YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
664936c51e7d3
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 7 6 9 8
Bugün : 3380
Dün : 23538
Bu ay : 388817
Geçen ay : 737322
Toplam : 23905103
IP'niz : 3.129.218.223

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

Recep Bey, ABD umresinden yurda dönüşte yaptığı basın toplantısında:

“Nükleer silahlar konusunda hep İran İran deyip duruluyor. Ama İsrail hiç gündeme getirilmiyor!? diye hava atıyordu.

Oysa, daha birkaç gün önce, Amerika’da yapılan toplantıda, “İsrail’in nükleer tesislerinin denetime alınması” konusundaki oylamada AKP bürokratları, başbakanın talimatıyla önce salondan çıkıyor, sonra çekimser kalıyordu.

Yetmez, Yahudi Lobileri güdümlü Alman Marshal Fonu’nun resmen açıkladığına göre; “Özellikle İran’a yönelik füze kalkanı sistemleri”nin Türkiye’ye konuçlanmasına da, Recep Bey evet diyerek ülkeye dönüyordu. Bu arada Konya da ki askeri tatbikata yabancı katılımcıların iptali ise, İsrail’e yönelik ciddi ve etkili bir tedbir olmayıp, halkın tepkilerini törpülemek için kof bir kahramanlık gösterisi ve özellikle Suriye’yi İran’ı desteklemekten vazgeçirme girişimi olduğu anlaşılıyordu.

Dışişleri Bakanı, Kırım kökenli Karaimlerden Ahmet Davutoğlu’nun basın toplantısında (İran’ı kastederek):

“Çevremizde hiçbir nükleer silahlanmaya izin vermeyiz” sözleri de; “O halde İsrail’e niye gıkınız çıkmıyor?” sorusuna haklılık kazandıran bir samimiyetsizlik ve sinsilik taşıyordu.

Çifte standartlığı, sahte kahramanlığı, münafıklığı ve Recep Beyin kendi ifadesiyle “utanmazlık ve sıkılmazlığı” bu kadar pişkince ve profesyonelce oynayan aktörler zor bulunurdu.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, Recep Erdoğan’ın İsrail’e çıkışlarını değerlendirirken: “Türkiye yanlışlıklara sessiz kalmaz. Ama bunlar İsrail’le ilişkilerimizin temeline zarar verecek şeyler olmaz!?” açıklaması da bizim tespit ve tahminlerimizi doğruluyordu. Yani özde “İsrail’e sadakat temeline” bağlı kalınıyor, ama sözde ucuz ve uyuz kahramanlık sergileniyordu.

ABD, İstanbul’da İran’ı karıştırma bürosu açmıştı

İran’da seçimler sonrasında ortaya çıkan olaylarda ABD’nin uzun süredir yürüttüğü gizli ve açık faaliyetlerin de önemli rol oynadığı kesinlik kazanıyordu. Bush yönetiminin Dışişleri Bakanı Condolezza Rice’ın bizzat başlattığı proje çerçevesinde Dışişleri Bakanlığı bünyesinde İran işleri Dairesi (OIA) kurulmuştu. foreignpolicyjournal.com sitesinin haberine göre OIA, aynı zamanda İstanbul’da ‘Türkiye ve İsrail’de yasayan göçmen İran’lılar üzerindeki Amerikan çıkarlarını geliştirmek amaçlı bir Uluslararası İlişkiler Genel Bürosu (IROG) oluşturulmuştu. Haberin devamında, Birleşmiş Milletler Amerikan Büyükelçisi John Bolton, Ekim 2006’da “İran’da rejim değişikliğinin” ABD yaptırım politikalarının “nihai amacı” olduğunu açıklıyordu. Bu politikaların içte baskı oluşturarak, “demokratik(!) kesimleri güçlendirdiği” ve İran diasporasına karşı yardım ettiği vurgulanıyordu.

CNN’e konuşan bir Amerikan dışişleri yetkilisine göre, OIA’ya bağlı olarak çalışan IROG’un faaliyet alanı “İran’daki politikaları ve muhalif odakları yönlendirmek” olarak tanımlanıyordu. Ancak aynı yetkili, büronun bir başka amacının da “İran’da halkın istekleri doğrultusunda bir hükümet kurulmasını kolaylaştırmak olduğunu” söylüyordu.

Foreign Policy Journal editörü Jeremy R. Hammond daha önce de İsrail’in Gazze operasyonu hakkında çarpıcı bir makale yayınlayarak, İsrail’in operasyon sırasında kullandığı propaganda yalanlarını ortaya koymuştu.

Şimdi Recep Başbakan bu gelişmelerden habersiz ise, cahil ve gafildi. Yok, eğer haberi varsa fesatçı ve kiralık fırsatçı konumuna düşüyordu.

ABD savaş için dev ek bütçe çıkarmıştı

ABD Temsilciler Meclisi, Afganistan ve Irak’taki savaşların yanı sıra İran’a müdahale olasılığı ve ABD’nin IMF’ye katkı payının finansmanı için 106 milyar dolarlık ek bütçeyi onaylamıştı.

Onaylanan ek bütçenin, ABD Başkanı Barack Obama’nın Nisan ayında talep ettiğinden 15 milyar dolar daha fazla bir harcamayı öngördüğü belirtilirken, 79,9 milyar dolarlık bölümünün askeri harcamalar için, 7,7 milyar dolarının domuz gribiyle mücadele için, yaklaşık 8 milyar dolarlık bölümünün de IMF’ye katkı payına aktarılacağı açıklanmıştı. Parlamenterlerin 202 aleyhte oya karşı 226 oyla 2009 ek bütçesini onayladığı vurgulanmıştı.

IMF’ye ayrılan para konusunda Cumhuriyetçilerin çekincelerinin bulunduğu, bu paranın teröristler ya da teröre destek veren ülkelerin eline geçmesinden endişe ettikleri hatırlatılmıştı.

Batı’nın müdahaleleri İran’ı karıştırmıştı

İran’da Şah’ı iktidara getiren Batı destekli 1953 darbesinin İran’da seçim sonrası yaşanan kanlı gösterilerin asıl nedeni olduğu kesindi. Bugün İran’da ne görüyorsak, nedeni dış güçlerdi. Batı medyasının ‘Olanı değil, olmasını istediklerini yansıttığı’ da bir gerçekti.

Eğer Batılı güçler 1953’te İran’a karışmasalardı, İran’daki kargaşalar oluşmaz, bu günkü sorunlar meydana gelmezdi. Batılı güçler, İran’daki demokrasinin gelişimini durdurdukları için sorumlulukları büyüktür. Bugün İran’daki sorunların temel nedeni dış güçlerdir. İsrail, ABD ve özellikle İngiltere’dir.

Nükleer silah sahibi bir İran’ın, ne komşuları ne de sistemin büyük güçleri tarafından kabul edilemeyeceği söylenmektedir. Üstelik nükleer programın barışçıl amaçlı olup olmadığıyla kimse ilgilenmemektedir. İran, eğer yarı Müslüman (en azından İslam dünyası böyle algılıyor) bir ABD başkanının liderliğinde vurulursa, Bush dönemindekinden daha az tepki alacağı da hesap edilmektedir. Peki, öyleyse neden? Niçin bu ısrar?

İranlı bir fikir adamının, “nükleer silah geliştirme programı” hakkındaki toplantıda Batılı katılımcılara söylediği şu cümleler önemlidir: ‘Nükleer silah bir dildir. O dil ki, bize onların (Batı’nın) anlayacağı biçimde konuşma imkânını verecektir. Nükleer silah bir iletişim aracı, bir söyleme biçimidir; bugüne kadar biz Doğuluların bilmediği, öğrenmeye gayret etmediği bir söyleme biçimini, yani atom bombasıyla tehdit ve tecavüz değneğini, şimdiye kadar bize göstermişlerdi, ama bundan  sonra onlara bizi dinlemeyi öğreteceğiz’. …

Esasen İsrail ile İran’ın psikolojik açıdan birbirine benzer durumları göz ardı edilmektedir. Her ikisi de bu tip silahları kendilerini dinletebilmek adına bir dil olarak kullanma eğilimindedir. Her ikisi de yok olma korkusu yaşıyor ve agresif tutumları da belki bu nedenledir. Biz yine de uyarmayı ihmal etmeyelim. Maalesef bu dille konuşulmuyor dostlar; zira bu, istismar ettiğiniz sevginin değil sövgünün dilidir” diyenler haklıydı.

İran’dan Batı’ya uyarı: Tepkiniz kasıtlı ve kışkırtıcı!

İran, yeni nükleer tesisleriyle ilgili Batılı ülkelerin tepkilerinin müzakereleri olumsuz etkileyeceği yolunda uyarmıştı. İran’ın Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’ndaki (IAEA) Daimi Temsilcisi Ali Asker Sultaniye, devlet televizyonuna verdiği demeçte, “Batılı ülkelerin, nükleer enerji programımız aleyhindeki tutumu 5 artı 1 ülkeleriyle yakında yapılacak müzakereleri olumsuz etkileyecek” ifadesini kullanmıştı.

Sultaniye, yeni nükleer tesislerle ilgili tepkide Batı’nın “aceleci” davrandığını belirtmiş ve “boşuna gürültü koparıldığını” vurgulamıştı.

İran’ın yeni tesislerin varlığıyla ilgili IAEA’ya 21 Eylül’de bilgi verdiğini hatırlatan Sultaniye, Batılı ülkelerin bunu önceden bildikleri yönündeki haberlerin asılsız olduğunu açıklamıştı.

Cenevre’de maskaralık!

İran, Amerika, İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin’den müteşekkil BM Güvenlik Konseyinin daimi beş üyesi ve kendisinin de daimi üye olma hakkına sahip olduğunu ısrarla söyleyen Almanya ile müzakereler yapıldı. Hüseyin Altınalan’ın deyimiyle “İsviçre’nin Cenevre kentinde büyük bir maskaralık yaşandı.”

Maskaralık diyoruz, çünkü İran’ı nükleer silah sahibi olmaya çalışmakla suçlayan ülkelerin hepsi sicili bozuk, saldırganlardı. Bu konuda Amerika baş canavardı.

ABD resmi olarak belirtilen rakamlara göre dahi sahip olduğu 10 bin 600 nükleer silahla dünyanın en çok nükleer silah üreten ülkesi durumundaydı.

Ve aynı ABD, yeryüzünde atom bombasını kullanan tek ülke konumundaydı.

Yüz binlerce Japon’u katlederek Nagazaki ve Hiroşima kentlerinde canlı bırakmayan bir Amerika’ydı!.

Peki diğerleri çok mu farklıydı?

Rusya: Rusya’nın 14 bin civarında nükleer silahı olduğu tahmin ediliyor, ancak toplam silah deposu, taktik nükleer silahların tam sayısı hesaplanmadığı için kesin olarak bilinmiyordu.

Start 1 koşulları uyarınca, Rusya’nın nükleer savaş başlıklarını Temmuz 2008’e kadar 4138’e indirmesi gerekiyordu.

Fransa: Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşmasına (NPT) 1992’den bu yana taraftı. Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, denizaltı füzelerini bırakacağını ve havadan fırlatılan silahları üçte bir oranında azaltarak 290 savaş başlığına indireceklerini açıklamıştı.

İngiltere: Nükleer silah deposunun, stratejik ve stratejik olmayan savaş başlıkları şeklinde 200’ü geçtiği tahmin ediliyordu.

Çin: Nükleer silah programına 1955’te başlayan Çin, 1964’teki başarılı nükleer denemesinden sonra 45 nükleer deneme daha yapmıştı.

Çin’in yaklaşık 400 stratejik ve taktik nükleer silahı olduğu, daha fazlasını üretmek için de malzemesi bulunduğu biliniyordu.

Almanya:  İkinci Dünya Savaşı’nda Avrupa’yı yerle bir eden Almanya’nın anlaşma gereği önemli bir ordusu olmadığı için nükleer gücü olmadığı belirtiliyordu. Fakat NATO tarafından Soğuk Savaş döneminde Sovyet tehdidine karşı Almanya’ya çok sayıda nükleer silah yerleştirildiği yazılıp konuşuluyordu.

Kısacası, nükleer silah sahibi olduğu bilinen İsrail’e bugüne kadar hiçbir baskı yapmayan, insanlığı binlerce kez yok edecek nükleer silahlara sahip ülkelerin kalkıp ta İran’a tavsiye ve tehditlerde bulunmaları soytarılıktan başka ne anlam taşırdı.

Evet, akıl ve vicdan sahibi hiçbir kimse nükleer silahı savunmamaktadır.

Çünkü nükleer silah, insanlığın ortak düşmanıdır.

Nükleer silahın hedefinde, yeryüzünde yaşayan insan türünün tümü vardır.

Ve nükleer silah, tüm hayvan ve bitkileri imha eden korkunç bir felaket aracıdır.

Ancak Batı, çifte standardı bırakıp önce adam gibi kendi “cici nükleerlerini” imha ettikten sonra konuşmalıdır!

“Ahmedinecad Yahudi!” iddialarını kimler gündeme taşımaktaydı?

İngiliz Daily Telegraph gazetesi, İran Cumhurbaşkanı’nın kimliğinde: Mahmut Ahmedinecad’ın daha önceden soyadının “Saburjian” olduğunu açıkladı. Saburjian, dokumacı anlamına gelen bir İbranice isimdi ve İran Yahudileri arasında yaygındı. Biraz daha araştırıldığında Saburjianların Ahmedinecad’ın doğduğu yer olan Aradan’dan yayıldığı anlaşıldı.

Ayrıca İran liderinin kimliğindeki, küçük bir notta; ailenin soyadını İslamiyet’e geçtikten sonra Ahmedinecad’a çevirdiği yazılıydı.

İngiliz Daily Telegraph gazetesi, “şaşırtıcı bir sırrı ortaya çıkardığını” iddia ederek, Ahmedinejad’ın Mart 2008’deki seçimler sırasında kimlik kartını yukarı kaldırarak poz verdiği fotoğrafın bu sırrın belgesi olduğunu öne sürüyordu. İddiaya göre, kimlik kartı Ahmedinejad’ın ailesinin Yahudi kökeni olduğunu gösteriyordu. Kimlik kartı yakından incelendiğinde Ahmedinejad’ın önceden ‘Sabourjian’ olarak bilindiğini belirten gazete, bunun bir Yahudi ismi olduğunu ve ‘kumaş dokuyan’ anlamına geldiğini yazıyordu. Kimlik kartında kargacık burgacık yazılmış olan kısa notun, ailenin Ahmedinejad soyadını, İran liderinin doğumundan sonra, İslam dinine geçmeleriyle değiştirdiğini gösterdiği belirtiliyordu. Sabourjianlar geleneksel olarak Aradan’dan (Ahmedinejad’ın doğum yeri) geliyor ve isim ‘Sabourcu, Sabour dokuyan’ yani Yahudilerdeki Tallit şalının İran’daki isminden geliyordu. İsim, İran İçişleri Bakanlığı tarafından derlenmiş İranlı Yahudilerin kullandığı isimler listesinde bile bulunuyordu. Gazeteye göre, uzmanlar da Ahmedinejad’ın İsrail’e yönelik saldırgan söyleminin geçmişi gizlemeye çalışmaktan kaynaklanıyor olabileceğini söylüyordu. Arap ve İran Çalışmaları Merkezi’nden Ali Nurizade, “Ahmedinejad’ın geçmişine dair bu durum onun hakkında çok şeyi açıklıyor. Farklı bir dine dönen her aile eski inançlarını kınayarak yeni bir kimlik edinir. İsrail karşıtı açıklamalar yaparak Yahudi bağlarıyla ilgili tüm şüpheleri tamamen ortadan kaldırmaya çabalıyor olabilir” diye konuşuyordu. Londra’dan İranlı Yahudiler konusunda uzman olan bir araştırmacı da “jian” son ekinin ailenin Yahudi kökenini gösterdiğini söyleyip, kendisi de İran doğumlu bir Yahudi olan uzman, “Adını dini nedenlerden dolayı değiştirmiş ya da en azından ailesi öyle yapmış. Sabourjian İran’da çok iyi bilinen bir Yahudi adıdır” diyordu. Londra’da İran elçiliğinden bir sözcü ise, konuyla ilgili yorum yapamayacağını belirtiyordu. Ahmedinejad, ailesi 1950’lerde Tahran’a yerleştiğinde soyadının değiştiğini inkâr etmiyordu. Ama bunun din değişikliğinden Kaynaklandığını asla dile getirmiyordu. Yakınları daha önceden, dini ve ekonomik nedenlerin İran liderinin bir nalbant olan babası Ahmed’i Ahmedinejad dört yaşındayken isim değiştirmeye zorladığından bahsediyordu. Bu yılki cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi televizyonda yapılan tartışmada Anmedinejad soyadı değişikliğini söylemek zorunda bırakılmış ve bundan rahatsız olduğu gözden kaçmamıştı. Öte yandan bu yaz Ahmedinejad’ın kökenlerinin araştırılmasını talep eden internet yazarı Mehdi Hazali, tutuklanmıştı.[1]

Şimdi asıl cevap aranması gereken soru şuydu: Bazı Yahudilerin ve onların güdümündeki gazetelerin, Ahmedinejad’ın kökenini açıklamalarının ve ısrarla Yahudi olduğunu hatırlatmalarının altında ne yatmaktaydı. Bunlar İsrail’den mi, yoksa İran’dan mı taraftı?

İran’ın: “Tüm tehditlere karşı hazırız” mesajı

İran Devrim Muhafızları Hava Kuvvetleri Komutanı Tuğgeneral Hüseyin Selami, ”bütün tehditlere karşı hazır ve kararlı olduklarını” açıklamıştı.

Tuğgeneral Selami, Devrim Muhafızları Hava Kuvvetleri tarafından devam eden füze savunma tatbikatının savunma gücünü ve ülkenin caydırıcı gücünü artırmaya yönelik olduğunu hatırlatmıştı. İranlı komutan, ABD ve İsrail tehditleriyle ilgili olarak, ”Varlığımızı, bağımsızlığımızı, özgürlüğümüzü ve değerlerimizi tehdit edenlere karşı kesin, hızlı, yıkıcı ve pişman edici cevap vereceğiz” ifadesini kullanmıştı. Tatbikatların mevcut düşman tehditleriyle ilgili olduğunu kaydeden Selami, ”Bütün tehditlere karşı hazır ve kararlıyız” diye vurgulamıştı.

Uzun menzilli “Siccil-1” füzesi fırlatılacaktı!

İran’ın önceki gün başlattığı füze savunma tatbikatının yeni aşamasında uzun menzilli füzelerin yeni versiyonlarının deneneceği yazılmıştı. Yeni “füze savunma sistemlerinin” de test edildiği tatbikatın son merhalesinde, iki bin kilometre menzilli ”Şahap-3′‘ ile ”Siccil-1′‘ füzelerinin fırlatılacağı anlatılmıştı.

İran füze teknolojisinin son ürünü olan iki bin kilometre menzilli, karadan karaya ve katı yakıtla çalışan ”Siccil-1′‘ füzesi 12 Kasım 2008’de başarıyla fırlatılmıştı.

”Kutsal Savunma Haftası” etkinlikleri kapsamındaki yıllık planlı tatbikatın ilk aşamasında kısa menzilli ”Fatih-110′‘, ”Tonder-69′‘ füzeleri ile ”Zilzal” roketi ve dün geceki ikinci aşamada da 300 ila 700 kilometre menzilli ”Şahap-1′‘ ve ”Şahap-2′‘ füzeleri fırlatılmıştı. İran’ın yerli savunma gücünün en önemli bölümünü kısa, orta ve uzun menzilli ”Fecr”, ”Tonder”, ”Hut”, ”Şahin”, ”Zilzal”, ”Fatih”, ”Gadr”, ”Şahap” ve ”Siccil” füzelerinden oluşmaktaydı.

Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı’nda geçen yıl yapılan tatbikatlarda, karadan karaya, karadan denize, denizden havaya orta, kısa ve uzun menzilli füzeler atılmıştı.

AKP’nin Ermenistan işbirliği İran’a karşı mı?

13 Ekim 1921’de imzalanan Kars Antlaşması, Ermenistan’ın sadece Türkiye ile sınırlarını belirlemiyor. Gürcistan ve Azerbaycan sınırlarını da kapsıyor.

Bu antlaşmayı Ermenistan’ın tek taraflı sona erdirmesi uluslararası hukuka da uygun değildir. (Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi’ne göre, devletlerarası sınırı düzenleyen bir antlaşmanın tek taraflı sona erdirilmesi mümkün değil.) Madem, Türkiye ile Ermenistan arasındaki protokolde bu antlaşmaya atıf var, neden bu açıkça yapılmıyor?

Bize göre bu Ermenistan Hükümeti’nin işini kolaylaştırıyor. Çünkü Kars Antlaşması aynı zamanda Azerbaycan ile sınırı belirlediğine göre Karabağ konusunda Ermenistan Hükümeti’ne taviz verildiği anlaşılıyor. Eğer böyle değilse “Karabağ sorunu çözülmeden Ermenistan ile sınırların açılmayacağını” yetkililer niye kayıt altına almıyor?

Bu gelişmede, Türkiye ile Ermenistan arasında iki yıl önce gizli görüşmelerle başlayan yakınlaşma sürecinin hiç etkisi olmadığını söylemekle toplum aldatılıyor. Ve bu girişimlerin Ermenistan’ı İran karşıtı cepheye çekmek ve yaklaşan saldırı sürecinde İran’ı yalnızlığa itmek projesinin bir parçası olduğu özellikle saklanıyor.

Kukla Talabani bile Recep Bey’den tutarlıydı: “Hava sahamızı kullandırtmayız!”

Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani, İran’a yönelik olarak “İsrail veya başka bir devletten” gelebilecek herhangi bir saldırıda Irak hava sahasının kullanılmasına izin vermeyeceklerini açıklamıştı. Talabani, düzenlediği basın toplantısında, İran’a karşı kararlaştırılabilecek yeni BM yaptırımlarının da işe yaramayacağını, İran’ın politikasında herhangi bir değişikliğe gitmesini sağlayamayacağını vurgulamıştı. İran nükleer sorunuyla ilgili 6 büyük gücün Tahran yönetimiyle “gerçek bir müzakere süreci izlemesi gerektiğini” belirten Talabani, bu ülkelerin, İran’ın, “nükleer enerjiyi barışçıl amaçlarla kullanma hakkını” da garanti altına almaları gerektiğini hatırlatmıştı.

Talabani bile böylesine duyarlı ve tutarlı bir tavır sergilerken Recep Erdoğan’ın ikiyüzlü yaklaşımı mide bulandırıyordu.

Prof. Dr. Hasan Ünal’ın, maalesef veda yazısında belirttiği gibi:

“Başbakan Erdoğan’ın Amerika dönüşü yaptığı açıklamalar, iki tehlikeye işaret ediyordu. Birincisi İran’ın bombalanması senaryolarına galiba iyice yaklaşıldı ki, Amerikalılar da bu konuyu bizim Başbakana açmışlardı… Diğeri ise IMF anlaşmasıydı… Erdoğan’ın, yapılacak anlaşmaya “IMF’nin siyasi içerikli şartlar dayatmaması gerektiğini” söylemesini iyi okumak lazımdı…

İran işinin iyice ısındığı ve bombalama senaryosunun hızlandığı açıktı. Çünkü bölgede siyasi, ekonomik ve askeri ağırlığı bulunan İran’ın bir de nükleer silah elde etmeye kalkışması ABD-İsrail ve yandaşlarının uykusunu kaçırmaktaydı.

İran’ın nükleer hazırlık dışındaki askeri gücü de önemli ve etkili sayılırdı. 2003 yılındaki Irak ile mukayese edilmesi yanlıştı. Bir tarafta düzenli ordu öte yanda Devrim Muhafızları Ordusu (Pasdaran Ordusu) olmak üzere oldukça güçlü bir askeri yapısı vardı. Özellikle Devrim Muhafızları Ordusu emrindeki özel kuvvetler ve Besiç birlikleriyle birlikte sayıları belki de milyonlara varan devasa bir güç, malum merkezleri korkutmaktaydı.

İran’ın silah ve teknoloji alt yapısı da dikkate alınmalıydı. Örneğin Rusya’dan alınan son model tanklar, kısmen veya tamamen kendi teknolojileri ile üretilmiş karadan karaya füze sistemleri ve klasik kara savaşlarında epeyce işe yarayan çoklu fırlatıcı düzeneklere sahip kısa menzilli füzeler hesaba katılmak zorundaydı. Ayrıca kimyasal silah teknolojisi ve fırlatma mekanizmaları ile diğer silah sistemlerini yan yana koyup, bir de bunlara nükleer silah ihtimalini eklediğimiz zaman, Tahran yönetiminin Amerika ve İsrail’in Orta Doğu hesap ve planlarının önünde ciddi bir engel oluşturmaktaydı. Daha doğrusu ABD ve İsrail’in analizi ve endişeleri bunlardı.

Nükleer silah üretiminin son aşamasına gelindiğine göre, İran’ın bombalanmasında, bu denklemi değiştirecek bir gelişme yaşanmadığı takdirde adeta matematiksel bir kesinlik gözüyle bakılmaktaydı. Öyle görünüyor ki, ABD yönetimi yılsonuna kadar bu işin psikolojik alt yapısını oluşturacak ve saldıracaktı. Başbakan Erdoğan’ın ‘Irak’ta ne yapıldı ki, İran’a karşı nasıl harekete geçilecek’ anlamına gelen sözleri kendisinden ne gibi taleplerde bulunulduğunu anlatan itiraflardı. Meselenin bir AKP tarafı var bir de Türkiye… ABD ve İsrail yıllardır Türkiye ile İran’ı savaştırmak için gayret ediyordu. İslam Devrimi’nin başlangıç zamanlarında Tahran yönetiminin sergilediği tavırlar da bu ikilinin işine yarıyordu.

Ancak bugün Türkiye ile İran arasında artan bir çıkar ortaklığı söz konusuydu. ABD’nin Irak ve Ortadoğu politikaları Türkiye’nin milli güvenliği ve ulusal bütünlüğü için tehlike oluşturuyordu. İran da gelişmelerden epeyce rahatsız görünüyordu. Son yıllarda başta PKK olmak üzere Tahran ile Ankara arasında belirli düzeylerde işbirliği yapılmakta olması da bunu gösteriyordu.

Kısacası ABD ve İsrail’in İran’ı vurma senaryolarında Türkiye asla olmamalıydı. Bu ikiliye askeri, siyasi veya diplomatik açılardan yardım etmek AKP’nin intiharıydı. Ederse bunun vebali büyük olacaktı. İki halk arasında onlarca yıl sürecek bir düşmanlık yaratılacak ve bundan sadece söz konusu ikili kârlı çıkacaktı. Böyle bir akıl tutulması AKP’nin de sonu olacaktı. Çünkü bırakın diğer seçmen gruplarını, AKP’nin kendi seçmeni bile bu durumu kabule asla yanaşmazdı. Bombardımanda hayatını kaybedecek binlerce sivilin masum görüntülerini Türk halkına izah etmek o kadar kolay olmayacaktı.

Öte yandan IMF antlaşması ile siyasi dayatma konusunun da üzerinde durmak lazımdı. Acaba Başbakan Erdoğan’ın siyasi dayatma dediği konu İran ile mi sınırlıydı? Yoksa ‘Kürt Açılımı’ndan, anayasanın bütünüyle değiştirilmesine, Ermenistan sınır kapısının kayıtsız şartsız açılmasından, Kıbrıs meselesine ve Irak’ın kuzeyindeki kukla devletin korunma altına alınabilmesi için federasyona dönüştürülecek bir Türkiye ile konfederasyon yapmasına kadar bir dizi meseleyi mi kapsamaktaydı? Ve bütün Türkiye’ye hangi kaynaktan geldiği bilinmeyen 18.5 milyar dolarla mı alakalıydı? Önümüzdeki günlerde bunları da göreceğiz. Ama görünen o ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından bu yana yaşadığımız en tehlikeli dönemdeyiz.”

Psikolojik hazırlıklar yapılmaktaydı!

İngilizce’de  bir deyim kullanılıyor: “Trial balloon”, yani; halkın tepkisini öğrenmek ve planlanan gelişmelere psikolojikmen hazır hale getirmek için, kamuoyuna servis edilen  “Ön Haber” anlamına geliyor. Şu anda İran’a saldırı konusunda, bu tür ön haberler ya da dünyayı oyalama taktikleri sayesinde, zaman kazanılıyor.  Bir yandan da taraftar toplamaya çalışılıyor ve bölge ülkelerinin olası durum karşısında ne yapacakları hakkında nabız yoklanıyor.

17 Eylül 2009 akşamı Hürriyet’in internet sitesinde, “İsrail Yıl Sonuna Kadar İran’a Saldıracak” başlıklı bir haber yayınlandı. İngiliz “Daily Telegraph” gazetesinde İsrail eski savunma Bakan yardımcısı “Efraim Sneh”nin açıklamaları yer aldı. Yukarıda da görüldüğü gibi, her ülkenin belli gazetelerinde benzer açıklamalar yayımlandı. İşte bunlar, nabız yoklaması yapılmak için hazırlanan “ön haberler” sayılırdı..

İsrail yıllardan beri bu türden tehditler savurmaktadır. 19. yy’da İngiltere’yi arkasına alan Yahudiler, İsrail devletini kurmuşlardı. 20.yy’da da Amerika’ya sırtını yaslayarak, dünya devletlerini hizaya getirmeye çalışmıştır. 21.yy’da yeni planlar peşinde koşmaktadır. Büyük İsrail’i ve Dünya hakimiyetini amaçlamış İsrail’in tek başına bu işlere girişemeyeceği, en azından Amerika’nın üstü örtülü desteği olmadan İran’a müdahale edemeyeceği açık olarak görülmektedir.

Fakat son günlerde Amerika kamuoyunda oluşan “Tepkiler”den, ABD halkının, İsrail lobilerine karşı uyanışa geçtiği sezilmektedir.

Diğer taraftan, Rusya, Çin ve bir kısım Arap devletleri, İsrail’in İran’a saldırmasını, üçüncü dünya savaşının başlaması olarak yorumlamaktadır. Bu da gösteriyor ki, bir saldırı durumunda, saldıranın da başı yanacaktır. Recep Erdoğan’ın Amerika dönüşü açıklamaları da bu endişeleri yansıtmaktadır.

Ayrıca, Amerika Irak’tan çekilirken arkada, düşman Araplar bırakmak istemediğinden dolayı, bölge üzerinde çok hassas davranmaktadır. Ve Suriye, Lübnan ve Irak’ın İran’la bir blok oluşturacağı korkusu pompalayıp komşu ülkeleri kışkırtmaktadır, oysa buda kendi planlarıdır.

Suriye’nin Türkiye’ye yakınlaştırılmasının da bu planın bir parçası olduğu sırıtmaktadır. İsrail ve Amerika’da çok iyi bilmektedir ki, İran saldırısı asla Irak gibi olmayacaktır. Hamas’ı içerisine almayan bir; Filistin- İsrail görüşmesi de bu stratejinin bir parçasıdır ve zaman kazanma amaçlıdır” tespitleri de dikkate alınmalıydı.

 

HASAN ÜNAL, MİLLİ GAZETE’DEN NİYE AYRILDI?

Prof. Dr. Hasan ÜNAL Bey’in;

Onuru:

1- Haysiyetli; dik ve dürüst bir duruşu vardı.

2- Hamiyetli; gayreti ve gayesi olan bir insandı.

3- Hakikatli ve donanımı olan bir bilim adamıydı.

Olgunluğu:

1- Milli tavırlı ve Türkiye sevdalısıydı.

2- Militarist (Asker yanlısı) olmakla itham edilirdi, ama net ve mert davranırdı.

3- Milli Görüş Lideri Erbakan Hocamızın özel tavsiyesiyle Milli Gazetede yazmaya başlamıştı.

Konumu:

1- İsrail’in Siyonist hesaplarını ve Türkiye taşeronlarını anlatırdı

2- İran’a yönelik emperyalist sindirme ve baskıları gündeme taşırdı.

3- İslami kesimleri ılımlaştırılıp uysallaştırma planlarına karşı toplumu uyarırdı.

Suçu:

1- AKP’nin gaflet ve dalaletine ve art niyetine parmak basardı.

2- ABD’nin akrepliklerini ve ebleh işbirlikçilerini gündeme taşırdı.

3-  AB’nin hile ve hıyanetlerini ortaya çıkarırdı.

Yani Hasan Ünal Bey, “ayrıntılarda gizlenen virüs şeytanları” açıklardı.

Ve işte bu Zat; elbette Oğuzhan Asiltürk, Şevket Kazan, Numan Kurtulmuş gibilerinin güdümündeki, Milli Gazete yöneticisi sanılan kuklaların ve bunların AKP’li dost ve üstatlarının baskısıyla, Milli Gazete’den ayrılmıştı.

Gerekçe olarak gösterilen “yeniden yapılandırma çalışmaları”nın ise; Milli Görüş çizgisinden ve Erbakan’ın prensip ve projelerinden kopma kurnazlığı olduğu ise açıktı.

Artık siz, bunların ayarını, ahlakını, amacını ve Milli Görüşü hangi marazlıların kuşattığını anlamaya çalışın.

Bütün bunlar haliyle canımızı sıkıyor, kanımıza dokunuyor ve vicdanımız kabul etmiyor.

En başından beri samimi, sürekli ve seçici Milli Gazete okurları olarak bunları kınıyor, Sn. Hasan Ünal’a zorlu ve onurlu mücadelesinde gayret, metanet ve başarılar diliyor; dışımızdaki zalimlere ve içimizdeki hainlere haykırıyoruz…..

Yakındır!… Yakındır!… Ve yakındır!?

 

Şiir:

Milli Gazetemiz

Fikri ve siyasi eğitim mektebimiz

Kimi mayasız ve manasız

Kimi de çapsız ve çabasız bazı zavallılar

Hocalarını dışlayarak

Okurlarını dağıtarak

Sınıflarını boşaltarak, bu mektebi

Maaşlı yöneticilere ve hademelere bırakmak istiyorlar…

Ama başaramayacaklar

Çünkü Milli Gazetemiz

Derin ve engin deryalar misalidir

Onu bulandıramayacaklar

Zehirli haşereler ve hayat süren lâşeler

Kıyıya vuracak

O yine tertemiz kalacak!…

 

 

 

 



[1] www.haberturk.com.tr

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Yorumu Takip Et
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Ahmet AKGÜL

Ahmet AKGÜL

AHMET AKGÜL KİMDİR?

 

Araştırmacı-Yazar, Düşünür ve Siyaset Bilimci olarak tanınan Ahmet Akgül, Milli Görüş çizgisinde önemli bir fikir adamıdır. Olaylara insan eksenli ve İslam endeksli yaklaşmaktadır.

2004 Ocak ayında, arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’da aylık olarak yayınlanan “Milli Çözüm” Dergisini çıkarmaya başlamıştır.

Uzun süreli, ciddi ve çileli bir mücadele dönemi yaşamış ve bu duyarlı, tutarlı ve kararlı tavrını hiç bırakmamıştır. Bu yüzden pek çok sıkıntı ve saldırılara uğramış, defalarca mahkeme açılıp tutuklanmış ve hapis yatmıştır.

İnancımız ve ihtiyacımız olan evrensel hukuk kurallarının; bütün insanlığın ortak değeri ve hayat düzeni haline getirilmesi, “Demokrasi, Laiklik ve özgürlükler” gibi çağdaş kurum ve kavramların; ilmi ve insani temellere göre yeniden şekillenmesi… Ve Türkiye’nin yeni bir barış ve bereket medeniyetine öncülük etmesi konularında yoğunlaşmıştır.

Üstadımızın, başta “İnsanın Yozlaşması”, ardından “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” ve yine “Barış ve Bereket Nizamı “İslam Davası” ve YozlaştırılanCihad Kavramı” gibi birçok kitapları İngilizceye çevrilip merkezi Londra’daki Cagaloglu Yayıncılık organizesiyle; Amazon ve Bornes&Noble (bn.com) gibi dünya genelinde dağıtım yapan yüzlerce online sitesinde ve dijital (e-kitap) sayesinde 120 kadar ülkede yayınlanıp okunmaktadır. Ayrıca Üstadımızın “Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı” başlıklı Meal-i Kerim yorumları İngilizce ve Rusça tercümeleri ile “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” kitaplarının Rusça, Arapça, Çince, Japonca ve İspanyolca tercümeleri tamamlanıp basılmış olup; Almanca, Fransızca, Kırgızca ve Farsça tercümelerinde de sona yaklaşılmıştır.

Milli siyaset ve sorumluluk düşüncesini farklı bir boyutta ele alan ve yorumlayan Hocamız; yaklaşık 40 yıldır Türkiye’mizin her yerinde, Avrupa’da ve İslam ülkelerinde, önemli seminer ve konferanslara katılmaktadır.

Mili Görüş’e çöreklenmiş bazı şaibeli kişilerin gizli niyet ve tertiplerini haber vermesi, uzun vadeli hedefler ve stratejik tavizler sonucu Parti’ye girdiklerini sezmesi ve söylemesi nedeniyle, Ahmet Akgül’ün teşkilatlarda ve Milli Görüşçü kuruluşlarda hizmet vermesi engellenmeye çalışılmış; Erbakan Hoca ise, kendisinin daha bağımsız davranabilmesi ve nifak çarkı içinde körletilip kirletilmemesi için bu girişimlere karşı çıkmamış, ama kendisini uzaktan destekleyip yönlendirmekten de geri durmamıştır. Erbakan’ın “Adil Düzen” projeleri, AKP’nin siyasi hileleri ve karanlık ilişkileri, Fetullahçı Cemaatin gizli mahiyeti konularında sayılı uzmanlardandır.

1949 Elazığ doğumlu olan, çeşitli konularda yayınlanmış ve hazırlanmış 105 (yüz beş) eseri bulunan yazarımız, evli ve beş çocuk babasıdır.

 

Hocamız’ın Başlıca Kitapları:

● Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı (Türkçe Meal-i Kerim. Abdullah Akgül Yayına Hazırladı.) (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Milli Sorunlarımız ve Sorumluluklarımız (2 Cilt)

Dünyanın Değişimi ve Erbakan Devrimi

Refah-Yol’la Rantiyenin Savaşı

Cemaatin Cılkı, Erdoğan’ın Çarkı, Erbakan’ın Farkı

Türkiye Kuşatılırken, Kuklaların Kapışması

Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya (İngilizce, Rusça, Çince, Japonca, Arapça ve İspanyolcaya çevrildi.)

Bizim Atatürk

Küresel Fesatçılık ve Fetullahçılık

Dış Politika Yazıları (I) BOP’un Temel Taşları (1988-1998)

Dış Politika Yazıları (II) Tarihin En Talihsiz Yılları (2002-2015) 

Siyaset ve Strateji Bilgeliği

Osmanlı Sistemi ve Abdülhamit Siyaseti

İslam Davası ve Cihad Kavramı (İngilizceye çevrildi.)

● “İnsan”ın Yozlaşması (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Ah-u Figan’ım (Şiir)

Başörtüsü İnkârı ve İstismarı

İslamcı Münafıklar

Milli Şuur ve Ordu

20 Yıl Öncesinden; AKP Gerçeği ve Akıbeti

Bilge(!) Erdoğan’dan, İlkeli(!) Numan’a AKP Tezgâhı

Cezaevinde Yazdıklarım

Siyonizm-Deccalizm Ortaklığı

Devrim Simsarları ve Din İstismarcıları

Dilin Düğümü Çözüldü (Şiir)

Din Dengedir İslam İlericiliktir

Din – Devlet ve Demokrasi

Ergenekon Senaryosu “At Değiştirme” Operasyonu muydu?

(Kadiri - Haydari Tarikatı) Gönül Seması ve Tasavvuf Kapısı

Medeniyet Mücadelesi ve Mehdiyet Müjdesi

● Teşkilatçılık (İletişim ve İşbirliği Sanatı) Mesaj ve Metod

Milli Görüş’ün Marazlıları

● Hak Davanın Hokkabazları

ABD’li Siyonistlerin, AKP’li Piyonistleri

İsrail’in Şımarması ve Armageddon Savaşı

BDP’nin Özerklik Kalkışması

Bir Devrim Yaşanıyordu!

Dünya Dönüşüme Hazırlanıyordu

Hidayet Kıvılcımı ve Hikmet Kılıcı (Şiir)

Katı Ulusalcıların ve Ilımlı İslamcıların Din ve Devlet Tahribatı

Osmanlı’dan Cumhuriyete Kripto Yahudiler ve Pakraduniler

Yüz Kur'ani Kavram ve Yorumları

Konularına Göre: Kur’an-ı Kerim Fihristi

Siyaset Şehveti ve AKP’nin Şerbeti (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

AKP’nin Akreplikleri (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Terör-Masonluk ve Mafia Medeniyeti

Cumhuriyet Türkiye’sinde Nifak Hareketleri

Ruhlar-Sırlar ve Uzaydaki Yaratıklar

Sabah Yakın Değil miydi?

Tarikatların Hizmet Sahası ve Islahı

Tuz Kokarsa…

Gaflet miydi, Hıyanet miydi?

Tahribat Ortakları: AKP’nin Arkası, MHP’nin Markası

Türkiye Tarihi Dönemeçteydi!

Yakın Tarihimizde Yüceler ve Cüceler (2 Cilt)

Zafer Muştuları ve Fetih Hazırlıkları

Erbakan’dan İntikam Alanlar

Suriye’de Yaklaşan Hilal-Haç Kapışması

Başkanlık Diktatoryası

15 Temmuz Hıyanetinin Gizemi: Bir Darbe Analizi ve Sistem Krizi

Pazarlık Partisi ve Palavra İktidarı

Kemalizm-Tayyibizm Uyarlaması

Başka Çare Kalmamıştı

İslam’dan Uzaklaştıkça, İnsanlıktan Çıkılması

Dert Söyletir Aşk İnletir (Şiir)

● Hainleri Haşlama, Zalimleri Taşlama (Şiir)

● İstanbul Sözleşmesi ve Ailenin Çözülmesi

Türkiye'nin Erdoğan'la Sınavı ve Ukrayna Savaşı

● Hamas, Şeytanı Şaşırtmıştı ve Dünyayı Uyandırmıştı

 

Üstadımızın hazırladığı; İlköğretimden, Üniversiteye kadar öğrencilerimize inanç ve ahlâk esaslarını ve Milli-İnsani sorumluluklarını öğretecek Ders Kitapları:

● İlkokul 4-5: Çocuklar Sizin İçin Yaratılış Harikaları ve Din Ahlâkı

● Ortaokul-1: İslam; Doğal Hayat ve Güzel Ahlâktır

● Ortaokul-2: Allah'a İman ve Ahlâk Kuralları

● Ortaokul-3: Bilimin Işığında Allah’ın Varlık Kanıtları ve İslam Ahlâkı

● Lise-1: Yaratılışın Bilimsel Kanıtları

● Lise-2: İslam'ın Aydınlığı ve İmtihanın Şartları

● Lise-3: Müslüman; Güzel Ahlâk ve Sorumluluk Taşıyandır

● Lise-4: "Gençliğin Ahlâki Sorunlarına Milli Çözüm Programı"

● Üniversite-1: Yaratılış Sırları ve İslam’ın Esasları

● Üniversite-2: Allah'ın Varlığı ve İmtihanın Sırrı

● Üniversite-3: Olgun Müslümanın Hayatı ve İslam’ın Amacı

 

Üstadımızın Kitaplarından Derlenen Yeni Kitaplar:

Ahmet Akgül’e Göre; Laiklik, Demokrasi ve Cumhuriyet Kavramları

(Hazırlayan: Nevzat Gündüz)

Üstat Ahmet Akgül’ün; Milliyetçilik Anlayışı

(Hazırlayan: Orhan Atay)

Ahmet Akgül’ün; Alevilik, Bektaşilik ve Şiilik Yaklaşımı

(Hazırlayan: Veysel Uzun)

Üstat Ahmet Akgül’e Göre; Kemalizm’le Atatürkçülük Farkı

(Hazırlayan: Ufuk Efe)

Ahmet Akgül’e Göre; Ülke Sorunları ve Çözüm Yolları

(Hazırlayan: Okan Ekinci)

Ahmet Akgül’e Göre; Genel Ahlâk Esasları ve Temel İnsan Haklarına Saygı

(Hazırlayan: Fatma Betül Erişkin)

Üstat Ahmet Akgül’ün; Siyonizm Saptamaları

(Hazırlayan: Ali Çağıl)

Ahmet Akgül’e Göre; Yaratılış Sırları ve İman Unsurları

(Hazırlayan: Halil Yaman)

Ahmet Akgül’e Göre; Din İstismarcıları ve Devrim Simsarları

(Hazırlayan: Akın Cengiz)

Üstat Ahmet Akgül’e Göre; Tarikat Yozlaşması ve Tasavvuf İhtiyacı

(Hazırlayan: Abdussamet Çağıl)

Üstat Ahmet Akgül’ün; Adil Medeniyet Programları

(Hazırlayan: Osman Nuri Çelik)

Ahmet Akgül’ün; Tarih Yorumları – 2 Cilt

(Hazırlayan: Kâzım Gülfidan-Halil Altuntaş)

Üstat Ahmet Akgül’ün; İlginç Anıları ve Rüyaları

(Hazırlayan: Ramazan Yücel)

Ahmet Akgül’ün; İçtihad Perspektifi ve Orijinal Projeleri

(Hazırlayan: Abdullah Akgül)

Ahmet Akgül’ün; Hikmet Uyarıları ve Veciz Uyarlamaları

(Hazırlayan: Neslihan Bayraktar)

Üstat Ahmet Akgül Hocamızın; Tenkit (ve Tebrik) Yazıları – 2 Cilt

(Hazırlayan: Mus’ab Eryıldız-İsmail Erkut)

Ahmet Akgül’den; Siyaset ve Strateji Kuralları

(Hazırlayan: Necati Akgül-Ali Mert)

Ahmet Akgül’e Göre; Yönetme ve Liderlik Sanatı

(Hazırlayan: Yakup Gözübüyük)

Ahmet Akgül’ün Saptamalarıyla; Erbakan ve İnsanlık Davası

(Hazırlayan: Ahmet Cömert)

Ahmet Akgül’e Göre; Erdoğan ve Takımının Ayarı ve Tahribatları – 3 Cilt

(Hazırlayan: Nail Kızılkan-Sezai Kurt-Mehmet Sıtmapınar)

Ahmet Akgül’e Göre; Fetullah Gülen’in Perde Arkası

(Hazırlayan: Mehmet Akif Avcı)

Ahmet Akgül’ün Gözüyle; Farklı Kesimlerden İnsan Manzaraları – 2 Cilt

(Hazırlayan: Osman Eraydın)

Ahmet Akgül Üstadımızdan; Erbakan Hoca’ya Yönelik İthamlara Yanıtlar

(Hazırlayan: Necmettin Musa Bişkin)

Ahmet Akgül'den Kahramanlık Şiirleri (Hazırlayan: İsmet Sezgin)

Ahmet Akgül’den; Seçme Şiirler (Hazırlayan: Ömer Çağıl)

Ahmet Akgül'den Şiirler Harmanı (Hazırlayan: Orhan Yılan)

Ahmet Akgül'den Edep-İstikamet-Hikmet ve Hakikati Öğreten Şiirler

(Hazırlayan: Yalçın Gözübüyük-Erdem Kaya)

 

Hocamızın Önsözünü Yazdığı Milli Çözüm Yayınları:

Üstad Ahmet Akgül’ün Özgeçmişi ve Öğretileri

(Yakup Gözübüyük)

● Haykırış (Şiir - Ali Çağıl)

AKP Yönetimi ve Tahribat Yöntemi Sistem Tahlili ve Siyaset Tenkidi

(Nevzat Gündüz)

● Sözün Çözüme Dönüşmesi (Siyasi Fıkralar - Osman Eraydın)

● Ayar Aynası ve Nokta Atışı (Sosyal ve Siyasi Fıkralar - Erdoğan Bişkin)

Milli Çözüm Ekibinden: İlginç Rüyalar ve Manevi Uyarılar – 2 Cilt

(Hazırlayanlar: Fatma Betül Erişkin – Nail Kızılkan – Neslihan Bayraktar)

 

 

INTRODUCTION OF USTADH AHMET AKGÜL

 

Before the ADİL DÜZEN (JUST ORDER) conference at the Kyrgyzstan Arabayev University, which we were attended, an academician had introduced Ustadh Ahmet Akgül in the following way:

Ahmet Akgül is an outstanding scholar and thinker in Türkiye who amalgamate ideas of; Islamic principles and human needs, Atatürk's thoughts on change, Positive Nationalism, and social balance. He has written around 100 books, some in three volumes, all original and unique works. Ten of these books have been translated into English, Russian, Japanese, Persian, French and Arabic. He is considered the most distinguished disciple and follower of Türkiye's legendary Prime Minister Prof. Dr. Necmettin Erbakan. For about 40 years, he has participated in scientific conferences throughout Türkiye, Europe, and the Islamic world. He is a man of wisdom and a visionary who has sensed and explained significant developments in Türkiye, the region, and the world decades in advance, facing many difficulties and attacks, yet always proving to be right in the end. He is the editor in chief of the MİLLİ ÇÖZÜM MAGAZINE (A strategic magazine published in Türkiye) which closely followed by Türkiye's military and civilian senior bureaucrats, university professors, prominent writers and commentators, and state officials. Our Ustadh advocates for original ADİL DÜZEN (Just Order) programs based on reason, science, history, conscience, and the Quran, incorporating the beneficial aspects of capitalist, socialist, and liberalist systems while discarding their harmful elements. He is 74 years old and has five children. He leads a modest life, far from luxury and comfort, never accepting royalties for any of his books, magazines, articles or conferences with all expenses covered by about 40 voluntary and dedicated friends of the cause and for the sake of Allah. He maintains that it is forbidden to preach religion and knowledge for money, position, and personal gain, thus owing no favors to any group or power. Besides his nearly 105 books, our Ustadh has also prepared RELIGION and ETHICS textbooks suitable for scientific truths and the essence of Islam without adhering to any sects, for Primary School (grades 4-5), Secondary School (grades 1-2-3), High School (grades 1-2-3-4), and University (grades 1-2-3), topics often overlooked even by political parties and governments.

During our so special conversations, as his sincere students and followers, we asked him: 'How did you prepare these (over 100) books? How did you manage your time?' Our Ustadh Ahmet Akgül answered us in a way that would be an example and encouragement for us:

"1- Except for serious illness and major difficulties, for almost 60 years, I have never put off today's work until tomorrow, and even beyond that, I never attempted to delay the morning's work to the afternoon or the afternoon's to the evening. Because it was necessary not to waste my limited lifetime capital on idle pursuits, which the Quran warns against as 'LAĞVİYAT' (futile activities).

2- I never hesitated to listen to and learn from anyone who had knowledge and experience in a subject, even if they were much younger than me... or just an ordinary and simple person, because the biggest obstacle to learning and acquiring knowledge is pride and arrogance.

3- I have tried to read and understand every piece of writing and book by people, whether local or foreign, left-wing or right-wing, known or unknown to me, loved or disliked by me.

4- From these or from what I heard on TV programs and in conferences, I took notes of the information that I learned and found important, and never hesitated to write and convey them, mentioning their sources.

5- Without getting stuck on the whimsical desires and objections of my closest ones, my fellow companions, my Political Party members, those in active and competent positions... Or considering the account and favor of my personal comfort and interests, I never hid the TRUTHS that my mind and conscience found beneficial and right, nor did I wrap them in various covers to make them difficult to understand.

6- I strived to help all people whom I met on any occasion, whom I had enough closeness to drink a tea or share a traveling on a plane for an hour, to gain and enhance their moral and conscientious awareness and honor, and especially their eternal and spiritual peace. In other words, my aim was not to benefit from their position, resources and compliments, but to be beneficial to them.

7- Perhaps as a fruit and grace of these sincere goals and effortsAnd certainly, as a grace and blessing of Almighty God (Allah), thankfully, it became easy for us to read an average 700-page book in an hour or two, to read quickly, and to produce intended 10-page notes of congratulations and criticism about that book."

 

 

رسالة تعريفية لمعلمنا أحمد أكجول

قبل مؤتمر النظام العادل في جامعة قيرغيزستان أراباييف، والذي حضرناه، قدم أحد المحاضرين أستاذنا أحمد أكجول على النحو التالي: أحمد أكجول موجود في تركيا؛ إنه عالم ومثقف نادر جدًا يجمع بين المبادئ الإسلامية والمتطلبات الإنسانية، وفكر أتاتورك في التغيير والقومية الإيجابية والتوازن الاجتماعي. ألف حوالي 100 كتاب، بعضها في 3 مجلدات، وجميعها أعمال فريدة وأصيلة. 10 من الكتب؛ تمت ترجمته إلى الإنجليزية والروسية واليابانية والفارسية والفرنسية والعربية. البروفيسور الراحل، أحد رؤساء وزراء تركيا الأسطوريين. دكتور. ويعتبر من أكثر الطلاب المميزين وأتباع نجم الدين أربكان.
لقد حضر المؤتمرات العلمية في جميع أنحاء تركيا وأوروبا والجغرافيا الإسلامية منذ ما يقرب من 40 عامًا. إنه رجل حكيم تنبأ وشرح التطورات المهمة في تركيا ومنطقته والعالم قبل عقود، وتعرض للعديد من المشاكل والهجمات لهذا السبب، لكنه كان دائما على حق في النهاية. وهو رئيس تحرير مجلة الحل الوطني، التي يتابعها عن كثب كبار البيروقراطيين العسكريين والمدنيين، وأساتذة الجامعات، والكتاب والمعلقين المهمين، ومسؤولي الدولة في تركيا. ضد الأنظمة الرأسمالية والاشتراكية والليبرالية في العالم؛ فهو يحتوي على الجوانب الجيدة والمفيدة لجميعها، لكنه يترك الجوانب السيئة والضارة؛ سيدنا، الذي أعد ودافع عن برامج النظام العادل الأصلية القائمة على العقل والعلم والتاريخ والضمير والقرآن، يبلغ من العمر 74 عامًا وأب لخمسة أطفال. لا يتقاضى إتاوات أبدًا عن أي من كتبه أو مجلاته أو مقالاته أو مؤتمراته، ويعيش حياة متواضعة بعيدًا عن الترف والراحة، ويغطي نفقات كل ذلك بحوالي 40 من الرفاق المتطوعين والمخلصين في سبيل الله. المعلم الذي يدافع عن "حرمة التبشير بالعلم" وبالتالي لا يدين بالشكر لأي مركز أو حكومة. باستثناء ما يقرب من 105 من أعمال أستاذنا، حتى الأحزاب والحكومات تظل غير مبالية؛ الدين والأخلاق في المرحلة الابتدائية: 4-5، المرحلة المتوسطة: 1-2-3، المرحلة الثانوية: 1-2-3-4 والجامعة: 1-2-3، وفقاً للحقائق العلمية وجوهر الإسلام. ولكن بغض النظر عن أي طائفة، فقد أعد كتب العلم. خلال أحاديثهم المميزة جداً، كتلاميذه ومتابعيه المخلصين: "كيف أعددتم هذه (100) كتاباً يزيد عن مائة، كيف رتبتم وقتكم؟" أجاب أستاذنا أحمد أكجول على أسئلتنا كالتالي، ليكون قدوة وتشجيعًا لنا:



1- منذ ما يقرب من 60 عامًا، باستثناء الأمراض الخطيرة والصعوبات الكبيرة؛ ولم أؤجل عمل اليوم إلى الغد، كما أنني لم أحاول تأجيل عمل الصباح إلى الظهر أو عمل الظهر إلى المساء. لأنه لا ينبغي لي أن أضيع رأس مال حياتي المحدود في مساعي فارغة ومجانية يسميها القرآن الإلغاء ويحرمها

 

2- حتى لو كان شخصًا لديه معرفة وخبرة في موضوع ما، حتى لو كان أصغر منا كثيرًا... حتى لو كان شخصًا عاديًا وبسيطًا، فأنا لا أشعر بالإهانة أبدًا عند الاستماع إليه أو تعلم شيء ما، لأن أكبر عائق أمام التعلم والحصول على العلم هو الكبرياء والكبر

-3ما حصلنا عليه؛ حاولت أن أقرأ وأفهم كتابات وكتب الجميع، محليًا أو أجنبيًا، يساريًا أو يمينيًا، أعرفه أو لا أعرفه، أحبه أو أكرهه.
4- كنت أسجل المعلومات التي تعلمتها وأجد أهميتها منها أو مما سمعته في البرامج والمؤتمرات التليفزيونية، ولم أتردد قط في كتابتها ونقلها بذكر أصحابها
5- من خلال الوقوع في الرغبات والاعتراضات التعسفية من أقرب أقاربي ورفاقي وأعضاء الحزب وذوي المناصب ذات النفوذ والكفاءة... أو من منطلق حرصي على راحتي ومصالحي الشخصية، لم أخفي أبدًا الحقيقة التي قالها لي يجدها العقل والضمير نافعة ومفيدة، ولم أصعب فهمها بتغليفها بأغلفة مختلفة
6- كل الأشخاص الذين التقينا بهم في أي مناسبة وأصبحنا قريبين بما يكفي لتناول كوب من الشاي أو السفر لمدة ساعة على متن الطائرة؛ حاولت مساعدتهم على اكتساب وزيادة وعيهم الأخلاقي والضميري وكرامتهم، وخاصة سلامهم الروحي والعالمي. بمعنى آخر، كنت أهدف إلى أن أكون مفيداً له، وليس أن أستفيد من منصبه وفرصه ومجاملاته.
7- ولعل ذلك يعتبر ثمرة ومعجزة للأهداف والجهود المخلصة... وطبعا بفضل الله تعالى وفضله لا بد من قراءة كتاب ما يقارب 700 صفحة بسرعة في ساعة أو ساعتين. وتهنئة هذا الكتاب وانتقاده عمدا، والحمد لله أن إنتاج ملاحظات من 10 صفحات أصبح أسهل بالنسبة لنا.
أطيب التحيات…

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Yorumunuzu okumaktan memnuniyet duyarızx