YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69ced9f0a43ae
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 6 1 9
Bugün : 88
Dün : 58264
Bu ay : 114995
Geçen ay : 1803365
Toplam : 52260053
IP'niz : 216.73.216.113

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

Büyükanıt, Avrupa'nın PKK'ya Verdiği Desteği Madde Madde Açıkladı:

'Avrupa'nın desteği K. Irak'tan vahim'

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı için savunma ve havacılık dergisine yazdığı, "Terör Kıskacındaki Dünya ve Terörizmle Uluslararası Mücadeleye Olan Gereksinim" başlıklı makalede, PKK ile ilgili önemli tespitlere yer verdi.

 

PKK'nın yönetici kadrosu, lojistik desteği ve eğitim kamplarının çoğunluğunun Irak'ın kuzeyinde olduğunu belirten Büyükanıt, "Örgütteki teröristlerin yaklaşık yüzde 30'u Türkiye'de, geri kalanın büyük çoğunluğu ise Irak'ın kuzeyine yerleşmiştir" dedi. Büyükanıt, şu çarpıcı gerçekleri dile getirdi:

  • Barzani PKK'ya Göz Yumuyor: Yerel Kürt gruplar, örgütün Irak'ın kuzeyinde yürüttüğü faaliyetlere göz yummaktadır. Dünyanın hiçbir yerinde teröristlerin böylesine serbestçe hareket ettiği bir bölge bulunmamaktadır.
  • Avrupa 400 Örgüte Destek Veriyor: PKK'nın Irak'ın kuzeyindeki faaliyetlerinden daha da vahim olan bir başka konu ise örgüte Avrupa'da sağlanan dış destektir. Terör örgütü ağırlıklı olarak Avrupa ülkelerinde olmak üzere farklı isimlerde 400'ün üzerinde suç örgütü haline dönüşmüş sivil toplum örgütü vasıtasıyla silahlı yapısına siyasi mali ve lojistik bakımdan destek sağlamaktadır.
  • Batıdaki Yayın Organları PKK'ya çalışıyor: Terör örgütüne müzahir (arka çıkan, destekleyici) yurtdışında 2 haber ajansı, 4 televizyon istasyonu, 13 radyo istasyonu, 10 gazete, 19 dergi, 3 yayınevi ve birçok internet sitesi bulunmaktadır. Roj TV, terör örgütünün bir kısım talimatlarını şifreli olarak teröristlere aktarmaktadır.
  • Sosyal Güvenlikten PKK'ya Yardım yapılıyor: Başta Avrupa Parlamentosu olmak üzere bazı Avrupa ülkelerinin parlamentolarında yapılan konferanslarda terör örgütü ve yandaşlarına cesaret verici açıklamalar yapılmıştır. Ayrıca terör örgütü, Avrupa ülkelerindeki sosyal güvenlik sistemlerinden sahte belgelerle sosyal yardım parası alıp bunları terörist faaliyetleri desteklemekte kullanmıştır.
  • Teröristler Avrupa'da Serbestçe Dolaşıyor: Başta terör örgütünün lider kadrosu olmak üzere Interpol vasıtasıyla aranan teröristler Avrupa ülkelerinde serbestçe dolaşabilmektedirler. Bir Avrupa ülkesinden, yargı süreci devam eden bir teröristin uluslararası anlaşmalar gereği Türkiye'ye iadesi talep edilmiş, ancak bu iade talebi reddedilerek terörist serbest bırakılmıştır.
  • NATO Üyesi Ülkelerde PKK'ya Arka çıkıyor: Bir başka ülke tarafından terör örgütünün yer aldığı AB ve NATO'nun terör örgütleri listesi yerine, terör örgütünün adının geçmediği BM (El Kaide ile ilgili kişi ve kuruluşlar) listesinin esas alınacağı açıklanarak, adeta terör örgütünün ülkesinde faaliyette bulunmasına kucak açılmıştır. Üzücü olan, uygulamalardan örnekler verilen bu ülkelerin birçoğunun NATO'nun üyesi olmasıdır.
  • Türkiye Boşuna Bekliyor: Türkiye terörizmle olan mücadelesinde dost ve müttefik ülkeler tarafından yeterli desteği bulamamaktadır.[1]

NATO'nun Yeni Hedefleri

Bu bağlamda, "Etkin" ve "uzun süreli" bir ittifaka katkı yapan gereklilikler değerlendirildiğinde, sekiz ana faktörün   ön   plana   çıktığı söylenebilir.[2]

1) Ortak Amaç Birliği: İttifak oluşturulurken, taraflar üzerinde anlaşılmış ve açıkça görüş birliğine   varılmış   bir amacı   paylaşmalıdır. Birlikte   kabul   edilebilecek değerlerin eksikliği, ittifak oluşumunu  engellemektedir.

Oysa bugün Batı ve NATO ile Türkiye'nin hedefleri çelişmektedir. Çünkü ABD ve NATO'nun desteklediği BOP gibi planlar Türkiye'yi parçalamayı hedeflemektedir.

2) "Casus Foederis"in Açıkça Belirlenmesi: İttifak antlaşmasıyla üstlenilen yükümlülükler ve ittifakın hangi koşullarda harekete geçeceği gibi konuların antlaşmada açıkça belirlenmiş olması, kurulan ittifakın etkinliği açısından oldukça önemlidir. İttifak üyelerinin, diğer ortaklardan gelecek yardımı şüphe içinde beklemesi kaçınılmaz olarak tarafların birbirlerine olan güvenini ve dolayısıyla ittifakın etkinliğini olumsuz yönde etkileyecektir. İşte PKK'ya karşı beklediğimiz yardım bir türlü gelmemektedir.

3) Teknik Anlamda Sıkı Bir İşbirliği: Bir ittifakın etkinliğini belirleyen faktörler arasında teknik alanda kurulacak işbirliği ve ortak projelerin önemli bir yeri vardır. Özellikle operasyon planları, ortak komuta yapıları, entegre ordular ve silah sistemlerinin standartlaştırılması gibi konularda sağlanacak görüş birliği ittifakın gücünü ve gelecekteki başarısını doğrudan etkileyecektir. Ayrıca dış yardımın, ittifakın kurulmasını ve istikrarını güçlendireceği öngörülmektedir. Bununla birlikte, daha fazla yardımın, yardımı veren devletin alan üzerindeki kontrolünü arttıracağı da bir gerçektir.[3]

4) Yükümlülüklere Uymamanın Yaptırım Görmesi: ittifak için   önemli   diğer   bir etkinlik unsuru, ittifak üyelerinden   herhangi birinin bilinçli ve açıkça yükümlülüklerinden kaçınması halinde, ittifak organizasyonu içinde bir yaptırımla karşılaşacağını bilmesi gerekliliğidir. Eğer zor bir durumda, ittifak   için   yardımın   sağlanıp   sağlanamayacağı kuşkuluysa ve bu durum kendisine karşı ittifak oluşturulan karşı güç tarafından algılanırsa, ittifak açısından açıkça caydırıcılık yeteneği sınırlanmış olacaktır.

5) İttifakın Büyüklüğü:  İttifaktaki üye sayısının optimal seviyede kalması, ittifakın sürekliliği açısından oldukça önemlidir. Optimal sayı, ittifak üyelerini arzuladıkları hedefe kavuşturacak minimum üye sayısı olmaktadır. Bir ittifakın gereğinden fazla üyesi olduğu taktirde, o ittifak içindeki her birimin askeri, siyasi ve ekonomik çıkarlarını tatmin edecek bir yapı oluşturmak ya da oluşturulsa bile uzun vadede bu yapının korunmasını sağlamak çok zor görülmektedir.

6) Çıkarları Çeşitlendirebilmek ve İttifak Üyelerinin Tümünün Katılımına Açmak: Uzun yıllar boyunca ortaya çıkan gelişmeler göstermiştir ki; ekonomik ve ticari ittifaklar, dış politika ve güvenlik konularını ele alan diplomatik-askeri ittifaklara oranla daha uzun süre yaşayabilmektedirler. Çünkü bu konularda devletlerin çıkarları daha uzun süreli olmakta ve kısa zamanda önemli değişimler göstermemektedir. Çeşitli alanlarda bütünleşme sağlayabilen bir ittifakta, üyelerarası dayanışma çok daha güçlü olabilmektedir. Örneğin; NATO üyelerinin güvenlik kaygılarıyla başlattıkları birliktelik, 1970'lerdeki petrol ambargosunun sonuçları ile mücadele ertesinde daha güçlenmiş, ittifak içi yardımlaşma ve güven artmıştır.

7) İttifakın Çalışmalarına Üst Düzey Katılım ve Üyelerarası İletişim: İttifakın tüm faaliyetlerinin ve yükümlülüklerinin gerçek anlamda paylaşılması, uzun vadede ittifaka zararı olacak ve ömrünü kısaltacak tek bir gücün hegemonyasını engelleyecektir. Katılımcı bir yapının demokratik özelliği ağır basacağından, ittifakın istikrarını ve güvenliğini etkileyecek yanlış bir kararın alınması ihtimali zayıflayacaktır. Ortak olarak alınan kararlar, ittifak içi güveni ve dayanışmayı arttıracaktır.

8) İttifak Üyelerinin Birbirlerinin İç Politikalarına Nüfuz Edebilme Güçleri[4]: Bir devletin diğer devletin siyasi sistemine sızabildiği ölçüde, bu iki devletin müttefik olma eğilimi ve ittifakın sürekliliği artar. Doğaldır ki; devletlerin iç ve dış politikalarında karar vericilerin önemli bir yeri vardır. Bir tarafın diğer taraftaki karar vericileri ve kamuoyunu etkileyebildiği ölçüde, onu kendi amaçlarına doğru manipüle etme yeteneği artacaktır. Bu varsayımlar dâhilinde, nüfuz etme özellikle demokratik ve liberal ilkeleri benimsemiş, açık toplumlara karşı daha çok etkilidir. Bir devletin, diğer devletin iç siyasi sistemini yönlendirebilmesi üç şekilde olmaktadır:[5]

– Kendi ülkelerine karşı bağlılıkları zayıflamış kamu görevlilerinin çeşitli yollarla kullanılması,

-Toplumun   ve   karar   vericilerin   tercihlerini etkilemek   amacıyla   lobiciler   adıyla   anılan profesyonel grupların kullanılması,

– Elitleri ve kitlesel davranışları kontrol etmek için dış propagandanın kullanılması. Bununla birlikte, nüfuz etmede amaçlar sınırlandırıldığında bu yöntem daha fazla işe yaramaktadır. Diğer bir deyişle nüfuz etme açıkça diğer devletin içişlerine karışmaya kadar varırsa, ittifak oluşumu üzerinde olumsuz etki yapmaktadır.

Yukarıda sunulan veriler ışığında NATO değerlendirildiğinde, Sovyetler Birliğinin dağılması ve komünizmin bir tehdit olarak görülmemesi, NATO içinde "ortak amaç birliğini" büyük oranda ortadan kaldırmıştır. İttifakın 1990'lardaki uluslararası sistemi "tehdit" değil de, "risk" kavramıyla açıklamaya başlaması bu süreci daha da hızlandırmıştır. Ancak bu durumun yarattığı savrulmanın fark edilmesiyle birlikte, yeni bir tehdit arayışına girilmiş ve 11 Eylül sonrasında "uluslararası terörizm" en önemli tehdit olarak değerlendirilmeye başlanmıştır. Bununla beraber böylesi bir hedefin, ortak bir amaç birliği sağlanması açısından son derece soyut içerik taşıdığı düşünüldüğünde -bir ülkenin teröristi, kolaylıkla diğer ülke tarafından özgürlük savaşçısı olarak nitelendirilebilmektedir- başarılı olma şansı sınırlı bir seviyede kalmıştır. Kaldı ki, bu hedefin tanımlanmasında ittifakın ana unsuru olarak ABD'nin izlediği tek yanlı Irak politikası ve terörizmin yalnızca "fundamentalist İslam" kimliğine indirgenmesi, sözgelimi PKK gibi terör örgütleri konusunda aynı hassasiyetin gösterilmemesi, böylesi bir amaç birliğini ittifakın Avrupa kanadı ve Türkiye açısından son derece şüpheli bir durum almasına neden olmaktadır. Riga zirvesiyle birlikte hedefin yalnızca Atlantik bölgesini tehdit eden bir unsur olmaktan çıkarılarak, neredeyse tüm Asya ve Avustralya'nın etki sahası içine dahil edilmeye çalışılması, ortak amaç birliğini kuvvetlendirmekten çok tahrip etmektedir.

İttifakın üyelere yüklediği görevler, -özellikle antlaşma metnindeki ünlü 5. madde düşünüldüğünde- açıkça tanımlanmış olmakla birlikte, 2003 yılında Irak'ın işgali ve Afganistan'da yürütülen faaliyetler kapsamında ortaya çıkan gelişmeler, ittifak içindeki güvensizliğin ulaştığı boyutu sergilemesi açısından son derece önemlidir. Kritik bazı süreçlerde, ittifak antlaşmasındaki yükümlülüklerin yerine getirilmesi açıkça reddedilmekte ya da ancak bir kısmı yerine getirilmektedir. Bu durum, NATO'nun etkinliğini ve kalıcılığını ciddi bir biçimde sorgulanmasını gerekli kılmaktadır.

Günümüzde NATO içindeki teknik işbirliği önemli bir düzeye ulaşmıştır. Bunda en önemli etken kuşkusuz soğuk savaş dönemi boyunca yürütülen ortak projeler, hazırlanan planlar ve silah standardizasyonudur. Fakat Avrupa Birliği'nin entegrasyon sürecini güçlendirmesi, ortak bir güvenlik ve dış politika oluşturmaya çalışması ve özellikle ortak silah sistemleri (örn. Eurofighter savaş uçakları) geliştirmesi ile birlikte ittifakın ABD ve Avrupa kanadı arasındaki teknik işbirliği ve karşılıklı yardımlaşma, giderek rekabete dönüşmüştür. Bu sürecin hızlanarak devam etmesi beklenmektedir. Ticari alandaki kuvvetli rekabetin bir yansıması olarak değerlendirilmesi gereken bu gelişmeden, silah sanayi ve ticari alanlar üzerindeki askeri-siyasi hegemonya arayışı azade tutulamayacaktır. Nitekim bugün Kuzey Afrika gibi bölgelerde tatbikat yapılması konusundaki ABD taleplerine, ittifakın Avrupa kanadı bu alanın kendi nüfuz bölgesi olma vasfıyla karşı çıkmakta ve NATO bünyesinde ortak tatbikatlar üzerinde dahi tam bir uzlaşma sağlanamamaktadır.

İttifak çerçevesinde getirilen yükümlülüklere uyulmaması konusunda herhangi bir yaptırım getirilmesi ise yalnızca NATO için değil, son dönemdeki hiçbir ittifak sistemi için etkin bir şekilde uygulanabilmiş bir tedbir değildir. Dolayısıyla bu yönde bir beklenti içinde olmak ve NATO'nun sıkı bir disiplin mekanizması oluşturduğunu varsaymak doğru olmayacaktır. Bu durum kuşkusuz ittifakın caydırıcılık vasfını olumsuz yönde etkilemektedir.

NATO'da 2006 yılı sonunda 26 üye devletin yanı sıra, "Barış İçin Ortaklık" , "Akdeniz Diyalogu" gibi kuruluşlarla toplam 53 ülkeyi ve bunun dışında kendisiyle ortak değerleri paylaşan ittifak dışı koalisyon kuvvetleri ile dünyanın dörtte birinden fazlasını şemsiyesi altına toplamış bir örgüt konumundadır. İttifakın bu şekilde optimal büyüklüğü çoktan aştığı söylenebilir. Böylesi bir yapı ile örgütün etkinliği, sürekliliği ve hatta meşruluğu bile tartışılır bir hal almaktadır. NATO'nun ilişkilerini genişletmesi esnasında, savunma işlevi yalnızca üye ülkelerin topraklarıyla sınırlı kalmamaktadır. NATO operasyonları artık Washington antlaşmasının 6.maddesi'nin ötesinde bir alana yayılmıştır. Bu nedenle NATO'nun Kuzey Atlantik dışındaki bölgelerde yapacağı faaliyetler uluslararası hukuk açısından   sorun   yaratacaktır.   Alan   dışı   bu faaliyetlerin yaratacağı fikir ayrılıkları, ittifakın işbirliği imkânlarını engelleyecektir. Ayrıca, ittifak içindeki taraf devletlerin tehdit değerlendirmelerine yine farklı ölçüde önem atfetmeleri, ittifak içindeki ortak operasyonları zayıflatacaktır. Üye sayısının artması kaçınılmaz bir biçimde, çıkarları çeşitlendirebilmek ve tüm üyeleri ittifakın faaliyetlerine katabilmek için daha çok çaba gösterilmesini gerektirecektir.

Bu çerçevede Türkiye yeni politikalarını belirlerken, NATO ile olan ilişkilerinin düzeyini gündeme almak durumundadır. Soğuk Savaş döneminin bakış açısı ile bloklar içinde sıkışmak, Türkiye'nin bölgesel açılımlarını engellemektedir. Türkiye geliştireceği yeni stratejik vizyon içerisinde, Avrupa nereye oturuyor, NATO nereye oturuyor, çıkarlarımız, vizyonlarımız bunlarla örtüşüyor mu diye bir özeleştiri yapmalıdır. AB içerisinde Avrupalılar bize nasıl davranıyor, ABD Irak'ın kuzeyinde ya da çıkarlarımızın olduğu yerlerde bize nasıl yaklaşıyor diye bakmak durumundadır. Başka bir deyişle, Türkiye NATO'yu tartışmalıdır. Bu konu artık bir tabu olmaktan çıkartılmalıdır. Türkiye NATO'nun yeni misyonunu tartışmalıdır. Yeni NATO içindeki kendi misyonunu tartışmalıdır. Ve kendi misyonunu yeniden tanımlamalıdır.[6]

Ve e.org. Edip Başer'in: "PKK Terörü, müttefiklerimizin gayri meşru çocuğudur" benzetmesi üzerinde kafa yorulmalıdır.

Bu arada Umur Talu'nun şu soruları üzerinde kafa yorulmalıydı:

"Niye anlamıyorlar?

Neden Afganistan'dayız; neden Lübnan'da? Neden Somali'ye gitmiştik? NATO ne iş yapıyor? Bu arkadaşlar bu meseleyi neden anamıyor mesela? Neden, İncirlik'te 90 nükleer başlığı, askeri-siyasi onayımızla sortilerde Irak'a atılmış 3 binden fazla bombayı, üste işlemeyen hukuku, "ABD ve NATO çıkarlarını korumak" gibi bir vazifeyi dert etmiyor!

Bu sütunu epeydir izleyenler, (hoş artık birbirlerini kırarken İsrail'e ihtiyaçları yok ama) Filistin İsrail tankları altında ezilirken İsrail'le anlaşmalara tavrı da bilirler. İncirlik'in, nükleer depolarıyla da ABD saldırılarının rampası kılınmasına karşı olanları da. Bu iktidarın, onca muhalif görüntüye rağmen;

1. Kimi milletvekilleri sayesinde reddedilse de işgale ortaklık için tezkere hazırlaması;

2. Sonra özür dilercesine Türkiye'yi ve hava sahasını resmen "işgalin koalisyon ortağı" kılması;

3. Tüm tereddüt ve kırılmalara rağmen, ABD gölgesinde bulunması;

4. TÜPRAŞ'ın yüzde 15'e yakın hissesinin Maliye Bakanı eliyle İsrailli gruba adeta hediye edilmesi;

5. Galata, Kuşadası limanlarının aynı Ofer grubuna kaymaklı servis edilmesi;

Sadede geleyim.

Arkadaşlar kürsüden bağırıyor, köşelerde yazıyor; "ABD ve İsrail'e karşı" bir tavır, bir tavır…

Neden Afganistan'dayız; neden Lübnan'da? Neden Somali'ye gitmiştik? NATO ne iş yapıyor?

Yıllarca "İsrail'e tank ihalesi"ni yazdık; hem bizden milyonlarca dolarla İsrail'in batık milli silah şirketinin nasıl ayağa kalktığını, hem ihaledeki kuşkuları, hem de İsrail tankları Filistin'i çiğnerken o tanka kanka olmanın ahlaki yanını.

Bu arkadaşlar bu meseleyi neden anamıyor mesela?

Neden eski Hava Kuvvetleri Komutanı'nın İsrail'e kendi kullandığı uçakla gidip anlaşmalar bağlamasını, neden ortak askeri tatbikatları eleştirmiyor?

Neden milyarlarca dolarlık yeni ABD savaş uçağı alımı üstüne bir kelime etmiyorlar?

İncirlik'te 90 nükleer başlığı, askeri-siyasi onayımızla sortilerde Irak'a atılmış 3 binden fazla bombayı, üste işlemeyen hukuku, "ABD ve NATO çıkarlarını korumak" gibi bir vazifeyi dert etmiyor.

Neden, ABD-İsrail kaynaklı ödüllerin üniformalara yapışmasına sert çıkmıyorlar?

Alalım bu tavrı!

ABD'ye eğitim görmeleri için askeri personel yollamaya son verelim. Avrupa ve özellikle ABD yanında, İsrail'le de tüm askeri ilişkilerimizi keselim. Tüm ihaleleri iptal edelim. İsrail hava kuvvetlerine Türkiye'yi kullandırmayı keselim. Başta İncirlik, tüm üsleri kapatalım; el koyalım.

1. Neye üye, kiminle silahlı ilişkide isek, ondan çıkalım, ona tavır alalım.

2. Misal, bu devletlerle NATO'yu paylaşıyoruz; NATO'dan çıkalım.

3. Hiçbir ortak askeri harekat yapmayalım.

4. Onlardan silah, helikopter, savaş uçağı, askeri amaçlı C4, A4 de almayalım.

5. Gündemdeki yeni ABD malı savaş uçağı alımlarını iptal edelim.

6. ABD'ye eğitim görmeleri için askeri personel yollamaya son verelim.

7. NATO, ABD ve benzeri kaynaklı tüm madalyaları, oralardaki görevlerde alınmış tüm ekstra harcırahları iade edelim, orada bulunan herkesi geri çekelim..

8. Avrupa ve özellikle ABD yanında, İsrail'le de tüm askeri ilişkilerimizi keselim. Tanklarımızın modernizasyon ihalesi başta, tüm ihaleleri iptal edelim.

9. İsrail hava kuvvetlerine Türkiye'yi kullandırmayı keselim.

10. Başta İncirlik, tüm üsleri kapatalım; el koyalım.

11. Üslerdeki, başta ABD'li, tüm yabancı askerleri sınır dışı edelim.

12. Hele hele, İncirlik'teki nükleer başlıkları hemen depolardan çıkarttırıp topraklarımızdan atalım.

13. Halen yürürlükte olan tezkereleri, ABD uçaklarına Irak için hava sahamızı kullandırma iznini, limanlardan sevkıyat imkanını filan hemen bitirelim.

14. Hala Irak işgalinde "ABD'nin koalisyon ortağı" görünüyoruz; bu ayıba hemen son verelim.

15. Irak benzeri, iç savaş halindeki Afganistan ve Lübnan'da, ama ABD, ama NATO, ama BM istedi diye yolladığımız tüm askeri ve sivil personeli geri çağıralım.

16. Sınırlarımıza devlet ve ordu tarafından resmen konmuş ne kadar İtalyan, ABD, İngiliz, filanca mayını varsa hepsini hemen sökelim; aynen iade edelim.

17. İşte şunu da, onu da, on altısını da yapalım.

Avrupa'ya, ABD'ye, Batı'ya tavır alacaksınız, hemen bombadan, silahtan, askeri işlerden başlayacaksınız. Hem daha sahici, hem daha hakkaniyetli, hem daha sıkı. [7]

Bütün bunlar tesadüf mü?

Türkiye ABD'ye Irak'ta ortak mı oluyor? Bu süreç, Türkiye'yi iç savaşa kadar varan bir girdabın içine çekebilir mi? Kuzey Irak'tan yükselen Türkiye'yi tahrik eden açıklamalar, ABD'nin PKK'yı koruması bu ortamı hazırlamak için miydi?

Aynı tarihte Filistin'de iç çatışma tırmanıyor ve Lübnan'da iç savaşı hazırlamaya dönük çatışmalara yeni bir grup ekleniyor. Çok garip bir şey oluyor: Seymour Hersh'e göre ABD, Lübnan'daki Sünni örgütleri Şiilere ve İran/Suriye'ye karşı destekliyor.

Bu çerçevede El Kaide'ye benzediği söylenen Feth-ul İslam örgütü Cheney, Eliot Abraham ve Prens Bandar Sultan tarafından silahlandırılıyor, Saad Hariri üzerinden Suudi parası bu örgüte aktarılıyor. Bütün bunlar Hizbullah'ı dengelemek için. Hem Filistin hem Lübnan aynı güçler tarafından iç savaşa sürükleniyor.

Aynı tarihte, Irak için BM ve İslam Barış gücü tartışmaları başlıyor. ABD'nin yeni planına göre işgal ve iç savaş altında bulunan, ABD'nin dize getiremediği direniş, BM güçleriyle kontrol altına alınacak. Müslüman ülkelerden bir İslam Barış Gücü oluşturulacak…

İslam Barış gücü önce Pakistan tarafından önerildi. Tabi Sünni Müslüman ülkelerden oluşacak. Kime karşı? Elbette Irak'taki Şii/İran nüfuzuna karşı… Aynı tarihlerde, 22 Mayıs 2007 tarihli ABC News haberine göre, Bush yönetimi İran'a karşı örtülü operasyonlar için CIA'ya tam yetki veriyor. İran'da rejim değiştirme süreci başlatılıyor. Amerikan Deniz Kuvvetleri 140 savaş uçağı taşıyan dokuz savaş ve uçak gemisini Basra Körfezi'ne gönderiyor. Basra Körfezi'nde işgalden bu yana en güçlü yığınak oluşuyor.

Aynı tarihlerde İran Kuzey Irak'ı bombalamaya başlıyor. Günlerdir süren bombalama, ABD'nin PKK'nın yan kolu olarak kurduğu, eğittiği ve silahlandırdığı PJAK kamplarını hedef alıyor.

Aynı tarihlerde Avrupa Birliği'nde Nicolas Sorkozy üzerinden Türkiye karşıtı kampanya güç kazanıyor.

Aynı tarihlerde; Türkiye cumhurbaşkanlığı seçimi üzerinden çok ciddi bir iç krize sürükleniyor. "devlet iktidarının paylaşılması" eksenli bir gerilim hızla tırmanıyor. Semboller üzerinden sosyal bölünme tezleri hayat buluyor.

Aynı tarihlerde, son beş yıldır hızla tırmanan milli refleks kendisine düşman arıyor. Buluyor da: ABD ve bölgedeki yayılmacı tasarrufları. Ve Kürt meselesi. ABD-Kürt ortaklığı tezine karşı kabaran kamuoyu Kuzey Irak'a operasyon istiyor. Sonucunun ne olacağını kimsenin bilmediği bir operasyon. İç siyasi gerilim, bölgesel gelişmelerle de beslenince bu talep kontrol edilemez hale geliyor.

Ve aynı tarihlerde Türkiye'nin başkentinde korkunç bir intihar saldırısı oluyor. Kimin ne amaçla yaptığı tam belli olmayan ancak hem K. Irak operasyonuyla hem de ABD'nin bölgesel tasarruflarıyla örtüşen canice bir saldırı. Doğal olarak Türkiye Kuzey Irak'a girmeye hazırlanıyor.[8] Ama NATO'nun patronları Amerika ve Avrupa buna şiddetle karşı çıkıyor!

Tavuk suyuna çorba!

Terör yalnız değil. Arkasında ABD var. Ve AB'nin önde gelenleri… Dağlarda çocuklar ölüyor. Ankara çarşısında siviller. TV'de karşılıklı laf göndermeler, sıkıştırmalar, açığa düşürmeler: Tavuk suyuna çorba!..

Uzmanlar açıklıyor. Hem dağda askeri konvoyları, hem İzmir'de, Adana'da, Mersin'de, Ankara'da halkın dolaştığı çarşıları haince patlatan "A4 patlayıcıları" Saddam Hüseyin'in ordusundan kalmadır.

ABD ordusu, Saddam'ın ordusunu dağıtınca bu patlayıcıdan tonlarcası PKK'nın eline geçmiş. Açıkça yazarsam: ABD ordusu bu patlayıcıyı PKK'ya, ‘al Türkiye'ye karşı kullan' diye sunmuş.

Ve bu silahın nasıl nakledileceği, şehirden şehre nasıl taşınacağı; Irak sınırımızdan çıkıp taa Ankara'ya, İzmir'e, İstanbul'a ulaştırılıp, genç kızları, intihar elemanı haline getirerek nasıl patlatılacağı da öğretilmiş.[9]

Hangi ihlalden söz ediyorsunuz?

ABD F-16'ları Türk hava sahasını ihlal etmiş. 24 Nisan'da gerçekleşen olay 27 Nisan'da açıklanıyor. Irak işgalinden, Türkiye'ye 90 bin ABD askerinin yerleştirilmesi talebinin reddinden, Türkiye'yi parçalara ayıran haritaların ABD askeri karargahlarına asılmasından, "terör kartı"nın İran kadar Türkiye'ye karşı da kullanılmasından sonra…

Türkiye'de kaç ABD askeri üssü var? ABD'nin kaç dinleme üssü var? Ne kadar lojistik destek üssü var? Karadeniz'den Ege ve Güneydoğu'ya kadar bu ülkenin her yanı ABD üsleriyle dolu değil mi? Balıkesir'de ABD nükleer silahları yok muydu? İncirlik üssünde nükleer silah yok mu şu an? Sivil havaalanları bile ABD tarafından kullanılmıyor mu? CIA'nın gizli üsleri yok mu bu ülkede? Gizli uçaklar bu ülkenin hava sahasını kullanmıyor mu?

Tezkere reddedilse de, ABD lojistik ihtiyacının önemli bir bölümü İskenderun'dan, İncirlik'ten, bu üslerden sağlanmıyor mu? Kuzey Irak-Mersin trafiğini kim kontrol ediyor? Konya ovasında İsrail dahil, ABD savaş uçakları hangi eğitimi yapıyor yıllardır? Irak'ın füzeleri Mersin Serbest Bölgesinden kaçırılmadı mı?

Siz hangi ihlalden söz ediyorsunuz? Siz, İncirlik'ten kalkan savaş uçaklarını kontrol ettiğinizi mi sanıyorsunuz? İncirlik'teki atom bombaları konusunda daha tek kelime bile söyleyemiyorsunuz? Özgür bir ülkeden söz ediyoruz, ittifak ilişkilerinden değil. Bu ülkenin hava sahası ne zaman ABD'ye kapalı oldu? Birkaç yıldır Kuzey Irak'taki ABD, İngiliz, İsrail çalışmalarına karşı ne söyleyebildiniz?

İsrail Kandil'de bile eğitim verirken, K. Irak'ta füze depoları kurarken, İsrail'den bölgeye ağır silah sevkıyatlarına ilişkin bilgiler bize kadar gelirken neden sustunuz? Kuzey Irak'tan İstanbul'a, Ankara'ya, İzmir'e ve başka bölgelere yüzlerce kilo patlayıcı taşınırken neden kimseden ses çıkmıyordu? TSK bölgede tatbikat yaparken ABD helikopterleri sınıra asker indiriyor, Kürt birliklerini sınıra kaydırıyordu.

Aylardır olduğu gibi, son bir hafta içinde de ABD ve İsrail bölgeye silah yığınağına devam etti. A-3, A-4, C-4 patlayıcıları, orta menzilli füzeler, füze rampaları, anti tank mayınları, termal kameralar, gece görüş dürbünleri Barzani birliklerine dağıtılıyor. Bunlardan ne kadarı Türkiye'ye girdi? Korkumuz, bu çalışmaların K. Irak'la sınırlı olmayacağı, Türkiye içinde bir şeyler tezgâhlandığı yönünde.

Türkiye-ABD-İsrail ve Barzani arasında ne tür bir ilişki var? Bu hazırlıklar İran'a mı yoksa Türkiye'ye mi karşı? Neden Türkiye sınırına füze sistemleri getiriliyor?

Bunlar olurken, Türkiye'nin her yanında ABD varken ihlalden söz etmek, nasıl bir şey? Yoksa bütün bu gürültünün sebebi PKK değil de, Türkiye'yi kapsamlı bir krizin içine çekmek, iç siyasi yapıyı da buna göre dizayn etmek mi? Türkiye iç savaşa mı sürüklenecek yoksa bölgesel savaşa mı? Diye soran İbrahim Karagül, Yeni Şafak'ın patronları ve AKP iktidarı adına endişe duyuyor!

Sinir ihlali… mi, sınır ihlali mi?

Lübnan'da İsrail'i koruyoruz. Afganistan'da ABD'yi koruyoruz. Ama Irak'ta Kendimizi koruyamıyoruz. Kore'nin güneyine de gittik… Somali'nin kuzeyine de. Amerika istiyor diye, Ümit Burnu'na, hatta cehennemin dibine bile gidiyoruz… Amerika istemiyor diye, burnumuzun dibine gidemiyoruz. Hatırlayın… Gemimizi vurdu. Şehitlerimize, onurumuza karşılık… Gemi istedik. Asker yerleştirmek istedi.  Para istedik. Çuval geçirdi.  Af istedik. "N'olur deliğe süpürmeyin" falan. Ve, son olarak… Hava sahamızı ihlal etmişler. 4 dakika. Hangi 4 dakikadan bahsediyorsunuz ki siz? İncirlik kimin kara sahası? 53 yıldır uçurtma mı uçuruyor adam orada? Kimin hava sahasında cirit atıyor, vızır vızır… Ya, Çekiç Güç? Tabutlarımıza çivi çakanlara gıda paketleri atan çekiç, kimin elindeydi? Burdan oraya gidince ihlal olmuyor da, ordan buraya gelince mi ihlal oluyor? Neymiş, hava sahamıza girmişler…  Uzatmayın kardeşim.  "Sinir ihlali" yapmayın… Versinler 2 helikopter, anlaşalım.[10]

ABD ile çatışmak

Genelkurmay Başkanlığı, ABD'ye ait 2 F-16 savaş uçağının Hakkâri Üzümlü sınır bölgesindeki Türk hava sahasını 24 Mayıs Perşembe günü 4 dakika süreyle ihlal ettiğini açıkladı. Türkiye'nin PKK nedeniyle Kuzey Irak'ta operasyona hazırlandığı haberleriyle eşzamanlı olarak gerçekleşen ihlalin ABD'nin Ankara Büyükelçiliği tarafından "yanlışlıkla" olduğu savunulsa da Kuzey Irak'ta Barzani yönetiminden kaynaklanan güvensizliğin Ankara-Washington ilişkilerine yansıdığı gözleniyor. Türkiye, Amerikan Cruise füzeleri ve İngiliz B-52 bombardıman uçaklarına kendi hava sahasından geçiş izni vererek Irak'ın bombalanmasına olanak tanımasına karşın, ABD 4. ordusunun Güneydoğu sınırından geçişine izin vermedi… Türkiye 20 km'den fazla Irak'a giremeyecekti.

Tezkere geçseydi, Türkiye ABD'ye tanıdığı geçiş hakkı çerçevesinde 65 bin kişilik yabancı askeri, kendi topraklarında konuşlandıracaktı.  Savaş tamtamları çalmayı bırakalım.[11]

İran'a Saldırı Hazırlığı

Aralarında iki uçak gemisinin de bulunduğu 9 gemilik Amerikan donanması Basra Körfezi'nde…

Amerikan donanmasına ait The USS John C. Stennis ve USS Nimitz uçak gemileri ile 7 savaş gemisinin Basra Körfezine girdiği bildirildi. Bahreyn'de bulunan ABD 5. Filosu'ndan yapılan açıklamada, "Uçak gemileri, amfibi savaş grupları ve bunlarla bağlantılı kuvvetler, Irak'taki operasyonlara doğrudan destek verecek harekât gerçekleştirecek ve ayrıca ‘seferi savaş kuvveti' eğitimi yapacaklar" denildi. İran açıklarında yapılacak eğitim konusunda Tahran yönetiminin haberdar edilmediği bildirildi. Amerikalı Tuğamiral Kevin Quinn, ABD'nin bölge güvenliği konusundaki kararlılığını civar ülkelere gösterme niyeti çerçevesinde eğitim yapacaklarını kaydetti. Orta Doğu uzmanları, bu gelişmelerin İran'a yönelik bir saldırının son aşamasına geldiğini gösterdiğini belirtiyor.

Rusya: Silah satmıyoruz

Bu arada, Rusya, Suriye'ye kendilerinden satınaldıkları hava savunma sistemlerini İran'a satmalarına izin verdikleri yolundaki haberlerin gerçeği yansıtmadığını bildirdi. Rusya Başbakan Birinci Yardımcısı Sergey İvanov, Jane's Defence Weekly dergisinin, Suriye'nin Rusya'dan satın alacağı 50 adet Pantsyr-SIE tipi hava savunma sistemlerinin en az 10'unu İran'a satacağı yolundaki haberinin gerçeği yansıtmadığını söyledi. İvanov, Suriye ile yaptıkları anlaşmaya göre, Şam'a satılan Rus silahlarını üçüncü bir ülkeye Rusya'nın izni olmadan satamayacağını belirterek, "Suriye de Rusya'dan, üçüncü bir ülkeye ne Pantsyr ne de tek bir mermi satışı için şu ana kadar bir talepte bulundu" dedi. Sergey İvanov, İran'ın şu ana kadar Suriye'den hava savunma sistemleri parçası almadığını da sözlerine ekledi.

Kırgızistan ABD'ye üs uyarısı yaptı

Kırgızistan Dışişleri Bakanlığı, Uluslararası Manas Havalimanı'nda bulunan ABD askeri üssünün sadece Afganistan'daki askeri çalışmalar için kullanılması gerektiği yönünde bir bildiri yayınladı. Bildiride, "ABD askeri üssünün başka amaçlarda kullanılması, sözleşme şartlarını bozmak anlamına gelecek ve bu konuda taraflar sorumlu olacaktır" denildi. Bu arada, ABD askeri üssünde görevli bir askerin bir Kırgız vatandaşına ateş açtığını hatırlatan milletvekili İshak Maşaliyev de, "Bizim vatandaşımıza ateş açan asker, cezalandırılmadan vatanına döndü. ABD'nin İran'a saldırıda Bişkek askeri üssünden gerçekleştirme ihtimali var" dedi.

Elçiden geri adım

Bu tepkiler üzerine, ABD'nin Bişkek Büyükelçisi Marie Yovanovitch, "İran'a olası operasyonda Manas havaalanının kullanılmayacağını" söyledi. Yovanovitch, Amerikan hava üssünün, Kırgızistan hükümetiyle yapılan anlaşma çerçevesinde sadece uluslararası teröre karşı faaliyetlerini sürdüreceğini belirtti. Manas ABD askeri üssünü Kırgızistan'dan çıkarmak için kurulan oluşum, 2 Haziran'da ABD'nin Bişkek Büyükelçiliği önünde daha sonra da askeri üs yakınında eylem yapacağını duyurmuştu.

Azerbaycan'a anlamlı ziyaret

Genelkurmay Başkanlığı heyeti başkanı Korgeneral Eyüp Kaptan ve generaller, Azerbaycan'a gitti. Korgeneral, tümgeneral ve tuğgenerallerden oluşan 12 kişilik heyet, Şehitler Hıyabanı'nı ve Türk Şehitliği'ni ziyaret ederek, çelenk koydu ve saygı duruşunda bulundu. Korgeneral Kaptan, şehitlerin isimlerinin yazılı olduğu plaketlere karanfil bıraktıktan sonra Şehitlik Özel Defterini imzaladı. Kaptan, yaptığı açıklamada da, Azerbaycan'ın dost ve kardeş bir ülke olduğunu ifade ederek, "Türkiye'nin yardımları her zaman devam edecek" dedi. Ziyaretlerinin Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri ile Türk Silahlı Kuvvetleri arasındaki ilişkileri ve işbirliğini yerinde görmeyi amaçladığını belirten Kaptan, "Genelkurmay Karargâhı olarak buradaki desteği ve Azerbaycan Silahlı Kuvvetlerindeki gelişmeleri görmeye geldik" şeklinde konuştu.[12]


[1] Milliyet / 23.05.2007

[2] Mert Gökırmak, "Tehdit Dengesi ve NATO İttifakının Geleceği", Stradigma, Sayı.11, Aralık 2003.

[3] İbid.

[4] İbid.

[5] Nüfuz etme yöntemi, ittifakların oluşumunda ve işleyişinde görece daha az dikkat çekmesine rağmen, konuya ilişkin pek çok örnek göze çarpmaktadır. Bunların içinde en bilinenler kuşkusuz, 2. Dünya Savaşı esnasında İngiltere'nin ABD'yi savaşa çekebilmesi ve 1. Dünya Savaşında Osmanlı İmparatorluğu ile Almanya arasındaki ilişkilerin, bir ittifak yapısı almasını ortaya çıkartan gelişmelerdir..

[6] Nejat Eslen, " Amerika, Yayılmak İçin NATO'yu Kullanmak İstiyor", 2023, Sayı.68, 15-Aralık-2006, ss.4-8.

[7] 25.5.2007 / Umur Talu / Sabah

[8] 25.5.2007 / İbrahim Karagül / Y.Şafak

[9] 25.5.2007 / Necati Doğru / Vatan

[10] 29.5.2007 / Yılmaz Özdil / Sabah

[11] 29.5.2007 / Derya Sazak / Milliyet

[12] 24.05.2007 / Yeniçağ

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Nail KIZILKAN

Nail KIZILKAN

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...