İsmet Elçioğlu’nun “Hedefteki Türk Silahlı Kuvvetleri” kitabında70 101-171 sayfaları arasında, Amerika’daki Siyonist Yahudilerin güdümündeki CFR’nin (Dış İlişkiler Konseyi) Ortadoğu ve Türkiye’nin masaya yatırıldığı çok özel ve önemli bir toplantısında, AKP’nin nasıl kullanılacağı ve özellikle BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) hedefine ulaşmanın önündeki en büyük engel gördükleri TSK’nın (Türk Silahlı Kuvvetlerini) nasıl etkisiz ve yetkisiz kılınacağı konusunda nelerin tartışıldığı, çarpıcı ifadelerle aktarılmıştır.
Başta Genelkurmay Başkanı ve CIA Başkanı olmak üzere Bush ve ekibiyle, CFR ve İsrail yöneticileri arasındaki gerginlik ve güvensizliğin de açığa çıktığı bu konuşmaların bir özetini, değerli okurlarımızla paylaşmak istedik:
İnsanlığın Baş Belası: Siyonizm!
ABD, İngiltere ve Fransa gibi süper güçlerin ekonomilerine hükmederek denetleyen ve bu ülkelerin dış politikalarını, İsrail’in, yani Yahudilerin, çok daha doğrusu Siyonistlerin yararları doğrultusunda tek başına yönlendiren ve Siyonistler ile Masonların zirvedeki kuruluşu olan Dış İlişkiler Konseyi CFR, (Counsıl Of Foreign Relations) gerçekten de akıl almayacak ve de karşı konulamayacak gibi görünen bir güç odağıdır.
Dış ilişkiler konseyi CFR’de, Siyonistlerin dünya kralı olarak nitelendirdikleri Başkanın dışında, 10 Yahudi, 27’de en üst derecede olan Mason vardır. Dünya üzerinde, gerçekten de çok büyük bir güç olan Masonları sindirerek, desteklerini alma becerisini gösteren Yahudiler, bu başarıları ile ne kadar büyük bir güç olduklarını ispatlamışlardır. Bütün Mason Localarında birer tane Yahudi vardır ve Yahudilerin olur vermediği hiç kimsenin, Masonluğa kabul edilmesi kesin olarak mümkün değildir.
Siyonistlerin, Dünya Kralı olarak kabullendikleri CFR Başkanı, hiç kimseye ve hiçbir kuruluşa hesap vermez. Onun ağzından çıkan her şey, Kutsal Kitap Tevrat’ın veya Musa Peygamberin emri olarak kabul edilir ve sonunda, ölüm olacağı bilinse bile, derhal yerine getirilir. İçinde bulundukları şartları veya konumları ne olursa olsun hiçbir Yahudi, CFR Başkanının emrinden çıkmayı veya onun verdiği bir emri tartışmayı aklının ucundan bile geçiremez. Öyle bir hataya düşen Yahudiler, derhal ortadan kaldırılırlar. İsrail Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Bakanları, İsrail Parlamentosu üyeleri, MOSSAD ve de diğer gizli kuruluşların Başkanları ile dünyaya hükmeden süper zengin Yahudiler de, CFR Başkanına, şu veya bu şekilde karşı gelemeyeceklerin arasındadırlar.
CFR Başkanı, ABD Başkanı, Başkan Vekili, Senato Başkanı, Bakanlar ve Genel Kurmay Başkanı ile CIA Başkanı da dahil hiç kimseden emir almayı bir tarafa bırakın; onlardan tavsiye bile almaz ve tavsiye niteliğindeki söylemleri de hakaret olarak kabullenir. İşte o nedenle ABD yetkilileri, CFR Başkanının olduğu bir toplantıda veya onunla yaptıkları özel görüşmelerde; onu kızdırmamak için son derece dikkatli hareket eder ve kelimelerini büyük özenle seçerler. Çünkü onun şakası yoktur, çünkü onun ortadan kaldırılmasına karar verdiği hiç kimsenin, ne kadar iyi korunursa korunsun, hayatta kalmasına kesinlikle olanak yoktur.
Hiç kimse, CFR Başkanının ortadan kaldırılmasını emrettiği kişilerin yarım saatten fazla yaşatıldıklarını söyleyemez. Dünyanın hemen her ülkesinde faaliyet gösteren İsrail Gizli İstihbarat Servisi MOSSAD ile MOSSAD’ın denetiminde olan bir yığın gizli istihbarat servisi ve çok sayıda Siyonist fedai kuruluşu, direkt olarak ona bağlıdırlar ve onun olurunu almadan bir tek adım bile atmazlar.
Özetle o, dünyanın en güçlü insanıdır ve ona rağmen her hangi bir şey yapılması gerçekten de olanaksızdır. Ona zarar vermek için yaklaşmak veya ona, uzun menzilli dürbünlü bir tüfeğin etkili olabileceği kadar sokulmak bile neredeyse mümkün değildir. Kendisine şaşılacak derece benzeyen iki dublör vardır. Yirmiye yakın kurşungeçirmez özel yapı araba, sekiz helikopter, dört uçak, iki süper lüks yat ve iki deniz altı onun korunmasındaki yerlerini almışlardır. Amerika ile Amerika dışındaki gezilerinde de günün yirmi dört saatinde en üst düzeyde eğitim almış altı yüzü aşkın Yahudi koruma tarafından korunmaktadır.
CFR Başkanı, konumu ne olursa olsun, istediği Yahudi’yi veya Yahudi olmayan birisini, sorgusuz sualsiz ölüme gönderebilir ve onun öldürülmesini istediği kişi, İsrail Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Bakanlarından birisi ve hatta MOSSAD Başkanı bile olsalar derhal ortadan kaldırılırlar. Korumaları dışında CFR Başkanının emrinde, en üst düzeyde eğitim almış binlerce fedai ve bir o kadar da MOSSAD ajanı vardır. Yabancı ülkelerde, İsrail’in çıkarlarını veya süper zengin Siyonistleri koruyup kollamak adına yapılacak operasyonlar onun emri ve denetiminde yapılır.
Sınırsız harcama yetkisi olan CFR Başkanı, gerek gördüğünde Rockefeller, Rothschild ve büyük banka sahibi ultra zengin Yahudiler ile silah ve harp malzemeleri imal eden süper zengin Yahudilerin hesaplarını tek imza ile istediği şekilde kullanıp yönlendirebilir. Hiç kimse veya hiçbir kuruluş, ondan kesinlikle hesap soramaz, şunu neden böyle yaptın diyemez ve de aldığı kararlan sorgulayamaz. Öyle bir şeyin cezası kesinlikle ölümdür.
CFR Başkanı, CFR’nin; en üst düzeyde eğitim almış ve Amerika ile dünyanın çeşitli ülkelerinde en üst düzeylerde görevler yapmış 10’u açık Yahudi, 27’si de gizli Yahudi Mason olan 37 üyesinin en az otuzunun oyu ile seçilir ve ömür boyu başkanlık yapar.
İsrail devletinin kuruluşundan dört beş sene kadar sonra faaliyete geçirilen CFR’nin ilk Başkanı, Alberth Melami 17, ikinci Başkanı Disraeli Valey 10 yıl Başkanlık yapmış, üçüncü ve şimdiki Başkanı ise 29 yıldır CFR başkanlığı yapmaktadır ve görev yaptığı bu süre içerisinde 6 ABD Başkanı ile çalışmıştır. 71 yaşındadır, Hukuk, Maliye ve Siyasal Bilimler ile Psikoloji tahsil etmiştir. İbranice dışında yedi lisanı daha ana dili gibi konuşmaktadır ve 71 yaşında olmasına karşın akıl almayacak bir zekâ ile hafızaya sahiptir. Dışardan bakıldığında onun, 71 yaşında olduğuna inanmak gerçekten de çok zordur, en fazla elli yaşlarında göstermektedir.
Çok az konuşan, gereksiz konuşmalara tahammülü olmayan ve karşısındaki kişinin adeta beynini okuyan bir insandır. Asıl adı, “Maimonides Dayan” olan CFR Başkanı, Henry Harvey takma adını kullanmaktadır. ABD Başkanlarına uzun seneler Baş Danışmanlık, Büyük Elçilik ve Dışişleri Bakanlığı ile Milli Savunma Bakanlığı yapmıştır. Onun ne denli kurnaz bir insan olduğunu belirtmek ve onu tam olarak tarif etmek için ona, kafasında; kuyruklarını birbirine dokundurmadan kırk tilki dolaştıran insan demek yerinde ve çok doğru olur. Çünkü Henry Harvey, gerçekten de akıl almayacak kadar zeki, son derece kurnaz, hiçbir şey yutturulamayacak kadar bilgili ve en üst derecede organizasyon yeteneğine sahip bir insandır ve onun hiçbir konuda hata yaptığı görülmemiştir. (En büyük endişesi ve problemi; Türkiye’nin kendi güdümünden çıkacak şekilde dirilmesi ve Erbakan Hareketidir. M.Ç.)
CFR’nin Türkiye Endişesi
Takvim yaprakları, 1 Kasım 2006 Çarşamba gününü gösteriyordu. Süper güç Amerika Birleşik Devletlerinin en önemli ve büyük şehirlerinden birisi olan New York, mevsim normallerinin çok üstünde soğuk bir gün yaşıyordu.
En büyük ideallerinden birisi, kutsal kitapları Tevrat’ın; İsrail oğullarına özetle; “Kavminizi alıp yerleşin” diyerek hedef gösterdiği Nil ile Fırat Nehirleri arasındaki kutsal topraklarda bir İsrail İmparatorluğu kurmak, diğeri de dünyadaki bütün devletleri, Yahudi bir Kralın yönetiminde kurulacak ve Monarşi ile idare edilecek bir Dünya Devleti bünyesinde toplayarak, yeryüzündeki bütün parasal değerleri ele geçirmek olan Yahudilerin, yani Siyonistlerin, zirvedeki en yetkili kuruluşunun New York kentinde The Harold pratt House 58 East 68 th Street adresinde kurulu olan ve Beyaz Saray’dan bile çok daha iyi korunan, atmış sekiz katlı merkez binasında, bir telaş yaşandığı göze çarpıyordu. Bu telaş, çok üst düzeydeki kişilerin katılımları ile gerçekleşecek olan toplantılar öncesinde görülen bir telaştı.
Gökdelenin ilk sekiz katı, CFR Merkezinin kamufle edilmesi için, değişik özel kuruluşlara kiralanmıştı. İlk sekiz katta, dünyanın en büyük mücevhercileri, büyük holding merkezleri, moda salonları, çok lüks restoran ve kafeteryalar, zenginlerin devam ettikleri birkaç kulüp, akla gelebilecek her türlü hizmetin verildiği masaj salonları ve saunalarla Yahudi iş adamlarının sahibi oldukları ödünç para veren üç tane de Factoring şirketi vardı. Yüzde doksanı, Yahudi, Rum ve Ermenilere ait olan bu Factoring şirketlerine, aslında modern veya yasal tefeci şirketleri demek çok daha doğru ve yerinde olurdu.
İlk sekiz katın iki, ondan sonra CFR merkezi olarak kullanılan atmış katın da, birisi CFR başkanına özel olan altı hızlı asansörü vardı. 66. kat, CFR Başkanının özel kalemi ile süper zengin Yahudilerin sahibi oldukları dünyanın bütün büyük bankalarındaki para hareketlerinin kontrol edilip yönlendirildiği genel muhasebe departmanına ayrılmıştı. 67. katta da, CFR Başkanının çalışma ofisi, ana kumanda merkezi, özel sekreterinin odası, Başkanın istirahat edeceği dairesi, iki toplantıyla bir brifing salonu, kütüphane ve MOSSAD’ın en üst düzeyde eğitim verdiği yakın korumaları ile koruma müdürüne ait olan bölümlerle, 68. katı, başkanın dinlenme dairesine bağlayan bir asansör bulunmaktaydı. CFR Başkanı, güvenlik nedeniyle genelde zırhlı arabasını kullanmaz, helikopterle gelip gider, bu geliş gidişlerde de, aksi istikamete hareket eden bir dublörü olurdu. CFR merkezinin bulunduğu bölge ile Başkanın gidip geldiği yerler, çok iyi korundukları için, bir tek kez olsun arzu edilmeyen bir durumla karşılaşılmamış ve başkana, her hangi suikast veya saldırı girişiminde bulunulmamıştı.
CFR Başkanlık binasının dokuzuncu, otuz beşinci ve 68. katları, tamamı ile korumalara ayrılmıştı, aradaki katlarda da; ABD’nin İsrail güdümlü dış politikasını izleyen ülkeleri günün yirmi dört saatinde kontrol altında tutan ve Başkanın talimatları doğrultusunda yönlendiren son derece yetenekli üç yüzün üstünde görevli çalışırdı. CFR binası, son derece gelişmiş bir iletişim ağına sahipti. Özel bir uydu hattı sayesinde, dünyada yayın yapan bütün TV kanalları izlenebiliyor, dünyanın istenen her noktasıyla telefon ve faks bağlantısı kurulabiliyordu. Bütün bunlara artı, NASA aracılığı ile istenen her yerdeki hareketlik takip edilebiliyor ve son derece net olan resimler de çekilebiliyordu.
CFR Başkanının özel ofisinin bulundu kata bağlanmış elli beş ve CFR’nin çeşitli bölümlerine bağlanmış iki yüz seksen telefonla yapılan konuşmaları dinleyebilmek için NASA’daki uydu kanallarını denetleyen, özel bölüme girmek gerekliydi. Ancak bu bölüme, aynı zamanda MOSSAD ajanı olan üç NASA görevlisinden başka hiç kimsenin girmesi mümkün değildi. Bölümün bilgisayar denetiminde olan çelik kapısının açılabilmesi için, bilgisayarın, elektronik beynine verilmiş görevli üç MOSSAD ajanına ait parmak izlerinden birisi ile karşılaşması gerekliydi. İstenmeyen bir girişe teşebbüs edilmesi halinde ‘İstenmiyorsunuz, bir daha denemeyin’ şeklinde yapılan sesli uyarının ardından gerçekleştirilecek ikinci teşebbüs sonunda koruyucu sistem devreye girmekte, bölümün giriş kapısını otomatik olarak kapattıktan sonra da bayıltıcı gaz vermekteydi. CFR Başkanının çalışmalarını yürüttüğü 67. kata, dinleme veya kayıt yapacak her hangi bir elektronik cihaz ile silah sokulması çok zorun ötesinde olanaksızmış gibi görünüyordu. Bir çok engel aşılarak, 67. kata; kötü amaçla silah, bilgi edinme amacıyla dinleme veya kayıt cihazı sokulması durumunda, koruyucu sistem, hemen devreye girerek uyarı sinyalleri vermekteydi.
CFR Başkanının emrinde, ABD Merkezi Haber Alma Servisi CIA ve İngiliz Gizli Entelijans Servisi M 16 ile müşterek çalışmalar yürüten, İsrail Entelijans ve Özel Operasyonlar Enstitüsü MOSSAD; bir taraftan CFR’nin güvenliğini temin etme ve olası sızmaları önleme adına her şeyi son derece dikkatle yapmakta, diğer taraftan da; istihbarat teşkilâtlarının çalışmalarını kolaylaştırmak ile bu çalışmalarda kullanılacak cihazların tespit edilmelerini olanaksız hale getirmek, yahut ta çok daha kolay şekilde tespit etmek amacıyla durmaksızın geliştirilen teknolojiyi çok yakından izleyerek yeni yeni önlemler almaktaydı. Ancak, bu işler hiç mi hiç belli olmamaktaydı. Dünya, bir Rus ajanının CIA, bir ABD ajanının da senelerce KGB Başkanlığı yaptığına şahit olmuştu. Bunun dışında, bir NASA Başkanının Rus ajanlığı, iki ABD ajanının da; Rus Nükleer deniz altılarda, Siyasi Subaylıklar, yani o deniz altıdaki nükleer silahların kullanılıp kullanmayacağına karar verecek ve Nükleer deniz altı kaptanlarından emir almayacak statüde olan Siyasi Subaylıklar yaptıkları da bilinmekteydi.
Gökdelenin en üst katında, birisi CFR Başkanının helikopterine ait olan üç helikopter pisti ile inen helikopterleri kontrol eden görevlilerin kaldıkları kapalı bir bölüm vardı. Sözün kısası, iniş izni bulunmayan hiçbir helikopter, CFR binasına kesinlikle inemez, ilk uyarının ardından yön değiştirmeyerek inmeye çalıştığında da, savunma sistemi aracılığı ile paramparça edilerek düşürülürdü. Savunma sistemlerine artı olarak da, CFR binasının çevresi, keskin nişancılar tarafından günün yirmi dört saatinde korunmaktaydı.
Hedefteki Türk Silahlı Kuvvetleri
Saatler 15,59’u gösteriyordu. Siyonistler ile Masonların zirvedeki kuruluşu CFR’nin Başkanı Henry Harvey’in isteği üzerine, ABD ile İsrail üst düzey yetkililerinin katılımlarıyla gerçekleştirilecek olan “Orta Doğunun geleceğini belirleyici” tarihi toplantı başlamak üzereydi. Toplantı gündeminde bir tek madde vardı, o madde de; ABD-İsrail ikilisinin Orta Doğudaki çıkarlarını sağlama almak ve Orta Doğuda kurulu ülkelerin sınırlarını bu amaca uygun bir biçimde şekillendirmek adına dizayn edilmiş olan Büyük Orta Doğu Projesi BOP ile Büyük İsrail İmparatorluğu Projesi BİİP’in, gerçekleştirilmesi önündeki engellerin ivedilikle ortadan kaldırılması adına nelerin yapılması gerektiğinin tespitiydi.
Karşılamaya katılan CFR üyeleri, Başkanlarının, ABD Başkanı Bush ile yanındaki ABD heyetine koyduğu tavrı son derece olumlu bulup memnun olmuşlardı. CFR Başkanı işte öyle olmalıydı. Çünkü o, Tanrıya meleklerinden yakın olan Yahudi ırkının ayrıcalığı ve gururu ile erişilmez gücünün simgesiydi. Onlara göre, George W. Bush, sadece Amerika Birleşik Devletleri Başkanı, Sayın Maimonides Dayan ise dünya kralıydı. Hiç kimseye saygı göstermek veya hiç kimseyi karşılamak gibi bir zorunluluğu olamazdı. ABD Başkanı Bush, onunla bir araya gelme gibi çok büyük bir şerefe ulaştığı için sevinip gurur duymalıydı.
İlk konuşan, ev sahibi konumundaki Henry Harvey takma adlı CFR Başkanı Maimonides Dayan oldu. Göründüğü kadarı ile, Bush’un gösterdiği espriyle karışık tepkiden haberdar ve rahatsızdı. Önündeki sürahiden kristal bardağına su doldurup içtikten sonra konuşmaya başladı.
“Sayın ABD Başkanı, Sayın İsrail Cumhurbaşkanı ve toplantıya katılan değerli dostlarım. Toplantıyı, ABD-İsrail ebedi dostluğuna katkı vermesi dileklerimle açıyor, hepinize hoş geldiniz diyorum.” Dedikten sonra, sağ tarafında oturan ABD Başkanı Bush’a dönüp,
“Sizin, hemen her yönünüzle özel ilgiye layık bir insan olduğunuza her zaman inanmış ve taktirlerimi yöneltmişimdir. Bilgi birikiminiz, çok kimseye nasip olmayacak Tanrı vergisi yetenekleriniz ve espri anlayışınız alkışlanmayacak gibi değil. Size “Beyaz Saray nasıl bir yerdir?” sorusunu yönelten bir çocuğa “Beyazdır” yanıtı vermeniz zaten sizin ne kadar zeki, espritüel ve gerçekçi bir insan olduğunuzu açıkça ortaya koymaktadır. Ne mutlu bize ki, sizin gibi bir dosta sahibiz! Hoş geldiniz Sayın Bush, size soralım:
Başka bir şekilde algılanamayacak olan gerçek nedir Sayın Bush?
Bush’un Tepkisi ve Tedirginliği:
“Bence gerçek olan şey, ABD halkının 3,5 yılık korkunç Irak bilânçosuna gösterdiği tepkilerin, çok geniş bir yelpaze oluşturarak hemen hemen her şeyi olumsuz etkilediğidir. “
‘Yoksa siz, kongre ara seçimlerinde ortaya çıkan oy kaybının nedenini Irak Savaşma mı bağlıyorsunuz?”
“Ben sadece halkın verdiği tepkilerin her şeyi olumsuz etkilediğini söyledim.”
“Sayın Bush. Lütfen açık olalım ve ne söylemek istiyorsak açıkça söyleyelim.”
“Sayın Başkan, aslında ben yeterince açık ifade ettim. Ama bir daha söyleyeyim. Oylarımızın düşmesinin tek nedeni korkunç Irak bilânçosudur.”
“Gerçekten de çok enteresan ve inanılması güç! Anladığım kadarıyla siz; Irak Savaşının bir hata olduğuna ve bu hata sonucu ortaya çıkan olumsuz bilânço nedeniyle de bir daha seçilemeyecek kadar yıprandığınıza inanıyorsunuz.”
“İnanmamak mümkün değil. Çünkü bütün veriler onu işaret ediyor.”
“O zaman ortaya çıkan Irak Savaşı bilânçosu, sadece Amerikan halkına göre değil, size göre de çok ağır.”
“Peki sizce değil mi?”
“Hayır, asla değil!”
“Bakın Sayın Başkan. Amerikan Associated Press haber ajansının, son derece dikkat ve ciddiyetle yaptığı derlemeye göre Irak Savaşının başladığı 2003 Mart ayından, 3 Kasım 2006 tarihine kadar geçen sürede, yani yaklaşık 3,5 yılda, Irak’ta, bütün gücümüze ve inkâr edilemeyecek teknolojik üstünlüğümüze karşın, 2825 ABD askeri öldürüldü ve 21.419 askerimiz de yaralandı. Yaralanan bu askerlerimizin en az 17 bini sakat kalacak, diğerleri de Vietnam örneğinde olduğu gibi yoğun psikolojik sorunlar içerisinde yaşayacaklar. Bu hiçbir zaman göz ardı edilecek bir bilânço değil. Acaba bu askerler, ABD askerleri değil de İsrail askerleri olsalardı, siz yine aynı şeyleri mi düşünecektiniz?”
“Kesinlikle öyle! Çünkü ben, hisleriyle hareket etmeyen ve her şeyin bir karşılığının olacağına inanan gerçekçi bir insanım. Şöyle bir düşünün! Ağzınıza aldığınız lokmayı yutabilmeniz için çiğnemeniz ve tabi çiğnemek için bir efor sarf etmeniz, herhangi bir imalâtı gerçekleştirebilmek için üretim araçları ile yeterli insan gücüne sahip olmanız, o üretim araçları ile yeterli insan gücüne sahip olabilmeniz için de karşılığını mutlaka ödemeniz gerekir. Ancak gördüğüm kadarıyla siz, “ABD, Orta Doğudaki dünyanın en büyük petrol ve doğalgaz rezervlerine el koysun, ama bunun karşılığında hiçbir fedakârlık yapmasın diyorsunuz? Şöyle bir düşünün. Hiç öyle şey olur mu Sayın Bush?”
İsrail Cumhurbaşkanının Beklentileri:
“Buyurun Sayın Cumhurbaşkanı. Söz sizin diyerek İsrail Cumhurbaşkanına döndü:
“Teşekkür ederim Sayın Başkan. Kurulduğu günden bu yana, şartlar ne olursa olsun ABD’nin yanında yer alan, toprakları çok küçük bir ülke olmasına karşın, elinde nükleer güçler bulunan ve ABD’nin, terörizme karşı mücadele vermek için başlatmak zorunda bırakıldığı Afganistan ile Irak savaşlarına inkâr edilemeyecek katkılar veren İsrail, ABD dostu olduğu ve bu dostluğun gereklerini yerine getirdiği için, İran ve Suriye’nin takındığı düşmanca tavır, Orta Doğu’da kurulu Müslüman ülke halklarının yoğun tepkileri ve İran’ın desteğinde olan Hamas adlı terör örgütünün neden olduğu Lübnan olayları, İsrail’i hiç kimsenin düşünemeyeceği kadar etkileyip tedirgin etmiş ve bu tedirginlik, her geçen gün katlanarak artmaya başlamıştır. Her zaman yanında olduğumuz ve bütün olanaklarımızla destek verdiğimiz dostumuz ABD Sayın Başkam Bush ile değerli ABD halkı şunu çok iyi bilsinler ki, Yahudilerin Orta Doğunun yeraltı kaynaklarından elde edilecek gelirlere hiçbir şekilde gereksinmeleri yoktur. Yahudilerin istediği şey, kutsal kitapları Tevrat’ın, onlara işaret ettiği Nil ile Fırat Nehirleri arasındaki topraklarda bir İsrail İmparatorluğu kurmak ve bu imparatorluğun gereksinmelerini karşılayacak su kaynaklarına sahip olmaktır.
Bush’un Çelişkili İfadeleri:
CFR Başkanı Henry Harvey, ABD Başkanı George W Bush’un gözlerinin içine bakarak,
“Sizce haksızlar mı Sayın Bush?” diye sorunca Bush:
“Dostlarımız ve birer ayrılmaz parçamız olan Yahudiler, hiç şüphe yok ki, kendi yönlerinden haklıdırlar. Yalnız ben, İsrail Cumhurbaşkanı sevgili dostum Moiz Meir’i, çok heyecanlı ve aceleci bulduğumu söyleyeceğim. Evet, şu anda acından ölen insanların bulunduğu dünyamızın süper güçleriyiz. Ancak bu, her istediğimizi, her istediğimiz zaman yapabileceğimiz anlamına gelmez. Çünkü bizim dışımızda, elinde nükleer güç bulunduran ve aynı bizler gibi dünya güç dengelerinin aleyhlerine bozulmasına izin vermeyecek olan, Çin, Rusya Federasyonu, Fransa ve Almanya gibi süper ülkeler var. Aynı İsrail gibi ayrılmaz parçamız olduğu için bu ülkeler arasına İngiltere’yi katmadım. Hiçbir zaman unutulmasın ki ABD, sözünü ettiğim bu ülkeler tarafından, haklı olarak dikkatle izlenmektedir ve bu ülkelere Hindistan’ı da katmak mümkündür. Şimdi bütün dünya, bizim Irak’a, aynı Afganistan’da olduğu gibi terörle savaşmak ve demokrasi getirmek için değil, Orta Doğunun yeraltı kaynaklarına el koymak için girdiğimizi savunmaktadırlar. Yani dünyanın gözü üzerimizdedir.
Cumhurbaşkanı Sayın Meir, çok yakından tanıdığımız ve gücü ile becerilerini bildiğimiz İsrail’in, Orta Doğu’nun petrol ve doğalgazında gözü olmadığını ifade etmiştir. İsrail’in, dünyanın güç dengelerini değiştirecek önemde olan kendi coğrafyasındaki değerlerle ilgilenmeyeceğine beni hiç kimse inandıramaz. İşin o tarafını geçelim ve isterseniz hep birlikte gerçeklerle yüzleşelim.
Herkesin bildiği gibi İsrail, 5.800.000 nüfusu olan 20.770 kilometre karelik küçük bir ülkedir. Dünyadaki Yahudi nüfusu da 15 milyon civarındadır. Şimdi dostumuz İsrail’in, neler istediğine gelelim.
İsrail, Tevrat’ın Yahudilere işaret ettiği Nil ile Dicle ve Fırat nehirleri arasındaki kutsal topraklarda bir imparatorluk kurmak, sonra da kurulacak olan bu imparatorluğa gerekli olacak su kaynaklarını da istiyor ve bu su kaynaklarına sahip olabilmek için her şeyi göze aldığını açıkça söylüyor.
İsrail’in, Orta Doğuda Nil ile Fırat ve Dicle nehirleri arasındaki topraklarda Büyük İsrail İmparatorluğunu kurabilmek için geliştirdiği, Büyük İsrail İmparatorluğu Projesinin hayata geçirilmesi için; Mısır, Türkiye ve Irak’ın yarıya yakın bölümleri, Suudi Arabistan’ın en az üçte biri, Suriye, Lübnan ve Ürdün ile Kuveyt’in de tamamı gerekiyor. Görüldüğü gibi bunlar çok geniş bir coğrafyayı kapsıyor. Bu durumda İsrail’in ideallerini gerçekleştirebilmemiz için, ya dünyanın sonunu getirebilecek bir dünya harbini, en azından bu hedef ülkelerle yapılacak olan Soğuk Savaşlar serisini göze almamız icap ediyor.
İçtenlikle ortaya koymak gerekirse, yaşanan Vietnam, Afganistan ve Irak Savaşlarının ardından ortaya çıkan bir takım gerçeklerden sonra yönetimimizde, ABD’nin dış ilişkileri ile savaş stratejisinde çok köklü değişiklikler yapılması gerektiği inancı ön plana çıktı ve sıcak savaş yerine, “hedef alınan ülke ekonomilerini bize bağımlı hale getirme” stratejisine ivedilikle işlerlik kazandırılması kabul gördü. Esasen bu taktik, asırlardan beri uygulanmış ve emperyal güçler ile bankacı süper zengin Yahudi dostlarımıza son derece yararlı olmuştur. Bu aşamada yapmaya karar verdiğimiz şey de, bu taktiğe öncelik verilmesi oldu.
Anladığımız ve bildiğimiz kadarı ile dostumuz İsrail’in istekleri, Nil ile Fırat ve Dicle Nehirleri arasındaki kutsal topraklan ele geçirip, o topraklarda Büyük İsrail İmparatorluğu kurma ile sınırlı değil. Kurulacak İmparatorluğa yetecek su kaynaklarına da gereksinme var.
Kısa bir süre önce, Türkiye ile bir Ortak Vizyon Belgesi imzaladık. Hiç kimsenin kuşkusu olmasın ki bu anlaşma, Büyük Orta Doğu Projesi ile Büyük İsrail İmparatorluğu projesinin önündeki engelleri önemli ölçüde ortadan kaldıracak ve İran dışındaki Orta Doğu ülkelerinin dirençlerini nerede ise sıfırlayarak ABD ile İsrail’e büyük katkılar sağlayacaktır.
Herkesin bildiği gibi Türkiye, Orta Doğudaki su kaynaklarının hemen hemen yüzde seksenine sahiptir. Yine herkesin bildiği gibi Türkiye, İsrail’in GAP Projesine resmen ortak olma teklifi yerine, Manavgat Dostluk Suyu Projesini önermiş, ancak bu proje kapsamında verilecek suyu yeterli bulmayan İsrail, bu öneriyi reddetmişti. Bütün bu olanlar, Türkiye’nin suyu silah olarak kullanacağını, İsrail’in ise, az miktarda su ile yetinmeyeceğini açıkça ortaya koymaktadır.
Orta Doğuda su, kısa bir zaman sonra petrolden çok daha fazla değer kazanacak, Dicle ile Fırat nehirlerinde görülecek önemli ölçüdeki debi azalmaları da buna olan ihtiyacı artıracaktır. Orta doğudaki su paylaşımında yaşanacak sorunlar, ciddi bir savaşa neden olabilir. Bu olasılık gerçekten de çok yüksektir, veriler de buna işaret etmektedir. Aslına bakarsanız sadece İsrail’in değil, Orta Doğu ülkelerinin hemen hepsinin gözü, Türkiye’nin sahip olduğu su kaynaklarındadır. Ama dediğimiz gibi sıcak bir savaşın kesinlikle yararı yoktur, sorun, Soğuk Savaş veya başka stratejilerle çözüme kavuşturulmalıdır. Bana kalırsa dostumuz ve ayrılmaz parçamız olan İsrail, öncelikle su sorununu çözmeli, İmparatorluk kurma sürecini ise ondan sonra başlatmalıdır.” Deyip susunca CFR Başkanı Henry Harvey devreye girerek,
“İzin verin de ona İsrail karar versin Sayın Bush.”
“Benimki sadece bir öneriydi Sayın Başkan.”
“Bu tür öneriler, öngörü sorgulaması anlamına geldiği nedeniyle yapılmamalıdır.”
“Yahudilerin öngörülerini sorgulamak gibi bir niyetim yok.”
Bush’un Türkiye ve İran Değerlendirmeleri:
Şimdi izninizle Iran ve Türkiye ile ilgili gerçeklere geleceğim. Şah Rıza Pehlevi’den sonra İran’a istediğimiz ölçülerde sızamadık. Gerçekte İran şu anda, bizim için kapalı bir kutudur. Tabi bu kapalı kutuyu açmak için gerekli olan istihbarat çalışmalarını yoğun biçimde sürdürmekte ve kutuyu her geçen gün biraz daha açmaktayız.”
“CIA’nın o konuda elinden gelen her şeyi yaptığına inanıyorum. Umarım o kapalı kutu kısa bir zaman içinde tamamı ile açılır.”
“Bir takım engellerle karşılaştık ama, önemli değil.”
CFR Başkanı: “Sanıyorum bu engellerden birisi de, CIA’nın, paravan bir şirket aracılığı ile İran’ı gözetlemek için Türk uydusundan kiraladığı hattın, Tahran’ın uyarısı üzerine kesilmesi olmuştur.”
“Evet Sayın Başkan o konuda son derece haklısınız. Bildiğiniz gibi bu tür faaliyetler, iletişim izlendiği, radyo ve TV yayınları yapıldığı ve elektronik karıştırma gerçekleştirildiği nedenleriyle kısa sürede dikkat çekerler. Tabi İran boş durmuyor. Tahran yönetiminin “Kendi imkânlarınızı bize karşı kullandırmanız kabul edilemez” şeklindeki resmi uyarısı üzerine; Türk Dışişleri Bakanı hemen devreye girip, İran üzerinde aktif olan sistemi devreden çıkarttırmıştır.”
‘Türk Dışişleri Bakanı, uydu hattını Başbakan’ın bilgisi içinde kestirmiş olmalı.”
“Evet, ben de ona inanıyorum. Çünkü, aynı zamanda AKP’nin genel Başkanı olan Başbakan, aşan yetkiler kullandığı nedeni ile yargıdan uyarı almış bir siyasidir. Bildiğimiz kadarı ile de Türkiye’de, ona haber verilip oluru alınmadan hiçbir şey yapılmamaktadır. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasından sonra Başbakanlığa getirileceğine kesin gözüyle bakılan Abdullah Gül’ün, özellikle bu aşamada ona haber vermeden böyle bir şey yaptığına beni hiç kimse inandıramaz.”
“Evet haklısınız. Peki, İran hakkındaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyim?”
“Bana göre İran, yeterinden çok güçlendi. Bu kadar güçlenmesine asla izin verilmemeliydi. Aslında bana kalsa, hiç tereddüt etmeden İran’a saldırır ve en azından İran’ın nükleer çalışmalarını yürüttüğü bütün tesislerini yerle bir edip, bir daha kullanılmayacak hale getirirdim ama, şu günlerde böyle girişimde bulunmamız olanaksız. Zaman geçmeli ve Irak’ın yaraları biraz olsun sarılmalıdır.”
“Peki ben, sizin bu ifadelerinizden, ABD’nin bir süre sonra İran’a saldıracağı anlamını çıkartabilir miyim?”
“Evet, yönetimde kalırsak bir süre sonra İran’a kesinlikle saldırırız.”
“Şimdi izninizle Türkiye’ye geçeceğim. Türkiye, bizim için bilinen, tanınan ve Orta Doğu ölçütlerinde son derece güçlü olan bir ülkedir. İktidarda olan AKP yetkilileri ile Başbakan Tayyip Erdoğan, Irak Savaşının başlangıcında yaptıkları tezkere hatasını unutturmak için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. Aslına bakılırsa, o tezkere hatasını biz çok iyi kullandık ve iktidardaki AKP yetkilileri ile Başbakan Tayyip Erdoğan’a istediğimiz ölçülerde korku verdik. İşte bu korku nedeniyle, Türk Başbakanı bize danışmanını gönderip, özetle “Bizi kullanabilirsiniz” mesajını iletti. Düşündük ve sonuçta istediğimiz kıvama gelen Türk Başbakanı Tayyip Erdoğan ile adamlarına “Peki” dedik. Aslında ABD, bir kişiyi bir defa dener ve ona ikinci şansı çok zor verir. Ancak kritik günler yaşadığımız nedeniyle Türklerin dediği gibi, dereyi geçerken at değiştirmeyelim dedik. Doğrusunu söylemek gerekirse biz, Tayyip Erdoğan’ı istediğimiz gibi kullanacağımıza emin olduğumuz için iktidara taşımıştık. Yanılmadık ve onu, istediğimiz gibi kullanmaya başlayıp, ABD-Türkiye Ortak Vizyon Belgesini hiç zorlanmadan imzalattık. Tayyip Erdoğan’ın, Türkiye de dahil, Orta Doğudaki bütün Müslüman ülkelerin sınırlarını ABD ile İsrail’in çıkarları doğrultusunda değiştirmeyi hedef alan Büyük Orta Doğu Projesi ile Büyük İsrail İmparatorluğu Projeleri önündeki engelleri önemli ölçüde ortadan kaldıracak olan ABD-Türkiye Ortak Vizyon Belgesini, Meclis ve Türk halkına danışmadan Türkiye adına kabul ettirmesi, ona yeniden güven duymamıza neden olmakla kalmadı, bizi, bundan böyle sözümüzden çıkmayacağına da inandırdı. Bunun üzerine bizler de, ABD askeri öleceğine, çıkartılacak bir iç savaşta Türkler birbirini öldürsün düşüncesinden yola çıkarak, Türkiye’yi ele geçirmemiz için sıcak savaşa gerek olmadığına karar verdik.”
(Daha önce de 1997 senesinde aynı Siyonist merkezlerin yaptığı gizli bir görüşmede.
•Türkiye’de havuz sistemi oluşturup faizci rantiyecilerin sömürü hortumlarını koparan
•D-8’leri kurup yeni ve adil bir dünyanın temellerini atan
•Ve denk bütçe yaparak IMF’siz kalkınma programları uygulayan Refah-Yol hükümetinin kesinlikle ve acilen devre dışı bırakılması, partisinin kapatılması ve siyasetten yasaklanması kararı aldıklarının kripto belgeleri, Erbakan Hoca’nın elindedir.
Ve yine Prof. Mehmet Bekaroğlu bir sohbetlerinde Şimdi AKP Genel Başkan Yardımcısı olan Mir Mehmet Dengir Fırat’ın; “Erbakan Hoca’nın kayıp trilyon davasından ceza alacağını” ve önemli bir yabancı diplomatın, Siyonist ağzıyla: “Hükümetini yıktık, partisini kapattık, siyaseten yasakladık. Yani Erbakan’ı diri diri mezara gömdük. Ama yetmez, üzerine beton dökmemiz gerekir”!? dediğini nakletmektedir.71
CFR Başkanı Henry Harvey devreye girerek,
“Peki Sayın Bush, AKP yetkilileri ile Başbakan Tayyip Erdoğan neden hemen faaliyete geçmiyorlar? Ne bekliyorlar? Türkiye’de tırmanışa geçen milliyetçilik ile ulusalcılık akımlarını görmüyorlar mı? “
“Elbette görüyorlar ama ben, Türkiye’deki milliyetçi ve ulusalcı akımların etkili olabileceklerine zerre kadar inanmıyorum. Beni gerçek anlamda tedirgin eden tek şey, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Kemalist, cumhuriyetçi ve laik olan taviz vermez yapısıdır.”
Anladığım kadarı ile siz, ABD ile İsrail’in Orta Doğuda elde edeceği çok büyük çıkarların önündeki tek engelin Türk Silahlı Kuvvetleri olduğunu söylüyorsunuz. Yoksa yanılıyor muyum Sayın Bush?”
“Hayır yanılmıyorsunuz, aynen öyle diyorum Sayın Başkan.”
“Peki o zaman neler yapılması gerektiğini söyler misiniz?”
“Bana göre yapılacak olanlar, Türkiye ile Türk ulusunu çağdaşlaştırıp güçlü kılan Cumhuriyet rejimi ile laiklik ilkesinin ortadan kaldırılması önündeki tek engel olan Türk Silahlı Kuvvetlerini; ülke ve ülke halkı ile anayasal rejimi koruyamayacak, siyasette etkin olamayacak ve tabi darbe yapamayacak kadar güçsüz bırakmaktır. “
“Bana göre iki büyük gerçek var. Bu gerçeklerden birisi, Türk milletinin askerliği kutsal sayan savaşçı bir millet olması, ikincisi de anayasasıdır.”
“Evet, Türklerin çocuklarını askere düğün türü eğlenceler yaparak gönderdiklerini işitmiştim. Ayrıca Tarih, Türklerin savaşçı bir millet olduğunu belirlemiştir. Peki bütün bunları anladım da, bu anayasa gerçeği nedir? Türkiye Anayasasının bir özelliği mi var? “
“Aslında diğer anayasalardan farkı yok. Gerekli olabilir diye getirmiştim:” deyip yerde olan çantasını açarak küçük bir kitapçık çıkarttı ve,
“Sayın Başkan. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının “Devletin temel amaç ve görevleri” başlıklı 5. maddesi, “Devletin temel amaç ve görevleri; Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak….” Diye devam ediyor ve böylece; devletin bir numaralı koruyucu gücü olan Türk Silahlı Kuvvetlerinin anayasal görevi, çok net bir biçimde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliği ile Cumhuriyeti ve Demokrasiyi koruma olarak belirleniyor. Anayasanın yaptığı görev belirlemesi böyle olduğu için, Türk Silahlı Kuvvetlerinin kumanda kademesindeki komutanlar da, kendilerine göre yeri geldiğinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinin anayasa ile belirlenen yükümlülüklerini yerine getireceğini ifade ediyorlar. Tabii ki bu ifade, fanatik dinci AKP hükümeti ile adı Amerika ve İsrail uşağına çıkmış Başbakan Tayyip Erdoğan’a ‘Eğer anayasal düzeni değiştirmeye kalkarsanız, Türk Silahlı Kuvvetleri anayasanın belirlediği yükümlülüklerini yerine getirir.’ şeklinde net bir mesaja dönüşüyor.”
“Sayın Bush Türkiye’de askerler zaten, anayasal rejim ile ülkeyi korumak ve bölünmesini önlemek için vardırlar. Anayasa yazsın veya yazmasın bu böyledir. Türk Silahlı Kuvvetlerinin kumanda kademesindeki generaller, böyle bir ifade kullanıyorlar diye her halde çıkarlarımız ile ideallerimize ihanet edecek değiliz. Diyelim ki AKP, sivil bir darbeyi gerçekleştiremiyor. Peki AKP’nin Mecliste anayasayı değiştirecek gücü yok mu? Yani istese, anayasayı değiştiremez mi?”
“Bildiğim kadarı ile, sekiz on kişilik küçük bir takviye ile yapabilirler.”
“Peki o zaman neden yapmıyorlar? Sekiz on veya on beş kişiyi satın almak o kadar zor mu? Onar milyon dolar verilemez mi? Yüz elli veya iki yüz milyon dolar da para mı yani?”
“Sekiz on kişi satın almak belki çok zor olmayabilir ama, öyle bir girişim halinde kesinlikle askeri darbe yapılacağı inancı var. Askerden çekiniyor.”
ABD Genel Kurmay Başkanının Olumlu Tespit ve Temennileri:
Bu esnada, ABD Genel Kurmay Başkanı devreye girip söz ister. CFR Başkanı:
“Eğer konu Türk Silahlı Kuvvetleri komutanlarıyla ilgiliyse söz sizin Sayın Genel Kurmay Başkanı. Lütfen buyurun. Sizi büyük bir merakla dinliyorum.”
‘Teşekkür ederim Sayın Başkan. Şu andaki Türk Genel Kurmay Başkanı Sayın Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ı, Türkiye ziyaretim sırasında yakından tanımak fırsatını buldum. Kendisi; cumhuriyetçi, laik, vatanperver, çağdaş, namuslu, dürüst ve Atatürk ilkelerinden taviz vermeyen, milleti ile bütünleşmiş bir komutandır, çok da zeki bir insandır. Tanımaktan gurur duyduğum komutanın, fanatik dinci hükümet ile Atatürk, cumhuriyet ve laiklik ilkesi karşıtı irticacılara koyduğu tavır son derece nettir ve cumhuriyet rejimi ile çağdaşlık adına sevindiricidir. Doğruyu söylemek gerekirse, Genel Kurmay Başkanlığının engellenmesi için çok şeyler yapıldı ama, başarılı olunamadı. Sayın Genel Kurmay Başkanının kadrosundaki Kuvvet Komutanları da, aynı onun düşünce ve yapısında olan Atatürkçü, cumhuriyetçi, laik, dürüst ve çağdaş komutanlardır. İşte bu nedenle, Türkiye ile Türk Silahlı Kuvvetlerini hedef alacak olanların işleri, tahmin edilemeyecek kadar zor olacak ve onların, fanatik dinci AKP hükümeti ile Başbakan Tayyip Erdoğan’ı kullanarak gerçekleştireceklerini umdukları beklentilerinin çok büyük bir bölümü kesin olarak gerçekleşmeyecektir. Ben, bu hatırlatmayı yapmak ve sizlere Türk Genel Kurmay Başkanı ile Kuvvet Komutanlarını tanıtmak istediğim için söz aldım. Sözün kısası, ABD ile İsrail’in çok güvendikleri AKP Hükümeti ile Türk Başbakanı; yukarda belirttiğim yapıda olan kumandanların komutasındaki Kemalist Türk Silahlı Kuvvetlerine rağmen Türkiye’yi bölünüp parçalanacağı konuma asla taşıyamazlar. Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.” Diyerek susunca ortalığı buz gibi bir hava kapladı ve CFR Başkanı hemen devreye girip:
“ABD Genel Kurmay Başkanı Richard Bullitt’in, ne söylemek istediği ile amacının ne olduğunu anlamakta zorluk çektim. ABD Genel Kurmay Başkanının, Türk Silahlı Kuvvetlerinin komuta kademesindeki generaller ile ilgili olarak söylediği her şey, tarafımızdan zaten bilinmektedir. Hiç kimsenin şüphesi olmasın ki biz bu işe, neler yapmamız gerektiğini bilerek ve de rakiplerimizi her yönleriyle tanıyarak soyunduk. Ne yapalım yani? Yoksa, askeri hiyerarşiyi bir tarafa bırakıp, Genel Kurmay Başkanlığı ile kuvvet komutanlıklarına imam hatip mezunlarını mı atayın diyelim? Hiç olacak şey mi? Türk Genel Kurmay Başkanlığı hiyerarşik olarak Başbakana bağlıdır ama…” Deyince ABD Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Bullitt, toplantıya Başkanlık yapan CFR Başkanı Harvey’den izin istemeden konuşmaya başlayıp:
“Şimdi beni iyi dinleyin Sayın CFR Başkanı! Ben, Amerika Birleşik Devletlerinin Genel Kurmay Başkanıyım. Ben bu makama, hiçbir siyasinin yardım ve aracılığı ile değil, ABD ordusunun her kademesinde şerefim ve namusumla görev yaparak geldim. ABD halkı, ABD Başkanı ve ABD senatosu dışında hiç kimse bana emir veremez ve de ne dediğim ile amacımın ne olduğunu anlamakta zorluk çektiğini söyleyemez. Çünkü ben, ne dediğini bilen, bildiği şeyi herkesin anlayabileceği gibi ifade edip amacını açıkça ortaya koyan ve her şeyin ötesinde de gücünü ABD halkından alan bir kişiyim. Hiçbir kuruluş veya kişiden ne bir beklentim, ne de korkum vardır. Eğer öyle olmasaydı, ABD ile ABD halkına çok büyük zararlar veren Irak Savaşının çıkması için elinden gelen her şeyi yapan ve Irak Savaşının mimarı olan ABD Milli Savunma Bakanı Sayın Rumsfeld, Pentagondan tepki almayacağı nedeniyle bu gün görevde olurdu. Şu çok iyi bilinsin ki ben, ABD halkının geleceği, mutluluğu ve çağdaşlığı adına varım. Hiç kimse veya hiçbir ülke, ABD halkı ile ordusunu; ideallerinin gerçekleştirilmesi adına şu veya bu şekilde tehlikeye atamaz. Eğer benim, doğru bilgi verme amaçlı içtenlik dolu konuşmamın hangi amaçlarla yapıldığını anlamayanlar varsa, bu onların anlayış sorunlarıdır. Şu çok iyi bilinsin ki, Türk Genel Kurmay Başkanı meslektaşım, Başbakanın şahsına değil, Devletin Başbakanlık makamına bağlıdır. Tıpkı benim, Sayın Bush’un şahsına değil, ülkemin Başkanlık makamına bağlı olduğum gibi. Benim, birinci derecede bağlı olduğum ABD Başkanı Sayın George W. Bush, bana yasa dışı bir emir vermeye kalksa; benden, anayasamızın teminatı altındaki yönetim biçimimiz olan Başkanlık tipi Federal Cumhuriyetin yerine din kurallarına dayalı bir yönetim getirilmesine yardımcı olmam ile ABD halkına zarar verecek bir davranış içine girmemi emretse, onun emrini kesinlikle yerine getirmem. Bunun dışında da insanların, CFR Başkanı bile olsalar, konuşma üsluplarına özen göstermeleri gerektiğine inanırım. Şimdi, toplantıyı terk ediyorum. Koyduğum bu tavrı, isteyen istediği gibi anlayabilir ve isteyen istediği şeyi yapabilir.
“Deyip sinirli bir biçimde yerinden kalkan ABD Genel Kurmay Başkanı Richard Bullitt, toplantıyı terk edince, CFR Başkanı şaşılacak bir davranış sergiledi ve hiçbir şey olmamış gibi konuşmasını sürdürmeye başladı,
“Kim ne derse desin şu anda Türkiye’de, Genel Kurmay Başkanını görevden alabilecek yetkileri olan, seçilmiş bir hükümet var. Bakanlar kurulu bir karar alarak, Genel Kurmay Başkanı ile tüm Kuvvet Komutanlarını görevden alsa, kim ne diyebilir ve kim ne yapabilir. Bunun dışında da, Türk Genel Kurmay Başkanı ile Kuvvet Komutanlarının yapılan, bizi hiç ilgilendirmez ve de yolumuzdan çeviremez. Şu hiçbir zaman unutulmasın ki, egemen güçler, dünya genelinde yüzlerce kez ihtilal yaptırmış ve çıkarlarına ters düşen sayısız hükümeti düşürüp, ülkedeki rejim ile o rejimleri teminat altına alan anayasaları çöpe süpürüp atmıştır. Ayrıca hiç kimsenin kuşkusu olmasın ki, hedef ülke Türkiye’de, askerin egemen olup korkulduğu devirler çok gerilerde kalmıştır. Bundan sonra artık hiçbir asker, eskiden olduğu gibi ihtilal veya demokrasiye balans ayan yapmaya asla cesaret edemez..” Deyip sustuktan sonra, ABD Başkanı Bush’un gözlerinin içine bakarak,
“Sayın Bush! Biraz evvel yaşanan rezalete şahit oldunuz. Umarım terbiye sınırları dışına çıkan Genel Kurmay Başkanını görevden alırsınız.” Deyince Bush:
“O konu, son derece ciddi bir konu. Düşünecek ve gerekeni ülkemin yararları doğrultusunda yapacağım.”
“Ona eminim Sayın Başkan. Şimdi izin verirseniz, İsrail Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Ofer Melani’nin bu konudaki fikrini alalım. Bakalım o, Türk komutanlar için neler söyleyecek. Söz senin Ofer” deyip susunca İsrail Genel Kurmay Başkanı Ofer:
“Meslektaşım ABD Genel Kurmay Başkanının ne söylediğini ve neye hizmet ettiğini inanın ben de anlayamadım. Bu nasıl mantık ve bu nasıl bir tavır koyuştur? Kimden yanadır? Ondan Türk komutanlarının yapısı ile ilgili bilgi isteyen mi oldu? ABD Genel Kurmay Başkanı Richard Bullitt, Irak’ta öldürülen ABD askerleri için üzülen ve o üzüntüleri nedeniyle, büyük saygı duyduğumuz Bush yönetimini istifaya davet eden ABD kamuoyunun etkisinde kalmış olmalı. Yoksa varlığıyla şeref duyduğumuz büyük insan CFR Başkanı ile ABD Başkanına bu terbiyesizliği asla yapmazdı. Eğer böyle bir terbiyesizlik yapmışsa, yapacağı tek şey, istifa etmek olmalıydı.” Deyince aniden devreye giren CIA Başkanı Robert Roger, direkt olarak İsrail Genel Kurmay Başkanı Ofer Melani’yi hedef alıp Şunları söyledi
CIA Başkanının İsrail Savunma Bakanını Terslemesi:
“Sayın Melani, neler söylediğinizin farkında mısınız? Söylediklerinizi kulağınız duyuyor mu? Gördüğüm kadarıyla, şu anda aramızda olmayan Sayın ABD Genel Kurmay Başkanı Richard Bullitt’i şerefsizlikle itham ettiniz. Siz kim oluyorsunuz da böyle konuşabiliyorsunuz? Bizim Başkanımız Sayın Bush bile böyle bir ifade kullanmaz ve de kullanamaz. Siz Sayın Bullitt’in şerefini sorgulayıp, onu şerefsizlikle itham edemezsiniz. Bildiğimiz kadarı ile Lübnan olaylarındaki askeri başarısızlık nedeniyle, ters düştüğünüz çok sayıda İsrail yetkilisi oldu. Peki o zaman neden şerefli bir insan gibi davranıp istifa etmediniz? Sizin, şeref anlayışınız bu mudur? Yoksa şerefinizin, başkalarının şerefinden bir ayrıcalığı veya üstünlüğü mü var? Eğer böyle bir ayrıcalık ile üstünlüğün olduğuna inanıyorsanız, kuşku yok ki, bu inanç sizde; Yahudilerin Tanrıya meleklerinden bile yakın oldukları safsatalarına inandığınız için ortaya çıkmıştır.”
“Öyle bir şey olmadı. İsrail’in Lübnan’da başarısız olduğu haberi maksatlı bir haberdir. Hiç kimse o gerçek dışı haberi kullanmasın ve bizim kutsal olan inançlarımıza dil uzatmasın.”
“Kutsal inançlara dil uzatan siz Yahudilersiniz. Ne demek yani Tanrı sadece bizim Tanrımızdır ve Yahudi kavmi dışındakiler insan değil birer ehlileşmiş hayvandırlar?”
“Bizim öyle bir iddiamız yok.”
‘Yok canım öyle mi? Olsaydı bari! Bırakın böyle şeyleri. Şimdi bütün bunları bir tarafa bırakalım. Peki siz, İsrail televizyonuna çıkıp, “istediğimiz başarıyı elde edemediğimiz için son derece üzgünüm. Yalnız burada suçlu olan sadece İsrail Genel Kurmay Başkanlığı değil, sivil yöneticilerdir.” Diyen siz değil misiniz? Kaseti izlemek ister misiniz?”
“İsrail harp yaşamaktadır. Genel Kurmay Başkanı olarak ben, harp psikolojisiyle öyle şeyler söylemiş olabilirim. Ama bunların gündeme getirilmesi çok çirkindir.”
“Sizin, ABD Genel Kurmay Başkanını şerefsizlikle suçlamanız çirkin değil de, bizim gerçekleri ifade etmemiz mi çirkin oluyor? Bu ne biçim kumandanlıktır ve bu ne biçim insanlıktır. ABD Genel Kurmay Başkanından derhal özür dilemeniz gereklidir. Bir de size tavsiyem, konuşma üslubunuza yeterli özeni göstermenizdir.”
‘Yoksa siz de mi toplantıyı terk edeceksiniz Sayın Roger?”
“Hayır, ben toplantıyı terk etmem. Ama siz, biraz daha terbiyesizlik yapar ve Sayın ABD Genel Kurmay Başkanına yönelttiğiniz şerefsizlik suçlamasını geriye almazsanız, aynı suçlama ile karşılaşacaksınız.”
‘Yani bana şerefsiz mi diyeceksiniz?”
“Eğer sözünüzü geri almazsanız size, şerefsiz sizsiniz diyeceğim.”
Yanıtını sert ve kararlı bir biçimde verince, CFR Başkanı Henry Harvey hemen devreye girip,
“Burada olmayan arkadaşlara suçlama yöneltmek doğru değildir. Söylenecek bir şey varsa, arkadaş burada iken söylenmeliydi. Özür dilenmeli ve ortalık gerilmemelidir. Biz burada dünyayı, evet evet dünyayı şekillendirecek kararlar alıyoruz. Meseleler kesinlikle şahsa indirgenmemelidir.” Deyip, İsrail Genel Kurmay Başkanı Ofer Melani’nin gözlerinin içine hiddetle bakınca, Melani’nin başından aşağı kaynar sular döküldü adeta. Çünkü karşısındaki kişi CFR Başkanıydı ve onun Genel Kurmay Başkanlığı iki dudağının arasındaydı. Toparlandı, başını önüne eğdi ve sonra,
“Sayın Başkan. Yanlış anlaşıldım. Aslında amacım Sayın ABD Genel Kurmay Başkanı Bullitt’i suçlamak değildi. Maksadını aşan sözler etmiş olabilirim. Bağışlanmamı diliyorum.”
CFR Başkanının AKP ile ilgili İtiraf ve İfadeleri:
Gördüğüm ve inandığım kadarıyla, ABD’nin Büyük Orta Doğu Projesi ile İsrail’in Büyük İsrail İmparatorluğu projesinin önündeki en büyük engel, son derece güçlü olan Türkiye’dir. Siz İran’ın petrol gelirlerine falan bakarak, Türkiye’den güçlü olduğuna sakın inanmayın. Eğer inanırsanız kesinlikle yanılırsınız. Ayrıca Türkler, savaşçı bir millettir ve dünyada onlar kadar da özgürlüğüne düşkün bir ulus yoktur.
ABD ile İsrail’in destekleriyle iktidara gelen AKP hükümeti, isteklerimiz doğrultusunda son derece yararlı çalışmalar yaptı ve Türkiye ile Türk halkını güçlü kılan Cumhuriyet rejimi ile laiklik ilkesini ortadan kaldırmak adına bir hayli yol kat etti. Bu nedenle kendilerine taktirlerimizi yönelttik ve Türkiye’ye din kurallarına dayalı bir yönetim getirebilmeleri için destek vermeye devam edeceğimiz mesajını açıkça ilettik. Amacımız, Türkiye’yi askeri güç kullanarak değil, içe döndürerek parçalanma aşamasına getirmekti. Bir süre her şey, istendiği gibi rotasında gitti ve çok şeyler yapıldı. Ancak, Cumhuriyetçi, laik ve Atatürk ilkelerinden taviz vermeyen Cumhurbaşkanının da destek verdiği yeni Genel Kurmay Başkanı ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin kumanda kademesindeki Kuvvet Komutanları, işi bozdular ve sürekli olarak sorun çıkartmaya başladılar.
Genel Kurmay Başkanı ile kuvvet komutanları, desteğimizdeki fanatik dinci AKP hükümetine özetle, ‘Biz, Kemalist, cumhuriyetçi, milliyetçi, ulusalcı ve laik bir kadroyuz. Siz bize rağmen, cumhuriyet rejimini ortadan kaldırıp yerine din kurallarına dayalı bir yönetim getirerek, Türkiye’yi karanlığa boğamaz ve de parçalanma aşamasına getiremezsiniz. Eğer öyle bir şey yapmaya kalkarsanız, biz Türk Silahlı Kuvvetleri olarak, rejim ve ülke bütünlüğünü koruyup kollama anayasal yükümlülüğümüzü tereddüt etmeden yerine getiririz.’ demeye başladılar.
İşin doğrusu biz, Türk Genel Kurmay Başkanlığı, hiyerarşik olarak, iktidara getirip Başbakan yaptığımız Tayyip Erdoğan’a bağlıdır, o ne emrederse onu yapar diyorduk, ancak sonuçta feci şekilde yanıldığımızı gördük. Resim bu, ve bu resim, ABD’nin Büyük Orta Doğu Projesi ile İsrail’in Büyük İsrail İmparatorluğu Projesi önündeki en büyük engelin, Türk Silahlı Kuvvetleri olduğunu net olarak gösteriyor.
MOSSAD Başkanının Görüş ve Tavsiyeleri:
“Sayın Beck, İsrail’in büyük gurur duyduğu İsrail Enteljans ve Özel Operasyonlar Enstitüsü MOSSAD’ın Başkanı olarak Türkiye ve Türk Silahlı Kuvvetleri hakkındaki fikrinizi alabilir miyim? “
“Sayın Başkan. Sizin de işaret ettiğiniz gibi Türkiye, Orta Doğunun en güçlü iki ülkesinden birisidir. Eğer ABD, Orta Doğunun yeraltı kaynaklarına el koymak, İsrail de, kutsal kitabımız Tevrat’ın işaret ettiği kutsal topraklarda Büyük İsrail İmparatorluğunu kurmak istiyorsa; Türkiye’yi şu veya bu şekilde ele geçirerek devre dışı bırakmak zorundadır. Bana göre Türkiye, İsrail’in kutsal idealleri önündeki en büyük engeldir. İsrail, Nil ile Fırat ve Dicle nehirleri arasındaki işaret edilen kutsal topraklara el koyup, Büyük İsrail İmparatorluğunu kursa bile, Türkiye’nin hakimiyetinde olan su kaynaklarını ele geçirmesi, bunu yapması için de Türkiye’yi işgal etmesi gereklidir, başka alternatifi de yoktur. Bu gerçek ortaya çıktığına göre, yapılacak tek şey, Türkiye’yi korumasız hale getirmektir. Türkiye’yi korumasız hale getirmenin tek yolu da, Türk Silahlı Kuvvetlerini şu veya bu şekilde devreden çıkartmak veya Türkiye’yi koruma görevini yapamayacak kadar güçsüzleştirmektir. Bunun hangi stratejilerle yapılacağı hakkında fikir beyan etmek bana düşmez. Çünkü ben asker değil istihbaratçıyım, istendiğinde de Türk komuta kademesi ile ilgili güvenilir bilgiler verebilirim. Söyleyeceklerim bunlardan ibarettir. Teşekkür ederim.” Diyerek susunca :
CFR Başkanı Maimonides Dayan,
‘Teşekkür ederim Sayın Başkan.” Dedikten sonra İsrail Milli Savunma Bakanı Samuel Tolly’e dönerek,
“Sayın Bakan Samuel Tolly, sıra sizde. Sizin bu konudaki düşüncelerinizi alabilir miyim?” Diye sorunca İsrail Savunma Bakanı Samuel Tolly,
“Emredersiniz efendim arz edeyim. Resim son derece nettir. Görüldüğü kadarı ile Türkiye’nin ele geçirilmesi, İsrail’in geleceği adına kesinlikle şarttır ve de bir olmazsa olmazdır. Aksi halde, kutsal topraklar ele geçirilemez, kutsal topraklar ele geçirilemeyince, en büyük idealimiz olan Büyük İsrail İmparatorluğu kurulamaz, Büyük İsrail İmparatorluğu kurulsa bile, imparatorluğa gerekli olacak su olmayınca, çöl şartları diyeceğim şartlarda hiçbir şey yapılamaz. Herkesin bildiği gibi Türkiye, Orta Doğudaki su kaynaklarına hakim bir ülkedir ve de son derece güçlüdür.
Eğer sıcak savaş yapılmayacaksa, soğuk savaşın nasıl yapılacağı zaten bellidir. Hangi tür savaş olursa olsun, başarılı olmak için yapılacak tek şey, çok iyi ve şaşırtıcı bir savaş stratejisi belirlemektir. Görüldüğü kadarı ile burada yapılacak şey, Türk Silahlı Kuvvetlerini hedef almak ve onu, iş göremez, çok daha doğrusu ülkeyi koruyamaz hale getirmektir. Hedef bu olmalı ve strateji buna göre belirlenmelidir. Strateji belirlemesi ise, askeri strateji bölümlerince yapılacağı için, o konuda bir şey söylememiz ne doğru, ne de yeterli olur. Sonuç olarak, hiç zaman kaybetmeden Türk Silahlı Kuvvetleri hedef alınmalıdır ve başarı için hiçbir fedakârlıktan kaçınılmamalıdır diyerek konuşmamı sonlandıracağım. Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.” Deyip konuşmasını noktalayınca CFR Başkanı, önce İsrail Dış İşleri Bakanı Aron Dai’nin daha sonra da İsrail Cumhurbaşkanı Moiz Meir’in konu ile ilgili düşünce ve önerilerini aldı.
İsrail Cumhurbaşkanı Moiz Meir ile İsrail Dış İşleri Bakanı Aron Dal, elbette ki, MOSSAD Başkanı Alfred Beck ve İsrail Savunma Bakanı Samuel Tolly ile aynı düşünce ve kararlılıktaydılar, neredeyse aynı ağızdan konuşmuşlardı. Sonuç olarak onlara göre de; Türkiye, Türk halkı ve cumhuriyet rejimi ile laiklik ilkesini korumakla görevli olan Türk Silahlı Kuvvetleri, anayasal yükümlülüklerini yerine getiremeyecek kadar güçsüz bırakılmalıydı. Başka bir alternatif de yoktu.
Katılımcıların Ortak Kanaati ve CIA Başkanının Teklifleri:
Türkiye’nin, Irak’tan önce hedef alınması gerekliydi. Öyle bir şey olsaydı, Irak’ın direnci tamamı ile kırılmış olacak ve ABD ile İsrail, şartlar ne olursa olsun bu kadar yıpranmayacaktı. Söylediğim veya bundan sonra söyleyeceğim sözler, belki benim görevden alınmama neden olacaktır ama, hiç önemli değil. Önemli olan, benim doğru bildiklerimi ortaya koymamdır. Bana göre Irak Savaşının hem zamanlaması hem de stratejisi kötüydü.
Yukarda da belirttiğim gibi Türkiye’nin ele geçirilmesi konusu, gündeme çok geç getirilmiştir. Oysa ki Türkiye, öncelikli hedef haline getirilmeliydi, ama bu yapılmadı, yapılmadığı gibi de dostluğu, düşmanlığından çok daha zararlı olacak birisi seçilerek kullanılmaya başlandı. Bu gerçekten de yapılmaması gereken çok büyük bir hataydı. Bu nedenle Türkiye’de, milliyetçilik ile ulusalcılık akımı hızla tırmanmaya, tırmandıkça da ABD ile İsrail’e korkunç bir kin ve nefret duyulmaya başlandı.
Bu geçen süre içerisinde, Türkiye’de yasal olarak muhtar bile olamayacakken ABD ile İsrail’in verdiği desteklerle Başbakan olan Tayyip Erdoğan’ın yaptığı akıl almaz hatalar nedeniyle, son derece doğal olarak bir halk tepkisi ve tepkiler sonunda da ortaya çok güçlü bir direniş çıktı.
Hiç kimsenin kuşkusu olmasın ki Türk halkı, Tayyip Erdoğan’ın, ABD ve İsrail tarafından desteklenerek iktidara taşındığını, onun, çıkarı ve iktidarının devamı adına Türkiye’yi bölünme noktasına taşıma misyonunu yüklendiğini, görevini yapmak için de, ABD ile İsrail’den aldığı emanet yürek ve destek sözlerine güvenerek elinden gelen her şeyi yaptığını artık çok iyi biliyor. Sözün kısası ABD, İsrail ve Tayyip Erdoğan artık deşifre olmuşlardır.
Şimdi izninizle esas konuya geliyorum. Türkiye, Büyük Ortadoğu Projesi ‘BOP’ ile Büyük İsrail İmparatorluğu Projesi ‘BİP’ in başarısı adına mutlaka ama mutlaka işgal edilmeli, bölünüp parçalanmalı ve olası direnci tamamı ile ortadan kaldırılmalıdır. Aksi taktirde ne ABD Orta Doğu petrollerine el koyabilir, ne de İsrail Büyük İsrail İmparatorluğu Projesini gerçekleştirebilir.
Türkiye’nin, soğuk bir savaşla devre dışı bırakılması aslında zor görünmese de, çok uzun sayılacak bir süreci gerektireceği bir gerçektir. Bu nedenle bu sürecin olabildiğince kısaltılmasını sağlayacak önlemlerin bir an evvel alınmasında büyük yarar vardır. Bunun yanında Türkiye’nin korumasız bırakılması da son derece önemlidir. Bunun için yapılması gereken tek şey de, Türk Silahlı Kuvvetlerini Türkiye’yi koruyamayacak kadar güçsüzleştirmektir.
70 Nergiz yy. 1. Baskı İst.
71 Bak: Siyasetin Sonu Elips yy. 1. Baskı sh:4 10

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
Allah (CC) Kur'an-ı Kerimde şöyle buyurmaktadır! “Şeytan'ın sizin gerçekten apaçık bir düşmanınız olduğunu söylememiş miydim?"…
Bu reçeteleri bizlerin anlayabileceği şekilde şiir haline getiren muhterem Üstadımızdan Allah razı olsun.. Katmanlarını kavrayabilmeyi,…
Milletimizin artık bu Suriye yalanlarına kanmaması gerekiyordu. Şara'nın gelişinin ilk gününden bu yana sürekli olarak…
ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYA MUTLAKA KURULACAKTIR. "Feth-i Mübin gerçekleşecek!.. Eğer sana, ‘bunlar hayal,…
Hakk; değişmeyen, dönüşmeyen, özelliğini ve güzelliğini yitirmeyen doğrular ve değerler anlamını taşır. Bunlar, her zaman…
Şara yönetimindeki Suriye’nin Erdoğan Türkiyesi’nin değil, İsrail ve ABD’nin güdümünde yol alması ve elimizden kaymasını, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gazze’ye konteyner…
ÜLKEMİZİN ACİLEN MİLLİ MÜTABAKATA İHTİYACI VARDI! Erbakan Hocamız iktidar ortağıyken 11 ay boyunca bir Filistinli…
Zafer sırrı inançta, sanma ki tankta imiş!.. "Bizim inancımızın ve davamızın %90'ı ahiret hazırlığı ve…
Yıkılışı görenler altında kalmamak için ben demiştim demeye getiriyorlar. Gerçi ne derlerse desinler o yıkıntının…
Kendi yapacakları melanetlere, Aziz Erbakan Hocamızın ismini kullanarak millet nezdinde meşruiyet kazandırma çabasına girişmeleri; asıl…