının sandığı gibi

"ABD dur dese de gireriz" anlamında değildir!

Bu ifade iki dost ve müttefik(!) ülkenin arasının açılmaması için elden gelen her şeyin yapılacağının beyanıdır.

Ya böyle işte!

PKK, Türkiye ile ABD'nin arasını açmak için senaryo yazıyormuş!

Bu nasıl bir aymazlıktır?

Bu nasıl bir korumacılıktır?

Bu nasıl bir savunmadır, doğrusu anlamak mümkün değil![5]

ABD yönetiminin hepsi İsrailcidir!

Sadece Neo-con'lar değil. ABD iktidar yapısındaki her unsur İsrail konusunda aynı felsefeyi paylaşır. Buna göre İsrail'in, meşru müdafaa adı altında komşularına, vatandaşlarına ve dünyanın geri kalanına istediğini yapma hakkı var.

Yeni muhafazakârlar ABD'nin İsrail'e desteği konusunda daha saldırgan olabilir ama liberallere ve İsrail'in genişleme hakkı üzerine açıklamalarına bakıldığında, kimse fark bulamaz…

Dolayısıyla yeni muhafazakârlar Beyaz Saray'dan gidebilir ama kaybolmayacaklar. Onların amaçları Washington'daki yapının geri kalanınınkinden farklı değil. Sadece bazen yöntemleri farklılaşmakta. Pek çok güçlü görevlinin bu felsefeyi benimsediği Pentagon'da etkinliklerini sürdürecekler ve sözcülerini medyaya çıkartan düşünce kuruluşlarını idare etmeye devam edecekler; medya da onların fikirlerini gerçekmiş gibi haber yapmaya çok yatkın. Üniversitelerdeki, Cumhuriyetçi ve Demokrat partinin kesimlerindeki mevcudiyetleri de, yeni muhafazakârların varlığını teminat altına alıyor.[6]

İsrail komutasındaki peşmergeler sınırımızda beklemektedir.

K. Irak yönetiminin peşmerge güçlerini alarma geçirerek, tank, top ve uçaksavar gibi savunma silahlarını İran ve Türkiye sınırına kaydırması artık sorunun PKK olmadığına, sürecin bir çeşit Türk-Kürt çatışmasına doğru sürüklendiğine işaret ediyor.

Bu çatışmayı kim hazırlıyor? Türkiye mi, K. Irak yönetimi mi? Ya da bölgesel savaşı Türk-Kürt çatışması üzerine kuran malum güçler mi?

Önce haberi özetleyelim: Sayıları 200 bini aşan Kürt birliklerin sınıra yakın noktalara kaydırılarak portatif kamplar oluşturulduğu, bu bölgelerde zırhlı askeri araç, tank, uçaksavar, 55 ve 81'lik tahribat tipi top ve havan silahları sevk edildiği söyleniyor.

Aslında hazırlık çok önce başladı. Neden şimdiye kadar gündeme gelmedi anlaşılır bir şey değil… Kürtler hem Irak iç savaşına, hem İran'a karşı hem de Türkiye'ye karşı ateşe sürülüyor.

Sadece tanklar değil, füzeler de Türkiye sınırına yerleştirildi. Ağır silahlar ABD/İsrail tarafından sağlanıyor. İsrail'in bölgedeki füze stokları, depoları, askeri üsleri ne olacak? O zaman zor sorularda ısrar edelim:

Türkiye'de asker, diplomat, siyasi çevreden ve iş dünyasından bazı kişiler ABD ve İsrail istihbaratı ile K. Irak merkezli nasıl bir işbirliği içinde?

K. Irak'tan Türkiye'nin bazı şehirlerine nakledilen patlayıcı ve silahlarla ilgili trafiği bu kişiler mi yönetiyor? Ve bu patlayıcı ve silahlar hangi saldırılarda kullanıldı? Nerelerde, ne amaçla saklanıyor? Bir yandan Türkiye içinde örtülü operasyonlar yapan bu istihbarat teşkilatları sınırın diğer tarafından 18 bin PKK'lıyı neden Türkiye'ye karşı hazırlıyor?[7]

Genelkurmay açıkça rest çekmiştir.

PKK'lı 4 teröriste basının karşısında "Terör örgütünün silahları ABD'den" açıklamasının yaptırılması bir tesadüf değildir.

Gazetelerdeki bir habere göre: PKK'dan kaçan 4 terörist, ABD tarafından terör örgütüne silah yardımı yapıldığını itiraf etmişti. Aslında bu açıklama tarihi bir önemdeydi.  Türk askerinin ve Genelkurmay Başkanlığı'nın, ABD'ye karşı açıktan çektiği bir restti.

Genel Kurmayımızın tavrı: Washington'a "Artık bıçak kemiğe dayandı" mesajının herkesin gözünün önünde iletilmesiydi!.. ABD'nin PKK'ya yaptığı yardımlar, Ordu'nun alt kademelerinde her fırsatta dillendiriliyordu. "Müttefikimiz" dediğimiz, Amerika'nın Kuzey Irak'taki faaliyetleri, Silahlı Kuvvetler içinde ciddi rahatsızlık yaratmıştı. Genelkurmay Karargâhı, uzunca bir süre bu gerçekleri üstü kapalı olarak dile getirdi. Ülke ismi kullanmadan "dost" ve "müttefiklerimizin" terör örgütüne verdiği destekten söz edildi. Rahatsızlık, hep diplomatik bir dille ortaya konulmaya çalışıldı. Yapılan bu uyarıların hiçbiri sonuç vermedi… Bunun üzerine daha ileri bir adım atıldı. İlk olarak adı açıkça zikredilerek ABD'nin terör örgütü PKK'ya destek verdiği ortaya konuldu. Hem de Türk ve Dünya kamuoyunun önünde. Bu açıklama ile Türk askeri ABD'ye açık bir rest çekti![8]


[1]  14 Ağustos 2007 / Milli Gazete

[2] 05.07.2007 / Hasan Ünal / Milli Gazete

[3] 04.07.2007 / Tercüman

[4] 04.07.2007 / Behiç Kılıç / Tercüman

[5] 05.07.2007 /  Zeki Ceyhan / Milli Gazete

[6] 04.07.2007 / Ron Jacobs / Znet / Radikal

[7] 04.07.2007 / İbrahim Karagül / Yeni Şafak

[8] 04.07.2007 / Emin Pazarcı / Bugün

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Necmeddin E. BİŞKİN

Necmeddin E. BİŞKİN

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...