Tuncay Güney denen sapık çocuk; devletin ve MİT’in yapamadığını, nasıl başarıyordu?
Kendi itiraf ve ifadesiyle:
- Göçmen bir aileden, Sabataist (Yahudi asıllı) oluyormuş..
- Jitem’den PKK’ya; Ergenekon’dan Pentegon’a her şeyi biliyormuş.
- ABD vizesiyle, CIA adın çalışıyormuş.
- İsmailağa tarikatına sızıp dervişlik taslıyormuş.
- Sonra Fetullahçılara katılıp yükseliyormuş.
- Samanyolu TV’de program hazırlıyor, Çiller ve Ecevit’i bile konuk ediyormuş.
- Em. Gn. Veli Küçük’le 100 sefer (Veli beyin ifadesiyle 26 sefer) görüştüğünü söylüyormuş
- Sık sık Kuzey Irak’a gidip Talabani ve Barzani ile buluşuyormuş.
- Bekaa’ya gidip A. Öcalan’la görüşüyor. Doğu Perinçek fotoğraflarını getirip MİT’e veriyormuş.
- Büyük Birlik Partisinin kurulması için Fetullah Gülen’den aldığı parayı getirip bizzat Muhsin Yazıcıoğlu’na teslim ediyormuş.
- Ve şu anda Kanada Toronto’da bir sinegokta haham yardımcılığı yapıyormuş. Bu arada dost ve yoldaşlarının cinsel arzularını da karşılıyor, onlara oğlanlık yapıyormuş.
- Doğu Perinçek önce Adnan Menderes, Turgut Özal gibi, Tayip Erdoğan’ın ortadan kaldırılmasını ve böylece Türkiye’nin önünün açılmasını istiyormuş. Ancak şuan pasif duran Ergenekon’un bir numarası buna engel olmuş..
- MİT Fetullahçıların güdümüne girmiş bulunuyormuş.
- Kanada’dan Türkiye’ye gelse, kesinlikle öldürüleceğini biliyormuş.
Şimdi soralım;
1- Ülkemiz, bölgemiz ve dünya çapınca bu denli etkili ve tehlikeli görevleri: 1972 Çorum-Kargı ilçesi doğumlu bir çocuk kotarırken, bizim MİT’imiz, Emniyetimiz, Askeri İstihbarat birimlerimiz ne yapıyordu.
2- Veya şöyle soralım: Türkiye’yi kimler yönetip yönlendiriyordu? İşte buna demokrasi deniyordu!
3- Bu “ağzı delik sır küpü” Tuncay Güney Yahudisi, Ergenekon’la ilgili her şeyi deşifre ediyor da, şu 1. numarayı niye hala gizliyordu?. Tuncay Güney’in bildiğini, bunca kocabaş AKP’li yetkililer nasıl bilmiyordu? Bunların hepsi aval mı oluyordu?
4- Ergenekon oluşumunu çökertmekle övünen şu AKP’li kahraman çete avcıları ve bağımsız yargımızın korkusuz savcıları, şu 1. numarayı öğrenmek ve üzerine gidip örgütü temelinden çözmek için niye hiçbir gayret göstermiyor, hatta merak bile etmiyordu?.
Yoksa şu rezil Tuncay Güney’in her sözünü delil sayan yetkililer bu kadar derine inmeye ve çıbanları kökünden deşmeye gerek görmüyor muydu?.
5- Ergenekon’a yöneltilen “iktidara karşı darbe hazırlığı” iddialarının dayanağı sayılan günlüklerin yazarı ve bu belgelerin asıl kaynağı olan emekli Paşa Özden Örnek niye hala sorgulanmıyor, tanık bile yapılmıyordu?.
6- Tuncay Güney’in Fetullah Gülen yapılanması ve Sancak Holdingin sahibi olan işadamı ile ilgili sözleri, emniyette niye çıkarılmış ve savcılığa yollanmamıştı?
7- Eğridir Dağ Komando eğitim alanında hatıra olarak boş kovan almak isteyen devlet bakanı Cemil Çiçek’e Sn. G.K. Başkanı “aman ha, bu boş kovanlar yüzünden sizi de Ergenekon’la irtibatlandırıp içeri almasınlar!?” şeklindeki esprisiyle acaba Ergenekon davasındaki tutuklama ve suçlamaların ne denli tutarsız ve dayanaksız olduğunu imaya mı çalışmıştı?
Yoksa…!?
a) Tuncay Güney denen sapık çocuk, CIA ve MOSSAD tarafından yıllarca ve horca kullanılıp şimdi saf dışı etmeye karar verdikleri Ergenekon piyonlarını, deşifre etmek üzere mi, bir gözlemci olarak bu gizli ve kirli ilişkilere sokulup şahit yapılmıştı?.
b) Ergenekonun 1 numarası olan kişiye, hala yaptıracakları bir çok hıyanet ve cinayetler mi var ki, onu hala gizli tutuyor ve bunu bir şantaj unsuru olarak kullanıyordu?.
c) Her sözü muteber ve geçerli bir belge olarak kabul edilip iddiaya mesnet yapılan Tuncay Güney Yahudisinin: “AKP’yi kapatmama karşılığı, Ergenekon sanıkları, birkaç kişi dışında, serbest bırakılacak!” ifadeleri niye değerlendirmeye alınmamıştı?.
d) Yıllar önce “Bunların CIA-MOSSAD, GLADYO bağlantılarına, Siyonist ve emperyalist patronlarına selam durup, Susurluk gibi kukla ve kuyruk piyonlarıyla uğraşıp kahramanlık taslamanın ve halkı avutup aldatmanın sonu fasa fisodur” diyen Erbakan Hoca’ya saldırıp salya akıtanların, bir kısmı, bugün aynı şeyleri Ergenekon davasıyla ilgili dile getiriliyor. Peki Erbakan’dan hiç özür dilemeleri gerektiğini düşünmüyorlar mı?.
e) Tuncay Güney’in: “MİT ve Emniyet Fetullahçıların güdümüne girmiştir.”
“Tayip Erdoğan’ın kazanması Ergenekoncuları tedirgin edip telaşa sevk etmiştir” şeklinde ki sözleri, yoksa Siyonist merkezlerin, toplumu AKP’ye yönlendirmek, Fetullahı çok güçlü ve etkili gösterip herkesi onlara mahkum ve mecbur hale getirmek üzere, bir psikolojik palavra ve propagandamıydı?.
Ergenekon sanıkları birbirlerini tanımıyor ve takmıyordu!
Ergenekon terör örgütü davasının 16’ncı duruşmasına sanıkların birbirleri hakkında hakaret içeren sözleri damgasını vurmuştu. Dün savunmasını yapan Gazi Güder, sanık Ayşe Asuman Özdemir’in ‘agresif ve konuları saptırarak yanlış bilgiler aktaran bir kişi’ olduğunu söylüyordu.
Halil Behiç Gürcihan ise sanıklardan Ümit Sayın ve Özdemir’i iftiracı olarak suçluyordu. Danıştay saldırısından sonra Muzaffer Tekin’le röportaj yapıp bunu sitesinde yayınlamasını isteyen Mehmet Zekeriya Öztürk’le kavgalı bir şekilde arkadaşlığını bitirdiğini anlatan Behiç Gürcihan, SESAR Başkanı İsmail Yıldız’ı da eleştiren yazılar yazdığını hatırlatarak savunmasında, örgütün darbeden medet uman yapısı ile tamamen zıt görüşlere sahip olduğunu belirtiyordu.
Savcı Mehmet Ali Pekgüzel, Gazi Güder’e, Ayşe Asuman Özdemir’in kendisine gönderdiği elektronik postaları niçin Kuddusi Okkır’a yönlendirdiğini ve yine Özdemir’in gönderdiği Atabeyler davası sanığı Murat yüzbaşı ile ilgili e-postayı da Okkır’a ilettiğini hatırlatan Pekgüzel, “Murat yüzbaşıyı tanıyor musunuz? Asuman Hanım’ın gönderdiği elektronik postaları Okkır’a gönderme huyunuz var mı?” sorularını yöneltiyordu. Güder, bu iletileri öylesine ‘forward’ ettiği yanıtını veriyordu. Savcı Nihat Taşkın ise Özdemir tarafından gönderilen, Danıştay olayından sonra Muzaffer Tekin ile Zekeriya Öztürk’ün arasının açıldığı yönündeki bilgilerin yer aldığı e-postayı sormuştu. Gazi Güder, bunun da dedikodu mahiyetinde olduğunu savunmuştu.
Gazi Güder’in, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Türkan Saylan’ın cinsel hayatına ilişkin mailleri bazı sanıklara gönderdiği de anlaşılıyordu. Savcı Pekgüzel, “Bu mailleri neden Okkır’a gönderdiniz?” diye sorunca “Maili Özdemir’e gönderdim. Herhangi bir amacım yoktu. Pek çok maili okumam.” Diyordu.[1]
Şimdi, birbirinden bu denli kopuk, birbirine bu denli soğuk ve her biri kendi başına buyruk bu insanlar mı “Organizeli Terör Örgütü” üyeleriydi?
Bunlar mı hükümeti ve mevcut anayasal düzeni zorla ve silahla değiştireceklerdi?
Haa bunlardan bazılarını NATO ve GLADYO’nun hazırladığı, CIA ve MOSSAD’ın kullandığı kesindi. Bunlara bir takım cinayet ve melanetlerin işlettirildiği de belliydi… Ama AKP ve benzeri iktidarları da, ılımlı İslamcıları da PKK yı da, Hizbullahı’da yine aynı şeytani merkezlerin desteklediğini de artık herkes bilmekteydi.!?
Tuncay Güney’in parlatılması:
Ergenekon Tertibi 1998 yılında başlatılıyor. Tuncay Güney, Eymür ile Fehmi Koru’nun tehdit ve vaadiyle 2000 Temmuz’unda ABD’ye gidiyor. Dönüşte, Emniyet İstihbaratı teknik takip başlatıyor. 2001 Mart’ında Kıvrıkoğlu Genelkurmay Başkanı iken ismini hangi kuvvet fezlekeye geçirttiğinin hatırlanması gerekiyor. Tuncay Güney Ergenekon tertibini resmileştirmek için öğretilenleri söylüyor.
M. Ali Birand’ın 32. Gün programında haham kılığı ve bu sözleriyle iz bıraktı. Verilen rol sahneleniyordu.
Fehmi Koru’nun şantajı
Cumhurbaşkanı makamında oturan Abdullah Gül’ün sırdaşı, Tayyip Erdoğan’ın akıl hocası Fehmi Koru, 6 Haziran 2000’de Yeni Şafak’ta Taha Kıvanç imzasıyla şantaj yapıyordu: “Türkiye’yi sarsacak bazı cinayetlerin nasıl işlendiğini biliyor, onları açığa çıkartsa belki ‘yılın gazetecisi’ seçilebilecek adam; ama bunu yapmak yerine… sıkıntı çekiyor.”
Mehmet Eymür – Fehmi Koru paslaşması
Fehmi Koru’nun bu yazsından iki gün önce Mehmet Eymür, Amerika’dan Tuncay Güney’e istihbarat jargonuyla sert bir uyarı yapıyordu. Eymür’ün atin adlı internet sitesinde Tuncay Güney’in 1997 yılında kaydedildiği söylenen bir telefon konuşması yayımlanıyordu. Fehmi Koru, Eymür’le paslaşarak, CIA’nın gücünü arkasına alarak, Tuncay Güney’e görevini bildiriyordu.
Büyükelçi düzeyinde ilgi
Tuncay Güney, New York’a gittiğinde Cennedy Havaalanında karşılanıp The Marmara Oteli’ne yerleştirildiğini söylüyordu.
Tuncay Güney, Türkiye’de ABD resmi görevlilerince üst düzey kabul görüyordu. Akşam gazetesinin eski Genel Yayın Yönetmeni Behiç Kılıç, Tuncay Güney’i şöyle anlatıyor: “O dönemde Refah Partisi’nin Hatay Millet Vekili, Amerikalıların İskenderun üzerinden Irak’ın kuzeyine silah sevkiyatı yaptığına dair önerge vermişti. Konunun üzerine gittik… İstanbul’daki Amerikan Konsolosluğu, basın ataşesi vasıtasıyla ‘Böyle giderseniz ilişkimiz bozulur’ şeklinde bir ültimatom verdi bize. Biz de sert tepki gösterdik. O tepkiden sonra Tuncay o ültimatomda imzası olan ve sonradan, İkinci Körfez Harekâtı sırasında Ankara Büyükelçisi olan diplomatı ve basın ataşesini aldı gazeteye getirdi. Çok şaşırdık bu ilişkiye… O diplomat, bizimle olması gerektiği kadar mesafeli, ama onunla son derece yakın. Ve Tuncay Güney tek kelime İngilizce bilmiyor…”
Grossman başrolde
Tuncay Güney, İstanbul Emniyeti’ndeki sorgusunda bu diplomatın Marc Grossman olduğunu söylüyor. Grossman 1994-97 arasında Türkiye’de büyükelçilik yaptı. 28 Şubat’tan sonra ABD Dışişleri Bakanlığı’nda önce personelden sorumlu genel müdür, Bush döneminde ise ‘Bakanlığın üç numarası’ oldu. Siyasi işlerden sorumlu Bakan Yardımcısı Marc Grossman, Musevi kökenli. Türkiye’de Ilımlı İslam’ın iktidar olmasını neredeyse kişisel sorumluluğu saymış, Refahyol hükümetinin kurulması için Çilleri ikna ettiği, Erbakan Hoca’yla başa çıkamadıkları için de, sonunda 28 Şubat’ı tertiplediği biliniyor. AKP’nin de ebesi. Kuruluşundan itibaren her zaman devrede. ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz ile birlikte Türkiye’ye Büyük Ortadoğu Projesi’ne göre şekil vermekle yükümlü.
Marc Grossman, ABD’nin çıkarları için Ergenekon Operasyonu’nun sorumlusu gibi görünüyor.
Fethullahçı Gladyo CIA’yı temize çıkarmaya çalışıyor
Daha önemlisi, bu sorguda Fethullahçı polis şeflerinin Tuncay Güney’e iki kez söylettirilen ifade şöyle:
“Biz silahları veriyoruz PKK’ya, CIA veriyor şeklinde yansıtılıyor!”
Bu ifadenin düzmece olduğunu Tuncay Güney de itiraf etmektedir. Yedi yıl sonra Saygı Öztürk’e aynen şöyle söylüyor:
“Ben Kuzey Irak’a silah götürülmesi konusunu anlatmadım. Zorla bazı konular bana empoze edildi. (…) Ne söylememi istedilerse kameraya söyledim. (…) Bilmediğim konuları da yazıp bana imzalattılar.”
Washington Post’tan bir hafta sonra
Tuncay Güney’in Mülakatı’na eklendiğini söylediği, TSK’nin Kuzey Irak’a silah kaçırdığı suçlaması, o günlerde CIA tarafından piyasaya sürülüyor.
Bu da ispatlı!
23 Şubat 2001 tarihli Washington Post ve 16 Şubat 2001 tarihli New York Times, “Türk komutanlarının Irak sınırında kaçakçılık yaptıklarını” yazıyorlar. Genelkurmay Başkanlığımız bir açıklama yollayarak, haberi yazan Jim Hoagland’ı ve adı geçen gazeteleri “İftiracı” ilan ediyor.
CIA, bu kez uydurduğu yalan haberi İstanbul Emniyet İstihbarat Şubesi’ndeki adamları aracılığıyla Tuncay Güney’in ifadesine koyduruyor. Hıza bakınız, bir hafta sonra! CIA, Türk Ordusu’na cevabını Fethullahçı polis şefleri üzerinden veriyor. O kadar ki, bu yalana Tuncay Güney bile katılmıyor, ifadesine sorgucuların marifetiyle ekleniyor.
Tertibin her aşamasında CIA ile Fethullahçı Gladyo işbirliğini kanıtlayan çok çarpıcı bir olgudur bu!
Hürriyet Gazetesinin Yahudi havarisi bay Oktay Ekşi bile, ucu kendilerine dokununca, Tuncay Güney ayakçısına ateş püskürüyor ve CIA-MOSSAD’ı aklamak gayretiyle, MİT’in lağvedilmesini istiyordu. Şöyle diyordu:
MİLLİ İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) lime lime döküldüğünü, uyumayan her Türk vatandaşı gibi biz de biliyorduk ama gerçeğin bu kadar somut bir şekilde karşımıza çıkabileceğini doğrusu tahmin etmiyorduk.
Abdurrahman Şimşek imzasıyla Sabah’ta yayınlanan, sonra doğruluğu MİT tarafından resmen kabul edilen belgeye göre, Ergenekon davası iddianamesinin dayandığı bilgileri verdiği bilinen Tuncay Güney isimli yaratık, aslında MİT’in bir şekilde ilişkili olduğu bir haber elemanı imiş. Bu örgütün, önce kovulan, sonra Tansu Çiller tarafından tekrar göreve alınan, kime ne amaçla hizmet sunduğu anlaşılamayan Mehmet Eymür isimli MİT mensubu hesabına çalışıyormuş. O dönemde aynı zamanda “gazeteci” imiş. Ama bir aşamada hangi kirli işe bulaştıysa polisin eline düşünce deşifre olmuş.
Peki suçluyu MİT ne yapar?
Derhal adaletten kurtarır.
Güneydoğu Anadolu’nun Yeşil namlı katili Mahmut Yıldırım‘ı da Ankara Emniyet Müdürlüğü’nden kurtarıp -işkence sonucu ihtiyaç duyulan- tedavisini yaptırdıktan sonra MİT mensuplarıyla birlikte Atatürk Havalimanı’nın VIP Salonu’ndan geçirerek, Beyrut’a gönderen ve izini kaybettiren de MİT değil miydi?
ASALA isimli Ermeni terör örgütü 1973‘ten 1984‘e kadar yani 11 yıl boyunca 43 (rakam bir fazla iki eksik olabilir) diplomatımızı öldürdüğü sırada hemen hiçbir şey yapmadan ortalıkta dolaşan da MİT idi. Sonra Abdullah Çatlı isimli şerirle işbirliği kurup ona Avrupa’da bir şeyler yaptırdıkları ileri sürüldü ama neyin ne kadar doğru olduğu hiç anlaşılamadı.
Bizim MİT devletin başındakilerin bir an önce öğrenmesi gereken önemli bilgileri onlara haber vermekle yükümlüdür değil mi?
Geriye doğru bakın, bu teşkilat hiçbir askeri darbe teşebbüsünü hiçbir zaman hiçbir Cumhurbaşkanı’na veya Başbakan’a haber vermiş değildir.
Dahası… Şimdi görülen Ergenekon davasına ilişkin bilgiler de meğer 2001 yılında MİT’in elindeymiş. Onları da birkaç yıl öylece kendine saklamış, sonra yani “eşref saati” gelince tutup Başbakanlığa göndermiş.
Böyle istihbarat teşkilatı olur mu?
Sanırsınız ki bu durum son zamanlardaki şu veya bu isimli yöneticilerin eseridir.
Hiç alakası yok. Ankara‘da gazetecilik yaptığımız 1952-74 arası dönemden biliriz. Sözde “mensuplarını kimsenin bilmemesi gereken” bu teşkilat, 1959 yılında Ankara‘daki Kurtuluş Parkı‘nın karşısında, sadece kendi mensuplarına ait bir yapı kooperatifi aracılığıyla onları tek apartmanda topladı. Üstelik binanın temel atma törenine bütün kadro katılarak gazetecilere poz verdi.
Adeta o binaya girip çıkarken fark edilemeyenler de kolay tanınsın istermiş gibi, tuttular Kavaklıdere‘de bir bina kiraladılar. Onun kapısına “Başbakanlık Prensipler Dairesi” gibi bir tabela koyup kendilerini bir de orada teşhir ettiler.
Böyle bir teşkilata yapılacak ilk şey, bir gün beklemeden onu lağvedip, adam gibi yani yeni bir istihbarat teşkilatı kurmaktır.”[2]
Cüneyt Ülsever:
Ergenekon TSK’ya gözdağı vermek için
Cüneyt Ülsever, 22 Ekim’de Hürriyet’teki köşesinde aynen şöyle yazdı:
“ABD’ye göre süreci Batı lehine götürebilecek kurum AKP, bu sürece engel olan kurum ise TSK’dır!”
“(Ergenekon’la) bana göre gözdağı TSK’ya verilmektedir.”
“Amaç, Türkiye’yi ABD Irak’tan çekildikten sonra bölgede Kuzey Irak’ın hamisi yapmaktır. Hükümet buna razıdır, ancak TSK direnmektedir. Bir süre beklenmiştir, hükümet anlamlı bir adım atamayınca bir yıldır ve son dönemde artan şiddette TSK’yı karar mekanizmasında sistem dışına çekmek için çeşitli yöntemler denenmektedir.”
“Ancak davanın açılımını yapan ana omurgayı ne idüğü belirsiz Tuncay Güneyin evinde ele geçirilen “çuvallar dolusu” belgenin oluşturması beni daha çok ilgilendiriyor.”
“Tuncay Güney… başarılı bir taşeron olduğu aşikar. Birileri hala edemeyeceğimiz kadar çok dokümanı toplamış, zamanı ve gereği gelince de servis etmesi için Güney’e vermiş.”
Uluslararası Avrasya Hareketi lideri Rus Alexander Dugin’in itirafları:
Rusya’nın önde gelen gazetelerinden Kommersant, 21 Ekim günlü sayısında Ergenekon Davası’na geniş yer ayırdı.
Uluslararası Avrasya Hareketi lideri Alexander Dugin’in adının iddianamede sık sık geçtiğini hatırlatarak, “Meğer Türkiye’deki iktidara karşı darbe girişiminin beyni Moskova’daymış! Üç Türk savcının görüşüne göre, Alexander Dugin’in darbecilerin fikir babası olduğu ifade ediliyor” diye yazdı.
“Ergenekon”da Rusya parmağının “kanıtları”!
Kommersant’ın haberi şöyle devam ediyor:
“Önemli sanıklardan İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek’in defalarca Rusya’yı ziyaret ettiği biliniyor. Bir başka önemli sanık, İstanbul Üniversitesi Eski Rektörü Kemal Alemdaroğlu da, Moskova MGU Üniversitesi’yle işbirliği anlaşması imzalamıştı. Emekli General Şener Eruygur ise, yine Rusya’dan empoze edilen fikirlerle Türkiye’nin NATO’dan çıkarak Shangay İşbirliği Örgütü’ne katılmasını, Rusya ve İran’la birlikte bölgede yeni bir askeri ittifak oluşturulmasını önermişti. Sanık olarak aranan Eski Jandarma İstihbarat Dairesi Başkanı General Levent Ersöz’ün ise izini Rusya’da kaybettirmesi Ergenekon davasında Rusya parmağının son tartışma götürmeyen delili olarak gösteriliyor. Hatta Rus istihbaratının Dugin üzerinden Türkiye’deki olaylara müdahale ettiği söyleniyor.”
[1] Zaman /21-11-2008
[2] Hürriyet / 27 11 2008

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
ALLAH RAZI OLSUN HER ZAMAN YAZILARINIZI TAKİP EDİYORUM. TÜRKİYE VE DÜNYA MESELELERİNE ÇOK GÜZEL YORUMLAYEYORSUNUZ…
İşbirlikçi zurnalar! İşbirlikçiler, Siyonist ve emperyalistlerin elindeki ZURNA gibiydiler! Siyonist ve emperyalistler, işbirlikçi zurnalara nasıl…
AKP’nin "Terörsüz Türkiye" maskesi altında aslında nasıl bir iş birlikçilik içinde olduğunu ve ülkemizi adım…
İçsel Devletin Anatomisi. Ruhun Sürgünü ve Nefsin İhtilali… İnsan ruhu, farklı birimlerin çalıştığı devasa bir…
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla… ”Ki; (kıyamet ve mahşerde) kişi o gün, kendi öz kardeşinden kaçacaktır;…
Şimdi koca, ömrüm kayıp Şerre uydum, Hak’tan cayıp Yeter artık, utan ayıp Neler ettin, nefsim…
Siyonizmin ülkeleri böl parçala yut stratejisinin akıl babalarından ve geliştiricilerinden ilham alan sözde milli dayanışma…
TÜRKİYEM UYAN ARTIK! Ahlaki, manevi, sosyal ve ekonomik yönden bu kadar çürümüşlüğün ve çöküşün olduğu…
Yine içimizi dışa döken, halimize ayna tutan bir yazımız olmuş, elhamdülillah!İnsan denen mahlûkatın kâinat ile,…
Makalenin içeriği son derece öğüt verici ders verici tefekküre boğucu uyanık olmamızı ve böylesi bir…