Asker uyarı fişekleri atıyor!
Genelkurmay ATASE Başkanlığı Stratejik Araştırma ve Etüd Merkezi (SAREM), Merkez Orduevi’nde “PKK Kongra/Gel Terör Örgütüne Yönelik Ekonomik ve İdeolojik Desteğin Kesilmesi” konulu sempozyum düzenledi. Orgeneral Saygun, sempozyumun açış konuşmasında, terörle mücadelede başarılı olabilmek için teröristlerin başarı ümitlerinin yok edilmesinin şart olduğunu söyledi.
Terörle mücadelede askeri tedbirlerin yanı sıra mali, psikolojik ve benzeri desteklerin de kesilmesinin önemine değinen Orgeneral Saygun, tüm devletlerin teröre ve teröristlere verilen desteğin engellenmesi noktasında bu mücadeleye katılımlarının zorunlu olduğunu belirtti. ABD, AB ve NATO’nun terör örgütü PKK ile ilgili aldıkları kararları anlatan Orgeneral Saygun, Avrupa Birliği’nin son dönemde terör örgütü PKK ile mücadele konusunda sözde bazı adımlar attığının görüldüğünü ancak terör örgütü üyeleri ve yandaşlarının Avrupa Parlamentosu ile Fransa ve İngiltere parlamentolarında terör örgütünün propagandasını yapan konferanslarının da dikkatlerden kaçmadığına dikkat çekti. Orgeneral Saygun, “Toplantılar düzenleyenlerin, terör örgütüne sahip çıkmasını, bunların bu şekilde desteklenmesi, direnme gücü ve ümidi verilmesini, siyasi destek sağlanmasını, Türkiye Cumhuriyeti’nin terörle mücadelede uğradığı can ve mal kaybının sorumluluğunu teröristlerle beraber paylaşmasını dikkatlerinize sunmak isterim. ‘PKK gerillaları’, ‘silahlı isyancılar’, ‘Ankara muhalifleri’ gibi mahcup ifadeler kullanılmasını, bunlara bir türlü terörist diyememelerini anlamak mümkün değildir” dedi.
Orgeneral Saygun, “Aralarında müttefiklerimizin de bulunduğu bazı ülkelerin tutum ve davranışları terör örgütünün kendisine yaşam alanları bulmasında en büyük etkendir” diyen Orgeneral Saygun, yapılması gerekenin barış ve güvenliğin ya her yerde var olacağı ya da hiçbir yerde olmayacağından yola çıkılarak terörle mücadelede ortak iradenin ortaya konulması gerektiğini ifade etti.
MHP, DTP’ye Sahip Çıkıyor!
Aynı sempozyumda, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, teröre verilen iç destekle dış desteğin birbirini tetiklediğini, terör örgütü PKK’nın da siyasallaştığını ve legalleştiğini söyledi. Büyükanıt, “TBMM’yi mi kast ediyorsunuz?” sorusuna da, “Evet, Meclis’i kast ediyorum” yanıtını verdi.
“PKK Meclistedir” sözleriyle, acı bir gerçeği dile getiren Gen. Kur. Baş. Org. Yaşar Büyükanıt’a:
“Başarısızlığını böylesi çıkışlarla örtbas etmeye çalışıyor… İstifa etmesi gerekir” şeklinde talihsiz ve terbiyesiz bir çağrıda bulunan MHP milletvekili Osman Durmuş’a, yanıt Londra’da PKK propagandası yapan DTP’nin bayan milletvekilinden geliyordu ve Gen.Kur.Bşk.’nını haklı çıkarıyordu. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise, meclisteki PKK’lılarla kucaklaşıp başarı dilediklerini unutarak, “Evet sol yanımızda oturan PKK’lıları sürekli görüyoruz” sözleriyle kendi milletvekilini yalancı çıkarmak zorunda kalıyordu, ama Büyükanıt’ın sözlerini yargıya müdahale saymaktan da geri durmuyordu.”
Recep T. Erdoğan, Abdullah Öcalan’ın talimatlarını mı uyguluyor?
Aşağıdaki satırlar, İmralı’da yatan Abdullah Öcalan’ın avukatları aracılığıyla 5 Aralık tarihinde yayınladığı son bildiriden alınmıştır.
Apo Kürt sorununun çözümü için 9 öneri sunmaktadır:
1- “Kürt olgusu demokratikleşmenin temel olgusu olarak ele alınmalı, Kürt kimliği yasal ve anayasal güvenceye kavuşturulmalıdır. Hatta yeni anayasa değişikliklerinde yer alacak “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası bütün kültürlerin demokratik bir şekilde varlığını ve kendini ifade etmesini kabul eder” şeklinde bir madde bile bu talebimizi karşılayacaktır.
2- Dil, kültür hakları yasal güvenceye kavuşturulmalıdır. Radyo, TV ve basın üzerinde hiçbir kısıtlama olmamalıdır. Türkçe radyo, TV hangi kurala bağlıysa, Kürtçe ve diğer dillerdeki yayınlar da aynı prosedüre bağlı olarak faaliyet yürütmelidir. Kültürel faaliyetler için de aynı hukuki kurallar ve prosedür işletilmeli ve uygulanmalıdır..”.
3- Temel eğitimde Kürtçe eğitim dili olarak kullanılmalıdır. İsteyen herkes bu okullarda çocuğunu okutabilmelidir. Liselerde ise Kürt kültürü, Kürt dili ve edebiyatı dersleri konulmalı, bunlara seçmeli ders olarak eğitim müfredatında yer verilmelidir. Üniversitelerde ise Kürt dili, edebiyatı, kültürü ve tarihi yüksek okulları kurulmalıdır.
4- Düşünce ve örgütlenme özgürlüğü önündeki tüm engeller kaldırılmalı, serbest siyaset yapmanın tüm koşulları sağlanmalıdır. Kürt sorununu ilgilendiren konularda da bu özgürlükler bütünüyle tanınmalıdır.
5- Partiler ve seçim yasaları demokratikleştirilerek Kürt halkının ve tüm demokratik güçlerin iradelerinin demokratik siyasete katılmasının önü açılmalıdır.
6- Demokratik yerel yönetim yasası çıkarılıp demokrasinin derinleşmesi ve yaygınlaşması sağlanmalıdır.
7- Koruculuk ve devlet içinde yuvalanmış gayrı meşru çeteler lağvedilip kaldırılmalıdır.
8- Savaş döneminde zoraki göç ettirilen köylülerin köye dönüşleri sağlanmalı. Bunun için gereken idari, hukuki, ekonomik ve sosyal tedbirler alınmalıdır. Bunun yanında bir de ekonomik kalkınma seferberliği başlatılmalı, teşvik ve tedbirlerle ekonomi canlandırılarak Kürt halkının ekonomik refahı artırılmalıdır.
9- Bir toplumsal barış ve demokratik katılım yasası çıkarılmalı, bu yasayla gerillanın, cezaevindekilerin, yurtdışındakilerin ve yurtdışına çıkmak zorunda kalmış tüm sürgünlerin hiçbir kayıt konmadan demokratik siyasal yaşama katılması sağlanmalıdır.”1
Ilımlı İslamcı ve Fetullahçı gazetenin yazarı İhsan Dağı “Kürt sorununu kim çözer?” başlıklı yazısında AKP’ye akıl veriyor, ama “Devlet endişesini de dile getiriyordu. Zaman yazarı tam bir PKK ve Amerika ağzıyla şunları öğütlüyordu:
“Gerçekçi olalım; Kürt sorununu çözmeden bu ülkede devlet-toplum gerginliğini ortadan kaldırmak ve ‘büyük barış’ı kurmak mümkün değil.
Çözümün yolu, devletin vatandaşa ‘kimlik’ ve ‘yaşam biçimi’ dayatmaktan vazgeçmesinden geçiyor. Yani, devlet merkezli değil, ‘toplum merkezli’ demokratik siyasetten…
İsterse, bu sorunu AK Parti hükümeti çözebilir; ‘devlet’in de rıza göstermesi şartıyla… Yoksa, zaten ‘devlet’le ilişkilerinde rahat olmayan bir partinin, rahatsızlık hanesine yeni bir unsur eklemesi beklenmez. Bu durumda yapabilecekleri, bölgeye yönelik sosyal ve ekonomik tedbirler almaktan öteye geçmez. Şimdiye kadar yapılan da bu zaten. Oysa, gelinen noktada AK Parti’nin bu sorunun ‘kimlik siyaseti’ boyutuna da eğilmesi gerekiyor.
Her durumda, çözüme çok uzak değiliz. Bir yandan demokrasinin güçlenmesi, öte yandan son yıllarda yakalanan yüksek ekonomik performans ve Türkiye’nin bölgesel ve küresel siyasette edindiği yer, Kürt sorununa daha ‘özgüvenli’ yaklaşımları mümkün kılıyor.
Bu arada, sorunu çözecek temel aktör olan hükümetin 22 Temmuz seçimlerinde elde ettiği ‘çifte başarı’ da umutları artıran başka bir faktör. Hükümet partisinin hem genelde % 47 gibi bir seçmen desteğine ulaşması hem de Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde % 60’a varan bir oy alması büyük bir fırsat.
22 Temmuz seçimleriyle Kürt kimliğinin temsili, ağırlıklı olarak AK Parti’ye geçmiştir. AK Parti bu ‘temsiliyet’i çözüme dönüştürebilir. ‘Devlet’ ile Kürt kimliği arasında köprü kurma işlevini bugün AK Parti yerine getirmek durumundadır. Bu aynı zamanda kritik bir misyondur ve bu misyonun gerçekleşmesi tarihî ‘büyük barış’ı kuracaktır; sadece Kürt yurttaşlar ile ‘devlet’ arasında değil, AK Parti ile ‘devlet’ arasında da…
Bu noktada Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün varlığı da çok önemli. Cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından ilk gezisini yaptığı Doğu ve Güneydoğu’da bölge halkının Gül’e gösterdiği ilgi kayda değer. Devleti en üst düzeyde temsil eden bir makamda oturan Cumhurbaşkanı Gül, ‘devlet’ ile ‘toplum’ arasında güven, diyalog ve barış köprülerinin kurulması için bir fırsat.
Kürt sorununu çözenler hem Türkiye’yi ‘uçurur’lar; hem de kendileri de kahraman olurlar. Yeter ki biraz cesaret ve siyasal vizyon olsun. ‘Devlet’ buna izin verir mi? Türkiye, Kürt sorununu ‘üniter devlet’ çerçevesinde çözebilecek belki de son şansı yakalamış bulunuyor. Buna izin vermeyen ‘devlet’in başka bir siyasal gündemi ve projesi var demektir.”2
Evet, Fetullahçı Yazar hem akıl veriyordu, hem de acı akıbetlerini görüyordu…
Şimdi aklı yatan ve vicdanı doğru tartan kimselere soruyoruz:
Abdullah Öcalan’ın bu dokuz tavsiye ve talimatını, adım adım tatbikata koyan Recep T. Erdoğan için başlıktaki acabanın aklımıza takılması, gayet doğal değil midir?
Ve Genelkurmayın feryat derecesindeki uyarıları, bazılarına sadece boru sesi midir?
Ve acaba Türkiye, Ilımlı İslam projesinden radikal şeriat statüsüne taşınıp, böylece Amerika ve Avrupa’nın ortaklaşa yürüttüğü ve perde arkasında siyonit İsrail’in güttüğü “Terörle savaş” kapsamında, haydut ülkeler konumuna sokulup saldırı bahanesi oluşturulmaya hazırlık mı görülmektedir?
Bu maksatla mı, CIA ve MOSSAD El-Kaide militanlarını Yalova’daki dağ kampında eğitmektedir?
Doğu Perinçek’in gündeme getirdiği şu gerçeklerin üzerine niye gidilmemektedir?
CIA’nın Yalova Uluslararası Terör Akademisi
Kandıra F Tipi Cezaevi’nde bulunan “El Kaide şeflerinden” El Sakka’nın 25 Kasım 2007 günü İngiltere’nin Sunday Times gazetesinde çıkan açıklamaları tek sözcükle müthiştir. CIA’nın Susurluğu patlamıştır. Susurluk olayı Türkiye ölçeğinde idi. CIA’nınki dünya ölçeğindedir.
Susurluk’ta Mercedes’ten ortaya saçılan gerçekleri aylarca önce açıkladığımız zaman, yine bir tek Aydınlık vardı. Bugün Aydınlık, kahramanlıkta yalnız değil, bir de Ulusal Kanal var. Anadolu basını da kuşkusuz onlarla birlikte.
Sistemin basını, yine bilinen karartma görevini yapıyor, ama nereye kadar… En büyük gizliliklerin patlaması da büyük olur. Ne kadar çok gizlerlerse, o kadar enerji birikiyor. Ve o enerji açığa çıktığı zaman, gürültüsü okyanusların ötesinden duyuluyor. Türkiye’yi, Rusya’yı, Çin’i vuran SüperNATO bağlantılı terör örgütleri, El Sakka’nın ifadesine göre, 11 Eylül’de İkiz Kuleleri de vurmuş. Şimdi seyreyleyin siz gümbürtüyü. Bütün dünyanın gözü ve kulağı artık Yalova’dadır. Karartma gayretleri, patlamayı büyütmektedir o kadar.
Bakın o güzel Yalovamız şimdi hangi özelliğiyle dünya çapında üne kavuşuyor? Dünyayı vuran uluslararası teröristlerin eğitim merkezi olmuş. El Sakka’nın açıklamalarından sonra uluslararası terör konusunda en üstün eğitimin Yalova’da verildiği ortaya çıktı. İstanbul Sinagog, İngiliz Başkonsolosluğu, HSBC Bank’ı bombalama eylemlerini, ama en dehşetlisi 11 Eylül’ü düşününüz, hep Yalova Terör Akademisi mezunlarının marifetleri. Yalova’daki eğitimin üstüne çıkma iddiasında olan varsa, 11 Eylül’den büyüğünü yapsın gelsin.
Uluslararası terörün şifreleri
Ne zaman ortalığı sarsan bir terör eylemi olsa, yine “uluslararası terör” deniyor. Bu “uluslararası terör” meğerse neymiş… Her iklimde kol gezen o! Her patlamanın arkasında o var! Her kan lekesinin altında onun imzasına rastlanıyor! Dünyayı “uluslararası terör” hayaleti dolaşmaktadır.
Herkes “uluslararası terör” yalancısı! Uluslararası camia, “uluslararası terör”le yatıp “uluslararası terör”le kalkıyor. Koca koca Çin gibi Rusya gibi devletler bile örtüyü kaldırıp altındakini görmek istemiyorlar.
Ancak bu Yalova eğitim merkezi, “uluslararası terör”ün şifrelerini çözmüştür. CIA, Yalova terör kamplarında yakalanmıştır.
CIA, ufak tefek işler bir yana, dünyanın terör ihalesini üstlenmiş. Paravan şirketler de kurmuş. Yaptığı işleri ister “İslamcı terörist”, ister “Çeçen teröristi”, ister ” Doğu Türkistan teröristi” paravanası altında yürütür, bu bir siyasal tercih konusudur.
“Uluslararası terör” dedikleri meğerse CIA güdümlü terör imiş.
El Sakka, El Kaide’nin önemli şeflerinden biri ve CIA Terör Akademisi’nin iftihar kaynaklarından. Yalnız o mu, El Kaide’nin bütün parlak elemanları öyle. El Kaide’nin şeflerini Yalova’da CIA eğitiyor. Bir kez daha kanıtlanmıştır: El Kaide, CIA’nın kod adlarından biridir.
Türk devletinin egemenlik alanı dışında
Türkiye’nin tepesine “Büyük Ortadoğu Projesi” görevlileri oturtulunca, CIA dokunulmazlık kazanıyor. Yalova da, İncirlik üssü gibi olmuş; Türk devletinin egemenlik alanı dışında sayılıyor. Hatta İncirlik’ten de beter. Çünkü Türk komutanlar, İncirlik’ten uçak kalkışlarını ABD ile yapılan anlaşmalara göre az çok denetleyebiliyorlar. Yalova’da ise, CIA terörü kol geziyor. Öyle bir terör ki, Marmara’nın karşı kıyısına geçip 15 ve 20 Kasım 2004 günlerinde gerçekleştirdiği üç bombalamayla İstanbul’u kana boyayabiliyor. 57 ölü bine yakın yaralı.
Aydınlık dergisinin 13 Eylül 2004 günü yayınladığı “Yalova’da Çeçen Terörist Kampı” başlıklı kapak haberinde “Türk Ordusu’nun ve bazı güvenlik kurumlarının bu kampların himaye edilmesine karşı çıktıkları” belirtiliyor. CIA o derece dokunulmaz ki, Türk Ordusu bile terör eğitim kamplarını kapattıramıyor; Ulusal Kanal ve Aydınlık’a bildirerek kamuoyuna yakınıyor.
2004 yılında MİT veya belki de MİT’in bir kolu izlemeye kalkmış. İzleyen görevli A.E.’ye 24 Mayıs 2004 günü öbür dünyanın biletini kesmişler. Emniyetin yakaladığı teröristler ise, El Sakka’nın da anlattığı gibi hemen bırakılıyorlar. Bu olayı, Yalova Emniyet Müdürü de doğruluyor.3
Büyük hükümetin küçük hizmetçileri
İstanbul’u Yalova’da eğittikleri teröristle vurmuşlar, ölü çok, yaralı daha da çok, suç büyük. Rusya, İran, Çin gibi Türkiye ile aynı konumda bulunan ülkelere karşı terörist faaliyetlere kucak açmışlar. Suç yine Türkiye’ye karşı. Amaç ortada: Türkiye’nin ittifak olanaklarını dinamitlemek, Türkiye’yi yalnızlaştırmak, parçalamak ve ABD güdümünde kriz bölgelerinde ateşe sürmek.
CIA’nın terör faaliyetine kucak açan Ankara’daki iktidar sahipleri, ABD’nin uluslararası terör suçuna ortak olmuşlardır. CIA’nın Yalova’da terör kamplarını himaye eden sorumluların cezalandırılması, Türkiye için yakıcı bir güvenlik sorunudur.
Tayyip Erdoğan, “ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi içinde Diyarbakır’ı merkez yapma” görevini üstlendiğini, 15 Şubat 2004 akşamı televizyondan ilan etmişti. Yalova terör kamplarında verilen eğitim de, aynı Proje görevleri kapsamındadır. Nitekim 13 Eylül 2004 günü yaptığımız basın toplantısında ve “Tayyip Erdoğan’ın Yüce Divan Dosyası” başlıklı kitabımızın 140-142. sayfaları arasında “Yalova’daki terörist kampın sorumlusunun Tayyip Erdoğan olduğunu” yıllarca önce ortaya koymuş bulunuyoruz.
Tayyip Erdoğan’ların Yüce Divan Dosyası kabarıyor.4
Ortadoğu da büyük savaş senaryosu ve Türkiye’nin kuşatılmışlığı
Ali Değirmenci’nin dediği gibi:
ABD başkanı Bush’un da mensubu olduğu ve “İsa’nın yeryüzüne inmesi için Yahudilerin Arz-ı Mevud hedeflerine ulaşması gerektiği” esasına dayanan Evangelizm mezhebinin ortaya çıkmasıyla, asırlardır süregelen Yahudi – Hıristiyan mücadelesi de bir son bulmuş ve İslam’ı imha hedefi güden fiili bir küfür ittifakı kurulmuştur. Bu ittifakın siyasi ve ekonomik boyutları da vardır.
Bu ittifak, ABD öncülüğünde başta Türkiye olmak üzere tüm İslam coğrafyasına “Ilımlı İslam” tezini dayatmakta ve aba altından sopa göstererek, “Bizim istediğimiz gibi inanacak, coğrafyanızdaki egemenliğimize itiraz etmeyeceksiniz” mesajı vermektedir. Bu topyekûn bir işgal projesidir. Bu işgali gerçekleştirmek için siyasi, kültürel, dini, ekonomik ve hatta askeri olmak üzere her türlü yola tevessül edilmektedir.
Nitekim Samuel Huntington, “Medeniyetler Çatışması” adlı tezinde dünyayı ateşe verecek bir kıyamet savaşından söz etmektedir. İslam Coğrafyasını yakıp yıkmayı gaye edinen bu savaş, Hıristiyan ve Yahudilerin kutsal kitaplarında da yer almakta ve Hıristiyanlar açısından “Büyük Haçlı Seferi” ve “İsa’nın gelişini hızlandırmak” Yahudiler açısından da “Büyük İsrail’i kurmak” yani “Arz-ı Mevud’a” ulaşmak anlamına gelmektedir.
İslam dünyasına karşı başlatılan bu kıyamet savaşındaki küfür ittifakının en açık delillerinden biri, Yahudi asıllı ABD eski Başkan Yardımcısı Dick Cheney’in Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomi Forumu’nda BOP’u kamuoyuna ilk açıkladığı konuşmasındaki şu sözleridir;
“Uluslararası terörizm hepimizi tehdit ediyor ona karşı başarılı olmak için şu üç şeyi yapmamız gerekiyor.
1. Ortadoğu’ya demokrasiyi (Batı despotizmini) taşımalıyız.
2. İşbirliği yapmalıyız. (AB-ABD)
3. Diplomasi başarısız olduğunda güç kullanmalıyız.”
Zaten Afganistan ve Irak da olup bitenler de Cheney’in yukarıdaki sözlerinin tatbikatından başka bir şey değildir. Peki, bu plan ve programa göre söz konusu ittifak müntesiplerinin Türkiye’ye karşı tutum ve yaklaşımları nasıldır?
Hemen söyleyelim, AB 2. Sevr’i tekrar hayata geçirmeyi, ABD Ortadoğu’daki hâkimiyeti ele geçirmek için Türkiye’yi “taşeron ülke” olarak kullandıktan sonra bölüp parçalamayı, İsrail ise Arz-ı Mev’ud hedefi gereği Türkiye’nin Güneydoğu bölgesini işgal etmeyi hedeflemektedir. Bu durum Türkiye’nin her yönüyle kuşatıldığını ve bir ateş çemberi içine sokulduğunu göstermektedir.
Hatta denilebilir ki, dünyada Türkiye kadar üzerinde hesap yapılan, tehditlerin artarak var olmak ya da yok olmak durumuyla karşı karşıya kaldığı başka bir ülke gösterilemez.
Yani değişen dünya dengeleri içinde Türkiye, bir yok oluşa doğru sürüklenirken adeta fırtına öncesi sessizliği yaşamaktadır. 22 Temmuz 2007 seçimlerinden yüzde 50’ye yakın oy alarak iktidara gelen 60. dönem AKP hükümetinin işbaşı yaptığı şu günlerde bir nevi “zafer sarhoşluğuna” kapılanlar acaba bu vahim gidişatın ne derece farkındalar?
Maalesef insanımız yanıltılarak sadece uyutulmuyor, felakete gidişe de alkış tutturuluyor. Asıl tehlike de budur.”6
2 Serdar Akinan / Akşam / 12.12.2007
3 04.12.2007 / Zaman
4 Sabah / 27.11.2007
5 02.12.2007 / Aydınlık
6 12.12.2007 / Yeni Mesaj

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYA MUTLAKA KURULACAKTIR. "Feth-i Mübin gerçekleşecek!.. Eğer sana, ‘bunlar hayal,…
Hakk; değişmeyen, dönüşmeyen, özelliğini ve güzelliğini yitirmeyen doğrular ve değerler anlamını taşır. Bunlar, her zaman…
Şara yönetimindeki Suriye’nin Erdoğan Türkiyesi’nin değil, İsrail ve ABD’nin güdümünde yol alması ve elimizden kaymasını, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gazze’ye konteyner…
ÜLKEMİZİN ACİLEN MİLLİ MÜTABAKATA İHTİYACI VARDI! Erbakan Hocamız iktidar ortağıyken 11 ay boyunca bir Filistinli…
Zafer sırrı inançta, sanma ki tankta imiş!.. "Bizim inancımızın ve davamızın %90'ı ahiret hazırlığı ve…
Yıkılışı görenler altında kalmamak için ben demiştim demeye getiriyorlar. Gerçi ne derlerse desinler o yıkıntının…
Kendi yapacakları melanetlere, Aziz Erbakan Hocamızın ismini kullanarak millet nezdinde meşruiyet kazandırma çabasına girişmeleri; asıl…
5375 Yıllık Siyonist Sömürü Düzeni, Kafirler ve Münafık Mücrimler istemese de yıkılacak , Tüm insanlığın…
Öncelikle belirtelim ki; Yahudiyi tanımadan dünyada olup bitenleri anlamak mümkün değildir. Makale bu anlamda çok…
Galiba tarihte hep böyle olmuş; Hakk uğruna mücadele edenler yalnız kalmışlar. Ne kadar kafir, münafık,…