YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
6980e8ae33217
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 2 9 6
Bugün : 39745
Dün : 57744
Bu ay : 97489
Geçen ay : 1625042
Toplam : 48800802
IP'niz : 216.73.216.146

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

Sözde PKK’ya karşı, ABD ve AKP işbirliği yapıyordu…            Halbuki Amerika, Irak’ta batağa saplanmış ve İran saldırısı öncesi yalnız bırakılmış durumdaydı ve Türkiye’ye oldukça muhtaçtı.. Ama buna rağmen bizim Başbakan koşup Bush’un ayağına gidiyordu..

Aslında her iki hükümet için de zaman kazanma buluşmasıydı bu. Çünkü her ikisinin de asıl konuya ilişkin net bir görüşü, açık bir politikası yoktu.

Dahası, her ikisi de zayıf günlerini yaşıyordu.

Bir yanda Bush: Irak politikası iflas etmiş, aktif siyaset hayatının sonuna yaklaşmış, sevilmeyen bir Başkan görünümü arzediyordu. Her istediğini yapamayacağı, Irak serüveni sırasında ortaya çıkmış, morali bozuk bir süper gücün sünepe lideri oluyordu.

Öte yanda Erdoğan: Seçim zaferine rağmen, kurumlar arası sürtüşmeler yüzünden aciz ve çaresiz bulunuyordu. Şehit cenazelerinin psikolojik baskısı altında bunalmış bir politikacı izlenimi veriyordu.

Her ikisi de zafer kazanamayacaklarına göre, zaman kazanmaya çalışacaklardı belliydi..

Bush’un Erdoğan’a, somut eylem, ya da silah yerine istihbarat vaat etmesi, bunun işaretiydi.

Bay Bush: “Modern teknolojiyle elde edilmiş sağlıklı istihbarat olmadan bir şey yapamazsınız, o da bizde var” demişti. Recep Bey de bunu yemişti…

Akla geliveren soru: 200 kişiyle yapılan Dağlıca baskınının bilgisi de var mıydı Amerikalılarda? Var idiyse, niçin NATO müttefiki dostlarını uyarmadılar. Yok idiyse, o modern teknoloji ne işe yarıyor, diye soran yazarlar haksız mı?

Terörist Başı paketi beklerken, şehit cesetleri karşılamak

Bekir Coşkun haklıydı:

“Ben biliyorum; şimdi Pentagon’da siyah gözlüklü CIA şefleri oturmuş, kesekâğıdı içindeki salamlı sandviçlerini yerken, Kuzey Irak’ta neler neler yapacaklarını bizim medyadan öğreniyorlardır.

İşte gazetede manşet:

“Akıllı Predator uçakları teröristleri vuracak…”

Resimlerle izahları da var, bir uçak, uçağın kanadının altını gösteren ok işareti:

“Gizli füze bölümü…”

Ben ise dikkatle uçağın kanadının altına bakıyorum, füze gözükmediğine göre gizli bölüme bakmaktayım.

Pekiiii…

PKK elebaşılarının yerini nasıl öğrenecek akıllı Predator?

Bir diğer gazetede yanıtı var:

“Büyük kulak dinlemede…”

Verilen renkli şemaya göre “büyük kulak” PKK elebaşılarının yerini birkaç saniyede buluyor.

İşte burada Ertuğrul Özkök’ün yazısı yetişiyor ve “akıllı Predator” ile “büyük kulağın” müthiş başarılarının nereye varacağını açıklıyor bize:

“Bir sabah kalkacağız ki PKK elabaşılarından bir-ikisi paketlenip kapımıza bırakılmış…”

Yaşasınnnn…

Mademki medyaya göre Washington’da “müthiş başarı” elde ettik, o zaman bunun sonunu getirmek de medyaya düşüyor:

“Paket kapıda…”

Paketin kapıya bırakılması için kendi gücüne-kurumlarına değil, doğru ABD’ye koşulduğunu ve oradan izin alındığını bilen            Türkiye sormaz mı:

“Bu kadar mı bağımlıyız?..”

Ya da:

“Kime mahkûmuz?..Teröre mi, ABD’ye mi?..”

İşte gazete manşetleri:

“Eşkıya yine karakola saldırdı, bir şehit…”

Biz, paket beklerken…

Tunceli’den bir tabut yine yola çıktı ki… Bunlar bir ulusun     “kırılan gururuna” sarılıdır a dostlar…28

“Hamdolsun buna da şükür” deyip kendimizi avutmak

Barzani tedip edilecek mi?

Hayır…

Kapsamlı bir operasyona yeşil ışık yakıldı mı?

Hayır…

PKK’nın Kuzey Irak’ta barındırılmasına son verilecek mi?

Hayır…

PKK’nın elebaşıları Türkiye’ye teslim edilecek mi?

Hayır…

ABD, Barzani ile Türkiye arasında bir tercih yapabildi mi?

Hayır…

PKK terörü, Bush görüşmesinden sonra duracak mı?

Hayır…

Herkesin “Tamam, istediğimizi aldık” diyebileceği bir sonuç çıktı mı?

Hayır…

ABD, fazladan yeni tek bir şey vermiş midir?

Hayır…

Kısacası…

“Eski hal” aynen devam etmektedir.

Cephede değişen pek bir şey yoktur…

Bu durumda…

Başbakan Tayyip Erdoğan, neden fazla vurgulu olmasa da bir “bayram havası” estirmeye gayret etmektedir?

Neden mahcup ve çekingen bir edayla da olsa,                      “Hamdolsun, istediğimizi aldık” diyerek Allah’a şükretmektedir?

Erdoğan ne istiyordu Allah aşkına!

Ve ne aldı?

Erdoğan’ın yaptığı “Tezkereyi kullanacağız”   açıklamasının Türkçe meali, “Kandil’i biraz havadan bombalayıp kamuoyunun gazını alacağız” değil midir?

Daha da önemlisi…

Ortada gerçekten…

“Hamdolsun” denilecek, şükredilecek bir durum mu var?

Yoksa…

“Kahretsin” deyip geçmek mi gerekiyor?29

Barbarlara bel bağlamak

Daha Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Amerika’ya doğru yola çıkmadan önce, Amerikan Savunma Bakanı Robert Gates’in ‘İstihbaratı paylaşacağız’ demesiyle, bence Amerika’nın sadece PKK hedeflerine yönelik göstermelik bir operasyona yeşil ışık yaktığı, hatta belki Türkiye’yi bununla oyaladığı anlaşılmıştı.

Başbakan Erdoğan’ın sivil kayıplar olmaması için hassasiyet gösterileceğini özellikle vurgulaması, olası operasyon veya operasyonların Irak’ta ne kadar derine inileceği konusunda belli bir sınır getiriyor aslında. Ve bu gelişmelerde Barzani’nin rolünü de belirliyor: PKK’lıların sivillerin arasına karışmasını engellemek! (Yani PKK’yı gerektiği zaman kaldırıp kullanmak üzere kış uykusuna yatırmak)

PKK’nın patronu Amerika’nın programıyla PKK’ya saldırmak!?

ABD’nin Türkiye’ye PKK’ya mücadele için istihbarat paylaşmayı önermesi Erdoğan’ı memnun etti. Başbakan ABD’den ayrılırken, ‘Süreç operasyon süreci’ dedi.

Beyaz Saray’da sözde genel hatlarıyla konuşulan, ancak askerler ve istihbaratçılar arasındaki görüşmelerde detaylandırılacak olan ‘aktif istihbarat’ kavramının ayrıntıları belli oldu. ABD, şu yolu izleyecekmiş: Kuzey Irak’ta varlığı ve eylem hazırlığı tespit edilen PKK’lı grup, ABD casus uçaklarınca yakın takibe alınacak. Takip sırasında PKK’lıların, yakın plan resimleri, telsiz ya da diğer görüşmelerin ses kayıtları toplanacak. Bu bilgiler, PKK’lı grubun bulunduğu konumla birlikte TSK’ya iletilecek.”miş…

Barzani’nin desteğine müracaat edilecekmiş!..

Sadece söz konusu grubu kapsayan bir operasyona karar verilirse, harekete geçilmeden önce Kürt yönetiminin desteğine başvurulacak ve bölgede sivil yerleşim olup olmadığı araştırılacak. Böylece operasyon sırasında sivillerin ölmesinin önüne geçilecekmiş.. Başbakan Tayyip Erdoğan, gazetecilerle sohbetinde, bu konunun ABD’ye ilettikleri beş talepten biri olduğunu belirterek, “Kuzey Irak’taki yerel yönetimin hassasiyeti şart. Köylerle bölücü örgütün kampları iç içe olmamalı, gelen bilgiler, iç içe olmadığını da gösteriyor. Bu yüzden atılacak adımlar bir samimiyet testi olacak” diye eklemiş…

Başbakan Tayyip Erdoğan, “Operasyon yapmayın diyen yok. Herkes ‘Haklısınız’ diyor. Hepsi, ‘Irak’ın bunu çözmesi gerekir’ diyor” yorumunu yaptı. Erdoğan, Türkiye’ye rahat dönüp dönmediğine ilişkin bir soruya da “Hamdolsun, istediğimizi aldık” yanıtını verdi. Washington’a gelmeden önce Bush ile başbaşa görüşme isteğini ileten Erdoğan, bu isteğini gerçekleştirdi. İşte Recep Beyin bütün isteği Bay Bush tarafından kabul edilmek şerefine erişmekti.

Eylem süreci başlıyor

Sami Kohen:

Başbakan Erdoğan’ın Başkan Bush ile görüşmesinin sonucu, beklentileri karşılıyor mu?

Bu soruyu doğru yanıtlamak için önce beklentilerin tam olarak ne olduğunu da sormak gerek.

Eğer beklenen şey, ABD’nin derhal Kuzey Irak’ta PKK’ya karşı harekete geçmesi, bu arada kampları dağıtması ve terörist elebaşılarını yakalayıp Türkiye’ye teslim etmesi ise, Beyaz Saray’daki toplantıdan gözle görülür böyle bir sonucun çıkmadığı anlaşıldı.

Eğer bir başka beklenti, Başkan Bush’un Türkiye’nin Kuzey Irak’a karşı tek başına kapsamlı bir askeri harekâtını destekleyeceği taahhüdünde bulunması ise, bu da olmadı (hatta Bush böyle bir “faraziye” üzerinde konuşmayı reddetti)…

Böyle beklentiler içinde olanların, yapılan açıklamalara bakarak, Washington’daki görüşmelerden tatmin edici, somut bir sonuç alınmadığını söylemeleri doğaldı. (Ama Milliyetten Sami Kohen, hala hinliğini ve Yahudiliğini yapmakta ve şu hikmetleri yumurtlamaktaydı:)

Ancak burada hata, başta beklenti çıtasının yüksek tutulması ve onun dışındaki herhangi bir mutabakatın değersiz sayılmasıdır.

Doğru, Beyaz Saray’daki toplantıdan, ABD’nin PKK’yı yok etmek için derhal eyleme geçmekte olduğuna dair bir sinyal gelmedi. Buna karşılık iki konuda somut adımlar atıldığı açıklandı: Birincisi, ABD’nin Türkiye ile istihbarat bilgilerini paylaşması, ikincisi ise, iki ülke genelkurmay ikinci başkanlarının ve ABD’nin Irak’taki kuvvetleri başkomutanının katılımıyla bir istişare biriminin oluşturulmasıyla ilgili.

İlk bakışta bu sonuç karşısında “Hepsi bu mu?” diye sorulabilir. Ancak bu, Bush’un PKK’yı ortak düşman ilan etmesinin de ışığında, ABD’nin aktif olarak işin içine girdiğini göstermesi bakımından önemli. Böylece yeni bir süreç başlıyor. Bu süreç, önümüzdeki günlerde Türkiye’nin PKK’ya karşı bazı sınır ötesi operasyonlara girişmesine imkân verecek.

Daha açık bir deyişle, Beyaz Saray’da varılan mutabakat sonunda TSK’nın Kuzey Irak’taki hedeflere karşı harekete geçmesini bekleyebiliriz. Büyük olasılıkla bunlar sınırlı, nokta operasyonları olacak.

Önceki gece Başbakan Erdoğan’ın görüşmelerden sonraki beyanlarında Türkiye’nin sınır ötesi operasyon hakkını her an kullanabileceğine ilişkin sözleri ve Başbakanlığın dün Ankara’da yayımladığı açıklamayla bu hususu yeniden vurgulaması bu kararın -ve kararlılığın- bir işaretidir.

Beyaz Saray’daki görüşmelerin “baş başa” Erdoğan-Bush diyaloğu sırasında nelerin konuşulduğu ve ne gibi sonuçlara varıldığı bilinmiyor. Ancak Başbakan’ın görüşlerin örtüştüğünden söz etmesi ve birkaç kez iki ülke arasındaki “stratejik işbirliği”ne atıfta bulunması, anlamlıdır” diyerek hem ABD’yi hem de AKP’yi aklamaktaydı ve ABD ile Türkiye’nin ipleri koparmayıp daha sıkı bağladığından dem vurmaktaydı:

“Bu bağlamda şu da söylenebilir: Son günlerde PKK ve Kuzey Irak sorunu nedeniyle Türk-Amerikan ilişkilerinin kopma noktasına gelebileceği beyan ediliyordu. (Başbakan dahi, ipin inceldiği yerden kopabileceğini söylemişti). Şimdiki hava, işbirliği bağlarının devrede olduğu yönündedir. Tabii bu havanın devam etmesi, Başkan Bush’un verdiği sözler doğrultusunda hareket etmesine ve Türk halkının güveni yeniden kazanmasına bağlıdır.

Bir başka soru da, bu yeni süreç içinde, Türkiye’nin girişeceği bazı sınırlı operasyonların PKK sorununu kökünden çözmeye yetip yetmeyeceğidir.

ABD’nin, düşman ilan ettiği PKK’ya karşı aktif biçimde Türkiye’ye destek olması ve Türkiye’nin bazı operasyonlara girişmesi, kuşkusuz terör örgütünün gücüne ve manevra kabiliyetine darbe vuracaktır. Ancak askeri uzmanların da belirttiği gibi, terörizmi sadece sınır ötesi operasyonlarla yok etmek imkânsız. Gerçekten bu uzun soluklu mücadelede çok sabırlı ve sebatkâr olmak gerekiyor.”30

Stratejik ortaklık veya canavarla aynı çuvala sokulmak

Stratejik Ortaklık Nedir? Oya Akgönenç’in güzel tespitiyle:

Kulağa hoş gelse de bu kavramın ne anlama geldiğini düşünmek gerekir. Uzun yıllardır ABD ile stratejik ortağız.             Şimdi İngiltere de buna eklendi.

1- Stratejik, genel anlamda bir plan, bir oyun, kritik bir olay ve durum karşısında alınacak pozisyon manasında kullanılır.

2- Ortaklık ise paylaşmak, birlikte uygulamak, kâr ve zararından mesul olmak anlamındadır.

3- Stratejik Ortaklık ise özel mana yüklenmiş bir kavram haline gelmiştir. Bu, büyük ve güçlü bir ortak ile daha küçük bir ortağın işbirliği demektir. Büyük olan para, güç, teknoloji gibi şeyleri, küçük olan da kendine has, birikim ve becerileri ortaklığa koyar. Şimdi bu tarifler doğrultusunda ABD ve İngiltere ile imzalanan stratejik ortaklıklarımıza bakıldığında, birçok soru ortaya çıkmaktadır.

Senaryo veya Hipotezler:

a- Eğer ortak strateji, terörle mücadele idiyse, yıllardır biz, ABD’ye destek verdik, ama onlardan sadece köstek elde ettik. Hatta, PKK terörü konusunda samimi bir anlayış bile göremedik.

Bugün, ABD, kendisi için en büyük tehlikeyi, köktendinci (!) İslami gruplar olarak görmektedir. Bundan dolayıdır ki, Nato Güvenlik Konseyi yıllardır “İslami Terör”ü merkez düşman olarak tanımlamıştır. Bunun dışında kalan terör grupları ise (PKK buna dâhil) önem sıralama tablosunun en uzak köşelerine sıkışmıştır. Oysa Türkiye için en önemli tehlike, bölücü terör örgütü PKK olarak kabul edilmektedir. Bu durumda, stratejik ortak olduğumuz bir güç ile daha başlangıç kavramlarında bile çok farklı platformlarda kalmış bulunmaktayız.

b- Eğer ortak strateji, Büyük Orta Doğu projesi (BOP) ise ve Başbakanımız da bu projenin eşbakanı ise, o zaman burada ne yapıldığına çok dikkatle bakmak zorundayız.

BOP, Orta Doğu’ya demokrasi, insan hakları ve istikrar getireceğini iddia ederek gelen bir projedir, ama gerçekte bölgeye tam olarak ne getirmiştir? Tam bir yıkım ve her konuda felaket. Afganistan olsun, Irak ve Filistin olsun, hiçbirinde insan haklarının korunması, hukukun üstünlüğü gibi kavramlar asla uygulanmazken, bölgedeki bütün istikrar unsurları da bozulmuştur. Durum böyleyken, Türkiye’nin, böyle bir projeden kazancı nedir? Eşbaşkanlık nedir? Eşbaşkanın yükümlülükleri nelerdir? Hangi stratejiye  neden ortağız?

c- Yüklenmiş kavramı ile stratejik ortaklığı ele alacak olursak,  o zaman sorulacak soru, bizim hangi özelliğimize veya verimize karşı bu ortaklığa katılmak durumundayız?

d- Peki İngiltere ile stratejik ortaklık neden imzalanmıştır? İngiltere ile hangi büyük stratejik plan ve oyun içinde ve ne dereceye kadar ortak olacağız? Bu ortaklıkta neler alıp vereceğiz? Siyasi ve askeri şartların yanı sıra, bir de üniversite açmayı taahhüt etmişiz. Tabii hocalar oradan gelecek, kazanç da oraya gidecek. Hepsi iyi de, bunlardan bizim kârımız ne olacak? Yoksa İngiltere, ABD’nin yararlandığı hususlardan yararlanmak için mi bizimle bu anlaşmayı imzalamıştır? O zaman bunun adı Stratejik Ortaklık değil,  “Açık Kapı Politikası” olur, aynen 19. yüzyılda Osmanlıya dayatılan Kapitülasyonların diplomatik adı gibi okumaktayız.

Günümüzün Gerçekleri:

Olayları daha gerçekçi analiz etmek için birkaç gelişmeye bakmakta yarar vardır.

1- Bu sene Amerikan kongresi Dışilişkiler Komisyonu’nda yaşanan “Sözde Ermeni Soykırımını Tanıma Girişimi” önemli bir olaydır. Bu konuda, Türkiye’nin ne kadar sıkıntı çektiği, gayret ve para harcadığı ortadadır. Üstelik bu olay, herhangi bir yerde değil, Stratejik ortağımız olan ve 100 küsur askeri anlaşmamızın bulunduğu ABD’de yaşanmıştır.

2- Birkaç yıl önceki “Türk askerinin başına çuval geçirme olayı” da Irak’ın Süleymaniye kentinde, anlaşmalarla bize ait olan Şah Süleyman’ın türbesinde, peşmergelerle birlikte orayı basan ABD askerlerince gerçekleştirilmiştir. Stratejik ortaklık sıfatımız, ABD askerlerinin ve komutanlarının umurlarında bile olmamıştır.

3- İngiltere ile Stratejik Ortaklık anlaşmasının imzalanmasının üstünden bir hafta geçmeden, 200 İngiliz milletvekili sözde Ermeni Soykırımı tasarısını imzaladıklarını ilan etmişlerdir. Son derece ilginç ve can sıkıcı bir girişimdir. Görülüyor ki onlar da stratejik ortaklık işini pek ciddiye almamışlardır.

4- İngiltere ile böyle bir anlaşma, neden Ekim 2007’de gerçekleşmiştir?  Acaba, İngiltere bize terörle savaşımızda mı yardımcı olacaktır? Yoksa, Kıbrıs konusunda, KKTC’ye yapılan haksızlıkları ortadan kaldırmak için mi bize destek verecektir? Hangi stratejimizde bizden yana çıkacaktır? Yoksa, şu anda göremediğimiz büyük bir çıkar hesabı ile mi bu anlaşmayı bizimle yapmıştır?31

28 08.11.2007 / Hürriyet

29 07.11.2007 / Ahmet Hakan / Hürriyet

30 07.11.2007 / Milliyet

31  01.11.2007 / Milli Gazete

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Oğuzhan ÇILDIR

Oğuzhan ÇILDIR

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...