Hala AKP'nin Milli Görüşçü veya İslamcı olduğunu iddia edenler;
- Hem AKP'yi meşrulaştırmaya
- Hem de Milli Görüşü ve İslam'ı karalamaya niyetli kimselerdir.
Bir partinin hem İslamcı, hem de din tahribatçısı olamayacağını anlamak için, sadece şunları hatırlamak yeterlidir.
AKP, maddi ve manevi yönden Türkiye'nin felaketidir.
1) Yeni ceza yasasına "Eşcinsel olmak ahlaksızlık değildir" maddesi eklendi.
2) Hüseyin Çelik, Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılmasını savundu ve "Avrupa'daki İslam Üniversite'sinde de bizim dinimiz için ders veriliyor" dedi.
3) Samsun'daki bir imam hakkında Kur'ân kursuna gelen öğrencilere hediye vererek özendirdiği için hakkında soruşturma açılıp ceza kesildi.
4) Başbakanın başdanışmanı Cüneyt Zapsu'nun eşinin başını çektiği bir grup kadın-erkek birlikte namaza girdi.
5) Abdullah Gül, AB uyum süreci uğruna İsrail'in Filistin'deki katliamına 1000 asker göndererek destek verdi.
6) Daha önce okullara ve camilere 200 metre mesafede meyhane, kahvehane ve içki satışı için ruhsat verilmezken, bu mesafe 50 metreye indirildi.
7) 15 dakika yürüyüş mesafesi içinde ikinci bir cami açılması yasak getirildi.
8) Kasımpaşa'daki 48 yıllık Kur'an kursu kaçak yapı olduğu bahanesiyle yerle bir edildi.
9) Malatya'da öldürülen misyonerlerin ardından "Bir insan İncil dağıtabilir, başkasına da anlatabilir" dendi.
10) Van'da Ermeni Akdamar Kilisesi yenilendi ve Türkiye'deki 742 kilise, 69 manastır, 63 şapel, 24 havra, 18 sinagog için milyarlarca masraf edildi.
11) Zina suç olmaktan çıkarıldı. Fuhuş serbest hale geldi.
12) Tarım Bakanlığı, AB'ye uyum çerçevesinde domuz ve yaban domuzu için "Türk Gıda Kodeksine uygundur" onayı verdi.
13) Yahudi cemaati Ortadoğu'da barışa katkılarından dolayı Tayyip Bey'e "Büyük Cesaret ödülü" verdi.
14) Antakya, Şanlıurfa ve Antalya Belek'te yapılan ve aynı avluya bakan kilise, sinagog ve camiye "Dinler Bahçesi" adı verildi.
15) Papa Jean Paul'un cenazesi nedeniyle Türkiye'de bayraklar yarıya indirildi.
16) Tayyip Erdoğan "İslâm Ortak Pazarı'na karşıyım, çünkü böyle bir oluşum kamplaşma başlatır." dedi.
17) Mehmet Ali Şahin "Türban Türkiye'de yüzde birbuçuğun sorunudur. Bu nedenle toplumda öncelikli sorunların çözümüne odaklandıklarını." Söyledi.
Eh, artık hükümetin İslamcı olup olmadığına "elinizi vicdanınıza koyup" siz karar verin.
İktidarın gerçek ekonomi karnesi
Başbakan da açık hava toplantılarında "Perişan olduk" diye bağıran vatandaşları "Artistlik yapma" diye azarlıyor, korumalar de hemen bu insanları karga tulumba alıp götürüyor.
Hükümetin çizdiği pembe tabloların tam bir aldatmaca olduğunu anlatan vatandaşların gönderdiği yakınmalarından sadece biri.
Önce onu okuyalım, sonra söyleyeceklerimizi söyleyelim:
"Sayın Türenç
Ben Konya-Ereğli'de ikamet eden 2 çocuk babası ve dededen esnaf bir ailenin üyesiyim. İşlek bir caddede kendime ait dükkânım var. Şimdiye kadar birçok kez ekonomik krizler ve dalgalanmalar yaşamama rağmen en rahat yaşayan orta sınıf insanlar arasında olmama rağmen şu andaki ekonomik durgunluk nedeniyle maalesef açlık sınırında yaşayan insanların arasına katılmış durumdayım.
Aşağıdaki soruların yanıtlarını merak ediyorum ama bir türlü bulamıyorum:
- 6 bin dolara yaklaşan milli gelirden neden bizim evin haberi yok? Acaba bu milli gelir Ankara ve İstanbul'da her gün TV'lerde boy gösteren rahatı yerinde olanlara göre hesaplanmış bir milli gelir midir?
- Yapılan enflasyon hesaplamalarına göre yıllık %10 civarında seyreden enflasyondan neden biz faydalanamıyoruz ve her gün zorunlu giderlerimiz artıyor?(Küçük bir ilçe olan Konya-Ereğli'de en düşük ev kirası 2003'te 60 YTL iken şu anda 350 YTL, 12 kuruşluk ekmek 30 kuruş, 10 kuruşluk domates 1 YTL vs.)
- Esnafın yazar kasası haciz yoluyla elinden alındığı için 2001'de olduğu gibi onu fırlatamadığından,
- Esnafın, kredi alamadığı için tefecilerin eline düştüğünden,
- Siftah yapamadan dükkânını kapatan esnafın patlamaya hazır olduğundan…
- § Acaba Başbakan'ın ve hükümetin haberi var mı?" imza- adres (Bende saklı)
- § Şimdi biraz da ekonomi uzmanlarının söylediklerine bakalım:
- Ekonomik gelişmenin nedeni, dünyadaki dolar bolluğu ile Çin'in ürettiği mal bolluğu. Bu konjonktür bir gün bozulabilir.
- Cari açık (31,5 milyon dolar), yüksek faiz-düşük kur, dış ticaret açığı (52 milyar dolar).
Bunlar ekonominin kırılganlığıdır.
Türkiye'ye dışardan sıcak para (yüksek faiz için gelen para) girdiği sürece tehlike büyür ama kriz çıkmaz. Hatta geçici olarak ekonomi büyür. Bu sanal bir büyümedir.
Bu durum sürdürülemez. Döviz ve sıcak para girişi durursa kriz olur.
- Türkiye'de her krizden önce cari açık anormal bir yükseliş gösterir. Bugün cari açık cumhuriyet tarihinin en yüksek cari açığıdır.
- AKP iktidarı döneminde cari açık 79,3 milyar dolara çıktı. Seçime kadar bu rakamın 105 milyar dolar olacağı hesaplanıyor.
Bu bir dünya rekorudur.[1]
A. Başer Kafaoğlu'nun dediği gibi:
AKP'nin dört yıllık borcu 80 yıllık borcumuzun yüzde 70'ine ulaştı
Son yıllarda medyadaki (ekran, gazete ve dergilerde) AKP'nin yurdu sömürücü, halkı ezici ekonomi politikalarına eleştiri yönetilmek şöyle dursun, sayısı az olan bizim gibi eleştiricilere toplu halde ateş püskürtülürdü. Ancak seçimlerin yaklaştığı, partilerin aday listelerinin açıklanmasının beklediği şu günlerde özellikle yazılı medyada AKP'nin ülke ekonomisine getirdiği yıkım hakkında yazılar görülmeye başlandı. Örneğin Doğan Grubunun önemli yayın organlarından Milliyette başta dostumuz Güngör Uras olmak üzere köşe yazarları bunu eleştiriyorlar hergün. Biz de bugüne kadar ortaya koyduğumuz eleştirileri özetleyelim:
TÜİK Gerçekleri Halktan Gizliyor
1) En önemli nokta Türkiye istatistik Kurumu (TÜİK) AKP iktidarının yıkıcı ekonomi politikasının feci sonuçlarının yalan yanlış istatistik düzenlemeleriyle halktan ve basından gizlemekte. TÜİK'in verdiği sonuçların iktisat ilmine ve bazen akla uygunluğunu aramak beyhudedir. Örneğin bir yandan emek verimliliğinin arttığını öte yandan da ücretlerin enflasyonun üzerinde arttığını ileri sürüyor. Stoklarda kesintisiz arttığı varsayımına dayanıyor. Bu iki yargının da makro ekonomi ve iktisat teorisiyle bağdaşması olanağı yoktur. Hele son istihdam hesaplarında kış mevsiminde tarımda çalışan sayısını arttığını gösteren verileriyle adeta akılla alay ediyor.
İlan Ettiği Büyümeden İşçilere Pay Yok!
2) Türkiye'de ilan edilen büyüme rakamları palavradır. Eğer palavra değil de doğruysa nüfusun büyük kısmını oluşturan köylüler, emekçiler ve esnafın gelirinde dişe dokunur bir artış olmadığına göre bu sınıfların eşi az görülen bir ölçüde sömürüldüğünü kabul etmek gerekir. AKP hükümeti bir yandan yüzde 5'in üzerinde ekonomik büyüme ilan etmekte diğer yandan ücretleri sadece enflasyon oranında karşıladığını açıkça kabul etmekte dir. Yani ilan ettiği büyümeden işçilere bir pay vermeyi reddetmektedir.
Tarım Çökertildi
3) izlenen politikalarla Türk tarımı çökertilmiştir. Örneğin Başbakanın hemşehrilerinin yetiştirdiği çay fiyatları bu süre içinde birikimli enflasyon yüzde 40 oranında arttığı halde aynı kalmıştır. Fındık, narenciye, kaysı, üzüm üreticileri bu yıl perişan haldedir. Tahıl, pamuk, pancar, ayçiçeği üreticileri zaten geçen yıllarda belini doğrultamaz hale getirilmişti.
4) Türkiye Cumhuriyeti AKP iktidara gelinceye kadar borçlanmıştır. Bu 80 yıllık borçlanmanın yüzde 70 kadarını AKP sadece 4 yılda yapmıştır. Bu borçların yüzde 70'i de kısa vadeli borçlardır. Bu borçlanma dışında yurda gelen tefeci sermaye İstanbul Menkul Kıymetler Bor-sası'nı esir almıştır. Milli bir borsadan, bankacılıktan söz etme olanağı yoktur. Elde kalan milli sermayeli bankalar dışarıdan kısa vadeli borç almadan ya da hisse senetlerinin çoğunluk oranını yabancılara satmadan ayakta duramıyor. Sigorta kesimi ezici bir çoğunlukla yabancıların eline geçmiştir.
AKP Halktan Topladığı Parayı Tefeciye Veriyor
5) Türkiye'de halkımızın dişinden, tırnağından arttırarak kurduğu milli tesisler (Türk Telekom, Ereğli Demir Çelik, Tüpraş) çeşitli yollarla yabancıların eline geçmiştir. Yabancı sermayeyi değil, Türk firmalarına satılmış görülen milli tesisler de finansmanı nedeniyle yabancılara yararlı oluyor. Örneğin; Tüpraş'ı alan Koç topluluğu Ereğli'yi alan Oyak bu alımlarını finanse etmek için yüksek faizle borçlandıklarından üretimden yaratılan fazlaların büyük kısmı dışarıya faiz olarak gitmektedir. Özetle AKP iktidarı halkından ağır vasıtalı vergiler ve pahalı su, elektrik faturalarıyla topladığı parayı ya çarçur etmekte ya da emperyalistlere ya da içerdeki tefecilere yediriyor. Ucuz döviz kuru ve yüksek faizli ekonomi politikasıyla sanayimiz hergün birer birer yabancılara gitmekte ya da kapatılmaktadır. Kapanmayan özel sektör firmaları da 110 milyar doları bulan özel firma borçları dolayısıyla dışarıya çalışıyor. Ayrıca Koç ve Sabancı grubu dahil en büyük firmalarını ya tamamen ya da büyük kısmıyla yabancıya satmışlardır, ilkokulda Osmanlı Devletinin son günlerini anlatan şiirin bir dizesi aklıma geliyor:
"Kendi vatanımızda yabancılar gibiydik". Şimdi de öyle olduk. Bu hale getirildik; daha neyi bekliyoruz?[2]
Erbakan Hoca'nın haklılığı ve Atatürk'ün ölümünden 69 sene sonra düşen jetonlar!…
69 sene sonra birden bire akıllandılar. Bayrak ve Atatürk'e sığınmaya başladılar.
Şimdi meydanlarda bağırıyorlar:
-ABD ve AB'ye, IMF'ye hayır. Tam bağımsız Türkiye istiyoruz,
-Kendi gücümüzle kalkınma istiyoruz,
-Hedefimiz "Lider ülke Türkiye" diyorlar.
Evet Atatürk de bu hedeflere yönelmişti. 1923 tarihinde toplanan İzmir İktisat Kongresi'nde, kendi ağır sanayimizi kurmalıyız demiş, "Sanayi Teşvik Kanunu"nu çıkarmıştı. Biz ABD ve Avrupa'ya bağımlı olamayız, çevremizde lider ülke olmalıyız, demiş bu maksatla Batı'daki komşularımızla Balkan Paktı'nı, doğudaki komşularımızla Sadabat Paktı'nı imzalamıştı. "Tam bağımsızlık benim karakterimdir" diyerek siyasi ve ekonomik uydu olma politikalarını red etmişti.
Jetonları sonradan düşenlerin, bu tavır ve hareketleri ilk etapta bizleri bile heyecanlandırmış, bir ölçüde rahatlatmıştı. Fakat ümidimiz çok sürmedi, hayal kırıklığına uğradık. Hemen 120 derece dönüş yaptılar. En başta söyledikleri bütün iddia ve vaadlerden vazgeçerek ABD'ye, AB'ye ve IMF'ye evet diyen CHPve DSP'nin peşine takıldılar.
Böylece tam bağımsızlık, kendi gücüyle kalkınma ilkesi, lider ülke olma iddialarını havada bıraktılar.
Bilindiği gibi, 40 yıldır Erbakan Hoca'nın ve Millî Görüş'ün savunduğu ve uygulamaya koyduğu temel politikaların özeti ve hedefi de bunlardı.
Oysaki Millî Görüş kadroları tarihî ve millî menfaatlerimizin gereği olan bu aksiyonları, siyasî parti olarak kırk sene önce başlatmış, bu davaları milletimize mal etmiş, bu davaların gerçekleşmesi için canla başla, başa baş dişe diş mücadele etmiştir ve etmektedir.
Şahsiyetli dış politika idealimiz Kıbrıs çıkartması ile ilk meyvesini vermiş, tabiî ve tarihî ilgi alanımız olan Ortadoğu bölgesine, emperyalistlerin sızmasını önlemek için kurduğumuz D-8'ler ittifakının ne kadar isabetli olduğu, bütün dünyaca takdir kazanmıştır. 4'üncü 5 yıllık kalkınma planı ile yürürlüğe koyduğumuz "Manevî gelişme reformu" ve 1970'li yıllarda başlattığımız "Ağır sanayi hamleleri" bu mücadeleleri samimiyetle başlatıp, imanla ve azimle sürdürdüğümüzün inkâr edilmesi mümkün olmayan delillerindendir.
Eğer bu jetonları geç düşen mitingci kadrolar şu sözünü ettiğimiz davalarda gerçekten samimi olsalardı, başlattığımız bu millî aksiyonlar karşısında uzun zaman gaflette kalmazlar, fiilen olmasa bile fikir planında bize destek verirlerdi.
Hem bu vazgeçilmez ve millî karakterimizin ifadesi olan iddiaları ortaya atarak bağırıp çağıracaksınız, hem de bir aya kalmadan tam bağımsızlığa taban tabana zıt olarak, IMF'yi, ABD ve AB'yi destekleyen gayr-i millî partilere destek vermeye kalkışacaksınız. Bu mudur dava adamlığı? Bu mudur Atatürkçülük? Bu mudur bağımsız politika gütmek? Daha önceleri nerelerdeydiniz?
İçinizden bazıları, eğer Atatürk sağ olsaydı o dahi AB'yi desteklerdi diye tarihi gerçeklere, taban tabana zıt fetvalar bile vermedi mi?
Avrupa Birliği'ne tam üye olmanın, Türk devletinin bağımsızlığını ecnebilere devir ve teslim etmek demek olduğunu ve bu eylemin ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren ağır bir suç olduğunu sanki bilmiyorsunuz.
Bu açık ve kesin hukukî yaptırımlara rağmen, bir de kalkıp her mitingte Atatürk'ün Gençliğe Hitabesini okuyarak, gençlerimize hava atmaya çalışıyorsunuz.
Bizim yanımızda ve gerçekler planında, ABD'ye, AB'ye ve IMF'ye paralel politikalar izleme eğiliminde olan bütün partilere oy vermek kesinlikle, millî haysiyetimizle, millî bağımsızlık şuur ve gururumuzla ve millî menfaatlerimizle bağdaşmaz. Bu kategoriye giren partilere oy verirseniz, ya Bush'un, kuvvet ve güç kazanmasına ya da milletimize tepeden bakan AB temsilcilerine özellikle milletimize hasmane duygular besleyen Sarkozy ve Merkel'in güç kazanmasına yol açarsınız.
Uzun vadeli düşünmek ve değerlendirmek zorundayız.
Kin ve husumetleri tahrik ederek, seçim kampanyasını bir şuursuz horoz döğüşüne çevirmek isteyenlerin tesirine kapılanlar sonunda pişman olurlar ama son pişmanlık para etmez.
Millî menfaatlerimizin korunması, iç ve dış politikalarımızın yabancıların tesirinden kurtarılması için SAADET PARTİSİ tercih edilmelidir.[3]
Batı gücünü kaybetmiştir ve çökmektedir. Batı neden çökmektedir?
1. Sermaye Batı'yı zengin ve güçlü yapınca Batı dinsizleşmiştir. Batı dünyasında ‘hukuk' adaletin değil, sermaye sömürüsünün aracı hâline gelmiştir. Aynen bir şirket gibi çalışmakta olan ‘paralı mahkemeler' ve ‘avukatlı davalar' sadece zenginleri hakim kılma araçları olarak vardırlar. Faiz ekonomi bakımından bu yapıyı destekler. Karşılıksız kâğıt para onların en büyük silahıdır. Ekseriyet sistemi ile adalet tamamen ortadan kalkmış durumdadır.
2. Sermayenin sömürüsünü sürdürebilmesi için halk dinsizleşerek ahlâksız hâle gelmiştir. Kilise'ye yapılan şiddetli saldırılar sonunda Avrupa'nın kişisel ahlâkı tamamen bozulmuş; evlilik dışı ilişkiler ile birlikte içki, kumar ve her türlü ahlâk dışı eğlenceler Batı'nın yıkılışını başlatmıştır. Nüfusu azalmakta olan Batı, ancak dışarıdan göç alarak yaşayabilmektedir. Yabancılar üremekte, onlar ise kısırlaşmaktadır. Geleceğin kimlere ait olacağı buradan bellidir.
3. Sermaye elde ettiği silahı kullanarak insanları sömürme ve soylarını kurutma çabasına girmiştir. Gerek askeri güçler, gerek CIA teşkilatı, gerekse silahlı mafyalar yeryüzünü ateşe vermektedir. Bu durum tüm insanlığı savunmaya geçirmekte, doğurganlığı sebebiyle halk gücünü korumaktadır. Gelecekte insanlığın Batı'dan ve bu yapılanmadan alacak intikamı olacaktır.
4. Batı sahip olduğu büyük teknoloji sayesinde hâlâ dünya üzerindeki hükümranlığını sürdürmektedir. Ne var ki, bu arada halk da o teknolojiyi öğrenmiş bulunmaktadır. Merkezî yönetim yerine halk savunması tarihte her zaman galip gelmiş, her türlü saltanatlar sonunda daima çöküp gitmiş, halk hâkimiyeti her zaman muzaffer olmuştur. Batı kendi bedenini kendisi yiyecektir.
Batı'nın ilk hedefi Türkiye'dir. Gerek ulusu ile, gerek uygarlığı ile, gerek coğrafi mekânı ile, gerekse tarihteki savaşçılığı ile Türkiye, Batı'nın ilk çözmek zorunda olduğu sorundur.
Türkiye'deki tüm müdahaleleri zorunlu kılan şartları Batı tezgâhlamıştır ve -bugünlerde olduğu gibi- hâlen tezgâhlamaktadır. Olayları bu gözle görmeyenler gafil ve kördürler.
Bilenler bunun böyle olduğunu çok iyi bilmektedirler; tarihle bilmektedirler, istihbaratla bilmektedirler, sosyal ilimlerle bilmektedirler, sezileriyle bilmektedirler.[4]
Emperyalizm'in PKK'ya yüklediği görevi
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin geçen yıl sonbahar başında başlatmayı düşündüğü kuzeyden güneye doğru PKK terörünü tasfiye operasyonu Washington'u rahatsız etmiş ve bir koordinatörlük konusu gündeme getirilmişti. Bu süreç harekâtın ertelenmesine yol açmıştı. Bu arada PKK özellikle hem kuzey Irak'taki birimlerce hem de bazı batı Avrupa başkentlerindeki destekçileri sayesinde bir toparlanma-eğitim sürecinden geçirilmişti.
Koordinatörlük biriminin bir aldatmaca olduğu sıkça ileri sürülmüş olsa da bu işe soyunanlar Washington'un amacının oyalama olduğunu sonradan farketmiş ve rahatsızlıklarını basın-yayın organlarında dile getirmeye başlamışlardı. Tam bu süreçte müttefiklerin oyalama çabalarını gören Genelkurmay da ilkbahar sonu gelmeden operasyona başlamak gerektiği, aksi taktirde çok geç kalınabileceği düşüncesi öne çıkmış ve bölgeye operasyon için gerekli birliklerin aktarımı tamamlanmıştı.
Süpürme operasyonu sürerken Kuzey Irak'ta Barzani bölgesinde bir KDP merkezine yapılan saldırı Barzani'yi ürkütmüştü. Barzani'nin Ankara'ya karşı sert söylemlerinin arkasında kuzey Irak'ta görev yapan ABD'li ve İsrailli birimlerin olduğu bilinmektedir. Ankara'nın sertleşme politikasına karşı Washington'dan Barzani'ye daha temkinli konuşması doğrultusundaki uyarının arkasından Barzani Brüksel'e yönlendirildi. AB'den Ankara'ya baskı yapılmasın! İstemek için Bush yönetiminin bilgisi dâhilinde ve yönlendirmesiyle Barzani Brüksel'e gönderildi. Fakat Ankara-Brüksel arası olumsuz ilişkiler Brüksel'in Ankara üzerindeki etkisini zaten asgariye indirmişti. Bu nedenle Barzani buradan eli boş dönmek zorunda kalmıştı.
ABD'nin Kuzeye Konuşlanma Planı
Bush yönetiminin orta Irak'ta başarısız olduğunun kabul edildiği bir süreçte TSK'nın Irak'a doğru PKK'yı süpürme operasyonu en çok Washington'u rahatsız etti.. Kuzey Irak'ta, Barzani-Talabani müttefikliğiyle, doğu Akdeniz-Hazar bölgesi arasında bir operasyon merkezi oluşturmak peşinde olan Washington yönetimi Ankara'nın Kuzey Irak'a operasyon yapma girişiminden zarar göreceğini biliyor. Bu harekât Washington'un hesaplarını bozabilir. Bölgede Ankara-Washington arası bir gerginlik İran'ın ve dolayısıyla arkasından gelebilecek diğer ülke müdahalelerinin de önünü açabilir. Böyle bir gelişme Bush yönetiminin tüm bölgesel hesaplarını çıkmaza sokar.
Pentagon kontrollü bazı köşe yazarlarının Ankara'yı tehdit etmek için "Washington'u Türkiye ile kuzey Irak Kürt yönetimi arasında seçim yapmaya zorlamayın" gibi açıklamaları da sürdürülüyor. Bu durum, orta Irak'ta sıkışan ve kuzeye çekilmeyi hesaplayan Bush yönetiminin nasıl bir çıkmazda olduğunu göstermektedir.
Bu arada, daha önce sıkça dile getirdiğimiz BM gözetiminde bir Müslüman ülkeler barış gücü oluşturulabileceği konusu Londra kaynaklı dile getirilmeye başlandı. Bu yeni bir şey değil. Sıkışan Bush yönetimi orta Irak'ta yerleştirmeyi amaçladığı İslam barış gücüne sorunları devredip kuzeye çekilme hesapları yapıyor. Benzer bir durum Somali'de başarısız olan ABD'nin çekilmeden önce komutayı Türkiye'ye devretmesinde yaşanmıştı. Irak'taki yenilgiden ve çıkmazdan Müslüman barış gücü sorumlu tutulacak.
TSK'ya Mesaj
Ankara'da patlayan ve diğer bölgelerde de patlatılması hesapları yapılan bombaların Türkiye'ye sokulmasının, emperyalizmin yıkıcı faaliyetleri arasında son yıllarda öne çıkan sıradan bir uygulama haline geldiği unutulmamalıdır.. Bu patlamayla Ankara'ya ve özellikle TSK'ya mesaj verilmek amaçlanmıştır. Devletin ilgili kurumları mesajı almış ve Genelkurmay Başkanı, açıklamasında, terör örgütünün arkasındakilerin batılı bazı müttefiklerimizin olduğunu ima etmiştir. Burada yapılacak olan geri adım atmamaktır. Emperyalizmin başarısızlığı saldırganlığını artıracaktır. Fakat göz önüne alınması gereken önemli bir nokta ise yaşanan paniğin emperyal kampta başarısızlık oranını artıracağı gerçeğidir.
PKK gibi mafyalaşmış bir örgütün bölgesel emperyal hesaplarda ayak işlerinde kullanılmaya başlanmasıyla birlikte, batılı bazı başkentlerde el üstünde tutulma çabası öne çıkmıştır. ABD ve müttefiklerinin terör üzerinden bölge ülkelerine boyun eğdirme çabası, emperyal projelerinin ne kadar önemli bir çıkmazda olduğunu göstermektedir. Emperyalizmin bölgesel başarısızlığı ise bölge insanının kurtuluşunun önünü açacaktır.[5]
[1] Tufan Türenç / Hürriyet / 25 Mayıs 2007
[2] Aydınlık / 27 Mayıs 2007
[3] S. Arif Emre / 29 Mayıs 2007 / Milli Gazete
[4] Reşat Nuri Erol / 29.05.2007 / Milli Gazete
[5] Doç. Dr. Emin Gürses / Aydınlık / 27 Mayıs 2007

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
Yine içimizi dışa döken, halimize ayna tutan bir yazımız olmuş, elhamdülillah!İnsan denen mahlûkatın kâinat ile,…
Makalenin içeriği son derece öğüt verici ders verici tefekküre boğucu uyanık olmamızı ve böylesi bir…
Dışına aldanmayın, bozuk içleri Derlenip def ederiz, soysuz hiçleri Kâfirler ürkütemez, Milli güçleri Eba Eyyub,…
Siyonist işbirlikçilerinin, "ABD'nin ırak'ta savaşan kahraman bay ve bayan askerlerin en az zayiatla ülkelerine mümkün…
Ahmet Hoca haykırır; duyarsız insan Anlamaz duygularım, ayarsız insan Akıl vicdan Kur’an’a, uyarsız insan Sultan…
MİLLİ ÇÖZÜME TAVIR ALANLARA KÜÇÜK BİR HATIRLATMA! Milli Çözüm; Kutuplaştırılmış toplumları barıştırarak yaşanabilir bir Dünya…
Siyonizm'in İran'a 4 bir yandan saldırdığı ve tüm vekil güçlerini bu yolda kullandığı şu dönemde…
Sivil Savunma = Kuvayı Milliye; yani Halkın Silahlı Gücü.Dünyada ve bölgemizde yaşanan çok tehlikeli olayların…
İnsanlar duymak istedikleri şeyler söylendiğinde, bunları yalan olarak görmeme eğilimine kaymıştır. İnsanların büyük bir kısmı…
Gerçeğe dönülmediği takdirde batılıların ülkemizi saha savaşı ile değil ekonomik savaşla,daha çok borca sokarak yeraltı…