Putin Ortadoks Kiliseyle işbirliği içinde
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i listesinin birinci sırasına koyan ve tüm kampanyasını onun üzerine kuran Birleşik Rusya, pazar günü yapılan parlamento seçimlerinde oyların neredeyse üçte ikisini aldı.
Putin’in BRP’ye desteği partinin oylarında patlamaya neden oldu. Oy sayımı tamamlanırken, yüzde 7’lik seçim barajını aşarak parlamentoya girmeye hak kazanan diğer partiler de kesinleşti.
Bunlar, ana muhalefetteki Komünist Parti’nin yanı sıra, Birleşik Rusya gibi Kremlin yanlısı olan Adil Rusya ve aşırı sağcı siyasetçi Vladimir Jirinovski’nin partisi Liberal Demokratlar.
Seçimlere katılım ise yüzde 60 düzeyinde oldu
Batı güdümlü Komünist Parti ve barajı aşma şansı görünmeyen diğer bazı partiler, yaygın usulsüzlükler yapıldığı gerekçesiyle beklenen bir şekilde sonuçlara karşı.
Rusya seçim kurulu başkanı Vladimir Churov seçimlere hile karıştırıldığı yönünde bir bilginin kendilerine ulaşmadığını açıkladı.
Seçimden zaferle çıkan Birleşik Rusya partisinin lideri Boris Gryzlov da, usulsüzlükler olmuşsa bile bunun sonucu değiştirmeyeceğini vurguladı.
Amerika Birleşik Devletleri ise, Rus yetkilileri söz konusu iddiaları incelemeye çağırdı.
Siyonist Muhalefet, iktidarın tüm medyayı kontrolü altına alması yüzünden seslerini duyuramadıklarını, ülke barajının da yüzde 7’ye yükseltilerek, ülkenin tek parti yönetimi altına getirilmesinin amaçlandığını savunuyor.
Putin tekrar devlet başkanı olacak mı?
Putin’in iktidarı 8’inci yılına girerken, Putin’in Rus halkı arasındaki popülaritesi de özellikle yükselen petrol fiyatları sayesinde düzelen ekonomiyle paralel şekilde her geçen gün artıyor.
Anketler, Putin’in halk arasındaki popülaritesinin yüzde 70 civarında olduğunu gösteriyor, Putin’in BRP listesinden aday olmayı kabul etmesinden sonra partinin yüzde 30 oranındaki oyununun yüzde 60’a kadar yükseldiğine işaret ediyor.
Bu arada petrol fiyatlarının 100 dolara dayanmasıyla iktidarının 8’inci yılında Putin’in Rusya’ya yaklaşık 1 trilyon dolar para girişi sağladığı bildiriliyor.
Devlet Başkanlığı görevi gelecek yıl mart ayında sona erecek olan Putin, Rus politikasında etkisini sürdürmek için kendisine ölçüt olarak seçimlerden çıkan sonucu alacağını söylüyor.
BRP ve Putin’in bu seçimde propagandalarının en önemli boyutunu ülkenin ekonomik gelişimi ve bu gelişimin devam etmesi için kendilerine tekrar oy verilmesi yönündeki tezleri oluşturuyor.
Parlamento seçimlerinin ardından gelecek yıl mart ayında devlet başkanlığı seçiminin yapılacağı Rusya’da, gündemdeki en büyük soruyu, Putin’in başkanlık için kimi işaret edeceği konusu oluşturuyor.
Putin, masonik medyanın ve Siyonist Batı’nın aleyhindeki gayretlere rağmen Rus halkının büyük bir desteği ile yeniden kazandı.
Putin’in en büyük destekçilerinden birisi de, Rus Ortadoks Kilisesi… Rusya’da din ile devletin, milli ve manevi değerlerin barışık yaşanacağını ispatlayan örnek ve yeni bir laiklik uygulaması yaşanıyor. Hatta Kilise okullarında, din eğitimi alan öğrencilere, aynı zamanda hem de Rus ordusunun özel elemanları tarafından savunma ve silah eğitimi veriliyor.
Ortadoks Kilisesinin bu yapıcı ve yararlı tavrı, Siyonist ve emperyalist çevreleri ürküttüğünden, Rus kiliselerine sızmış din adamı görüntülü ajanları eliyle Putin’e karşı bir kışkırtma ve karıştırma operasyonu da boşa çıkarılınca, bunların çoğu Kiliseden ve bazısı Rusya’dan ayrılmış ve ayıklanmış..
ABD’nin hayali neydi, ne oldu?
Siyonist ABD’nin yani sömürü sermayesinin bir hayali ve hedefi vardır; tüm dünyayı tek sermaye devleti hâline getirmek ve sömürmektir.
Bunun için önce feodal devletleri birleştirmiş ve millî krallıklar oluşturmuş, bunların dinlerini veya mezheplerini ayırarak kavmî dinler veya mezhepler üretmiştir.
Sonra demokrasi ve milliyetçilik söylemleri ile krallıkları yıkmış, dikta rejimli cumhuriyetleri meydana getirmiştir.
Sonra millî devletleri yıkarak dünyayı “kapitalist” ve “sosyalist” bloklar hâlinde yönetmeyi planlamıştır. Kapitalist ülkelerde sermaye sömürüsü ile halkın elinden varlığını almış, sosyalist ülkelerde de halkın elinden zorla bütün varlıklarını gasp etmiştir.
Arkasından, sosyalizm ve komünizm adı altında sembolleşen ve halkları sömürülen Sovyetler’i yıkmış, bu ülkelerin topraklarına kendisinin sahip olacağını ümit etmiştir.
Bu arada Türkiye başta olmak üzere, diğer ülkelerde de “özelleştirme” bahanesi ile tüm ekonomik kuruluşları eline geçirmek istemektedir…
Ancaaak;
ABD’nin evdeki/plandaki hesabı çarşıya/gerçeğe uymuyor, hayaller gerçekleşmiyor.
ABD’nin yani sömürü sermayesinin hayalleri ve hedefleri gerçekleşmedi. Sovyet ülkeleri ve halkları topraklarını ve fabrikalarını sömürü sermayesine peşkeş çektirmediler, özelleştirmediler, satmadılar…
Eski Sovyet ülkeleri kendileri liberal ekonomi kurdular ve gittikçe gelişmektedirler. Özellikle Rusya yeniden güçlenmekte ve kutup ülke hâline dönüşmektedir. Bu ülkelerde ve Türkiye’de “halk ekonomisi” giderek gelişmekte ve güçlenmektedir. Türkiye gibi lider olma potansiyeli olan önemli ülkelerde de özellikle kamu kuruluşları yani KİT/Kamu İktisadi Teşekkülleri önce çökertiliyor, sonra “özelleştirme” adı altında haraç mezat sömürü sermayesine peşkeş çekiliyor…
Ancaaak; ABD’nin bütün hayallerine/ hedeflerine/ planlarına/ projelerine rağmen “sömürü sermayesi” yerine “halk ekonomisi” gelişmekte ve güçlenmektedir.
ABD’nin yani büyük sermayenin dört hayali gerçekleşmemiştir.
1) Dünyadaki sağ-sol çekişmesi/çatışması tutmamış, sonunda solcular da din düşmanlığından vazgeçerek barış tarafını tutmuşlardır. Dünya özellikle son yıllarda hızla değişiyor…
2) Sovyetler yıkılmış ve kutup olmaktan çıkmıştır. Yeni kutup henüz bulunamamıştır. Rusya yeniden toparlanmaktadır, İslâm âlemi adım adım gelişiyor…
3) Dünya üzerinde kapitalizm ve sosyalizme rağmen “halk ekonomisi” gelişmiş ve halklar tekrar liberal ekonomiye doğru istikrarlı ve sabırlı bir şekilde ilerlemeye devam ediyor.
4) Beklenmedik şekilde Avrupa Birliği dünyada etkin olmaya başladı, çünkü gelişti ve liberalleşmeye doğru gidiyor… Bu arada ABD halkı da artık uyanıyor…
5) Rusya, topraklarındaki Müslüman nüfusu avantaja çevirip, İslam konferansına üyelik talebinde bulunuyor ve gözlemci statüsü kazanıyor.
Eveeet;
ABD’nin yani sömürü sermayesinin hayali/hedefi/planı/projesi neydiii, ne oldu?
Bugüne kadar olanlar, bundan sonra olacakların habercisidir.32
İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’ten Filistin barışına yönelik müthiş iddia.
Peres: Filistin’le barışa Bush engel oluyor!
İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, “Bush’un görev süresi içinde bir anlaşmaya varılması teorik olarak mümkün fakat pratik olarak imkânsızdır” dedi.
İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, ABD Devlet Başkanı George W. Bush’un görev süresinin Ocak 2009’da bitmesinden önce Ortadoğu’da barış anlaşması imzalanmasının mümkün olmadığını söyledi.
Japonya’daki Tokyo Shimbun gazetesine mülakat veren Peres, “Başkan Bush’un görev süresi içinde bir anlaşmaya varılması teorik olarak mümkün fakat pratik olarak imkânsızdır” dedi.
İsrail Cumhurbaşkanı, ABD’de Ortadoğu barışı için yapılacak uluslararası konferansa da temas ederek “Konferansın sonuçları konusunda hiç kimse ümitli değil. Ama bu toplantı yeni barış görüşmeleri için bir başlangıç olacak” diye konuştu. Peres, konferans sonrasında Filistinli mültecilerin geri dönüş hakkı gibi büyük ihtilaflarla ilgili olarak daha önemli görüşmeler yapılması gerektiğini ifade etti. İsrail Cumhurbaşkanı, Türkiye ziyaretinde parlamentoda yaptığı konuşmada ise konferansı “tarihi bir fırsat” olarak nitelendirmiş ve bunun “tarihi bir başarısızlığa” dönüşmemesi temennisinde bulunmuştu.
Rice’ın hassasiyeti (!)
Öte yandan, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, Annapolis’te yapılan zirve arifesinde, ırk ayrımcılığıyla Alabama’da geçirdiği çocukluğun kendisini İsrail ile Filistin halklarının endişeleri hakkında hassas kıldığını iddia etti.
Rice, bir grup gazeteciyle sohbeti sırasında, İsrail ile Filistin anlaşmazlığı konusunda hassaslaştığını belirterek, ”İnsanların sorunlarını barışçı yollarla çözme umudu olmadığı fikrinin beni etkilediğine kuşku yok. Bu benim geçmişimden geliyor” dedi.
Umudunu yitiren insanların şiddete ve ayrılıkçılığa yöneldiğini de ifade eden Rice, Alabamalı küçük burjuva bir ailenin kızı olarak 1954’te dünyaya geldi.
Sınıf arkadaşının ırkçı bir saldırıda öldürüldüğüne tanık olan Rice, İsrail’de bir konuşmasında, ”kendini güvende hissetmediğin bir mahallede yaşamak ne demek biliyorum” diyerek Siyonist saldırganları haklı gösterdi.
Kasparov’dan çarpıcı bir açıklama: Putin savaştan yana
Ortadoğu’da savaş, Rusya’nın yararına görünüyor
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin muhalifi Garry Kasparov, Putin’in petrol fiyatlarını yüksek tutmak için elinden gelen her şeyi yapacağını ve Ortadoğu’da çıkacak küçük bir savaşın dahi Putin’in yararına olacağını savundu.
44 yaşındaki eski dünya satranç şampiyonu Kasparov, İsrail’in en çok satan gazetelerinden Yedioth Ahronot’a verdiği demeçte, “Rusya içindeki gelişmelere karşı herkesin gözlerinin kapalı olduğunu” belirterek, İsrail Başbakanı Ehud Olmert’in bile Putin’in “bal tuzağına” düşmek üzere olduğunu öne sürdü.
Olmert’in, Putin’in kendisini kandırmasına izin vermemesini isteyen Kasparov, “Olmert’in bu hataya düşmeyeceğine inanıyorum. Putin petrol fiyatlarını yüksek tutmak için her şeyi yapar. Bu Rusya’nın güç odağıdır ve bunun için de Ortadoğu’da gerginliği sürekli kılmak gerekir” diye konuştu.
“Bölgedeki küçük bir savaşın dahi, petrol fiyatlarının yeni rekorlar kırmasına ve Batı’nın dikkatinin Rusya ve özellikle Putin’den uzaklaşmasına neden olacağını” ifade eden Kasparov, “bunun da Putin’e bir zararının olmayacağını” kaydetti.
Hazar Zirvesi kimleri ürkütüyor?
Hazar Denizi’ne kıyısı bulunan 5 ülkenin devlet başkanları İran’da buluştu. Rusya, Azerbaycan, İran, Kazakistan ve Türkmenistan liderleri Vladimir Putin, İlham Aliyev, Mahmud Ahmedinejad, Nursultan Nazarbayev ve Kurbanguli Berdimuhammedov’un katıldığı zirvede ABD’ye mesajlar verildi. Sözleri arasına ustaca “Hazar bizi birbirimizden ayırmıyor, aksine birleştiriyor.” kelime oyununu serpiştiren Putin, “Hazar ülkelerine saldırıya izin vermeyeceğiz.” dedi. Yoğun suikast söylentilerine rağmen programını iptal etmeyerek, sıfatları arasına “İslam Devrimi sonrasında İran’a giden ilk Rus Devlet Başkanı” nitelemesini de ekleyen Putin, NATO’nun genişleme hamlelerini pek hayra yormuyor. Putin’in Washington’a mesajı da açık: “Eğer ABD tek kutuplu bir dünya projesini uygulamaya geçirmek istiyorsa, bunda başarılı olamayacak. Çünkü dünyadaki hiçbir güç, dünyanın bugünkü sorunlarını tek başına çözemez. Hem siyasi hem de maddi açıdan bunu yapamaz.” Zirve bildirisinde, Hazar Denizi’ndeki hâkimiyetin 5 ülke tarafından paylaşıldığı vurgulandı. Üye ülkelerden hiçbiri, denizi, karşı tarafa saldırırken kullanamayacak. Denizin nihai statüsü daha sonraki görüşmelerde netleşecek. Bakü’nün NATO’yla işbirliğine girmek isterken ve ABD’nin Azerbaycan’da hava üssü kurma çabaları sürerken gerçekleşmesi, zirveye ayrı bir anlam yükledi. Putin, zirvede Ahmedinejad’a, İran’da inşa ettikleri Buşehr nükleer santralini tamamlama sözü de verdi. 2006’daki Rusya-İran anlaşmasına göre, santralin 2007 Ekim ayında faaliyete başlaması gerekiyordu.
Rusya’da çok önemli gelişmeler yaşanıyor
Serdar Turgut’un yazdıkları önemliydi:
“Putin, Rusya’yı tekrar dünya gücü haline getirmek ve iki kutuplu dünyaya geri dönmek istiyor. Rusya bir dünya gücü olarak tekrar ortaya çıkmaya niyetli. Ve tabii ki Rusya’nın elinde petrol ve doğalgaz potansiyeline bağlı büyük bir güç de var.
ABD, Doğu Avrupa’ya İran’a karşı kullanılacağını söylediği füze sistemlerini konuşlandırmak istiyor. Rusya ise bu sisteme kendisine karşı kullanılabileceği gerekçesiyle karşı çıkıyor. Rusya’nın caydırıcı gücü de olduğundan Amerika da bunu ciddiye alıyor. Ancak Rusya işi orada bırakmıyor ve ‘Amerika’ya gel size yeni erken uyarı sistemimizi açalım ve bunu birlikte kullanalım’ diyor. Amerikalılar bu yeni sistemin ne olduğunu hemen kavrayamadı. İki hafta kadar önce Ruslar bir Amerikan generaline yeni sistemi gezdiriyor. Bu İran’dan fırlatılabilecek bir füze daha yerden bir metre yükselmeden uyarıyı verebilecek yeni bir bilgisayar sistemiymiş. Amerikan general sistemi gezmeye gittiğinde görmüş ki bilgisayar yan yana duran 7 katlı apartman büyüklüğündeymiş. Amerikalı buna şaşırıyor ve raporunu vermek için Washington’a koşuyor.
Rusya ile ilgili bir başka gelişme de şu: Putin, George Koval adlı bir kişiye Rusya’nın en yüksek düzeydeki şeref madalyasını uygun görmüş. Koval’a öldükten sonra madalyayı kazandıran olay da kendisi Amerika’da KGB adına derin gizlilik altında casus olarak çalışırken atom bombasının geliştirilmesi ile ilgili bilgileri Sovyetler Birliği’ne aktarmaktaki başarısı olmuş. Koval o dönemde Amerikan vatandaşı olarak görünüyormuş ve gerek Amerikan toplumuna uyumu ve gerekse beyzbol tutkusuyla doğma büyüme bir Amerikan vatandaşından ayırt edilemiyormuş. Gizli Manhattan projesinde atom bombasını geliştirmek için işe girmiş ve bilgiler de KGB’ye akmış tabii ki.
Bu iki gelişme neden önemli? Çünkü bunlar Putin’in bakış açısını gösteriyor. Putin, Rusya’yı tekrar dünya gücü haline getirmek ve iki kutuplu dünyaya geri dönmek istiyor. Rusya bir dünya gücü olarak tekrar ortaya çıkmaya kararlı görünüyor.
Ve tabii ki Rusya’nın elinde, petrol ve doğalgaz potansiyeline bağlı büyük bir güç de bulunuyor.
Türkiye, yanı başındaki Rus gücünü devamlı ihmal ediyor. Amerika’ya önem vermek zorunda olan dış politikamızla, bölgede hayli büyük çıkarları ve ciddi emelleri olan Türkiye, Rusya yokmuş gibi davranmaya çalışıyor.
Gerçi stratejik konularda düşünen bazı devlet yetkililerimiz, Rusya’ya yakınlaşan yeni açılımları dillendiriyor ama bu konuda yeterli bir adım henüz atılmadı. Aksine Türkiye, ABD ile ilişkileri yeniden düzelterek rayına oturtma peşinde uğraşıyor.
Türkiye’nin doğalgazda Rusya’ya yüzde 60 oranında bağımlılığı var. Başka hiçbir neden olmasa bile sadece bu bile Rusya ile ilişkilerin düzgün tutulması için yeter de artar.
Ancak bu arada Türkiye, ‘enerji güvenliği’nde bölgede önemli bir güç rolüne soyundu. İran ile yapılan doğalgaz anlaşması, Azeri ve Türkmen doğalgazını bizim üzerimizden Bulgaristan, Romanya, Macaristan ve Avusturya’ya ulaştırma projemiz olan Nabucco projesinin gelişimiyle Rusya kendi çıkarları da söz konusu olduğundan yakından ilgileniyor ve meseleyi takip ediyor. Bu projenin fizibilitesinin olabilmesi için Azeri doğalgazı tek başına yetmeyebilir. Bu nedenle Türkmen doğalgazını da devreye sokmak gerekiyor. Türkmen doğalgazını İran üzerinden alıp Batı’ya gönderme projesine Amerika şiddetle karşı çıkıyor.33
Fransa, Türkiye’den sonra Rusya’ya da soykırım sopası gösteriyor
Fransa, Sovyetler Birliği’nin 1932-1933 tarihleri arasında Ukrayna’da ‘suni olarak yarattığı kıtlık nedeniyle 7 milyon insanın öldüğü’ iddiasını bir soykırım olarak tanıma hazırlığında. İktidar partisi Halk Hareketi Birliği (UMP) Lille milletvekili Christian Vanneste 9 ekim 2007 tarihinde Fransız Ulusal Meclisine tek cümlelik bir yasa tasarısı sundu ‘Fransa, 1932-1933 Ukrayna soykırımını resmen tanır’. Aynı 2001 yılında kabul edilen sözde Ermeni soykırımı yasası gibi. Christian Vanneste, yasa tasarısının gerekçesinde ‘Sovyetler Birliği’nin dağılmasına kadar gizlenen, Ukrayna 1932-1933 kıtlığı, Stalin rejiminin en korkunç kitle katliamıdır’ diyor.
Sarkozy’den önce Yuşçenko
28 ekim 2006 tarihinde, Ukrayna, ‘turuncu karşıdevrim’in lideri ve Devlet Başkanı Viktor Yuşçenko’nun teklifiyle 1932-1933 arasında Sovyetler’in Ukrayna’da ‘halkı açlığa terk ederek soykırım uyguladığını’ kabul etmişti.
Ukrayna’da bu yıllarda yaşanan kıtlık, don ve tahıl verimsizliğinin yol açtığı ‘açlığın’ 5 ile 10 milyon insanın ölümüne yol açtığı iddia ediliyor.
Soykırım kavramının emperyalizmin elinde bir sopa olarak kullanıldığı çok açık. Gerek Türkiye gerekse Sovyetler Birliği’ne karşı iddia edilen ‘soykırım’ kaynağı, örgütlenmesi ve amaçları bakımından birbirine benziyor. ABD’nin Sovyetler Birliği’ne karşı yürüttüğü kampanyalardan biri de Ukrayna’ydı. İddia Hitler’in dostu, Amerikan basınının büyük patronu William Hearst’ün gazetesinde, 1935 yılında, ‘Sovyetler Birliğinde 6 milyon insan açlıktan öldü’ manşetiyle başladı. Yine aynı, ABD’nin bizim Kurtuluş Savaşı sırasında ‘soykırım’ yapmakla suçlaması gibi.
Tüm dünyada 80’lerde başlatıldı
İşin ilginç yanı, 70’li yıllara kadar ne Ukrayna ne de Türkiye’ye karşı bu iddialardan bir eser yok. Her şey 80’li yıllarda başlıyor. ABD, hem Ermeni hem de Ukraynalı diasporayı kullanıyor. ‘Soykırım’la ilgili iddiaların borazanlığını yapan dernekler kuruluyor, üniversitelerde kürsüler açılıyor ve tez çalışmaları destekleniyor. ABD’de olduğu gibi, Fransa’da yaşayan Ukraynalılar ve Ermeniler ortak eylemler yapıyor, konferanslar düzenliyor.
Dünyada ilk önce ABD, 27 Eylül 1983’de Sovyetlere karşı ‘Ukrayna soykırımı’nı tanıyor. Sözde Ermeni soykırımı sopasını da Türkiye’ye karşı aynı tarihlerden bu yana elinde tutuyor. Aynı tarihlerde Kanada ve Avustralya da ABD’yi takip ediyor.34
İran hedef yapılırken İsrail’in gizli nükleer gücü niye tartışılmıyor?
İran, ABD ve Britanya’nın iddia ettiği gibi nükleer yarış başlatmıyor, olsa olsa İsrail’in başlattığı yarışa katılmaya çalışıyor. İsrail’in nükleer silahlarından 1968’den beri haberdar olan ABD, İran’ı “şeytan”laştırırken, silahsızlanma anlaşmalarını imzalamamış İsrail’e sesini çıkarmıyor.
ABD Başkanı Bush ve Britanya Başbakanı Brown haklı: Ortadoğu’da nükleer silah bulunmamalı. Bu bölgedeki nükleer çatışma riski, dünyanın başka yerlerinden daha fazla olabilir. Nükleer silah geliştiren her ülkenin katı diplomatik tepkiyle karşılanması gerek. Öyleyse bu iki liderin ülkeleri İsrail’e yaptırımlar uygulayacak mı? iki lider neden İsrail’in (ABD Savunma İstihbarat Dairesi’nin gizli bir brifingine göre) 60 ila 80 nükleer silaha sahip olduğu gerçeği karşısında tek kelime etmiyor?..
Hindistan, Pakistan, Kuzey Kore, İran ve diğer ülkelerin programları tartışılıyor, fakat aralarında İsrail yok. Ne zaman diğer ülkeler İsrail’e Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’na katılması için baskı yapsa, önleri ABD ve Avrupa hükümetlerince kesiliyor. İsrail biyolojik ve kimyasal silahlara dair uluslararası anlaşmalara da imza atmıyor. İsrail bu anlaşmaları imzalamayarak, denetlenmemeyi garantiliyor. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) denetçileri İran’ın tesislerinde cirit atarken, uranyum tanklarını mühürlerken ve işbirliği yapmadığında Tahran’a demediğini bırakmazken, İsrail’deki tesisleri denetlemek hususunda zerre kadar yetkiye sahip değil. Bu yüzden İsrail geçen haftaki gibi, UAEK Başkanı’nın ‘İran’ın nükleer programı konusunda kafasını kuma gömdüğünden’ yakındığında, küstahlığın bu kadarına pes diyebiliyorsunuz sadece. İsrail, İran’a karşı harekete geçilmesi için baskı yapıyor ve hiçbir güçlü ülkenin kendisine karşı harekete geçilmesi için baskı yapmayacağını biliyor. 35
32 04.12.2007 / Reşat Nuri Erol / Milli Gazete
33 21.11.2007 / Akşam
34 28 Ekim 2007 / Aydınlık
35 21.11.2007 / George Monbiot / The Fuardıan / Radikal

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
ER DOĞAN DEĞİL, ER BAKAN LAZIM! Şiirinden: Ne zor imtihanmış, ahir zamanda Selamet Saadet, Milli…
Yahya CANDAŞ beyden Allah razı olsun. Dizeleri ile bizlere de tercüman olmuşlar. Bu dizelere verdiği…
Tanıma ve tâbi olmayı lütfeden rabbimize sonsuz şükürler olsun. Ayaklarımızı ve kalbimizi sabit kılsın, İnsanlığın…
KARARLAŞTIRILMIŞ VE YAKLAŞMIŞ OLAN KUTLU VAKİT'E RAMAK KALA!.. Makale bilgi ile hikmeti birleştirmemizi sağlayacak açıklıkta…
ER bakanların özelliği ; onlar her asırda veya her yüzyılda bir gönderilirler ve geldikleri asra…
Şiirde de değinildiği gibi; Hocamızın netliği ve sertliği, asaletinden, mertliğinden ve merhametindendir. Bizlerin dünya ve…
Teşkilat çalışmalarına ve dava süreçlerine ilişkin çok kritik bilgiler içeren, marazlı tiplerin tespitine ve kişisel…
Haddini bilmeyen hadsizlerin halleri! Nefsinin kötülüklerinden, imtihanının sırrından gafil olanlar, eline imkân ve fırsat geçince,…
Balık baştan kokar demişler; Türkiyenin değil dünyanın kurtuluşu Adil Düzen projelerine bağlı olduğunu sağır sultan…
Muhterem Ahmet Hocamıssınız Siz bir çiçekle başlayan baharın Akgül’üsünüz Siz kuruyan gönüllerimizi sulayan Rahmet…