Bülent Ecevit’in itirafları
Eski başbakanlardan Bülent Ecevit, 1977 senesinde ‘Ergenekon’ olarak adlandırılan yapıyı deşifre ettiklerini, 1997’de katıldığı Can Dündar’ın programında anlatıyordu. Ecevit “Biz bunu 1977’de açıklamıştık. Tabii Gladyo adıyla değil, Kontrgerilla adıyla değil, resmi adıyla açıklamıştık” diyordu.
Benzer uygulamaların değişik ölçü ve biçimlerde başka NATO ülkelerinde de olduğunun anlaşıldığını ifade eden Ecevit, “O yıllarda emniyetin birçok eksikliği bulunduğu için bu olayların üzerine çok etkili bir şekilde gidemiyordu. Bazı görev verdiğim kimseler de bu olayların üstüne bir noktadan sonra yürümediler veya yürüyemediler” ifadesini kullanıyordu. Ecevit’in görev verdiği isimlerden biri de Ankara Cumhuriyet Savcısı Doğan Öz’dü. Kontrgerilla ile ilgili rapor hazırlayarak Ecevit’e sunan Öz, 1977’de evinin önünde kurşuna diziliyordu. Sanık İbrahim Çiftçi ise suçunu itiraf etmesine ve delillere rağmen Askeri Yargıtay’ın baskısı sebebiyle yaklaşık 5 yıl cezaevinde kaldıktan sonra beraat ediyordu.
Ergenekon Her Kurumun Üzerinde bir konumdaydı.
Dündar’ın programına katılanlardan Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan Erol Mütercimler, iki yıl önce yayınlanan ‘Ergenekon-Devlet İçinde Devlet’ adlı kitabında örgüte ilişkin ilginç iddialar ortaya atıyordu. Kitapta, Ergenekon’u şöyle tanımlıyordu: “Ergenekon, herkesin üzerinde bir örgüttür. 27 Mayıs’ın ardından CIA ve Pentagon tarafından kurduruldu.” Madem öyleyse, şu Ergenekon iddianamelerinde, piyon olan Ergenekon’un, CIA ve MOSSAD patronlarına niye hiç değinilmiyordu?
15 yıl boyunca söz konusu örgüt üzerine araştırmalar yaptığını anlatan Mütercimler, örgütün adını ilk kez emekli Tümgeneral Memduh Ünlütürk’ten duyduğunu; “Ünlütürk Paşa, kendisinin de Ergenekon’un içinde olduğunu söyledi ve dedi ki ‘Ergenekon Genelkurmay’ın da hükümetlerin de bürokrasinin de herkesin üstünde bir örgüttür. Yasayla kurulmuş bir örgüt değildir. Bunun içinde subaylar var, emniyetçiler var, profesörler var, gazeteciler var, işadamları var, sıradan insanlar var. Bugün çeteler dediğimiz bu küçük birimler var ya, işte bunlar Ergenekon’un içinde birer bölüm, birer parça” dediğini aktarıyordu.[1]
Ergenekomik senaryolar neyi amaçlamıştı?
Dünya “Ekonomik Kriz” operasyonundan, ülkemiz ise “Ekonomik Kriz” fırsatçılığından inim inim inliyor. IMF ile yapılması düşünülen anlaşma “yılan hikâyesi”ni andırıyor.
Ceza ve Tevkif evlerindeki Hükümlü ve Tutuklu sayısı her gün Cumhuriyet tarihinin rekorunu kırarak tırmanıyor. İçeride toplam 112.000 kişi var. Hükümlü ve/veya tutuklu başına günlük ödenek, 2 TL. Ama bu 2 TL. İçeride en çok 86.000 kişi bulunabileceği varsayımı üzerine hesaplanıyor.
Birileri İmralı’daki caninin “çözüm projesi”ni (!) bekliyor. Bir başkası “Güzel şeyler yakında” diyor. Öbürü “Biz zaten projeyi başlattık” diye geveliyor. Kiralık kalemler, kiralık sütunlar, kiralık manşetler hep “çözüm ve umut” pompalıyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin geleceğini tamamıyla ipotek altına alacak ve ülkeyi dış güçlerin egemenliğine, sokacak “Nabukko Projesi” “Yüzyılın Projesi” olarak tanıtılıyor. Ve daha pek çok melanet ve hıyanet almış başını gidiyor.
Ama yakın gelecek çok karanlık görünüyor. Bazıları Ekim 2009’da Türkiye Cumhuriyeti Devletinin “iflas”ını ilan etmesini bile bekliyor. IMF bu gerçeği biliyor, çünkü bu yolun taşlarını IMF’ye bunu bildirenler döşüyor. IMF, poposundan dalmayı maharet sayan iktidarı “sözlerini tut!”, “söz vermek başka şey vermeye benzemez!” diye tehdit ediyor.
IMF ve onun arkasındaki Siyonist Lobiler, “PKK’ya şartsız, kayıtsız genel af” istiyor. Ya 2009 EKİM’de iflas, ya da “GENEL AF” diye bastırıyor. Ancak, Armenian and Kurdish Party (DTP+PKK) iktidar olsaydı bile, AKP kadar rahatlıkla bunları yapamayacağını herkes biliyor.
“ERGENEKON” Operasyonu Bir Dış Tezgâhtı.
İktidar bu operasyonu kendisinin başlattığını ve yaptığını sanıyor, söylüyor. Kapalı kapılar ardında PKK’nın “dağ kadrosu” ve “lojistik kadrosu” ile sıkı temasta olan bazı milletvekilleri son yaşanan HSYK sürecinde, “Arkadaşlarımız (Adalet Bakanı ve Adalet Bakanı Müsteşarı’nı kastederek) içeride meydan savaşı veriyorlar” diye böbürleniyor.
Aslında “Ergenekon” sürecinin senaryo yazarı dışarıda. Yazılan, bu senaryonun birkaç başrol ve baş altı rol, esas oğlan ve esas kıza ezberletilmesi. Geri kalan oyuncular, bu sevk ve idare altında şov yapmak, kendilerini bu arada öne çıkarmak, en önde oturanların cüzdanlarını araklamakla meşgul. Kısaca “piyonlar”ın her biri kendini “şah” sanıyor.
Mantıcıbaşı işin gerçeğini biliyor. “Godoş” tipli, güdük bir “başyazar” da biliyor.
Merhum Cumhurbaşkanı Turgut ÖZAL’ın, Alparslan TÜRKEŞ’in, Adnan KAHVECİ’nin, Necip HABLEMİTOĞLU’nun kaleminin kırıldığı toplantıda görev yapan hilkat garibesi akademisyen de biliyor. Doğaldır ki ABD’nin kucağından ahkâm kesen Fetullah da biliyor. Davos şarlatanı ile geri kalanların alayı “piyon”luk yapıyor…
Bu operasyonun gerçeğini bilerek sahnede rol almak durumunda olan başkaları da bulunuyor. Bunların başında kimsenin inanamayacağı bir isim yer alıyor. Hazine ve gömü avcısı, defineci; A.D. ve K.Ç.nin ortağı çok üst düzey bir bürokrat. Gömüsüne, hazinesine, kesesine el atan evladı da olsa “istifaya zorluyor”, “ipini çekiyor”,“kumpas kuruyor”.
Öyle ise “Ergenekon” operasyonu ne oluyor?
“Ergenekon” operasyonu aslında PKK’lı katillerin “Genel Af” ile salınmasına ve Kürdistan’ın kurulmasına yönelik tepkiler törpülenmek için devletin içinde hakim noktalara oturmuşlara düzenlettirilen “Rehineler Operasyonu”dur.
Bunu bilen yok mu? VAR. Buna kendini hazırlayan yok mu? VAR.
“Genel Af” sonrası dışarı çıkanların “ölüm listeleri”nde yer alanlar da “Ergenekon” operasyonunda içeri alınıyor. “Genel Af” sonrası onlarla birlikte PKK’lılar da çıkacak. Sonra…
Sonra, elinde kendisini ve ailesini savunmak için bir kenara koyduğu 50-100 mermi, iki tabanca, bir tüfek bulunanların bu “savunma” amaçlı “zula”ları “Ergenekon” operasyonu ile patlatılacak ve PKK infazları karşısında bu insanlar çaresiz bırakılacak. Ama bu aramalar sırasında, Fetullahcıların copları elinde bulunan kayıt dışı silah, mühimmat ta bu zulalara ilave edilip, “Ergenekon” operasyonu; “gerekli ve zorunlu” olan bir girişim gibi topluma yutturulacak…” diyen Cem Yaren, anlaşılan çok şey biliyordu…[2]
MOSSAD’ın 17 milyar doları ve Ergenekon’un yuları!
Ergenekon iddianamesinin eklerinde, Perinçek’le ilgili bölümde, çok ilginç bir belge ortaya çıkıyor ve belgede İsrail Gizli Servisi MOSSAD’ın öldürülen işadamı Nesim Malki marifetiyle Türkiye’ye tam 17 milyar dolar soktuğu bilgisi yer alıyordu.
Sonra bu 17 milyar doların kimlere dağıtıldığına dair uzunca bir liste veriliyor ve en alta da şöyle bir not düşülüyordu:
“MOSSAD kanalı ile 17 milyar dolar Türkiye’ye giriş yapmış. Bunun 9.7 milyar doları Nesim Malki eliyle piyasaya satılmış (tefecilik). 7.3 milyar doların 5 milyar doları diğer Musevi vatandaşlar eliyle satılmış. 2.3 milyar doları MOSSAD’a yakın vatandaşlar eliyle satılmış.”
17 milyar dolar ne anlama geliyordu? Meselâ Türkiye’nin GAP’a bugüne kadar harcadığı paraya denk düşüyordu. İnsanın inanası gelmiyor amma günlerdir, Aydın Doğan dışında, listede bu paradan pay aldığına dair adı geçenlerden bir açıklama bekledik, çıt çıkmıyordu. Biz, İsrail’in Türkiye’ye soktuğu iddia edilen 17 milyar doların ne anlama geldiği konusunda biraz daha zihin egzersizi yapalım isterseniz… Özelleştirme İdaresi Başkanlığı 23 Haziran 2006’da, “1985’den günümüze kadar 10.4 milyar dolarlık özelleştirme yaptık” açıklamasında bulundu ve bu açıklamayı gazeteler, “Türkiye’nin 20 yıllık özelleştirme geliri 10.4 milyar dolar” olarak haberleştirdi. Yani İsrail’in Türkiye’ye soktuğu 17 milyar dolar, Türkiye’nin 2005 yılından geriye doğru, son 20 yıllık özelleştirme gelirlerinin neredeyse iki katı.
Türkiye Tüpraş’ın yüzde 51’i, 4 milyar 140 milyon dolara Koç-Shell konsorsiyumunun oldu. Demek ki 17 milyar dolarla Tüpraş’ın tamamı üç kere satın alınabiliyor. Telekom’un yüzde 55’ini, Türkiye Oger Telekom’a 6 milyar 550 milyon dolara elden çıkardı. Yani MOSSAD’ın Türkiye’ye soktuğu 17 milyar doların üçte biri kadar bir fiyata. Bütün bu rakamlar gösteriyor ki, MOSSAD’ın Türkiye’ye soktuğu iddia edilen 17 milyar dolar ile neredeyse Türkiye’nin en değerli şirketleri teker teker satın alınabiliyor; 17 milyar dolar, ülke içi dengeleri altüst edebilecek işte öyle bir miktar.
Ancak İsrail böyle bir parayı Türkiye’ye aktarabilecek ekonomik bir güce sahip bulunmuyordu! Peki, o zaman bu 17 milyar doları Türkiye’ye nasıl sokuyordu?
Şöyle; “MOSSAD’ın 17 milyar doları ‘sahte’ kâğıtlardan oluşuyordu. Evet, İsrail bunu sürekli yapıyordu. İsrail, başka ülkelerdeki gizli faaliyetlerini ABD’nin İsrail’e verdiği dolarların “Birebir aynısını basarak” yürütüyordu.
ABD bunu biliyor, ama ses çıkartmıyordu. Fakat dikkatimizi yoğunlaştırmamız gereken nokta başkadır… 17 milyar doların 9.7 milyar doları tefeci Nesim Malki eliyle piyasaya aktarılmış, kalan 7.3 milyar doların 5 milyar doları “diğer Musevi vatandaşlar eliyle satılmışsa”, bu Türkiye’deki pek çok Musevi vatandaşın MOSSAD’la teşriki mesai halinde olduğu anlamına da geliyordu. Yine bu paranın, “2.3 milyar doları MOSSAD’a yakın vatandaşlar eliyle satılmış” ise, Türkiye’nin bir, “MOSSAD’a yakın vatandaşlar” cennetine dönüştüğü ortaya çıkıyordu.
O zaman benim devletim nerede uyuyordu?
Bundan daha büyük, bundan daha derin, bundan daha tehlikeli bir “Ergenekon” mu olurdu![3]
Birbirlerinin kuyusunu kazmaya çalışanlar nasıl aynı örgütte buluşmaktaydı?
Ergenekonculukla suçlananların, biri birine saldırdıkları ortaya çıkıyordu. Üçüncü iddianamede, bazı gelişmelerin tetiklediği kırılma ve kavgalar ayrıntılarıyla yer alıyordu. Sanıklar, farklı ortamlarda birbirlerinin arkasından konuşuyordu. Bazı isimlerin görüşmelerinde kullandığı, “güvenilmez”, “sahtekâr” “hain” gibi ağır itham ve küfürler okuyanı hayrete düşürüyordu.
Ergenekon terör örgütü soruşturması kapsamında hazırlanan 3. iddianameye göre, yargı, üniversite, medya, asker ve siyasetteki uzantıları deşifre eden operasyonlar, Ergenekon’un kimyasını bozuyordu.
Örneğin, emekli Orgeneral Hurşit Tolon’un Kent Otel toplantılarına katılanların listesini istemesi endişe doğuruyor; Paşa ‘paniklemekle’ suçlanıyordu. Kanaltürk’ün satılması, öfkeye yol açıyor; Yeni Parti lideri gazeteci Tuncay Özkan’ı da güvenilmez kılıyordu. Atatürkçü Düşünce Derneği’ni ele geçirme mücadelesi kıran kırana geçerken Şener Eruygur bir hayli bunalıyordu. Üniversitelerde hâkimiyeti sürdürme çabalarını sekteye uğrattığına inanılan sadık adamlar, eski YÖK Başkanı Kemal Gürüz öncülüğünde neredeyse aforoza uğruyordu. Bu arada, ‘Ergenekon’un avukatıyım’ diyen CHP Genel Başkanı Deniz Baykal salvolardan nasibini alıyordu. Peki, Çoğu birbiriyle hiç karşılaşmayan veya fikirleri asla uyuşmayan ve biri birinin kuyusunu kazan bu insanlar, nasıl aynı “Ergenekon gizli örgütünün” elemanı sayılıyordu?
“Mustafa Balbay” sahtekâr birisiymiş
Son dönemde ulusalcı çizgide boy gösteren eski Bakan Yaşar Okuyan pek sevilmiyordu. Engin Aydın, Yücel Yener’e, “Bu adama hiç güvenim yok.” diyordu. Yener’in karşılığı daha sert oluyor: “Bütün sahtekârları topluyorsunuz kardeşim. Dedim ya onun bi sevgilisi vardı. Onun işini yapmadım diye benim üstüme müfettiş gönderdi. Sahtekâr bir heriftir o ya.” Aydın, ‘biz kaç kişiyiz’ grubuyla ilişkilerin donduğunu değerlendirirken de “Okuyan’ın dümenleri bunlar. Bunlarda entrika hep var.” Diye bağırıyordu.
Sanık eski Genelkurmay Hukuk Müşaviri Erdal Şenel ifadesinde, tutuklu yargılanan Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay’ın Kanaltürk’ün satılmasına ‘ihanet’ dediğini anlatıyordu. Hurşit Tolon, dava arkadaşlarınca fazla hırpalanan isim. Bir ADD şubesi için ağza alınmayacak ifadeler kullanan Tolon’un gözaltındayken Kent Otel toplantılarına katılanların listesini istemesi tepki çekiyordu. Listeyi tutan Engin Aydın, kızıyor: “Yani ispiyonculuk olur. Paşa, olmadık adamlarla gidip diyalog kurdu…”
Doğu Perinçek’e güvenilmezmiş…
Operasyonların doğurduğu korku ve panik, eski İçişleri Bakanı Teoman Ü.’nün bir telefon görüşmesine yansıyordu. Ü. Engin Aydın’a, “Niye aramıyorsunuz oğlum, bu Ergenekon’dan hepiniz korktunuz yav. İlhan Selçuk, o organize ediyor demiş senin için. Tolon, ihbar etmiş.” Diyor, Aydın’ın cevabı ise şöyle oluyordu: “Koca orgeneral, paniğe bak yav.”
Doğu Perinçek’in birlikte hareket ettiği şahıslarla ilgili değerlendirmeleri de ilginçti. Perinçek, “Bunların hepsi zavallı.” diyordu. İP lideri içinse sanıklardan İlhan Selçuk, “Yav bi de şey var; bilemiyorsun ki, yani Doğu yarın öbür gün ne yapar bilebiliyor musun?” ifadelerini kullanıyordu. Muhatabı İ.Yıldız, “Evet, Doğu’ya güvenilmez ama.” karşılığını veriyor, Selçuk, “Öbürleri daha iyi filan.” diye ekliyordu.
Tuncay Özkan’dan herkese hakaret ve eleştiri…
Tuncay Özkan da boş durmuyordu. Bir görüşmesinde Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay hakkında ağır ifadeler kullanıyordu. Özkan, “Mustafa Özbek’ten paraları alıp tüymek kolay değil. Herkes nasıl tepkili… Bunlar kudurmuş durumdalar. Cumhuriyet Gazetesi iki kere iflas etti, vatandaştan topladığı paraları geri iade etmedi. Hisselerini mafya babası Gürbüz Çapan’a sattı.” diyordu. Ardından, Murat Ağırel’e ‘Cumhuriyet okuma, ART’yi izleme’ kampanyası başlatması talimatı veriyordu. Özkan’ın ADD seçimlerine müdahalesi de hoş karşılanmamış. ‘Karışma’ telkinlerine kızan Özkan, bir arkadaşına “Ya bunların hepsi prostatlı” diyordu. Sanıklardan ADD yöneticisi Mustafa Yurtkuran için ‘geri zekâlı’ ifadesini kullanıyordu.
Kemal Gürüz’ün öfkesi…
Eski Uludağ Üniversitesi Rektörü Mustafa Yurtkuran, hükümete yakın bir isme yol açtığı gerekçesiyle Kemal Gürüz’ün hışmına uğruyordu. Eski YÖK Başkanı, telefon görüşmelerinde öfkesini kusuyor: “Karısını seçtirmek istiyor. Aradım, ulan sen dedim. Şener Paşa’ya, ADD’den bu adamı atın dedim. Sokağa çıkamayacak.” dediğini aktarıyordu.
Deniz Baykal’ın değiştirilmesi gerekirmiş!..
CHP lideri Deniz Baykal da pek yaranamamış. Bazı Ergenekon sanıkları da Baykal için ağır ifadeler kullanıyordu. Şener Eruygur’un, “Güvenilmez” dediği Deniz Baykal için, “Mümtaz Hoca ile birleşmek lazım bu Baykal ile bir yere gidilmez.” cümlelerini kullandığı, Engin Aydın’ın ifadelerinde geçiyordu.
İrtica paranoyasıyla fakültenin yer değişimi…
Ergenekon terör örgütü davasının tutuklu sanıklarından eski Malatya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu’nun görevdeyken Darende’deki ilahiyat fakültesini Malatya merkeze taşıtmasının da arka planı iddianamede yer alıyordu.
Aytaç Yalman’a fişleme brifingi
Aramalarda ayrıca, Hilmioğlu’nun darbe planlarında ismi geçen dönemin Jandarma Genel Komutanı Aytaç Yalman’a Darende İlahiyat Fakültesi ile ilgili ayrıntılı bilgiler verdiği yazışma da bulunuyordu. Bu fakültede görevli öğretim görevlilerinin adı-soyadı ile unvan, branşları ve emekli sicil numaralarının, ilahiyat fakültesinin il merkezine alınması için yapılan yazışmaların gönderildiği iddianamede yer aldı. Hilmioğlu, fakültenin taşınmasının basında çıkması üzerine Yalman’ın kendisini telefonla arayarak bilgi istediğini, bunun üzerine söz konusu yazışmaları hazırladığını anlatıyordu.
İP’li gençlere ÇEV desteği
Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) Başkanı Gülseven Yaşer’in İşçi Partisi’nin gençlik koluna üye gençlere Cumhuriyet Evleri adı altında ev açma projesi yürüttüğü tespit ediliyordu. 3. iddianameye göre, Ergenekon sanığı avukat Hüseyin Buzoğlu ile evlerin hukuki yönünü tartışan Yaşer, pansiyonları Türkiye Gençlik Birliği’nin açmasını, kendilerinin de maddi destek sağlamayı planladıklarını söylüyordu.
Korkunç senaryolar üretilmişti
Ergenekon’un üçüncü iddianamesi, “Kürt açılımı” tartışmalarının arkasında kalmıştı.
Vatan’dan Okay Gönensin Masonuna göre: “Üçüncü iddianame, ilk ikisindeki boşlukları dolduruyor, bir yanda darbe planlanırken, farklı grupların giriştiği darbe ortamı oluşturma hazırlıkları da bu iddianamede birbirine bağlanıyormuş…
İddiaların bazıları gerçekten dehşet vericiymiş. Ama en korkunç senaryo, bir Sünni-Alevi çatışmasına ilişkin hazırlıkmış… Bunu sağlamak için öyle çok silah da gerekmiyor, iki bomba yetiyormuş… Önce Alevi cemaatinin önemli bir ismi otomobilinde havaya uçurulacak, Aleviler öfke içinde durumu anlamaya çalışırken, Sünniler için önemli bir mekâna, bir camiye bomba konulup, bunu Alevilerin misilleme için yaptıkları söylentisi yayılacakmış. Sonra parmaklarını kımıldatmadan olanları izleyeceklermiş…
Kürt sorununu çözmek için kıvranan, terör belasını savuşturmaya çalışan Türk toplumunun başına bu kez de Sünni-Alevi savaşı gibi vahim bir bela daha sarılacakmış… Böyle bir ortamda PKK’nın silah bırakması da söz konusu olmayacak, Kürtler de bir şekilde çatışmaların içine çekilecekmiş…
Bu, gerçek bir cehennem senaryosuymuş, gerçekleşmesi halinde ülkenin her yanı çatışma alanı olacak, ekonomi duracak, bir kez daha “iç savaş” ortamına girilecekmiş…
Bir kez daha demek gerekiyor, çünkü ülkemiz 12 Eylül 1980 askeri müdahalesine benzer bir senaryo uygulanarak getirilmiş… Kahramanmaraş, Sivas, Malatya ve Çorum’da Sünnilerle Aleviler çatışmış, çatıştırılmış… 90’ların ortasında Gazi Mahallesi olaylarında da benzer bir planın uygulandığına ilişkin birçok ipucu bulunuyormuş…
Böyle bir iç savaş ortamına girilince, siyasi iktidar hangisi olursa olsun, olayları durdurmada başarısız olacak, bu arada planı uygulayanların “vatan haini” olarak gördüğü bazı kişiler de tek tek “halledilecekmiş…” Oluk oluk kan akarken Silahlı Kuvvetler “mecburen” müdahale edecekmiş… Ve aynı şeyler bir daha yaşanacak, bütün demokratik haklar askıya alınacak, Türkiye’nin Batı ile ilişkiler tekrar en kötü düzeye inecek, ekonomi çok büyük yaralar alacakmış…
Üçüncü Ergenekon iddianamesi esas olarak bunu anlatıyormuş…” Oysa bu kiralık kafalar Kürt açılımıyla Türkiye’nin parçalanmasını gözlerden saklamaya çalışıyordu.
Eski Rektör Mustafa Yurtkuran’dan ilginç sözler: “Atatürk matatürk hikayesi!”
Ergenekon Terör Örgütü davası kapsamında hazırlanan 3. iddianamede, Uludağ Üniversitesi eski rektörü ve ADD Genel Başkan Vekili Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran’ın, Atatürk hakkında küçümseyici ifadeler kullandığı ortaya çıkmıştı. Yurtkuran’ın ‘Atatürk matatürk’ diyerek Atatürk’ü hafife aldığı, Tuncay Özkan’la birlikte ADD’yi ele geçirmeye çalıştığı anlaşılmıştı.
Mustafa Yurtkuran’ın, Bursa ili Mudanya İlçesi Bademli Mahallesi’ndeki evinde ele geçirilen belgede mason olduğu, adına düzenlenen ‘Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası Üye Kartı’nın olduğu da kesinlik kazanmıştı. Böylece masonların sadece istismar için Atatürk’e sığındıkları, ama aslında ondan hoşlanmadıkları ispatlanmıştı.
Karayalçın’a sıkı destek verilmesi gerekirmiş…
Özel fihristinde Ergenekon’un yönetici konumundaki kişilerin telefon numaraları bulunan ve bunlarla sık sık görüştüğü anlaşılan Mustafa Yurtkuran’ın, rektörlük seçimlerinin yanı sıra, yerel seçimlerle ilgili de çalışma yürüttüğü 16 Aralık 2008 tarihinde Kemal Gürüz’le yaptığı bir telefon görüşmesinde ‘memleketi bitirdiler’ diyen Kemal Gürüz’e, “Ankara’da Karayalçın’a sıkı destek vermemiz lazım abi” dediği, Kemal Gürüz’ün ise: “Ee veriyoruz zaten yani” cevabına karşılık Yurtkuranın, “Yani Karayalçın’a vereceğiniz destek Ankara’yı kurtarabilir. Bursa’da da çok iyi bir aday çıkarttık.” sözleri dikkatlerden kaçmamıştı.
“Bir emriniz var mı paşa hazretleri?” diye hitap etmiş…
Şener Eruygur’la sık sık görüştüğü ve yapılacak eylemlerle ilgili fikir alışverişinde bulunduğu tespit edilen Yurtkuran’ın 03 Mart 2008 tarihinde yaptığı telefon görüşmesinde kullandığı “Bir emriniz var mı bana paşam” ifadesi de iddianamede yer almıştı.
Tuncay Özkan’la da sık sık görüşen Mustafa Yurtkuran, Özkan’ın kendisine ADD Genel Başkanı olmayı teklif ettiğini aktarmıştı. Özkan’la bir balık lokantasında yemek yediğini ve Özkan’ın: “Atatürkçü Düşünce Derneği’nin Genel Başkanlığı’nı yapan Mehmet Şener Eruygur asker kökenli. Başkanlığını yaptığı dernek ise sivil toplum kuruluşu. Bu derneğin başkanlığını bırakması gerekir. Derneğin başkanlığını sen yap.” dediğini anlatmıştı.[4]
Baydemir’i öldüreceklermiş
Ergenekon yapılanmasının Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir’i öldürmek istediği, fakat polisin son anda tetikçiyi yakalamasıyla bu eylemin gerçekleşemediği anlaşılmıştı.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen Ergenekon soruşturmasıyla ilgili 3. iddianamede yer alan bilgilere göre, tetikçi Selim Akkurt’un 2 ayrı cinayet dosyasından firari olduğu yazılmıştı. Ergenekoncuların, 2007 yılında Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, DTP Genel Başkanı Ahmet Türk ve DTP Milletvekili Sebahat Tuncel’e silahlı saldırıda bulunacağı ortaya çıkmıştı. Ergenekon sanıklarından Mehmet Fikri Karadağ ve etrafındaki şahıslara yönelik yapılan teknik takip çalışmalarında Karadağ’ın Veli Küçük ile gizlice görüştüğü günlerde suikast hazırlığı yapıldığı anlaşılmıştı.
Hilmi Özkök’ün tuhaf yaklaşımı
Ergenekon savcılarına tanık olarak ifade veren Genelkurmay eski Başkanlarından Özkök paşa kendisine atfen yazılanlardan sonra “Ben öyle demedim” demek suretiyle yapılan yayınları yalanlıyormuş. Ve bu yanlış haberleri muhabirlerin tecrübesizliğine bağlıyormuş. Gazeteci Sevilay Yükselir de Özkök paşa ile telefonda bu söyleşileri konuşmuş!
Sevilay Yükselir soruyor: Ergenekon savcılarına güveniyor musunuz?
Özkök paşa cevaplıyor: İnanmasam güvenmesem, tanık olarak gitmezdim karşılarına! (Demek ki Ergenekon savcıları Hilmi Özkök’ün kafasına yatkındı?!)
İşte bu cevap Kafamızı karıştırmıştı. Normal hukuk devletinde savcıların bir görüşme talepleri olduğu zaman savcıya inanıp inanmamak gibi bir durum söz konusu olamazdı!.. İfadesine başvurulmak istenen kişinin savcılara “Size güvenmiyorum, inanmıyorum, bu nedenle de ifade vermeye gelmiyorum” deme lüksleri bulunmazdı.
Evet, Özkök paşa savcıların davetine icabet ederek hukuka olan saygısını ispatlamıştı, ama bu “İnanmasam güvenmesem tanık olarak gitmezdim karşılarına” sözü bile ülkemizde bir kesimin yargıya bakış açısını ortaya koyması açısından oldukça anlamlıydı.
Recai Kutan, Ergenekon’u değerlendirdi: Sonuna kadar gidilmeli
Malatya Valisi Ulvi Saran’ı makamında ziyaret eden Recai Kutan, Valilik çıkışında gazetecilerin sorularını cevapladı. Türkiye’nin gerçek anlamda demokratik bir ülke olabilmesi için iyi bir fırsat ortaya çıktığını ifade eden Kutan, Ergenekon soruşturmasında ”hak ve adalet ölçülerinin zorlanmadan” sonuna kadar gidilmesinden yanayız” şeklinde konuşuyordu. Ve Erbakan Hoca Altınoluk’ta “Kürt açılımı, Milli Birliğimizi ve Din Kardeşliğimizi bozucu bir yaklaşımdır” dediği halde, Sn. Kutan: “Demokratik açılım”ı destekliyordu. Kutan, demokratik açılımla ilgili soru üzerine de şunları kaydetti: ”Millî Görüş partileri olarak bu meseleyi çok önceden çok detaylı şekilde ele aldık. Nitekim bundan bir süre önce Ömer Vehbi Hatipoğlu, ‘Kürt Sorununda Ezber Bozmak’ diye fevkalade şümullü bir araştırmayı yayınladı. Orada da bu görüşümüze uygun bir sürü sebep bir araya getirildi. Dolayısıyla bu mesele çözülecekse bu genişlikte ele alınmalıdır. Şimdi hükümetin böyle bir adım atmış olmasından memnuniyet duyuyoruz” diyordu.
[1] Emrullah Bayrak / Zaman / 10 Ağustos 2009
[2] http://blogspot.com / 29 Temmuz 2009
[3] Hasan DEMİR / 5 Ağustos 2008
[4] Cihan

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
5375 Yıllık Siyonist Sömürü Düzeni, Kafirler ve Münafık Mücrimler istemese de yıkılacak , Tüm insanlığın…
Öncelikle belirtelim ki; Yahudiyi tanımadan dünyada olup bitenleri anlamak mümkün değildir. Makale bu anlamda çok…
Galiba tarihte hep böyle olmuş; Hakk uğruna mücadele edenler yalnız kalmışlar. Ne kadar kafir, münafık,…
Günümüzde sağcı-solcu bilineni, Dincisi-Dinsizi, İşbirlikçisi farketmeksizin hepsi bu siyonist düzen devam etsin diye çabalamaktadır. Siyonizm…
Yeryüzünün her zerresine sızan bu kuşatma, aslında bize "bâtılın ibadet aşkıyla çalışırken, hak ehlinin nasıl…
Bakara Suresi 251. ayet ; Böylece, Allah'ın izniyle onları (çok az sayıdaki sadıklar, kalabalık ve donanımlı…
Evet makaleyi okuyunca Milli Çözüm'ün şu farkını özelliğini hatırlattı. Artık ülkemizde ve dünyada bu gizli…
Burada bir hizmetin hakkını verme adına, Rahmetli Erbakan Hocamızın, geçmiş yıllarda Türkiye’ye gelmesi konuşulan o…
Aslında makalenin sonunda özetlenen maddeler, tüm makalenin özetidir; Büyük Orta Doğu Projesi’nin bir ütopya olmadığının,…
Makalede vurgulanan bağımsızlığımızı tehdit eden çok önemli hadiseler yaşanırken; iktidarın ve yandaşların Yeni Osmanlıcılık safsatası…