Bir AKP'li köşke çıkarsa Türkiye felakete sürüklenir
2002 yılında yapılan seçimlerde milletimiz AKP'ye bir büyük teveccüh göstererek, ona Cumhuriyet tarihinin hiçbir hükümetine vermediği bir fırsatı tanımıştır. Halkımız oylarını AKP'ye verirken önlerinde bir referans (örnek alınacak) Refah-yol hükümeti vardı ve onların bir kısmı da o hükümette yer almış, o iktidarın milletvekili ve bakanı olmuşlardı. Yoksa seçimlere girerken AKP hangi icraatı yapmışlardı da onunla milletin güvenini kazanmışlardı?
TBMM'sinde 550 sandalyeden 368'ine sahip olan AKP, beş yıldır iktidarda halkı memnun edecek esaslı bir icraat ortaya koyamayınca, şimdilerde yeni bir yola başvurmaktadır. O da, "Bizim çıkardığımız kanunlar köşkte takılmaktadır. Köşkün Mayıs 2007'de yapılacak seçiminde AKP'den bir isim oraya çıkarsa Türkiye'nin önü açılacaktır" demektedirler. Biraz kulağa da hoş gelen bu propagandanın ne kadarı doğrudur? AKP'nin beş yıldan beri yapmak isteyip de köşkün engellediği yasalar nelerdir? Her icraat sadece kanunlarla mı yapılmaktadır?
Hemen işin başında belirtmeliyim ki, TBMM'de ister kanun tasarıları ve ister kanun teklifleri olsun, tamamından iktidar partisi AKP'nin haberi olur ve AKP'nin istediği kanunlar meclisten çıkarken istemediği hiçbir kanun meclisten geçmez. Kaldı ki Bakanlar Kurulu kararıyla yürütülen icraatlar ve Bakanlıkların kendi yetkilerine dayanarak "Genelgeyle" yürüttükleri icraatları vardır.
28 Şubat, milleti ve Milli İradeyi sindirip AKP'yi iktidara getirme girişimidir.
Milletimiz 2002'de yapılan seçimlerde, 28 Şubat'la başlatılan baskıcı bir dönemin kalkmasını ve gerçek demokrasiye dönülmesini arzulamıştı. Refah-Yol hükümetinden sonra gelen ANA-SOL-M hükümeti, tam da 28 Şubatçıların istedikleri gibi çalışmış ve onların dikte ettiği icraatlar aynen uygulanmıştı. Hâlbuki milletimiz, ülkemizin dış siyasetine ABD, "uyum yasalarıyla" iç siyasetine AB (Avrupa Birliği), ekonomi ve sanayisine IMF dayatmalarından usanmış ülkemizin bağımsız ve hür bir ülkeye yaraşır şekilde idare edilmesini isteyerek ANA-SOL-M'de görev alan partilerin tamamını seçimlerde tasfiye edip yerine AKP'yi iktidara taşımıştı. Seçim sonuçlarının temelinde ise Batılıların bizim için uyguladıkları 4 maddelik "İsrail'e kolay lokma yapılma" programları sona ersin ve tarihin en şerefli milleti, merhum Necip Fazıl'ın; "Yüz üstü çok süründün, artık ayağa kalk Sakarya" dediği gibi, toparlansın, umudu vardı.
Adına, "Hayım Naum doktrini" de denen ve Orta doğunun tarihi, coğrafi, kültürel ve stratejik açılardan en yüksek değerine sahip bir ülkesi ile bunun bağrında bin yıldır yaşayan milletimizin, tarih sahnesinden silinebilmesi için uygulanacak şeytani projenin esasları; Türk milleti, "1. İşsiz bırakılmalı, 2. Aç bırakılmalı 3. Borca batırılmalı ve 4. Dininden kopartılmalıdır" denmiş ve bunlar adım adım uygulanmıştı.
Recep T. Erdoğan, sanki sömürge valisidir
Milletimiz, helalinden rızkını kazanacak bir imkân beklerken, Sayın Başbakan daha ilk aylarda sanki "Ekmek bulamayan, pasta yesin" sözüne paralel olarak "Kimse iş için bana gelmesin" diyerek bu taleplerin önünü kesip atmıştı. "İşsizler nereye gitsin, kime başvursun" du? Bunun için herhangi bir açıklama yapılmamaktaydı.
Yeni yatırımların yapılması, yeni teknolojilerin kazanılması ve istihdam sağlanması (çalışacak işyerleri) amacıyla değil, ülkemizde ne kadar kârlı fabrika ve kuruluş varsa hemen hepsi "Özelleştirme adına" yabancı sermayeye satılmış, onlar da buralarda çalışan binlerce evladımızın işlerine son vermişlerdir. Yabancılara satılanlar sadece fabrika ve işletmelerle sınırlı kalmamış, milyon metre kare tutarındaki arazilerimiz Yunanlılar, İsrailliler, Almanlar, Fransızlar v.b tarafından satın alınmışlardır. (Dedesi, yabancılar girmesin diye kanını ve canını verdiği vatan toprağı, bu gün torunları tarafında para karşılığı satılmasının zeminini AKP hükümeti sağlamaktadır) O da yetmiyormuş gibi para kaynakları bankalarımız da üçer beşer yine yabancıların eline geçmiş bulunmaktadır.
Şehirler ve köylerde hemen hemen bütün evlerimize girmiş bulunan televizyon kanallarının da yabancılara satışı ve devri yapılabilir hale getirilmiştir. Bu kanallar günün yirmi dört saatinde Batının kokuşmuş ahlakını çocuklarımıza bir marifet edasıyla göstermektedirler. Ahlak dejenerasyonuna ait daha birçok örnek söylemek mümkündür. Hükümetin bunları öğrenmesi için fazla uzağa gitmesine gerek yok. Emniyet Genel Müdürlüğünün "yıllık suçlar ve suçlulardaki artış" rakamlarına ve artış oranına bir göz atarlarsa ülkeyi nasıl yönetmekte olduklarına ait orada açık işaretler göreceklerdir.
Hızlı çöküşün sorumlusu AKP'dir.
"Rüzgâr ekenlerin fırtına biçmesi normaldir." 2005-06 öğretim yılı dolarken İzmir'de bir büyük skandal yaşanmış ve 30 lisede binlerce (her lisede en az 500 öğrenci varsa 30 lisede 1500) genç kız ve delikanlının önüne "anket yapıyoruz" diyerek içeriği cinsellik olan ve gençlerimizi fuhşa yönlendiren sorular konulmuştu. Böyle bir anket, il milli eğitim müdürünün haberi olmadan, İzmir valisi'nin haberi olmadan yapılamazdı. Onların bu derece cüretkâr olmalarında hiç şüphesiz Milli Eğitim Bakanının ve AKP hükümetinin tutumlarından kaynaklanmaktaydı. Konu basına intikal ettiği halde suçlular için bu güne kadar herhangi bir takibata uğradıkları öğrenilemedi.
Siz AB'ye uyum yasaları adı altında kanun çıkartarak "zinayı suç olmaktan çıkartır" mısınız? Alın öyleyse(!)
2 Kasım 2006 tarihli gazeteler, İzmir'de annenin çalıştığı evde onun 17 aylık bir kız çocuğuna 3 zorba (verecek isim bulamıyorum) tarafından defalarca tecavüz ediliyor. Bir başka tecavüz olayı Şubat/2007 içinde İzmir Karşıyaka'da annesiyle evinde yaşayan bir hanım kardeşimize yapılıyor. 5 zorba eve girerek tecavüz ediyorlar ve mütecavizler ellerini kollarını sallaya sallaya gidiyorlar.
Ülkemizde haneye tecavüz, ne zamandan beri mubahtır(!) acaba, söyleyebilir misiniz? Bu gün ona yapılan tecavüzün yarın senin hanene yapılmayacağını kim garanti edebilir? Bu felaketin önünü almak için "Bir AKP'linin köşke çıkması" mı gereklidir?3
Turhan Çömez, İstanbul'da uyuşturucuya ulaşmanın ne kadar kolay olduğunu bizzat göstermiştir.
Milletvekili sokak ortasında rahatlıkla esrar satın alabilmektedir.
AKP Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez, İstanbul'un bazı semtlerindeki uyuşturucu satışına dikkat çekmek amacıyla kendisini "alıcı" olarak tanıttığı uyuşturucu satıcılarından esrar satın aldı. Çömez, İstanbul'un değişik semtlerinde oturan vatandaşların, kendisine uyuşturucu madde satışı konusunda şikayette bulunmaları üzerine, bu konuda yaklaşık 1 ay araştırma yaptığını söyledi. Uyuşturucu madde konusunu kamuoyunun gündemine taşımaya karar verdiğini dile getiren Çömez, araştırmaları sonucunda İstanbul'un bazı semtlerinde "pervasızca" uyuşturucu satıldığını belirlediğini ve bu konuya dikkat çekmek için İstanbul'a geldiğini bildirdi. Çömez, daha sonra gece geç saatlerde, Gaziosmanpaşa Sarıgöl Mahallesi'ne gitti.
Polis eşliğinde ikinci kez aldı
Polisin isteği üzerine, bir sivil memurla aynı yere ikinci defa giden Çömez, aynı çocuktan 15 YTL karşılığında naylona sarılı bir tutam daha esrar satın alarak, satıcının belirlenmesini sağladı. Turhan Çömez, Gaziosmanpaşa'nın Sarıgöl ve Bursa mahalleleri, Esenler'de Karabayır, Beyoğlu'nda Dolapdere ve Selamsız'ın uyuşturucunun yoğun olarak satıldığı yerler olduğunu öne sürdü.
Uyuşturucu belasının Türkiye için büyük bir tehdit olduğunu vurgulayan Çömez, "Bunu fark etmek ve önlem almak mecburiyetindeyiz. Uyuşturucuyla tanışma yaşı 12'ye düşmüş. Pek çok okul uyuşturucu tehdidi altında. Gençleri bu beladan kurtarmak için ivedi olarak önlem almak zorundayız" dedi.
Çömez, Gaziosmanpaşa İlçe Emniyet Müdürlüğü'nün yüzlerce vakaya işlem yaptığını, ancak dosyalara bakıldığında şüphelilerin neredeyse tamamının savcılıktan serbest bırakıldığının görüldüğünü belirterek, "Demek ki ortada ciddi yasal boşluklar var. Bu konuda çalışma yapmamız şart" diye konuştu.4
Bakanlık Müsteşarı toplantıya katılmayınca Danıştay ve Yargıtay'ın boş üyeliklerine yeni üye seçimi kilitlenmiş ve yargı krizi baş göstermiştir:
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK), Adalet Bakanlığı Müsteşarı Fahri Kasırga'nın sağlık sorunları nedeniyle hastaneye sevk aldığı bildirildiğinden Müsteşar Vekili'nin toplantıya katılması yönünde Adalet Bakanlığına yazı yazıldığını, ancak yazıya yanıt verilmediği ve toplantının yapılamadığını bildirmişti.
HSYK, Danıştay ve Yargıtay'ın boş üyeliklerine yapılacak seçim gündemiyle saat 10.00'da yeniden toplandı. Toplantı sonrasında HSYK'dan yapılan yazılı açıklamada, kurulun 13 Mart 2007 tarihinde Yargıtay ve Danıştay üyeliği seçimi için 20 Mart 2007 tarihini belirlediği söylenmişti.
Seçimin belirtilen günde sonuçlanmaması halinde müteakip gündemlere öncelikli olarak alınmasına, Adalet Bakanlığı Müsteşarı Fahri Kasırga'nın karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildiği anlatılan açıklamada, 20 Mart'ta Müsteşar Kasırga'nın toplantıya katılmaması nedeniyle yasa gereği üye tam sayısıyla toplanması gereken Yüksek Kurulun toplanamadığı ve çalışmalarını sürdüremediği kaydedilmişti.
Sonunda yaklaşan krizi fark eden Adalet bakanı ve müsteşarı toplantıya katılarak, aylar sonrada olsa boş üyeler nihayet seçilebilmiştir.5
Diyanet dini tahribe yönelmiştir: "Din-Ayet" Direktoryası Prezidentliğine
DİN kitaplarımızda beyan edilen kurallardan biri de şudur: Dinen tâzim edilmesi (ululanması, saygı gösterilmesi) gereken bir şeyi tahkir etmek (aşağılamak) küfürdür. Yine, dinen tahkir edilmesi gereken bir şeyi tâzim etmek de küfürdür.
Prezidentlik tarafından Müslümanların toplanma yerlerinde okunan dinî hitabe metinlerine, İslâm dinine ve yukarıda arz etmiş olduğum prensibe aykırı cümleler yerleştirilmektedir.
Sayın Prezidentliğin bu konuda büyük vebali ve sorumluluğu vardır. Bundan dolayı Prezidentlik hocaları Yüce Allah'a nasıl hesap vereceklerdir?
Meşhur mütefennin ve mucit (bilim ve teknik adamı, buluşçu) Kedison maytabı icat etmiş… Bu yüzden Cennete girecekmiş. Bu gibi iddialar İslâm dinine göre hezeyandan ibarettir. Kedison, bırakınız Yüce İslâm dinine göre, hattâ Museviliğe ve Hıristiyanlığa göre Cennete giremez. Çünkü o, bâtıl veya hak hiçbir dine inanmamaktadır. Bazı çokbilmişler bir dine bağlı değildir ama haniftir diyebilirler. Bu iddiada hezeyandan ibarettir. Muhammed aleyhisselâtü vesselâmın risâlet, tebligat ve dâveti ulaştıktan sonra haniflik olmaz. Ya mü'minlik olur, ya kâfirlik.
İbadet yerlerindeki dinî konuşmalara, vaazlara, hutbelere kesinlikle siyaset ve ideoloji karıştırılmaması gerekir.
Lenin, Stalin, Mao, Tito gibi diktatörlerin övüleceği yerler camiler değil, politik partiya merkezleri ve şubeleridir.
Sayın Prezidentlik yüksek tabaka sorumluları sakın şu kuruntuya kapılmasınlar: Biz hocayız, dinî kültürümüz vardır, Büyük İlâhî Mahkemede paçamızı kurtarırız… Bunlar şeytanî vesvese ve kuruntulardan başka bir şey değildir.
Bazı Liselerde Prezervatif Dağıtımı zinayı teşviktir!
Zaman gazetesinin internet sitesinde (16 Mart 2007) okudum. İstanbul'un bazı semtlerindeki liselerde özel bir vakıf seminerler veriyormuş. Bu "Aile Sağlığı" toplantılarında öğrencilere eşcinsellik anlatılmakta, sapık eğilimler normalmiş gibi gösterilmekte, hatta cinsellik derslerinden sonra okul çıkışında bir firma öğrencilere ücretsiz prezervatif dağıtmaktaymış.
Bu cinsellik seminerleri resmî izinle yapılmaktaymış.
Kız erkek karışık bulunup cinsel terbiye almaktaymış!?.
Cinsellik, cinsel ilişkiler resimli ve projeksiyonlu gösterilip uygulama aşamasına hazırlanmaktaymış…
Öğrencilere, bu derslerden ailelerinize bahs etmeyin diye tenbihat bulunmaktaymış.
Velilerin çoğunluğu bunlardan çok rahatsız ve tedirgin oluyormuş.
Gazetenin muhabiriyle konuşan bir öğrenci, cinsel konularda bilgilendirilmenin faydalı olabileceğini ama kız erkek karışık olarak ve resim ve şemalarla bu konunun anlatılmasının kendilerini utandırdığını, hayâ duygularını zedelediğini açıklamış.
Herkesin bildiği gibi zamanımız Avrupa'sında cinsellik konusunda başıboşluk ve aşırı serbestlik vardır.
Orada erkeklerle erkeklerin, kadınlarla kadınların resmen evlenmesi ve yuva kurması kanunen serbesttir. Hatta böyle çiftler evlâtlık alarak çocuk sahibi de olabilmektedir. Geçtiğimiz yıllarda bazı kiliselerde bu gibi nikâhlar da kıyılmıştır.
Batısever çağdaşlar ülkemize de bu standartları getirmek ve ahlakımızı kökten bitirmek istemektedir.
Zeytinburnu, Gaziosmanpaşa, Bayrampaşa liselerinde verilen cinsellik dersleri Millî Eğitim Müdürlüğü'nden alınan resmî izin ile yapılmakta ve kimse bunu önleyememektedir.
15 yaşından küçük Müslüman çocukların din ve Kur'ân dersleri almasını yasaklayan, bu yasağı ihlâl eden Müslüman hocalara hapis cezası veren bugünkü sistem nedense bu cinsellik faaliyetlerine, bazı liselerin kapılarında öğrencilere bedava prezervatif dağıtılmasına hiç ses çıkartmamaktadır.
AKP bünyesinde hayli dindar, musalli, geleneksel millî ahlâka bağlı milletvekili bulunmaktadır. Onların bu gibi faaliyetleri bilmeleri, yakından takip etmeleri ve gerekeni yapmaları icap etmez mi?
1950'den önce Millî Şef İsmet Paşa devrinde Köy Enstitüleri kurulmuş ve bunlarda, Sovyetler Birliği'ndeki eğitim sistemi tatbik edilmişti. O okullarda da cinsellik konusunda serbestlik fikri aşılanıyordu. Hattâ o zamanın gazetelerinde, dergilerinde, kitaplarında bu enstitülerde okuyan bazı küçük (henüz reşid/ergin olmayan) kızların hâmile kaldıkları hakkında bilgiler bulunmaktadır.
Komünist sisteminde, İslâm ahlâkının temel ilkelerinden ve değerlerinden olan hayâ/utanma duygusuna yer bırakılmamıştır. Köhnemiş komünist zihniyetin bir temsilcisi olan Abdullah Öcalan da "Nasıl Yaşamalı" kitabının (Weşanen-Serxwebun-70) 2. baskı 50-130 sh. Arasında, "Kürt kadınlarının özgürleşmesi için tek bir erkeğin nikahına esir olmaktan kurtulması gerektiğini savunmaktadır. Halbuki hiçbir Müslüman Kürt kardeşimiz böyle bir ahlaksızlığı asla kabule yanaşmayacaktır. (M.Ç.)
Peygamberimiz "Hayâ (utanma) imandandır" buyurmuşlardır.
Bu haberi öğrenen her vatandaş en az 10 kişiye duyurmalıdır.
AKP iktidarı uyarılmalıdır.
Şikâyetler ve başvurular telefonla sözlü olarak değil, mutlaka yazılı olarak yapılmalıdır.
Birkaç hukukçu bir araya gelsin ve okullarda çocuklara cinsellik, eşcinsellik, lezbiyenlik konusunda böyle eğitim verilmesini ve kapılarda bedava prezervatif dağıtılması konusunda yetkili mahkemelerde dâvâ açılmalıdır.
Bunca gazetemiz, dergimiz, derneğimiz, vakfımız, özel diyanetimiz, sivil kuruluşumuz var. Onlar harekete geçip maddi ve manevi haklarımız savunulmalıdır.
Bazı okullarda on beş yaşındaki çocuklarımıza bedava prezervatif dağıtıldığına göre herhalde bunları kütüphanelerine koymaları için değil, kullanmaları için dağıtıyorlar. Bu ne demektir?
Tekrar ediyorum, hayâ imandandır, hayâ giderse din de gider, iman da… 6
[1] 25.03.2007 / Rıza Y. Talip / Milli Gazete
[1] (aa)
[1] (aa)
[1] 23.03.2007 / Mehmet Şevket Eygi / Milli Gazete

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
Yine içimizi dışa döken, halimize ayna tutan bir yazımız olmuş, elhamdülillah!İnsan denen mahlûkatın kâinat ile,…
Makalenin içeriği son derece öğüt verici ders verici tefekküre boğucu uyanık olmamızı ve böylesi bir…
Dışına aldanmayın, bozuk içleri Derlenip def ederiz, soysuz hiçleri Kâfirler ürkütemez, Milli güçleri Eba Eyyub,…
Siyonist işbirlikçilerinin, "ABD'nin ırak'ta savaşan kahraman bay ve bayan askerlerin en az zayiatla ülkelerine mümkün…
Ahmet Hoca haykırır; duyarsız insan Anlamaz duygularım, ayarsız insan Akıl vicdan Kur’an’a, uyarsız insan Sultan…
MİLLİ ÇÖZÜME TAVIR ALANLARA KÜÇÜK BİR HATIRLATMA! Milli Çözüm; Kutuplaştırılmış toplumları barıştırarak yaşanabilir bir Dünya…
Siyonizm'in İran'a 4 bir yandan saldırdığı ve tüm vekil güçlerini bu yolda kullandığı şu dönemde…
Sivil Savunma = Kuvayı Milliye; yani Halkın Silahlı Gücü.Dünyada ve bölgemizde yaşanan çok tehlikeli olayların…
İnsanlar duymak istedikleri şeyler söylendiğinde, bunları yalan olarak görmeme eğilimine kaymıştır. İnsanların büyük bir kısmı…
Gerçeğe dönülmediği takdirde batılıların ülkemizi saha savaşı ile değil ekonomik savaşla,daha çok borca sokarak yeraltı…