Uluslararası Alimler Birliği Başkanı Yusuf Kardavi:
İran’ı savunmak Müslümanlara farzdır
İran’ı hedef alacak her türlü saldırıya karşı olduğunu söyleyen Uluslararası Alimler Birliği Başkanı Yusuf Kardavi, “Bu ümmetin kendisini savunabilmesi için omuz omuza vermesi gerekir. İran’ın Müslüman ülkesi olması nedeniyle de onu savunmamız gerekir,” demişti.
YA İRAN’IN YANINDA, YA DÜŞMANIN SAFINDA
Ramazan Bayramı münasebetiyle yaptığı radyo konuşmasında İran’ı hedef alacak her türlü saldırıya karşı olduğunu söyleyen Uluslararası Alimler Birliği Başkanı Yusuf Kardavi, “Bu ümmetin kendisini savunabilmesi için omuz omuza vermesi gerekir. İran’ın Müslüman ülkesi olması nedeniyle de onu savunmamız gerekir. Amerika, terörizmle savaş adı altında İslam’a savaş açmıştır” diyerek asıl tehlikeye dikkat çekmişti.
Uluslararası Alimler Birliği Başkanı Yusuf Kardavi, konuşmasında İran’ı hedef alacak her türlü saldırıya karşı olduğunu söylemişti.
İşgal zihniyetine karşı cihat kaçınılmazdır
Amerika’nın İran’a saldırması durumunda İran’ı savunmanın tüm Müslümanların üzerine farz olduğunu belirten Kardavi, İslam topraklarında bulunan herkesin “terörist” adı altında Amerika tarafından saldırıya maruz kaldığını söyledi.
İran’ın nükleer enerjiye sahip olması ve batılı devletlerin İran’ı bu güçten mahrum etme yolundaki girişimlerine karşı çıkan Kardavi, “Amerika ya da İsrail nükleer başlıklı füzeye sahipken İran’ın, bir Arap, Müslüman ya da Afrika ülkesinin nükleer enerjiye sahip olmasını yasaklamak da nedir?” şeklinde tepki göstermişti.
Kardavi’nin eleştiri oklarında Arap rejimleri de vardı. İran’ın nükleer enerjiye sahip olmasını kendileri açısından tehlikeli bulan İran’a komşu devletlere, “Şayet İran’dan korkunuz varsa her türlü şüphe ve endişeniziniz ortadan kalkması için İran ile anlaşma ve ittifak yapmanız gerekir.”
“Cihat, tüm Müslümanlara farzdır. Düşman, İslam beldesine girdiği zaman hepimize orayı savunmak düşer. Bu durumda çocuk babasından, hanım da kocasından izin almaksızın çıkabilir” diyerek, Ahmet Akgül’ün İslam Davası kitabı Cihat İlmihali bölümündeki tespit ve prensipleri sayıvermişti.
Hamas ve Fetih birlik olmalıdır
Kardavi, işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki birliğin sağlanması için el-Fetih ve Hamas arasındaki diyalogun şer’i bir zorunluluk olduğunu vurgulayarak Siyonistlerle değil Filistinlilerle diyaloga girilmesinin gerekliliği üzerinde durdu. Ehud Olmert’in vaatlerinin yalan ve tuzak olduğunu duyurdu.
Kardavi geçtiğimiz aylarda yaptığı bir açıklamasında da dünya Müslümanlarından Hamas’ın yanında durmalarını, hükümetlerden Haniye hükümeti ile ilişki kurmalarını ve “Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın da Hamas hareketi içerisindeki kardeşlerimizin diyalog çağrılarına yanıt vermesi gerekir. Çünkü akıl, mantık, ahlak ve maslahat bunu gerektirir” demişti.
Irak’taki Müslümanlara da seslenen Kardavi, her şeyden önce İslam kardeşliğini önemsemelerini, aralarındaki kini ortadan kaldırmalarını tavsiye etmişti.
ABD, Türkiye’nin tepkisinden korkmamalıdır
Ermeni lobisinin yoğun faaliyeti sonucu Ermeni tasarısının ABD Temsilciler Meclisi’nde kabul görmesi, Amerikan yönetimini telaşlandırdı. İncirlik Üssü konusunda endişelenen ABD, tasarının güya genel kuruldan geçmemesi için çalışacağını söylüyor.
ABD Dışişleri Bakanı Condeleezza Rice ve Savunma Bakanı Robert Gates’in talimatı üzerine Bağdat’a giderken günübirlik ziyaret için Ankara’ya gelen ABD Savunma Bakan yardımcısı Eric Edelman ile Avrupa ve Avrasya işlerinden sorumlu Dışişleri Bakan yardımcısı Dan Fried, temaslarında ABD’nin Türkiye’yi stratejik ortak olarak gördüğünü ve ilişkileri sürdürmeyi hedeflediğini Türk yetkililere iletti.
Edinilen bilgiye göre, Ermeni tasarısının Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesinde kabulünden duydukları üzüntüyü (!) bizzat dile getirmek için Ankara’ya gelen ABD heyeti, görüşmede ABD yönetiminin söz konusu tasarının genel kuruldan geçmemesi yönündeki kararlılığını ileterek, bu yönde ellerinden geleni yapacaklarını kaydetti.
Türk tarafı da tasarının kabulünden dolayı Türk halkının derinden yaralandığını ifade ederek, ABD yönetiminden bu konuda daha fazla beklenti içinde olduğunu vurguladı.
Türk tarafı ayrıca, Bağdat’a gidecek ABD heyetinden PKK terörüyle mücadele konusunda ABD yönetimine ve Irak merkezi yönetimine Türkiye’nin ciddi beklentileri olduğunu iletmesini istedi.
Teröre karşı olduklarını ifade eden ABD heyeti de, bu konuda Türkiye’nin ne kadar kararlı (!) olduğunu Irak merkezi yönetimine ileteceğini bildirdi.
Başı dik bir yönetim aranmaktadır
Dr. Abdullah Özkan’ın dediği gibi:
ABD Irak’ı işgal ederken Türkiye bunlara lojistik destek verdi mi?
Verdi.
İncirlik Üssü’nü açtı mı?
Açtı.
Topraklarından Amerikan tanklarının geçmesini onayladı mı?
Onayladı.
Hatta tezkere çıkartarak savaşın bir parçası olmaya çalıştı mı?
Çalıştı.
AKP iktidarı göreve geldiğinden beri Amerika Birleşik Devletleri’ne “stratejik ortak” muamelesi yaptı.
“Dostumuz” dedi, “birlikte hareket etmemiz şart” dedi.
Hatta Kuzey Afrika, Ortadoğu ve Orta Asya’yı tahakkümü altına alacak Büyük Ortadoğu Projesi’nde Türkiye “eşbaşkanlık” görevi üstlendi.
Yani Türkiye, ABD’nin Müslüman ülkelerin kaynaklarını sömürmesine taşeron yapıldı.
Türkiye bunları yaparken peki ABD şimdi ne yapıyor?
Ermeni lobisinin baskılarına boyun eğerek Türkiye’yi “soykırım yapmakla” suçluyor. Kongre karar alıyor, Bush karşı olduğunu söylüyor, Türkiye’den giden parlamenter heyeti Amerika’da kapı kapı dolaşıp adeta yalvarırcasına kararın bir kez daha gözden geçirilmesini istiyor.
Amerika bizimle oynuyor. Alay ediyor.
Son bir ayda Türkiye teröre 30 şehit verdi.
Hükümet Kuzey Irak’a operasyon yapma dahil teröre karşı bir dizi önlem almak için harekete geçti. Meclis’ten teskere geçirip orduya “hazır ol” emri verilecek.
Amerika’nın terör tezkeresine ilk tepkisi ne?
“Türkiye’nin Kuzey Irak’a girmesine karşıyız!”
Türkiye’nin bir ayda 30 şehit vermesini görmezden gelen Amerika, Türkiye terörle daha etkin mücadele etmek için harekete geçince nedense birden bire aslan kesiliyor. Türkiye’nin elinin kolunun bağlı kalması için ne gerekiyorsa yapıyor.
Şu tabloya bakıp da “nereden inceldiyse oradan kopsun” demek yeter mi?
Yıllardır “stratejik ortaklık” yapılan ABD’nin bizi karşı karşıya bıraktığı tablo karşısında daha fazlasını yapmak, ABD ile ilişkilerimizin paradigmasını değiştirmek, Amerika’nın işgalci haçlı zihniyetine suç ortaklığı yapmaktan vazgeçmek gerekmiyor mu?
Türkiye ne kadar başı dik bir ülke olursa, ne kadar işgalcilerin safında değil mazlumların yanında olursa, o kadar güçlü ve bağımsız bir ülke olacaktır.
Türkiye terör başta olmak üzere her türlü iç ve dış tehditle baş edebilecek güçte bir ülkedir. Yeter ki, adam gibi yönetilsin, adam gibi bir duruş sergilensin.48
ABD türbülansı: İki farklı Amerika hesaplaşmaktadır!?
Tuhaf şeyler oluyor. ABD dış politikası, ülke içindeki farklı çıkarların öncelikleri nedeniyle tehlikeli bir türbülansa giriyor. Hata üstüne hata yapıyor.
“Bize ne” diyebilirsiniz. Kendi hatalarının bedelini kendisi öder. Ama öyle olmuyor. Onun hataları herkesi etkiliyor. Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nin aldığı bu son karar, ABD’nin Kafkasya’daki çıkarlarını nasıl etkileyecek acaba? İncirlik kapanırsa ne olur? Irak’a giden ve oradan gelecek olan silah ve diğer lojistik desteğin geçmesine izin verilmezse ne yapılır? Bunlar tartışılıyor… Amerikan Yönetimi, İran’a askeri müdahale düşünmediğini söylese de her geçen gün bu söylem inandırıcılıktan uzaklaşıyor. Rusya’nın tedirginliği buradan geliyor. ABD’nin planı belli değil, belki de Moskova için çok belli. ABD’de İran’a mutlaka askeri operasyon düzenlenmesini isteyen çevreler hazırlık yapıyor. Etkili de olabilirler. Amerika sadece Türkiye’yi kaybetmekle kalmıyor, Kafkasya’daki ittifaklarını da tehlikeye atıyor. Hem de üst üste yaptığı hatalarla, türbülanstan kurtulma yeteneğinin zayıfladığı bir zamanda”49 diye dert yanan ve Siyonist Amerika’yı uyaran Ferai Tınçlar da nedense büyük bir telaş ve tedirginlik yaşıyor.. Yoksa bu savaşı İran’ın ve İslam’ın kazanacağından ve ABD-İsrail’in batacağından mı korkuluyor?
Emperyalist ABD, güçle bilgelik arasındaki farkı hâlâ anlamamıştır
Oysa, dış politikaya el atmaya meraklı olan Kongre’nin alt komisyonunun Ermeni soykırımı tasarısını onaylaması, Türkiye’yi yabancılaştırmanın yanı sıra Kuzey Irak’ı da istikrarsızlaştırabilir.
Emperyal hülyalar kolay kaybolmuyor; ABD Kongresi bir kez daha tüm dünyaya dair yasal düzenlemeler yapmaya kalkışıyor… Bir başka sorunsa, Demokratların niyetinin seçimle ilgili olması. Türk medyasına göre, çekişme adaletten ziyade başkanlık seçiminde kilit konumdaki Kaliforniya, New Jersey ve Michigan’a odaklanan güçlü Ermeni-Amerikan lobisinin oy ve bağışlarını kapmaya yönelik. Türk yetkililer, ABD Sudan’da yaşananları resmen soykırım olarak kabul ederken neden 100 yıl önce gerçekleşen tartışmalı konuların deşildiğini soruyor. Bu hafta Darfur’da ölümler artarken, BM gücünün aylarca konuşlanamayacağı uyarısı geldi. İnsan hakları savunucularına göre bunun nedeni kısmen, Kongre’nin söz verilen mali yardımları yerine getirmemesi…
Türkiye ABD ordusunun Irak’a giden ikmal yollarını kesebilir ve hava operasyonlarını engelleyebilir. Kürtlere karşı İran’la ittifakı güçlendirebilir ve ABD’nin İran’ı yalıtma girişimlerine desteğini çekebilir. En kötüsü, Kongre’nin tribüne oynaması yüzünden ABD’nin Ortadoğu’daki en güçlü Müslüman müttefikini kaybetmesi olur. İki taraf birbirine fazlaca ihtiyaç duyduğundan böyle bir kopuş zor. Ancak Türklerin yarası derin ve bir dostun ihanetine uğradıkları hissiyatındalar. ABD’nin prestij ve etkinlik kaybı tasarıyla artacak. Irak ve ‘terörle savaş’taki sayısız faciadan sonra bile emperyal Washington hâlâ güçle bilgelik arasındaki farkı anlamamış gibi.50
Türk-Amerikan ilişkilerinde deprem yaşanmaktadır
Önceleri, Türkiye ve ABD ilişkileri, her ne şekilde yorumlanırsa yorumlansın, birbirine muhtaç olan iki ülkenin zorunlu işbirliğine dayanan uzun süreli ve kalıcı bir müttefik ilişkisini içeriyordu.
Soğuk Savaş yıllarında Sovyet kampına sınır komşusu olan Türkiye, ABD ve Batı uygarlığı açısından vazgeçilmez ve kaybedilmesi düşünülemeyecek bir konum arzediyordu.
Türkiye’deki İncirlik üssü, Sovyet sınırındaki dinleme istasyonları ve kritik NATO üyeliği, Türk-Amerikan müttefiklik ilişkilerinin düzeyini anlamak açısından yeterli göstergeler sayılıyordu.
Ancak, son yıllarda ve özellikle son on yılda dünyadaki stratejik yaklaşımlar ve müttefiklik ilişkiler hızla değişmeye başlamıştır. Bu değişimin gözle görünür en önemli nedeni, Soğuk Savaş’ın son bulması ve batı uygarlığının ve özellikle ABD’nin tehdit algılamasının değişmiş olmasıdır.
Batı uygarlığı ve Sovyet bloğu arasındaki kamplaşma, sosyalist bloğun dağılmasıyla, yerini yeni bir kamplaşmaya bıraktı. ABD ve Batı toplumlarının tehdit algılamasında Radikal İslam, sosyalist tehdidin yerini aldı ve Orta Doğu’yu yeniden şekillendirmeye çalışan ABD, Büyük Orta Doğu projesi (BOP) ile “Ilımlı İslam” ismini verdiği müttefik İslam ülkeleri bloğu oluşturma kararı almıştır.
ABD’nin bu yeni stratejinin devamı olarak, (yine Siyonist ve emperyalist güdümlü) Radikal İslam’ın gelişmesine imkân veren Afganistan ve Irak işgale uğradı. İran için tehlike çanları çalmaya başladı. Suriye ise dizginlenmeye ve hizaya getirilmeye çalışıldı. Dünyanın diğer bölgelerinde Batı uygarlığına ve kapitalist ilişkilere tehdit olarak algılanan Radikal İslam’ın barındığı ülkelere yönelik yeni bir strateji ve saldırı projeleri gündeme taşındı.
Dünyada bu gelişmeler yaşanırken, Türkiye, laik bir ülke olması, demokratik bir geleneği bulunması ve Radikal İslam’ın zayıflığı nedeniyle ABD ve Batı müttefiki olarak yeniden öne çıktı. Ancak, Irak’a karşı yürütülen ABD-İngiliz işgalinde Türk Parlamenterler, bölgedeki tarihsel bağlar ve ilişkiler, komşu bir ülkenin işgalinin nedensiz yere desteklenmesinin ileride yaratacağı riskler ve Irak’ın bölünmesinin yol açacağı tehlikeler nedeniyle, ülkesinin topraklarını kullandırmak istemediler. Bu işbirliği teklifinin reddedilmesi, ABD, ABD’deki Yahudi Lobisi ve İsrail tarafından hiç de hoş karşılanmadı. Bunun intikamını tasarlayan güçler, Türkiye’nin bu faturayı ödemesi gerektiğini düşündüler ve Kuzey Irak’ta kendilerine işbirlikçilik yapan Kürtleri desteklediler. Tezkere kini o kadar etkili oldu ki, Türkiye topraklarına karşı Kuzey Irak’ta beslenerek ve yuvalanarak terörist faaliyetlerde bulunan terör örgütüne el altından yardımlar yağdı ve teröristlerin silahlanmalarına imkân sağlandı.
ABD’nin Irak işgalinde yalnız bırakılmasının faturalarından birisi de ABD Temsilciler Meclisi Dışişleri Komisyonu’nda sözde Ermeni Tasarısının onaylanmasıydı.
Bu süreçte, Türk-Amerikan ilişkilerinin çok büyük zarara uğrayacağı ve derin yaralar açılacağı kaçınılmazdır. Son yıllarda ABD’nin gelecekteki işbirliği olanaklarını görmezden gelerek giriştiği bu aceleci ve akıl dışı tavırlar, Irak’ta köşeye sıkışmış olan ve İran konusunda geri adım atma olanağı bulunmadığı halde ne yapacağını şaşırmış bulunan ABD’nin açmazlarını ortaya koymaktadır. Üst üste hataları ile Radikal İslam’ın temel hedefi durumuna gelmiş ABD, Suriye’yi ancak Türkiye’nin yakın ilişkileri ile kontrol edebilecek durumdadır ve tarihsel-vazgeçilmez müttefiki olan İsrail ile iyi ilişkiler içinde bulunan nadir bir ülke (Türkiye) ile yakın ilişkilerini geri dönülmez ölçüde zedelemiş bulunmaktadır. Bu tahribatın uzun dönemli etkileri, Türkiye’nin Batı bloğu ile ilişkilerini derinden sarsacaktır.51
Vladimir Putin’in İran ziyareti önemli bir adımdır
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, resmi ziyarette bulunmak üzere İran’a gitti. İran Resmi Haber Ajansı’nın (İRNA) haberine göre, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 2 günlük ziyareti kapsamında Tahran’da devlet başkanları düzeyinde yapılacak olan Hazar Denizi’ne Kıyısı Olan Ülkeler Zirvesi’ne iştirak etti. Putin’in İranlı üst düzey yetkililerle yaptığı görüşmelerde, Hazar’ın statüsünün yanı sıra ikili ilişkiler, bölgesel ve dünya meseleleri, İran’ın nükleer enerji programı gibi konuların masaya yatırıldığı bildirildi.
Hazar Denizi’nin nihai statüsünün belirlenmesini öngören söz konusu ikinci zirve İran, Rusya, Azerbaycan, Türkmenistan ve Kırgızistan liderleri başkanlığında gerçekleşti.
5 ülkenin dışişleri bakanları Hazar’ın statüsüyle ilgili en son 20 Haziran’da Tahran’da bir araya gelmişlerdi.
Hazar Zirvesi’nden İran’a tam destek
Hazar Denizi’ne kıyısı bulunan ülkelerin devlet başkanları zirvesinde konuşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Nükleer programı konusunda İran’a yardımcı olduklarını söyledi.
Sonuç bildirisine imza koyan 5 lider, daha sonra ortak basın toplantısı düzenledi. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, basın toplantısında, zirvenin çok olumlu geçtiğini, Hazar Denizi konusundaki bütün hususlarda çözüme yaklaştıklarını, ancak nihai bir anlaşma için görüşmelerin devam etmesi gerektiğini söyledi. “Hazar Denizi’nin hakimiyetinin sadece komşu ülkelere ait olması gerektiğini” ifade eden Putin, toplantıda ekonomik işbirliği konusunu da ele aldıklarını belirtti ve bu işbirliğinin aktif olmasını istedi.
İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın Hazar Denizi’ne kıyısı bulunan ülkelerin ekonomik işbirliği konusunda bir kurum kurmalarını önerdiğini belirten Putin, bu öneriyi olumlu karşıladıklarını ve bu konuda gelecek yıl Moskova’da toplantı yapılacağını bildirdi. Rusya Devlet Başkanı Putin, toplantıya katılan bütün ülke liderlerinin Hazar Denizi konusundaki sorunların çözümünde ve uzlaşmaya varmada kararlı olduklarını belirti.
Putin, Ahmedinejad ile yapacağı görüşmede hangi konuları ele alacaklarının sorulması üzerine de iki ülke arasındaki ekonomik ve siyasi ilişkilerin iyi durumda olduğunu, şu anda 2 milyar dolar olan ticaret hacminin sürekli arttığına dikkat çekti.
Nükleer programı konusunda İran’a yardımcı olduklarını hatırlatan Putin, bir Rus şirketinin İran’ın ilk nükleer santralini inşa ettiğini, bunun da barışçıl amaçlar çerçevesinde yapıldığını kaydetti. Rusya Devlet Başkanı Putin, zirveye katılan liderlerin NPT’ye bağlı kalınması gerektiğine dikkat çektiklerini ve kendi nükleer faaliyetlerinin barışçıl olacağını ifade ettiklerini belirtti.
Zirveye katılan liderlerce imzalanan ortak bildiride de NPT’ye uyulması yönünde bütün ülkelerin anlaştığı ve nükleer enerjinin barışçıl amaçlı kullanılması gerektiğine vurgu yapıldı. İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, Hazar Denizi’ne kıyısı bulunan ülkeler devlet başkanları zirvesinin, komşu ülke ilişkilerinde bir “dönüm noktası” olduğunu söyledi.
Toplantının “samimi bir ortamda gerçekleştiğini ve önceden belirlenen bütün hedeflere ulaşıldığını” söyleyen Ahmedinejad, imzalanan sonuç bildirisinin “büyük bir kazanç” olduğunu kaydetti ve “Bugünkü zirve, 5 komşu ülke ilişkilerinde bir dönüm noktası oldu” dedi. Ahmedinejad, bölge ülkeleri arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi için ekonomik işbirliği kurumu kurulmasını ve bu konudaki toplantının da gelecek yıl Rusya’da yapılmasını kararlaştırdıklarını bildirdi.
Sonuç bildirisi
5 ülke devlet başkanınca imzalanan bildiride ise öne çıkan başlıklar şöyle:
•Hazar Denizi’nin hakimiyeti sadece 5 ülkeye aittir ve buradaki kaynaklardan sadece bu 5 ülke yararlanabilir.
•Hazar Denizi’ne kıyısı bulunan 5 ülke, hiçbir zaman, karşı tarafa saldırmak için bu denizi kullanmayacak. Hiçbir ülke, başka bir ülkenin Hazar Denizi’ne kıyısı bulunan bir ülkeye saldırması için topraklarını kullanmasına izin vermeyecektir.
•Hazar Denizi’nin statüsünü belirlemek için müzakereler, uluslararası kurallar, hukuki eşitlik ve barışçıl bir yöntem çerçevesinde devam edecek. Hazar’ın statüsü belirlenene kadar komşu ülkeler gemilerine kendi bayraklarını çekecektir.
•Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na (NPT) bağlı kalınacak ve nükleer enerji sadece barışçıl amaçlar için geliştirilecektir.
Rusya-ABD anlaşmazlığı
Bir süredir dünya üstünde karşı çıkılmadan at koşturmaya alışmış olan ABD, Rusya’nın yeni duruşuna bakalım kendisini nasıl adapte edecek. Rusya gücünü tekrar kullanacağı işaretini bir süre önce Kuzey Kutbu üzerinde devriye uçuşlarına başlayarak göstermişti. Bu devriye uçuşları, soğuk savaşın bitmesiyle kesilmişti. Tek güç merkezli bir dünyadan iki güç merkezli bir dünyaya geçilmesinin çok daha olumlu olacağını düşünen insanların sayısı da hayli fazla. Gelişmeler ilginç ve tabii ki hepsi de Türkiye’yi yakından ilgilendiriyor. Bir süre önce Rusya ile ilişkilerin önemine dikkat çeken askeri yetkilileri bu bağlamda hatırlamak gerekiyor.52
Enerji ithalatının 8 aylık faturası 20.4 milyar dolardır
Türkiye’nin yılın ilk sekiz ayında gerçekleştirdiği enerji ithalatının faturası geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 9,4 artarak 20,4 milyar dolara yükseldi. Toplam ithalatının yüzde 18,9’unu enerjide yapan Türkiye’nin enerji ihracatı ise yüzde 25,3 artışla 2,9 milyar dolar oldu.
ANKA’nın Türkiye İstatistik Kurumu verilerinden yaptığı hesaplamaya göre, Ocak-Ağustos döneminde yapılan 107,5 milyar dolarlık ithalatın yüzde 18,9’unu enerji kaynakları oluşturdu. Sekiz ayda yapılan enerji ithalatı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 9,4 artışla 20,4 milyar dolara ulaştı. Sekiz aylık dönemde, geçen yılın aynı dönemine göre taş, kok ve biriket kömürü ithalatı yüzde 35,1 artarak 1,5 milyar dolara yükseldi. Petrol ve petrolden elde edilen ürünlerin ithalatı yüzde 3,4 artışla 11,5 milyar dolara çıktı.
Elektrik ithalatı yüzde 86.6 artmıştır
Doğalgaz ithalatı yüzde 15,2 artışla 7,3 milyar dolara, elektrik enerjisi ithalatı da yüzde 22,5 artışla 14 milyon dolara yükseldi. Aynı dönemde toplam 67,1 milyar dolarlık ihracatın yüzde 4,4’ünü oluşturan enerji ihracatı yüzde 25,3 artışla 2,9 milyar dolar oldu. Bu dönemde taş, kok ve biriket kömürü ihracatı yüzde 29,7 artarak 1,1 milyon dolara yükseldi. Petrol ve petrol ürünleri ihracatı yüzde 27,9 artışla 2,7 milyar dolara yükseldi. Elektrikte arz sıkıntısının göstergesi olarak, elektrik enerjisi ihracatı yüzde 86,6 artarak 118,3 milyon dolara çıktı.
Türkiye, sekiz aylık dönemdeki elektrik ihracatıyla, geçen yılın tamamında gerçekleştirilen 123 milyon dolarlık enerji ihracatını nerdeyse yakalamış oldu. Doğalgaz ihracatı ise doğalgazdan elektrik üretimindeki artışın da etkisiyle yüzde 47,7 azalarak 68,1 milyon dolara geriledi.
48 15.10.2007 / Milli Gazete
49 14.10.2007 / Hürriyet
50 14.10.2007 / Simon Trisdall / The Guardıan / Radikal
51 15.10.2007 / Yrd. Doç. Dr. Birol Ertan / Milli Gazete
52 14.10.2007 / Serdar Turgut / Akşam

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
Allah (CC) Kur'an-ı Kerimde şöyle buyurmaktadır! “Şeytan'ın sizin gerçekten apaçık bir düşmanınız olduğunu söylememiş miydim?"…
Bu reçeteleri bizlerin anlayabileceği şekilde şiir haline getiren muhterem Üstadımızdan Allah razı olsun.. Katmanlarını kavrayabilmeyi,…
Milletimizin artık bu Suriye yalanlarına kanmaması gerekiyordu. Şara'nın gelişinin ilk gününden bu yana sürekli olarak…
ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYA MUTLAKA KURULACAKTIR. "Feth-i Mübin gerçekleşecek!.. Eğer sana, ‘bunlar hayal,…
Hakk; değişmeyen, dönüşmeyen, özelliğini ve güzelliğini yitirmeyen doğrular ve değerler anlamını taşır. Bunlar, her zaman…
Şara yönetimindeki Suriye’nin Erdoğan Türkiyesi’nin değil, İsrail ve ABD’nin güdümünde yol alması ve elimizden kaymasını, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gazze’ye konteyner…
ÜLKEMİZİN ACİLEN MİLLİ MÜTABAKATA İHTİYACI VARDI! Erbakan Hocamız iktidar ortağıyken 11 ay boyunca bir Filistinli…
Zafer sırrı inançta, sanma ki tankta imiş!.. "Bizim inancımızın ve davamızın %90'ı ahiret hazırlığı ve…
Yıkılışı görenler altında kalmamak için ben demiştim demeye getiriyorlar. Gerçi ne derlerse desinler o yıkıntının…
Kendi yapacakları melanetlere, Aziz Erbakan Hocamızın ismini kullanarak millet nezdinde meşruiyet kazandırma çabasına girişmeleri; asıl…