Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Yusuf Halaçoğlu'nun:
"PKK'ya çalışan ve Kürtçülüğü aşılayan ve kendilerini Kürt olarak tanıtan bazı kesimler… Ve yine "Aleviliği azınlık sayan, İslam'la alakası bulunmadığını savunan ve bölücülük yapan bazı kimseler, Ermeni ve Yahudi kökenli ve kirli niyetli kişilerdir" biçiminde açıklanması gerekirken,
"Kürtlerin ve Alevilerin hepsi Ermeni kökenlidir" şeklinde istismar edilmeye müsait ifadelerle çarpıtılıp aleyhinde kullanılması ve bir karalama kampanyası başlatılması, hem bir talihsizliktir, hem de tehlikelidir.
İhanet sarmalı büyüyor
İçerideki köşk kavgasından yararlanan hainler Türkiye karşıtı kampanyalarını hızlandırdı. Hep yanımızda yer alan Yahudiler, Ermeni tarafına geçti. AB, Patriği koz olarak kullanırken, Barzani ve Rumlar da ihanet zincirini genişletti
Türkiye aylardır Çankaya Köşkü, seçimler ve hükümet kurma çalışmalarına odaklandı. Gündem iç gelişmelere kilitlenince, dışarıdaki ‘sözde' dostlar da fırsatı kaçırmadı. İçeride artan Cumhuriyet değerleri ve laiklik etrafındaki endişelerden kaynaklı tartışmaları fırsat bilen bazı odaklar, sözde soykırım iddialarından ekümenikliğe, Kıbrıs'tan kurmayı hayal ettikleri Kürt devletine kadar pekçok konuda harekete geçtiler. ABD'deki Yahudi lobisi, Ermeni diasporasıyla aynı hatta buluştu; AB yetkililerinden ‘Patriğin ekümenikliği kabul edilmeli' açıklaması geldi. Rumlar, Kıbrıs konusunda AB'yi yeniden sıkıştırma planları yaparken, terör örgütü PKK'yla işbirliği gün yüzüne çıkan peşmergebaşı Mesut Barzani de Türkiye'ye yönelik hakaretlerine yenilerini ekledi. Cumhurbaşkanı seçilen Abdullah Gül'ün Köşk sürecine odaklanması nedeniyle Dışişleri'nden de bu gelişmelere en üst düzeyde tepki verilemedi.
İşte, Türkiye etrafındaki tehditleri bir adım daha büyüten o gelişmeler…
Ermeni-Yahudi ittifakı
Ermeni diasporasının yıllardır sürdürdüğü sözde Ermeni soykırımı iddialarına karşı ABD'de Türk tezlerine destek verdiği belirtilen Yahudi lobisi, son dönemde farklı bir tavır içine girdi. Gündeme getirilen tasarıların Kongre ve Temsilciler Meclisi'nden geçmemesinde etkili olan Yahudi kuruluşlarından Anti-Defamation League (ADL) şaşırtan bir dönüşle "1915'teki olaylar soykırımla eşdeğer" açıklaması yaptı. ADL Ulusal Direktörü Abraham Foxman'ın dil sürçmesi olarak nitelenen sözlerin ardından önce özür dilemesi, ardından da ifadelere sahip çıkması kafaları karıştırdı. Önümüzdeki dönemde Ermeni grupların, destekçisi bazı senatörler vasıtasıyla yeni düzenlemeleri gündeme getirmesi bekleniyor. Bunlara Yahudi lobisinin destek vermesi ise ABD'de sözde Ermeni soykırımı iddialarının kabul edilmesi ve hatta iddialara karşı çıkanlara ceza verilmesini gündeme getirebilecek. Ermeni-Yahudi ittifakına karşı Ankara'nın girişimleri ise sınırlı kaldı.
Ekümeniklik özlemleri
Türkiye'deki tartışmaların gölgesinde bir başka dikkat çeken çıkış AB'den geldi. AKP'nin tam üyelik müzakerelerini hızlandırmayı planladığı AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Ollie Rehn, Kurtuluş Savaşı'nda zaferin yolunu açan Büyük Taarruz'un yıldönümü olan 26 Ağustos'ta, Patrikhane konusuna karıştı. Yunan Milletvekili Antonios Trakatellis'in soru önergesini yanıtlayan Rehn, "Patrik ve Patriklik, kiliseyle ilgili ekümenik unvanını kullanmada özgür olmalıdır" diyerek Lozan Anlaşması'yla netleştirilen patrikhaneye yeni statü öngörme cüreti gösterdi. Türkiye'deki gayrımüslim dini cemaatlerin tüzel kişilik edinebilmelerinin sağlanmasını isteyen Rehn'in sözleri, gündem içinde adeta eritildi.
Barzani'nin hain planı
ABD ve AB odaklı tartışmaların yanı sıra, bir dönem Türkiye sayesinde yaşamını sürdürebilen peşmergebaşı Mesut Barzani de hain çıkışlarını artırdı. Türkiye'nin içe döndüğü bir dönemde özellikle Kerkük'le ilgili yeni planlarını devreye sokan Barzani, hayali olan devleti kurabilmek için iftiralarını peşpeşe sıralamaya başladı. Son olarak "Türk Ordusu, Kuzey Irak'ta Napalm bombası kullanıyor" iftirasını ortaya atan Barzani, "Bu kadarına da pes" dedirtti. ABD ve batının desteğini alabilmek için inanılmaz söylemlerle tansiyonu yükselten Barzani, Irak Devlet Başkanı sıfatıyla hareket eden Celal Talabani'yle de aynı paralelde buluştu. Tüm bu gelişmelere ve açıklamalara karşın içe dönen Türkiye'nin tepkisi sınırlı kaldı. Sınır ötesi operasyon planlarını rafa kaldıran AKP Hükümeti'nin ardından, Cumhurbaşkanı seçilen Abdullah Gül de, 3 yıldır Ankara'dan davet alamayan Talabani'yi önümüzdeki dönemde ağırlamaya hazırlanıyor.
Rumlar yeni plan hazırlığında
Rumlar ise Türkiye'deki gelişmeleri yakından izliyor. Geçmiş dönemde AB üzerinden Türkiye'yi sıkıştırmaya kalkan, bununla da yetinmeyerek Doğu Akdeniz'de petrol anlaşmalarına bile girişen Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, önümüzdeki dönemden itibaren yeni planlarını devreye sokacak. Rumların, yine Türkiye'nin AB'ye tam üyelik müzakerelerini koz olarak kullanacakları ve Ankara'dan havaalanı ve limanlarını Rum uçak ve gemilerine açtırarak kendilerini tanıtma yolunu izleyecekleri belirtiliyor. Taleplerin, Türkiye'nin müzakerelerini kilitlemeye kadar uzanabileceği iddia ediliyor.
Tüm bu gelişmeler karşısında yeni Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve yeni AKP kabinesinin nasıl bir tavır takınacağı ise merak konusu…[1]
Halaçoğlu'nun açıklamaları…
Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu'nu kabul edecek bir ülke bulmak gerekiyor. Zira Halaçoğlu, İsviçre'de konuşuyor, "Ermeni katliamı yoktur." diyor, İsviçre adlî makamları hakkında soruşturma başlatıyor. Kayseri'de konuşuyor, "Araştırmalarımızda, Kürt diye bildiğimiz insanların aslında yapısal olarak 'Türkmen asıllı' olduğunu, Kürt Alevi olarak bilinen vatandaşların ise 'Ermeni kökenli' olduğunu gördük. Ülkeyi bölmeye çalışan 'TİKKO ve PKK' terör örgütlerinin içinde yer alan insanların birçoğu Ermeni dönmesi Kürtlerden oluşuyor. TİKKO ve PKK hareketi bizim bildiğimiz gibi Kürt hareketi değildir." diyor, ardından da Türk, Kayseri adlî makamları gerekli soruşturmaları yapmakta gecikmiyor.
İsviçre'nin Winterthur şehrinde Türkgücü Derneği tarafından 2 Mayıs 2004 tarihinde düzenlenen toplantıda Yusuf Halaçoğlu, "Belgelerin de kanıtladığı gibi, Ermeni Soykırımı diye bir olay yoktur." demişti. Sözlerine ise şöyle devam etmişti: "Ancak savaş döneminde açlıktan, hastalıktan ve Ermenilerin göçü esnasında ortaya çıkan çeşitli sorunlardan dolayı ölümler olmuştur. Bunu da olağan karşılamak gerekir. Bir başka gerçek de, Kars ve Iğdır'da yapılan kazılarda iddia edilenin tersine Türklerin katledildiklerini belgeleyen toplu mezarlar bulunmuştur." Toplantıyı düzenleyen dernek yetkilisi ise, organizasyonla ilgili sorunlardan söz ederken İsviçreli yetkililerin "Ermeni Soykırımı" yapılmadığını savunan bir bilim adamının İsviçre'de konferans vermesine sıcak bakmadıklarını dile getirmişti. Bu konuşmadan yaklaşık bir yıl sonra ise "özgürlükçü" İsviçre makamları savcıları aracılığıyla "soruşturma" başlatmıştı.
Şimdi ise, Kayseri'de, "Türk Tarihi ve Kültüründe Avşarlar" konulu toplantıda yaptığı konuşmadan dolayı bütün şimşekleri üzerine çekti, Halaçoğlu. Her talihsiz kişinin başına gelen veya getirilen onun da başına getirildi ve "doğru anlaşılmak istenilmeyen" cümleleri için bir anda ipe çekildi.
Halaçoğlu, ne kart kurt seslerinden yola çıkıyor ne de ırkçılık yaparak aslında bütün Türkiyelilerin Türk ırkına ait olduğunu söylüyor. Buna rağmen buradaki konuşma, "Prof. Dr. Halaçoğlu, Türkiye'de yaşayan Kürtler'in Türkmen kökenli, Kürt Alevileri'nin ise 'Ermeni kökenli' olduğunu iddia etti." (Vatan gazetesi), "Kürtlerin Türkmen asıllı, Kürt Alevilerin de Ermeni kökenli olduğunu söyleyerek büyük bir tartışma açan…" (İnternet haber siteleri) şeklinde özetlenerek, kısaltılarak, ayarlanarak, uyarlanarak, yorumlanarak "haber" diye sunuluyor. Sonraki günlerde Halaçoğlu'nu dinlediğimizde ve Kayseri'deki konuşmanın tamamına kulak verdiğimizde işin hakikatinin başka olduğunu anlamakta gecikmiyoruz. Türkiye'nin varlığını, birliğini, dirliğini ve hepsinden önemlisi kimliğini "kabul edemeyen" çevreler yeni bir silah ile saldırmanın sevincini duyuyor.
Bugüne kadar "Yahudi dönmeleri" hakkında devlet tarafından resmî bir söylem açıkça dillendirilmemesine karşılık bu konuda pek çok araştırmacı tarihçinin Sabetay Sevi'den günümüze kadar neredeyse bütün olayları, isimleri, şahısları, kolları, şehirleri, aileleri mezarlıklarına, okullarına, adlarına, soy kütüklerine varıncaya kadar teferruatı ile öğrendikleri, yeri gelince de bunları ucundan kıyısından yazmakta, söylemekte bir sakınca görmedikleri biliniyor.
Sabetaycılarla ve Sabetaycılıkla olan mesele Türkiye'nin devlet ve millet olarak nasıl bir çizgi, yöneliş, anlayış takip edeceği noktasında kilitleniyor. Son Müslüman Türk devleti olan Türkiye'nin bu bilinç, irade ve kararlılık içinde önce milletine sonra da dünyadaki İslâm milletlerine ve devletlerine olan bağlılığı "gizli Yahudileri" derinden sarsıyor.
Şimdi ise Halaçoğlu, son derece açık, net ve çarpıcı ifadeler ile devletimizin ve milletimizin gerçekte sinsi bir düşmanı olan gruplardan söz ediyor. TİKKO ve PKK üyesi, yandaşı, destekçisi insanlar, gruplar araştırılsın, bu örgütlerin Kürtlerle bir ilgisinin olmadığı belirlensin diyor. Devlet'in, Genelkurmay'ın bugüne kadar ele geçirilen örgüt üyeleri hakkında hiçbir ayrıntılı bilgi vermemesini nasıl değerlendirmek gerekir? Şüphesiz konuşmayı, basitçe formüle ederek ve meselenin sadece ırkçılık yanına vurgu yaparak karalama kampanyası başlatanlar, esasen Halaçoğlu'ndan daha fazla bir bilgiye ve bilince sahipler.
Halaçoğlu'nun dile getirdiği Kürt Alevileri meselesine Rıza Zelyut uzunca bir yazı ile cevap veriyor ve kendince bu oluşumu, Alevi Türkmenlerin Kürtleşmesini, "En az 500 sene süren bu ezme politikası sonucunda Alevi Türkmenler dillerini unutup Kürtçe konuşmaya başladılar. Özbeöz Türk olan bu Aleviler zamanla kendilerini Kürt sandılar." hükmü ile izah ediyor. Meselenin uzun bir tarihi boyutu ve süreci bulunmakla birlikte, bu açıklamanın ne kadar yeterli ve doğru olduğunu sorgulamak gerekir.
Halaçoğlu, Türk Tarih Kurumu'nun başındaki kişi olarak ve arşivlere dayalı çalışması ile meseleyi genel ve kaba hatları ile değil, özel ve ince ayrıntıları ile gündeme getiriyor.
Aleviler, Kürtler ve Ermeniler üçgeni arasından yanlış cümleler ve yanlış bilgilerle çıkmaya çalışan ve kasıtlı olarak buradan bir çatışma çıkarmayı arzulayanlar elbette var.
Halaçoğlu, kendisine yöneltilen karalama ve linç kampanyalarına karşı cevap veriyor. Bir anlamda "dile getirdiği hakikatlerin" kendi şahsî konumundan ve makamından çok daha önemli olduğunu vurguluyor, "Bugün Türkiye'de Türk-Kürt rekabeti yaratmak isteyenler var. Birileri bölüp parçalamak istiyor, ben de bütünlemek istiyorum. Müslüman olmuş Ermeni vatandaşlar var. Ben Ermeniler'i suçlamadım. Türk geleneğinde devlet insan için var. Ermeni Patriği benim dostum. Bir sürü Kürt arkadaşım var. Ben ırkçı değilim. Kim çarpıtıyorsa onlar utansınlar." diyor.
Halaçoğlu'nun açıklamalarında şu hususlar da dikkati çekiyor:
"Ermeniler konusunda araştırma yapıyoruz. Ermenilerle ilgili araştırmada, 'Anadolu'da 1.5 milyon Ermeni yaşıyordu, bunlar neredeler?' diye sordular. Ben bir bilim adamı olarak bunu araştırmak zorunda değil miyim? Siyasetçiler ya da bir takım dernekler mi söyleyecek? Bunu araştırdım. Yoksa Ermeniler, Kürtler, Türkler diye araştırmadım. 'Öldü' denilen, 'yok oldu' denilen Ermenileri ben buldum. 1915 tehciri sırasında tehcirden kurtulmak için kendilerini Kürt ve Alevi olarak gösteren kişiler vardır. "
"1915'teki tehcir sırasında bazı Ermeniler bazı bölgelere yerleşerek kendilerini Alevi-Kürt olarak göstermeye başladılar. Mesela, Tunceli'nin Ovacık ilçesindeki ve Sivas'taki bazı Alevi Kürtler Ermeni asıllıdır. Ama buradaki Alevi Kürtlerin tamamının Ermeni asıllı olduğu sonucu çıkartılmamalıdır. Ermenilik'ten Alevi-Kürtlüğe dönenlerin birçoğu da samimi değil. Kilise kurma çabasında oldukları biliniyor. Mesela, bazı PKK'lılar sünnetsiz çıkıyor. Terörün hangi bölgelerden çıktığına iyi bakmak lazım. 1936-37'de devlet bu dönmeleri ev ev tespit etmiş."
Halaçoğlu bu açıklamaları ile son derece gizli kalmış ama büyük önem taşıyan bir konuyu gündemimize taşıdı. İdeolojilerin, düşmanlıkların, kinlerin, intikamların, örgütlerin, dolaylı veya doğrudan destekçilerin etkisinden kurtulup bu milletin ve bu toprakların kaderi hakkında doğruları öğrenmek isteyenler yeniden arşive ve kendi özüne bakmak zorundadır.[2]
Tarih Vakfı'nın etnik ırkçılığı!
Tarih Vakfı adına bazı akademisyenler, Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu'nu tarihçi olmanın sorumluluğu ile hareket etmeye davet etti!
Tarih Vakfı, Halaçoğlu'nun bugün kendisini Kürt bilen bazı aşiretlerin 16'ncı yüzyıl vergi kayıtlarında Türkmen aşiretleri olarak geçtiğini ortaya çıkarmasına çok üzülmüş görünüyor!
Öyle ki, "Kimlikler tarih içinde değişir, dönüşür, farklılaşır. O nedenle bazı Kürt aşiretlerinin uzak geçmişte Türkmen kütlesi içinde gözükmesinin, kimlik bakımından bir anlamı yoktur" diyebildiler!
Anlamı yoksa niye feryat ediyorlar?
Gerekçe olarak da "Eğer bu tutumu esas alırsak, bugün kendisine 'Türk'diyen yüzbinlerce insanın üç-dört kuşak öncesinde kendisini başka etnik kimliklerle tanımlayan kişiler olduğu dikkate alınırsa, onların eski mensubiyetlerini esas alan çeşitli milliyetçiliklerin de onları 'geri çağırmasını'doğal karşılamak gerekir" görüşünü ileri sürüyorlar ve Halaçoğlu'nun yaklaşımını Todor Jivkov'un Bulgarlaştırma operasyonuna benzetiyorlar!
Ermenilerle ilgili değerlendirmelerini de ırkçılıkla suçluyorlar!
Peki, Tarih Vakfı'nın, Rockefeller Vakfı'ndan aldığı para ile tarihle ilgisiz gençlerden 10 pilot bölgede "Yerel Tarih Grupları" oluşturması, tarihçilik midir, istihbarat operasyonu mudur?
Türk vatandaşlarından oluşan grupların, pilot bölgelerde, öncelikle etnik grupları, Ermeni ve Rumlara ait eski mezarlıklar ve gayrımenkullerin bugünkü tapu durumunu araştırması tarihçilik midir?
İstanbul, Ankara, Konya, Mersin, Bursa, Gaziantep, Mardin, Çanakkale, Antakya, Trabzon, Ünye gibi yerleşim merkezlerinde tarihle hiçbir ilgisi olmayan gençleri bir araya getirip sözde tarih araştırması yaptırmak ve "Araştırmaların görsel malzemesini üretirken, mekanların ve insanların ele alınışında otantik olanı tespit etme anlayışı yerine, yerel dokunun ve insani dokunun karmaşık çeşitliliğini kaydetmek gerekir" talimatı vermek, tarihçilik midir?
Dr. Akşin Somel'in, araştırma yapılırken, devlet kaynaklarına ve ulusal basın-yayına itibar edilmemesini istemesi tarihçilik midir?
Yine Akşin Somel'in "Geleneksel bir muhaceret ülkesi olan Türkiye'de kökenleri Balkanlara, Rusya'ya veya Kafkasya'ya dayalı olan pek çok ailenin günümüz genç kuşak torunları, cedlerinin muhaceret öyküsünü, Anadolu'ya gelişleri sürecini, iskân edildikleri yerlere uyum sağlama problemlerini ve beraberlerinde Türkiye'ye getirdikleri kültürel zenginlikleri toplumsal ve yerel tarih araştırması konusu yapabilirler" önermesi ne demek oluyor?
Biz projeyi öğrendiğimizde "Yerel Tarih Grupları'ndan istenen bilgiler bir araya getirildiğinde Türkiye hakkında mükemmel bir istihbarat raporu ortaya çıkmış olacak! Üstelik, bir sürü istihbarat görevlisi ve daha fazla masraf yerine, tarihten anlamayan bir gönüllüler ordusu tarafından derlenmiş bir rapor" demiştik.
Tarih Vakfı'nın Mersin yerel tarih grubundan Resul Yiğit, grup toplantısında Mersin Halkevi'nin kuruluşundan bahsediyor ve şöyle diyor:
"Eski Rum Kilise'sinin salonu onarılarak müsamere ve konferans salonu haline getirildi."
Bu da tarihçilik mi oluyor?
Çanakkale grubunun dosyasında faaliyetler özetleniyor:"Tapu Araştırmaları Grubu: Üniversiteden bir grup arkadaş yapıların tapu kayıtlarına ulaşmaya çalıştı."
Tapu araştırması yapmak, tarihçilik mi oluyor?
Kendileri Rokefeller Vakfı adına, Türkiye'nin yakın geçmişteki etnik haritasını çıkarırken ırkçılık yapmış olmuyorlar ama Yusuf Halaçoğlu, 16 yüzyıl vergi kayıtlarına göre kimin hangi aşiretten geldiğini ortaya çıkarınca ırkçı oluyor öyle mi?
Etnik ırkçılık, Tarih Vakfı'nın işidir; Türk Tarih Kurumu ise Türk Milleti'nin tarihini araştırmaktadır![3]
Arşivcilerden Halaçoğlu'na destek
Türk Arşivciler Derneği yönetimi, Türk Tarih Kurumu (TTK) Başkanı Yusuf Halaçoğlu hakkında son zamanlarda medyada çarpıtılmış birçok eleştiri yer aldığını, ancak tüm suçlamalara karşı fikirlerini desteklemeye devam edeceklerini bildirdi.
Türk Arşivcileri Derneği tarafından yapılan yazılı açıklamada, TTK Başkanı Halaçoğlu'nun, 18 Ağustos Cumartesi günü Kayseri'de yapılan "Türk Tarih ve Kültüründe Avşarlar Sempozyumu"ndaki konuşmasından dolayı adeta linç edilmeye çalışıldığı belirtildi.
Özgürlüklerden bahsedilen bir dönemde, bir profesöre yargısız infaz yapılmak istendiği belirtilen açıklamada şunlar kaydedildi: "Yusuf Halaçoğlu, ülkemizin yetiştirdiği nadir bilim adamlarından biridir. Kayseri'de yaptığı konuşma metni incelendiğinde, belirli gazeteler ve bazı çevrelerce Türk Milleti'nin atılımcı karakterinin zayıflatılmaya çalışıldığı, savunmacı ve pasifize bir toplum psikolojisine itilmeye çalışıldığı böyle bir dönemde Halaçoğlu'nun sözlerini çarpıtarak bundan ideolojik ve siyasal rant sağlamaya yönelik girişimler olduğu görülüyor."
Yusuf Halaçoğlu'nun Ermeni soykırım iddiaları başta olmak üzere devletimizin karşısına çıkarılan ve çıkarılacak olan milli konularda yıllardır bilimsel bir duruş sergilediği belirtilen açıklamada şöyle denildi: "TTK, bazı çevrelerin Türk kimliğine, milli varlığımıza ve tarihi konularımıza ilişkin yaptıkları kampanyalara karşı en büyük engel. Halaçoğlu'nun sözlerini çarpıtan bazı çevreler, hükümeti baskı altına alarak TTK Başkanını alaşağı etmeyi düşünmüşlerdir. Hükümetin de uyanık olmasını istiyor, TTK Başkanı Prof.Dr. Yusuf Halaçoğlu'nu destekliyoruz."[4]
Ermeni Listesi ABD Arşivinden Alınmış!..
Yusuf Halaçoğlu, "Kürt Alevisi" olarak bilinen Ermenilerle ilgili çalışmasını yaparken ABD arşivlerinde bulunan raporlardan yararlandığını açıkladı. Halaçoğlu, "Ermenilerin hangi Kürt aşiretinin adını aldığını oradan çıkardık" dedi
Türk Tarih Kurumu (TTK) Başkanı Yusuf Halaçoğlu, "ABD arşivlerindeki çeşitli Ermeni raporlarında, aşiret adlarıyla birlikte hangi Kürt aşiretinin ismini aldığının kaydı var."
"1989'da Almanların yaptığı bir çalışma var. Türkiye'deki etnik gruplarla ilgili liste vermişler. Kürt Aleviler, Zazalar, Kürt Sünniler… Sayfalarca, koskoca Atlas çıkardılar, ‘Türkiye'nin etnik durumu' diye. Yazarı Peter Alford Andrews. Niye kimse buna sesini çıkarmıyor? Biz oturacağız aptal aptal onların yaptıklarına mı bakacağız. Sonra ‘bilim adamlarımız çalışmıyor' diyorlar. Çalışırsanız ırkçı diyorlar."
"Oysa araştırmalarımız kaynaklara dayanıyor. ‘Kendisini Kürt Alevi olarak göstermiş Ermeniler vardır' dedim. ‘Ermeniler Kürt Alevidir' demedim. PKK'nın içinde de var dedim." "Amacım şu: Diaspora 1.5 milyon Ermeni'nin öldürüldüğünü iddia etti. Çıkıp, ‘Nerede bu Ermeniler' diye bas bas bağırdı. Biz, bu insanlar nereye gitti diye araştırmayacak mıyız? Benim yaptığım budur. Gittik Amerikan arşivlerine, Meclis, Dışişleri, misyoner arşivleri, ABD'ye giren gemilerin listelerini tek tek inceledik."
Hem de "10 yıl. Elimiz bu kadar güçlü olmasa rasgele konuşur muyuz? Herkesle tartışırız diyebilir miyiz?"
"Biz ABD arşivlerine girip bu araştırmayı yaptıktan sonra öğrendiler."
"Tüm çalışmaların sonucu şudur: 1921'e göre, 1 milyon 300 bin Ermeni hayattadır. Ermenilerin iddiası fostur. 300 bin Ermeni kaybı var. Ama savaş ve hastalıktan ölenler dahil."
"Tam sayı vereyim: 817 bin 873 Ermeni Türkiye'den göç etmiştir. 281 bin kişi Ermeni kimliği altında Türkiye'de yaşıyor. 150 bini İstanbul, 131 bini Anadolu'da. 95 bin Ermeni kadın ve çocuk, Müslüman olmuştur."
Kürt Aşiretleri Kitabı Geliyor
"Bu kitabı yayınladığımda herkes bakabilir. Yabancı kaynaklarla, Osmanlı tapu tahrir defterlerine dayanıyor çalışma. Osmanlı devleti vergi için hazırlamış bunları. Herkesi kapsıyor."
Ermeni Kalsalardı Daha İyi Olurdu
"Sadece onlara değil Kürtlere de mesajım var. Önce konuşmamın doğrusunu okurlarsa, yanlış olmadığını anlayacaklar. Tam tersine, kendilerini kimin kullandığını, nasıl bir pozisyona düştüklerini anlayacaklar. Beni arayan Ermeni, Alevi vatandaşlarımız, "sağolun" dediler sonunda."
"Benim konuşmalarımı düz olarak okurlarsa çarpıtıldığını görecekler. Bakın, mesela ben ‘Maalesef Ermeni asıllıdır' diyorum ya, onu eleştiriyorlar. Evet maalesef çünkü Ermeni olarak kalsalardı daha iyi olacaktı. Kendilerini gizlemeden yaşama imkanı varsa neden gizliyorlar?"
Türkiye'de büyük bir sıkıntı yaşanıyor. Alevi, Sünni, Kürt ve Ermeni meselesi. Bu insanlar birbirine düşürülmeye çalışılıyor. Bunu önlemenin tek yolu kafamızı kuma sokmamaktır. Ne olduğunu rahatlıkla konuşabilmektir. Mesela nedir Kürt realitesi? Avrupalılar mı araştırsın bunu?"[5]
Halaçoğlu gizli ABD belgelerini tararken, Türkiye'de MGK'nın Dış Türklerle ilgili gizli belgesi bakanlıklarda kayboluyordu.
MGK Genel Sekreterliği tarafından 1992 yılında yayınlanan, "Dış Ülkelerdeki Türkler Hakkında Özel Milli Siyaset Belgesi" 2006 yılında yeni bir kararla iptal edildi. Belgenin gönderildiği bakanlık ve kurumlarından, belgenin bulunarak imha edilmesi istendi. 15 yıl önce gönderilen belgenin birçok bakanlık ve kurumda bulunamadığı ortaya çıktı.
Milli Güvenlik KuruluGenel Sekreterliği tarafından 15 yıl sonra uygulamadan kaldırılan ‘Dış Ülkelerdeki Türkler Hakkında Özel Milli Siyaset Belgesi, gönderildiği bakanlıklarda bulunamadı.
MGK Genel Sekreterliği tarafından 1992 yılında yayınlanan, "Dış Ülkelerdeki Türkler Hakkında Özel Milli Siyaset Belgesi" 2006 yılında yeni bir kararla iptal edildi. Belgenin gönderildiği bakanlık ve kurumlarından, belgenin bulunarak imha edilmesi istendi. 15 yıl önce gönderilen belgenin birçok bakanlık ve kurumda bulunamadığı ortaya çıktı. MGK Genel Sekreterliği 3 Haziran 1992 yılında "Dış Ülkelerdeki Türkler Hakkında Özel Milli Siyaset Belgesi"ni yayınladı. Turgut Özal'ın Cumhurbaşkanı, Demirel'in Başbakan olduğu bir dönemde yayınlanan belge Başbakanlık, bakanlıklar, Genelkurmay Başkanlığı, Atatürk Kültür ve Dil Tarih Yüksek Kurumu, Yükseköğretim Kurumu Başkanlığı, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı, Devlet Planlama Teşkilatı, Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, MKEK Genel Müdürlüğü, TRT ve Başbakanlık Merkez Teşkilatı'na gönderildi. Belge 21 Ağustos 2006 tarihine kadar uygulamada kaldı.
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer başkanlığında 21 Ağustos 2006 tarihinde toplanan MGK Genel Sekreterliği, 486 sayılı bir karar ile belgenin imha edilmesine karar verdi. Belgenin imha edilmesi için Bakanlar Kurulu'ndan 11 Ekim tarihinde karar çıktı.
MGK Genel Sekreter Vekili Tuğgeneral Tuncer Erinmezler imzalı, 28 Ağustos 2007 tarihinde ilgili kurumlara gönderilen yazıda, "Dış Ülkelerdeki Türkler Hakkında Özel Milli Siyaset Belgesi"nin imha edilerek, imha tutanağının ise 30 Ağustos 2007 tarihine kadar kendilerine gönderilmesini istedi. Genel Sekreterlik tarafından imha edilmesi istenen belge, gönderildiği birçok bakanlıkta aramalara rağmen bulunamadı.(cha)[6]
[1] Tercüman / 30 08 2007
[2] Milli Gazete / 28 08 2007 / Osman Toprak
[3] Yeniçağ / 30 08 2007 / Arslan Bulut
[4] Milli Gazete / 28 08 2007
[5] Akşam / 02.09.2007
[6] 04.09.2007 / Milli Gazete

ERMENİ GERÇEĞİ
Halaçoğlu’nun açıklamalarında şu hususlar da dikkati çekiyor:
“Ermeniler konusunda araştırma yapıyoruz. Ermenilerle ilgili araştırmada, ‘Anadolu’da 1.5 milyon Ermeni yaşıyordu, bunlar neredeler?’ diye sordular. Ben bir bilim adamı olarak bunu araştırmak zorunda değil miyim? Siyasetçiler ya da bir takım dernekler mi söyleyecek? Bunu araştırdım. Yoksa Ermeniler, Kürtler, Türkler diye araştırmadım. ‘Öldü’ denilen, ‘yok oldu’ denilen Ermenileri ben buldum. 1915 tehciri sırasında tehcirden kurtulmak için kendilerini Kürt ve Alevi olarak gösteren kişiler vardır. ”
“1915’teki tehcir sırasında bazı Ermeniler bazı bölgelere yerleşerek kendilerini Alevi-Kürt olarak göstermeye başladılar. Mesela, Tunceli’nin Ovacık ilçesindeki ve Sivas’taki bazı Alevi Kürtler Ermeni asıllıdır. Ama buradaki Alevi Kürtlerin tamamının Ermeni asıllı olduğu sonucu çıkartılmamalıdır. Ermenilik’ten Alevi-Kürtlüğe dönenlerin birçoğu da samimi değil. Kilise kurma çabasında oldukları biliniyor. Mesela, bazı PKK’lılar sünnetsiz çıkıyor. Terörün hangi bölgelerden çıktığına iyi bakmak lazım. 1936-37’de devlet bu dönmeleri ev ev tespit etmiş.”
Halaçoğlu bu açıklamaları ile son derece gizli kalmış ama büyük önem taşıyan bir konuyu gündemimize taşıdı. İdeolojilerin, düşmanlıkların, kinlerin, intikamların, örgütlerin, dolaylı veya doğrudan destekçilerin etkisinden kurtulup bu milletin ve bu toprakların kaderi hakkında doğruları öğrenmek isteyenler yeniden arşive ve kendi özüne bakmak zorundadır.