YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69e85eac732b9
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 7 0 2
Bugün : 11497
Dün : 56818
Bu ay : 1227160
Geçen ay : 1803365
Toplam : 53372218
IP'niz : 216.73.217.119

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

Zeka ve Akıl Farkı

Zeka ve akıl çoğu zaman aynı anlamda kullanılsa da tamamen farklı iki kavramdır. Zeka, sebep ile sonuç arasındaki bağlılıkları bulmak, benzerlik ve farklılıkları anlamaktır. Akıllı bir insan ise, zekanın sağladığı tüm avantajları kullanmasının yanında, zeki bir insanın sahip olmadığı bir kavrayış ve yeteneğe de sahip bulunmaktadır.

 

Akıl, insana zekanın çok üstünde bir anlayış kazandıran, derin düşünebilme, doğruyu bulabilme ve her konuda çözüm getirebilme yeteneğidir ve Allah'ın özel hidayet nuru olmaktadır. Dahası akıl, hayatın her alanına hakim olan ve pek çok konuda başarı sağlayan bir hakikat mayasıdır. Bu mayadan mahrum olanlar, zeki olsalar da ferasetten uzaktır. Kişinin doğruyu yanlıştan ayırabilmesini ve böylece yaşamın her safhasında en olgun şekilde düşünebilmesini, en sağlıklı değerlendirmeleri yapabilmesini ve en isabetli kararları alabilmesini sağlamaktadır. Akıl sahibi bir insan, karşılaştığı olaylarda pek çok insanın göremediği detayları görebilir, ince teşhisler yapabilir ve olaylardan doğru ve hikmetli sonuçları çıkarabilir. İleriye yönelik projelerde çok aşamalı düşünebilir, karşılayabilecek durumları önceden tespit edebilir ve kusursuz planlamalar yapabilir. Aynı şekilde geçmişteki tecrübelerini de en iyi şekilde değerlendirerek, bunları en gerekli yerlerde en akılcı şekilde kullanabilir.

İnsana bu yeteneği kazandıran yegane özellik ise göstermelik değil, gerçek imandır. Allah, iman edip Kendisi'nden korkup sakınan insanlara Katından özel bir anlayış verir. Kur'an'da Allah korkusunun insana kazandırdığı bu anlayış şöyle ifade edilmiştir:

"Ey iman edenler, Allah'tan korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir."[1]

Evet, kimileri çok zeki ve cin fikirli olabilir. Ama akıllı ve vicdanlı davranmadıkları ve hak bir davaya hıyanette bulundukları için, samimi bir sevgi ve saygıya layık görülmemektedir.

Gül cumhurbaşkanı sıfatıyla ilk olarak GATA'daki mezuniyet törenine katıldı. Sezer'e ‘Sayın Cumhurbaşkanım' diye hitap eden askerler, Gül'e sadece ‘Sayın Cumhurbaşkanı' demişti. ‘28 Şubat'ın Paşası' Ceylanoğlu ise Gül'e değil Büyükanıt'a selam vermişti.

GATA'da Büyükanıt Selamlamadı

DÖRDÜNCÜ olarak mezun olan Teğmen Tolga Düzenli'ye diplomasını veren Org. Büyükanıt, hem diploma vermeye giderken, hem de yerine dönerken Gül'e selam vermemişti. 28 Şubat'ta Sincan'da tankları yürüten Eğitim ve Doktrin Komutanı Org. Erdal Ceylanoğlu da Gül'ü selamlamadan geçmişti. Org. Ceylanoğlu, açık bir şekilde Büyükanıt'a dönerek selam vermişti.

Cumhurbaşkanı Gül, dönem birincisi Teğmen Eyüp Düzgün'ün ödülünü verirken izleyicilerden cılız bir alkış gelmişti. Ancak Büyükanıt ödül verirken alkış koptu. Tören sonunda Gül, Büyükanıt ve Özbahadır tarafından uğurlandı.

Kısaca, Gül'ün ‘11. Cumhurbaşkanı' sıfatıyla katıldığı ilk etkinlik olan Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin mezuniyet töreninde soğuk rüzgârlar esmişti. Askerin yüzü hiç gülmedi, konuşmalarda Gül'e 'Sayın Cumhurbaşkanım' yerine 'Sayın Cumhurbaşkanı' diye hitap edildi

Asker hiç Diyaloğa girmedi

Orgeneral Büyükanıt ile GATA Komutanı Korgeneral Necati Özbahadır, Cumhurbaşkanı Gül'ü askeri törenle karşılayıp uğurladı. Gül'ün bir manga askerden oluşan tören kıtasını selamladığı karşılama ve uğurlama töreni basına kapalı olarak yapıldı. Komutanların Gül'ün TBMM'deki yemin törenine katılmamaları nedeniyle, askerin GATA'da sergileyeceği tavır merakla bekleniyordu. Tören süresince protokol sıralarında hiçbir sohbet yaşanmaması ve ilişkilerdeki soğukluk dikkat çekti.

Komutanlar ayakta beklemedi

Gül'ün salonu girmesinden önce "Sayın Cumhurbaşkanı ayakta karşılanıp uğurlanacaktır" şeklinde anons yapıldı. Gül, mezunlara "Merhaba arkadaşlar" diye seslendi ve protokol sırasında yer alanların ellerini tek tek sıktı ancak salonun Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ ile Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Ergin Saygun'un bulunduğu tarafına gitmeyi unuttu. Protokol sırası boyunca yürüyüp elleri sıkarken, herkes Gül oturuncaya kadar ayakta bekledi ancak Orgeneral Büyükanıt ve eşi Filiz Hanım ayakta beklemeyip oturdu.

"Cumhurbaşkanım" demedi

Önceki yıllarda "Sayın Cumhurbaşkanım" denilmesine rağmen, dünkü törende "Sayın Cumhurbaşkanı" ifadesi kullanıldı. GATA Komutanı Korgeneral Necati Özbahadır, açılış konuşmasında Gül'e bu şekilde hitap etti. Gül'ün salona girişinde yapılan anonslarda da "Sayın Cumhurbaşkanı" dendi. Oysa Geçen yıl devir teslim töreninde Orgeneral Büyükanıt Sezer'e 10 kez "Sayın Cumhurbaşkanım" demişti.

Cephe Selamı verilmedi

Törende dikkat çekici bir başka ayrıntı da Cumhurbaşkanı'nın selamlanmasında yaşandı. Büyükanıt, geçmiş yıllarda dönem birincisine diplomasını vermek için ayağa kalktığında cumhurbaşkanına cephe selamı veriyordu. Ancak bu yıl dönem birincisine diploma verirken Gül'e cephe selamı vermedi. Oysa önceki törenlerde Sezer'i başıyla selamlamıştı. Diploma veren diğer generaller de cephe selamını ağırlıklı olarak Büyükanıt'a verdi, bunu tercih etmeyenler de genel cephe selamı verdi. 28 Şubat'ta Sincan'daki tankları yürüten komutan olarak bilinen EDOK Komutanı Org. Erdal Ceylanoğlu ise sadece Büyükanıt'ı selamladı.

Gül'e cılız, Paşa'ya güçlü alkış gönderildi

Gül, dönem birincisinin diplomasını verip yerine geri dönerken salonda cılız bir alkış sesi duyuldu. Orgeneral Büyükanıt'ın GATA dördüncüsüne diplomasını vermesi sırasında ise büyük bir alkış koptu.

"Gelinim sen anla" mesajı iletildi

GATA Komutanı Korgeneral Necati Özbahadır'ın yeni mezunlara verdiği tavsiyeler ise "Gelinim sen anla" mesajı gibi yorumlandı: "TSK hiç bir grup, düşünce, hizip ya da çıkara hizmet etmez. Bütün varlığı yüce Türk milleti içindir. TSK'nın hizmet aşkı, Atatürk ilke ve inkılaplarıyla bütünleşmiş, ayrım yapmadan vatan ve millet sevgisi duyan ve Cumhuriyet'in temel kanunlarına sadık olanlarla beraberdir. Hizmet anlayışınız bu olmalıdır. Bu şerefi en iyi şekilde koruyacağınıza inancımız tamdır."

DTP'den askere resepsiyon tepkisi ve küstahlık göstergesi

Türk, TSK'nın, DTP'yi 30 Ağustos resepsiyonuna davet etmemesini sert bir üslupla eleştirdi.

DTP Grup Başkanı Ahmet Türk, TSK'nın, TBMM'de bir grup olarak temsil edilen DTP'yi 30 Ağustos resepsiyonuna davet etmemesini sert bir üslupla eleştirdi. Türk, "Grubumuza davetiye ulaşmadığı gibi, İdare Amirliği'ne seçilen arkadaşımıza da davetiye gelmedi. Demokratik ülkelerde halkın iradesi ile seçilmiş, grubu olan bir partiye bu yaklaşımı doğru bulmuyoruz. Hep ağızdan düşürülmeyen bölücülük kelimesi aslında kimin tarafından yapıldığı da açıkça ortaya çıktı" dedi.

Ahmet Türk, davetiye tepkisini TBMM Başkanı Köksal Toptan'a da iletti ve "Halkın iradesiyle oluşan parlamentoya yönelik ayrımcılık yapılmasını protesto edin, tepki gösterin. Bize öteki gibi davranılmasına izin vermeyin" demişti. TBMM Başkanı da, sorunların zamanla giderileceğini belirtip: "Önümüzde 29 Ekim var. Yeni yıl var. Sayın Cumhurbaşkanının da ayrım yapmayacağını düşünüyorum" şeklinde sözler söylemişti.

TSK'nın davet etmediği, ÖDP İstanbul Milletvekili Ufuk Uras da "Askeri bürokrasinin siyasi partilere karşı ayrımcılık yapması kabul edilemez" biçiminde itiraz etmişti.

DTP Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal ise, gazetecilere, Genelkurmay'ın davetiye göndermemesine karşılık, "seçilmişlerin" birbirine destek olacakları mesajını verdi. Birdal, Toptan'la yaptıkları görüşmedeki izlenimlerini aktarırken, "1 Ekim'de Meclis'te, 29 Ekim'de de Çankaya'da olacağız" diyerek sevinmiş ve beklentileri gerçekleşmişti.

Gül'e eşsiz davetiye

Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt 30 Ağustos etkinliklerine Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ü eşsiz olarak davet etti.

Genelkurmay Başkanlığı'nın evsahipliğinde, Ankara Hipodromu'nda yapılacak resmi geçit töreni sırasında Cumhurbaşkanı Gül de protokoldeki yerini alacak. Ancak Genelkurmay Başkanlığı, hipodromdaki tören çerçevesinde protokol locasını Gül için eşsiz olarak düzenledi. Kara Harp Okulu'nda gerçekleştirilecek mezuniyet töreninde de protokol bölümü yine eşsiz olarak düzenlendi.

30 Ağustos resepsiyonu nedeniyle Kara Kuvvetleri Komutanlığı bahçesinde bu akşam verilecek resepsiyon için Gül'e gönderilen davetiyede de "eşle" ilgili bir ifade yer almadı. Yarın İstanbul'da gerçekleştirilecek Hava Harp Okulu mezuniyet töreni için de Gül'e eşsiz davetiye gönderildi.

Genelkurmay Başkanlığı ayrıca, 30 Ağustos resepsiyonuna AKP, CHP ve MHP'li milletvekillerini davet ederken, TBMM'de grubu bulunmasına karşın hiçbir DTP'li milletvekiline davetiye göndermedi.[2]

Abdullah Gül'ün Hayat Hikayesi

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Türkiye Cumhuriyeti'nin 27. kuruluş yıldönümü kutlanırken, 29 Ekim 1950'de Kayseri'de doğmuştu. Medya müritleri: "Nüfusa kaydettirilmese de, yakınları ona yıllarca 'Cumhur' diye hitap ettiğini yazmaya ve kerametlerini hatırlatmaya koyulmuştu.

İlköğrenimini Kayseri Gazipaşa İlkokulu ve Nazmi Toker Ortaokulu'nda tamamladı.

Üniversitede afişleri duvarlara asıldı

Abdullah Gül, 1968'de İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'ne girdi. Gül, üniversite yıllarında fikri mücadelesini aktif olarak Milli Türk Talebe Birliği(MTTB) çatısı altında verdi. Necip Fazıl'ın yanı sıra, Nurettin Topçu, Sezai Karakoç, Cemil Meriç ve İdris Küçükömer gibi düşünürlerden etkilenecekti. Bu isimlerin temsil ettiği fikir çizgisi, yaşanan olayların etkisiyle siyasi bir kimliğe de bürünecek; Gül ve arkadaşlarının fotoğrafları sol gruplar tarafından duvarlara asılacak, aylarca üniversiteye girmeleri engellenecekti.

Abdullah Gül, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'ni bitirmiş, akademisyen olmuştu. Türkiye'nin ilk akademisyen Cumhurbaşkanı Gül, aynı fakültede önce doktorasını tamamladı, ardından doçent unvanı aldı. Kurulmasına öncülük ettiği Sakarya Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü'nde iktisat dersleri verdi. Yabancı dil eğitimi için İngiltere'ye gitti.

İki kere 'pardon' dediler          

Gül, 12 Eylül 1980 askerî müdahalesinin mağdurlarından biri. Hayrünnisa Hanım'la evlenmesinden birkaç gün sonra tutuklandı. Kısa bir süre sonra da 'yanlışlık oldu' denilerek serbest bırakıldı. 1975 yılında da, arkadaşlarını ziyarete gittiği Vakıflar Yurdu polis baskınına uğrayınca, sorgusuz sualsiz gözaltına alınmıştı. 'Pardon' denilip serbest bırakıldı. 1981'de askerliğini yaptı, 1983'te, 8 yıl kalacağı Suudi Arabistan'a, Cidde'ye gitti. Üniversiteden hocası Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş, İslam Kalkınma Bankası'nın araştırma bölümünün başındaydı. Gül'ün doktora tezi, İslam ülkeleriyle ilgiliydi. Yalçıntaş'ın davetine icabet etti.

'Milli Görüşçü değil' diye istenmedi

Türk siyaseti, Abdullah Gül ile 1991'de tanıştı. MÇP ve IDP ile ittifak yaparak seçimlere giren Refah Partisi, Kayseri'de yeni isimler peşindeydi. Daha doğrusu, bazı mahfiller Milli Görüşü bölmek üzere "yenilikçi hareketin" tohumlarını ekmekteydi. Abdullah Gül 1991'in haziran ayında büyük oğlu Ahmet'in sünnet düğünü için Kayseri'ye gelmişti. Seçimlere üç ay gibi kısa bir süre vardı. RP İl Başkanı ve akrabası olan Şaban Bayrak, Gül'ü milletvekili adayı göstermekte kararlıydı. Kayseri RP teşkilatı, "Kimse tanımaz kendisini, Milli Görüşçü de değil." diye itiraz etti. Bayrak, formülü bulmuştu. Gül bir konferans verecek, örgüt de dinleyecekti. 2 saatlik konferansın sonucunda RP il örgütü onu kabul etti.

Refah Partisi içinde hızla zirveye tırmandı. 1996 Temmuz'unda güvenoyu alan Erbakan başbakanlığındaki RP-DYP koalisyon hükümetinde, devlet bakanı ve hükümet sözcüsü olarak görev yaptı. 28 Şubat sürecindeki duruşuyla 'yenilikçi hareket'in öne çıkan ismi yapıldı. 14 Mayıs 2000'de yapılan Fazilet Partisi kongresine 'yenilikçi' kanadın genel başkan adayı olarak katıldı. Recai Kutan karşısında genel başkanlık yarışını kaybetti. Ancak siyasi gözlemcilere göre kongrenin asıl kazananı 'yenilikçiler'di. 2001 yılı başında CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'a, yıllar sonra da hatırlanacak bir ziyarette bulundu. Türkiye, yenilikçiler kadar Baykal'ın Anadolu Solu'nu da tartışıyordu. Sıcak bir görüşme oldu. Gül, İdris Küçükömer'in izlerini görecekti o günkü Baykal'da. CHP lideri de yakın çevresine Gül ve arkadaşlarının mücadelesini değerlendirirken, "Ben, 16. dereceden emekli memur Hüseyin Hilmi Efendi'nin oğlu Deniz. Biz paşa çocuğu, vali çocuğu değiliz. Abdullah Gül de, ben de bu koltuklara mücadele ile geliriz, kavga ile geliriz!" diyordu. FP kongresi, sonrasındaki gelişmeler, AK Parti'ye giden yolu açtı. 3 Kasım 2002 seçimlerine gidilirken AK Parti Genel Başkanı Tayyip Erdoğan siyasi yasaklıydı. Seçimlerde partisinin başında olsa da milletvekili adayı olamadı. Sandıktan zaferle çıkan AK Parti, tek başına iktidardı. Kayseri Milletvekili Gül de başbakandı. Erdoğan'ın yasağının kalkması ve Siirt'te seçimlerin iptal edilmesi, AK Parti liderini başbakanlığa taşıdı. Erdoğan, spekülasyonların aksine sorunsuz bir şekilde koltuğu Gül'den devraldı. 15 Mart 2003'te devir teslim gerçekleşirken Gül'ün tavrı kamuoyunda takdirle karşılandı. Ama rövanşı acı olacaktı…

AB ve ABD'ye yaradı

Gül, hem başbakanlık hem de dışişleri bakanlığında ABD ve AB'yi çok memnun eden adımlar attı. Türkiye, Gül'ün dışişleri bakanlığı döneminde AB ile tam üyelik müzakerelerine başladı. Önemli uluslararası sorunların çözülmesinde, medeniyetler arası uzlaşmanın sağlanmasında önemli roller oynadı. ABD'nin Irak'ı işgali, terörle mücadele ve ABD ile ilişkiler Gül'ün enerjisini en çok harcadığı konulardı. Türkiye'nin yıllardır izlediği Kıbrıs politikası, Gül'ün döneminde tamamen değişti. Uluslararası mahfiller ve Siyonist lobiler 'çözüm arayan Türkiye'nin izlediği politikayı yakından izlemeye ve hakkını teslim etmeye başladı. İslam dünyasına, 'evin içinden' yapılan 'demokrasi ve şeffaflık' çağrısı şüphe ile karşılandı.

Erbakan'la geç tanıştı yolları erken ayrıldı

Erbakan'la 1991'de kesişen yolları 28 Şubat'tan sonra ayrıldı. Zorla girdiği siyasette 2007'de en üst noktaya ulaştı

Abdullah Gül, 1991'de oğlu Ahmet Münir'in sünnet törenini, memleketi Kayseri'de yapmayı, bu mutlu günü ailesiyle birlikte kutlamayı istedi. Türkiye, tam da o dönemde genel seçim sürecine girmişti. Eşi ve çocukları için Kayseri'ye gelen Gül, burada Refah Partisi İl Başkanı Şaban Bayrak'tan hiç beklemediği bir teklif gelmişti. Abdullah Gül Şaban Bayrak'a şu yanıtı vermişti:

"Param iyi Cidde'den gelmem"

"Siyaseti düşünmüyorum. Suudi Arabistan'da kurulu düzenim var. Orada milletvekilinin üç-beş misli maaş alıyorum." Yani o günlerde bir ideal ve dava adamı gibi hareket etmiyor, parasını ve rahatını düşünüyordu.

ANAP'a da danıştı

1991 yılında ANAP İl Başkan Yardımcısı olan Enver Kemaloğlu'nun kapısını çalan Abdullah Gül ve kardeşi Macit RP'den yapılan teklifi görüşürler. Enver Kemaloğlu o günleri şöyle anlatıyor: "Siyasette daha deneyimli olduğum için bana güvendiğini ve ne yapacağını bilemediğini söyledi. Ben de kendisine 'ANAP burada Bir önceki seçimde 8-0 çıkardı. Sana birinci sıra adaylığını garanti ederlerse mutlaka gir' dedim. ‘Birinci sırada Şaban Abi olur, nasıl söylerim böyle bir şeyi' dedi. Sonra zaten Şaban Bey'in, sırasını ona verdiğini öğrendik."

Hızlı yükseliş

Milletvekili seçildikten sonra, üyesi olduğu Refah Partisi'nin gerçekleşen ilk kongresinde, Genel İdare Kurulu'na seçildi. Gül'ün politikadaki "hızlı yükselişi", 1993'te Parti Genel Başkan Yardımcılığı ile sürdü. Refah Partisi'nin Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olan Gül, "Partinin dışa açılan yüzü" haline geldi.

1995'te RP'den ikinci kez milletvekili seçilen Gül'e bakanlık yolu ise, Refahyol hükümetinin kurulması ile açıldı. Ancak 28 Şubat sürecinin ardından Refahyol koalisyonu dağıldı. Bu süreçte Refah Partisi'nin devamı olan Fazilet Partisi de kapatıldı. Yeni kurulan Saadet Partisi'ne katılmayan Gül, Erdoğan'ın liderliğindeki Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kurucuları arasında yer aldı. Gül, 3 Kasım 2002 seçimlerinde, bu kez AKP'den olmak üzere, dördüncü kez milletvekili seçildi.

Erdoğan'ın Yüksek Seçim Kurulu'nun aldığı karar çerçevesinde milletvekili seçilememesi, partinin diğer güçlü ismi Abdullah Gül'e de "Başbakanlık" yolunu açtı. Gül, Erdoğan'ın yapılan ara seçimle Siirt'ten milletvekili seçildiği döneme kadar 4 ay Başbakan olarak kaldı. Ardından da, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı görevini üstlendi.

Kutan'a karşı aday oldu

Abdullah Gül, 28 Şubat sürecinde Refah Partisi'nin "gençler grubu" içinde yer aldı. RP'nin kapatılmasıyla Fazilet Partisi'ne geçen Gül'ün Erbakan ve diğer "eski kuşak temsilcileri" ile arası açılmaya başladı. Ancak yine de 18 Nisan 1999 seçimlerinde Fazilet Partisi'nden aday olan Gül, üçüncü kez milletvekili seçildi.

Parti'yi "gençleştirmek" ve "güne uydurmak" isteyen genç kuşağın "önde gelen temsilcilerinden" biri haline gelen Gül, bu çabalarında sürekli dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan Tayyip Erdoğan ile birlikte hareket etti. Ekibiyle partinin "ak saçlılar" olarak tanımlanan yöneticileriyle mücadele etmeye başladı.

Gül sonunda, Erbakan'ın ekibine karşı "resmen" bayrak açıp, Fazilet Partisi'ndeki "yenilikçiler" kanadının temsilcisi olarak, 14 Mayıs 2000 tarihli kongrede, Recai Kutan'a karşı genel başkanlığa aday oldu.

Bu durum, 30 yıllık Milli Görüş geleneğinde bir ilk oldu tüm kongrelere "tek adayla giden" MSP-RP ve son olarak Fazilet Partisi'nde ilk kez bir partili, "alternatif aday" olarak ortaya çıktı. Gül, Kongre'de genel başkanlığı kazanamadı. Ancak bu ilginç kongre, Fazilet Partisi'nden de bölünmeyi de "resmileştirmiş" oldu.

Anayasa Mahkemesi'nin Fazilet Partisi'ni de kapatması üzerine, Erbakan ekolünün kurduğu Saadet Partisi'ne katılmayan "Yenilikçi" kanat, kendi partilerini kurma kararı aldı.[3]


[1] Enfal: 29

[2] Vatan / 30 08 2007

[3] Vatan / 30 08 2007

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Bayram YÖNEM

Bayram YÖNEM

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...