Özel Kalem Sekreterliğinden BOP Eş Başkanlığı görevine!?
Turgut Özal'dan Erdoğan'a: "Gel, özel kalem müdürüm ol!" demiş….
Postadan gelen kitaplar arasında bir kitap hemen dikkatimi çekti… Kitabın kapağında kocaman bir "Akıncı" yazısı vardı… Alt başlık ise şöyle: "Mamak Zindanlarında Bir Akıncı-Tarihe Notlar." Eski günlerin hatırına kitabı merakla karıştırmaya başladım. Kitabın yazarı Halis Özdemir, 12 Eylül'den sonra "Akıncılar Davası" nedeniyle 7 yıl kaldığı Mamak Askeri Hapishanesi'nde çektiği çileyi anlatmış uzun uzun… Bu hatıralardan anlıyoruz ki, o dönem hapse düşen "Devrimci" ve "Ülkücü" gençler, hangi muameleye tabi tutulmuşsa "Akıncı" da aynı muameleye tabi tutulmuş. Yani… Günlerce aç susuz bir hücrede tutulma, envai çeşit işkencelere katlanma!..
Kitabın Tayyip Erdoğan ile ilgili bölümünde bugüne kadar gün yüzüne çıkmamış şahane bir haber saklıydı… Halis Özdemir, Mamak hapishanesinden kurtulduktan sonra dönemin Refah Partisi İstanbul İl Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı ziyarete gitmiş. Ziyarette Erdoğan, Halis Özdemir'e Refah Partisi Genel Merkezi'nin kendisine karşı ilgisiz tutumundan yakınmış… Kıymetinin anlaşılmadığını söylemiş… Ve şöyle demiş: "Bana Başbakan Turgut Özal'ın özel kalem müdürlüğü teklif ediliyor."
Kitabın yazarı Halis Özdemir, bugün Saadet Partisi'nde… Erbakan'a bağlılığı sürüyor… Hemen Başbakan Erdoğan'ın yakınındaki isimlerle temasa geçtim. "Doğru mu? Şunu bir sorsanız" dedim. Onlar da Başbakan'a "Turgut Özal'ın size Başbakanlık Özel Kalem Müdürlüğü görevini teklif ettiği doğru mu?" diye sordular… Erdoğan'ın bu soruya yanıtı "Evet, doğru" olunca… Bu "tarihi" gerçeği açıklamak üzerime farz oldu…[1]
Bilderberg İstanbul'da Toplandı!
Siyonist odaklar ve masonik patronlar Cumhurbaşkanlığı ve Genel Seçimler öncesi İstanbul'a taşındı.
Yeni Dünya Düzeni'nin küresel kolu olan Bilderberg, 32 yıl aradan sonra yeniden Türkiye'de toplandı. Türkiye'de, 18-20 Eylül 1959'da İstanbul Yeşilköy'de ve 25-27 Nisan 1975'te Çeşme'de Hotel Altın Yunus'ta yapılan toplantıların ardından 31 Mayıs-3 Haziran arasında İstanbul'da ‘bilinmeyen' bir yerde Bilderberg zirvesi yapıldı. Türkiye ve dünyadan önemli isimlerin davet edildiği Bilderberg'de gündemin İran'a olası operasyon, enerji politikaları ve Türkiye'nin AB süreci ve Türkiye seçimleri olduğu anlaşıldı..
Cumhurbaşkanlığı ve Genel Seçimler öncesi ‘Derin' toplantı
Dünyanın en büyük Masonik örgütlenmesi olarak kabul edilen Bilderberg'in İstanbul buluşmasında, önümüzdeki yıl dünya gündemine ilişkin kararlar aldığı söylendi. Türkiye'de Cumhurbaşkanlığı seçiminin ertelenmesi ve genel seçimlerin öne alınmasıyla ilginç bir zamanlamaya kavuşan toplantıda, Türkiye'nin önümüzdeki yıllarda yaşayacağı süreç de masaya yatırılmış. G-8 zirvesine paralel olarak gerçekleştirilecek olan toplantıya Türkiye'den pek çok isim katıldı. Bilderberg'in İstanbul'daki oturumlarını Milli İstihbarat Teşkilatı ve CIA ortak çalışma planıyla korumaya alınmıştı.
Türkiye'den ünlü simalar Bilderberg'de
Türkiye'de son 50 yıldır başa geçen ünlü politikacıların çoğunluğunun Bilderberg üyesi olduğu ve halen bu gizli Bilderberg üyelerinin Türkiye'nin etkin yönetiminde rol aldığı belirtiliyor. Bilderberg toplantılarına Türkiye'den katılan önemli isimler: Mustafa Koç, Güler Sabancı, Fehmi Koru, Ali Babacan, Hikmet Çetin, Prof. Dr. Şerif Mardin, Cem Boyner, Emre Gönensay, Gazi Erçel, Vahit Halefoğlu, Dinç Bilgin, Sinan Tara, Prof. Dr. Üstün Ergüder, Meral Gezgin Eriş, Rahmi Koç, Suna Kıraç, Uğur Bayar, Gürbüz Aktan, İsmail Cem, Sedat Ergin, Erkut Yüceoğlu, Nuri Çolakoğlu, Muharrem Kayhan, Özdem Sanberk, Kemal Derviş, Bülend Özaydınlı, Mehmet Ali Bayar, Hasan Cemal, Soli Özel Kemal Köprülü ve Ümit N. Boyner.
Bilderberg'in amacı: İsrail güdümlü ABD ve İngiliz hegemonyasını yaymak
Bilderberg, CFR ve öteki örgütlerin Avrupa ayağını ve etkinliğini teşkil etmek için Hollanda'da Oosterbeek şehrinde Bilderberg Oteli'nde 1954'te kuruldu. Dünyanın yönetimi ve küreselleşme konusunda her yıl farklı ülkelerde yapılan toplantılara Batı dünyasının siyasi ve ekonomik elitleri katılıyor. Toplantılar son derece gizli koşullarda ve özel ortamlarda yapılırken katılanlar konuşulanlar hakkında hiçbir bilgi veremiyor. Bilderberg'in, Amerika Birleşik Devletleri'nin önde gelen düşünce kuruluşlarından CFR'nin (Dış İlişkiler Komisyonu) çok daha gizli bir biçimde uluslararası boyuta yayılmış hali olduğu biliniyor. Hedefi; Yeni Dünya Düzeni'ni ve ABD-İngiltere hâkimiyetini ve İsrail emperyalizmini tüm dünyaya yaymak… Her yıl yapılan çok gizli ortamdaki toplantıları; hem CIA, hem de o ülkenin istihbarat örgütü kontrol ediyor. Bilderberg'in Amerika-Japonya- Avrupa ortak düşünce kuruluşu TRİLATERAL'le de ortak çalışmalar yapıyor.
Fehmi Koru, Bilderberg'i yazamamıştı
Geçen yıl Kanada'da düzenlenen toplantıya Türkiye'den içlerinde AKP İstanbul Milletvekili Egemen Bağış ve Yeni Şafak Yazarı Fehmi Koru'nun da bulunduğu 6 kişi katılmıştı. Koru, "Bilderberg dünyanın en gizli örgütü buna kuşku yok, bütün belgelerin üstünde gizli ve mahrem yazısı yer alıyor" demişti. Fehmi Koru da, bu gizliliğe uyarak yıllarca eleştirdiği Bilderberg hakkında sadece ‘tedbirleri' kaleme almış ancak konuşulanları yazmamıştı. Ottowa'daki toplantıya; Avusturya'nın Der Standard gazetesi yayıncısı Oscar Bornner, Burda yayın grubu patronu Hubert Burda, Kanada Globe and Mail gazetesi yayıncısı Philip Crowley, Alman Axel Springer Medya Grubu yöneticilerinden Mathias Döphner, Wall Street Journal gazetesi editörlerinden Paul Gigot, Alman Die Zeit gazetesi editörü Josef Joffe, Times gazetesi editörlerinden Anatole Kaletsky, Le Figaro yayın yönetmeni Yves de Kerdrel, Times Warner Medya Grubu'ndan Norman Pearlstine, Danimarka Politiken gazetesi yönetmeni Toger Seidenfaden, International Herald Tribune'dan John Vinacur, Financial Times yönetmen yardımcısı Martin Wolf de katılmalarına rağmen yayın organlarında Bilderberg'le ilgili herhangi bir bilgi yer almamıştı.
Rant ekonomisi ile masonik laiklik ilişkisi
Üretim konusunda sorunlar yaşayan Türkiye, masonik kadroların sermaye birikimi amaçlı rant ekonomisini, kamu bankalarını, teşvik sistemlerini, korumacılığı vs. devreye sokuyor; ama tarihte rantlarla sanayileşen, zenginleşen başka ülke örneği olmadığı gibi, bizim model de pek başarılı olamıyor. Ama bu başarısızlık, beraberinde laiklik istismarıyla geçinen ve rant ekonomisi ile de zenginleşen dar bir kadronun oluşumunu da yaratmamış değil; Cumhuriyet'in ilk günlerinden beri masonik laiklik anlayışı ile dışa bağımlı ve sömürü amaçlı rant ekonomisinin beraber hareket ettiğini görmek, süreci anlamak için kanımca anahtar…
Bu çerçeve sadece geçmişle ilgili değil, günümüzde de bu ayrışma, önemli bir biçimsel değişim ile de olsa devam ediyor. En az değişen kesim galiba çekirdek rantçı yani kapalı ekonomi yanlısı kesim. Ama öbür kesimde çok önemli bir değişim yaşanıyor; Ankara'nın rant ekonomisinin olanaklarının geleneksel olarak dışında kalmış bu kesim büyümek, palazlanmak için mecburen dış piyasalara yani ihracata yönelmiş; zira başka bir sermaye birikim modeli kendilerine pek tanınmamış. Gelenekselci diye tanımlayabileceğimiz bu kesim Ankara'nın yarattığı rant, teşvik, kredi olanaklarından uzaklaştırıldığı ölçüde kendi ayakları üzerinde durabilmek için dış piyasalara ve özellikle bizim dış ticaret yapımızın gereği olarak Asya ve İslam dünyasına ihracata yönelmiş bulunuyor…
Türkiye'de laik, anti-laik çatışmasını Ankara'nın rant ekonomisi yanlıları ile Milli ve adil ekonomi yanlıları (biraz da mecburiyetten) arasındaki kavga olarak da görmek lazım. Masonik laikçi çizgi maalesef bugün rant ekonomisi yanlılarının ideolojisi haline gelmiş durumda.
Türkiye'nin gelişme ve gerileme dönemleri
Dünyada ve doğada her şey değişmeli ve devirlidir. İlerleme olur ama gerileme de olabilir. Doğada her şey onlu sisteme dayanır. O halde zaman da onlu sistem içindedir. Kur'an'a göre takvim başlangıcı Hazreti İsa'nın doğduğu yıl yani Miladi takvimdir. O halde Türkiye'de cereyan eden olaylara göre periyodik olarak her on senede bir ilerleme-gerileme olmuştur.
Bu varsayıma dayanarak on yılları tahlil etmeye çalışalım ve varsayımlarımız ne kadar isabetlidir görelim. Burada tahlil edeceğimiz şey elbette yöneticiler değil, Türkiye'nin genel gidişidir. Orada faal olanlar iyi insan olabilirler, kötü insan olabilirler. Niyetleri farklı olabilir. Hâl geçmişin eseri olabilir.
1900-1910: Bu yıllar Türkiye'nin dışa karşı mücadeleleri açısından başarılı geçmiştir. Toprak kaybımız olmamıştır. Sosyal hayat bakımından fikrî hamle vardır. Türkiye III. bin yıla hazırlanmaktadır. İçtihat kapısı açılmaya başlanmış, Türkiye Batıyı ilmen sindirmiştir.
1910-1920: Bu yıllarda Balkan Savaşı başlayıp imparatorluğun yıkılmasına giden sürece girilmiş, musibet Sevr'in dayatılmasına kadar tırmanmıştır. Elbette bu yılları kimse başarılı yıllar olarak gösteremeyecektir.
1920-1930: Bu yıllar cumhuriyetimizin kuruluş yıllarıdır. Anadolu'nun yeniden uyanması ve toparlanması dönemidir. Pek çok bakımdan başarılı yıllar olarak sayabiliriz. Kimse bu yılların kötü yıllar olduğunu söyleyemez.
1930-1940: Bu yıllarda iki önemli olay olmuştur. Biri, Mustafa Kemal ölmüştür. Yerine getirilen İsmet İnönü eliyle Atatürk Devrimleri yozlaştırılmıştır. Kincisi, İsmet İnönü yerine Başbakan olan Celal Bayar, masonların ve İttihat Terakki artıklarının hizmetçisi yapılmıştır. Bir iyilik getirmediği kesin olarak söylenebilir. Asgari olarak duraklama dönemidir.
1940-1950: Bu yıllar için iki şey sayabiliriz. Bunlardan biri, II. Cihan Savaşı'na girmedik, böylece bugün 75 milyonluk Türkiye'ye ulaştık. İkincisi de, demokrasiye geçtik. Amerikan mandacılığına geçiş sürecidir.
1950-1960: İşte bizim varsayımlarımıza aykırı görülen yıllar bu yıllardır. Türkiye için başarılı geçmiş gibi görülebilir. Ama iyi dikkat edilirse aslında başarısız yıllarımızdır. Türkiye'deki hamle daha önceki yıllara aittir. Türkiye bu yıllarda dışa karşı borçlanmaya başlamıştır. Dış borçlanma bir devletin istiklâli için en büyük tehlike teşkil etmektedir. Türkiye bu yıllarda askeri müdahaleleri meşrulaştırmıştır. Türkiye bu yıllarda Batı tarafına geçerek İslâmiyet'e ve mazlumlara karşı sırtını çevirmiştir. Görülüyor ki, bazılarına göre başarılı yıllar olarak görülen bu yıllar aslında başarısız geçmiştir.
1960-1970: Bu yıllarının başarılı olmadığını ileri sürenler vardır. Oysa çok partili sisteme bu yıllarda geçilmiştir. Bununla ilgili anayasa bu yılların eseridir. Müslümanların teşkilatlanması bu döneme denk gelir. Devlet Planlama Teşkilatı bu yıllarda tedvin edilmiştir. Biz bu yılları başarılı yıllar olarak saymaktayız. Ondan sonraki tüm anayasalar 1961 Anayasası'nı dayanak kabul etmektedir.
1970-1980: Bu yıllar diriliş yıllarıdır, müdahalelerin gelip geçtiği yıllardır. MSP-CHP koalisyonuna karşı ayaklanmaların başlaması ve bakanların transfer edilmesi yıllarıdır. Bundan dolayı talihsiz yıllardır. Millî Görüş partilerinden MNP ve MSP bu dönemde gelmiş, çok faydalı işler yapmasına rağmen kapatılmışlardır. Türkiye için bu yılları daha fazla hizmetlerin yapılmasının önlenmesinden dolayı kayıp yıllar gibidir. Ancak Milli Görüşün tarih sahnesine çıkması oldukça önemlidir.
1980-1990: Bu yıllar önemli yıllar olmuştur. Türkiye devleti artık kendine gelmiştir. Atatürk'ten sonra despotizme kaydırılan Cumhuriyet Halk Partisi kapatılarak tek parti kalıntısına son verilmiştir. İSEDAK'ın başkanlığı alınmıştır. İsrail elçiliği maslahatgüzarlığa indirilmiştir. Din Kültürü ve Ahlâk Dersleri anayasalara girmiştir.
1990-2000: Bu yıllar da Türkiye için hayırsız geçmiştir. Özal'dan sonra gelen başarısız hükümetler dönemidir. Tek başarılı yıl 54. Erbakan Hükümeti yılıdır, ama o da maalesef indirilmiştir. 28 Şubat bu talihsiz yılların gayri meşru meyvesidir.
2000-2010: ilk yedi yılı kayıpla kapansa artık tarihi ve talihli dönüşüm aşamasına girilmiştir.
Şimdi biz onlu yıllık periyotlu varsayımla tahliller yaptık. İlim adamları bu tahlillerin değerlendirmesini yapmalıdırlar. Dikkat edilecek olursa, biz gerileme yapmadık, çünkü her şeye rağmen her zaman ileri adımlar atılmıştır. Ama nisbî gerilemeler de vardır.
Varsayımlara göre tahliller metoduna bir örnek vermek istedim. Bu varsayımların doğruluğu daha birçok olayların tespit ve tahlillerine bağlıdır.[2]
Türkiye'nin kimyasını bozma girişimleri
Eski Diyarbakır Belediye Başkanı Mehdi Zana, Kürtlerin 'kılıç zoruyla ve yanlışlıkla' Müslüman olduğunu açıklamıştı. Ona göre Kürtlerin asıl dini ise Zerdüştlükmüş.
Bu iddialar bir zamanlar Türklerin İslamiyeti kılıç zoruyla kabul ettiğinin iddia edilmesinden farksız olmayan bir adımdır. Erdoğan Aydın ve Emre Kongar'ın dile getirdiği bu iddia ile Türk olmak ile Müslüman olmak ayrı bir şeymiş gibi sunulmak istenmiş, son iddia ile de Türkiye'nin tehlikeli çatlaklarından biri daha güçlendirilmeye çalışılmıştır.
Türkiye'nin içinde hep çatlaklar bulundurmak ve varolan çatlakları kendi lehinde kullanmak için besleyen küresel güç odaklarına hizmet etmekten başka bir manası olmayan bu yorumlar zincirinin tek amacı hepimizi esir etmekten başka ne olabilir ki? Böylece yüzyıllar önce yaşamış insanlara iftira edilmiş olmasının ötesinde bu topraklarda yaşayan insanların bugününü ve geleceğini tehdit eden bir niyet de beyan edilmiş oluyor.
Zira Türk kimliği tarihin hiçbir döneminde geçmişlerinde Nazilik, Faşizm gibi kara lekeler bulunan, Hollanda'dan Danimarka'ya İslam düşmanlığının güncel bir mevzu olduğu Avrupa'nın anladığı şekilde ırki bir tanımlamaya yaslanmamıştır. Bu fikirlerin bir adım ötesinde ise İslamiyet'in bizi geri bıraktıran ve terk edilmesi gerek bir yük olduğu saplantısının bize kabul ettirilmesi çabası vardır.
Bu çabalar elbet çok yeni değil. Geçen yüzyılın sonunda Hüseyin Cahit Yalçın da Tarık gazetesinde şöyle yazmıştı:
"Ne vakte kadar ötekinin berikinin edebiyatını taklit edeceğiz? Acem taklitçiliğinden kurtulur kurtulmaz Arabistan çöllerinde keffaret mi çıkaracağız? Edebiyatımız artık Türk olsun, buna çalışalım. Nasihat vereceksek, hep bu yolda verelim. Arab'ın Dini ve şer'i değerleri ve zor hayalleri kendisine mübarek olsun."
Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi ise Malumat dergisinde ona şu cevabı yazmıştı: "Arapça ilimler demek, İslamiyetimiz ve dinimiz demektir. Binaenaleyh bu ilimlerin siyasi ve medeni hayatımızla ne derece uyuştuğunu, bugüne kadar kelamıyla, usulüyle, edebiyatıyla ve hele yüksek ve örnek fıkhıyla bu ilimlere karşı kimse tarafından nankörlükte bulunulmamıştır. Buna cüret edenlerin tezyif ve tekzip edilip küçük görülmesi için, onun davasına bakılmaya bile tenezzül edilmeyerek bu yolda küçük görmenin hemen yalnız kendisinden çıkması, sözünün anlaşılması yeterli görülmüştür. Arabî ilimler, erbabına mübarek olsun, öyle mi? Size de Avrupalılaşmak mübarek olsun diyeceğim amma mübarek kelimesine acırım." İşte Batılılaşma sevdası şimdi ülkemizi batırma noktasına taşımıştır.
Türk nedir? Türkiye neresidir? gibi sorulara cevap verirken bütün bunları göze almazsak ve bizi bir millet yapan asli unsurlarımızı ikinci plana iterek ve hatta bir tehdit olarak tanımlayarak yapacaklarımız Türkiye'nin düşmanlarının bizde görmekten mutlu oldukları potansiyel çatlakları güçlendirmekten başka bir işe yaramaz.
Türkiye kimyasını korumak istiyorsa tehdit tanımlamasını yaparken dışlamaktan ziyade kucaklamayı esas almalı. Bunun için de kendisi için neyin esaslı ve sahih olduğunu neyin yapıştırma bıyık olduğunu net bir şekilde anlayabilmeli.
Bu noktada Kazım Karabekir'in şu cümlelerine dikkat edin lütfen: "Bir milletin asırlardan beri en mukaddes duygularını bir hamlede atabileceğine inanışınız, objektif bir görüş değil, hülyanızdır. Böyle bir harekete cüret, memlekette kanlı istibdatla başlar. Milli bir dram şeklinde neticelenir. Maddi cephemiz zaten zayıftır. Güvenebileceğimiz manevî cephemizi de düşmanlarımızın yaldızlı propagandasına kurban edersek, dayanabileceğimiz nemiz kalır?"
İslam'a düşmanlık yapmanın arka planında, bizi dayanak noktasından mahrum bırakma çabası var. Bu furyaya pabuç bırakmamalıyız.
Hüseyinzade Ali Bey: "Terakki edip (gelişerek) büyük millet olmak istiyorsak, bize her şeyden önemli ve gerekli olan İslam'da bulunmak, İslam'da kalmak lazım. Hayat tarzımız, terakki tavrımız İslam hükümlerine uygun bulunmalıdır. Bizim için İslâm haricinde necat yoktur. Bunu putperest veya ateşperest olan dedelerimiz idrak ettikleri için din-i İslâm'ı kabul ve neşriyle müşerref olmuşlardı. Ancak, şekilciliğe ve laikliğe değil, İslamın hikmet ve hakikatine vakıf olmalıyız ve bu hikmetten zevk almamıza, nurundan yararlanmamıza engel olan şeyleri aradan kaldırmaya gayret etmeliyiz" demişti.
Sahi Hüseyinzade Ali Bey kim?[3]
Müftü şarkı söyler ama şantözlük eyleyemez!
"Haberi ilk okuduğumda inanamadım. Yoksa şaka mı, ya da asparagas bir haber mi, diye düşündüm.
Geçmişte de olmuştu. Müftünün keçisi çalınmıştı da bir gazete haberi, "Müftü keçi çaldı!" şeklinde vermişti. Bu da o kabil bir haber miydi?
Neymiş, müftü iki kızıyla birlikte sahnede saz çalıp şarkı söylüyormuş. İş bununla kalsa iyi, bu müftü popstar yarışmasına katılmış.[4]
Eskiler olsa, "dünyanın çivisi çıktı" derlerdi. Cidden öyle, insanlık ahlaki dayanaklarından kaydı…
Her mesleğin bir âdâbı, erkânı, usulü, kâidesi, yakışığı vardır. Meselâ askerlik mesleği öyledir. Selam vermesi, oturup kalkması dahi kaidelerle tespit edilmiştir. O kaidelerin ihlaline müsamaha edilemez. Yoksa yol olur, iş laçkalaşır, disiplin kalmaz. Askerliğin temeli de disipline dayanır. (Gerçi son zamanlarda bunu sulandırmak için filmler, dizi filmler yapılmaktaysa da, asıl mesleğin sahipleri bundan etkilenmemektedir, o ayrı konu…)
Valilik, kaymakamlık, emniyet müdürlüğü makamının bir âdabı, erkânı, bir ağırlığı vardır. O makamlara gittiğinizde bu ağırlığı hissedersiniz. Orada ciddiyetten, vakardan tâviz verdiniz mi yol olur, otorite sarsılır.
Dinin de (ki İslâmiyet Allah'ın seçtiği ve beğendiği yegane hak dindir.) bir kâidesi, âdâbı, erkânı, vakarı, ciddiyeti vardır. Dini temsil makamında olan kimselerin de o vakarı, o ciddiyeti taşımaları gerekir.
Saz çalıp göbek atmanın, sahnede şarkı söyleyip oynamanın, çıplak kadınlarla birlikte gazinolarda dolaşmanın bir müftüye yakışır tarafı nedir? Bunu popstar kılıklı şovmenlere sormuyorum. Gerçekten dini bilen ağırbaşlı, gerçek ulemâya soruyorum. Bu bellidir değil mi?
Anlayamadığım husus şu: Diyanet İşleri Başkanlığı niçin bu hâdise karşısında sessiz kalıyor? Niçin gereğini yapmıyor?
Zaten dünyanın pek çok devleti, pek çok teşekkülü İslâm'a savaş açmış durumda. Onlar yetmezmiş gibi; bazı kendini bilmez kimselerin İslam'ı yozlaştırmaya, sağını solunu yamultmaya çalışmaları yetmezmiş gibi; yığınla şarlatanın ortaya çıkması ve dini tahrif etmeye kalkışması yetmezmiş gibi, bir de şantöz müftüyle uğraşacağız!..
Sayın Bay! (Size artık "müftü" diye hitap etmiyorum. Etmem de) Lütfen o sarığı ve cübbeyi çıkarınız. "Müftülük" sıfatını da terk ediniz. Ya başka bir kuruluşa yatay geçiş yapınız. Şayet o kuruluş izin verirse yapacağınızı o vakit yapınız. Ya da bütünüyle memuriyetten ayrılıp sahneye çıkınız.
"Emperyalist Hıristiyanlar ve Siyonist Yahudiler de cennete girecek" diyen madrabazlar yüzünden gençlerimizin din değiştirmesi, ebedî hayatlarını perişan etmesi yetmezmiş gibi bir de başımıza bu çıktı" diye yakınan Burhan Bozgeyik ne kadar haklı. Velhasıl AKP iktidarında her şeyin cılkı çıktı.
Ukrayna'da Soros devriminin sonu geldi. Anlaşılan AKP'de gidici!…
ABD destekli renkli devrimle iktidara gelen Devlet Başkanı Viktor Yuşçenko, parlamentoyu, anayasaya aykırı hareket etmekle suçlayarak, feshetti. Ülkede erken seçim yapılmasına ilişkin karar alınırken, seçimin 27 Mayıs tarihinde gerçekleştirilmesi planlanıyor.
Ukrayna'da Devlet Başkanı Viktor Yuşçenko ile parlamento arasındaki gerginlik, parlamentonun feshedilmesi ile bitti. Ülkede erken seçim kararı çıktı. Seçim için belirlenen tarih 27 Mayıs olarak duyuruldu.
Ukrayna'da siyasi kriz yaşanıyor. Devlet Başkanı Viktor Yuşçenko, parlamentoyu, anayasaya aykırı hareket etmekle suçlayarak, feshetti. Ülkede erken seçim yapılmasına ilişkin karar alınırken, seçimin 27 Mayıs tarihinde gerçekleştirilmesi planlanıyor. Bu arada siyasiler, Yuşçenko'nun parlamentoyu dağıtma kararını "darbe girişimi" olarak değerlendirirken, görevlerini sürdüreceklerini vurguluyor.
Bu arada milletvekillerinin büyük bir bölümü Anayasa Mahkemesi'ne başvurarak, alınan kararın meşruiyetini incelemesini talep edeceklerini dile getiriyor. Gece geç saatlerde biraraya gelen 450 milletvekilinden 262'si bu talebe destek verdiğini bildirdi.
Ordu ise Yuşçenko'dan yana tavır sergiliyor. Savunma Bakanı Anatoli Hıritsenko, "Ordu aynı zamanda başkomutan olan Cumhurbaşkanının talimatlarını yerine getirir" şeklinde konuşuyor.
Öte yandan Başbakan Viktor Yanukoviç, krizi sona erdirmek için Yuşçenko'ya geri adım atma ve kararını resmi gazetede yayımlatmama çağrısında bulundu. Fesih kararı yürürlüğe girmemesi için bu şekilde bir yolun izlenebileceği belirtilirken, Yuşçenko'nun buna yanaşmasının mümkün gibi görünmediği ifade ediliyor.
Ukrayna Parlamentosu, Cumhurbaşkanı Viktor Yuşçenko'nun 27 Mayıs'ta yapılmasını öngördüğü erken seçimler için finansman sağlamayı reddetti. Seçimlerle ilgili bütçeyi oylayan parlamento, seçim bütçesine onay vermedi.
Rusya: Endişeliyiz
Rusya, Ukrayna'daki siyasi kriz konusunda endişesini dile getirdi. Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, "Rusya, Ukrayna'daki gelişmeleri yakından ve endişeyle takip ediyor" denildi.
Halk sokağa döküldü
Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yuşçenko'nun meclisi fesih kararı almasından sonra binlerce Yuşçenko muhalifi Kiev'de toplandı.
Ülkenin dört bir yanından otobüslerle başkente giden göstericiler, Başbakan Viktor Yanukoviç'in "Bölgeler Partisi'nin mavi bayraklarını sallayarak meclis yakınlarındaki büyük meydana yürüyor.
2004 yılında Yuşçenko'yu iktidara taşıyan "turuncu devrim sırasında yapılanlardan ilham alan göstericiler, meydana 140 kadar çadır kurdu.
Bu seçimler Çanakkale'dir!..
[1] 06.04.2006 / A. Hakan Coşkun / Hürriyet
[2] 05.04.2007 / Reşat Nuri Erol / Milli Gazete
[3] 05.04.2007 / Suavi Kemal / Milli Gazete
[4] 19.03.2007 / Hürriyet

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
Yine içimizi dışa döken, halimize ayna tutan bir yazımız olmuş, elhamdülillah!İnsan denen mahlûkatın kâinat ile,…
Makalenin içeriği son derece öğüt verici ders verici tefekküre boğucu uyanık olmamızı ve böylesi bir…
Dışına aldanmayın, bozuk içleri Derlenip def ederiz, soysuz hiçleri Kâfirler ürkütemez, Milli güçleri Eba Eyyub,…
Siyonist işbirlikçilerinin, "ABD'nin ırak'ta savaşan kahraman bay ve bayan askerlerin en az zayiatla ülkelerine mümkün…
Ahmet Hoca haykırır; duyarsız insan Anlamaz duygularım, ayarsız insan Akıl vicdan Kur’an’a, uyarsız insan Sultan…
MİLLİ ÇÖZÜME TAVIR ALANLARA KÜÇÜK BİR HATIRLATMA! Milli Çözüm; Kutuplaştırılmış toplumları barıştırarak yaşanabilir bir Dünya…
Siyonizm'in İran'a 4 bir yandan saldırdığı ve tüm vekil güçlerini bu yolda kullandığı şu dönemde…
Sivil Savunma = Kuvayı Milliye; yani Halkın Silahlı Gücü.Dünyada ve bölgemizde yaşanan çok tehlikeli olayların…
İnsanlar duymak istedikleri şeyler söylendiğinde, bunları yalan olarak görmeme eğilimine kaymıştır. İnsanların büyük bir kısmı…
Gerçeğe dönülmediği takdirde batılıların ülkemizi saha savaşı ile değil ekonomik savaşla,daha çok borca sokarak yeraltı…