Ezra Pound. O samimi bir Hıristiyan'dı. "ABD'nin siyonizmin hizmetkârı ve emperyalizmin zorbası" olduğunu söylediği için, hapishanelere ve akıl hastanelerine gönderilmiş. Ama inancından ve insanlığından taviz vermemiş bir kahramandı.
"Amerikalı "faşist" şair Ezra Pound."diye tanıtılmıştı. Ömrünün son yıllarını ruhsal dengesi bozuk olarak geçirmiş, Sefalete ve sürünmeye mahkum edilmiş bir insandı.
Yirminci yüzyılın edebiyat devleri, şair T.S Eliot'tan Ernest Hemingway'e, İrlandalı romancı James Joyce'a kadar nicelerinin edebiyat dünyasına kazandıran adamdı. Aynı Pound, kapitalizme düşmanlığından, vatanı ABD'ye olan "estetik" nefretinden ve ilk şiir kitaplarından birine İtalyan diktatörü Mussolini'nin önsöz yazmasından dolayı suçlu ilan edilmiş ve dışlanmıştı. İkinci Dünya Savaşı boyunca Roma Radyosu'nun İngilizce propaganda yayınlarında Siyonizm'i kötüleyip "ABD, Yahudilerin esareti altındadır" deyince, Amerikan ordusu tarafından tutuklanmıştı.
Bakmayın siz ona "faşist" dediklerine; edebiyat dünyası, Batılı eleştirmenler, Çin dilini bile bilip çeviriler yapan bu yirminci yüzyılın en modernist ama o ölçüde de gelenekçi şairinin şiirini hala çözmekle uğraşmaktadır.
Ezra Pound Amerikan ordusu tarafından Pisa şehri yakınlarındaki ABD ordu karargâhında özel olarak yapılmış demirden bir kaplan kafesine konup vahşi bir hayvan gibi günlerce dolaştırılmıştı. Bu kampta, kafeste sonbahar ve kış başlangıcında aylarca kalan şair orada aklını kaçırmış ama bugün yirminci yüzyılın en büyük destansı şiiri sayılan Modern Ulysses'i yani "Kantolar" ı yazmıştı. Orada, tuvalet ihtiyacını bile içinde gidermeye mecbur kaldığı kafeste. "Ahh, beyaz göğüslü kırlangıç Allah kahretsin!/Başka kimse haber taşımıyor "diye haykırmıştı. Sonra ülkesine götürülüp yargılanmış ve bir akıl hastanesinde yirmi yıl geçirmeye mahkum edilmiş. On iki yıl sonra, ülkenin önemli aydınları, yazarları ve politikacılarının açtığı af kampanyasıyla serbest kalmıştı.'
Beri tarafta Fetullah Gülen.. Sözde Ilımlı İslam'ın öncüsü çağdaş bir Müslüman!.. Ezra Pound'a hayatını zindan edenler Fetullah Gülen'i saraylarda ağırlıyorlar ve dine hizmet kılıfı hıyanetlerine destek veriyor? Bu bir keramet mi, yoksa kiralık kahpelik mi, kimse sormuyor.
Mehmet Şevket Eygi, Samanyolu TV. Amblemli, Sultanahmet Caminin kubbesine Haç yerleştirilmiş bir "dinlerarası diyalog" çağrısı yapan afiş için hayrette kalıyor ve gayet saygılı ve selamlı bir açıklama bekliyor.[1]
Abdullah Gülün İtirafı, Çifte Standartlığının İlanı mı?
Abdullah Gül‘ün Cumhurbaşkanlığı adaylığı için destek aramak amacıyla attığı turlarda, bekli de, en çarpıcı sözü üzerinde hiç durulmadı. O turlardan birinde, kendisine itiraz ediliyor : " geçmişteki siyasal tavrınız ve düşünceleriniz bizde kaygı yaratıyor" bu itiraza gülümsemekle birlikte, Gül : "Türkiye'nin gücünün iç çekişmelerle azaltılmasına çok karşıyım bunu önlemek için, var gücümle çalışacağım. AB'ye tam üyelik, hukukun üstünlüğüne saygılı, demokratik bir ülke için elimden geleni yapacağım". Karşı taraf üsteleyince: "Ben eskiden de böyle düşünüyordum, ama parti disiplini nedeniyle, gerçek tutumumu gösteremiyordum."
Gül'ün eski ile ve parti disiplini ile kastettiği Refah Partisi dönemidir. Bu sözleri sivil toplum örgütleri senet kabul ediyor ve hatta dışarıya olumsuz görüşme olarak yansıyan bazı ziyaretleri, o kuruluşlar tarafından, "sözünüzde durursanız biz size destek oluruz" gibi, Gül'ü rahatlatan sonuçlara uzanıyor.[2]
Şimdi "Ben Milli Görüş içerisindeyken de, zaten onlar gibi inanmıyor ve düşünmüyordum. Ama, korkumdan bunları açığa vuramıyordum" anlamında itiraflarda bulunan Abdullah Gül acaba:
•1- Prensip ve projelerine inanmadığı Milli Görüş hareketine, sadece makam ve menfaat hatırına mı katılmıştır?
•2- Bu davranışın menfaat tapıcılığı ve sahte tavırlılık olduğunun farkında mıdır?
•3- Mayasında ve karakter hamurunda böylesine huyları ve yamuklukları bulunan insanlara Türkiye'nin teslim edilmesi mantıklı mıdır?
•4- İstismarcılık ve suistimalcilik gibi ahlaki ve psikolojik sorunları olan kişilerin, şu anda da rol yapmadığı, halktan sakladığı ve şahsi çıkarlarını amaçladığı, gizli ve kirli hesaplar taşımadığına nasıl inanılacaktır?
•5- Merak edip soruyoruz:
Abdullah Gül, gerçekten Kur'an'ı ve Rasulüllah'ı esas alan; İslami ve insani hakikat ve hedefleri amaçlayan bir Müslüman mıdır? Yoksa Müslüman halkın sırtından dünyalık heves ve hesaplarına ulaşmaya çalışan ve duruma göre tavır alan bir insan mıdır?
Çünkü Kuran'daki Din ile Gelenek Dini Farklıdır!
Onlar. ‘çirkin bir hayasızlık' işlediklerinde: "biz atalarımızı bunun üzerinde bulduk. Allah bunu bize emretti' derler. De ki: Şüphesiz Allah, çirkin hayasızlıkları' emretmez. Bilmediğiniz bir şeyi Allaha karşı mı söylüyorsunuz?[3]
Ne zaman onlara: Allah'ın indirdiklerine uyun denilse, onlar ‘Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız' derler. Ya atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler?[4]
Kuran'ın göz ardı edildiği bir ortamda gerçek anlamda bir dinin yaşandığını düşünmek imkansızdır. Bu noktada, Kuran'daki din ile halk arasındaki dinin farkını iyi anlamak lazımdır. Şuna çok dikkat etmek gerekir: Eğer din, Kuran'ın uygulanması değil de, atalardan kalma geleneklerin devam ettirilmesi olarak anlaşılırsa, o din artık İslam olmaktan çıkacaktır.
Bugün halk arasında dindar olarak bilinen pek çok insanın Kuran'dan habersiz olması durumun çarpıklığını ortaya koymaktadır. Din, adeta atalardan kalan bir miras olarak devam etmektedir ki bunun Allah Katında herhangi bir değeri olmasını beklemek yanlıştır.
Budistlerden, totemlere tapan Afrika kabilelerine kadar pek çok toplum, dinlerini atadan kalma miras olarak uygulanmaktadır.
Çünkü bu dinlerde amaç, hak dinde olduğu gibi Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak değil, geleneği devam ettirmenin getirdiği nostaljik zevki yaşamak kimi zaman da bazı çıkarlar ve avantajlar sağlamaktadır. Kuran'ın öğrettiği dinde ise amaç Allah'ın rızasıdır. Müslüman kendisine bunu temel almalıdır. Bu konudaki bir ayet konuyu açıklamaktadır:
"Binasının temelini, Allah korkusu ve hoşnutluğu üzerine kuran kimse mi hayırlıdır, yoksa binasının temelini göçecek bir yarın kenarına kurup onunla birlikte kendisi de cehennem ateşi içine yuvarlanan kimse mi? Allah, zulmeden bir topluluğa hidayet vermez."[5]
Ayetten de anlaşılacağı gibi, Allah rızası üzerine kurulmamış bir iman, bunun üzerine bina edilmemi bir din anlayışı makbul olmadığı gibi korkunç bir sona kaydırmaktadır.
Çoğu kimsenin din hakkında bildikleri, aslında geleneksel din hakkında sahip olduğu kanaatlerdir. Geleneksel din ise, türlü kerametlerden, sayısız batıl inanç ve törenlere kadar uzanır. Aslında pek çok ki i, bu geleneğin birtakım mantıksızlıklara dayalı olduğunu anlamaktadır. Ama olayın doğrusunu araştırma gibi bir zahmete de girmek istemediğinden, başta değindiğimiz "dinden olabildiğince uzak kalmaya çalışmaktadır". Hatta din dışı fakat gelenek içinde din olarak tanıtılan bu tür safsataların varlığı, onun dinden kaçması için de kendince bir tür meşru mazeret oluşturmaktadır.
Ama bu insan yanılmaktadır.
"Dediler ki: ‘(Bütün olup biten ) Bu dünya hayatımızdan başkası değildir, ölürüz ve diriliriz; bizi kesintisi olmayan zaman' (dehrin akışın) dan başkası yıkıma (helake) uğratmıyor. Oysa onların bununla ilgili hiçbir bilgileri yoktur; yalnızca zannediyorlar."[6]
İnsanlardan kimi, hiçbir bilgisi, yol gösterici ve aydınlatıcı kitabı olmaksızın Allah hakkında tartışır-durur.[7]
Bir kimsenin din ahlakından uzak kalmasının altında yatan nedenleri anlayabilmek için bu kişinin İslam ve Müslümanlar hakkında o güne kadar edindiği izlenimlere, ön yargılara göz atmak gerekir. Burada, "tümüyle dinsiz" ya da "ateist" kişilikler üzerinde durmayacağız.
Sözünü edeceğimiz model, özellikle içinde yaşadığımız toplumun bir ürünü olan ve Müslüman sanılan "Dinden uzak" insan modelidir.
"Dinden uzak" yaşayan insan modelinin en önemli özelliği, başta da belirttiğimiz gibi cahili toplumun telkinleri doğrultusunda hareket etmesidir. Bu insan, hemen her davranışını çoğunluğa uyma psikolojisi ile belirler. Bu psikoloji şüphesiz onun dine karşı olan bakış açısını da şekillendirir.
Din hakkındaki tüm düşünceleri, ona çevresi tarafından aşılanmıştır. Kuran'ı hayatında bir kere bile okumadığından ve tavsiye edilse bile "bir sürü dini kitap okuyorum muhterem zatları dinliyorum" diyerek okumaya gerek duymadığından küçüklüğünden beri edindiği kulaktan dolma, ‘nineden-dededen" duyma veya tarikat ve cemaatinden bulaşma ‘bir yapı din" ya da "Müslümanlık" adı altında hafızasına kazınır.
Dindarlık kılıfındaki şahısları, tarikatları ve hocaları öne süren; Müslümanları, kimi zaman vahşi, saldırgan, çağdışı, fanatik, ilkel, kimi zaman da uyuşuk, pasif, dünyadan kopmuş, umursuz, topluma ve olaylara karşı ilgisiz, duyarsız insanlar olarak lanse eden medyanın ve belirli kesimlerin telkinleri sonucu, İslam'ı artık yeterince tanıdığını sanır. Hatta dost meclislerinde din, İslam hakkında konuşmalar yapabilecek, çağdaşlık, modernlik, batı, vs. gibi beylik konular hakkında fikir beyan edecek kadar kendine güveni geldiğini hisseder. Kendisiyle aynı görüşe sahip kimselerle karşılaştıkça bu güveni daha da artar. Vicdanından geriye kalanları da bu güvenle bastırır.
Fetullah'ın fetvasıyla yapılan Irak vahşetinin utandıran sonuçları:
Çocuklarını doyurmak için fahişelik yapıyorlar
Irak'ta çok sayıda kadın bir yandan şiddet, diğer yandan ekonomik zorluklar sebebiyle fahişeliğe zorlanıyor. Süha ve Kerime adındaki Iraklı iki kadın, geçimlerini sağlamak için yaptıkları fahişelikten günde 8 dolar kazanıyor. Amerikan CNN televizyonuna yüzlerini gizleyerek konuşan Iraklı iki anne, fuhuş yaptıktan sonra kazandıkları parayla çocuklarına mama aldıklarını belirtti. Eşi işsiz olan Süha, "Herkes kötü yola düştüğümüzü söylüyor, ama kimse neden buna mecbur kaldığımızı sormuyor" diyor. Süha'nın eşi ise aslında fahişelik yapan karısının evlere temizliğe gittiğini sanıyor. Süha, "Eğer çocuklarım doktora götürecek kadar param yoksa, onları korumak için ne gerekiyorsa yaparım, çünkü ben bir anneyim. Başka ne olduğumun ya da ne kadar yoldan çıktığımın bir önemi yok. Ben bir anneyim!" diye konuşuyor. Kerime ise eşinin 9 ay önce ölmesinin ardından beş çocuğunun bakımı için bu işe başladığını söylüyor. Bunları anlatırken ağlayan Kerime, "Eğer bunu yaparsam onların karnını doyurabilirim. Her şey çocuklarım için. Onlar hayatımdaki tek güzellik. Onlar olmadan yaşayamam" diyor.
Rüzgâr Soğuk Esti!
GATA'daki işaretler?
Cumhurbaşkanı GATA'daki törendeydi. Bazı gazete ve TV'lerin görmezden geldiği ilk izlenimler şudur:
1) Konuşan komutanlar Sayın Cumhurbaşkanım yerine, Sayın Cumhurbaşkanı ifadesini kullanmıştır.
2) Orgeneral Büyükanıt geçen yıl yaptığı gibi Gül'ü selamlamamıştır.
3) 28 Şubat'ta tankları yürüten isim olan Ceylanoğlu Paşa'nın, sadece Büyükanıt Paşa'yı selamlaması manidardır.
4) Salon Gül'ü çok cılız alkışlarken, Büyükanıt'a adeta tezahürat olmuştur.
5) Cumhurbaşkanı ve Başbakan salona eşlerini getirmemiştir…
Bütün bu fotoğrafların yorumu şudur: Kuşkusuz bunlar belki ayrıntıdır ancak, askerin Abdullah Gül'ü kabullenmekte zorlandığı vakıadır.. Dünün GATA fotoğrafı, adeta iki ayrı devlet fotoğrafı gibiydi.. Belki hadise yeni olduğu için tepkiler sıcaktır ama dünkü görüntü 11. Cumhurbaşkanıyla TSK'nın arasında, daha bir süre soğuk rüzgarların eseceği çizgilerini taşıyordu.
Gül'ü Seçerek Meydan Okudu
Gül'ün kamuoyunun karşı çıkmasına rağmen Türkiye'nin 11. Cumhurbaşkanı seçilmesi, dış dünyada geniş yankı buldu. Gazeteler, "Atatürk'ün vizyonundan kopuş" yorumunda bulundu.
Seçim dünya basınında
Türkiye'nin 11. Cumhurbaşkanı'nın Abdullah Gül olması, dünya basınında geniş yankı buldu. İngiltere'den Amerika'ya, Malezya'dan Katar'a kadar dünyanın önde gelen tüm yazılı ve görsel basın kuruluşları, Gül'ün Cumhurbaşkanlığı'na ve seçim sürecine geniş yer verdi. En ilginç yorum ise Financial Times gazetesinden geldi: AKP, Abdullah Gül'ü Cumhurbaşkanı seçerek orduya meydan okudu. Gül'ün başarısı, Türkiye'de demokrasi için bir zafer ama Atatürk'ün vizyonundan da kopuş anlamına geliyor. İşte dünya basınında Gül'le ilgili öne çıkan bazı yorumlar:
Financıal Times: "Atatürk vizyonundan kopuş"
Adaylığı daha önce bir krize neden olmasına rağmen AKP, Gül'ü Cumhurbaşkanı seçerek orduya meydan okudu. Gül, Türkiye'nin laik yasalarını koruma sözü veriyor ama generaller töreni boykot ediyor. Cumhurbaşkanı eşleri yemin töreninde hazır bulunmasına karşın, Hayrunnisa Gül bu geleneği bozuyor. Gül'ün siyasi kişiliğinden kuşku duyan laik kesim, eşinin taktığı başörtüsüne neredeyse daha da güçlü bir muhalefet gösteriyor. Gül'ün başarısı, Türkiye'de demokrasi için bir zafer ama Atatürk'ün vizyonundan da kopuş anlamına geliyor. Atatürk'ün Türkiye vizyonunda derin bir değişimin işareti.
The Independent: "Kaygılar boşa çıktı"
Laikliğin ve İslam'ın kavşağında bir cumhurbaşkanı. Modern devlet anlayışı ve demokrasinin İslam'la birlikte yaşayabileceğini göstermek için Gül'ün eline bir fırsat geçti. Ayrıca ordu, müdahale edeceği korkularının boş çıkmasından memnun.
The Daily Telgraph: "Batı destek vermeli"
Yeni bir darbe olasılığından duyulan kaygılar boş değil. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin müdahalesi, çılgınca ve gereksiz bir karar olur. Gül'ün seçileceği önceden belli olmuştu ama yine de Türkiye'nin laik yerleşik düzeninde dünkü oylama şok dalgaları yarattı. Abdullah Gül'e bir fırsat verin. Gül, Batılı ülkelerin Müslüman dünyada desteklemesi gereken siyasetçi tipi; demokratik seçimle işbaşına gelmiş İslami bir lider.
Liberation: "Ordu son uyarıyı yaptı "
Liberation, "Gül'ün devlet başkanlığında güç bahsi" başlıklı yazısında, "Gül İslamcı geçmişini unutturmak için diplomatik kabiliyetini kullanmak zorunda. Ordu da yeni bir bildiriyle son bir uyarı daha yaptı" diyor.
Le Monde: "Elitleri endişelendiriyor"
Le Monde'da yer alan yorumda, "Gül, laik Türk elitleri hem endişelendiren hem de onlara güven veren eski bir İslamcı.
Wail Street Journal: "Hükümetin büyük zaferi"
Wail Street Journal gazetesi de Gül'ün Cumhurbaşkanı olmasının hükümet için büyük bir zafer olduğu değerlendirmesini yaptı.
Ingiliz Times: "Laik paranoyayı tetikledi"
Ingiliz Times gazetesinde, Gül'ün seçiminin "laik paranoyayı tetiklediği" yorumu yapıldı.
İnternational Herald Tribune: "84 yıllık laik gücü kırdı"
International Heraid Tribune gazetesi de "İnanç adamı Türkiye'nin dizginlerini eline aldı" başlıklı haberinde Gül'ün ‘laikçi'lerin 84yilık iktidarını kırdığını belirtiyor.
Le Figaro: "Bağlılık yemini etti"
Le Figaro, "Gül, laik cumhuriyete bağlılık yemini etti." derken La Croix da "Türk diplomasi şefi Gül, parlamento tarafından devlet başkanı seçildi" yorumunu yapıyor.
Die Welt: "Gül hedefine ulaştı"
Die Welt gazetesi, Gül'ün Köşk'e çıkmasını, "Abdullah Gül hedefine ulaştı" başlığı ve Gül'ün bir fotoğrafıyla baş sayfadan verdi.
Bild: "Dinine çok sıkı bağlı"
Bild gazetesi de Gül'ün Cumhurbaşkanı seçilmesini baş sayfadan verdi. Haberde, Türkiye'nin ilk kez, dinine çok sıkı şekilde bağlı olan bir cumhurbaşkanına sahip olduğunu yazdı.
"Türkiye, sınır taşını geçti"
Türkiye'yi "İslamcı bir gelecek mi bekliyor" başlıklı haberde, ordunun da Gül'ün zaferini kabul etmiş göründüğü ifade edildi. Ve Türkiye, siyasi bir sınır taşını geçti yorumu yapıldı.
The New York Times: "ABD'ye siyah başkan gibi"
Gül, laik yapının 84 yıllık iktidar tekeline son vererek Cumhurbaşkanlığı'na seçildi. Bu gelişmeyle, Anadolu'nun bağrından gelen yeni bir dindar, orta sınıf laik devletin merkezine yerleşti ve Türkiye'deki güç hiyerarşisi bozuldu. Bundan 10 yıl önce Gül' ün Cumhurbaşkanlığı'na adaylığı bile düşünülemezdi, Gül'ün seçilmesi, bir siyahın ABD başkanlığına seçilmesine eşdeğer, Gül, kendisinden kuşku duyan çevreleri ikna etme sınavıyla karşı karşıya. Askerin Gül'e sözlü olmayan tepkisi çok soğuk. Başkomutan Gül'ün yemin törenine hiçbir askeri yetkilinin katılmaması enteresan.
The Washington Post: "Ordu ya darbe yapacak, ya da alışacak"
Kökleri siyasi İslam'da olan kıdemli politikacı Abdullah Gül, ordunun itirazlarına karşın Parlamento tarafından Cumhurbaşkanlığı'na seçildi, Bu gelişme orduyu bir tercih yapma noktasına getirdi. Ya hükümeti bir darbe ile devirecek, ya da İslam dünyasının en sert laik devletinde yükselen siyasi İslam'a alışacak. Böyle bir ortamda seçilen Gül, yaptığı ilk konuşmada özellikle laikliğe vurgu yapmasına rağmen gerginlik sürüyor. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın seçimden bir gün önce açıklama yapması ve komutanların Gül'ün yemin törenine katılmaması da dikkat çekici.
The Guardian: "Avrupa Birliği, Abdullah Gül'e güveniyor"
İslamcı kökleri nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Abdullah Gül'e yönelik şüphelerine karşın, Dışişleri Bakanı olarak AB içindeki meslektaşları kendisine güveniyor. Gül'ün seçilişi, Türkiye'nin cumhuriyet tarihinde belirleyici bir dönüm noktası. Verdiği tarafsızlık sözü, kuruluşundan beri içinde yer aldığı AKP'den ayrılmayı planladığını gösteriyor. İlk önemli sınavı, Başkomutan sıfatıyla 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamalarında olacak. Yanına başörtülü eşini de alarak generallerin öfkesini üzerine çekmeyi göze mi alacak? İşte büyük soru bu.[8]
Gülen'den İlanlı Kutlama
ABD'de yaşayan Fethullah Gülen, Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı seçilmesi nedeniyle gazeteye tebrik ilanı verdi: "Vatanımıza ve milletimize hayırlı olsun"
ABD'de yaşayan Fethullah Gülen, 11. Cumhurbaşkanı seçilen Abdullah Gül'ü verdiği gazete ilanıyla kutladı, "Şahsına tevdi edilen bu önemli devlet başkanlığı görevinde zat-ı âlilerini tebrik eder, vatanımıza ve milletimize hayırlı olmasını dilerim" dedi.
Gülen, dünkü Zaman gazetesinde yayımlanan ilanda, Abdullah Gül'ün özel hayatında samimi ve mütevazı, devlet riyasetinde de vatanperver ve saygın devlet adamlığı ve kişiliği ile kendisini millete kabul ettirdiğini belirtti. Gülen'in tebrik ilanı şöyle devam etti:
"Sayın Gül Beyefendi'nin Meclis'te görev yapan vekillerin ekseriyetinin ittifakıyla Cumhurbaşkanlığı makamına layık görüldüğünü öğrenmiş bulunmaktayım. Şahsına tevdi edilen bu önemli devlet başkanlığı görevinde zat-ı âlilerini tebrik eder, vatanımıza ve milletimize hayırlı olmasını dilerim."
AKP'ye Yakın Basın Sezer'i Eleştirdi
Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı seçilmesi, AKP'ye yakın gazetelerde sevinçle karşılandı. "Çankaya'da Gül devri başladı" manşetleri atan muhafazakâr basın, 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer için de "Nihayet gitti" haberleri yaptı. AKP'ye yakın gazetelerde yer alan haberler şöyle:
Vakit: "Çankaya'da Gül Devri Başladı" sürmanşeti altına daha büyük puntolarla "Cumhurbaşkanına kavuştu" diyen Vakit, haberinde "7 yıl 3 ay 11 gün boyunca 'kamusal alan bekçiliği' yapan A. N. Sezer gitti, yerine 'halktan biri' olan Abdullah Gül geldi" vurgusunu yaptı.
Yeni Şafak: "Gül gibi başladı" manşetini atan Yeni Şafak'ın politika sayfasında, "Sezer icraatlarıyla çok tartışılacak" manşetiyle, Sezer'in cumhurbaşkanlığına ilişkin eleştirel haberler yayımlandı.
Zaman: "Çankaya'da Gül dönemi" manşetini atan Zaman gazetesinin iç sayfalarında Sezer için, "Sivil toplum: Sezer, toplumu kucaklayamadı" başlıklı bir haber yayımlandı.
Bugün: "Cumhur Köşk'te" manşeti atan Bugün gazetesi, haberi "Halkın iradesine Meclis saygı gösterdi" yorumuyla verdi.
İlk Gece Kabul Edilen Gazeteciler Tartışma Yarattı
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Çankaya Köşkü'ndeki ilk akşamında verdiği ve TBMM Başkanı, Başbakan, bakanlar, Kayseri milletvekilleri ile iş dünyasından bazı isimlerin kutlamalarını kabul ettiği resepsiyonda basından sadece Fehmi Koru (Yeni Şafak), Ali Bayramoğlu (Yeni Şafak), Murat Çelik (Bugün), Selahattin Sadıkoğlu (Bugün) ve Nazlı Ilıcak'ın (Sabah) bulunması dikkat çekti.
'Ayrım yapılmıyor'
Söz konusu gazetecilerin hepsinin Gül'ün adaylığını destekleyen medya organlarından olması tartışmalara yol açtı.
Gül'e yakın kaynaklar ise konuyla ilgili olarak şu bilgileri verdiler:
"Gazeteciler arasında ayrım yapılan bir davet kesinlikle söz konusu değildi. Bu gazeteciler eski RTÜK Başkanı Fatih Karaca'yla birlikte, onun arabasında toplu olarak Çankaya Köşkü'ne konvoyla birlikte girdiler. Daha sonra haber verilen bazı isimler ise resepsiyonun bitimine kadar Köşk'e yetişemediler."
Aynı kaynaklar, Cumhurbaşkanı Gül'ün yakın bir zamanda gazetecilerle toplu halde bir araya gelmeyi planladığını kaydetti.[9]
Dünden Bugüne Abdullah Gül!
AKP'nin oylarıyla Çankaya Köşkü'ne çıkan Gül'ün hayatı iniş çıkışlarla dolu. Refah Partisi sıralarında vekillik yaptığı dönemlerde, Anayasa'nın başlangıç maddeleri ve Ne Mutlu Türk diyene sözünü ilkellik olarak gören Atatürk ilke ve devrimlerinin halka zorla dayatıldığını ifade eden, Laikliğin Türkiye'nin varlığını tehdit ettiğini öne suren 11. Cumhurbaşkanı, şimdi karşı olduğu tüm bu kavramları korumaya yemin etti. İşte Gül'ün dünü, bugünü:
Dün: Türkiye'de Rejim 70 Senedir Halka Düşman
Şimdi halkına zıt, halkı ile barışık olmayan, ona düşman bir sistem bu sistemdir ki, bizi bugün Türkiye'nin ve ülkenin bütünlüğünü konuşmaya getiren, onu gündem noktası haline getiren böyle bir sistem içerisindeyiz doğrusu, 70 senedir. İşte bunun içindir ki bugün bu milletin bir parçası olan, senelerdir beraber olduğumuz bazı insanlar ayrılıkçı mücadele içerisine girmişler, bunu dernek onları haklı gösterir bir ifade kesinlikle anlaşılmasın, fakat bu işte, bu içinde bulunduğumuz düzenin, sistemin ne derseniz deyin bunların ortaya çıkardığı neticeler, yani sistem 70 sene içinde, bırakın büyümeyi Türkiye'nin maddi ve manevi olarak halkını daha refaha daha zenginliğe ulaştırmayı ve bu şartlar altında bütünlüğü bile koruyamaz, ülke bütünlüğünü bile, memleket bütünlüğünü bile tehlikeli duruma getirir hale gelmiş böyle bir sistem.
Bugün: Biz Bu Cumhuriyeti Kolay Kurmadık
Cumhuriyetin kurucusu Büyük Atatürk'ün koyduğu, ‘Türkiye Cumhuriyeti'ni muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarma' hedefi daima aklımızda olmalı. Biz bu Cumhuriyeti kolay kurmadık, bugünlere zahmetsiz gelmedik. Cumhurbaşkanı devle ün başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyeti'ni ve Türk milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, devlet organlarının düzenli çalışmasını gözetir. Bunları yerine getirmek, bir anayasal gerekliliktir.
Dün: Anayasanın Başlangıç Maddeleri Çok İlkel
"Şimdi, soruyorum, hepinize soruyorum; hangi demokratik ülkenin, hangi Avrupa ülkesinin anayasasının başlangıcında bu tip ilkel -evet, söylüyorum- maddeler vardır; soruyorum. Bu, ancak, Baas anlayışıdır. Evet, bu tip yazılmalar, kompozisyon yazan çocukların yazdığı şeylerdir. (…) Böyle anayasa olmaz; anayasalar, açık, net olmalı; yoruma girici anayasalar olmaz; bunlar, kelime oyunları; ben, bunu söylüyorum size.[10]
Bugün: Değişmez Hükümleri Koruyacağım
Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir. Anayasamızın değişmez hükümleriyle belirlenmiştir; bu nitelikler bir bütündür ve her biri hiç kuşkusuz Cumhuriyetimizin temel değerleridir. Bu ilkelerin hepsini, hiçbir ayrımcılığa tabi tutmadan savunmak ve her fırsatta güçlendirmeye çalışmak azmi ve kararlılığı içinde olacağım. Bizi millet yapan değerler yerli yerinde ise, anayasal düzenin temel ilkeleri yerleşmiş ve herkes tarafından gözetiliyor ise, böyle bir ortamda, farklılık ve çeşitliliklerimiz bizim için zafiyet unsuru değil, aksine en büyük zenginliğimiz olacaktır. Bu gerçeği görebilirsek, birlik ve beraberliğimizi, dirlik ve düzenimizi daha da sağlamlaştırabiliriz. Demokratik kültürümüz çoğulculukla beslendiği oranda, değerlerimize sahip çıkabiliriz"
Dün: Laik Devleti Değiştireceğiz
(Guardian Gazetesi 1995) Türkiye'nin bütünlüğünü tehdit eden, en ziyade tahribatı vermiş olan, sistemin ilkelerinin birisi de laiklik ilkesidir. * Ne mutlu Türk'üm diyene lafını, tutup her yere yaza yaza ve bunu özellikle hiç olmayacak yerlere yaza yaza, Türkiye aslında ilkel bir hale dönmüştür.. * Cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devrimcilik, devletçilik ve laiklik; bu millete, zorlatma şeklinde dayatılmış * Milliyetçilik maalesef bir nevi bir ırkçılık şeklinde devam etmiştir.[11]
Bugün: Laiklik İlkesinin Değerini Kavrayalım
Cumhuriyetimizin temel ilkelerinden laiklik, bir hak ve Özgürlükler sistemi olan demokrasi içerisinde farklı hayat tarzları için özgürleştirici bir model olduğu kadar, bir sosyal barış kuralıdır da… Yalnız bu kadar da değil; hemen her toplumda zaman zaman baş gösteren çatışma ve kavga unsurlarını daha baştan ortadan kaldırmanın en kestirme yolu da yine laiklik ilkesine bağlılıktır. İçinde yer aldığımız coğrafyaya özgü gerçekleri ve hassasiyetleri düşündüğümüzde, din ve vicdan özgürlüğünü de içinde barındıran laiklik ilkesinin değerini daha iyi kavramış oluruz.
Dün: AB Hıristiyan Kulübü Bunu Herkes Biliyor
"Aslında Gümrük Birliği'ne, Türkiye'nin gayretleriyle girilmedi. Türkiye'nin AB'ye giremeyeceği kesindir; bunu Avrupalılar söylemektedir. Çünkü Avrupa Birliği bir Hıristiyan birliğidir. Bunu Avrupa'da herkes söylüyor, herkes biliyor. ‘Avrupa Parlamentosu'nda (AP), Türkiye'de bölücülüğün, otonom idarelerin nasıl istendiğini göreceksiniz. Fakat Türkiye'de, bu milletin Müslüman'ca yaşaması söz konusu olduğunda, köktendincilik denilecek; Avrupa, budur."
Bugün: AB Yolunda Devam
"3 Ekim 2005 tarihinde tam üyelik müzakerelerine başladığımız Avrupa Birliği yolunda kararlı bir biçimde ve kendi irademizle yürümeye devam etmeliyiz. AB üyeliği hedefi, siyasi ve ekonomik reformları daha ciddi bir kararlılıkla gerçekleştirmemiz, ülkemiz için gereklidir.
Dün: 1940'a Rahmet Okuttunuz
28 Şubat süreci, imam hatip okullarını kurutmak adına yapılmıştır. (…) Evet, bütün bunların faturasını sizler ödeyeceksiniz Anavatan Partililer. (…) 1940'lı yıllara rahmet okuttunuz. Din eğitimine, Kuran öğretimine vurduğunuz bu darbeyle, elli sene sonra, 1940'lar Türkiye'si yeniden hortlatılmıştır."[12]
Bugün: TSK Bekamızın Garantisi
"Bunun için de bu hafta boyunca kutlayacağımız zaferlerimizi borçlu olduğumuz, dünyanın takdir ve gıptayla baktığı, bağımsızlığımızın sembolü, güçlü, modern ve etkili Türk Silahlı Kuvvetlerinin caydırıcılık gücünün yüksek tutulması, ulusal bekamızın kaçınılmaz gereğidir.
Dokunulmazlığı Kalktı, Yargılansın
İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Cengiz, Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı seçilmesinden dolayı dokunulmazlığının kalktığı gerekçesiyle hakkındaki fezlekenin işleme konularak yeniden soruşturma başlatılması talebiyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurdu. Abdullah Gül'ün, Cumhurbaşkanı seçilmesiyle milletvekilliği ve bakanlık görev ve sıfatlarının sona erdiğini hatırlatan Cengiz, "Gül hakkında ‘evrakta sahtecilik' suçundan başlatılan, ancak milletvekili dokunulmazlığı dolayısıyla durdurulan soruşturma sürdürülmelidir. Gül ile hukuken aynı fiili işlemiş diğer sanıkların cezaları kesinleşmiştir. Gül ise dokunulmazlığa sahip olduğu gerekçesiyle diğer sanıklar gibi yargılanmamıştır. Dokunulmazlık nedeniyle bekleyen soruşturmanın hemen bugünden itibaren başlatılması gerekmektedir" diye konuştu. Cengiz, daha sonra Ankara Adliye Sarayı'na giderek, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül hakkındaki soruşturmanın sürdürülmesi talebiyle dilekçesini, Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Hüseyin Boyraz'a verdi.
[1] 19 Ağustos 2007 / Milli Gazete
[2] 23 Ağustos 2007 / Hürriyet / Yalçın Doğan
[3] Araf: 28
[4] Bakara: 170
[5] Tevbe: 109
[6] Casiye: 24
[7] Hac: 8
[8] 30.08.2007 / Yeni Çağ
[9] 30.08.2007 / Milliyet
[10] (8 Haziran 1995 -TBMM)
[11] (Türkiye Gönüllü Kültür Teşekkülleri- 1993)
[12] (31 Mart 1998)

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
Makalenin içeriği son derece öğüt verici ders verici tefekküre boğucu uyanık olmamızı ve böylesi bir…
Dışına aldanmayın, bozuk içleri Derlenip def ederiz, soysuz hiçleri Kâfirler ürkütemez, Milli güçleri Eba Eyyub,…
Siyonist işbirlikçilerinin, "ABD'nin ırak'ta savaşan kahraman bay ve bayan askerlerin en az zayiatla ülkelerine mümkün…
Ahmet Hoca haykırır; duyarsız insan Anlamaz duygularım, ayarsız insan Akıl vicdan Kur’an’a, uyarsız insan Sultan…
MİLLİ ÇÖZÜME TAVIR ALANLARA KÜÇÜK BİR HATIRLATMA! Milli Çözüm; Kutuplaştırılmış toplumları barıştırarak yaşanabilir bir Dünya…
Siyonizm'in İran'a 4 bir yandan saldırdığı ve tüm vekil güçlerini bu yolda kullandığı şu dönemde…
Sivil Savunma = Kuvayı Milliye; yani Halkın Silahlı Gücü.Dünyada ve bölgemizde yaşanan çok tehlikeli olayların…
İnsanlar duymak istedikleri şeyler söylendiğinde, bunları yalan olarak görmeme eğilimine kaymıştır. İnsanların büyük bir kısmı…
Gerçeğe dönülmediği takdirde batılıların ülkemizi saha savaşı ile değil ekonomik savaşla,daha çok borca sokarak yeraltı…
ÜLKEMİZİN HER VATANDAŞINI (hain olmadıkça) SEVERİZ ANCAK "TOPRAK KAYIYOR TOPRAK" GERÇEĞİNDEN HAREKETLE VATANIMIZI DAHA ÇOK…