YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
697ffcb49f9b8
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 2 9 2
Bugün : 7856
Dün : 57744
Bu ay : 65600
Geçen ay : 1625042
Toplam : 48768913
IP'niz : 216.73.216.146

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

Önce: "Kriz bize yeni fırsatlar yaratır, Türkiye bundan kârlı çıkmanın yollarını aramaktadır!" şeklinde yorumlar yapan Başbakanın şimdi: "Kriz ülkemize yaklaşıyor diye felaket tellallığı yapanlar vardır!" diye çıkışması; tamamen gaflet ve cehaletinin bir yansımasıydı. Kulağına ne fısıldanırsa onu tekrarlayan ve bir gün öncesini hatırlamayan bir kafa yapısıydı. 

 

ABD tarihinin en büyük iflası

ABD hükümeti, ülkenin en büyük mevduat bankası Washington Mutual'a el koydu.

Washington Mutual'ın varlıkları ise Yahudi sermayeli JPMorgan tarafından 1,9 milyar dolara satın alındı.

ABD'nin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu olarak kabul edilen "Federal Deposit Insurance Corp" Başkanı Sheila Bair, kurtarma operasyonunun banka hakkındaki spekülasyonlar ve müşterilerin sakinleşmesi için perşembe gece yapıldığını hatırlattı.

FDIC, müşterilerin bugün normal işlemlerini yapabileceğini ve bütün mevduat sahiplerinin tamamen koruma altında olduğunu açıkladı.

ABD hükümetinin bankaya el koymasının, alternatifler üzerinde çalışan banka yönetim kurulu için sürpriz olduğu vurgulandı.

Gece Washington Mutual'a el konulması, bankanın 119 yıllık bağımsızlık deneyimini sona erdirirken, bu el koyma ve satış işlemi Washington yönetiminin bankacılık endüstrisini tıkayan sorunlu tutsat (mortgage) kredilerini temizleme girişimlerindeki son tarihi adım olarak değerlendiriliyor. Washington Mutual, tutsat kredilerinden kaynaklanan zararlardan ve küresel finansal krizden en fazla etkilenen bankaların başındaydı.

Düzenleyici kurumlara göre, Washington Mutual varlıkları 307 milyar dolar ve mevduatları 188 milyar dolardı. ABD'de daha önce en büyük bankacılık iflası Continental Illinois National Bank & Trust olmuştu. Banka 1984 yılında çöktüğünde varlığı 40 milyar dolardı.

Siyonist Sermayeli JPMorgan ikinci sıraya çıktı

JPMorgan Chase, bu satın almanın ardından 23 eyalette 5 bin 410 şubeye sahip olacağı söyleniyor.

JPMorgan Chase, böylece 2,04 trilyon dolar varlıkla Citigroup'un ardından ülkenin ikinci büyük bankası oluyor.

Bu el koyma ve satış işleminden sonra kaç kişinin işsiz kalacağı bilinmiyor.

Sadece Amerika değil, Avrupa, Asya ve Latin Amerika Borsaları da hızla çöküyor. Kısaca faizci kapitalizm can çekişiyor.

FED'in eski başkanı Alan Greenspan:

ABD'de çöküşün başlangıcı

ABD merkez bankası konumundaki FED'in eski başkanı Alan Greenspan, ABD'nin halen yüzyılda bir yaşanabilecek finansal kriz içinde olduğunu söylüyor. ABC televizyonuna konuşan Greenspan, ‘'Önce şunu anlayalım. Bu 50 yılda, hatta muhtemelen 100 yılda bir yaşanabilecek bir olay'' diyor. ABD'nin bir ekonomik durgunluğa (resesyon) girmeden kurtulma ihtimalinin yüzde 50'nin altında olduğuna dikkati çeken Greenspan, krizin daha da devam etmesini beklediğini vurguluyor.

Öte yandan, sıkıntı içinde bulunan yatırım bankası Lehman Brothers'a ABD yönetiminin çabalarına karşın müşteri bulunamıyor. ABD medyası konuyla ilgilenen bankaların olası bir alımdan şu an için vazgeçtiklerini yazıyor. Bu arada, ABD'de en fazla mevduat bulunduran banka olan Bank of America ve yatırım bankası Merril Lynch'in potansiyel bir birleşme için görüşmeler yaptığı haberleri ABD medyasında yer alıyor.

Merkez bankalarından ortak adım

Dünya piyasaları sarsılıyor. Amerika'daki deprem bütün ülkeleri sallıyor. Merkez Bankaları geç de olsa uyanmaya başlıyor.

Avrupa Merkez Bankası, ABD Merkez Bankası (FED), Japonya Merkez Bankası (BOJ), Kanada Merkez Bankası ve İsviçre Merkez Bankalarıyla birlikte likidite arttırıcı ortak önlemler almayı kararlaştırılmış bulunuyor.

Merkez bankalarının ortak önlemleri, piyasadaki ABD Doları sıkışıklığını gidermek ve dolayısıyla nakit sıkıntısı içindeki piyasalara likidite sağlayarak rahatlatmayı amaçlıyor.

180 milyar dolarlık geçici döviz takası (farklı para birimlerinden oluşan iki ayrı anaparanın, vade tarihinde, orijinal birimleri ve önceden üzerinde anlaşılmış bir kur üzerinden geri ödenmek üzere birbirleriyle değiştirilmesi) şeklinde likidite sağlama yetkisi bulunan FED, bu ortak hareketle piyasalara daha çok dolar sürmeye hazırlanıyor.

Avrupa Merkez Bankası, ABD Doları açığını gidermek için BOJ ile koordineli fonlama hazırlıyor.

FED ile BOJ, 60 milyar dolara kadar, Kanada Merkez Bankası ile 10 milyar dolara kadar geçici döviz takas anlaşması yapıyor.

Avrupa Merkez Bankasının 110 milyar dolarlık döviz takas yetkisi bulunuyor.

İngiltere Merkez Bankası da, bugün ilk olarak piyasayı 40 milyar dolara kadar fonlayacak. FED, yapmış olduğu geçici döviz takas anlaşmalarının 30 Ocak 2009'a kadar geçerli olacağını da bildiriyor

Tektonik finans krizinin yaklaşması 

Tektonik çarpışma, kıtalar arası deprem anlamına gelmekteymiş. Geçen haftalarda uluslararası yatırım bankalarının uzmanları yaklaşmakta olan krize dair öngörüler yazarken bu tabiri tercih etmişlerdi.

O yorumlar ve öngörülere göre bir yılı aşkın bir süredir Amerika'da başlayıp dalga dalga bütün dünyaya yayılmakta olan finans krizi aslında gerçek krizin sadece ve sadece haberci sinyalleriymiş. Esas kriz tektonik çapta olacakmış Yani kıtaları birbiriyle çarpıştıran depremler gibi finans piyasalarında sarsıntılar meydana gelecekmiş.

Bu öngörülerin ne anlama geldiğini Amerika'dan yayılan haberler ete kemiğe büründürmeye başladı. Amerika'nın en büyük yatırım bankalarından birisi olan Lehman Brothers iflas ettiğini açıkladı. Hafta sonu boyunca Lehman'ı kurtarmak için yapılan bütün girişimler sonuçsuz kaldı. Bu açıklama Asya piyasalarında tektonik etkiler gösterdi. Borsalar adeta yerle bir oldu. Türkiye'de benzeri bir manzara sergilemekteydi.

Amerika'da konut kredisi alacakları üzerine inşa edilen türev kağıtların konut kredisi alacaklarının tahsil edilememesi üzerine bütün değerini yitirmesiyle başlayan krizin 1929-30 buhranına benzer bir tahribat yapacağı konusunda artık hemen hemen bütün uzmanlar hemfikir. Amerika'da başlayan tektonik finans depreminin tsunami etkisiyle faizci-kapitalist sömürü sisteminin bütün dengelerini alt üst edeceğe benziyor.

Krizin ilk sinyalleri ortaya çıktığından bu yana Amerikan Hazine Bakanlığı zorda olan finans kuruluşlarını ayakta tutabilmek için bol bol likitide verdi. Yetmedi, iflasa doğru gidenleri devletleştirdi. Öyle ki, serbet pazar ekonomisinin mabedinde dünya tarihinin en büyük devletleştirmeleri gerçekleştirildi. Evvelki hafta, konut kredilerinin yüzde ellisinden fazlasını garanti eden Freddie Mac ve Fanny Mae'in devletleştirilmesi üzerine bu krizin geleceğini yıllardır yazı ve yorumlarıyla haber vermekte olan New York Üniversitesi profesörlerinden Roubini Amerika'nın artık USSRA (United Socialist States of Republic of America)'a yani ‘Amerika Sosyalist Devletler Birliği Cumhuriyeti'ne dönüştüğünü yazıyordu.

Bu krizde Amerikan devlet kurumlarının ve Avrupa hükümetlerinin neler yaptığına kısaca bir göz attığımız zaman aslında 2001 krizi sırasında Türk ekonomisine nasıl bir operasyon gerçekleştirildiğini anlamış oluruz. Örneğin 2001 krizi sırasında hükümetin ekonomi politikalarına destek sağlamak amacıyla devlet kağıtları alan; daha sonra nakit sıkıntısına düşen bankalara Merkez Bankası tarafından bir miktar nakit sağlanmış olsaydı o bankalar batmayacaktı. Pek çok başka banka da ufak tefek nakit borç verilerek ayakta tutulabilecek ve krizin kamuya maliyetinin bu derece devasa hale gelmesi önlenecekti.

Ama amaç onları batırmak; kamuya olan zararlarını derinleştirmek ve ardından da AKP tarafından bütün bankaların yabancılara satılmasını sağlamakmış. Oysa Amerika'daki krizin başından beri Amerikan Hazine Bakanlığı krizin zararlarını mümkün mertebe azaltabilmek için piyasalara nakit pompalıyor. Bankaların ellerinde bulunan ve değeri kalmamış kağıtları üzerlerindeki nominal değerleriyle satın alıyor. Hazine parasıyla batanların kurtarılması için birleşmeleri teşvik ediyor vs. Oysa 2001'de IMF, Merkez Bankası'nın benzeri girişimler yapmasını ‘serbest piyasa ekonomisine aykırı' diyerek izin vermemişti. Demek ki, Amerika serbest piyasa değil, bu mantığa göre…

Almanya ise zora düşen şirketlerini yabancı hükümetlerin resmi fonlarının almasına izin vermeyeceğini açıkladı ve bununla ilgili kanuni düzenleme yaptı. Yani Arap devlet fonları, zora düşmüş Alman şirketlerini ölmüş eşşek fiyatına alamayacak. Daha doğrusu hiç alamayacak. Amerika'da zora düşen şirketleri bu türden fonların alması ihtimaline karşı sesler çoktan yükseldi bile…

Türkiye ise temel sektörlerin (bankacılık-finans, perakende, telekomünikasyon vs) yabancılara hesapsız kitapsız satılmasını serbest piyasanın gereği diye algılayan bir zihniyetin kontrolünde. Ama satılacak bir şey kalmamış olması ve tektonik finans depreminin yansımaları bu zihniyeti ve bu kadroyu epeyce zorlayacak gibi görünüyor.6[1]

ABD ekonomisindeki çöküş, erken düzelme bekleme düşleriyle oyalananları eşi görülmedik hayal kırıklığına uğratarak hızlanıyordu.

Değil bir yıl, üç ay önce bile bu kuruluşların 2007'de başlayıp süregelen bunalımın kurbanı olacağını pek az kimse tahmin ediyordu.

Dünya kapitalizmi bundan önce bunun benzeri bir büyük krizi, bundan 78 yıl önce 1929 yılında geçirmiş ve bundan II. Dünya Savaşı'nın silah satışlarını şişirmesi sayesinde kıl payı kurtulmuştu. Ancak bu krizden ders almayı unutmuş, hatta "artık böyle bir kriz olasılığı kalmadı" diyerek sömürüyü artırmayı ve kriz gelince "yeni para basma" yoluyla onu ertelemeyi marifet sanıp yanılıyordu.

Sonunda çeşitli yama önlemlerle sürdürülen kapitalizm teknesi 2007'de "batırıcı" dalgalar gelince önlenemez bir sonun içerisinde kendisini bulmuştu.

O kriz içinde bocalıyorlar, daha da bocalayacaklar.

Kriz İtalya'ya sıçradı

Yapı Kredi Bankası'nın büyük ortağı İtalyan Unicredit borsada yüzde 51 değer kaybetti. Hisseleri 3 kez işleme kapatıldı.

Avrupa bankacılık kesiminde esen sert rüzgar Türkiye'deki yabancı bankalardan Koç'un ortağı İtalyan Unicredit'i de etkiledi. İtalya'nın en büyük bankası konumundaki UniCredit de krizden ağır yara alan bankalar arasına katıldı.

İzlanda Batıyor

Global kredi krizinin son kurbanı İzlanda'ydı. Birleşmiş Milletler'in (BM) refah seviyesi en yüksek ülkeler listesinde ilk sırada yer alan İzlanda, batmaya başladı.

Türk Amerikancılarda kriz şaşkınlığı

Krizin Avrupa'yı etkisi altına alması, hele de İngiltere'deki gelişmeler, Türkiye'deki Amerikana kalemleri çok korkuttu. İlk olarak söz Mehmet Altan'ın:

"Ürktüm… Çünkü başlangıçtan beri korktuğum başımıza gelebilir… Yani ABD'deki küresel kriz, yılın sonuna doğru bizi de derinden etkisi altına alabilir. İşsizliğin, yoksulluğun tavan yaptığı bir ülkede, on altı yıldır büyüyen İngiltere'ye çelme atacak güçteki bir şiddetli dalga, çok daha ağır tahribat yapabilir…

İngiltere durgunluğa diriyorsa, Türkiye'nin de ciddi sorunları olabileceğini düşünmek gerek." (Star, 25 Ağustos 2008)

Eser Karakaş yine Batı ekonomilerindeki ağır sorunları anlattıktan sonra yazısının sonunu "Hiç aklımdan çıkmıyor" dercesine bakın nereye bağlıyor: "Krizin üzerimize bütün ağrılığıyla çökmesinin siyasi gündemi de değiştireceğini, Ergenekon meselesi gibi çok ciddi bir konunun dahi güme gidebileceğini de hatırlatalım." (Star; 26 Ağustos 2008)

Ve son olarak Ahmet Altan. O da uzun uzun Çin ve Rusya'nın nasıl üstün gelmekte olduğunu, tabii pek üzülerek yazıyor. Batı ekonomisi için de şöyle diyor:

"Ekonomik olarak çok zorlanacağı bir döneme giren Batı, bir buzul çağında çok ciddi acılar yaşar, yeni bir 1929 kriziyle karşılaşabilir." (Taraf, 27 Ağustos 2008)

Kendi konutunda oturabilecek kadar şansı ve parası olmayan bir vatandaşımızın kirası, yılbaşından bu yana ortalama 7,3 oranında zamlandı. Aynı dönemde İstanbul'da şehir hatları vapur ücretleri yüzde 48,2, Türkiye genelinde şehirlerarası tren ücreti yüzde 23,9, otobüs ücreti 16,3, dolmuş ücretleriyse ortalama 13,9 oranında arttı. Yine aynı dönemde sabit telefon görüşme ücretlerine yüzde 12 zam yapıldı,   

Ekimde, ekonomi patlamaya hazır bomba gibi

Sorunlar, "kartopunun başlattığı çığ" gibi, giderek büyüyor. 450 milyar dolara ulaşan toplam borç stoğu, 100 milyar YTL'yi aşan tüketici kredileri, 290 binlere ulaşan kredi kartı borçluları, ekonomide işlerin hiç de iyiye gitmediğini açıkça ortaya koyuyor.                

İş dünyasına ve uzmanlara göre, kritik ay Ekim. ABD'de başlayarak tüm dünya piyasalarına yansıyan durgunluk(resesyon); Türkiye gibi dışa bağımlı ülkelerin ekonomilerinde, yılın son çeyreğinde krize dönüşecek. Dış kaynaklı para desteğinin kesileceği bağımlı ekonomiler, finans sektörlerinden başlamak üzere tüm sektörlerde ağır darbeler alacak. Bu tehlikenin farkında olan iş dünyası ve ekonomistler, hükümeti acil tedbirler almaya çağırıyor.

Devletin elinde ne varsa satılığa çıkarılacak

AKP ekonomiyi de tamamen yabancılara emanet etmeye hazırlanıyor. AKP devletin elinde kalan bütün kurumları satılığa çıkarmayı planlıyor. İşte AKP'nin AB'ye taahhütleri:

– Devletin bankacılık (kısa vâde: Halk Bankası; orta vâde: Halkbank tecrübesinin ardından strateji belirlenmek üzere Ziraat Bankası ve Vakıflar Bankası), hava ve deniz ulaşımı ile lokomotif ve vagon üretimi, et-balık ürünleri piyasası, şeker, tütün ve çay ürünlerinin işlenmesi, petro-kimya sanayi, malzeme alımı, elektrik dağıtım ve toptan ticareti, şans oyunları, İMKB, altın borsası, çeşitli kamu hizmetleri (araç muayene istasyonları, otoyol/köprü işletmeciliği, belediye-çöp/atık toplama ve yeniden değerlendirme), telekomünikasyon ve turizm alanlarından tamamen çekilmesi;

– Elektrik üretimi, su şebekesi, kanalizasyon altyapısı, sağlık, eğitim, savunma, radyo-televizyon yayıncılığı, doğal gaz piyasası, kömür ve diğer maden işletmeciliğinde devletin payının en aza indirilmesi.

– İthalattan alınan KDV'den tamamen vazgeçilmesi

– Yabancılara mülk satışı önündeki kotaların hafifletilmesi

– 2011 yılından itibaren tarımda teşvikin ürüne değil, üretimden bağımsız olarak çiftlik arazilerinin büyüklüğüne göre verilmesi.

Başkasının aklıyla hareket edenlerin sonunun hüsran olduğunu biliyoruz.

Ama ders almak istemeyenler ya da çaresizler için bu son kaçınılmaz.

Günümüz ve tarih, "anlamak istemeyenlerin" başında patlayan davul örnekleriyle dolu.

Kapitalist kutbun sonu..

Türk siyasal tarihinde, Atatürk'ten sonra bunu çok yaşadık.

Siyasal ve ekonomik proje üretemeyenler, yabancıların projelerinin arkasına gizlenerek halkı oyalayıp durdular. İşte AB projesi, işte ABD sözde müttefikliği, işte ekonomideki her dönem değişen politikalar.

Bunlardan biri de "özelleştirme!"

Dünya iki kutupluyken; kapitalist kutup, komünist kutbu yok etti. Kendisinin ilelebet payidar kalacağını sandı ve onun propagandasını yaptı. Giderek vahşileşti. Emperyalist oldu, yok etti..

Şimdi kapitalist kutup da yıkılıyor!..

Trilyon dolarlık devletleştirmeler yapılıyor

Evet, Kapitalizmin kurucusu ABD, dünya tarihinin en büyük devletleştirmesini gerçekleştiriyor!

Yıllarca tüm dünyaya ve bize "Özelleştirin, özelleştirin" dediler.

"Devletin elinde bir şey kalmasın" istediler.

Bizimkiler de onlara inandılar. Kendilerini şirin göstermek, onlara sevdirmek için (nevrotizm hastalığı), "Devlet ayakkabıcılık yapmaz, vs" gevelediler.

Ellerinde ne varsa özele devrettiler, peşkeş çektiler..

"Babalar gibi satmaya!" devam ettiler..

Derkeeen..

Kapitalizmin babası, liberal ekonominin ustası ABD, dünya tarihinin en büyük "devletleştirmesini" yapmaya mecbur kalıyor!

12 trilyon dolarlık bir devletleştirmeye gidiyor.

12 trilyon dolarlık!..

Tekrar söylüyorum.

Dünyanın etrafını birkaç kez dolaşacak büyüklükte bir rakamdan söz ediyoruz.

Milyon değil, milyar değil.

12 trilyon dolar!..

Morgıç denen, taksitli ev alma kampanyaları yapan iki bankaya -battığı için- devlet el koyuyor!

Bunun hacminin yukarıdaki rakam kadar olduğu açıklanıyor.

Bakın patron kim oldu?..

 Bize "Özelleştirin, özelleştirin" diyenler, kendileri stratejik kuruluşlarını satmazken; bizim elimizde ne varsa alındı. Şimdilik sadece Türk Ordusu kalmıştı.

Özelleştirme nasıl ortaya çıkmıştı?

Bunun bir "siyasal kampanya" olarak ortaya çıkışı 1979'da İngiltere Başbakanı Thatcher ile başlamıştı. Özal da, Türkiye'de uygulamıştı.

O zamanki felsefesi, yani yalana dayalı propagandası şuydu:

 "Halk kapitalizmi olacak", "Sermaye tabana yayılacak", "İşçi çalıştığı şirketin patronu olacak!.."

Ama sonunda patron kim oldu gördük!..

Türkiye'de yabancılar elimizde ne varsa aldı.

ABD'de ise devlet en büyük patron oldu!.."7[2] Ama o "devlet"te Siyonist Yahudi Lobilerinin taşeronuydu!…

İslami kurallar insanlığın kurtuluşudur

İnsanlık tarihinde iki büyük ekonomi inkılâbı olmuştur. Birincisinde, Hazreti Nuh zamanında insanlar göçebe hayatından kent hayatına geçmişlerdir. İnsanlık ancak Nuh Tufanı ile o büyük inkılâbı gerçekleştirebilmiştir. İkincisi de ve şimdi yaşamakta olduğumuz çağda tarım döneminden sanayi dönemine geçilmektedir. İnsanlar artık kendi ürettikleri ile geçinmiyor; ürettiklerini  satıyor, aldıkları para ile ihtiyaçlarını satın alıyorlar. Bu dönemin en zor tarafı, kimin ne iş yapacağının tayinidir. Daha önce insanlar geçimlerini kendi ürettikleri ile karşılıyor, çok az kısmını satıyor ve alıyorlardı. Kasabada oturanların bile köyde tarlaları vardı. Bu tarlalardan elde ettikleri gelir, kasabadaki gelirlerine ek mahiyetinde idi. Şimdi ise herkes tüm ürettiklerini satıyor, elde ettiği gelirle ihtiyaçlarını alıyor. Bu sorunun çözülmesi için sermaye tekeli oluştu. Ancak faiz yoluyla kârı azamiye çıkarmakla uğraşan sermaye dengeyi kuramadı. Sermayenin karşısında devlet tekeli ortaya çıktı ve 70 yıllık sosyalizm/ komünizm uygulaması başarısızlıkla sonuçlandı. Çağımız insanı her gün korku içindedir; ya işsiz kalırsam ne yapacağım? İşsizlik sigortaları yapılmış ama sadece ödemeleri yapanlar sigortalı olmaktadır. Arada krizler insanlığı vurmakta, bir taraftan üretilen mallar satılamamakta, diğer taraftan insanlar aç kalmaktadır. Kur'an işte bu sorunları kökünden çözecek kuralları ortaya koymaktadır.

Kur'an'ın getirdiği ekonomik tedbirler:

1. En başta faiz yasak, ticaret serbesttir. Faiz, birinin zarar etmesi ihtimaline karşılık, diğerinin garantili kazanmasıdır. İşyerlerinde çalışanların emek ortağı sayılmayıp sabit ücrete bağlanması, sabit kira, sabit kâr ve sabit vergi uygulaması, faiz sayılır. Çünkü; Faiz paranın para kazanmasıdır. Kâr ise paranın malı artırmasıdır.

2. Üretimde sabit ücret, sabit kira, sabit kâr, sabit vergi faizdir ve haramdır. Faiz demek, toplulukta biri zarar etme ihtimali ile karşı karşıya iken, diğer tarafın garantili olarak kazanması demektir. Bu, topluluğun ekonomisini tekele götürdüğü için haram edilmiştir. Bunun yerine ‘faizsiz kredileşme sistemi' getirilmiştir. Kişinin bankada ne kadar zaman ve miktarda faizsiz olarak parası durursa, o kadar süreyle de kendisi faizsiz olarak kullanır.

3. Gelir vergisi yoktur, üretim vergisi vardır. Gelir vergisi, artan paradan vergi almaktır. Üretim vergisi, artan maldan vergi almadır. Gelir vergisi demek, millî hâsılada meydana gelen artışın, kamu payının sermaye tarafından bölüşülmesi, bunun sonucu da sermaye tekeli demektir. Kur'an bunu önlemek için sermayede % 2,5 sabit vergi koymaktadır. Bu, "kontrol altına alınan sermaye konumuna" göre tekeli önler, ama serbest rekabeti de koruyup teşvik edecek bir kuraldır.

4. Sanayiden ve inşaattan beşte bir vergi alınır. Yapıdan, yapıldıktan sonra vergi alınır. Halkın elinde para yoktur. Halktan vergi olarak para istemek demek, halkı sermayeye köle yapmak demektir. Halk vergisini ödeyebilmek için malını yok pahasına satar. Sonra devletin paraya değil mala ihtiyacı vardır. Karşılıksız basılan para denizdeki su gibidir, adeta sonsuz gibidir. Ama karınları doyurmamaktadır.

5. Tarım sektöründen onda bir vergi alınır. Sanayide kamu hazinesi yani madenler ve enerji tüketilmektedir. Oysa tarımda sadece kira karşılığı vergi alınmaktadır. Bundan dolayı tarımdaki pay yarılanmaktadır.

6. Ticaret mallarından, paradan, merada yayılan hayvanlardan, bir yıldan fazla bekletilen yiyeceklerden kırkta bir vergi alınır. Vergi verenler o oranda kredi hakkı kazanır.

7. Yeryüzü insanlığındır. Herkesin üretimde kira payı vardır, çalışmasa da yaşama hakkına sahiptir. Alınan vergilerle primsiz sosyal güvenlik sağlanmaktadır. Askerlik bedeli ve sigorta payı dışında kişiden vergi alınması haksızlık ve zorbalıktır.

8. Topraktan, yapılardan, tesislerden ve araçlardan vergi alınmaz. Bunlar üretime yardımcıdır, kendileri üretim yapmazlar. Kişiye ödediği vergi kadar kredi hakkı sağlanır. Ama önce kazanıyor ve vergi veriyor, sonra kredi alıyor. Dolayısıyla zarar etme rizikosu bulunmamaktadır.

9. Geçmişte ödenen vergi kadar faizsiz kredi verilir. Kamu krediyi karşılıksız vermiyor, krediyi vergi karşılığı veriyor. Kredide faiz yoktur, kredileşme vardır.

10. Cebri icra yoktur. Borcunu ödeyemeyenin borçlanma ehliyeti sakıt olur. Borçlu önce borcunu öder, sonra karşılığını alır.8[3]


[1] Hasan Ünal / Milli Gazete

[2] Hulki Cevizoğlu / Yeniçağ

[3] Reşat Nuri Erol / Milli Gazete

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Mehmet DENİZ

Mehmet DENİZ

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...