Sayın Ahmet AKGÜL,
Telefonla sizinle görüştüğümüz ve bizzat şahit olduğumuz bazı konuları size aktarmaya çalışacağım.
Yıldız Teknik Üniversitesi’nde okuduğum yıllarda, İzmit’te “Kolaylık Ticaret Koll. Şti.” adlı, kazançtan önce halkının ve çevresinin refahını düşünen, namus timsali örnek sahipleri olan bir inşaat şirketinde çalışıyordum. Şirket aynı zamanda ünlü bir çok beyaz eşya ve teknik malzeme satışının da baş bayii konumundaydı… (o yıllarda Değirmendere’den gece dönüşlerinde bir trafik kazasında kaybettiğimiz Leyla Atakan, İsmail Kolaylı ve İzmit için çalışan iki ünlü gazeteci olayını hatırlarsınız. İzmit Belediye Başkanı olan Leyla Atakan, Em. General Hasan Atakan’ın kızıydı, İsmail Kolaylı ise Kolaylı şirketlerinin sahibi ve müteahhit idi.) Eski ticaret koşullarını umarım bilirsiniz… Şimdiki gibi ticaret yapan kişiler fabrika ve üretim merkezlerine gidip “aman bana bayilik verin, temsilcilik verin,” diye yalvarmazlardı. Üretim yapan fabrikalar, bir şehrin güçlü ve namuslu ticaret merkezlerini, tüccarlarını tespit eder temsilcilerini gönderir ve o firmaya bayilik teklif ederlerdi.
Bu nedenle Kolaylık Ticaret’e gelen tüm firma temsilcilerini yakından tanıma imkanım olmuştu. Bu firmalar içerisinde beğenmediğimiz, ticaret ahlakına uymayan bazı kişiler olmuşsa da, bir şey devamlı dikkatimi çekmişti. Vehbi Koç’a ait firmalardan gelen kişiler, yani firma temsilcileri nedense hep Yahudi olurdu. Çay sohbetlerinde yaptığımız bilgi alış-verişlerinde beni genç gördükleri için, daima nasihat makamı ile taksim geçerler ve bir insanın yaşam bulvarında başarılı olmasının ilk şartının hiç kimseye güvenmemek, ikinci şartının ise, tüm fırsatları değerlendirmek (onu şöyle çirkin bir sözle anlatırlardı. Körü köprüde, yorgunu yokuşta, hastayı döşekte becerip işini bitireceksin.) olduğunu ima ederlerdi. Bizi genç gördükleri için mümkün olduğu kadar cana yakın davranmaya çabalarlar, güvenmeme şartını da şu fıkra ile bağlarlardı.
“Yasef oğlu Mişon’u bir gün bahçeye çıkarmış. Beraber oynamışlar, sonra Yasef Mişon’u kolundan tutup yüksek bahçe duvarının üzerine çıkarmış “atla Mişon tutayım seni” demiş. Mişon bakmış duvar yüksek. “Papa tutmazsin” demiş. “Oğlum Papa yalan söyler mi, atla tutacayim” yemin billah inandırmış. Mişon ayağa kalkıp kendini koyuvermiş. Yasef bir adım geri çekiliverince Mişon yüzüstü yere kapaklanmış. Ağız burun kan içinde, “Ne yaptin papa, haniy tutacayidin beni?” diye sorunca, Yasef tüm ciddiyetini takınarak çocuğa doğru eğilmiş ve “yaa Mişon bu senin kulayina kupe olsin, hayatta babana bile guvenmeyeceksin. Bu senin sonun bile olabilir” demiş.”
Bunun bir darb-ı mesel olduğunu ve tüm Yahudilerin evlerinde bulundurdukları altı kollu şamdan ambleminin arkasında İbranice bu “kimseye güvenmeme ve tüm fırsatları değerlendirme” Nasihatlarının mutlaka yazılı bulunduğunu, onlar için hayatta tek gayenin bol kazanıp rahat yaşamanın yollarını ne koşulda olursa olsun bulmak olduğunu anlatırlardı. (Tıpkı günümüzdeki AKP kafalılar, AB ve ABD uşakları gibi)
Bir akşam evimizdeki aile çay sohbeti sırasında, söz Yahudilerden açılınca ben bir iki şey hatırlattım. Fakat asker olan babam henüz Üstğm. İken 1942 yılında İstanbul’da Jandarma subaylığı sırasında bizzat şahit olduğu bir olayı, daha doğrusu halkın gözünde cici görünme çabasındaki Vehbi Koç’un elini nerelere kadar uzanabildiğini gösteren bir olayı anlattı.
“1942 yılında Jandarma Üsteğmeni olarak İstanbul’da görev yaptığı sırada İnönü Hükümetinin Atatürk’ün yolundan adım adım ayrılmaya başladığını, ABD ve İngiltere ile gizli pazarlıklar sonucu, onların her istediğini yapan yumuşak bir hükümet halini aldığını hepimiz biliriz.
O sıralar Romanya’da ki Nazi zulmünden, baskı ve tacizden kurtulup Filistin’e yani Vaâdedilen Topraklara ulaşmak hayaliyle içerisinde personel dahil 781 kişiyi taşıyan “Struma I” adlı gemi, 12 Aralık 1941 günü İstanbul’da olmak için, karanlık bir gece Köstence Limanından yola çıkar. 15 Aralık 1941 günü hayal gerçekleşir ve gemi İstanbul’a ulaşır. Fakat İngiltere, geminin boğazdan geçip Filistin’e ulaşmasını o sıralar Arabistan’a uyguladığı “cici görünme politikası” nedeniyle istememektedir. Gemi Sarayburnu limanına demir attırılarak 70-80 gün bekletilir. Geminin içerisinde, o sırada CHP’ye kayıtlı olan ve çok zengin olduğu için hükümet tarafından bir dediği iki ettirilmeyen Vehbi Koç’un ilgilendiği bir Yahudi aile vardır. Birinci dünya savaşı soygununda hiç hakkı olmadığı halde gelip Romanya petrollerine el koyan Mobil Oil adlı leşçi bir Amerikan şirketi temsilcisi Vehbi Koç’a haber uçurmuş, gemiden dört kişilik bir Yahudi ailesinin kurtarılmasını istemektedir… Düşünebiliyor musunuz, boğazdan geçmesine izin verilmeyen bir gemiden Koç dört kişilik aileyi kurtaracak. O sırada İstanbul Emniyet Müdürü: daha sonraları Bursa Valiliğine, daha sonra dışişleri bakanlığına yükselecek olan yıldızı parlak bir kişi yani İhsan Sabri Çağlayangil’dir. Vehbi Koç’u ayakta karşılar, elini öper, emrini sorar. Fakat istekleri duyunca beti benzi atar bu işin kendisini çok ama çok aşacağını, bunu ancak bakan beyin veya İsmet Paşa’nın halledebileceğini belirtir. Gemideki kişi, Koç için çok çok önemlidir. Çünkü kaz gelecek yerden tavuğun esirgenemeyeceği felsefesine gönülden inanmış birisidir. Hemen Ankara’ya gider. Bakan galiba Faik Öztırak’tır. İsmet Paşa’nın da onayıyla aile o gece sessizce gemiden çıkarılıp, Vehbi Koç’a teslim edilir. Sonra ne mi olur? İngiltere’nin bir sözü iki edilmediği için, geminin Filistin’e gitmesine izin verilmez. Sarayburnu’ndan tersin geri Romanya’ya gitmek üzere Karadeniz’e açılır. Ertesi gün bir İngiliz denizaltısı tarafından batırılır. Gemiden Koç’un kurtardığı Yahudi aile haricinde bir garip çingene gemici (çımacı) kurtulur. Tam 776 kişi boğulup gitmiştir. Bunlar babamın anlattıkları. Biz günümüze gelip yine benim şahit olduğum olaylara bakalım.
Televizyonun Türk toplumunda yeni yeni tanınmaya başladığı yıllardır. Programlar zaten siyah- beyaz ve tek kanaldır. Televizyon diye adlandırılan en basit görüntü cihazları bile piyasaya sürülerek maliyetinin kat kat üzerinde satılarak halk açıkça soyulmaktadır. Üçkağıtçı tüccar geçinen kesim bu durumdan çok hoşnutken, ticaret ahlakını benimseyen bazı vicdanlı ve duyarlı kişiler üzülmekte ve buna çareler aramaktadır.
O günlerdeki incelemeler piyasada tam 23 çeşit televizyon bulunduğunu ortaya koymaktadır ve imal-ithal yollu markalarda Vehbi Koç’un sermayesi hakim durumdadır.
Bu sırada İzmirli iş adamları Türkiye’de televizyon imal edilebilecek harika bir Alman firmasıyla anlaşır. IES-KORTİNG adıyla bir fabrika kurulur, imalata başlanır. Şirketin tanıtıcıları İzmit’e Kocaeli bayiliği için doğru bize ulaşır. Televizyon gerçekten piyasadakilerden apayrı bir özelliğe sahip bulunmaktadır. Bugün siyah-beyaz yayın yapan ve tek kanal olan vericiler, yarın televizyon renkli yayına dönüştüğünde içerisinde yarım parmak büyüklüğündeki bişon yatağına eklenecek bir parçayla, renkli yayına geçebilir olmaktadır. Bu ürün ve özellikleri Vehbi Koç tarafından öğrenildiğinde, ticaret ve sanayi odasında kıyameti koparır. Koç bu televizyonun çıkarılmasına izin verenleri çok ağır bir dille eleştirdikten sonra “siz bu kadar aptal olamazsınız. Yarın biz renkli televizyonları çıkardığımızda elimizdeki ıskartaları kimlere satacağız.” Diye haykırır. Uğraşır, didinir, şirkete ortak olmak ister. Kurduğu 99 oyunun hiç biri kabul edilmeyince, son oyunu oynar. Ve fabrikanın bulunduğu sahili malum güçlerin yardımıyla satın alıp fabrikayı kapatır. Bu zorbalığın pek çok örneği vardır.
Vehbi Koç’un çıkardığı ürünlere şöyle bir bakın:
Yüzlerce üründen sadece çimento, demir döküm gibi birkaç kalem haricinde, Milli Kalkınmamıza katkıda bulunacak ve halkın zaruri ihtiyacına yarayacak, bir tek ürün bulamazsın.
Anadol’un, Murat 124’ün hikayesi ise çok daha başkadır. Öncülüğünü 54. Hükümetin Başbakanı Sayın Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca’nın sürdürdüğü 1960’ların Türk mucizesi denilecek Devrim Otomobili, yine Koçların ve arkasındaki Şimon’ların birkaç ay sonra piyasaya sürülmesi planlanan otomobil sıfatlı teneke kutuların önü tıkanmasın, onların satışına mani olmasın diye, malum ve mel’un odaklar eliyle katledilmiş, tamamen milli ve haysiyetli bir şahsiyet olan Erbakan’a yapılmayan haksızlık kalmamıştır.
En derin hürmetlerimle
Türker Ercan
18/12/2007

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYA MUTLAKA KURULACAKTIR. "Feth-i Mübin gerçekleşecek!.. Eğer sana, ‘bunlar hayal,…
Hakk; değişmeyen, dönüşmeyen, özelliğini ve güzelliğini yitirmeyen doğrular ve değerler anlamını taşır. Bunlar, her zaman…
Şara yönetimindeki Suriye’nin Erdoğan Türkiyesi’nin değil, İsrail ve ABD’nin güdümünde yol alması ve elimizden kaymasını, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gazze’ye konteyner…
ÜLKEMİZİN ACİLEN MİLLİ MÜTABAKATA İHTİYACI VARDI! Erbakan Hocamız iktidar ortağıyken 11 ay boyunca bir Filistinli…
Zafer sırrı inançta, sanma ki tankta imiş!.. "Bizim inancımızın ve davamızın %90'ı ahiret hazırlığı ve…
Yıkılışı görenler altında kalmamak için ben demiştim demeye getiriyorlar. Gerçi ne derlerse desinler o yıkıntının…
Kendi yapacakları melanetlere, Aziz Erbakan Hocamızın ismini kullanarak millet nezdinde meşruiyet kazandırma çabasına girişmeleri; asıl…
5375 Yıllık Siyonist Sömürü Düzeni, Kafirler ve Münafık Mücrimler istemese de yıkılacak , Tüm insanlığın…
Öncelikle belirtelim ki; Yahudiyi tanımadan dünyada olup bitenleri anlamak mümkün değildir. Makale bu anlamda çok…
Galiba tarihte hep böyle olmuş; Hakk uğruna mücadele edenler yalnız kalmışlar. Ne kadar kafir, münafık,…